31 Aralık 2011 Cumartesi

Güzel Bir Yıl Olsun


Hoş bir resimle yazmak istedim bu yazıyı, pek alakası yok ama resmi çok beğendim :)

Her yılbaşı akşamı yeni yıla girdiğimiz dakika içinde aynı anda birkaç şey yapmaya çalışırım. Genelde başarılı ve bol ders çalışacağım bir yıl olsun diye elimdeki defter yada kitabın sayfalarını çevirir, aynı zamanda bol bol gezeyim diye evin içinde volta atar, bir de birkaç saniye üç-beş kağıt parayı sürekli sayar gibi yapardım ki bol kazançlı bir yıl olsun.

6 yaşımdan itibaren şuan bulunduğum 32 yaşıma kadar sürekli ders çalıştım, 1 yıl dahi ara vermedim, doktoram bitti hala çalışıyorum ve annem telefonda bugün ders çalıştın mı diye hala sormakta.

Yeni yıl bize Helo'muzu getirecek Allah kısmet ederse. Ve zaman öyle hızlı geçiyor ki, o gelince mecburen ders çalışmaya ara vereceğim için, öncesinde bitirmem gereken dersler beni biraz geriyor. Bu yüzden ne kadar bebeğimize kavuşmayı iple çeksem de, bir yandan da zaman yavaş aksın istiyorum. Bu yüzden yeni yıldan isteğim, öncelikle ve elbette sağlıkla bebeğime kavuşmak, sonra işlerimi istediğim düzende tamamlamak. Elbette ki sağlık sıhhat afiyet en başlıca dileğim ama bu yeni yıla özel değil, her an dualarımda.

Geçen yılın ilk yarısı, doktora tezimin stresi, eşimden ayrı kalmanın stresi derken pek olumlu geçmedi benim için. İkinci yarısında kavuşmakla kalmadık, bir de Helo katıldı aramıza ama ilk yarısındaki üzüntülerim zihnime öyle kazınmış ki, şimdi geçen yıl nasıldı diye düşündüğümde, acılar ağır basmakta nedense. Belki haksızlık ediyorum, bu yıl hiç bir yıl olmadığı kadar sonuç aldım, yenilikler oldu hayatımda ama düşünün ki bunların etkisini bastıracak kadar sıkılmışım. 

Artık yeni yılda tüm bu sıkıntıları geride bırakmak, 2012 yılının yeni bir çağ açacağına inandığım için hayatımda da yeni bir çağ başlatmak istiyorum. Ülkemize ve dünyaya da bu yılın güzellikler getireceğine inanıyorum nedense, bu yıl doğan bebeklerin özel bir misyonlarının olacağına inandığım gibi. 

Herkesin dileklerinin gerçek olması ümidiyle...

   Mutlu seneler olsun  ♥

29 Aralık 2011 Perşembe

Helo'nun Gardırobu


İstanbul'dan gelirken, çoğunu oradan aldığımız eşyaları getirmiştik. Bunlar geldiğinden beri valizde duruyordu. Bir yandan içimden eşyaların gözümün önünde olması geçiyor, bir yandan da aman kirlenmesin diye kendimi tutuyordum. Minik dolabımız geldikten sonra en azından bir dökeyim, neler varmış hatırlayayım dedim. Nasılsa hepsi daha sonra yıkanıp ütülenecek, şimdiden özlemimi gidereyim diye döktüm hepsini yatağa.

Uzun bir post oldu, bol resimli, ve tabi valizden çıktığı için eşyalar da biraz kırışık.


Bu battaniye-havlu benzeri şeyi annem pazardan almış 4 liraya. Pek kaliteli birşey değil ama öyle yumuşacık ki. Bir de üzerindeki resim beni benden aldı zaten. Favorilerim arasına giriverdi.


Resimdeki battaniyelerin pembe olanını tescodan almıştım, alttaki mavi desenliyi ise annem dikti. Ordayken birgün pazara gitmiştik ve çok güzel parçalar bulduk. Bu battaniyenin kumaşı ise sanırım 5 lira idi. İki kat halinde diktik. Çok yumuşak ve pamuklu bir kumaş.


