24 Mart 2019 Pazar

24/03 Mutlu Son

Mart 24, 2019 5 Comments
Sanırım son zamanlarda ilk defa bu kadar uzun ara verdim. En son pazartesi yazmışım, bugün olmuş Pazar! Fakat bu haftamız sıradan bir hafta değildi.

Okulda öğretmenler çalışması nedeniyle pazartesi ve salı günü çocuklar evdeydi. Önceki hafta cuma günü de, hollanda genelindeki öğretmenler grevi nedeniyle evdelerdi. Salı akşamı artık 5 gün boyunca çocuklarla olmaktan bezgin düşmüş, sinirlerim harap olmuştu. Çarşamba günü öğlene kadar okulda, öğleden sonra da bebeği olan arkadaşımı ziyaretle geçirdik. Perşembe günü ise onlar okuldayken ben kursta ve alışverişte, öğleden sonra ise evde, doğumgünü hazırlıklarıyla geçti. Cuma sabahı kızımın sınıfta doğum günü kutlaması olacaktı ve perşembe akşamı geç saatlere kadar uğraştım.

Cuma günü yine onlar okuldayken hollandaca dersim vardı ama zamanın geri kalanını resmen uyuşuk geçirdim. Cuma sabahları nispeten biraz daha fazla kendime ait zamanım var ve önceki günün yorgunluğunu atmak için biraz daha telaşsız geçirmeye and içmiştim. Fakat öğleden sonra okuldan bir arkadaş ve komşunun kızı playdate için gelince, ve bunlar hava güzel diye parkta piknik yapmak isteyince, gölün kenarında bisiklet sürüp, toprak yığınlarına tırmanınca ve ben de peşlerinden sokaklarda dolanınca andımın hiç bir anlamı kalmadı tabi ki :/ Tek tesellim öyle çok eğlendiler ki, kızım ilk defa böylesi sokak/mahalle oyunlarını tecrübe etti. Şimdi komşu kızıyla her gün oynamanın planlarını yapıyor :) Belli bir mesafeye kadar (ara sıra kontrol etmek kaydıyla) dışarı bırakabiliyorum.

Cumartesi günü kızımın asıl doğduğu gün ve tabi ki çok duygusaldım. Zaten son bir haftadır beynim sürekli geçmişe sarıyordu. 7 yaşında oldu 7! Şaka gibi hala inanamıyorum. Fakat ona bakınca gördüğüm şeyden öyle gurur duyoyorum ki, bilmem normal mi?

Ve günler öncesinden ayarladığım muhabbet kuşunu alma zamanı da cumartesi idi. Hafta içinde kafesi ve malzemeleri de geldi. Dün büyük bir heyecanla gidip teslim aldık. Mavi bir kuşu beğendi kızım. Adı Lily oldu. Ve birkaç saat içinde çocuklar bambaşka oldular. Öyle çok ilgilendiler ki... Kuş ve çocuklara etkisi hakkında detayları başka postta anlatacağım.

Şimdi pazar sabahı, ben akşam yine onlarla uyuya kaldığım için erkenden uyanmış bu postu yazıyorum. Camdan güneş ışınları sızıyor bugün hava güneşli olacak belli. On dakika içinde çocuklar uyanacak ve evin sessizliği kuşa bakmak için merdivenlerden koşuşan çocukların çığlıklarıyla dolacak. Ve bol gürültülü bir gün daha başlayacak.

Hazır mıyım? Evet!

18 Mart 2019 Pazartesi

18/03 Hangi Yürek Dayanır

Mart 18, 2019 0 Comments
Geçtiğimiz haftasonu yeğenim okul gezisiyle Çanakkale Şehitliğine gitti. Rehber eşliğinde gezerken bizi de whatsapp’dan bilgilendiriyordu. Buralar öyle sessiz ki diyordu, sanki hala o zamanların hüznü asılı kalmış havada. Biraz zaman geçiyor, ağlamadan duramıyorum yazıyordu. Düşünsenize bir hemşire günde 2000 askeri ölüme uğurluyormuş. Gencecik erler ölürken "anne" diye diye can veriyormuş. Bulamadıkları yiyecekler, içemedikleri pis sular bir yana, her yerde kol bacak kan. Aklını kaybeden askerler için su kenarında su sesiyle tedavi yapılmaya çalışılıyormuş. Bugün o topraklarda tam 60 BİN şehit yatıyormuş.

Her iki ablamın da eşleri Hakkari’de dağlarda askerliğini yaptı. Döndükleri zamanı çok iyi hatırlıyorum çünkü her ikisi de öncesinde sözlenmişlerdi. Bu konuşmalar üzerine ablamlara dedim ki, hatırlasanıza eniştemler geldiğinde nasıldı, normal hayata dönmeleri hiç kolay olmamıştı. Küçük ablam dedi hala eşinin kafası arada gidip geliyormuş ki 30 yıl oldu neredeyse. Rüyasında görüyormuş çünkü. Kolay mı diyor onlar da çok kol bacak toplamış 😔

Çanakkale ve diğer tüm savaşların cehennem ortamını hayal dahi etmek mümkün değil. Fakat sonra düşündüm, bir adam vardı, sadece çanakkale değil bir çok savaş geçirmişti. Bütün bunlardan akıl sağlığını koruyarak çıkmak bir yana, o kadar ileri akılla çıktı ki; sonrasında tüm vatanı kurtardı, iyileştirdi, geliştirdi ve cumhuriyeti kurdu. Şimdi tüm bu şartları yaşayıp da bunları yapabilecek bir kişi gösterin deseler, bulunmaz. Bütün bunlara hangi yürek dayanır?

Vatan uğruna tüm canını feda edenlere dualarımız sonsuz....

16 Mart 2019 Cumartesi

16/03 Annem

Mart 16, 2019 3 Comments
Geçtiğimiz hafta boyunca annemle ilgili bazı düşünceler dolaşıp duruyordu kafamda. Hala tam oturmadı bu düşünceler, sesli düşünmek istiyorum şimdi.

Annem, çoğu ikinci dünya savaşı sonrası kuşağında doğanlar gibi kanaatkar, yokluk nedir bilen, idealist bir kadındı. Hayat ona normal üstü zakasını (ailesi ısrarlarına dayanamayıp 5 yaşında okula başlatmış) ama ilkokul sonrasında okuyamamış, üç kızını da üniversitelerde okuturken neredeyse onların her getirdiği kitabı okumuş, bu gün hala okuyan (45 doğumlu) düşünen, pratik zakalı, becerikli annem. Hayranım. Zaman geçtikçe, özellikle de anne olduktan sonra, anılarım üzerinden annemi anlamaya ve örnek almaya çalışıyorum.

Çevremdeki bir çok kişi beni becerikli ve çok hareketli bulur. Fakat annemi görselerdi beni yavaş bulurlardu. Ona benziyorum. Genelde pek şikayet etmeyen biridir, zor zamanlarında bile Allah büyük der sabreder. Duygularını aşırı belli etmez, ağlaşması da sevinçleri de fazla değildir, yaşıyorsa da içinde yaşar. İyi mi kötü mü yargılamam, öyle olduğunu sadece kabul ederim. Onun şartları öyleydi, öyle olmuş bilirim.

Biliyorsunuz iki önceki yazımda, kuşumuzdan bahsetmiştim. Başka hayvanlarımız da olmuştu (bir sürü kedi), annem hiç olur mu olmaz mı, ay ben bakamam, bir sürü iş vs demedi. Belki çocukluğunda köyde yaşamış olmaktan gelen bir yatkınlık bilemiyorum(20 yaşında istanbula gelin geldi). Ama şimdi bir çoğumuzun yaşadığı tereddütleri yaşamadı. Herkesin söylediği ve bildiği gibi, "eve hayvan alınırsa çocuklar bakmaz iş senin üstüne kalır". Buna rağmen hiç onca işine iş eklemekten kaçınmadı.

Yine mesela instagramda özellikle, yaptığım doğumgünü ve davet hazırlıklarında "vay nasıl yaptın, bak tek başına neler yapıyor" gibi yorumlar alıyorum. Senede bir iki kez yaptığım bu ekstra uğraşlar bana olağan geliyor. Çünkü annem de yüksünmezdi. Bir anda gelen misafirler olurdu mesela (ki sanıyorum o çoğumuzun çocukluğu öyleydi, akşam misafirlikleri, kalabalık sofralar...) Fakat şimdi çoğu kişi için misafir ağırlamak, davet vermek zor bir iş, mümkünse kaçınılan, dışarlarda restoranlarda veya cafelerde geçiştirilen, evde hazırlığın gözde büyütüldüğü bir olay. Halbuki düşününce, annelerimizin onlarca kez yaptığı şeyi senede bir iki kez ya yapıyor ya yapmıyoruz.

İnstagramda özellikle psikolog / pedagog hesaplarında ve popüler instamomlarda vurgulanan "önce annenin mutluluğu" kavramının biraz abartıldığını düşünmeye başlıyorum. Yakında eski yılların çok fedakar anneleri, keyfinden hiç vazgeçmeyen annelere dönüşürse şaşırmam. Tabi biraz uç bir söylem oldu ama gitgide boşvermişliğe doğru kayıyoruz sanki. Çocuklarımız sorumluluktan kaçan anneleri rol model mi almış oluyorlar, hepimizin kendi hayatına dönüp bakması lazım. Tabi her bir birey için kişisel zorlanma derecesi farklıdır. Fakat insanın gücünü farkettiren şey, zorlandığımızda neleri üstesinden gelebildiğimizi görmektir. Değil bunu görmek, düşüncesiyle bile geri adım atıp vazgeçiyoruz.

Annemle ilgili yazacak çok şeyim var ama bir diğer ve beni en çok etkileyenlerden bir tanesi de şudur. Birkaç ay önce kahve’nin bir yazısına yorum yapana kadar (yazı beni geçmişe götürüp düşündürtmüştü) bunun farkında değildim. Annem okuyamadı ama dikiş kurslarına gidip usta bir terzi oldu. Öyle ki patronsuz, kalıpsız çalışır, hepsini kendi hazırlardı. Geometrisi ve öngörüsü çok iyiydi. Kumaşların desenlerini bile dikişten sonra devam edecek şekilde ayarlarken, minimum kumaş kullanır hiç ziyan etmezdi. Ve annem tam 40 yıl evde gece gündüz dikiş dikti. O kadar yoğun çalışırdı ki bizimle ilgilenemez, evi toplayamaz ve bazen yemek bile zor yapardı.

Kahve yazısında evden çalışan anne olmanın stresinin, çocuğu nasıl etkileyeceğini düşünüyordu. Annem geldi aklıma ve düşündüm. Onca son güne kalan yetişmesi gereken işleri olmasına rağmen, ay çok işim var, çekilin başından, vs vs yaklaşımları hiç olmadı. O yazıya yorum olarak şöyle yazmıştım. "Evden çalışmak değil, stresini çocuğa nasıl yansıttığın önemli olan şey". Annem stresini bize hiç yansıtmadı, ara sıra yaptıysa da hatıralarımda yer etmiyor. Çalışması gerektiğini bilir ve yardımcı olmaya çalışırdık, ama o bizi hiç bağırıp çağırıp azarlamazdı. Ve yanlış anlaşılmasın bizi ikinci plana da atmazdı. Annem çalışırken ben de hep onun dibinde birşeyler yapardın, gösterirdi;sorular sorardım, cevaplardı. Evden çalışmak, iş stresini de eve taşımak anlamına geliyor, bu durumda öğrenmemiz gereken iş stresini nasıl yöneteceğimiz.

Bugün anne olduktan sonra bakınca, değil sadece iş stresi, hayatın streslerinin bile kontrolünün hiç de kolay olmadığını anlıyorum. Şimdiki zamanın getirdiği başka ekstra birçok stres unsuru da var kabul, fakat eski zamanlarda olmağı anlamına gelmiyor bu. Düşündükçe anlıyorum, annemin de ne çok stresle mücadele etmek zorunda kaldığını.

Annelik hiç bir zaman diliminde kolay değil. Fakat onların az imkanlarla yaptığı şeyden, şimdinin imkanlarıyla kaçınmak ne kadar ironik. Ve gelecekte çocuklarımızın da bizi örnek alacağını düşününce, bilemiyorum gerçekten çocuklarımız için istediğimiz hayat böylesi bir hayat mı?






