23 Aralık 2012 Pazar

9. Ay ♥

21:30:00 6 Comments

Bu ay yazini uzun uzun yazamayacagim bal kizim. Su an ananenin evindeyiz, internet baglantimiz cok zayif ve sinirli bu yuzden cok uzun suruyor yazmam ve resim yuklemem. Yine de bu ay yazini ihmal etmek istemedim. Artik oyle buyudun ki her tavrini hayranlikla takip ediyorum. Ay ortasinda emeklemeye basladin nihayet ve artik seni tutabilmek imkansiz. Sanki cok uzun zaman onceydi seni emekletme cabalarimiz oyle hizli gelisiyor ki becerilerin. Yine de yurumeyi emeklemeye tercih ediyorsun. Benim yanima dogru emekleyip ellerime vuruyorsun almam icin :)

Ancak emekleme becerinin sirasi bizde soyle oldu. Once karin ustu dururken veya sirt ustu yatiyorken donerek oturmayi ogrendin. Bunun icin kopek pozisyonunda durup geri geri ellerini cektin ve oturdun. Oturmayi ogrendikten sonra emekleme konusuda cesaretin geldi, cunku istedigin zaman durup oturabilecegini biliyordun artik. Emeklerken yatip dinlenmeyi sevmiyordun cunku. llk gunlerde birkac adim gidip oturuyor sonrta yine gidip oturuyordun yani dinlene dinlene ilerliyordun. Ardindan mesafeleri uzattin, simdi dinlenmeden cok uzun sure gidebiliyorsun.

Bu ay bir cok yeni sey oldu ama en onemlisi tekrar Turkiye'ye gelmemiz nedeniyle aile buyuklerinle karsilasmandi herhalde. Hepsine once mesafeli davrandin ama simdi cok alistin ve kucaklarina gidiyorsun beni aramiyorsun bile :) Herkesin seni nasil bulacagini cok merak ediyordum. Ailemizin en yaramaz ve hareketli bebegi olan Egehan'dan bile daha kuduruk oldugun herkes tarafindan onaylanmis durumda suan. Halimi goren aciyor sen bununla nasil basediyorsun diyorlar bana :/ Ben diger bebekleri gorup kiyaslama yapma sansim olmadigi icin bunun farkinda degildim ama hic bir durumundan sikayetci degilim, zaten bir gulusun tum yorgunlugumu silmeye yetiyor.

Nice aylara bal kizim ♥


14 Aralık 2012 Cuma

Puk Fashion Blog Teması

15:29:00 6 Comments
Ne istediğini bilen kişilere tema yapmaya bayılıyorum. Çok severek yaptım ve oldukça da beğendim sonucu :) Yepyeni bir moda blogu Puk Fashion. Ben de merakla yazılarını bekliyorum. Barkod şeklindeki headerı konseptle çok uyumlu oldu gerçekten.

Yarın sabah daha gün doğmadan yola çıkacağız. Önce Budapeste'ye trenle ardından uçakla Hollanda'ya, orda biraz gezip tozduktan sonra ( bu havada nasıl olacak bakalım) Salı günü Amsterdam'dan Istanbul'a uçacağız ve ocağın ilk haftasına kadar orda olacağız.

Yılbaşını da orda geçireceğimiz için çok sevinçliyim. Ayrıca acaba Helo'yu büyümüş bulacaklar mı, o nasıl tepkiler verecek heyecanlanıyorum.

13 Aralık 2012 Perşembe

Erkek Fatma Helo

11:52:00 10 Comments
Haftaya Türkiye'de olacağız inşallah. Daha bir ay öncesinden kızımızı ele güne hazırlamak için derslere başladık :) Hadi kızım dede de, hadi kızım bay bay yap, hadi kızım gel babası gel nasıl yapıyormuş göster vs. Topluluk içinde bebeğin marifetlerini göstermek anne babalığın şanından değil midir? Biz de kızımızla gurur duyalım istedik (!)

Malesef bizim Helo çok afacan çıktı. Yemem ben bu numaraları ben maymun muyum her dediğinizi yapıcam çekin gidin başımdan tavırlarında sürekli. Ben ona gel babası gel yaparken bu kadın neden böyle aptalca davranıyor der gibi yüzüme bakıyor. Nitekim öğretmeye çalıştığım bu tarz şeyleri yapmıyor.

Elbette ki Aziz Nesin'in Şimdiki Çocuklar Bir Harika kitabındaki gibi harika çocuklar yarışı yaptırmak en son istediğim şey, umrumda bile değil bunları yapıp yapmaması. Fakat ciddi ciddi düşündüm bu kız neden yapmıyor öğrettiklerimi, acaba öğrenme bozukluğu mu var diye.

Sonra kocimle kafamızdan bir liste yaptık. Şunu öğrendi mi tick, bunu öğrendi mi tick, bunu yapıyor mu hayır... şeklinde. Gördük ki öğrendiği bir çok şey var ama bazılarını da öğrenmiyor, ve ya öğreniyor ama yapmıyor bilemeyeceğim. Her bebek öyle mi bilmiyorum ama ona verdiğim bilgilerde seçici davrandığını, hoşuna gidenleri yapıp, gitmeyenleri yapmadığını, onun da bir tercihi& karakteri olduğuna kanaat getirdim.

Bazı şeyleri ise ben hiç göstermediğim halde kendi kendine öğrenmiş. Mesela yaklaşık bir aydır krem şişesinin tık diye açılan kapağını ağzıyla açıyor ve bunu şuan öyle ustalıkla yapıyor ki kapaklı tuzluk, her türlü kapaklı şişe anında açılıyor.

Bir süredir bizim bardaklardan su içmek istiyordu. Ben de veriyordum, bir de ona ufak shot bardaklardan aldım onunla içiyor suyu. İki gündür ise su içerken bırr yapıp baloncuklar çıkarmaya başladı. İlla ki yapacak, su içmek için çırpınıyor ama meğer niyeti su içmek değil oyun yapmakmış.

Bir de nasıl öğrendi hiç fikrim yok harika futbol oynuyor. Ne bir maç izledi ne de bizden gördü (ama hamileyken kocamla karşılıklı paslaşma oynuyorduk, acaba  zaman mı öğrendi :)). Topu ayağıyla sürüme, karşılıklı paslaşma konularında kırk yıllık oyuncu gibi bacak hareketleri yapıyor. Cem bile şaşıyor. Top gelirken ayağını koyup durduruyor, top geri kaçmışsa bacağını geri atıp çekiyor falan. Tekme vuruşları da süper, babası mest oluyor.

Dahası bu işi ilerletti, artık bir çok oyuncağına erkek çocukları gibi tekme atıyor. Zaten hareketleri de erkek gibi. Mesela mama sandalyesinde bir dizi havada, bir kol taksi şoförü gibi dışarda oturuyor, keza bebek arabasında da kol hep dışarda.

Dün akşam da "erkek çocuğum olsaydı nasıl olurdu diye hiç merak etmiyorum artık " dedi babası ya artık daha ne olsun :)


12 Aralık 2012 Çarşamba

Son Temalar : Yemek Bir Aşk ve Paticookie

02:06:00 6 Comments

Son günlerde durmadan tasarım yapıyorum ve ortaya gerçekten içime sinen tasarımlar çıkıyor. Her yeni tasarım benim için kendimi geliştirmek açısından bir fırsat ve her birinde yeni şeyler öğreniyor, deniyor ve keşfediyorum. Öğrendikçe bloggerı daha çok seviyorum.

İlk tasarım şahane görsellerle dolu bir yemek blogu Yemek Bir Aşk. Aslında oldukça popülermiş de ben son zamanlarda annelik bloglarına taktığımdan yemek bloglarını gezemez oldum :) Bu tasarımda  ferah ama şık unsurlar kullandım ve bir farklılık oluşturdum. Bloga gidip de bakarsanız yemeğin tarifinin verildiği kısım özel bir fontla ve ayrı bir çerçeve içinde görünüyor. Sanki blog içinde bir tarif defteri gibi olsun istedim.


Paticookie ise herhalde bugüne kadar yaptığım en orjinal logoya sahip blog oldu. Mevcut seçilmiş olan kedi resmini de kullanarak pati görselleriyle donandığında sevimli bir hale geldi. Yine de tasarımı ferah tutmaya çalıştım ve bence oldu da :)

Sahiplerinin iyi günlerde kullanmasını ve ziyaretçilerinin keyifle sayfalarında gezinmelerini diliyorum.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Helo'nun İlk Sert Tabanlı Ayakkabısı

12:50:00 5 Comments

Birkaç gündür burda kar var her yer bembeyaz şahane oldu. Kızımla pek çıkamadık ama dün çıktık ve aşağıdaki resmi çektim, twitterda paylaşmıştım. 

Ben de bir süredir ona ayakkabı almak için bakınıyordum internette. Burda malesef neyi nereden alabileceğimizi bilmiyoruz. En ufak şeyde bile önce araştırma yapmam gerekiyor. Dün akşam da avm ye gidip ayakkabı mağazalarını gezdik. Resimdekini zorla bulduk.

Galiba bu sert tabanlı ayakkabılar (hani bebek ayakkabıları böyle yumuşak patik gibi oluyor ya onlardan istemiyordum) 20 numaradan itibaren başlıyormuş. 20 numara da şu an için oldukça büyük. Bir tek bu modelin 19 numarası vardı, ben de onu aldım.

Kızım henüz yürümüyor ama kollarından tutup onu yürütmemi istiyor. Gün içinde evde bütüüüün gün geziyoruz. Dışarı çıktığında da arada yürüttüğüm için bebek patikleri yetersiz kalıyor sıcak tutması için. Alır almaz denediğimizde çok sevdi. Ayaklarını tak tak vurarak yürümeye başladı :)



6 Aralık 2012 Perşembe

Bebek Kulaklarında Şekil Bozuklukları, Kepçe Kulak Tedavisine Dair

13:47:00 15 Comments
Kızımın kulaklarında bir miktar kepçelik var. Hem annesinde hem babasında farklı biçimlerde bu özellik olduğu için beklenilmeyen birşey değildi aslında. Doğduktan sonra bu duruma bir süre kafayı takmıştım ve üzülmüştüm. İleride arkadaşları falan dalga geçer diye. Ancak daha sonra annemin de dürtmesiyle, 9 ay boyunca karnında taşırken her gün sağlıklı olsun diye dua ettikten sonra, yaradan sağlıklı bir bebek verdiği halde bu ayrıntıya takılmanın nankörlük olduğunu anlayıp, tövbe edip şükrettim. Çok şükür her uvzusu sağlıklı yüzü ay parçası gibi güzel (sizden gelen yorumlara göre) bir kızım var.

Kızımın 3-4. ayları arasında Türkiye'deydik. O zaman annemlerin komşusu olan bir abla, kendi kızının da doğduğunda öyle olduğunu, sürekli saç bandı takarak henüz çok yumuşak olan kulağın kıkırdak yapısının bandın zorladığı şekilde sertleşeceğini ve kepçeliğin düzeleceğini söylemişti. Ondan sonra bant takmaya başladım ama gerek havaların çok sıcak oluşu, gerek kıpırdak kızımın bantı sürekli gözlerinin üzerine düşürüp ağlamasından dolayı çok dengeli yapamadım bu işi. Havalar soğuduğunda ise kızım artık eliyle bantı çıkarmaya başladı, şimdi ise kesinlikle taktırmıyor, şapkalarını bile çıkarıyor yaramazım.

Dün internette tamamen alakasız birşey ararken bir siteye rastladım. Ear Buddies sitesinde doğuştan olan kulak deformasyonlarının bebekler yeni doğduğunda bir çeşit aparat kullanarak düzeltilmesine yardımcı ürünler satılıyormuş. Siteyi inceledim, mantık yukarıda yazdığımla aynı. Öncesi ve sonrası resimleri o kadar dikkat çekici ki, bundan daha önce haberdar olmadığım için çok hayıflandım.


Resimde görüldüğü gibi, bebeğin kulağına şekil vermek için aparatlar var. Bunlar zararsız ve canını yakmacak şekilde dizayn edilmiş. Bir de kulağın arkaya yapışması için özel bantlar tasarlamışlar.Çok değişik biçimlerde kulak sorunları oldukça iyi hale gelmiş burada öncesi ve sonrası resimleri mevcut.

bir de bantlar var

Bu aparatlar ne kadar erken kullanılırsa o kadar çabuk sonuç alınıyormuş.

Doğar doğmaz kullanılmaya başlandığında 2 hafta
1 aylıkken 1 ay
2 aylıkken 2 ay
3 aylıkken 10 hafta
4-6 aylıkken 3 ay
6 aydan büyükken 4 ay

kullanılması gerekiyormuş. 2 yaşından büyük çocuklarda da sonuç alındığına dair çalışmalar varmış.