Bu da alt açma olarak geçen bir takım. İçi elyaflı kalın bir malzeme. Eminönü'nden almıştım. Takımda bir de yorgan gibi kalın battaniye var (solda). Alt açma kısmı fermuarlı cep gibi yapmışlar. Bebeği uyku tulumu gibi içine sokmak için. Tabi bunun üzerinde altını almam herhalde. Daha çok bebeği yatırmak için sanki. Zaten üniversiten hocam bir gün koca bir çanta hediye ile gelmişti. Aşağıdaki kurbağa alt açma ise ondan gelenlerden. Bunun diğer tarafı plastik olduğu için, daha kullanışlı olacak sanırsam.


Bebek beşiğini henüz almadık ama klasik beşik takımlarından istemiyordum. Aslında sonradan hoşuma gidenler de oldu ama buradakiler özellikle çok pahalı geldi bana. Belki yine dayanamam alırım bilmiyorum. Bebek odasında (tabi bizim köşemiz olacak) kullanılan eşyaların renkli olmasını seviyorum. Zaten bizim de renklerimiz mavi fıstık yeşili ve kırmızılardan oluşuyor çoğunlukla. Aşağıda kırış kırış görünüyor ama, annemle diktiğimiz nevresim + beşik takımı var. İnşallah beşiğimiz gelince ütülü ve serili halde de paylaşırım.  


Bu kumaşları ikeadan almıştım. İki çeşit aldım çizgili ve desenli. Üç tane yastık yaptık, yastıkların iki yüzü de farklı. Yani bir tarafı desenli bir tarafı çizgili. Yastıkların köşelerinde bağlamak için ipler yaptık beşiğin baş tarafına üç kenara bağlamak için. İki yüzlü olduğu için canım sıkıldıkça değiştireceğim. Zira yorgan kılıfını da iki yüzlü yaptık (bir tarafı desenli bir tarafı çizgili) ve çarşaf olarak da iki tane çarşafımız var (biri ondan biri diğerinden)


Anneme diktirdiğim bir diğer şey ise yukarıdaki cepli şey ( torba mı desem organizer mi desem bilemedim) ve kutu kılıfları. Bu daireli renkli kumaşı yine pazardan almıştık. Kocaman bir parça 2,5 tl ye. Kumaş masa örtüsü olarak kullanılan, leke tutmayan naylonumsu bir kumaş. Ben de hem bir masa örtüsü hem de bu aşağıdakileri yaptırdım. Cepli organizeri, beşiğin bir kenarına bağlamayı düşündüm. Duvara falan da asılabilir belki, yada alt açma dolabının yanına, şimdiden kestiremiyorum. İçine el altında bulunması gereken malzemeleri oyuncakları, emzik vs koyacağım.



Bir de aynı kumaşı, yine ikeadan aldığım 6 lı kutuya kılıf olarak düşündüm. Şifonyer üstü alt açma bölümü oluşturmak istiyorum ve bir tarafında cepli organizer yer alırken, bu kutuları da raflara yada yakınlarına koyduğumda uyumlu renkli bir görüntü olacak. Kutulara şimdilik kıyafetlerini koysam da, bir kısmında bezleri, kremleri vs olacak. İşte bezlerini şimdilik yerleştirdim:


Çoraplarımız patiklerimizi döküp bu kutuların en miniğine yerleştirdim.


Badilerimizi de kutulardan bir diğerine 


S-M-I-L-E :)



Daha Helo'nun cinsiyetini bilmiyorken aldığım için hastane çıkışı takımı unisex oldu. Bu takımda ayrıca banyo havlusu da vardı o yüzden ayrıca almadım. Gerçi sonradan iki banyo havlumuz daha oldu ama :)


Bir takım hastane çıkışı daha hocamdan gelen paketteydi. O zamanlarda da cinsiyetini bilmediğimiz için bu da yeşil oldu. Bu iki hastane çıkışında da penye battaniyeler olduğu için, battaniyelerimiz bir hayli fazla oldu sanırsam. Bir de örmekte olduğum beyaz tığ işi bir battaniye var.



Yakın zamanda Egehan'dan tecrübe ettiği için, ablam tulumlardan ziyade alt üst takımları önermişti. Kustuğunda yada altı battığında komple değiştirmek yerine tek parça değiştirmek daha pratik oluyormuş. Egehan'dan ufalan bolca takım bize kaldığı için (solda, bir kısmı hala İstanbul'da gelecek) ben fazla almadım. Sağdakileri kayınvalidemle çarşıya gittiğimizde almıştık. Bir de hastane çıkışlarında böyle takımlar var. İlk üç ay için yeterli olur diye düşündük. 