13 Mart 2019 Çarşamba

13/03 Gardrop Düzenlemece

Mart 13, 2019 7 Comments
İki yıl önce konmari metoduyla düzenlediğim gardrobun gidişatından çok memnunum. O zamandan sonra birkaç ufak düzenleme dışında hiç giysileri indirip boşaltayım, yeniden düzenleyeyim gibi bir ihtiyaç yaşamadım. Sadece kilo verdikten sonra mevcut kıyafetlerimi tek tek elden geçirmek, giymeyeceklerimi ayırmak gerekiyordu. Bunun için dün ve bugünün sabahını kendi bölümümü komple elden geçirmeye ayırdım. Ve tüm eşyaları boşalttım.

Hepsini ortaya dökünce insan aslında ne kadar çok kıyafeti olduğunu farkediyor ki şahsen ben nispeten az tutmaya çalılıyorum sayısını. Neredeyse tüm kıyafetlerimi tek tek giyip çıkardım (en uğraştırıcı tarafı buydu), beğenmediklerimi ayırdım (hayret düşündüğümden daha az), hepsini yeniden düzenledim, tabi haklarında düşündüm (şunu şöyle bunu böyle giyerim diye) ve katladım.

Ay resmen pilim bitti. Eğil katla kaldır koy... Fakat bir iki saat geçince ferhlamış ve düzenlenmiş dolabımın karşısına geçip geçip bakıyorum :))

Yeniden düzenlerken birkaç değişiklik de yaptım:
- Önceden çekmecelere önden arkaya doğru iki üç sıra halinde dizdiğim kıyafetleri şimdi soldan sağa doğru (uzun kenar boyunca) dizdim. Çünkü bazen aşırı yükleyip çekmecenin arka tahtasının aralanmasına sebep olmuşum.

- çok eski giyilemeyecek, rengi dönmüş kıyafetleri toz bezi vs olarak ayırdım.

- günlük giydiğim bazı casual penye ve taytlar oldukça eskimiş ve rengi dönmüştü. Onlara bundan sonra pijama olacaksınız görevini verdim ve başka kata taşıdım.

-zayıfladığım için bir çok kıyafetim büyük kaldı. Fakat bazıları oversize olarak da gayet hoşuma gitti. Onları elimde tutmaya devam edeceğim. Ana bazıları omuzların düşüklüğü çok bariz çirkin duruyor, gövde genişliği kabarık duruyorsa onları ayırdım. Bunlar iyi durumda olduklarından yeniden kullanılması için birşeyler yapacağım.

- bir de artık yıpranmış veya iyi durumda olsa da kimsenin kullanmak istemeyeceğini düşündüğüm parçaları (ya modası geçmiş ya kaşındırıyor vs) tekstil geri dönüşüm kutularına atacağım.

- tek kapılı dolabın bir katında askıya asılması gereken giysilerim duruyor. Daha çok ütü gereken parçalar. Onları hep şık zamanlara saklıyordum ama onlar o kadar nadir ki. Haftada bir iki parça ütü çıkması beni öldürmez. Sırayla hepsini günlük giymeye karar verdim. Konmari metodunda kıyafetlerin hepsini gördüğümüz için dolabın arkasında unutma derdi yok ama bu sefer de kendi kendime ördüğün duvarlardan görmüyor ve hep aynı şeyleri giyiyormuşum. Eh bunu da farketmem iyi oldu.

Bu işten en tatmin olduğum şey ise, giysilerimi sevdiğimi farketmem. Metodu ilk uygularken sevmediğiniz şeylerle vedalaşın der Marie Kondo. İlk yaptığımda daha çok ayıklamıştım hatırlıyorum. Şimdi atsam mı diye düşündüğüm çok az çıktı. Bu süreçte aldıklarımı da hep içine sinen ve yakışan şeyler olarak almışım, sırf almış olmak için değil yani. Ve dolabımda hala boşluklar olduğuna göre sayısını da korumayı başarmışım. Ay çok sevindim valla. Aferin bana :)



12 Mart 2019 Salı

12/03 Boncuk

Mart 12, 2019 5 Comments
Oğlum bir süredir eve kedi istiyor, ama öyle geçici bir heves değil cidden istiyor ve başka hayvan da değil, sadecd kedi. Üstelik öyle sokaklarda kedi bulsun sevsin, kediyle içli dışlı olsun gibi bir durum da yok. Kedisi olan arkadaşımıza gittiğimizde ise dokunmaya çekinen, gayet nazik ama dikkatle izleyen, uzaktan seven bir tavır sergiliyor. Sanırım bir nevi hayranlık duyuyor.

Ben de kedileri çok seviyorum ama malesef eşim zorluklarından ötürü istemiyor. Hollanda’da ayrıca çok fazla prosedürü var ve tatile gittiğinde bakım ücretleri hiç de az değil. Buna rağmen geçtiğimiz haftasonu bir arkadaşım kendilerine çok mu çok tatlı bir kedi aldı. Allahım resmen kudurdum ve dün gece kedi arayıp durdum, saat biri geçiyordu uyuduğumda. Bir tane de buldum aslında, işi ileri götürüp sahibiyle de yazıştım fakat sabah yine meclisten onay çıkmadı.

Fakat çocuklarımın bir hayvanla ilişki kurmasını çok istiyorum. Acaba muhabbet kuşu mu alsak diye düşünürken benim ortaokul/lise çağlarımda sahip olduğumuz Boncuk’umuzu hatırladım. Sabahtan beri onunla ilgili hatıralarımızı düşünüyorum ve resmen özlüyorum. Bana çok güzel anılar verdi boncuk, keşke çocuklarıma da böyle bir hayvan ilişkisi sağlayabilsem. Öyle tatlıydı ki.

Böyle derken onu blogumda hiç yazmadığımı fatkettim. Yazayım ki gün gelirse unutmayayım.

Boncuk bizim ilk kuşumuzdu yanlış hatırlamıyorsam. Kendisi kafesinin kapağı açık özgür bir kuştu. Bazı yerleri pisletiyordu ama sorun etmiyorduk. Babam ona bazı kelimeleri öğretmişti, babacık, boncuk, öpücük ve benim adımı söyleyebiliyordu. Tabi ki onunla en çok ilgildnen biri olarak babamı seviyordu. Annemin ise başındaki çemberi çekiştirip çıkartmaya çalışırdı çünkü en sevdiği saç diplerini gagalama işini yapamıyordu tülbent varken, e bir de ayakları kayıyordu tabi.

Masada biz yemek yerken pıtır pıtır dolaşır, dilediğini yer, babamın ağzından lokma alır, bardağından su içer bazen de yıkanırdı. Ben kanepeye uzanıp kitap okurken kitabımın üst kenarına konar, yaprağını ısırıp bir o taraf bir bu tarafa yürürdü üstünde. Yapma deyip kovduğumda kahkahalarla uçar (bence kahkaha idi ciklemeleri) tekrar gelir konardı. Defalarca bu oyun yapılırdı.

Babam ise iskambil kağıtları ile fal açmayı çok sever. ( Fal açmak diyoruz ama bildiğiniz solitaire oyunu işte), boncuk her fal açtığında onunla ilgilensin diye gider kağıtları birer birer yerlerinden çekerdi. Tabi babam yine kovar yine cağıl cağıl kaçışıp gelmeler. Bazen de onu karşısına alıp çek bakalım bir kağıt derdi ve ona birer birer iskambil kağıtları çektirirdi.

Fakat en sevdiği oyun yine babam, günün çoğunda kafasında omzunda vs olurdu zaten anca evde olmadığı zamanlar bizde. Babam kanepeye uzanıp uyuyor numarası yapardı. Boncuk hooop hemen gelip başına oradan albına iner kaşlarını çekiştirirdi, yetmezsr burnuna inip burun kenarlarını, bazen kulaklarını. Uyanıp da onunla oynasın konuşsun diye. Babam parmağına alıp onunla konuşup dururdu.

Bir yılbaşı gecesi bira bardağını gözüne kestirip içmişti, bir de içine düşmüştü tüyleri diken diken oldu kuruyunca. Uçarken de yalpalıyordu. Ne çok gülmüştük. Sarhoş olmuştu yavrum.

Fakat hiç birimizin hala akıl sır erdiremediği bir şey var ki o da babamın geldiğini görmeden anlaması ve babacık babacık diye bağırmaya başlaması. O zamanlar yaşadığımız ev bahçeli bir ev, bahçenin ve garajın büyük bir demir kapısı var. O kapıdan itibaren 5-6 basamaklık biraz yüksekte bir varendaya geçiliyor ve varendadan sonra evin giriş kapısı başlıyor. Demir kapının sesi evden duyulur ama boncuğun kafesinden asla gelen görülmez, biz de zor görürdük zaten camdan. Bununla birlikte annem terzi olduğu için günde birçok gelen gidenimiz olur, o kapı çokça açılır kapanır. Fakat babam geldiğinde daha demir kapıda iken babam boncuk anlar (diğer insanlara yapmaz bunu) ve biz camdan bakarız gerçekten de babam gelmiş. Kapıdan girer girmez uçup kafasına konar. Ve bunu nasıl bilirdi hiç anlamayız.

Boncuk gerçekten uzun denebilecek bir süre bizimle yaşadı, sonra hastalandı ve öldü. Sonra birkaç kuşumuz daha oldu ama boncuk gibi olmadılar, kafesten çıkmadılar alışmadılar.

İnternette bu fotoğrafı buldum, böyle yeşilli sarılı bir kuştu fakat bilir misiniz her kuşun bakışları ve yüz ifadesi farklıdır, kesinlikle bu, boncuk kadar tatlı bakışlı bir kuş değil.

İyi ki vardın Boncuk.

10 Mart 2019 Pazar

10/03 Yanlışlıkla Yorumları Sildim

Mart 10, 2019 4 Comments
Bir süre önce yıllardır kullandığım yorumları denetleme özelliğini kaldırmıştım. Artık edkisi kadar spam mesajlar gelmiyordu. Fakat elimin alışkanlığı hala devam ediyormuş ki, yorumları seç ve yayınla kısmına yine bastım. Ancaak yayınla yerine bu sefer içeriği kaldır yazıyormuş meğerse. Panelimde gözüken tüm yazılara gelmiş son yüz yorum silindi. Elbette ki geti getirmeye uğraştım ama henüz bir bilgi bulamadım buna dair.

Şimdi muhtemelen son yazılarımın bir çoğundaki yorumlar yönetici tarafından silinmiş görülecek ve bunun kasıtlı olmadığını bilakis çok üzüldüğümü belirtmek isterim.
Bugün bir süredir aklımda olan resim çalışmalarına başladım. Yaklaşık yarım saatte yaptığım bu köpek portresi genel olarak hoşuma gitse de gözlerinde olmasını istediğim anlamı yakalayamadım. Biraz daha çalışacağım üzerinde. Şimdiki görünüşü üzgün gibi durduğu için yorumların durumundan dolayı üzgünlüğümü ifade eden bir görsel olarak buraya bırakayım.

Çalışmayı pastel boya ile yaptım. Kimi iyi kalitede kimi kötü kalitede çocuklardan kalmış kırık bir poşet boyayı gönlümce harcayıp denemeler yapmak istiyorum. Hatta ikinci çalışmamı yarıladım bile. Sonra içlerinden beğendiklerimi çerçeveleyip duvarlara asacağım. İlk seri olarak hayvan portreleri düşünüyorum. Çocukların hayvan sevgisine bir nebze katkısı olur belki...

9 Mart 2019 Cumartesi

9/03 Kitap: Bacak Arasından Türkiye

Mart 09, 2019 0 Comments

Okumak istediğim kitaplar arasında yer alan bu kitabı e kitap olarak buldum ve hemen okumaya başladım. Neredeyse iki günde bitecek. O kadar etkileyici bir kitap ki, bazı yerleri insanın kanını dondursa da herkes okumalı.

Doktorluk gerçekten benim için çok zor ve saygıdeğer bir meslek. Üniversite tercihlerimi yaparken her be kadar fen matematik mezunu olsam da tıbbı hiç hedeflemedim. O yaşıma kadar edindiğim bilgiyle bile yeteri kadar metanetli olamayacağımı kestiriyordum. Fakat buna rağmen kadın doğum uzmanlığının diğer uzmanlık alanları içinde nispeten kolay olduğuna dair bir kanı oluşmuş kafamda. Bunun nedeni ise oğlu kadn doğum doktoru olan hocamın söyledikleri. Doğum, kadının doğasında olan bir eylemdir. Diğer hastalık türlerini tedavi etmek doğası bozulmuş şeyleri düzeltmeye çalışmakla yükümlü iken, kadın doğumunu yaptırmak zatdn doğasında olan birşeyi desteklemek demek oluyordu. Bu durumda belki de risk faktatörü daha azdı. 