Böyle bir aparatı kullanmak şu an bizim için çok zor. Kızımın asla tutmayacağını tahmin ediyorum. Diğer yandan yukarıdaki zamanlara göre oldukça geç kalmış durumdayız. Şimdilik ben elimden geldiğince saç bandı kullanacağım. Zaten eşim bu konuda bana çok kızıyor, birşey yok kulaklarında deyip beni desteklemiyor.

Neyse bu yazıyı yazdım ki benim gibi bilmeyenler varsa haberdar olsun. Yeni doğmuş bebekler daha sakin ve genelde uyudukları için uygulama yapmak daha kolay olacaktır. İlla ki bu aparatları kullanmaya da gerek yok, saç bandı ve şapkalarla da benzer etkiyi sağlayabilirsiniz.

4 Aralık 2012 Salı

Cep Telefonları, Televizyon, Bilgisayar'dan Yayılan Elektromagnetik Dalgalar Bebeklere Zararlı mı?

13:42:00 6 Comments
Dün yazdığım yazıya bir yorum geldi. Bu yorum öyle açıklayıcı oldu ki, yorumlar arasında gözden kaçmasın, herkes okusun diye buraya almaya karar verdim. Tekrar çok teşekkür ediyorum Deniz'e.

Merhaba, icini biraz rahatlatacagini umarak yaziyorum. Ben Italya'da yasiyorum ve esim telekominikasyon sirketlerinden birinde teknik personel olarak gore yapiyor; yani baz istasyonlari, antenler, cep telefonlari cekti cekmedi vs gibi sorunlarin cozumu ve bunlarin yaydigi elektromanyetik dalgalar vs is konulari arasinda. Gecenlerde eve elektrosmog (elektromanyetik kirlilik) olcen enteresan bir aletle geldi ve evimizde deneme yapalim dedik. Hatta sonuclarin fotograflarini da cektik.Sonuclara gore kedimiz temiz cikti :). Her seyden once Italya'da elektrosmog limiti diger AB ulkelerine gore cok az tutulmus ki bu iyi bir sey. Yanilmiyorsam bu limitin en yukse tutuldugu ulke Fransa. AB ortalamasi 40 volt/m. Italya'da ise 6 volt/m (baz istasyonlarinin, radyolarin yaydigi frekanslar icin belirlenen limitler. Ama Italya bu orani yeni gelecek 4G teknolojisi sebebiyle artiracak.
Her neyse bizim eve ve yaptigimiz deneye donersek; eski tuplu televizyonummuz var hala (calisiyor ve israf olmasin diye atamiyorum ama deneyden sonra LED tv ile degistirmeye karar verdik) en berbat yani en yuksek elektrosmog eski tuplu tvden yayiliyor. Yani gecip de dibinden tv seyretmek inanin mikrodalganin icine girmekten daha tehlikeli.
AB ulkelerindeki kabul edilir ortalama limit 40V/m buna gore; Eski tuplu tv elektrosmog: 13,46 V/m
Diz ustu bilgisayar elektrosmog: neredeyse yok denecek kadar az (fotografini cekmedigim icin degerini yazamiyorum ama cok cok dusuk bir rakamdi) Bu durumda LED tv icin de ayni seyi diyebiliriz.
Cep telefonu kullanim halindeyken elektrosmog: 13,39 V/m
Cep telefonu acik fakat kullanim halinde degilken elektrosmog: 10,75 V/m
Mikrodalga firin kullanim halindeyken elektrosmog: 2,89 V/m
Yani degerlerin cogu AB limitlerinin altinda. Italya'nin ongordugu 6V/m lik limit baz istasyonlarinin sebep oldugu elektrosmog limiti tabi, benim yukarida yazdiklarim ise evimizdeki elektrik-elektronik aletlerin sebep olduklari.
Sevgiler
Deniz
Türkiye'de bu sonuçlar farklı olabilir ama üç aşağı beş yukarı bir fikir verecektir.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Merak Ediyorum

16:41:00 32 Comments
İki konu var merak ettiğim.

Birincisi ayrı odada uyuyan bebekler hakkında. Biz beraber yatıyoruz, beşiğin yan tarafının çıkardık (öyle bir özelliği yoktu sadece monte etmedik) duvarla bizim yatak arasına sıkıştırdık, hep beraber uyuyoruz. Kızım gece pek uyanmaz, uykusunda emer ve uyur ama ben elli kez kontrol ederim. Açıldı mı, örtüsüne dolandı mı, burnu açık mı, nefes alıyor mu diye. Allah göstermesin ve tüm bebekleri korusun ama bir şekilde sıkışıp nefes alamaması beni çok korkutur.

Ayrı beşikte ve özellikle ayrı odada yatanların bu kontrolleri nasıl yaptığını merak ediyorum ( tabi yapıyorlarsa), sürekli kalkıp bakıyorlar mı.Yoksa sadece bebek ses verdiğinde mi kalkıyorlar. Ama (allah göstermesin) nefes alamazsa ses de veremez, o zaman telsizler de işe yaramaz. Yoksa kameralı telsizler mi var. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz ve nasıl bir çözüm buluyorsunuz merak ediyorum.

İkincisi cep telefonları. Daha hamileliğimden beri eşim kablosuz interneti ve aşırı tel kullanımını yasak etti bana. Telefonumun interneti yok (almıyorum), evdeki modemin kablosuz özelliği deaktive edildi kocam tarafından. İnternete sadece kablolu bilgisayardan giriyorum. Fakat sürekli telefonla bebeklerinin yanında internete girenlere şaşıyorum. Bir yanım çok istiyor, bir yanım dur diyor. Gerçi kızım resim çekmek için telefonu elime alınca dahi saldırıyor. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz.

30 Kasım 2012 Cuma

İki Blogger Teması: Eğlenceli Pastalar ve Turkuaz Eşarp

01:05:00 1 Comments

Blog tasarlama özlemimle ortaya çıkan ilk tasarımlar. İlki Eğlenceli Pastalar ki pastalara yakışır derecede  neşeli cıvıl cıvıl bir tasarım oldu. Bu temada farklı olarak yazı başlığının yanında tarih bilgisiyle tümleşik şekilde bir resim kullandım. Resmi ayarlamak zor oldu ama sonunda başardım.


İkincisi ise, adı sebebiyle turkuaz ağırlıklı çalıştığım bir blog Turkuaz Eşarp. Didem ile daha önceden başka bir blog tasarımı sebebiyle tanışıyorduk. Bu tasarımda da sade ve şık unsurlar kullanmaya gayret ettim. Ve farklı olarak tarih bilgisi dışarı taşmış şekilde bir tasarım hazırladım. Üstte yer alan ikonlar ise bloggerdan çok wp teması havası kattı.

Yakında üç tema daha bitmek üzere. Bir süredir ara vermek zorunda kalınca iletişim kuramadığım tema talepleri için geri dönüş yapamadım zaman aşımına uğramıştır diye. Eğer o kişilerden biriyseniz, hala tema istiyorsanız gecedesign@gmail.com adresine mesaj atabilirsiniz.

29 Kasım 2012 Perşembe

0-18 kg Oto Koltuğu

12:55:00 1 Comments
Bir önceki yazımda çift yönlü bebek arabalarını yazdım ve çift yönlü bebek arabası alırsanız oto koltuğunun arabaya takılabilen bir model olması şart değil. Çünkü zaten size bakan şekilde taşıyabiliyorsunuz.

Aralık ayı ortalarında Türkiye'ye geleceğiz ve orada kullanmak için oto koltuğu almamız gerekiyor. İntenetten ikinci el oto koltuklarına bakıyordum ama Hepsi Burada sitesinde çok bilinen ünlü markalardan başka fazla duyulmamış markaların da sıfırlarının ikici el fiyatına satıldığını gördüm. Bunlardan biri (Comfy Secura) ise çok hoşuma gitti, almaya karar verdim (henüz almadık bu hafta sonu alacağız, aralık ayında da kullanma şansımız olacak)


Biz 4 aya kadar 0-13 kg lık oto koltuğu kullandık. 4. ayda dar gelmeye başladı ve Pierre Cardin'in 0-18 kg lık modelini aldık (yalnız bir açıdan farklı 25kg a kadar kullanılıyormuş fakat şüpheliyim o kadar kullanabileceğimizden). Bu koltuk (0-18 kg lık olanların neredeyse hepsi böyle) bebek doğduğundan itibaren kullanılabilir dense de en yatık hali bile çok dik, dolayısıyla yeni doğan bebek için aslında uygun değil. Fakat yukardaki resimdeki koltuk yatık halde gayet iyi gözüküyor. Yani bizim Pierre Cardin bu kadar yatmıyor. Bu yüzden yenidoğan zamanlarından itibaren bu koltuk rahatça kullanılabileceğini düşünüyorum. Malesef uzun yolculuklarda kızım arabada uyurken koltuğumuz bu kadar yatık olmadığı için dik şekilde uyumak zorunda kalıyor. İstanbul'da bu koltukla daha rahat edeceğimizi umuyorum. Yorumlar da genelde iyi. Fiyatı ise çok iyi.

Eğer çift yönlü bir bebek arabası alırsanız, oto koltuğunun bebek arabasına monte edilmesi gereksiz. Dolayısıyla bir bebek arabası bir de böyle bir oto koltuğu yeterli olacaktır.

Ha bu arada 0-13g lık oto koltuğunu alıp ana kucağı gibi evde de kullanırım diye düşünüyorsanız -ki bende öyle düşünüyordum- pek mümkün olmuyor bu. Oto koltukları genelde çok çukur oluyor (ayrıca kitapçıklarında 1 saatten fazla tutmayın diyor, tabi absürd br durum bu ) bebekler esnemek istiyor. Ben de ilk 4 ay normal bir ana kucağı (hani şu oyuncaklı titreşen vs) falan almadım ama sonra almadığıma çok pişman oldum. Daha sonra aldım ama en işe yarayacak zamanında almamışım. Yani eve kesinlikle bir ana kucağı şart, doğduğundan beri bebeği koyarsanız alışıyor ve gündüz uyutma konusunda çok yardımcı oluyorlar.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Çift Yönlü Bebek Arabaları

23:54:00 12 Comments
Daha önce yazmıştım bebek arabamızı, portbebe, oto koltuğu ve normal koltuklu üçü bir arada kullanılabilen Hauck Malibu travel sistem bebek arabası. Portbebe ile 2 ay, oto koltuğu ile 4 ay kullandık. Sonra normal koltuklu haline geçtik. Bebek arabamızdan bir çok açıdan memnun olsam da, normal koltuklu halde iken dışa dönük oluyordu ve bu durum özellikle havalar soğumaya başladığında benim için çok zor olmaya başladı. Şapkası mı döndü, bir yamukluk mu var durup durup bakmak zorunda kalıyordum.

Burda (slovakya) bebek arabaları çok fazla yaygın ve insanlar oldukça önem veriyorlar bu mevzuya. Çeşit çeşit bebek arabaları var ve çoğunlukla kocaman tekerlekli arabaları ve yine 3 lü setleri tercih ediyorlar. Yerel markalar, Çek cumhuriyeti ve Polonya'ya ait markalar oldukça yaygın. Amerikan modelleri pek görülmez ama diğer Avrupa ülkelerinin modelleri de kullanılıyor.

Bebek arabasıyla dolaşmaya çıktığımızda başkalarının arabalarına bakmaktan helak oluyordum. Öyle güzel arabalar var ki (tabi anneleri de fıstık gibi), bebeğini kendine doğru oturtmuş salına salına gezerken, ben iki dakkada bir şapkası kaymış diye zırlayan bebeyi düzeltmeye çalışmaktan, mızıldama stresinden kan ter içinde kalmış, oram buram kaymış halde olmaktan gayet huzursuzdum :S Bir de o arabalar bir farklıydı saki. Duruşu daha bir havalıydı, sanki yerden daha yüksekteydi oturma bölümü. Ayrıca burda bebek arabaları sadece arabadan ibaret değil, aksesuarlara da çok meraklılar. Özel tasarlanmış renkli ve desenli sırt yastıkları, soğuktan koruyucu tulum gibi bişey (slovakçası nanoznik), oyuncakları, sürücünün elleri üşümesin diye tutma yerine monte edilmiş el koruyucu tüylü bişeyler... Bizim arabamız ise altına koyduğum alt açma süngeri, üstüne örttüğüm her yerden fırlamış battaniye ile pek bir çingene havasında kalıyordu :) Bknz aşağıdaki resim



En sonunda eşim madem istiyorsun alalım bir tane, ama fiyatını blog yaparak çıkaracaksın dedi ve ben de azmettim kızım için bir araba almaya karar verdim ( parası da tamamlanmaya yaklaştı :p).

Araştırmaya başlayınca bir dünya model çıktı karşıma. Çift yönlü bebek arabalarının sadece kolu öne arkaya çevirerek mümkün olduğunu sanıyordum ama meğer koltuğu çıkıp aynı iki yöne de oto koltuğu gibi kliklenen modeller varmış ve benim imrenerek baktıklarım onlarmış. (Tamam biraz geç kalmış olabilirim bunu anlamakta).  Bu yazıda sadece koltuğu çıkıp çift yönlü olabilen modellere değindim.