 

E tabi yine tulumlarımız da var.


Yine kayınvalidemle gittiğimiz zaman aldığımız yumuşacık havlu takımlar. Buralarda Nisan ayının soğuk olacağını düşünerek kalın kıyafetler de aldık ama sanırım biraz abarttık, zira pembeden olandan iki tane aldık, bir de yelek ve alt takım yaptık. Yeleğin altındaki eşofman da, içi aynı havlu kumaştan bir katman içeriyor, kalın ve yumuşacık.


Çocuk kıyafetlerinin hep yumuşak esnek ve rahat olması gerektiğini düşünüyorum. Tabi kolay çıkarılıp giydirilen olması da lazım. 


Bunlar da yeleklerimiz, favorim kahverengi olan. Çok sevdiğim bir arkadaşım daha yeni hamile kaldığımda kız olacağını hissetmiş ve göndermişti. Kendi elleriye örmüş, modeline renklerine bayıldım. Diğer örgüler de annemden. Zamanla ben de öreceğim ama daha ilerki yaşlar için düşünüyorum.


Bu takım da aramızda 7 haftalık fark olan çocukluk arkadaşım Nes'den. Onun da bir kızı olacak ve Helo ile oynayacakları günleri iple çekiyoruz. 


Şimdilik kutulara koydum eşyaları, resimlerini eklemediğim, mendiller, şapkalar ve zıbınlar da var.


Aldığım minik dolap böyle birşey. Çok kaliteli değil ama bırakacak olduğumuz için fazla pahalı olsun istemedim. İçine biraz daha raf eklemeliyim belki, çekmeceleri yetersiz ama duvara raflar da yapacağım. Şu an tüm eşyalar dolaba sığdı, fakat elbette nevresim ve yastıklar yerleşecek, sonra bazıları raflara gelecek, bir kısmı da sürekli kirli olacak tabi :) Bir de evde hiç kullanmadığımız aşağıdaki dolap var. Dolap eski ve çok hoş bir modeli var bence. İçini iyice inceledim, oldukça pürüzsüz ve sağlam bir ahşaptan yapılmış. Yine ikedan askılığa takılan bez raflardan alacağım ve dolabı da Helo'nun kullanımına açacağım, tabi önce iyice temizleyip havalandırdıktan sonra.

26 Aralık 2011 Pazartesi

26. Hafta Noel Şaşkınları

26. Hafta Noel Şaşkınları
Bu hafta öyle uzun geldi ki bana, yığınla yeni şey oldu çünkü. Cumaya kadar ise genelde duygusal olarak gelgitlerin esiriydim. Bir yandan can sıkıntısına bağlı endişeler, bir yandan iyi olmaya çalışmalar. Bunun birincil sebebi burda özellikle Cem akşamcı olduğu zamanlar kendimi çok yalnız hissetmem. Öğlen işe gidiyor ve akşam 11 civarı dönüyor ama öğleden önce zaten kahvaltı, ev işleri, öğle yemeği hazırlığı derken beraber pek vakit geçiremiyoruz, akşam da fazla vakit kalmıyor, dolayısıyla kendimi uzun süre bu ülkede yalnız ve mutsuz hissetmeme neden oluyor. Çok şükür ki, kısa bir süre önce kıdemi değiştiğinden yılbaşından sonra bir daha hiç akşamcı olmayacak kocacım. Bu buhranlı hallerim Cuma günü işten erken gelmesiyle başlayan bugünün de dahil olduğu üç günlük tatil sebebiyle son buldu, bolca keyifli vakit geçirdik.

Bu hallerimde bir yazı yazmıştım ama sildim sonrasında. Eğer kolay unutacağım üzüntüler ise burada kalmasını istemiyorum. İlerde hatırlanmasın diye.