Fakat kitapta öyle hikayeler, öyle olaylar var ki, kimi zaman belki de en zor sahnelerin bu bölümde görüldüğünü düşünüyorum şimdi. Gerçekten bilgi ve beceri dışında büyük bir yürek istiyor. Okurken bile çok etkilendiğim olayları yaşadıklarını düşünemiyorsun bile. 

Buna rağmen kitabı okurken şunu farkettim. Birkaç saat önce kalbim parçalanarak okuduğum yerleri,  birlaç saat sonra beynim hiç bilmiyormuşçasına gömmüş, unutmuşum. Bu bir nevi beynin koruma mekanizması olmalı. Muhtemelen doktorlar da yaşarken benzet bir savunma içine giriyorlardır. Fakat benim durumumda bir kaç günde bitecek olan bu olay, onların hayatında hiç bitmiyor, her gün ve yıllarca tekrarlanıyor. 

Kitap ayrıca ülkemizdeki tıbbi durumun gidişatı konusunda da çarpıcı bilgiler veriyor. İlgili herkesin okumasını tavsiye ediyorum.

8 Mart 2019 Cuma

8/03 Helodunya Okuyor

Mart 08, 2019 1 Comments
Eski yazilarima bakinca hatirliyorum cocuklarima her ay yazdigim mektuplari. Simdi ise daha cok yaziyorum ama onlari daha az konu ediyorum. Oysa hayatimin neredeyse tamamini isgal ediyorlar. Fakat bu blogda yazilarimi, biraz da hayatimin eksik kalan yanlarini aktiflestirmek icin arttirdim. Dolayisiyla gayet anlasilabilir bir surecteyim.

Gectigimiz Eylul ayi itibariyle, kizimin okuma yazmasina iliskin ne yapacagini bilememe hallerimiz nihayetinde sonuca erdi. Simdi ikinci cocukta sudan cikmis baliga donmeyecegiz. Bizim gibi anadilinden farkli bir ulkede, hatta hakim olmadigi bir dilde cocugu, okuma yazmaya baslayacak cok kisi oldugunu biliyorum. Bu yazim biraz da onlara isik tutar belki.

Daha once bahsetmistim, Hollanda'da basisschool (ilkokul, elementery school) 4 yasinda basliyor. Ilk iki yil anaokulu formatinda ama yine diger cocuklarla ayni binada, ayni bahcede, benzer programlara tabi durumdalar (ayni giris cikis saatleri, ayni tatil gunleri vs). Ilk iki yilda bol oyunlu ama nispeten okul hayatina giris seklinde bir egitim sistemi var. Yine dersler, temalar, yapilacak odevler. Okuma yazma konusunda da bol bol el alistirmalari, ufaktan harflere giris, ama asla zorlama ve harf/ sayi yazdirma gibi seyler olmuyor. Daha cok sanatsal aktiviteler seklinde cocuklarin el becerilerini gelistiriyorlar. Gorunce hayret ediyordum, cok iyi dusunulmus ama gelecekte yazi yazmasina yardimci olacak cizimler, boyamalar vs.

Bir cok cocuk ikinci yilda okumaya heves duyuyor. Okulda zaten bazi harfleri ve iki uc harfli kelimeleri ogreniyorlar. Fakat bu konuda cocugun talebi disinda bilgi verilmiyor sinifta. Bazi cocuklar ailesinin destegi ile okumayi cozebiliyor. Biz yabancilara tavsiye edilen suydu, okumayi ogretmeyin (anadilinde dahi) ilk once dogru kisilerden Hollandaca okumayi ogrenecek sonra anadil ogrenilecek. Cunku asil kullanacagi dili dogru ogrenmesi daha onemli. Biz de bu yuzden ustune dusmedigimiz gibi kacindik da. Simdilerde ise anadilde okumayi ogrenmis olsa da sorun olmayacagi gorusu oldukca yayginlasiyor. Sonucta kizim icin, ucuncu sinifa geldiginde durum suydu: harflerin cogunu taniyor, bazi basit kelimeleri okuyabiliyor ama turkce harfleri biliyor olsa da okuma yok.

3. sinifa gelince ise (ki tam olarak 6 yasinda olmus oluyorlar) okuma ve yazma basliyor. Siniflarda her cocugun ayri masasi sandalyesi, cekmecesinde kalemleri defterleri, yazi ve matematik alistirmalari icin dergileri (workbook) oluyor. Ilk haftadan itibaren haftada 5-6 ses ogrenerek, ogrendikleri kadarini iceren kelimeleri de okuyarak okuma ve yazmaya basliyorlar. Burada el yazisi ile yazmayi ogretiyorlar ve bu yuzden bence daha zor ama buna ragmen aynen ogretmenin dedigi gibi, Ocak ayina geldigimizde tum sesler bitmisti, tum harfler ogrenilmisti (okuma ve yazma) ve simdi her seyi okuyup yazabilir haldeler.

Turkiyede oldugu gibi burada da harfleri sesler ile ogretiyorlar ve o sesleri yanyana getirdiklerinde okuma ve yazma oluyor. Bizdekinden farkli olarak burada iki harfli sesler de var. Mesela 'ee', 'eu' , 'oe' , 'aa' , 'ij' gibi. Bunlari da, ayni yeni bir harf gibi ogrendiler. Cok basit bir ornek olarak "moeder' vereyim. Okunusu mudır, yani oe = u sesi veriyor. Alfabedeki u sesi ise bizdeki 'ü' sesi gibi telaffuz edildigi icin aslinda u sesini veren baska bir harf yok, sadece "oe" u sesini veriyor. Sonucta alfabedeki her bir harfin ve cifli harflerle olusmus her bir sesin, soylenisleri birbirinden farkli. Boylece duydugunu yazarken hangi ses hangi sembolle gosterilmis ise (tekil harf mi coklu harfli kaliplar mi) onu yazdiginda; bizimkinden farkli olmuyor aslinda. Sonucta yine duydugunu yaziyor. Hani turkce duyuldugu gibi yazilan bir dildir ya.


Tabi yine de bazi karisikliklar olmuyor degil. Mesela Turkce'de de ozellikle "ğ"nin icerdigi sozcuklerde yazim hatalarina bolca rastlanir. Cunku dogru telaffuz edilmemis olabiliyor ve sonucta dogrusunu duymamis oluyorsunuz. Simdi kizim da Hollandaca'yi iyi konusuyor olmasina ragmen konusurken yanlis soyledigi veya yuvarladigi yerleri yazarken o kisimlari haliyle yanlis yazabiliyor. Mesela Hollandacadaki g harfinin okunusu girtlaktan bir k sesine benziyor. Bu durumda bazi kelimelerde g mi k mi var karisabiliyor. Bu hatalari bol bol dikte calisarak cozecek zamanla.

Bu ogrenme surecinde neler yaptik onlardan bahsedeyim. Bize en cok soylenen, hic birsey yapmaniza gerek yok, okulda ogrenecekler ama gunde 10-15 dakka okuma yapabilirseniz yeter dendi. Eve hic odev gelmedi, yazma alistirmalarini sadece okuldaki calisma dergilerine yapildi, sayfalarca defterlere hic yazilmadi. Bazen bir bakiyorum yeni harfi sadece iki satir yazmislar ve o kadar. Oldukca sasiriyordum tabi ki fakat gayet de sorunsuz ogrendiler.

Biz evde hic Hollandaca konusmadigimiz icin, esim diger cocuklardan geri kalmamasi adina haftalik ogrendikleri harfleri iceren kelimeleri bulup bir tablo hazirladi. Her aksam yatmadan once bu kelimelerden 5-10 tanesini okuyup, duraksamadan okuduklarina isaret koymak suretiyle okuma hizini arttirmayi ogrendi. (Her aksam akici okuyamadiklarini tekrar tekrar okudu). Ogrendikleri kadar harfleri iceren okuma alistirmalarini (asagidaki gorsellerde fotokopi okuma dergileri bunlar), okulda yapip bitirdikten sonra, onlari tekrar okuduk ve ayrica kutuphaneden duzenli olarak aldigimiz (yine seviyesine gore gruplandirilmis) kitaplari da okuduk.

Bu arada Hollanda'da yasayanlar icin not: Kutuphanede kitaplarin sirtinda zorluk derecesini belirten bazi simgeler oluyor. Bunlar birkac sekilde gruplandirilmis Kolaydan zora dogru soyle:
1) Ay, Yildiz, Roket ve Gunes ( Maan, Ster, Raket, Zon)
2) E S, E M3, E E3, E M4, E E4
3) AVI Start, AVI M3, AVI E3, AVI M4, AVI E4, AVI M5, AVI E5, AVI M6, AVI +

Kitaplari secerken, tam olarak ne seviyede oldugunu gorebilmek icin, bir alt ve ust siniflardan kitaplar aliyor ve gelisimine bakiyorduk. Bazen sinifta kabul edilen seviyesinden bir ust seviyeyi okuyunca motive oluyordu.  Sinifta her cocugun okuma seviyesi farkli cunku bazi cocuklar baslangicta da okuma yazmayi biliyor olabiliyor ve her cocugun gelisim hizi da ayni degil. Yil sonunda her cocuk okumayi ogrenmis olsa bile seviyeleri yine farkli olacak cunku daha iyi bilenler yine ilerlediler ama az bilenlerin onlari yakalama sansi da var tabi ki.

Matematik konusunda da basit islemleri ve saatleri ogrendiler bu zamana kadar. Ve bence cok hos alistirmalar vardi. Kizim matematik gorevlerini her zaman oncelikli olarak ustlendi bu zamana kadar ve cok seviyor.

Okulda derslerden haric yine bol oyun, bol resim/sanat ve spor aktiviteleri var. Oyle ki her gun kosa kosa sevincle gidiyorlar ve hic bunalmadan bu sureci atlattilar. Oyle saskinim ki? Meger okuma yazma veliyi ve cocugu darlamadan da ogrenilebiliyormus :))


Bu gune kadar sadece iki dergi yazi yaptilar, bazen fotokopi kagitlari da oluyordu elbette. Bir de kucuk dikte defterleri var biten.

Yukaridaki yazi kitaplarinin ic yuzu :)

Matematik dergisi yine iki adet bitmis.

Okumaya dayali aktivite dergileri. Bunlardan daha cok yaptilar.

Yine okuma icin fotokopi dergileri.

Bunlar da calisma kagitlari. 



6 Mart 2019 Çarşamba

6/03 Gonul Rizasi

Mart 06, 2019 9 Comments
Insanlarla yasadigimiz alisverislerimizde (ki maddi veya manevi olsun farketmez) gonul rizasini ne kadar dikkate aliyoruz, almali miyiz konusunda dusunduklerimi, kisa bir olayla anlatmak istiyorum bugun. Kimseye ders vermek amacinda degilim elbette, nasil dusunmeliyim, nasil yaklasmaliyim konusunda kendime de bir not dusmek istiyorum aslinda.

Gectigimiz gunlerde Istanbul'a gitmistik biliyorsunuz. Bizim orada oldugumuz gunlerden birinde, bana temizlige yardima gelen ablanin gelis zamaniydi ve ben ne kadar kendi kendime mutlaka haber vermeliyim desem de ona gelme demeyi unuttum. Bundan cok rahatsiz oldum tabi ama gelmis bulundu ve malesef geri dondu. Ben de onu bir sekilde telafi edecegimi soyledim zaten.

Simdi yarin yine gelecek ve benden gelip gittigi hafta icin bir ucret istedi. Bence istedigi miktar harcadigi zaman ve emege gore fazlaydi. Ama sorun degil dedim hic pazarliga girismedim ve verecegim. Cunku burada dikkat ettigim konu gonul rizasi.

Saniyorum ki benden istedigi parayi dusunurken, kafasinda dusunup tartmis ve bunu uygun gormustur. Simdi onunla pazarlik etsem ve kabul etse bile gonlu razi olmayacak. Gonlu razi olmadiginda ise, benim ondan kar edecegim paranin bana hayri olmayacak. Yine bir sekilde o para benden cikar ve ustune bir kalp kirikligi kalir. Belki bundan sonraki islerini de ayni hevesle yapmaz.