İlk önce Mamas and Papas'ta idi gönlüm. Özellikle aşağıdaki modelinde Sola. Gördüğünüz üzere koltuk biraz daha yüksek gibi. Koltuk yatay duruma da geliyor ve her iki yöne çıkarıp takılabiliyor. Fakat bu modelin fiyatı biraz pahalı geldi (450 euro civarıydı). Biraz önce yazıya görsel ararken e-bebekte 899 dan 699 a indiğini gördüm bu modelin.


Sonra Quinny Zap Xtra'ya gitti aklım (aşağıdaki resim). Hem minicik tekerlekleri vardı çok hafifti, hem de koltuğu iki yöne dönüyordu. Fakat bir gece yorumları okumak aklıma geldi. Çoğu kişi koltuğu takılı haldeyken katlanmadığından şikayet etmiş. Aynı oto koltuğu gibi koltuğu çıkaracaksın, iskeleti katlayacaksın. E peki o koca koltuk (oto koltuğundan daha büyük) ne olacak ayrı sorun vazgeçtim. Fiyatı da 235 euro civarıydı. Sonradan Quinny'nin kendi web sitelerinde yeni haber olarak bu modelin son çıkan 2013 modellerinin koltukla katlanabildiği ilan edildiğini gördüm ama vazgeçmiştim.



Sonra araştırmalarıma devam ederken Jane'in Muum modeliyle karşılaştım (video). Burda Jane oldukça yaygın kullanılıyor. Bu model şahaneydi, hem istediğim gibi koltuk çift yöne dönüyordu hem de koltukla beraber katlanıyor, gayet ufak oluyordu.




Kararımı vermiştim bunu alacaktım ama fiyat araştırması yapmalıydım daha ucuzunu bulmak için. Bunun fiyatı (oto koltuğu hariç) 300 euro civarıydı, hala çok pahalıydı içim de elvermiyordu.

Sonra fiyat araştırması yaparken nasıl oldu hatırlamıyorum Graco Evo modeline rastladım.Bu model de yine çift yönlü olabiliyor ve koltukla katlanabiliyordu, fiyatı da Muum'a göre 100 euro daha ucuzdu :) Özelliklerine bakınca yine oldukça hafif iskelete (6,5 kg) sahipti, arka tekerlekleri büyüktü ama daha iyi sürüş sağlayacaktı (burda herkes büyük alıyor ya) bu modele karar verdim.Ve tabi artık neredeyse belli bir fiyatın üzerindeki tüm arabalarda olduğu gibi tek elle açılıp kapanma özelliği de var.



Aynı resimdeki gibi kırmızı, nanozniki de var bir de yağmurluğu içeriyor. Ayrıca kızıma bir de arabasına asmak için oyuncak hediye ettiler, gayet uygun oldu.

Tabi bakınca 200 euro aslında pek de ucuz değil, özellikle ikinci arabayı alıyorsanız. Fakat bu özellikte bulabildiğim en ucuz bebek arabası bu idi. Sürüşü ise süpermiş. Baston bebek arabası kullanan ablam, yazın Hauck arabamıza ferrari gibi diyordu, bu ondan da iyi jet gibi :) Sepeti ise çok daha büyük. Koltuğunun çıkarıp takılması ise çok kolay, kızım arabada iken kolayca çıkarıp döndürebiliyorum. Dila da test etti onayladı :)

Koltuksuz kaltlandığında, koltukla katlanmasına göre daha az yer kaplıyor ama bizim 3 kapılı arabamızın bagajına bile sığıyor. Sadece koltukla katlanırken önce koltuğu dışa dönük yapmak gerekiyor, içe dönük halde iken katlanmıyor. Ancak bu çok elzem değil kolayca döndürüyorsunuz koltuğu.


Koltuğu çıkarıp da çift yöne takılabilen arabaların hepsi oto koltuğu ile de kullanılabiliyor. Keşke önceden bilseymişim de tek böyle bir araba ve oto koltuğu alsaymışım diyorum. Gerçi çift yön kullanınca oto koltuğunu arabadan hiç çıkarmazdım, ne uğraşıcam onunla her seferinde, dolayısıyla uyumlu bir marka oto koltuğu olmasa da olurdu.

Yalnız bir konuda eski arabamı daha iyi buldum. Burdaki doğum yapmış arkadaşım yine böyle çift yönlü bebek arabası ve oto koltuğu aldı. Türkiye'ye gidecekleri zaman arabada da kullanmak için oto koltuğunu takıp götürecekler ve normal koltuğu bırakacaklar (oldukça büyük çünkü, onların model daha da farklı). Biz Türkiye'ye hauck ile giderken ikisini de götürmüştük zira normal koltuk takılı iken üzerine oto koltuğu da monte ediliyordu. Uzun seyahatlerde bebek, oto koltuğunda iki büklüm durmaktan sıkılabiliyor ve normal koltuğunda düz yatırabiliyorduk. Bu tip modellerde iki koltuğu ayrıca taşımak zor böyle de bir dezavantajı var.

Benim aldığım yerin internet adresini vereyim. Bu modeller sportove kociky (sportif bebek arabası) diye geçiyor. Şu link bu özellikteki markaları listeliyor. Hangi markalar var diye topluca bakmanıza yardımcı olabilir.

26 Kasım 2012 Pazartesi

23 Kasım 2012 Cuma

8. Ay ♥

16:03:00 8 Comments
Kusmalarının tavan yaptığı 3. aydan sonra ilk defa bu kadar zorlandığım bir ay oldu bu ay. Nedeni belki bir ayda çıkardığın 4 diş, belki de sürekli ayakta durmak istemen kestiremiyorum şuan. Bir de boynundan göğüs hizana kadar alerji gibi kızarıklıklar doldu ve sen sürekli elinle kaşımak istiyordun, kim bilir seni ne kadar huzursuz ediyordu.

Fakat tüm mızmızlıklarına rağmen -ki kendimden çok seni düşünüyor ve iyi hissetmeni istiyorum- bu ay o kadar çok şey oldu ki deftere not almasam hatırlamayabilirim. Çok çabuk öğreniyorsun ve her geçen gün yepyeni şeyler yapıyorsun. Artık hızına yetişemiyorum. Bazen akşam baban işten gelince soruyor ne yaptınız bugün diye. Ben de anlatmaya başlıyorum ama birden duraksıyorum, yaptığımız şey sabah mıydı yoksa dün müydü diye. Çünkü üzerine o kadar çok yeni şey yaşıyoruz ki, çok zaman önce olmuş gibi geliyor.

Bu ayın başında yaşıtların emekliyor sen emeklemiyorsun diye kafama taktım ve emeklemeyi öğretmeye karar verdim. Önce youtube dan emekleyen bebek videoları seyrettirdim sana. Sonra da uygulamalı gösterdim bol bol :) Her gün egzersiz yaptırıyordum ama farkettim ki seni emeklemekten alıkoyan fiziksel yetersizlik değil (nitekim ayakta durma yürüme, kendini kaldırma gibi şeyler yapıyorsun) cesaretsizlik olduğunu anladım. Bir hamle yapmadan önce öyle temkinlisin öyle düşünüyorsun ki, sabırsız annen buna dayanamıyordu malesef. Fakat sonra anımsadım. Yeni doğduğunda da hafifçe başıma çarpsan (gaz çıkarırken falan) veya biraz hızlıca yatağına bıraksak ağlardın. Çok narinsin. Belki de karnımda kordona dolandığın zamanlara dayanıyor bu temkinli hallerin. Belki de o zamanlar hareket etmek isteyip de edememek seni böyle sınırladı.

Bunu farkedince seni cesaretlendirmeye karar verdim. En ufak hamlende alkışlar, oleyler bir gürültü bir şenlik havası estiriyorum. Öyle seviniyorsun ki sen de çığlıklar atıyorsun sevinçten. İşte ondan sonra daha atak olmaya başladın. Farketmesen de artık popo üstü ilerliyor, karın üstü yatarken geri geri kayıyorsun.

Ancak en büyük gelişme tutunup kalkma konusunda oldu. Beşiğine yapıştık adeta. Genelde ayakların ve ellerin uygun pozisyonda ise kendin kalkıyorsun ama bazen de bacağın ters kalmış oluyor ben yardım ediyorum. Beşiğin kenarında ayakta iken neler yapmadık ki. Önce yan tarafına asılı cepli organizeri boşaltma çabaları, sonra duvarları tırmalama, dönence ve cibinlik sopasını yakalama ardından şimdi kendini geriye atıp sörf yapar gibi durmalar. Bir elin de hep boş olsun onu bunu keşfetsin istiyorsun. Kalçan bir ileri bir geri sallanırken seni tutmaya çalışmaktan şekilden şekile girer oldum. Tabi bu sırada birkaç ufak kaza da yaşadık. Malesef bir kere de yataktan düştün ve ben hemen yan odada olmama rağmen güm sesini duyduğum andan yanına varana kadar geçen iki saniye hayatımda yaşadığım en uzun süreydi. On adımlık mesafe öyle uzun geldi ki zemin ayaklarımın altından geri geri kayıyor gibi hissettim.

Ek gıdaya iyice alıştık sayılır, bunu ayrı bir yazıda uzun uzun yazacağım. Genelde kendin yeme konusunda çok heveslisin. Hatta bazı yemekleri kendin yemene izin veriyorum makarna gibi. Eğer yemek yerken eline meşgul olacak birşey vermezsem ellerini yemeğe daldırmadan tutabilmem imkansız oluyor. Bu yüzden şimdilik en iyi kurtarıcımız, bir kaseye konmuş kırmızı mercimekler. Artık evin her yerinden kırmızı mercimek çıkıyor ama olsun :)

Bu ay kontrolümüz yok, kilonu ve boyunu bilmiyoruz bu yüzden. Kıyafetlerin küçülmesinden anlıyorum büyüdüğünü. Birkaç kıyafetini +12 ay aldım. Gerçi skinny modellerdi ama olsun. Şu an bir kez bileği ve paçanı katladığımda oluyor.

Bir de yeni bir bebek arabası aldık sana. Şimdilik hepimiz memnunuz. Bir aksilik çıkmazsa bir dahaki ay dönümünde Türkiye'de olacağız. Öncesinden birkaç günlük Hollanda-Amsterdam gezimiz olacak hep beraber. İşte araba orda işimize yarayacak diye umuyorum.

Yazacak çok şey var ama yazı daha fazla uzamadan kessem iyi olacak. Zaten kafamı da toparlayamıyorum, defterimize göz atmam lazım. Şimdi içerde uyuyorsun ve ben yanına gideceğim hemen. Çünkü doğduğundan beri yarım saat olan gündüz uykularının ben yanında olduğumda uzadığını farkettim. Bir tek uyurken başka işler ile meşgul oluyordum ama senin uykunu alman daha önemli. Bu yüzden ben de sen uyurken yanında oturup, seni seyrederek örgü örüyorum.

21 Kasım 2012 Çarşamba

6 dişli bir fare

14:52:00 6 Comments
Bugün itibariyle (8 ay dolmasına 2 gün kala) 6.dişimiz de çıktı ve altta iki üstte dört kesici dişi tamamladık. İlk iki diş 5 ay 5 günlük ve 5 ay 16 günlük iken çıktı. Sonra bir ay hiç çıkmadı ama 7 ay 2 günlükten itibaren bu güne kadar tüm dişler sırayla çıktı. Artık diş konusunda tecrübeli bir anne olarak deneyimlerimi paylaşabilirim. Ama önce bizim diş çıkarma sıramız:
Resimde görüldüğü gibi çok komik bir sırada çıktı. Şuan 1, 2 ve 3 nolu dişler oldukça büyük. 3. diş yanda olduğu için çok komik duruyor:)

  • İlk dişlerinin kaşımaya 2 aylıkken başladı. Bu kaşınma su akıtma dönemi yaklaşık 3 ay sürdü. Gözlemlediğim o ki bir çok bebekte bu kadar sürüyor. Yaklaşık 1,5 aydır yan dişleri kaşıyor. Herhalde onlar da 2 ay sonra çıkabilir.
  • İlk dişte 38 in üzeerinde ateş oldu. Normalde diş ateşi 38 i geçmez derler ama bizde uymadı. Üstelik ateş diş patladıktan sonra oldu ve 3 gün boyunca gece gündüz devam etti.
  • Bu ilk dişin ateşi sadece kafasında idi. Boynundan aşağısı normal sıcaklıkta kaldı. 
  • Diğer dişler çıkarken bu kadar çok ateş olmadı fakat başı yine sıcak oluyordu. Bu zamanlarda diş geleceğini anlıyordum. Bu sefer öncesinde ateş oluyordu.
  • Üst dişler çıkmadan önce hepsi balon gibi şişmişti. Dokunmama izin vermiyordu. Bu balon şişliği birkaç hafta sürdü ondan sonra diş çıkmaya başladı. Hepsi birden şiştiği için sırayla yakın zamanlarda çıkacağını anladım.
  • Daha sonra bu şişlikler indi ama damağı bembeyazdı. Öyle ki derisinin içinde dişleri görebiliyordum, sadece dişin çıktığı yarık oluşmamıştı diş etlerinde.
  • Dişlerini kaşıma amacıyla bir çok şey verdim, ekmek kabuğu, pırasa, elma, havuç vs. Sonra internetten silikon uçlu diş fırçalarından haberdar oldum ve burda böyle birşey bulup aldık ve memnun kaldık.