Bu hafta aslında Salı veya Çarşamba günü Glukoz Tolerans testi için hastaneye gidecektik. Doktor bu hafta veya bir sonraki hafta da olur demişti ama Noel öncesi gidersen daha iyi olur, Noelde çok tatlı tüketiliyor dedi. Biz tüketmedik ama haftaya ertelemek zorunda kaldık. Zira büyük bir heyecanla beklediğimiz buzdolabı ve fırın Salı günü gelecekti. Sabahın köründen akşama kadar bekledik, akşam geldi nihayet. Çarşamba günü de ocağın gazını bağlamaya geldiler, evden çıkamadım. Ancak bol bol yer sildik. Bunlar lambur lumbur ayakkabıyla dalıyorlar. Allahtan ev sahibimiz ve ailesi öğrendi, söylemeden çıkarıyorlar. Ev sahibinin yine çok yardımları dokundu ben de onlara türk yemekleri pişireceğimi söyledim teşekkür için, o da börek mi dedi, şaşırdım.

Sonra Cem'le konuşunca belki dizilerden biliyorlardır dedi. Burda Binbir Gece Masalı Şehrazat adıyla oynamış ve çok rağbet görmüştü. Şimdi de Muhteşem Yüzyıl oynuyormuş Sultan adıyla. Süleyman rolündeki adam (adını unuttum) çok seviliyormuş.

Neyse fırınımız geldi ya, bir hayeller bir kurgular kafamda onu bunu pişireceğim diye. Ancak havamızı aldık. Ceme bugün tatil diye ben Noeli bugün sanıyordum. Meğer Cumartesi günüymüş. Ve haftasonu her yer, avm ler dahi kapalı. Hiç bir market açık değil ve evde de bişey pişirmeye malzeme yok. Suyumuz bile kalmadı. Cumartesi günü kar yağarken yürüyüş yapıp markete gittik. Bomboş olan kocamaaan dolabımızı dolduracaktık. Markete yaklaştık ki otopark bomboş, kimseler yok. Soğuktan donmuş halde kös kös geri döndük. İki gün de elimizde kalan malzemelerden birşeyler yapıp yedik, suyu kaynatıp soğutup içtik. Halimize çok güldük ama çok da eğlendik. Şimdi bugün belli bir saate kadar açık olacakmış marketler, aman kapanmadan yetişelim.

Geçen hafta Kika'da bir şifonyer beğenmiştim, üstelik yarı fiyatına inmişti. Yılbaşı sebebiyle her yerde indirim var ve kaçırmayalım dedim. Eve gelirken onu almaya karar vermiştim ama geldiğimde ölçüp hesaplayınca biraz büyük kalacağını, sıkıntı yaratabileceğini farkettim. Bir yandan da içim gitti kırmızı bir dolaptı, çok güzeldi. Neyse dedim başka bir mobilyacı daha var, hafta içi oraya bakayım, orda da birşey bulamazsam kırmızıyı alırız. Hafta içi o mağazaya gittim ve orda da daha uygun ebatlı, istediğim özellikte ve yine yarı fiyatına inmiş bir şifonyer buldum. Cuma günü öğle tatilinde Cem işten arkadaşı ile dolabı alıp getirdi, odamıza koyduk. Şimdi sık sık karşısına geçip oturuyorum. Kafamdaki diğer süslemeler ile nasıl olacağını hayal ediyorum.

Bu hafta gelen bu dolabın etkisiyle midir nedir, sürekli Helo'yu gördüm rüyamda. Geçen gün ilk defa doğmuş halini, yüzünü gözünü net olarak gördüm, bu gece ise herkes doğurdu (çevremde hamile olmayan kişiler dahil) bir ben doğuramadım, hayır olsun. Bıdığım çok uslu teyzeleri ama bu gece yine parti vardı içerde, sabaha kadar dans ettik beraber. Sabaha doğru sızıp kalınca erken kalkamadık tabi.

Yanda bulunan sayaca ister istemez sürekli gözüm takılıyor. Çalışıp bitirmem gereken işler olduğu için zaman geçsin istemiyorum. Dün akşam Macar hocamın beni Facebooka eklediğini görünce paçalarım tutuştu. Daha önce ben onu arayıp bulamamıştım facebookta o beni bulmuş :/

Ha az daha unutuyordum, nihayet makalem de basıldı bu hafta. Amanın ne güzel bir duyguymuş, adının yer aldığı bir makalede Springer logosunun olması, çok havalı duruyor vallahi :)

Hamilelik iyi güzel gidiyor, bir şikayetim yok bu aralar. Bu haftalarda Braxton Hicks kasılmaları başlayabiliyormuş. Çok sık olmasa da birkaç kere kasıklarımda bir sancı oldu, o mu bilmiyorum. Hani mesaneniz çok dolar da bazen acır ya öyle bir histi, ancak tuvaletim yoktu tabi. Dedim bu ya Hicks kasılması yada Helonun marifeti.