Diger yandan ona ben fazla para verecegim icin benim gonlum razi olmayacak. Cunku gercekten benim kriterlerime gore fazla -ki genelde eli acik biriyim- fakat benim gonlumun razi olup olmamasini dert edecek olan kisi ben degilim. Bu onun problemi ve onun vicdaninin kul hakki yiyip yememe konusundaki terazisine kaliyor. Eger bununla sorunu yoksa bu onun bilecegi is. Tabi burada su soru ortaya cikiyor. Benim gonlumun razi olup olmadigini nerden bilecek? Ben tamam dedigimde yuzde yuz riza gostermis olmuyor muyum zaten? Bu durumda eger tamam diyorsam ya gonul rahatligi ile verecegim, eger hayir ise, veriyorum ama benim icin fazla diye belirtecegim. Degerlendirme ona kalmis.

Bu maddi konulara bir ornekti. Diger yandan manevi konularda da benzer ayrintilar soz konusu. Mesela biri sizden bir konuda yardim rica ediyor ve tamam diyorsunuz. Ve isi gonul rizasi ile yapmiyorsunuz. Diyelim ki iste baska dis etkiler sizi yapmaniz gerekiyormus hissine zorluyor. Yine de isi yaptiniz ama istemeye istemeye. Bu durumda sizden o yardimi isteyen kisi, sizi zorladigi icin kul hakki yemis oluyor ve durust davranilmadigi icin bu kul hakkini yemesine sebep olan kisi siz olmus oluyorsunuz. Cok acayip. Bu durumda kimin hatasi daha fazla?

Ayni olayin karsiti da yine biz birinden birsey rica ederken ve onun gonul rizasi ile yapip yapmamasi konusunda da gecerli. Bu durumda durustlugun bazen insanlara iyilik yapmaktan daha otede oldugu goruluyor. Iyilik yapmak, gonul rizasi ile yapilmadiginda ters tepmis oluyor. Gercekten yapabilecek misin, yapmak istiyor musun, yaptiginda gonlunde hic birsey kalmayacak mi bunlari sorgulamak gerekiyor.

Bunlara dikkat ettigimiz zaman, su tarz soylemler de olmayacak: su kisi benim hakkimi yedi, ben ona bunlari bunlari yaptim ama o yapmadi, hep ben veren oldum beni somurdu.... Cunku bunlar hep gonul razi olmadan yapilmis seylerde ortaya cikiyor. Gonul rizasina dikkat ettigimizde bu huzursuzluk da kalkacak.

Ayrica butun bu hak meselelerinde kim kimin hakkini ne kadar yedi/yemedi konusunda degerlendirme yapabilecek yetide degiliz. Tablonun butununu gorebilecek kapasitemiz yok. Her kulun tek dikkat etmesi gereken, kisi kendi terazisinde kul hakkini yedi mi yemedi mi? Baska kisiler baska kisilerin hakkini yemis yememis bu bizim degerlendirecegimiz mevzu degil. Tabi simdi hemen su soru ortaya cikabilir. Mesela birisine haksizlik yapildigini goruyorsak mudahale etmeyecek miyiz? Cok alakali gibi gorunse de ince bir cizgi var, o apayri bir konu aslinda. Burada sozunu ettigim birebir maruz kaldigimiz iliskilerdeki tavirlarimiz.

Ben sahsen kul hakki yememek icin gercekten gayret ediyorum ve bilmeyerek de yediysem veya sersemligime geldigi anlar olduysa da buradan af diliyorum.





4 Mart 2019 Pazartesi

4/03 Ortalama Bir Anneyim

Mart 04, 2019 4 Comments
Mart'a girdik gireli her aksam cocuklar uyuduktan sonra yazmaya niyet edip sabah gozumu acinca farkediyorum onlarla uyuyakaldigimi. Normalde haftada bir iki kez olurdu ama uc dort gun ustuste olunca ben de saskinim. Ve ne yazik ki odevlerim dahi feci sikistim bu yuzden.

Bu aralar annelikle ilgili cok yazmadigimin farkindayim. Her aile gibi bizim de inis cikislarimiz, basarili ve cuvalladigimiz anlarimiz oluyor. Genel olarak kendimi pek fena bulmasam da esimle tartistigimiz veya baskalarina dogru gelmeyen bazi yaklasimlarim var anneligimde. Kabul ediyorum evet var ama ben bu halimden memnunum diyip bir klasik koc burgu megalomanligi gosterecegim.

Cok sukur cocuklarimiz asiri zorluklari olan cocuklar degil. Gecende arkadasima demistim, yemeleri iyi, uykulari guzel, laf dinliyorlar, sporlarini iyi yapiyorlar, okula mutlu gidip gegliyorlar, kizim odevlerini iyi yapiyor, ikisi de saglikli ve mutlu cocuklar. Daha ne olsun. Gercekten daha ne olsun, ikisi de harika cocuklar cok sukur.

Bu durumda hergun onlara bir miktar ekran izni vermekten veya arada sirada seker istediklerinde hemen vermekten kacinmiyorum. Cunku benim cocuklarin onune bir torba cikolata veya seker bile koysan birkac tane yedikten sonra yuzlerine bakmazlar. Gecen kasim ayinda kapi kapi dolasip topladiklari sekerleri (iki canta) durmadan istemelerinden bikip hep kaldirdigim ust dolap yerine ellerine verdim. Oyuncak mutfaga koydular ve bir kac ay orada oylece kaldi. Ellerinin altinda olup da yiyen tipler degiller. Bu durumda ben neden asiri kisitlamaya gideyim ki? Kizima gecen ay dis doktoru yeni cikan kalici dislerine fissur uyguladiktan sonra bundan sonra haftada sadece bir gun seker ye dedi ve o sozu o kadar ciddiye aldi ki, sectigi seker gununden baska zamanda edindigi sekerleri bile o gune sakliyor. Ve tabi ki limiti belli, cok olsa da yiyemiyor. Yine her ikisi de neredeyse her turlu sebzeyi, salatayi, eti, meyveyi, yumurtayi seven ve yiyen cocuklar. Azicik kural disina cikmaktan zarar gelmez. Fakat buna ragmen esimle hala uzlasamadigimiz mevzularin basinda ekran ve seker geliyor. Ona gore sifir ekran sifir seker, olduuuu diyorum sen cocukken hic yapimadin sanki, hic mi cocuk olmadin?

Ben cocuklarin bu yasakli seyleri yaparken duyduklari zevki onlar kadar hissedebiliyorum. Bazi seyler vardir mesela gunumuzdeki cogu kadin icin sicak bir bardak cay yada kahve icmek benzer zevki verir. Bize deseler senin o minicik kisisel anini calacagiz ve sana yapman gereken isler verecegiz. Gitgide mutsuz olmaz miydik? Cocuklara gun icinde zaten o kadar cok fazla sey soyluyoruz ki yapmalari gereken, azicik kisisel zevklerine goz yummalarindan zarar gelmez diye dusunuyorum. Yine tabi ki belirtmekte fayda var, bu tip seylerde ust kontrolu asla birakmiyorum, cok fazla seker yiyemezler (zaten mideleri almaz benimkilerin ama potansiyeli yuksek cocuklar olsaydi kontrolde tutardim) ve ekran surelerini de sinirli tutmaya calisiyorum.

Bu durumda bizim evde kuralci ve kurallari ihlal edilebilen kisilerin kimler oldugunu anlamissinizdir. Ben zayif noktayim. Ebevenylik uzmanlarinin hep dedigi kural bizim evde yuzde yuz isleyemiyor malesef. Hani su anne ile babanin tutarli olmasi kurali. Fakat kendi cocukluk zamanlarimdan hatirliyorum, hangimizin ailesi oyle degildi ki. Cogu evlerde (ve bizim evde de) anne yumusak baba sert olurdu. Babadan korkar anneye siginirdik yaramazliklarda (bazilarinda da tam tersi). O siginma, korunma nasil da hosuma giderdi hatirliyorum. Belki dogru degil bu, psikologlar daha iyi degerlendirecektir fakat anne babanin ikisinin de kizdigi ve cocugun yalniz kalip odasinda agladigi sahneler bana hic de ic acici gelmiyor :(


28 Şubat 2019 Perşembe

28/2 Kahve Falı

Şubat 28, 2019 5 Comments
Bu sabah tatilden döndükten sonraki ilk Hollandaca konuşma dersimiz vardı. Onlara lokum götürmeyi düşündüm ama gözüme çok yavan geldi. Daha önce Taylandlı arkadaş bir çay getirmişti termosta. Dedim ben de bari Türk kahvesi pişireyim ;)

Bir kutu kahve fincanımı, elektrikli cezveyi, kahveyi falan hazırlayıp götürdüm. İstanbul’da yaşarken hergün en az bir tane Türk kahvesi içmeme rağmen Hollanda’da çok seyrek içiyorum. Haliyle acaba köpüklü olacak mı diye meraktaydım. Paketi yeni açmıştım ama taptaze bir kahve değildi sonuçta. Bu arada bir parantez açayım, dayımın kızı Kurukahveci Mehmet Efendi’de çalışıyor ve orada üretilen kahvelerin tadımcısı. Kimya mezunu ama tam olarak neyine bakıyor bilmiyorum, meslek sırrı olmalı. Neyse efendim Türk kahvesi tiryakisi Ablam sordu, bazı paketler çok iyi köpürüyor bazıları köpürmüyor neden diye. Sahtedir dedi. Maalesef çok taklit varmış ve köpürmeyenleri hemen şikayet edin dedi. Ben de buradan yazayım aklınızda olsun.

Bugün Taylandlı iki arkadaş gelememişti ama Hollandalı hoca ve Peru’lu arkadaş hayatlarında ilk kez tattılar. İki Türk olarak biz zaten biliyorduk. Arnavutluk doğumlu Yunanistan büyümeli arkadaş çok iyi biliyor (annesi evde hergün 3-4 fincan içiyor) ve Bulgar türkü arkadaş da zaten biliyordu.

Hollandalı hoca aşırı sert buldu, zor bitirdi. Perulu arkadaş bayıldı, bitince kokusunu içine çekti Harika dedi. Ve tabi en sonunda fala kapadık fincanları. Gelenekten bahsettik, nasıl yapılacağını anlattık (onlar çevirdiler) ve biz 4 bilen (bu arada Arnavutluk’ta da fal bakıyorlarmış) gördüklerimizden itibaren ata tuta fal baktık.

Bilmeyenler olayı çok enteresan buldular, resmen fincanın içine düştüler.  Dersin amacı konuşmaksa bol bol da konuşmaya vesile oldu tabi. Yetmedi Faladdin’den bahsettim ve hocanın fotolarını gönderdim (Ablam aracılığı ile), falı geldi ama şimdi onca yazıyı nasıl çevireceğimi kara kara düşünüyorum 🤣

Hiç hesap etmediğim kadar verimli bir ders oldu :))



27 Şubat 2019 Çarşamba

27/2 Yirmi Derece Fark

Şubat 27, 2019 6 Comments
Sok sok sok! Hayatimizda ilk defa guneyden kuzeye gelince 20 derece farki gorduk.

Gectigimiz hafta Istanbul'da oldugumuz icin pek yazamadim. Cumartesi gunu baslayan ve tum gun devam eden kar yagisi, pazar gecesi de hic durmayinca endiselendim. Pazar sabahi erkenden havaalanina gitmemiz gerekiyordu ve yollar acik miydi? Ucus ertelenecek miydi vs vs. Cok sukur ki yollar acikti ve ucus da klasik 'yolcularin bir turlu yerlesememesi problemi' nedeniyle on dakika gecikti. O kadar. Harika bir yolculuk ardindan harika bir havaya geldik.

Hollanda'ya ilk inenlerin ucaktan ciktiklari anda duyduklari bir koku vardir. Hele bahar aylari ise daha keskindir bu koku. Kibarca inek kokusu diyebilirim ama anladiniz siz onu. Her yer buram buram gubre kokar ama sonra alisilir. Iste Pazar gunu inince bu koku daha keskindi cunku hava 20 dereceydi. Inanilmaz.

O gun eve geldik camlari kapilari actik, mis gibi bahar havasi. Bu gun gunlerden carsamba ve hava hala ayni. Dun cocuklar kisa kollu ve ciplak ayakli kumda oynadilar. Elbette anormal bir durum ama oyle ozlemisiz ki cok iyi geldi valla. Zira burada kisi cok yogun yasadigimiz icin, Istanbul'daki yakinlarim oradaki ilk kara sevinirken benim ilgimi cekmemisti bile.