20 Kasım 2012 Salı

Biri Bana Bunun Normal Olduğunu Söylesin

10:49:00 38 Comments
Bir haftadır düzenimiz altüst oldu. Gece uykuları aynı sayılır ama gündüz uykularımız felaket. Daha doğrusu eskisi gibi kolay uykuya dalamıyor. Bir saat kadar yatakta boğuşuyoruz, ne ayağımda sallanmak istiyor ne pışpışlanmak. Yüz kere beşiğin kenarlarına tutunup kalmak istiyor, kalkıp duruyor sonra yatırmaya çalışıyorum yok daha uykusu gelmemiş.

 Yatağa uykusu gelmeden geçmiyoruz ama uykusu da var. Mız mız mır mır söyleniyor. Uyku alametlerini gösteriyor ama uyumaya direniyor. Şanslıysak emerken mayışıp sonra hemen dalıyor. Bazen de emince yeniden enerji doluyor haydi sil baştan.

 Bir saat hatta bazen iki saat uyutmaya çalışmanın ardından yarım saat uyuyor. Nadiren de olsa 1 saati buluyor uykusu. Bu huzuruzluğu belki dişlerinden bir haftada iki tane üst diş çıktı. 4. ve 5. dişler tamam 6. dişi de görüyorum ha çıktı ha çıkacak ama daha patlamadı.

İşte bu sürede bana olanlar oluyor. İçim daralıyor, baygınlık geçirecek gibi oluyorum. Bağıramıyorum da içime atıyorum her şeyi. Gözlerimden yaşlar süzülürken göz teması kurmamaya çalışıyorum kızımla. Biliyorum bakınca hemen yumuşayacağım ama hislerimi sindirmem lazım. Birkaç dakika dalıyorum, derin nefes alıyorum fakat böyle hissettiğim için müthiş suçluluk duyuyorum.

Onu çok seviyorum ama neredeyse 8 aydır hiç kendime zaman ayırmadan 24 saat bebeğimle ilgilenmekten yorulduğumu hissediyorum bu günlerde. Keşke biraz da olsa bırakabileceğim biri olsaydı. Biliyorum çok özlerdim ayrı kalamıyorum ondan ama bu günlerde tek düşünebildiğim bu :(

19 Kasım 2012 Pazartesi

Buharlı Mop

15:41:00 11 Comments

Çok önceden duymuştum buharlı temizleyicileri. Kızım aktifleşmeye başlayıp da her şeyi ağzına götürdüğü ve emekleme çağı geldiğinde almaya karar verdim. Ancak burada tam yerleşik hayata geçemediğimiz için (yeni şeyler alırken hep tereddüt içinde kalıyorum) mümkün olan en ucuz seçeneği almalıydım.

3 ay önce araştırmalara başladım. Türkiye'de Beko ve Arçelik'in buharlı temizleyicisine benzer ürünler burda yok. Alman markası Kärcher'in elektrik süpürgesine benzeyen buharlı temizleyicileri ise çok iyi ama benim için pahalıydı. Tv'den satış yapan H2O mop ise istediğim ürüne benziyordu. Fakat o da ucuz değildi (99euro) bazı sitelerde yarı fiyatına satılanları vardı ama forumlara bakılırsa ucuz satılanlar taklit olup hemen kırılıyordu.

Böyle olunca gönül ne kadar istese de almaktan vazgeçmiştim. Bir ay kadar önce bir gün Tesco'da kendi markasıyla üretilmiş bu moplardan satıldığını ve %30 indirim yapıldığını gördüm. Normalde daha önce böyle bir ürünü yoktu elektronik bölümünde. Yeni üretmiş olmalılar ve fiyatı 29 euro idi. Ucuz ama eğer bozuk vs çıkarsa en azından markete iade edebilirdim. İnternetten satın almaya göre daha güvenliydi yani. Ve aldım.

O gün bu gündür kullanıyorum ve memnunum. 

Buharlı temizleyiciler yüksek ısıda (140-150 derece) buhar saldığı için yerdeki tüm mikropları öldürüyor. Bu yüzden içim oldukça rahat oluyor silince. Ayrıca derz aralarını falan da temizliyormuş, banyoda başarılı oldum ama mutfakta hala memnun olamadığım yerler var. Bir kere küvete tuttum buharı. Sararmış yerler bembeyaz oldu.

Su haznesinin içine sadece su koymak yetiyor. Bazı kişiler kokulu olsun diye birkaç damla çamaşır suyu ya da kokulu temizleyicilerden koyuyormuş. Ben pek yapmadım. Kokusuz mis gibi temizlediği için özellikle alerjisi olanlar için ideal. Ve tabi oldukça ekonomik çünkü deterjana para vermiyorsunuz. Benim aldığım mopun iki adet mikrofiber bezi var. Evi komple sildiğimde ikisini de kullanıyorum. Bir süre sonra bez ıslanınca daha sulu bırakıyor yerleri. O zaman kuru olanı takıyorum ve o da bir süre ıslak bırakmadan silebiliyor.

Ancak malesef yerdeki çeri çöpü toplamıyor. Öncesinde elektrik süpürgesiyle süpürmek lazım. Fakat kısa sürede ve yorulmadan tüm evi sildiğimden (10-15 dakka) o kadar külfetli gelmiyor. Temizlik bittikten sonra ise içim ferahlıyor doğrusu.


10 Kasım 2012 Cumartesi

Kızıma Not

12:28:00 3 Comments
Canım kızım,

Bundan çok uzun yıllar önce ülkemizi düşmanlar sarmış, halka zulüm etmeye başlamış. Padişah da korkup kaçmış. İşte bu sırada kimse bu dev düşmana karşı çıkacak cesareti gösterememiş. Kendini her alim sanan, canını kurtarma derdindeymiş. Kimsenin çocukları ve diğer insanları düşündüğü yokmuş. Fakat Atatürk dayanamamış ve harekete geçmiş, gece gündüz demeden çalışmış, savaşmış hatta bu yüzden hasta olmuş ama tüm düşmanları kovmayı başarmış. Bunun için öyle uzun yıllar çabalamış ki, düşmanlar gittikten sonra bile yeter ben dinleneyim dememiş, halk daha iyi koşullarda yaşasın diye Cumhuriyeti kurmuş, devrimler yapmış, fabrikalar açmış...

O zamanda Atatürk'ün kurtardığı insanlar onu öyle çok sevmişler ki, öldüğü zaman çok ama çok üzülmüşler. Ancak Atatürk ölmeden önce onlara, üzülmeyin, beni mutlu etmek istiyorsanız çok çalışıp ilerleyin demiş.

Biz Atatürk'ü çok seviyoruz kızım. Ona her zaman teşekkür ediyoruz. Sen de onu çok sev, baban kadar sev. Çünkü onun yaptığı fedakarlıklar, anne babanın çocuğuna yaptığı fedakarlık kadar çok ve malesef artık kimse kimseye bu kadar fedakarlık yapmıyor.


6 Kasım 2012 Salı

Biraz İç Dökmece

22:24:00 21 Comments
Yaklaşık bir ay önce buradaki arkadaşım doğum yaptı. Benden başka Slovakya'da doğum yapan bildiğim tek kişi olduğu için haliyle karşılaştırma yapma imkanım oldu. Ve tabi ben bolca doğum zamanlarımı hatırladım, kah hüzünlendim kah sevincimi anımsadım.

Blogu takip edenler bilir, malesef doğumda yanımıza kimse gelememişti, eşimle yalnız tecrübe edecektik ve ettik bu süreci. Ayrıca 5 günü, hastanede refakatçı olmadan, eşimi bile görmeden, kızım çoğunlukla bebek odasında, neredeyse hiç ingilizce bilmeyen personel ile zar zor anlaşarak geçirmiştim. Şimdi düşünüce nasıl dayandım, nasıl baş ettim aklım almıyor. Tek bildiğim eşim hem beni hem kızımı merak ederken güçlü olmam gerektiğimdi, çok güçlü olmaya çalıştım.

Arkadaşımın durumu ise benden tamamen farklı gelişti, hem annesi hem kayınvalidesi, kayınpederi geldiler 3 ay yalnız kalmayacak. Doğum yaptığı hastane başka bir hastane ve onda özel oda tuttular ve yanında sürekli annesi ve bebeği vardı. Evet böylesi de olabiliyormuş, hiç bilmiyordum keşke bilseydim ama iş işten geçti tabi.

Bu farklılığı gördükçe ruhum isyanlara başladı. Neden benim böyle oldu, neden en zor şartları yaşadım. Beni tanıyanlar her konuda sen güçlüsün üstesinden gelirsin derler hep ama güçlü olmayı ben tercih etmedim ki, hep mecbur bırakıldım.

Öyle ya da böyle yaşandı bitti, önemli olan sağlıklı olmamız, Allah'a çok şükür öyle fazla zorlanmadık, herşey yolunda gitti. Allah yardım etti herhalde, kızım da bizi çok yormadı.

Arkadaşımla doğumdan sonra görüşüp konuştuğumuzda fikrim değişti. Malesef benim sahip olmadığım imkanlara sahip olmasına rağmen, hastanesinden memnun kalmadı, bazı sıkıtılar yaşadı, doktorların ilgisizliğinden yakındı vs.

Elbette tecrübe ettiğimiz şeyler farklı, doğumdan sonraki sürece adapte olma konusunda aynı olamayız ama farkettim ki yalnız kalacağım diye olsa gerek, kendimi çok hazırlamışım birçok şeye. Bebek bakımına, süt meselesine vs. Yalnız olacağım diye gerçekten çok araştırdım, kafamda ölçüp biçtim, neyi nasıl yapacağımı planladım. Elbette öncesinde hazırlanmak diye bir şey anlamsız, bebek gelince kendi düzenini kuruyor ama demek istediğim o değil. Az çok sorunlarla karşılaştığımda alternatiflerin ne olabileceğine dair bir fikir oluşturmuşum. Yanımda deneyimli birileri olsaydı ben de kendimi bu kadar kasmazdım eminim ama şuan araştırma+yaşama sonucunda kendimi oldukça tecrübeli hissediyorum, özellikle ilk aylara dair :)

Türkiye'de olsaydım nasıl bir anne olduğumu kıyaslayacak kişiler olurdu çevremde ve yakınlarım da az çok yorumda bulunurlardı. Fakat burda kendi başıma didinip duruken, bebeğimin verdiğim emeklerin karşılığını alıp almadığını görmemi sağlayacak kimse olmayınca (elbette ki onun mutluluğu ve büyümesi dışında), başlangıçta benim için hüzün verici olan bu kıyaslama motive edici bir hale dönüştü. Farkettim ki az çok neyi nasıl yapacağımı öğrenmişim ve sorunlar karşısında nasıl yaklaşmam gerektiğine dair bir bilinç oluşturmuşum.

Böyle işte.

4 Kasım 2012 Pazar

Bebeğiniz Emmeyi Reddederse

11:01:00 5 Comments
Aklınızda bulunsun şu sebepler olabilir:

1) Bir yerlerde okumuştum, neresi diye sormayın hatırlamıyorum. Bebekler 4-8 ay arasında bir dönem (1 hafta-10 gün) memeyi reddederlermiş. Bunu bir çeşit güç gösterisi, kendini ispatlamaya çalışma, inat vs gibi sebeplerden ötürü yaparlarmış. Bu aylar arasında emzirmeyi bırakan annelerin bir çoğu bu dönemin mağlupları oluyormuş. Biz de böyle bir dönem yaşadık. Neyse ki ben bu olasılıktan daha önce haberdar olmuştum. Bu dönemde sütümü sağıp biberonla verdim, gece farkında olmadan emzirdim falan bitti. Şimdi hala çok şükür emiyor (şuan neredeyse 7,5 aylık)

2) Meme ters geliyor olabilir. Ablam uyarmıştı, bazen memelerden birini reddediyorlar diye. O tarafa dönmek mi istemiyor nedir bilmem, ısrarla almıyorlar. Bu sorunu da dönemsel olarak hala yaşıyoruz. Ben her emzirmede farklı bir memeyi verdiğim için, sol tarafa sıra geldiğinde almıyor, kafasını ittiriyordu. Ben de aç olmadığını düşünüyordum ki acıkmayınca almaz benim kızım. Sonra ablam dedi bir de öbürünü ver bakalım ve bingo, meğer açmış. Acaba sol memedeki süt acı, tadı kötü vs falan mı diye de düşündüm ama hayır o da değil çünkü akrobatik hareketlerle sağ memeyi emer pozisyonda onu tutarken solu verdiğimde emiyor. Demek ki o yöne dönmek istemiyor. Şimdi emmeyi reddettiğinde her iki memeyi de sırayla deniyorum, aç değilse gerçekten emmiyor ama genelde inadının tutmasından kaynaklanıyor bu tavırları :)

Sizin de dikkat edin bakalım öyle mi?