Tek şikayet diyebileceğim ayaklarımın üst kısmının (aslında son birkaç haftadır var) kaşınması. Ama nasıl kaşınıyor böyle tatlı tatlı, sürekli kaşıyayım istiyorum. Kaşımak sorun değil de ayaklarıma ulaşmak sorun. O yüzden yorucu oluyor.

Bu hafta nihayet kocamı doğum videoları izlemeye ikna ettim. Hep kaçınıyordu ama önceden hazırlamak lazım. Nasıl davranacak, ne yapacak bilsin. Doğumda yanımda olma konusunda bir şikayeti yoktu, dururum diyordu ama az çok bilerek durmak ile bilmeden durmak arasında fark olur herhalde :)

19 Aralık 2011 Pazartesi

25. Hafta Çatlamaya Hazır Bomba Gibiyim


Aynada kendime ne zaman baksam çalışma alanı kozmoloji olan bir fizikçi olarak yukarıda yazdığım soru aklıma gelir. Soruda karnımı pozitif eğrilikli bir uzaya benzettim ve evriminin son aşamasının ne olduğunu soruyorum. En başından beri karnım hep vardı, birçok hamile bayana göre daha büyük bir karnım olduğunu söylüyorlardı ama doğrusu pek de umrumda değil. Çünkü herkesin vücut yapısı farklıdır ve çok şükür karnım dışında diğer bölgelerim fazla büyümüş değil. Ancaaak şu sıralar öyle gergin hissediyorum ki daha ne kadar büyüyebileceğini aklım almıyor.

Belki biraz garip kaçacak ama hamile kalmadan önce yatağa yatıp karnımı havayla şişirdiğimde, karnım basket topu kadar kocaman olurdu. Eşim bunu nasıl yaptığıma hem şaşar hem de yapma sanki patlayacak gibi görünüyor derdi :) (Daha sonra ablamlara ve yeğenlerime aynı testi yaptırdım kimse benim kadar şişiremedi :/ ) Şimdilerde farkediyorum ki, karnımı şişirdiğimde eriştiğim maksimum genişlik şu anki şişkinlikle aynı boyutta. Dolayısıyla bu güne kadar olan genişlemede cildim fazla zorlanmadı, göbeğim hala içerde ve derim normal yapıdaydı. Son üç gündür daha kuruduğunu ve hani parmağınızı una değdirip birbirine sürtünce bir kuruluk hissi olur ya, karnıma dokunduğumda aynı hissi almaya başladım. Tamam dedim, maksimum noktaya geldik, herhalde bundan sonra çatlayacağım.

Çatlamamasını elbette tercih ederim ama bebekten önemli değil, gerçi yağlanıp kremlenmeye öyle alıştım ki, durmadan yağlı pehlivanlar gibi dolaşır oldum :)

Bu hafta genelde yine evden çalıştım. Arada dışarı da çıktım tabi. Hava hala çok soğuk ama daha kar yağmadı, daha doğrusu tutacak kadar yağmadı merakla bekliyoruz. Her yerde yeniyıl hazırlıkları çok hoş görüntüler verse de bu yıl öyle fazla heyecanlanmış değilim. Daha önce sözünü ettiğim makalem bu hafta içinde basılmış olabilir, işte onun haberi gelirse yeni yıl moduna gireceğim sanırım.

Sanırım baş aşağı geldiğinden beri, Helo'nun keyfi yerinde. Tekme tokat girişimleri azaldı, daha sakin daha uysal tekmeliyor artık. Genelde her iki yana ve sırtüstü de yatmama izin veriyor. Tabi bacak arama, göbek altıma yastık takviyeleri ile.