Velhasil buraya bahar gelince benim enerjim yerine geldi, evi bastan asagi temizleme arzusuyla dolup tastim. Yillar sonra artik bu temizlik hevesini eskisi gibi yanlis bulmuyor ve karsi koymaya calismiyorum. Cunku biliyorum ki kis aylarinda kabuguna cekilme gudusu gibi, bu aylarda gelen bu gudunun de bir sebebi var. Dinledim gitti. Iki gundur cocuklarin okulda oldugu sabahlari temizlikle degerlendirdim. Bastan asagi tum camlari, dip kose (dolap ustleri dahil) tozlari sildim, evin her kosesini dikkatlice supurdum, ustuste yigilmis esyalarin oldugu bolumleri ayiklamaya basladim (daha bir kac yer var, herseyi ayiklamak azaltmak istiyorum) ve simdi eve dolan gunesle parlayan camlari, ferahlamis evi gordukce icim cosuyor.

Yine de yapilacaklar bitmedi tabi. Kafamda birkac detay daha var
-Banyonun bazi yerlerinde ve bazi cam kenarlarinda olusan siyah kufler temizlenecek
-Banyo ve tuvaletin tum fayanslari (sadece dus bolumu duzenli yapiliyor) silinecek
- Cati kati elden gecirilip ayiklanacak
- Bahcedeki kiler elden gecirilece
- Bahce toprak temizleme, budama, ekme isleri yapilacak
- Mutfak dolaplari ic dis komple temizlenecek
- Bahara uyan dekorlar yerlestirilecek
- Kiyaferlerden kuculenler, kisliklar, giyilenler giyilmeyenler ayiklanip ilgili yerlere verilecek.


Simdilik aklima gelenler boyle. Bir iki gun bos vaktim olsa biter ama o olmadigi icin azar azar bakalim ne kadar surecek. Deli miyim neyim bunlari yapacagim icin bile heyecanlaniyorum.

Bir de bu haftasonu Amsterdam coffee festivali varmis. Gitsek ne guzel olur.

19 Şubat 2019 Salı

19/2 Hayat Kimine Yavaş Kimine Hızlı

Şubat 19, 2019 5 Comments
İstanbuldayız. Doğduğum, büyüdüğüm şehirde. Bu sefer çok uzun kalamayacağız ama yine de burda olmak çok güzel. Hepimiz özlemişiz.

Her gelişimizde her iki yakada da zaman geçiriyoruz ve bir sürü kişiyi ziyaret ettiğimizden oldukça farklı yerlere gidiyoruz. Öyle ki İstanbul’da zaten yaşayan bazı kişiler bile, bizim gittiğimiz yerlere hiç gitmemiş oluyorlar veya bir yakadan diğerine geçmeleri yıllar öncesinde kalmış.

Bu akşam iki yeğenim “teyze bizi gezmeye götür” deyince (😅) bir hevesle onlar ve ablalarımla kız kıza çıktık, yedik içtik geldik. Çok güzeldi. Yeğenim dedi ki, sanki uzaktan gelmiş gibi değilsin de, daha dün burdaymışsın gibi... Çok sevindim tabi... Fakat bunun iki anlamı vardı, bizim yakınlığımız bir yana, onun aylardır farklı birşey yapmamış olmasıydı sebep (henüz taze anne).

Tuhaf. Oysa en son geldiğimiz geçen yazdan beri geçen 5,5 aylık sürede, şöyle telefondaki fotoğraf galerime bir baktığımda öyle dolu öyle dolu ki, sanki aylar değil yıllar geçmiş gibi bizim için. Hayat Hollanda’da daha yoğun. Bunun bence en önemli sebebi trafik sorununun olmaması. İstanbul’da bir gün içim en fazla bir etkinlik yapabilirken (ki onu da dışarı çıkmaya gözün yerse), biz öğleden önce, öğleden sonra ve akşam diye üç farklı etkinliğe günümüzü sorunsuzca ayırabiliyoruz. Fakat şunu da farkediyorum , İstanbul’da sadece toplu taşıma kullanmama rağmen benim dışarı çıkmaktaki rahatlığım, burada yaşayanlardan daha fazla. Nitekim hiç üşenmeden birden fazla yere gidiyorum. Biraz da işin içinde alışkanlıklar söz sahibi oluyor.

Yine bugün, eskiden evimin olduğu Üsküdar’ın meydanından geçerken (Marmaray inşaatından önce ayrılmıştık), Marmaray’dan sonra meydandaki değişiklik gözümü çok tırmalarken, Eminönü vapur iskelesinin aynılığı, hatta önünde her sabah tost aldığım büfelerin bile değişmemesi çok tuhaf hissettirdi. Ne kadar yabancı ve ne kadar tanıdık. Çok garip. Yine geçtiğim birkaç yolda da benzer hislere büründüm. Her durağını sırayla adım gibi biliyorum, bazı binalar çok tanıdık, bazıları yepyeni ama hepsi de çirkin. Eski halleri daha mı güzeldi, yoksa onu güzel kılan anılarım mıydı?

Hayat bazıları için hızlı, bazıları için yavaş geçiyorken; şehirler hem çok dinamik hem de hep aynı kalıyorken; ben iki dünya arası bir yerdeyim sanki. Hem uzağım hem yakın, hem aynıyım hem farklı.












15 Şubat 2019 Cuma

14/2 Nasıl Gidiyor?

Şubat 15, 2019 3 Comments
Çocuklarımın okul arkadaşlarının bazılarının anne ve babalarıyla okul bahçesinde ve okul dışında neredeyse her gün görüşüp sohbet ediyoruz ama son 15 gündür falan hiç görülmememiştik. Kimimiz hastalıklarla uğraştı, kimimiz soğuk hava dolayısıyla okuldan çocukları kapar kapmaz eve kaçtı. Dün uzun zamandan sonra ilk defa hava yüzünü bahara dönünce, ardarda üç kişi sordu, eee nasıl gidiyor?

Kastettikleri, hepimiz için dört gözle beklenen ana kavuşmuş olmamdı. Oğlum, 4 yaşını doldurup okula başlayınca birden bire elime geçen o imrenilesi, göz kamaştırıcı fazladan 3x4=12 saatte napıyordum. Çocuksuz bu kadar boş kalmak nasıldı? Üçünün de oğlumdan 9-10 ay küçük çocukları var ve onlar da önümüzdeki sonbahara okula başlayacaklar. Resmen gün sayıyorlar benim gibi. Ben de öyleydim çok iyi anlıyorum. Yanlış anlaşılmasın çocukları çok seviyoruz hepimiz ancak hepimiz expatız, hiç destekçimiz yok ve hepimiz iki çocukluyuz. Ufaklar oyun okulundayken günde sadece 2,5 saat boş zamanımız var(dı).

Bugün oğlum okula başlayalı tam bir ay oldu. İlk hafta ve ikinci haftanın yarısı zaten erken aldım hatta yemek saati öncesinde diye, bu oyun okulundan bile erkendi. Geriye kalan 2,5 haftanın bir haftası doğumgünü hazırlıklarıyla, bir haftası arkadaşımın babyshower hazırlıklarıyla geçti zaten. Bu hafta da tatil hazırlıklarıyla. Önümüzdeki hafta okullar yarıyıl tatiline giriyor ve biz de yarın İstanbul’a uçuyoruz inşallah.

Eee yani daha hiç birşey anlamadım. Eskisinden daha yoğun koşturduğum için on gün içinde iki kere hasta olup iyileştim. Bu gece bacaklarımın sızısından nasıl uyuyacağımı bilemiyorum. Umarım tatil dönüşü şu ekstra boş zamanımın farkına varabilir ve etkin işlere dönüştürebilirim. Onlara da öyle dedim. Tatilden sonra umuyorum ki farkedeceğim çocuksuz hayat nasıl gidiyormuş :))

Tabi bu gün tatil telaşından sevgililer gününü layıkıyla kutlayamadık ama meğer kocacım hani ona çok kızdığım haftasonu bana hediye bile almış 😭 Kızgınlığım ertesi gün geçmişti tabi fakat başını epey şişirdim biliyorum. Neyse ki beni artık iyi biliyor ❤️

Şimdi bu satırları yazarken, bana değer veren insanlarla kuşatıldığım ve tüm sahip olduklarım için, içim Şükran’la doluyor. Sevgililer gününde olabilecek en iyi şeye sahibim şuan. Kalbimi sevgiyle dolduran bir aile. Oğlumun dediği gibi sonsuz kere sonsuz seviyorum.




11 Şubat 2019 Pazartesi

11/2 Nihayet Müze

Şubat 11, 2019 3 Comments
Hatırlarsanız bu yıl için bir müze kart edindiğimi ve çocukların okulda olduğu saatlerde tek başıma gezmeyi hedeflediğimi yazmıştım. Yılbaşından beri bir buçuk ay geçti bile ama ben hiç gidememiştim. Haftasonunun stresini atmak için bu sabah kendi kendine, sessiz, dingin bir kaç saat vermeyi kafama koymuştum. Evde kalsam, bu tabi ki mümkün olamayacaktı ve müze kartımı değerlendirmenin tam zamanıydı.

Akşam hemen hızlı bir program yaptım. Amsterdam müzelerinin bir çoğu Pazartesi günleri kapalıyken en büyük ve meşhur olanlarından Rijksmuseum açıktı.

Sabah çocukları okula bırakıp, evi hızlıca toparladıktan sonra çıktım. Bizim evden otobüsle yarım saat sürüyor. Saat 10,5 tan 1’e kadar hiç ara vermeden, çok da acele etmeden gezdim. Ancak 4 katlı binanın sadece 1 katı bitti. Bu demek oluyor ki aynı müzeyi 4 seferde bitirebileceğim.

Özlemişim fakat biraz da unutmuşum. Konsantrasyonum zaman zaman kayboluyor, ilgimi canlı tutmak kolay olmuyordu. Yine de eğer bu gezileri düzenli yaparsam sonrasında, bu yönde oluşabilecek değişimleri görmek bile güzel olur. Annelikten normal hayata dönüş programında, çocuk dışı konulardaki konsantrasyon süremi arttırma arzusundayım.

Gerçi diğer insanları gördüğüm kadarıyla çoğu kişi de aşırı ilgili gözükmüyordu. Acaba müzeye gidenlerin yüzde kaçı, gerçekten merakla ve istekle gidiyor diye düşünmeden edemedim. Bugün içinde bulunduğum kitlenin yüzde doksanının benim gibi az ilgililer olduğunu söyleyebilirim.

Yine de bir çok detaydan büyülendim, keşke resim konusundaki becerilerimi geliştirecek şeyler yapsaydım diye hayıflandım. Elbette bir sanat eseriyle aynı değerde olamaz ama o eserlerin yüzyıllar boyunca olan kalıcılığı, bana iyi ki blog yazıyorum diye düşündürttü. Belki yıllar sonra bile bloglar hala okunur olacak, eklediğim fotoğraflar kişisel tarihime ışık tutacak. Nasıl güzel bir duygu anlatamam ❤️













10 Şubat 2019 Pazar

10/2 Bad Hair Day

Şubat 10, 2019 13 Comments
Dünkü Happy day yazısından sonra bugün yazacağım olay resmen trajikomik. Olay Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, gece yarısından sonrasını da içeren saatlerde oldu. Önceki yazılarımda bahsettiğim üzere, gündüz arkadaşımın baby shower partisini yaptık, akşamında da kız arkadaşlarla restoranda buluştuk. Biz restorandayken üç baba da, birinin evinde 2x3= 6 çocuğu, saat 8 den 11’e kadar üç saat (aslında erken uyuyorlar normalde, herşey yolunda gitseydi belki sadece bir saat)  oyalayacaklardı. Normalde çok iyi idare ediyorlar aslında, önceden tecrübeliyiz fakat işte olacağı varmış birazdan anlatacaklarımın, resmen unutulmayacak bir gece yaşadık. Üstelik kızım bir arkadaşında ilk defa yatıya kalacaktı, şimdi travmatik bir ilk kalış anısı oldu 😢


Bunchems isimli oyuncakları biliyorsanız kesinlikle uzak durun. Çok değil bir iki hafta önce bizim eve de alındı ve kızım bir süre güzel oynadı. Bir keresinde anne bunu halıya yapıştırsam ne olur dedi, sakın ha diye carladım ama benden gizli saçaklı halıya yapıştırıp, çok ama çok zor şekilde çıkarmayı başarıp, ne menem birşey olduğunu anlamıştı.