3 Kasım 2012 Cumartesi

Son Günlerde

12:19:00 8 Comments
Bir süredir yazmadım, fırsat bulamamaktan değil de sanki kafamda hep belli bir konuda yazmam gerektiği şeklinde bir düşünceye saplanmışım. Son zamanlarda hep öyle yazmışım çünkü. Sonra aklıma geldi ben önceden ne var ne yok arada yazardım, neden yine yazmıyorum. Aldım kalemi (pardon klavyeyi ) elime yazıyorum.

Kızım büyüyor, günler çok çabuk geçiyor. Öyle eğleniyoruz ki beraber bugün yine konuştuk Cem'le. Önceki hayatımızı hiç hatırlamıyoruz, hatırladıklarımız da ne kadar boş geliyor bize. Tek sıkıntımız dişler. Öyle sinirlendiriyor ki Helo'yu çığlık atmayı öğrendi. Bir süredir kızınca basıyor çığlığı. Mama sandalyesinde fazla mı kaldı, bir çığlık. Doydu yemek istemiyor, uyumak istemiyor mu bir çığlık. Pek karışmıyorum, bağırsın stresini atsın ama Türkiye'de olsaydım kesin insanların "aman ne biçim yetiştirmiş" bakışlarına ve sözlerine maruz kalırdım eminim. Bu da bir dönem geçecek elbet.

Hava çok soğudu burda. Hatta kar yağdı hafta sonuydu galiba. Şimdi biraz daha ısındı ama 10 dereceden az hala. Bu hafta sonu 15'e çıkacakmış, merakla bekliyoruz. Gerçi bizim gezmemize engel değil. Genelde yağışlı olmadığı sürece soğuk da olsa çıkıyoruz dışarı.

Cem Pembe Panter'in müziklerinin hastasıdır. Helo'yla Pembe Panter izliyorlar resimde. Kızım genelde hiç bir çizgi filme ilgi göstermiyor ama onu sevdi. Tv ve diğer şeyleri izlettirme konusunda çok dikkat ediyoruz merak etmeyin. Zaten bizim evde yıllardır tv yok, taşındığımız evde tv var ama yayını yok almadık. Sadece usb ile film seyrediyoruz.
Buralara kış geldi ya, kızımın tüm şapkaları küçük kalmış, yenisini alıcam H&M ye C&A ya falan bakıyorum yok en çirkin modeller ve erkek şapkaları kalmış. Burada analar ve kızlar çok süslü tüm mağazalardaki stokları tüketmişler. Sonra nihayet bir yerde beğendiğim bir şapka buldum. Burda avm.lerde açık stand gibi dükkanlarda bebek şapkaları satıyorlar, ordan bir tane aldık. Ha avm demişken burda avm otoparkları hafta içi 3 saat ve hafta sonları da tüm gün ücretsiz oluyor. (Ayrıca cadde aralarında buluna özel otoparklar da hafta sonu ücretsiz) TR'de hafta sonu otoparkta yer bulamazdık burda hafta sonu kimse avm ye gitmiyor. Herkes doğada oluyor.

Geçenlerde kızıma yeni kitaplar, puzzle şeklinde ahşap oyuncak ve parmak boyası aldık. Parmak boyası ile ilk sanatsal çalışmamız aşağıda. Pek ilgisini çekmedi ama elini ayağını damgalıcam ondan aldım.

Biz artık ek gıdada epey yol katettik. Genelde yemeklerimiz ortak oluyor. Daha doğrusu ben onun yiyebileceği yemekleri, çorbaları fazla yapıyorum bize de bir yemek çeşidi çıkmış oluyor. Mesela aşağıda dün akşam yemeğinden bir kare, brokoli çorbası. Öyle nefis olmuştu ki Dila da çok sevdi. Siz brokoli çorbasını nasıl yapıyorsunuz. Benim tüm çorbalarda değişmez bazı malzemelerim var, soğan, patates, havuç ve yoğurt. Bunda da varlar. Bir küçük soğan, patates ve yarım havucu,5-6 sap brokoli ile az zeytinyağı ekleyip haşlıyorum. Sonra blenderdan geçirip, içine yoğurtla karıştırılmış un (genelde ona mayaladığım günlük yoğurttan kalan yoğurdu kullanıyorum) ilave edip kaynatıyorum. Nefis. Brokoli çorbasını bir de böyle deneyin.


Bu da dün akşamdan bir kare. Aslında bu yazıyı yazmaya akşam başladım ve tam şu anda kızımın uyuma şekli diyecektim ama olmadı :) Yatağmız bitişik yatıyoruz. Üstünü örtmüştüm ama sıcak olmuş herhalde ayaklarını çıkarmış. Bu günlerde beşiğin parmaklıklarına tutunup ayakta durmak istiyor sürekli. Kendini biraz çekiyor tutunup, tam kalkamıyor ama bizden yardım istiyor.

Geçen hafta üstten ilk diş çıktı, üçüncü dişimiz oldu bu. Diğerleri de çıksın diye bekliyoruz çok kaşınıyor çünkü. Bu yüzden biraz düzenimiz altüst oldu. Geceleri fazla uyanmazdı ve uyanık durmazdı şimdi kaç gecedir, gecenin tam ortasında 1-2 saat uyanık kalıyor, umarım tekrar düzelir.

25 Ekim 2012 Perşembe

Bebekler İçin Oyunlar

10:27:00 3 Comments
İki gece önce bir anda kafama esti ve bir blog daha açtım. İçeriğini hızlıca doldurmayı planlıyorum çünkü kafamda çok şey var. Bizim oynadığımız ve araştırarak fikir edindiğim tüm oyunlar bu sitede olacak. http://bebeklericinoyunlar.blogspot.sk/


Siz de siteye katkı yapmak isterseniz sitenin sizden gelenler kısmına yorum bırakabilir, ya da benim twitter hesabımda (gecedesign) #bebeklericinoyunlar hashtagı ile yazabilirsiniz. Ben bulup ordan alırım :)

Bu da kızımla bizim annelere bayram hediyemiz olsun. Mutlu bayramlar

23 Ekim 2012 Salı

7. Ay ♥

14:46:00 10 Comments
Bal kızım,

İnanamıyorum hala, ne kadar büyüdün zaman nasıl da çabuk geçti. Bir yanım bu günler hiç geçmesin istiyor, bir yanımsa daha neler yaşayacağız diye merakla bekliyor. Nasıl konuşacaksın, saçların uzayınca nasıl görüneceksin diye düş kuruyorum. Hatta bir gece rüyamda gördüm, sen papağan gibi her söylediğimizi tekrarlama yaşına gelmişsin, ben sana aferin diyorum sen de vurgulayarak appeliiiin diyorsun tatlı tatlı. Sesinin tonu söyleyiş şeklin hala hafızamda.

Bu ay kavrama-öğrenme becerilerin de oldukça gelişti ama fiziksel yönden atak yaptın sanki. Ellerin ayakların kocaman oldu ki seninkiler birçok bebeğe göre ufaktı. Boyun ise tam 74cm (1 hafta önce), öyle uzunsun ki otururken kucağıma sığmıyorsun artık. Kafan büyüdü, hiç bir şapkan olmuyor, kilonu tam bilmiyorum iki gün sonra dr randevumuz var o zaman öğreneceğiz ama evdeki tartıya bakılırsa 8 kg a yaklaşmışsın. Zaten uzun zamandır 6-9 ay kıyafetlerini giymiyoruz, 9-12 ay alıyoruz. Biraz büyük geliyor ama öbürü de çok dar kalıyor.

Bu ay yine bir yenilik yaşadık hep beraber. Yeni eve taşındık. Hatırlıyorum da ilk evi görmeye geldiğimizde pek hoşlanmamıştın, özellikle de asansörden. Taşınma süresince gidip geldikçe alıştın. Şimdi seviyorsun. Asansörü de seviyorsun çünkü dışarıya gideceğini anlıyorsun o zaman. Yeni evde yatma düzenimiz de değişti. Beşiğinin yan tarafını çıkarttık, bizim yatakla birleştirdik. Yine yanyana yatıyoruz ama sen kendi yatağındasın. Bu duruma da oldukça alıştın. Gerçi bazen gece bir bakmışım yanımda bir bebe, döne döne yanıma gelip sürpriz yapıyorsun bana.

Bir diğer yenilik ise yürüteç oldu. Alıp almama konusunda kararsızdım ama 6 ay 1 haftalıkken ellerinden tuttuğumda yürümeye başlayınca almaya karar verdim. Önceden de hep yokluyordum seni fakat o zamanlar adım atmayı beceremiyor sadece dikiliyordun. Adım atıp pıtı pıtı tüm evi dolaşınca, yürüteç için zaman geldi dedim ve bir akşam aldık. Yürütecin mavi renkte. Özellikle kız modeli aramadım çünkü pembe dışında diğer renkleri de öğrenmeni istiyorum. Zaten bazen erkek reyonundan da kıyafet alıyoruz sana. Günde 10-15 dak kadar kalıyorsun yürüteçte, sonra sıkılıyorsun. İlk koyduğumuzda, sanki ne yapacağını biliyormuşsun gibi odayı dolaştın. Şimdi ise tüm evi geziyorsun, yakalamaca oynuyoruz seninle, kıkır kıkır gülerek kaçıyorsun.

Seninle her günümüz çok keyifli geçiyor. Hava güzelse dolaşmaya çıkıyoruz. Arabanda çığlıklar atıyorsun keyiften. İnsanlar da bakıyor, seninle konuşup seviyorlar yolda. Mam- mem- mama- meme, bab gibi sesler çıkarıyorsun. Baştan beri kullandığın aaa ve ııı lar ile süsleyerek. Arabanda gezinirken öyle bir oturuşun var ki hiç bir Slovak bebe öyle değil. Bacaklar havada, yana doğru yatmış, böyle yayılmış bir şekilde duruyorsun. Tam bir keyif insanısın :)

Artık uyurken ninniyi de kendin söylüyorsun. Hep aynı tonda ve melodide çıkardığın bir ses var. Genelde kendi başına uyuyorsun ama bazen ayağımda sallıyorum hala. Özellikle dişlerinden dolayı canın acıdığı ve uyuyamadığın zamanlarda. Alt dişlerin kocaman oldu, üsttekiler birkaç güne çıkacak sanırım. 3-4 gündür üst dişlerin balon gibi şiş ve elimle kontrol etmeme izin vermiyorsun. Normalde parmağımı alıp ağzına sen kendin sokardın kaşımam için.

Ek gıdaya iyice alıştın sayılır. Neredeyse her şeyden yiyorsun. Sana özel yiyecekler hazırladığım gibi, bizim yemeklerimizden de veriyorum. Tabi diyet yaptığımız için yemeklerimiz de çok sağlıklı son zamanlarda. Emmeye hala aynı derecede düşkünsün. Yalnız son bir aydır uykudan önce emmeye başladın. Seni daha sakinleştiriyor süt, sonra kolayca dalıyorsun. Hala büyük bir gürültüyle gaz çıkarıyorsun fakat artık emdikten sonra gazını çıkarmak için fazla uğraşmıyorum. Eğer hemen gelmişse çıkıyor, gelmemişse yatağında karın üstü dönüp sen kendin çıkartıyorsun. Bez değiştirme faslımız ise tam bir komedi. Artık altın kirliyken bile kaçıyorsun, bağlamama izin vermiyorsun  çıplak poponun yatağa teması çok hoşuna gidiyor belli. Bir de kaka kokusu öyle değişti ki eski kakalarını özlüyoruz babanla :)

Buralarda hava ilk soğuduğu zamanlar geceleri üstünü açmandan tedirgindim. Hatta twitterda tulum alayım mı diye tavsiye istemiştim. Meğer havalar senin için yeteri kadar soğuk değilmiş. Daha uyku tulumu alamadan kendi kendini örtmeyi, sıcak olursa açmayı öğrendin. Şimdi kararı hep sana bırakıyorum, sen ayarlıyorsun. Bazen üstün örtülü iken ayaklarını kenardan çıkarıyorsun sıcaklığını ayarlamak için aynı benim gibi. Uyurken mutlaka çoraplarını çıkarıyorum.