Yastık deyince aklıma geldi, şu ana kadar gittiğim tüm avrupa ülkelerinde olduğu gibi burda da yastık ebatları bizimkilerden farklı. Kocaman 90*70 cm boyutunda yastıklar. Bir de incecik, yatınca dümdüz oluyorlar. Çok sıkıntılıyım bu konuda. İkiye katlanmış halde kullanıyorum ama böyle şekli şemali kalmıyor, kırış kırış, içindeki elyaflar farklı yerlerde yoğunlaşmış acayip birşey oluyor. Ben de yatakta düzgün duran, şöyle kabarmış yastıklar seviyorum. Elyaf kumaş vs bulabilsem kendim yapacağım ama bulamıyorum. Böyle konularda çok dertliyim doğrusu, İstanbul'da olsam ohooo.

Herhalde vücudumdaki kan artışından olsa gerek, sürekli ateş basıyor, evde çok kalın giyinmiyorum. Böyle yüzüm kırmızı kırmızı oluyor ateşten. Bel ağrısı, sırt ağrısı gibi durumlar henüz olmadı çok şükür. Herhalde şu ana kadar olan büyümeyi vücudum taşıyabiliyor. Önceden yaptığım sporların karın ve sırt kaslarımı güçlendirdiğini sanıyorum.

Dün İkea'nın Alman versiyonu olan Kika mağazasına gittik. Daha önce yatak almak için ilk kez gitmiştim ve o zaman ev sahibi olduğundan keyfimce gezememiştim. Dün gidip bütün kısımlarını gezdik. Gerçekten harika mobilya ve aksesuarlar vardı. Tabi önceliğimiz bebek beşiği ve komidin/şifonyer benzeri birşeydi. Henüz almadık ama bir ön araştırma yapmış olduk. Yine daha önce çokça araştırdıktan sonra bebek arabası için Hauck Malibu'ya karar vermiştim. Shop'n Drive modelini (yani sadece puset ve araba koltuğu) alacaktım ama Kika'da üçlü setlerin (puset, araba koltuğu ve portbebe) ikili setlerden de ucuza (slovakya ve almanyadaki en ucuz fiyata) satıldığını görünce ve üstelik dün de beğendiğim modelden bir tane kaldı diye bu fiyat üzerine bir daha indirim yaptıklarını görünce, alalım dedik ve aldık. Bizimki yeşil-turuncu renklerde ama ikimiz de sevdik.


Eve getirmek için, tüm parçaları doldurup bebek arabasını sürmemiz gerekiyordu, böylece kocacım pratik yapmış oldu, yalnız yolda biraz komik anlar yaşadık. Herkes arabada bebek olduğunu sanıyordu ve ben  yine hamileydim. Bir kere de otobüsten indirirken Cem biraz sert bir şekilde yere koyunca, binmek için bekleyen kadın bize çoook tuhaf gözlerle baktı, bebeğe nasıl muamele ediyoruz diye :))

16 Aralık 2011 Cuma

Bebeği Kundaklasakta mı Saklasak Yoksa Kundaklamasakta mı Saklasak

Öncelikle kundak yapmanın ya da yapmamanın tamamen bebeğin tepkisine göre şekillenmesi gerektiği kanısındayım. Bebeğe bir kundak deneyip mutlu ve rahat olup olmayacağına bakılmalı. Ancak bir çok kişi eski bir alışkanlık oluşu ve zararları nedeniyle tümden karşı çıkıyor, bebeğin rahat olamayacağını düşünüyor ve denemeye bile kalkışmıyor. En azından herkesin bir kere denemesi gerektiğini düşünüyorum.

Biliyorsunuz, eskiden bebek figürü eşit kundaklı bebek idi. Hatta çocukken çevremde hiç görmememe rağmen oyuncak bebeklerimi mendil yada tülbentlerle kundaklardım. Belki de yeşilçam filmlerinin etkisinde idik bilmiyorum. Ancak farkettiyseniz eski kundaklar çok sıkı olup bayağı uzun bir süre (belki 1 yaşına kadar) yapılırdı.

Böyle sımsıkı kundakların bebeğin iskelet gelişimine olumsuz etki yaptığı bugünkü doktorlar tarafından dile getiriliyor. Çünkü bebek anne karnında cenin pozisyonunda iken birden bire dümdüz olmaya zorlanıyor. Ben de kesinlikle böyle bir kundaklamanın doğru olmayacağını düşünüyorum.