Dün gece arkadaşın evinde bu oyuncaktan oynamaya başlamışlar, bir diğer çocuk saça yapmayı önermiş ve olanlar olmuş. Saçlar dolmuş, yetmemiş bir baba oyuna ortak olmuş (ki onunda saçları uzun ve bunu saç tokası gibi birşey zannetmiş) ve bunlar saçların içine gömülüp aşağıdaki fotoğraftan (internetten aldım) çok daha beter ne hale gelmiş. Anlatmak mümkün değil, öyle ki oyuncakların rengi görünmüyor. Biz döndüğümüzde (saat 11,5) iki saattir falan çıkarmaya uğraşıyorlardı, kızımın saçı saat 1’de bitti ama bir bölümü keçeleşmişöyle bıraktık. Çok yorulmuştu sabaha olsun dedik. Arkadaşımın eşi gece 2den sonra iki saat kendikilerini temizlemiş ve öğlen kızımı aldıktan sonra keçeleşmiş bölümü büyük oranda keserek (şimdi kafasının sol yanındaki saçlar yarı uzunlukta) problemi çözdük sayılır. Fakat tabi çocuklar çok korktu ve özellikle her şeyden nem kapan kızım bir nevi travma yaşadı.

Çok çok kızdım, çok üzüldüm. Eşimle maalesef aramız açık. Bunu öngörmüş olamamalarına inanamıyorum. Ve üç beş taneden değil her kafada 50-60 taneden bahsediyorum.

Aslında çok da önemli bir problem sayılmaz, saç dediğin uzar gider, bu tip çocukluk travmaları unutulur gider ama kırılan kalpler unutulsa bile geçmez :(

"Bad hair day" de yıllar sonra çocuklar için kahkahayla anneler için ise sızıyla hatırlanacak bir hatıra olarak kalır.


9 Şubat 2019 Cumartesi

9/2 Happy Ocaliptus Day 

Şubat 09, 2019 4 Comments
Bu gün arkadaşıma babyshower partisi yapacağız. Dekorasyonda olmasını düşündüğüm bir demet okaliptüsun alınması işini, taze olsun diye son ana bırakmıştım. Dün için çıkıp alırım diye planlamıştım.

Fakat çocuklar okuldayken bir türlü yetişemedim gitmeye. Sonra, oranizasyon grubundaki diğer arkadaşlara sordum, kim dışardaysa bir demet alsın ben çıkamayacağım diye. Biri dışardaydı tamam ben alırım dedi.

Aradan saatler geçti, arkadaştan cevap geldi. Kaç tane çiçekçi gezmiş okaliptüs bulamamış. Bizimkinde kesin vardır ama aksilik. Fakat şansa bak ki, kızım okuldan çıkınca bir arkadaşının evine oynamaya gitti (önceden planlanmamıştı, okuldan sonra da çocukları evden çıkarmak işkence diye gidemezdim), onların evi de çiçekçiye yakın, kızı alırken onu da alırım yaşasın. Her şey bir anda yoluna girdi.

Fakat tabi işler bu kadar basit değildi. Çiçekçi 4’te kapanıyordu. Kızı 4,5-5 arası alacaktım. Artık 4.15 civarı giderim şansıma açıksa alırım değilse ertesi sabah bakarız. Ertesi sabah da program çok yoğun araya sıkıştırmak pek kolay olmayacaktı. Ve bingo ! Çiçekçi açık (toplanıyorlar), mis gibi okaliptüslar beni bekliyor. Ordan da kıza geçtim 4.25 gibi onu alıp eve geldim.

Yani dün o kadar çok okaliptüs ile haşır neşir oldu ki beynim, bulunca ve rahatlayınca, "Happy ocaliptus day" ilan etmesem olmazdı.

Yani bazen fotoğraftaki tek karenin ardındaki hikaye göründüğünden çok daha fazlası olabilirmiş :))

8 Şubat 2019 Cuma

8/2 Aşırı Sosyal

Şubat 08, 2019 6 Comments
Günlük yazılarım iki günde bire düştü farkındayım. Son zamanlarda öyle yoğun ki günler, bir sonraki plana odaklanmış beynim, günlük yazılarım hakkında düşünecek zaman bulamıyor.

Geçen hafta Perşembe akşamı yogayı ekip aylık girls night out’ımızı yapmıştık. Pek iyi geldi doğrusu. Özellikle benim gibi bir ev hanımı için azıcık süslenip püslenmek, kızsal mevzularda çene çalmak bir lüks. Eskiden (mesela yirmili yaşlarımın başlarında) bu kızsal muhabbetleri çok banal bulup kendimi entellektüel ortamlara sokma gayretlerim vardı itiraf edeyim. Fakat her kadının özünde böyle bir açlığı olduğunu anlamam uzun sürmedi. Güzellik, magazin, dedikodu, ilişkiler, cinsellik gibi sohbetler yapmak öyle iyi geliyor ki. Bu kızlar buluşmasında resmen hepimiz rahatlayıp dönüyoruz. Yanlış anlaşılmasın hepimiz gayet eğitimli aklı başında kızlarız ve ciddi konuşmaları sık sık özellikle whatsapp üzerinden yaparız. Ama bu akşamların hafifliği, çocuk dışındaki muhabbetler öyle güzel ki.

Ardından Cumartesi günü yine kızımın jimnastik turnuvası vardı. Bir bronz madalya daha aldı eve geldik. Sonraki gün ise oğlumun doğumgünü partisi. Yine arkadaşlarla hoş vakitler.
Salı sabahı belki bir yıldır görmediğim bir arkadaşımıza kahvaltıya gittik birkaç kişi. Bu sefer gayet entellektüel konular konuştuk :))
Salı akşamı, haftalardır ertelemek zorunda kaldığımız aylık spa gecemizi yaptık. Bu üçüncü oldu ama son olmayacak. Spa ile bedenimizi rahatlatırken, sohbet ederek de ruhumuzu rahatlatıyoruz. Resmen bağımlısı olduk, her seferinde iple çekiyoruz.

O geceden sonra birkaç gün evdeydim ama Cumartesi günü hamile arkadaşımın babyshowerını yapacağız. Organizasyon grubundayım ve dün alışverişe gittim. Hazır sunulan dekorlardan ziyade kendim bir tasarım ortaya çıkaracağım için biraz uzun sürdü. Farklı mağazalardan farklı parçalar topladım. Kafamda belli ama son halini ben de merak ediyorum doğrusu.

Yine Cumartesi akşamı night out grubumla yemek yiyeceğiz. Normalde yemekten sonra içecek için çıkıyoruz fakat uzun zamandır gitmek istediğimiz bir yer vardı. Ne zaman olsun derken hepimize uyan günü bulmak (7kişi) pek kolay olmadığından,  o da aynı gün oldu.

Sosyal olmayı çok seviyorum ama evde vakit geçirmeye zaman kalmadığından rutinler aksadı, ödevlerim ucu ucuna yetişti ve ben biraz yoruldum. Öyle ki on günde iki kez hasta olup iyileştim. Pazar gününü sakince geçirebilirsem, sonraki Cuma İstanbul uçağından önce, yapmam gereken alışverişler ve valiz hazırlıkları için enerji bulabilirim 🙈

Bilmiyorum ne zaman durulacağım ☺️

6 Şubat 2019 Çarşamba

6/2 Anlamak Degil Kabul Etmek

Şubat 06, 2019 4 Comments
Hayat cok karmasik. Ozellikle insan iliskilerinde olay daha karmasik bir hal aliyor. Her gun gordugumuz, hayatinin cogunda yaninda oldugumuz kisileri bile anlamakta zorluk cekiyoruz bazen. Evren her an akista, dolayisiyla icindeki bizler de akistayiz. Degisiyoruz, donusuyoruz, buyuyoruz, cogaliyoruz, artiyoruz. Her saniye bedenimize etki eden binlerce uyarana maruz kaliyoruz. Yetmiyor akilli beynimiz durmadan calisiyor. Noronlarin hizinda milyonlarca dusunce uretiyor. Kendi kendimize bile tum bu uyaranlari takip etmekte bile basarili degiliz. Kaldi ki insanlari anlamaktan bahsediyoruz. Anlamak mumkun degil. Tum acik yurekliligi ile anlatsa bile aynisini anlamak mumkun degil.

Hal boyle olunca, beni kimse anlamiyor ile baslayan, neden benim gibi duyarli degil seklinde gelisen dusunceler, baskasinin tepkisine neden boyle yapti diye baglanan karalar eksik olmuyor. Hepsi anlamsiz. Bence bize verilen akil bunlari anlamaya calismak icin verilmedi. Ne bileyim bilim icin sanat icin falan verildi. Baskalariyla olan iliskimiz icin de kalp verildi. Kalp en degerli organim benim. Beyin mi kalp mi deseler kalbi secerim. 

Kalp inancin, duygunun yuvasi. Ayni beynin dusuncenin yuvasi oldugu gibi. Insan iliskilerinde kafa yormak degil, inanmayi secmek ve birakmak gerek. Genelde iyi hisler aldiginiz biri mi karsinizdaki, o zaman buna guven, iyi niyetine inan ve birak. Arada olan ufak arizalar butunun parcasi degil. Hepimize olur, az uyumustur veya bir seye cani sikilmistir. Gecer. O anlarda cikan arizalar butunu bozmasin.

Eger karsinizdaki hep olumsuz hisler aldigin biri ise, biraz uzaklas. Mecbursun diyelim iliskiyi azalt ve oyle kabullen. Neden boyle diye sorma. O oyle sen boyle. O zaman is daha basit. Karmasiklastirmaya gerek yok.

Kabullenme basladiginda insan daha huzurlu oluyor. Bazen tatsiz bir olay yasanmis oluyor, keske olmasaydi dedigin. Ama olmus. Gerekeni yaptiysan kabullen ve birak. Olan ile olene care yok. Yasanan yasandi biten bitti.

Bunlari niye yazdim. Sahsen kimseyle bir problemim yok. Sadece ozellikle esimin bazi anlarindaki laflari (ki genelde cani sikkin oldugunda) bana batiyor. Bir an gozlerim bugulaniyor ama diyorum hayir dur. Iyi niyetinden emin oldugun kisiden suphe etme. 


Eskiden aralari iyi olan ama sonradan biraz uzaklasmis iki arkadasim var. Dun gece ruyalarimda onlarla ugrastim ve cok az uyudum. Ikisini de cok seviyorum ama cok mudahale etmedim bu zamana kadar. Cunku sadece ikisinin arasinda benim bilmedigim konular vardir diye dusundum. Var ya da yok bilemiyorum hala ama surasi bir gercek ki, bazen kisi kendi yasamis olsa bile kendine bile itiraf edemedigi gercekler olabiliyor. Degil ki bunlari bana anlatsin. Iste o zaman asil mesele kustugun kisiyle yuzlesmek degil, kendi icinle yuzlesmek oluyor. Oyle zor bir sey ki...

Tabi onlarin durumu icin olay bu mu degil mi bilmiyorum. Sadece tahmin. Cunku genel olarak biliyorum ki kirilganliklarin cogu sebebi yanlis anlasilmalar. Yanlis anlasilmalarin nedeni de kisisel suzgeclerimiz (buna koruma kalkanimiz da diyebiliriz). Bu suzgecleri sekillendirenler ise bizim inanclarimiz, gecmisimiz, karakterimiz, aliskanliklarimiz....vs Bu durumda yanlis anlasilmayi cozmek demek, suzgecleri gozden gecirmek demek (bir nevi iki kisinin koruma kalkanlarini carpistirmasi anlamina geliyor). 

Fakat kolaylastirmanin yolu ise cok basit. Kabul etmek. O oyle ben boyle. O zaman bitiyor.

4 Şubat 2019 Pazartesi

4/2 Fizik Öğretici Oyunlar

Şubat 04, 2019 0 Comments
Temel fizik kanunlarını çocuklara öğreten çok sevdiğim bir oyun keşfetmiştik geçtiğimiz yıllarda. Kızım yaşı uymamasınarağme (5 yaşındaydı) defalarca oynadı, epey ilerledi. Bazı seviyeleri tek başına, bazılarını da bizim yardımımızla geçti. Oyunun adı Love Balls. Birbirine aşık iki topu parmakla çizgiler çizerek bir araya getirmeye çalışıyorsunuz. Bu oyun oldukça popüler, görselini almak için aradığımda benzer özellikte ama farklı isimde birçok oyun olduğunu da gördüm. Fakat bence en güzeli bu.


Geçtiğimiz günlerde ise Love Balls mantığında ama biraz daha geliştirilmiş (çünkü akışkanlar mekaniğini de öğretiyor) Happy Glass isimli bir oyun yükledik. Kızım yine bayıldı ve bu sefer beni hiç oynatmadan seviyeleri ilerledi :( Onu izlerken oyunu çok beğendim ve biraz önce kendime de yükledim.