Emekleme konusunda hala pek hevesli değilsin, istediğine ulaşıyorsun ya olsun ne gerek var :) Sürekli sırt üstü karın üstü döne döne ilerliyorsun. Kısa yol varken bu çaba neden annecim diyorum sana :) Dönmeler konusunda öyle beceriklisin ki bir anda kendini yastığından atmış, yastığa paralel yatmış hale getiriyorsun. Sonra da duruma kendin de şaşıyorsun. Bu yüzden geceleri sırtıma yüzüme bolca tekme yiyorum sen kıpırdanırken, hemen alıp düzeltiyorum seni.

Babanın sana bazı seslenmelerinde utanıp başını hemen yana çeviriyorsun, öyle tatlı oluyorsun ki o zaman ısırasım geliyor. Anne babanın kim olduğunu biliyor kendi ismini tanıyorsun. Bu ay 2-3 kere baban yanında olduğu halde ben odadan çıkınca ağladın. Beni istemene öyle sevindim ki, burda yalnız ve 24 saat beraber olduğumuzdan bana düşkün olup olmadığını anlama şansımız olmuyor. Uykudan uyandığında ise yanına gittiğimde beni görünce de gülüyorsun ya kalbimi eritiyor gülüşün.

Kumaşlara, kurdele ve ipliklere çok meraklısın. Kumaşın cinsine bakmak için parmaklarınla kontrol edersin ya, her tür kumaşı öyle inceliyorsun. Bluzumden falan ip sarkmışsa keskin gözlerin hemen görüp yakalamaya çalışıyor. Böyle minik şeylere dokunurken parmaklarını öyle zarif tutuyorsun ki hayran oluyorum zerafetine.

Daha o kadar çok şey var ki anlatacak senle ilgili, bir ay boyunca yaşadıklarımızı yazsam bir defter dolar belki. Buraya hepsini yazamadığım için, gün gün kaydetmek adına bir günlük tutmaya başladım. Umarım uzun zaman koruyabiliriz ve sana güzel bir hatıra olarak kalır defter(ler).

Aşağıdaki videoyu dün çektik. Mekan evin önündeki park. Videoda sesim duyuluyor ama o ses kesinlikle gerçekçi değil. Neden bilmiyorum cep telefonum sesleri acayip değiştiriyor böyle acayip komik bir ses ortaya çıkıyor. Neyse burda önemli olan benim sesim değil, Helo zaten. İşte her şeyi tatmak isteyen Helocan

22 Ekim 2012 Pazartesi

Anneliğe Hazır Olmak

21:31:00 5 Comments
Evlendiğimizin ilk yıllarında ne kadar çok "kendimi anne olmaya hazır hissetmiyorum" dediysem, hamile kalmadan önce de "ben çocuk istiyorum anne olmaya hazırım" demişimdir. Üstelik 3 yeğenimin bebekliğinden itibaren büyümelerine yakinen şahit ve destek olmuş biriydim. Çevremdeki  hiç çocuk yetiştirilişine tanık olmamış bir çok arkadaşıma göre şanslıydım. Bebekle ilgilenmenin temel hususlarını biliyordum...

...sanıyordum. Bugünlerde ne kadar çok yanıldığımı düşünüp duruyorum. Bildiklerim tecrübe ettiklerimin yüzde biri belki. Bebekle 24 saat boyunca ve sürekli, hiç hafta sonu tatili, gün arası boşluğu vs olmadan zaman geçirmek bambaşka birşeymiş.

Okulda sınava çalışırsınız, hazır olup olmadığınıza karar verirsiniz. Bu karar çoğunlukla gerçeği yansıtır çünkü, sınavda çıkacak müfredat az çok bellidir. Yani önce derste anlatılmıştır, kitabı vardır vs. Ancak bebek sahibi olmaya hazır olmanın bununla uzaktan yakından ilgisi yok. Bir kere önceden ne yaşayacağınızı bilmiyorsunuz. Başınıza gelecekler önceden bir film gibi seyretseydiniz ve ona çalışsaydınız, sınava hazır olmak ile aynı anlama gelebilirdi bebek sahibi olmaya hazır olmak.

Başımıza neler geleceğini bilmediğimiz için, anne olmaya hazır olmak deyimi biraz absürd kalıyor. Keza önceden anne olmuş kişilerin yeni bebekleri için de durum aynı bana kalırsa. Her bebek farklı bir yaradılışta, hepsi okunacak farklı bir kitap. Önceden okuman mümkün değil, dünyaya gelecek, gün be gün okuyacaksın onu.

Peki bunca anneliğe dair, bebek  bakımına dair kitap, bilgi neden var diyeceksiniz. Başkalarının tecrübeleri insana fikir verse de her anne, her bebek kendi romanını yazıyor. Bebeklerin ilk dönemleri genelde birbirine benzer, en azından kendini etkin ifade etmeye başladığı 5-6. aya kadar. Aksi takdirde hem tıp dünyası hem de anneler çaresiz kalırdı. Bebeklerin temel ihtiyaçlarını nasıl ifade ettiklerini anlamak, önceden bildiğinizde işi kolaylaştırsa da, deneme yanılma yöntemiyle de öğreniliyor. Tepkisine göre acaba gazı mı var, altı mı kirli, karnı mı aç deneye deneye öğreniyor insan.

Bu yazıda benim değinmek istediğim bebeğin fiziksel bakımı değil. Besle, altını aç, uyut, gaz çıkar bunlar pratik şeyler. Üç-beş kere yapınca insan öğreniyor. Bu işin manevi yönünden yani bir bebek sahibi olmanın getirdiği sorumluluğu üstlenmeye hazır olmaktan bahsediyorum. Bebek sahibi olunca insanın kafasında hiç durmayan bir şey çalışıyor. Sürekli bebeğin fiziksel ihtiyaçlarını (ne zaman emecek, alt değiştirme zamanı geldi mi, uykusu var mı, en son kaçta uyumuştu, bedensel gelişimi için şu hareketleri yaptırmalı...) ve duygusal ihtiyaçlarını (oynaşma sevişme zamanı, öğrenme zamanı, reflekslerini geliştirme zamanı...) belli bir rutinde yapmak için saat gibi çalışıyor. Bu bölge hiç durmuyor, uyurken bile uykunu hafif kılıyor, tek gözünle bebeğini kontrol edip üstünü açmış mı, acıkmış mı diye kontrol ediyor.

Doğumdan sonra bebekle baş başa kalınca daha önce hiç yaşamadığın böyle bir sorumlulukla yüzyüze gelmek insanı resmen şok ediyor. İlk zamanlar bebek bakımı hiç zor değil aslında, çünkü sürekli uyuyor. Zor olan bu şok dalgası. Zira mevcut ev (belki iş) rutinine yepyeni ve daha büyük bir sorumluluk eklemek gerekiyor. Bu düzene alışmak zaman alıyor ama, sonuçta oluyor. Fakat kimi kişilerde bu adaptasyon çok uzun sürebilirken (belki 3 ay) kimilerinde birkaç günde ya da haftada  olabiliyor. Bu süreçte doğum yaptığında yanında destek ekibine sahip olanlar değişime daha yavaş adapte olabilir ve şoktan az etkiyle kurtulabilir ama elbet bir gün o anne de bebekle baş başa kalıp sorumluluklarıyla yüzleşecek. (Bu arada küçük bir not, ben doğumdan sonra yalnız olduğu için, bebek büyüdükçe onunla birlikte büyüyen sorumluğuna alıştım ama şimdi düşünüyorum da 3 ay annem yanımda olsaydı ve sonra yalnız kalsaydım daha zorlanabilirdim. Çünkü 3 aydan sonra en zor zamanları başlıyor -daha hareketli daha az uyuyor- ve birden bire bu halde yalnız kalmak çok yorucu olabilir. )

Bence bebek sahibi olmaya hazır olup olmamak mevcut şartlar altında bu adaptasyonu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinle alakalı (tabi maddi olarak hazır değiliz vs gibi durumları dışarıda tutuyorum). Eğer yeniliklere kolayca adapte olabilen biriyseniz, anneliği kısa sürede başaracaksınız.

Küçük bir test olarak şu durum bazı açılardan benziyor. Yeni evlendiniz ve daha önce baba evinde evin tüm sorumluluğunu üstlenmiyordunuz. Evlendikten sonra yeni duruma adapte olmak zorunda kaldınız. Yeni evin çekip çevirilmesi, her akşam ne pişeceği, çamaşırların birikmeden yıkanması, ütülenmesi, evin gelir-gider hesabı, bir de çalışıyorsanız bunlara zaman ayırmak, aynı zamanda bir eşin ve ailesinin sosyal-duygusal sorumluluğunu üstlenmek... Tanıdık geldi mi? Bu yeniliğe ne kadar sürede adapte oldunuz. Ben ilk evlendiğimde bu hızdan başım dönmüştü, her gün plan program yapıyordum. Bir ay sonra artık düşünmeden işleri yürütmeyi başarmıştım.

Bebek sahibi olmak, evlendikten sonra karşı karşıya kalınan sorumluluktan kat be kat fazla. Ancak insan zamanla yeniliklere adapte olma becerisi kazanıyor, eğer birkaç kez böyle değişimler olduysa (evlilik, iş değişikliği ...) bebeğe adapte olmak çok daha kolay olacak.

Muhtemelen kadınlar, hayat zorunlu olarak onlara yeniliklere adapte olma becerisi kazandırdığından dolayı daha güçlüler. Zira bu süreç hiç bitmiyor. Bir hayal edin, önce evlilikle yeni bir ev ve eşe, sonra bebek sorumluluğuna, ikinci çocukta hem bebeğe, hem diğer çocuğun okul, beslenme, sosyal hayat ... gibi sorumluluklarına, çocuklar büyüdükçe onlarla gelen yeniliklere ta ki onlar evlenip evi terkedene kadar sürekli zihninde çalışan, durmadan düşünen, planlayan, kurgulayan, nasıl yapsam diye düşünen bir parça oluşuyor. O kadar yoğun bir düşünce ki bu, sanırım tüm çocuklar evden gittikten sonra yalnız kalan anne-babayı asıl bu boşluk hissi sarsıyor.

Uzun lafın kısası, bebek sahibi olmaya hazır olunmuyor hiç bir zaman. Ancak öyle ya da böyle, çabuk ya da zor insan elbette adapte oluyor. Belki bir çok şeyi feda etmek gerekiyor eski alışkanlıklardan vazgeçmek gerekiyor ama kesinlikle bir bebek hepsine fazlasıyla değiyor. Eve mutluluk ve neşe getiriyor, hayata ise büyüüük bir anlam.

Sevgiyle.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Helo'nun Oyuncakları

19:53:00 12 Comments
Ben küçükken porselen bir tavşanımız vardı, kırmayalım diye vitrinin en üstünde duran. Zaman zaman oynasam da kolay erişemediğimden olsa gerek benim için çok özeldi. Malesef onun dışında pek bir oyuncağımı hatırlamıyorum. Hayal meyal sanki. Pembe plastik fincanlar vardı, birkaç bebek. Şimdi diyorum ki keşke resimleri olsaydı.

Bu blogun akıbeti ne olur bilmem ama kızımın oyuncaklarının resimleri burda kalsın istiyorum. Bu resimleri iki ay kadar önce çekmiştim ama bir türlü düzenleyemedim. Bu yazıyı yazmam görmemişlik olarak algılanmaz umarım. Mevcut oyuncaklarımız (bunlara bir iki tane daha eklendi ama resim yok) kimine fazla kimine az gelebilir. Biz eşimle çocuğu oyucağa boğma taraftarı olmasak da, oyuncağın doğru kullanıldığında geliştirdiğine inanıyoruz. Bu yüzden hediye vs hariç durumda her ay ortalama bir oyuncak almaya çalışıyoruz.

ben resimleri çekerken Helo oyuncaklarla oynuyor, alttaki plastik balıklar banyo balıklarımız, banyoyu birlikte yapıyoruz. Suyun içinde iken balıkları sıktığımızda ağzından baloncuklar çıkıyor gerçek gibi :)

Bu kitapları Fotoğrafik Hatıralar teyzesi göndermişti, daha birkaç tane daha var ama henüz onlara ilgi duymuyor. Bu kitapları 3 aylıktan beri okuduk ezberledik. Üsttekiler dokun-öğren konseptli. İkinci sıradakiler yüksek konstraslı olduğundan ilk aylardan itibaren bebeklerin ilgisini çekebilir. Alttaki kartları ise çok seviyoruz, 50 tane kart var, şimdilik sadece resimlere bakıyoruz, ilerde matematik yapıcaz.

Üstteki ilk bez kitabımız, doğmadan önce almıştık, doğduğundan beri baktı. Alttaki kitap babannesinden hediye biz İstanbul'dayken, o da çıngıraklı ve interaktif olduğu için favorilerimizden(di). Ahtapotu ise ben yapmıştım hamileyken. Bacaklarından kavraması çok kolay oluyor.

Bilimum oyucaklar. Üst sağdaki zürafa dedesinden, minicik ama kurmalı çok seviyor onu.  İkinci müzikli diş kaşıyıcı babannesinden onun da çokça yalayıp yuttu. 3.diş kaşıyıcısı 5. ayd almıştık. 4. çıngıraklı köpek hastane çıkışı takımından çıkmıştı, 5. müzik çalan ve meleyen kuzu, pek ilgi göstermedi, soluk renkli olduğundan herhalde. 6. ise evdeki yumurta kapları, mıknatıslar ve Egehan abisinden yadigar çıngırak.


1)Eşimin arkadaşı Mira teyzesinden hediye bebek saç ve bağcıklarıyla oynamaya bayılıyor. Adı Pembe.2)Uyku arkadaşı: 6-7 çeşit müzik çalıyor ve yüzü ışıklı, favori oyuncaklarından kızımın. Adını blue koyduk. 3)Benim ördüğüm tavşan, 4)Sıkmalı penguen, sıkınca ötüyor. 5) Pusete asılan oyuncak arı. Doğduğundan beri var çok severek oynadı. 6) Diş kaşıyıcı fil, karnına bastırınca ötüyor, yüksek konstrastlı renklere sahip olduğu için çok sevdiklerinden.
Üstteki pusete asılan çıngırak, bolca oynadı. beşiğine de asıyordım bacakları ile kolları ile bolca müzik yaptı. Alttaki de ilk piyanomuz, çok düşkün olmasa da çalıyor arada.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Yarısı Tırtıklı Yarısı Düz

21:44:00 2 Comments

Evlendiğimde hediye gelen bir bıçak setinin içinde yarısı tırtıklı yarısı düz olan bir bıçağım vardı. O kadar kullanışlıydı ki sürekli kullandığım tek bıçağım olmuştu. Malesef bir süre sonra kayboldu (galiba sebze kabuklarıyla birlikte yanlışlıkla çöpe attım), ondan sonra aklıma geldikçe tüm bıçak reyonlarında böyle bir bıçak aradım ama bulamadım.

Hafta sonu Kika'ya gittiğimizde gördüm bu bıçağı ve hemen aldım tabi. Tekrar eski performansıma da kavuştum. Bilmem sizin de öyle mi olur özellikle domates gibi dış yüzeyi kaygan sebzeleri keserken tamamı düz olan bıçakla kestiğimde kayar, içten kesmem gerekir. Tamamı tırtıklı olan bıçak ise aynı performansı vermiyor, çünkü mesela sapındaki yeşil kısım en güzel düz bıçakla kesilir.

Bu yarı düz yarı tırtıklı bıçakla, uç kısmındaki tırtıklarla sebzeyi tutup deliyor, alttaki düz kısımla ise jilet gibi kesiyorsunuz. Çok ama çok hızlı ve rahat oluyor.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Helo Nasıl Kendi Kendine Uyumaya Başladı

18:51:00 21 Comments
Kızım 5. ayından itibaren (neredeyse 1,5 aydır) artık kendi başına uyuyor. Maşallah diyelim hemen. Bir gün gündüz uykularından birine hazırlanıyorduk, tuvalete gitmem gerekti, yatağına koydum şimdi geliyorum dedim. Geldiğimde yastığının kenarında bulunan bağcıklarla oynaya oynaya mayışmış, daldı dalacak hale gelmişti. Hiç ilişmedim biraz sonra uyudu ve o gün ve ertesi gün tüm uykularını kendi başına aynı şekilde yaptı. Bir süre diş dolayısıyla bu düzen bozuldu ama şimdi neredeyse tüm uykularını kendi yapıyor. Bazen yardımıma ihtiyaç duyuyor elbette ama kendi kendine dalmayı öğrendi diyebilirim.

Bu değişim bir anda olsa da şimdi düşününce aslında aylar süren bir hazırlık ve birikimin sonucu oldu. Daha hamileyken uyku eğitimi konusunda araştırmalara başlamıştım ancak özellikle bir yöntemi uyguladım diyemem. Öğrendiklerimi de kullanarak zamanı geldiğinde gerekeni yapmaya çalıştım. Bu süreçte uyumayı öğrenmesi için hiç acele etmedim. Beyinde uyku merkezinin yer aldığı kısmın 5-6. aylarda gelişmiş olacağını, bu aydan itibaren uykuya dalmayı öğreneceklerini düşünüyordum. (Bunun açıkça böyle olduğunu söyleyen bir kaynak bilmiyorum, okududuklarımdan böyle bir çıkarım yaptım). Bu yüzden bu süre öncesinde verilen uyku eğitimlerinin de çok kalıcı olmayacağına inandım.

Bu yazıda bizim neler yaptığımızı anlatacağım. Tabi ki bize özel bir durum olduğu için herkes de işe yaramayabilir ancak fikir verebilir. Yazı çok uzun olacağa benziyor, ilgi duymayanlar bundan sonrasını okumayabilir.

11 Ekim 2012 Perşembe

Diyet Halleri

15:46:00 15 Comments
Bu haftasonu 15 gün olacak yeni eve taşındık. Elbette ki kira, burda satın almamız mümkün değil zaten. Önceki ev çoook eski olunca ve Helo da hareketlenmeye başlayınca yeni ev aramaya başlamıştık. Fakat öyle hemen ev bulunmuyor burda. Nispeten ufak bir şehir olduğu için ev ilanları seyrek çıkıyor, çıkanların içinden biz beğenmiyoruz ya da onlar bizi beğenmiyor (vergi kaçırmak için sözleşmesiz kiracı arıyorlar, bize de polise vermek üzere sözleşme lazım).

Bu evi 2 ay önce internete ilan düşer düşmez beğenip aradık, aynı gün karar vermemizi istediler başka talipler varmış, tamam dedik oldu. Şansımıza ya da kızımın şansına bilmiyorum nadiren olabilecek bir şey oldu. Evdeki mevcut eşyalar kiracıya aitmiş, kiracı çıkacak ve ev sahibi evi baştan sona döşeyip yeniden kiraya verecekti. Çoğu ev eşyalı oluyor ama kullanılmış eşyadan ziyade böyle sıfır eşyalı eve yerleşmek milyonda bir ihtimal. Evi görmeğe gittiğimde adam sordu ne istediğimi. Ben de şuraya L koltuk, şuraya tv ünitesi falan derken kendimi yeni gelin gibi hissettim.

Öncesinde evde biraz tadilat yapıldı, yerler gıcır gıcır parke oldu (kızı yere salabilirim), pencereler değişti (cam silmeye gerek kalmadı), badana yapıldı (rengi biraz koyu buldum ama mis gibi tertemiz) ve eşyalar alındı. En hoşuma giden ise artık bulaşık makinam var ve 30 yıllık çamaşır makinesinden sonra beni çok sevindirik eden dijital bir çamaşır makinem. Gerçek temizliği unutmuşum valla. Bir de neredeyse kuru çıkıyor ya, eski makine de şırıl şırıldı :p Bütün kıyafetlerimizi yeniden yıkadım, her gün çamaşır yıkayıp katlamaktan fenalık geldi ama olsun az kaldı :p

Biz adama mobilyalar ile ilgili bir liste verdik internetteki resimlerden. Ben biraz ekonomik olsun diye basit şeyler seçmiştim. Ancak adam bazı şeyleri almış biz listeyi göndermeden önce ve bir çoğu   önerilerimizin çok üstünde modeller. Evi gerçekten kaliteli döşemiş. Hem beyaz eşyalarda hem mobilyalarda. Tam olarak yerleştiğimizde resimlerini de koyarım.

Bunca şey yazdım, diyetle ne alaka diyeceksiniz. İşte yeni evde ev sahibi yatak odasında bir duvara boydan boya, kapının üstü ve yanını da içine alan bir gömme dolap yaptırdı. Dolabın kapakları sürgülü ve bir tanesi yerden tavana kadar ayna ve o aynalı kapak da tam benim yattığım yerin karşısında.

İnanın eskiden bu kadar çok kendimi görmüyordum, şimdi sabah akşam, gün içinde milyon kere kendimi görünce, yataktan kalkarken katman katman olmuş göbeğim gözüme batınca artık diyete başlamalı, güzelliğinden yanına yaklaşamadığım slovak kızlarıyla yarışmalı dedim ve pazartesi başladım.

Tabi kendimi bu kadar bakımsız ve salmış görünce, kızımdan özür dileyip daha bakımlı olmaya da karar verdim. Bütün gün onun yüzüne bakınca ben nasıl aydınlanıyorsam, onun da annesini güzel görmeye hakkı var. En azından onun için çabalayacağım.

Kendimi motive etmek için bir blog açtım: XL to XS. XS olmam zor ama olabildiği kadar artık. Birkaç blogger arkadaş tesadüfen aynı anda diyete başlamışız ve birbirimize hesap veriyoruz. katılmak isteyen olursa bekliyoruz.

4 Ekim 2012 Perşembe

İki yaş Sendromu Altı Aylıkken Başlar mı?

10:55:00 10 Comments
Merak ediyorum çünkü bizim Helocan benzer davranışlar göstermeye başladı. Belki de huyu suyu böyledir, zaten karnımda belliydi inatçı kişiliği bir türlü dönmemişti bıdık.

Dün mesela emziğini ters emiyordu, altta olacak kısım üste gelmiş şekilde. Ben de çıkarmadan döndürdüm ağzında. Sen misin döndüren bir kızdı bir kızdı çığlıklara attı. Ben de tekrar ters çevirdim :/

Uyumaya hazırlanırken daha rahat etsin diye yastığını battaniyesini falan düzeltiyorum. Çünkü bazen battaniye altında kalmış oluyor. Yine kızıyor hanım yeniden tepinip kendisi bir pozisyon ayarlıyor.

Bazen de yanağından öpünce kızıyor. Neden öpmüşüm yine bağırmalar. Tamam tamam özür dilerim diyorum susuyor.

Bazen ise oyuncaklarını düzeltiyorum, alıyorum koyuyorum falan yine kızıyor. Kendi yapacakmış yaramaz.

Bu hallerini görünce Cem'le şaşırıyoruz. Daha şimdiden böyle ilerde napıcaz diye. İstemediği bir durumda bir çığlık atıyor tamam :) Umarım bu huyu gelip geçicidir.

28 Eylül 2012 Cuma

Kabuğun Olacağım

09:54:00 12 Comments
Biricik kızım

Eğer motivasyona ihtiyacın olursa şu hayatta  ittirmek için arkanda olacağım senin,

Yardıma, desteğe ya da dertlerini paylaşmaya ihtiyaç duyduğunda ise tam yanında,

Kötülüklerden korumak için bazen bir kalkan gibi önünde duracağım,

Üzerime basarak daha yükseklere tırman diye altında.

Üzülüp bir kucağa sığınmak istersen eğer,

Seni sımsıkı saracak kabuğun olacağım.

-Allah'ın izniyle-

27 Eylül 2012 Perşembe

Sakın Alıştırma!

12:11:00 16 Comments
Daha hamileyken başlar söylemler sakın kucağa, emziğe, biberona, sallamaya vs alıştırma bebeğini diye. Hatta bu öyle yaygın bir kanı haline gelmiş ki, kimse söylemese bile, annenin birşey yapacakken durup düşünmesine sebep olur: "Acaba alıştırmış olur muyum?" diye. Ben de bu ikilemlerden bolca nasibimi aldım ama çoğunda mantığımın değil kalbimin sesine kulak veriyorum. Tabi mantığımı da devreden çıkarmıyorum o da süreci anlamak ve ilerde değiştirilmesi mümkün hale getirmek için iş başında.

Kızımı doğduğundan beri 2,5 aylık olana kadar kucağımda salladım. Hatta bazen öyle oluyordu ki tüm gün kucağımda sallıyordum, yatar yatmaz uyanıyordu. Sonra kollarım bitap düşünce ayaklarıma geçtim. Bu zamana kadar hala devam ediyor ayakta sallamam ama artık her seferinde değil nadiren. Bu süreçte battaniye ile sallama ve çingene salıncağı kurup onda sallama dönemlerimiz de oldu. Şu an geldiği süreç ise çok şükür uykuya dalmayı öğrendi, çoğu zaman kendi kendine uyuyor ancak bana ihtiyacı olduğunda ayağımda sallayarak ya da her ne şekilde isterse ona yardımcı oluyorum.
çaresizlikten ne yapacağımı şaşırdığım dönemlerde kurduğum salıncak, beşikle dolap kapaklarına bağlanmış, merdane ile desteklenmiş :)

Benzer şekilde biberona da alıştırdım (zaten başlarda emmemişti ama sonradan vazgeçtiğinde unutturmadım), çünkü ne zaman ne olacağı belli olmaz. Nitekim bazı dönemlerde (ağzı yara oldu, ya da babası bakmak zorunda kaldı) ememeyip biberon ile beslenmek durumunda kaldı.