Şimdi bu yazıyı yamak için araştırma yaparken, ilgili oyunlar içinde iki tanesini daha sizlerle paylaşmaya değer buldum. Bunlar da sıvıları ilgilendiriyor. Biri susamış kediye su ulaştırmayı amaçlayan, diğeri de labirentlerle birbirine bağlanmış bardaklardan hangisinin önce dolacağını (basınç ve bir nevi havuz problemi) öğreten bir oyun.


Çocukların ilgisine göre değişir ama bence 5-6 yaştan itibaren tüm çocuklar için uygun. Şiddetle tavsiyedir.

Ve tabi hepsi de ücretsiz.

3 Şubat 2019 Pazar

2/2 Tatlı Hatıralar

Şubat 03, 2019 0 Comments
Dile kolay çocuklar doğduklarından beri her yıl doğumgünü pastalarını kendim yaptım. İlk başta hiç bilmiyordum, asıl doğumgünü pastasından önce deneme pastaları bile yaptım, öyle böyle derken idare edecek kadar öğrendim.

Yarın oğlumun doğumgününü kutlayacağız arkadaşlarıyla. Bu sefer son haftaların yorgunluğundan hazır bir pasta almaya karar vermiştim aslında. Bir hafta önce fikrim değişti ve yine yaptım. Bu akşam onlarla birlikte son süslemelerini yaparken yine düşündüm. Neden kendime iş çıkarıyorum diye.


Aslında çok yoğun bir iş yükü yok, karar verdiğim zaman, programımı düzenliyorum ve hiç sıkışmadan, telaş olmadan yapabiliyorum. İlk başlarda böyle evde şeker hamur pasta yapanların fiyatları beni teşvik ediyor sanıyordum. Hem ucuz değil, hem de bu güne kadar katıldığım tüm partilerde pastasını beğendiklerim bir elin parmaklarını geçmez. Bu sefer daha uygun fiyata bir pastaneden pasta üstü resimli oyuncaklı falan gayet de hoş bir pasta yaptırabilecek iken yeniden vazgeçince daha iyi anladım. Ben çocuklarıma tatlı anılar vermek istiyorum. Neredeyse her pastada onlar da katkıda bulundu. Kimi zaman karıştırırken, kimi zaman süslerken, kimi zaman şeker hamuruyla, oyun hamuru gibi oynarken. Büyüdüklerinde beraber pasta yapışlarımızı hatırlasınlar, aaa bu yaşımda arabalı, şu yaşımda flamingolu, tavus kuşulu, penguenli pasta yapmıştık diye ansınlar istiyorum. Beni bu histen daha fazla motive eden hiç bir sebep yok.

İnşallah başarıyorumdur.






31 Ocak 2019 Perşembe

30/1019 Hollanda'da Alisveris

Ocak 31, 2019 6 Comments

Yeni bir ulkeye tasindiginizda resmen damdan dusmuse donersiniz. Kendi ulkende gozun kapali yaptigin en basit ihtiyaclarin alisverisinde bile buyuk caba harcaman gerekir. Eger ayrica ulkenin dili bilmedigin bir dil ise, oncesinde o dildeki karsiligini, sonra hangi marka olmali, sonra da nereden almali sorularinin yanitlarini bulmak gerekiyor. Biz de vakti zamaninda bolca cebellestik bu sorularla. Simdi nispeten oturdu fakat ozellikle de cocuklar buyudukce, degisen ihtiyaclarindan oturu, yuz yuze kaldigimiz yenilikler hala mevcut. Ancak simdi en azindan artik nasil yapacagimizi biliyoruz.


Bu yazida bir ornek uzerinden gidecegim. Tum alisverisler icin bu yollari kullanabilirsiniz.


Yakinda oglum judo derslerine başlayacak insallah. Ona bir judo kiyafeti almamiz lazim. Yapacagim ilk is hollandaca karsiligini bulup ikinci el sitelerinde aratmak. En populeri ve en cok kullandigimiz marktplaats.nl  https://www.marktplaats.nl/

Ikinci el alisveris Hollanda'da cok yaygin. Ustelik bunu eski yipranmis urunlerin satilmasi gibi dusunmeyin. Hollanda'da cop atma sistemi epey karisik. Aklina gelen herseyi cope atamiyorsun. Oysa degistirmek istedigin, kucuk kalan veya artik ihtiyacin olmayan seyler olabiliyor ve onları oylece cope atamiyorsun. Ilgili yerlere ulastirmak ise cok zaman, emek ve hatta para istiyor. Bu yüzden cuzi miktara satmak daha kolay, sonucta kapindan gelinip aliniyor. Diğer yandan al bunu sen kullan diye birine veremiyorsun. Boyle bir aliskanlik, yaklasim yok insanlarda. Dolayisiyla ikinci el sitelerinde oyle seyler oluyor ki, agzim acik kaliyor bazen. Ozellikle ev esyalarini yok pahasina bulabiliyorsun. Bebek yataklari, dolaplar, bebek arabalari, buyuk bas diyebilecegimiz tum bebek ve cocuk esyalari bu sitelerden cok ucuza saglanabilir. Cunku ozellikle buyuk boy esyalari tasimak icin alicinin ayrica bir arac kiralamasi gerekiyor. O aracin masrafi, yola parasi da gozonune alınınca, satıcının onu elden cıkarabilmesi icin cok ucuz olmasi gerekiyor.

Diyelim ki orada bulamadim ve sifir alacagim. Yine markplaats bana sonuclari verirken, kullanilmamis yeni urunler satan magazalari da reklam olarak sunar. Bunlar genelde en hesapli satan yerlerdir. Onlara goz atmakta fayda var.

Ikinci bakmam gereken site bol.com https://www.bol.com/nl/
Ayni aramayi orada yaparim. Bu site farkli markaların urunlerini satan cok cok zengin bir site. Ayni urunun fiyat kalite karsilastirmasini buradan yapiyorum. Mesela gecenlerde bir arkadasim, esine hediye olarak iyi bir eldiven almak istedigini soylemisti (bisiklet surerken cok soguk oluyor) fakat ne cesitler var, eldivenlerde ne tur yenilikler var (isiticili olanlar bile var mesela) bunlari arastirmak cok zor. Dedim bol.com a yaz tum opsiyonlar cikacak. Sonra sectigin markayi ozellikle ara.

Ucuncu adim sectigim marka/ model/ ozellik uzerinden en hesaplisini bulmak. Bunun icin de beslist.nl en ideali. Aradığım urunun satildigi siteleri listeliyor ve ucuz veya kampanyali olani bulabiliyorsun. Doğrudan link bağlantısı da var ilgili siteye. Kolayca satın alınabilir. Diğer yandan diyelim ki online alışveriş yapmak istemiyorum ve mağazaya gideceğim. Ama hangi mağazada var? Buradan yönlendirildiğim sitede ürün satış mağazaları da listelenir, artık ne aradığımı bildiğim için o mağazaya gidip almak kolay.

Bu siteler gıda hariç, aklınıza gelen herşey için kullanılabilir.


Bunlardan başka fırsat siteleri de var biliyorsunuz. Hollanda için en yaygın olanı socialdeal.nl ve groupon.nl Çok fazla kullanmıyorum ama ayda bir kız arkadaşlarımla gittiğimiz spa paketlerini oradan alıyoruz ve ara sıra restoran kampanyalarını kullanıyoruz.

Bir başka yazıda da çocuk etkinliklerini nasıl buluyor ve planlıyoruz konusuna değineceğim.

28 Ocak 2019 Pazartesi

28/2019 Pop Kek

Ocak 28, 2019 5 Comments

Haftasonundan beri çok hastayım. Kafam saman gibi olunca, günlük yazılarım aksadı. Bu yüzden bugün yazı listemden nispeten kolay bir tanesini seçtim.

Bunu instagramda paylaşmıştım, belki bir çok kişi de zaten biliyordur ama bloğumda da yer alsın.

Zira özellikle tadı ıslak kek gibi olduğu için, ben normal kekten daha fazla seviyorum.

Kek yaptınız ama kabarmadı mı? Veya şekeri az geldi, veya üstü yandı, yarısı pişti yarısı hamur kaldı, ya da kalıptan çıkarken parçalandı... Her ne olduysa oldu diyelim ki olmadı. İşte o kekin iyi durumda olan kısmını rondodan geçir, istersen içine öğütülmüş ceviz / fındık kat. İster sütle, ister krem şanti, tadı az ise bal veya reçelle veya erimiş çikolata ile, ister elma rendele ister havuç ekle bu karışımı elinle güzelce yoğur. Minik toplar yap, çikolataya veya Hindistan cevizine bula, süsle püsle. Karşınızda nefis mi nefis CAKEPOP ❤️

Not: hazır kekleri de kullanarak yapabilirsiniz. Hep bahsettiğim Taylandlı arkadaşlarımdan biri görsel olarak şahane kek poplar yapıyor. İç malzemesini nasıl yaptığını sorduk marketten alıyormuş. E dedik evde de yapılıyor biliyor musun? Hayır hiç bilmiyormuş, ona workshopta öyle öğretmemişler 😅

Neyse efendim özellikle çocuk partilerine çok iyi oluyor, çocuklar bayılıyor.




25 Ocak 2019 Cuma

25/2019 Beyin

Ocak 25, 2019 9 Comments
Beyinle ilgili anlaması güç pek çok olay var ama her yoga dersinde bunu yazmalıyım dediğim fakat sonrasında unuttuğum konuyu yazmak istiyorum bugün.

Aslında beynin yapabildiği her şey hayret verici elbette ancak yaş aldıkça, gördükçe sıradanlaşıyor bizim için. Arada sırada böyle çok kullanmadığımız işlevleriyle yüzleşince şaşırıyorum ben de. Bunların ilki, hiç unutmam yıllaaar yıllar önce Uludağ’da ilk kayak dersi aldığımda olmuştu. Hoca demişti ki, kayarken tam hangi noktaya gitmek istiyorsan gözlerini oraya odakla. Beynin vücudunun geri kalanını halledecek. Ve bingo!! Gözümü diktiğim yere hiç nasıl yapacağımı düşünmeden kayardım. Özellikle kalabalıkta çarpmamak için bile işe yarıyordu.

Sanırım bunu bilen de fazla kişi yok, ondan sonra kimseden duymadım çünkü. Ta ki geçen bahara dek. Biliyorsunuz ehliyet için bir sürü ders almıştım iki farklı hocadan. İlk hocam şeridimi taşmadan sürmem için uyarırdı ama illa ki kayardım. Onla hiç düzeltemedim. Sonradan değiştirdiğim diğer hoca, kayak hocasıyla benzer şeyler söyledi. Arabanın burnuna değil, karşıya bak. Beynin ellerini komuta edecek ve seni oraya götürecek. Park ederken bile park alanına değil uzaklara bakıyordum ve zınk diye doğru yerde duruyordum.

Diyelim kıvrımlı bir otobandasınız ama gözünüzün gördüğü en uzak noktaya odaklanınca, o kıvrımları el kendiliğinden direksiyonu döndürüp geçirtiyor. Çok çok hayret bişey. Yine diyelim uzaklara bakıyorsun ve önündeki araba duracak, frene basıyor, kırmızı ışıkları yanıyor. Gözün öndeki arabaya odaklanmadığı halde onu beyin görüyor ve eyleme döküyormuş. Her seferinde gerçekten de öyle oldu.

Kendisi de göstermişti. Kağıda iki nokta koymuş ve kalemle birleştirmeye çalışmıştı. Eğer kalemin ucuna bakarak çizerseniz çizgi düz olmuyor ve noktaya ulaşamıyor. Fakat elinize bakmadan gideceği noktaya bakarak çizerseniz çizgi mükemmel oluyor. Araba da böyle demişti.

Neyse bu bilgileri hayatıma katıp zenginleştirdim ama tabi ki öğrenecek bilgiler hiç bitmiyor. Geçen akşam yoga dersinde (ki genelde çok yorgun oluyorum tüm vücudum kasılmış oluyor öncesinde), bir pozu yaparken hoca yanıma gelip düzeltmeye çalıştı. Kollar havada olan bir pozdu ve omuzlarımı tutup onları gevşek bırakmamı söyledi. Kollarım havada iken nasıl omuz kasılmasın, hayret birşey dedim içimden tabi ama ona olmuyor dedim. Şimdi dedi omuzların için derin bir nefes al ve hoop omuzlar indi. Ben şok.