İstanbul'a gittiğimde "sen ne kadar çok taşıyorsun bebeğini kucağında" dediler. Uyanık olduğu her an kucağımdaydı. Ben de "oturamıyor ki kendi başına 24 saat yatacak mı bu çocuk, onun da dünyayı keşfetmeye hakkı var" diyordum. Ve sürekli taşıdım. Şimdi ise beni sadece taşıt olarak kullanıyor, yoksa kucağıma gelmek, sıkılmak istemiyor. Elleriyle itip kayıyor ve kurtulmaya çalışıyor.

Bana alıştırma diyenlere hep şöyle dedim

Eğer bebek bir şeye alışmışsa bu iki şeyi gösterir:

  1. Demek ki bebeğimin öğrenip ayırt etme ve hoşuna gideni seçme becerisi var, aferin ona. 
  2. Demek ki bebeğimin bir şeylere alışma becerisi var,  o zaman buna alışıyorsa başka şeylere de alışır.

Alışkanlıklar edinmesi çok doğal, kontrol edin ya da etmeyin bebek illa ki bir şeye alışacak. Fakat bu alışkanlıkları dönüştürmek mümkün bence. Bunun için bebeği iyice gözlemlemek ve geçişi yavaş yavaş yapmak lazım. Doğru noktalar yakalandığında en vazgeçilmez sanılan alışkanlıklardan eninde sonunda vazgeçileceğine inanıyorum. Tabi bu zaman alabilir kabul.

Örnek verecek olursam, kızım doğduktan sonra meme uçlarım kaybolduğu için uzunca bir süre ememedi ve memeyi reddetti. Bu süre zarfında hep biberonla verdik ve çevremdeki herkes çok korkuyordu, biberona alışıp hiç emmeyecek diye.  Zaman zaman benim de yıldığım anlar olmuştu ama eşimle çok dikkatli şekilde görevimize çalıştık. Onu gözlemledik, nelerden hoşlanıp neden hoşlanmadığını anlamaya çalıştık, nasıl bir yol izlememiz gerektiğini düşünüp tartıştık. Çok aç olduğu zamanlarda tutamadığı için sinirleniyordu bu yüzden memeye alıştırma seanslarımızı ilk açlığının yatıştığı ve nispeten bilincinin  daha kapalı olduğu uykulu zamanlarda yaptık. Bazen tutuyor bazen tutmuyordu, çeşit çeşit şeyler denedim. Önce ucunu çıkartmak için sağmalar, silikon uçlar, ağzına akıtmalar vs. Bu yöntemlerin bir çoğu biliniyor çünkü memeye alıştırmaya çalışmak çok önemli -yani iyi yönde bir alışkanlık kazandırmak- olduğu için çevrede bolca örnek mevcut. Gerçekten sabrımın bittiği noktalardan birinde, hatta annem bile ümidini kesmişken emmeye başladı. Emeklerimiz işe yaradı.

Kısacası, yeni bir şeye alıştırmak için, mevcut alışkanlıkları değiştirmek için mutlaka bir yol bulunur. Bunun için bebeği iyice gözlemlemek, huyunu suyunu anlamak ve analiz etmek lazım. Diğer yandan hiç çaba göstermeyip gidişatına bırakılsa bile eninde sonunda bebek büyüyecek tüm alışkanlıkları kendiliğinden değişecek. Bu yüzden ben her ne zaman bunama noktasına gelirsem, bu günlerin geçici olacağını, gün gelecek özleyeceğimi kendime hatırlatıp, nasıl keyifli hale getirebilirim meselesine odaklanıyorum.

dip not: bu yazı yazlıdığında kızım 6 ay 4 günlük.

24 Eylül 2012 Pazartesi

6. Ay ♥

11:37:00 12 Comments
Cancağazım;

Bu sözcük bana eskiden komik gelirdi ta ki hamileliğimde Aşk'ı tekrar okuyana dek. Mevlana, Şems'i çağırırken cancağazım dediğinde onun tüm duygularını temsil ettiğini hissettim bu sözcüğün. O zaman ben de sana cancağazım demeye karar verdim. Diğer hitapları da çokça kullanıyorum, canım, kuzum, can parem, bir tanem... Ama cancağazımın yeri ayrı.

İlk defa ay mektubunu sana hitaben yazıyorum. Daha önceleri bunu istesem de bloguma yazmaya cesaret edemiyordum. Şimdi umrumda değil. Sana karşı hislerim öyle bir hal aldı ki, bu aşkın ve sevginin ötesinde birşey sanki. Aşkı ve sevgiyi biliyorum, sana hissettiklerim bunlardan daha yoğun daha başka sanki. İlk defa tattığım için henüz tanımlayamıyorum belki de. Hani iki minik elinle yanaklarımı tutuyorsun, dişlerini kaşımak için de olsa yanaklarımı dudaklarımı şapır şupur yıkayarak ısırmaya çalışıyorsun ya, o zaman içimde ummanlar dalgalanıyor, bir coşku seli çağlıyor sanki. Seni sımsıkı sarıp içime sokmak, öpücüklere boğmak isteği uyandırıyor bende.

Hiç bir anına, hiç bir mimiğine doyamıyorum. Gözlerimi senden hiç ayırmıyorum bir saniye bile. Yok seni kontrol etmek için değil sana doymak için. Zaten bu altı ay nasıl geçti anlamadım, günler hızla geçecek ve ben her anına ortak olmak istiyorum.

Bu ay o kadar dolu dolu geçti ki. Artık sana bebek diyemiyorum çünkü herşeyin farkında ve ayırdındasın. Söylediklerimizi anlıyorsun, kendi tercihlerin var artık. Bizi tanıyor ve kucağımıza alınca sımsıkı sarılıyorsun. Baban diyor ki böyle sarılınca bitiyorum, ben de öyle. Tabi bu kucak çocuğu olduğun anlamına gelmiyor. Seni şöyle kucağıma alayım, sımsıkı sarıp sarmalayayım, okşayıp seveyim desem istemiyorsun. Öyle hareketlisin ki uyanık olduğun her an keşfedecek şeyler buluyorsun. Bazen de dalıp gidiyorsun. Bu zamanlarda aklından geçenleri çok merak ediyorum. Mesela bu sabah su şişesiyle oynarken, içinde olan bir miktar suyun hareketlerine baka baka daldın.

Bu ay başından sonuna kadar ilkler ayıydi. O kadar cok ilki o kadar kısa sürede yaşadık ki, unutmamak için aklımdan tekrar edip durdum.

  • Altıncı ayın ilk günlerinde ilk defa havuza girdin ve sirke gittik. Sirk 2 saat olmasına rağmen çoğunda keyifliydin ve hoşuna gitti.
  • Sonraki gün kendi kendine uyumaya başladın. Birden bire ve hic birsey yapmadan. Pışpışlanmak istemedin, ardarda 8 kez kendi basına uyudun. Fakat hemen ardından çıkan diş yüzünden bu alışkanlığın biraz bozulsa da zaman zaman hala kendi başına uyuyorsun. Ben de pek dert etmiyorum çünkü artık istediğin zaman kendi başına uyuyabileceğini biliyorum en azından.
  • Evet ilk dişin çıktı, 5 ay 5 günlükken. Zordu. 3 gece ve gündüz ateşli ve mızmızdın. Diş ateşinin 38 i geçmeyeceği söylenir ama 38,6 ya çıktı seninki. Fakat sadece başında ateş vardı, vücudun soğuktu. Ateşi kafandan ölçtüğümüz için belki doğru bile değildi, daha da fazlaydı kim bilir.
  • Bu ateşli halinden olsa gerek, ağzının içi yara oldu, patır patır kabarcıklar çıktı. İlk hastalığını yaşamış olduk ama ben çok korktum :(
  • 10 gün sonra ikinci dişin de çıktı. Bu sefer fazla zorlamadı ama aynı yaralar yine oldu. Doktorun verdiği solüsyonu gazlı bezle sürünce geçiyor çok şükür. Şu an alt iki dişin oldukça belirgin. Gülerken gözüküyor ve seni daha da tatlı yapıyor. 
  • 5. ay dolduğunda gittiğimiz doktor kontrolünde, ek gıdaya başlayabileceğimizi söyledi doktor teyze. Bu ay sana özel bir sürü yeni yiyecek hazırladım. Bir sürü yeni tat keşfettin ve çoğunu sevdin. İlk kaşığı aldığında bir gurme edasıyla yavaş yavaş tadıyor ve gözlerini deviriyorsun. Eğer beğenirsen yüzün gülüyor ve devamını istiyorsun. 
  • Benden ilk defa ayrı kalıp, babanla yalnız saatler geçirmeye başladın. Haftada ik güb birer saat spora gidiyorum. Döndüğümde ise seni deli gibi özlemiş oluyorum.
  • Sofrada bize eşlik ederken kucağımda tutup tek elle yemekte artık zorlandığım  için mama sandalyesine geçtik. Mama sandalyesi sayesinde mufakta daha çok vakit geçiriyoruz seninle. Genelde oyuncaklarını ve eline ne geçerse atmayı seviyorsun onun üstündeyken.
  • Malesef ilk düşmeni de yaşadın bu ay. Gözüm hep üzerinde idi ama bir anda, aslında baban da ben de sana bir adım mesafedeyken ana kucağından düştün. Neyse ki çok ağlamadın.
  • İlk kez bilinçsiz de olsa baba dedin ve bayıldık.
  • İlk olarak bilinçli şekilde bir sözcük kullanmaya başladın. EMME. Emziği isteyince böyle diyorsun.
Bu ilkler dışında mevcut becerilerin de gitgide gelişiyor zamanla. Tutma ve kavrama becerilerin çok gelişti. 5. ayın başından itibaren ufak nesneler (boncuk, düğme, iplik, kurdele gibi)  ilgini çekiyor ve onları tutup oynuyorsun. Hatta kendi başına uyumaya başlaman da onların sayesinde olmuştu. Yastığının kenarındaki beşiğe bağlamak için bulunan şeritlerle oynaya oynaya uyuyakaldın. Hala da onlarla oynamayı çok seviyorsun.

Sürtünme ve emekleme konusunda çaba sarfetmek istemiyorsun.  Seni karın üstü yatırdığımda hemen ters dönme becerini ise çok geliştirdin bak :) Artık emeklemeden yürüyeceğini dşünmeye başladım. Çünkü bacaklarını dimdik tutmayı, az da olsa ayakta yaslanır şekilde durmayı başarıyorsun.

6. ayın dolmasına bir hafta kala desteksiz oturmaya başladın. Arkadan yastık vs olsa dahi yaslanmak istemiyorsun artık. Sağa sola devrilmeden duruyorsun ancak öne doğru uzandığında düşme ihtimalin oluyor bazen. Fakat bir kaç gün önce de öne düşmemek için ellerini kullanmaya başladın.

İletişimiz çok daha gelişti. İki gece önce uyurken ellerini yanaklarıma uzatıp hafifçe pat pat yapıp beni uyandırmanı ise hiç unutmayacağım. Meğer kusmuşsun ve yardımımı istiyormuşsun. Bu arada evet hala aynı yatakta aramızda yatıyorsun ve baban da ben de buna bayılıyoruz. Sabahları bir bana bir ona dönüp ellerini uzatıp yanaklarımızı sevmen -kazayla yapıyorsun biliyorum bazen saçlarımızı çekmen :)- öyle hoşumuza gidiyor ki. Senin kokunu çeke çeke, sabah kikirdeşmeleri yaşamak güne en güzel başlangıç şekli.

Cancağazım benim, iyi ki geldin, iyi ki bizi seçtin.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Bana Bir Pasta Yap Teması

00:03:00 2 Comments

Uzun bir aradan sonra, eskisi gibi çabuk olmasa da blog teması yapmaya yeniden başladım. Bebekli hayatımda biten ilk tema ise bu oldu. Uzun bir ara verdiğim için böyle şeylerle haşır neşir olmayı ve sonuç almayı çok özlemişim. Bundan sonra kendime stres yapmayacak ölçüde tasarıma devam etmek istiyorum. Keyifle çalıştığımda daha güzel şeyler çıkıyor ortaya çünkü.

Sevgili İpek, ne istediğini gayet iyi bildiği için, biraz önerilerde bulunarak hoş bir tasarım oluşturduk. Bana Bir Pasta Yap tasarımının tamamına siteden bakabilirsiniz.

Blog sitesi ama bir web sitesi havasında tasarladım. Güzel ürünlerinin yer aldığı slayt karşılıyor önce,  üstte ise cupcake şeklinde bağlantılar mevcut.

Blogun genel renkleri ve süslemeleri oldukça sade. Benimle hemfikir olarak İpek de tasarımın ürün resimlerinin önüne geçmesini istemeyenlerden. Logosunda yer alan kalp ve yazıyı muhafaza ederek, minik ayrıntılarla şık bir tema yapmaya çalıştım bu kez.

Buraya yazdığım temalarımı aslında diğer blogumda toplayıp sergileyeceğim ama önce orayı yeniden elden geçirmem lazım. Terzi kendi söküğünü dikemez ya ben de kendime bir tasarım yapamadım henüz :)