Sonra bunu vücudumun başka yerleri için kullandım. Bacağım mı ağrıyor, nefes alıp içimden bu sizin için diyorum, bir yerim mi kasıldı, al bu nefes sana geliyor diyorum ve canım vücudum çok söz dinliyor.

Sizin de var mı benzer deneyimleriniz? Öğrenmeyi çok isterim.

23 Ocak 2019 Çarşamba

23/2019 Yılın İlk Karı

Ocak 23, 2019 1 Comments
Dün sabah saatlerinde kar yağışı başladı ve tüm gün yağdı. Öğlen oğlumu okula almaya gittiğimde (bu hafta da biraz erken alıyorum) diğer çocukların bahçede oynama saatiydi. Kar soğuk demeden bahçede oynuyorlardı. Eyvah dedi içimdeki anne acaba bizimkiler de çıktı mı? Belki çıkmamıştır zira çok aşırı yağmurlu havada çıkarmıyorlar. Sınıfa bir girdim kafa ıpıslak, evet oynamışlar.

Doğrusu soğuktur üşür oynamasın annelerinden değilim ancak 4 yaşındaki çocuk doğru düzgün eldivenini takamıyor, şapkasını boşveriyor, bazen fermuarını çekemiyor. Nitekim bahçeye girdiğimde diğer sınıftan bir ufak kız eldivenlerini takmamı istedi. Taktım ama zaten ilk çıkışları değil diye o eldivenler ıpıslak. Öyle ıslak ıslak giydi napsın. Bir kere hiç unutmuyorum kızımın sınıfında bir arkadaşı çok üşüyorum diye yanıma gelmişti. O zaman öğle saatinde öğretmen yemek yerken bahçede çocuklara göz kulak olma sırası bendeydi (her gün bir veli duruyor). Bir baktım ki ne göreyim sırılsıklam çoraplar, muhtemelen sabahtan beri öyle ıslak dolaşıyor. Hemen çıkardım, yedek dolabından aldım değiştirdim falan.

Ay ne yazacaktım konu nereye geldi. Fotoğrafta görüldüğü gibi (köprünün altı ve arkası) büyük bir göl. Tamamen buz tutmuş durumda, hatta dün benim çocuklar üstünde biraz yürüdüler. Ve tabi onları tutan ve cesaretlendiren ben oldum. İçimde her daim yaramaz bir çocuk var.

Okuldan sonra biraz dinlendiler ve dışarı çıktık. Tabi güzelce giydirdim. Ufacık bir yapay tepemiz var evin yakınında (malum tüm ülke dümdüz) iki poşet alıp oraya götürdüm. Birkaç çocuk kızakla kayıyor şu ahşap klasik kızaklardan ama poşetle kayan yok. Şaşkın bakışlar eşliğinde önce kendim kayıp bir güzel yol yaptım, sonra da çocukları saldım. Anacım benimkiler de bilmiyor hiç görmemiş, anne bu poşeti napıcaz, kar mı toplucaz diyorlar. Bir iki denemeden sonra öğrendiler, kıkır kıkır güldüler. Kızaklı çocuklar bile o kadar iyi kayamıyorlardı.

Kat kat giyin soyun olmasa, evin içi şapkalar bereler dolmasa kış güzel şey aslında. Kurut kaldır topla iflahım kesildi vallahi. Kar bugün de  hala var, dolayısıyla mesaim devam edecek. Tek eksiğimiz soba   Ve yanında oturmak için minderi. Sobamız yok ama dün çocuklar okuldan geldiğinde ısınsınlar diye kaloriferin önüne bebek yatağını koyup minderlerle bir alan yaptım. Öyle sevdiler ki bugün yine istediler (akşam kaldırmıştım). Sonuç :)




22 Ocak 2019 Salı

21/2019 Diyet Listem

Ocak 22, 2019 4 Comments

Daha önce bu yazımda diyetimden bahsettiğimde, beslenme şeklimi merak eden yorumlar almıştım. Bu yazıda ne yedim nasıl yedim topluca anlatmak istiyorum.

Saatler: 
O yazıda söylediğim gibi sık yediğim zaman metabolizmam çalışmaya başlamış ve açlığımı yeniden duyumsar olmuştum. Diyet listemde üç ana üç ara öğün var ve bunların saatlerini belirleyen yine açlık hissim. Fakat düzene girdikten sonra 2-3 saatte bir sinyal geliyor zaten midemden ve ben o uyarı gelince yiyorum. Bu yüzden diyetimin birinci rahat kısmı saatlerinin esnekliği. Tek dikkat etmem gereken son ara öğünüm uyumadan 2 saat önce olmalı.

Su: Günde en az 2,5 litre su. Bunun 1 litresi bazı haftalarda detoks suyu şeklindeydi. Bol bol tuvalete gitmek anlamına geliyor ama benim vücudumun su içmeyince, su tuttuğunu defalarca test ettik. Vücuttaki ödemi atmak için en iyi yöntem su içmek. Su içmediğimizde vücut su depolamaya başlıyormuş.



Detoks suları değişik şekillerde hazırladık. Hepsinin ortak noktası 1 bardak yeşil çayı, üzerine su ilave edip 1 litreye tamamlamak ve mevsim meyveleriyle tatlandırmak. Zencefil, taze nane, biberiye yaprakları, bazen elma, bazen portakal bazen ananas dilimleri. Yeşil çayı sevmediğim için bu sular yerine normal suyu içmeyi tercih ettim ve detoks sularını çok düzenli tüketemedim.

Ama geçtiğimiz hafta yeni gelen bir detoks suyu tarifini çok beğendim ve onu içiyorum. Ananas kabuklarını soyup bir litreden biraz fazla su içinde kaynatıyoruz ve soğuyunca o süzüp bir litre suyu gün içinde tüketiyoruz. Gerçekten çok iyi bir ödem atıcı.

Her gün değişik menü içeren haftalık liste. Çocuklarla çok yoğun bir günlük rutinimiz var. Bu yoğunlukta kendime diyet yemekleri nasıl pişiririm endişesini ben de yaşamadım değil. Fakat listem haftalık olunca günleri yer değiştirebiliyor, öğle ve akşam öğünlerini evdeki diğer yemeklere uygun olacak şekilde değiştiriyorum. Bundan başka nispeten kolay seçenekler verdi diyetisyenim. Bu da benim için diyeti sürdürmeme yardımcı oldu.

Her gün değişik olması çok önemliymiş. Vücudu şaşırtmak amacıyla, özellikle kahvaltılarda (ki Türk kahvaltıları klasiktir neredeyse her sabah aynıdır) hep değişik şeyler yedim.

Kahvaltılar: Kahvaltıyı birkaç farklı grup olarak özetleyebilirim.
- süt veya yoğurt ile hazırlanmış yulaf, tatlandırıcı olarak meyve (elma, kivi) tarçın
- 2 adet wasa, üzerine lor peyniri, dereotu salatalık (veya avokado)
- kahvaltı salatası (maydanoz, dereotu, domates, salatalık, kapya biber), biraz peynir, bir dilim tam buğday ekmeği.
- omlet (bazen 1 bazen 2 yumurtadan), mantarlı, peynirli veya domates/biber ile menemen gibi.
- smothie. Ispanak, elma (bazen muz, armut) kivi, limon (bazen taze zencefil), bir bardak süt ile blenderdan geçirilip içiliyor.



Ara öğünler: Ara öğünlerin en önemli özelliği 150 kaloriyi geçmemesi gerektiği ve diyetin her öğününde olduğu gibi mümkün olduğunca sağlıklı yiyeceklerden oluşması. Paketli krakerler, bisküviler veya barlar yoktu listemde. Klasik meyve ve kuruyemişe alternatif yeni alışkanlıklar da edindim diyet sayesinde. Ara öğünlerim genelde şunlardan oluşuyor
- kuru kayısı +ceviz
- kuru incir +ceviz
-10 adet çiğ badem
- 2 adet kivi/ 2 dilim ananas/ 1 elma / 1 muz / 2 mandalina .... gibi meyveler
- içine bir tatlı kaşığı toz zerdeçal eklenmiş bir bardak kefir
- 1 bardak süt / badem sütü
- üzerine keten tohumu serpilmiş sınırsız salatalık
- bunlardan başka eğer dışarıdaysam ve uygun birşey yoksa, kurabiye, kek, hatta 1-2 dilim baklava bile yedim. Ama abartmadım.

Öğle ve akşam yemekleri:
Aslında diyette neredeyse her şeyi yiyorum ama miktarlarına dikkat etmek gerekiyor. Zaten bir süre sonra vücut bu miktara alışıyor. Sadece birkaç dikkat edilecek konu var. Diyete ilk başlandığında genelde ilk hafta ödem atıcı bir liste uygulanır. Sonra da yap yakıcı listeler. Ve bu ödem atıcı liste her adet döneminden sonraki ilk hafta uygulanıyor, çünkü adet döneminde vücut su tutuyor. Ödem atıcı haftada ağırlıklı olarak ödem atan yiyecekler ve bunlardan yapılmış yemekler oluyor. Bunlar nedir derseniz
- maydanoz / dereotu / biberiye/ bol salata
- salatalık
- kefir/ ayran / activia veya normal yoğurt
- sebzelerden kabak / lahana / brokoli / ıspanak (bunlardan yemekler ve çorbalar)
- ananas/ kivi/ greyfurt / mandalina portakal
- yulaf
- bol bol su.
Ödem atıcı haftada yine ekmek ve protein olur öğünlerde ama miktarı az tutulur.  Genelde kolay olması için kabak yemeği yerine kabakları küçük küçük doğrayıp az yağda kavuruyorum ve sarımsaklı yoğurt ile bir dilim ekmekle beraber yiyorum. Veya kapuska yapmak yerine Brüksel lahanalarını ortadan ikiye bölüp fırınlıyorum (ince olunca daha kısa sürüyor pişmesi) üzerine balsamik sirke (sarımsak sirke de olur) döküp yine ekmekle yiyorum. Yine aşağıya yazacağım gibi birkaç ödem sökücü çorba tarifi var, onları yapınca zaten çok fazla oluyor. Buzluğa atıp gerektiğinde yiyorum. Böylece nispeten pratik oluyor. Yine kahvaltıda olduğu gibi iki öğün ve iki gün üst üste aynı yiyecekler olmayacak.

Yağ yakıcı listelerde ise ağırlıklı olarak protein var. Protein aldığımızda vücut yağ yakmaya başlıyormuş. Bu yüzden her gün bir öğün et/balık/ tavuk olmak zorunda. Diğer öğünler diğer protein kaynakları ile destekleniyor. Protein içeren bakliyatları yemek olarak veya salataların içine katılarak tüketmek gerekiyor. Kinoalı, yeşil mercimekli, nohutlu salatalar çok hoşuma gidiyor. Yine fırında mantar kolayca yaptığım bir protein içeren yemek. Bir öğünde et olunca diğer öğünde bir sebze yemeği veya salata oluyor genelde. Bir dilim ekmekle yiyorum.




Klasik bir günlük listem. Buradan miktarları anlayabilirsiniz.
Sabah
2 kasik yulaf,
Yarim muz
Yarim bardak sut
Ara: 2 tam ceviz
Oglen: 3 corba kasigi hutte peynir
2 avuc ispanak bol domates salatalikli salata , 1 dilim tam bugday ekmegi
Ara: 2 dilim ananas
Aksam:150 gr izgara balik sinirsiz salata
Ara: 1 kivi, 10 badem

Ekmek: Benim listelerimde günde iki dilim ekmeğe eşdeğer karbonhidrat oldu. Bu bazı kişiler için 3 dilim de olabilir. Kahvaltıda ekmek yoksa yulaf veya wasa oluyor. Yine diğer öğünlerde ekmek yerine bulgur pilavı veya makarna olabiliyor.  Yine kolay bulduğum hem yemek hem salata olan tarif kısır. Diyetimde bolca kısır yedim, hem bulgurlusu hem kinoalısı.

Bir çorba tarifi ile veda edeyim. Daha detay isteyen olursa özelden sorabilirsiniz

ÖDEM SÖKÜCÜ ÇORBA
1 sogan, 1 sarmısak
1 corba kasıgı zeytinyagı
1 adet dilimlenmiş pırasa
3 parca kereviz sapı
3 yemek kasıgı arpa
Bol maydanoz, dereotu, 1 tatlı kasıgı kimyon
1 adet kabak
1 kase tüketilecek.