Ancak şimdilerde aynı slinglerin moda olması gibi modern kundaklar da gündeme gelmeye başladı. Özellikle yabancı uzamanlar tarafından yenidoğan bebeklerin fazla sıkı olmadan kundaklanması tavsiye ediliyor. Bu amaçla modern kundak denilen hazır ürünler bile çıktı (aşağıdaki resim).

Biliyoruz ki yeni doğmuş bir bebek 3 ay kadar daha dış dünyaya adapte olamaz ve bazı vücut gelişimleri bu aylarda tamamlanır. Bu dönemde bebek genelde uyur, görme yetisi tam gelişmemiştir, bağırsak ve mide fonksiyonları işlevini tam oturtmadığı için kolik sancıları olur ...vs İşte bu dış dünya ile adaptasyon&dönüşüm sürecini bazı doktorlar 4. trimester olarak adalandırır. Anne karnında geçen 3 trimesterdan sonra doğumdan sonraki üç ay da aslında bunun devamıdır.

Bu açıdan bakıldığında bu dönemde bebeğin anne karnından dış dünyaya geçisini birdenbire değil yavaşça ve şok olmadan yapılması gerekir. Mümkün olduğunca çok anne ile temas halinde olması, onun sesini duyması gerekir. Mesela bebekler için hazırlanan kolik cdleri de aslında bu amaca hizmet ediyor. Oradaki müzikler bebeğin anne karnında duyduğu sesleri çağrıştıryor.

Kundak olayına gelecek olursak, bebek 9 ay boyunca anne rahminin koruyucu sıkılığı altında idi. Dünyaya geldiğinde birden bire farkedeceği boşluk duygusu onu sarsıyormuş. Anne karnında el, kol bacak hareketlerine izin vardı ama bir yere kadardı, karşılaştığı engel ona güven veriyordu. Bu yüzden doğduğundan itibaren çok sıkı olmayan ama yine de bir sarmalanma hissi verecek olan kundaklar bebeğe kendini iyi hissettirecektir. Nitekim birçok bebek de bunu yadırgamaz. Battaniye ile kabaca sararız ya bebekleri, işte böyle bir sarmalamadan bahsediyorum. Aşağıda internetten bulduğum birkaç görsel mevcut. Her iki resimde de bebek çok sıkı değil ve özellikle bacaklarını karnına çekmesi için yeteri kadar serbestliğe sahip.


Tabi yenidoğan bir bebek sık sık emdiği için, genelde anne kucağında olacaktır. Ancak kendi başına uyumaya bırakıldığı zamanlarda böyle sarmalamak, olmadı battaniyeyi biraz kenarlardan altına sıkıştırmak faydalı olabilir. Mesela şu an 7 aylık olan yeğenime ablam hiç kundak yapmamıştı ama son zamanlarda battaniye ile sarmalandığında daha kolay uykuya geçtiğini farkkettiğini söylüyor. Biz yetişkinler bile tehlike anında cenin pozisyonu alıyorsak (ki bunun nedeni olarak, bilinçaltımızda anne rahmindeki koruyuculuğa dönme arzusu gösterilir), bebeklerdeki bu güdüye şaşırmamak gerekir. Mesela şu resimdeki bebek sıkışık durmasına rağmen ne kadar da huzurlu görünüyor değil mi?


Diğer yandan böyle bir sarmalama bebeği daha sıcak tuttuğu için de tavsiye ediliyor, biliyorsunuz bebekler bizden 3-4 derece daha sıcak hissetmeliler bir dönem boyunca. Tabi yaz bebeklerinde sıkıntı yaratabileceğini düşünebilirsiniz, o zaman da ince tülbent gibi bezler kullanılabilir. Sadece kol ve omuz çevresinden bir sarmalanmanın bile aynı hissi vereceğini düşünüyorum.

Bu konuda tecrübesi olan annelerden görüşlerini de bekliyorum :)

12 Aralık 2011 Pazartesi

24. Hafta, Kız Olduğuna Emin Olduk

Daha İstanbul'dayken yaptığım, baygın bakışlı ahtapotumuz ve kelebeğimiz :)
Bugünkü doktor kontrolümüzde Helocuğumun kız olduğunu kesin öğrenerek haftayı bitiriyoruz nihayet. Uzun bir maratonun ardından bunu öğrendiğime rahatladım. Gerçi kıyafet ve eşyalarımızın çoğu garip bir tesadüfle yeşil ağırlıklı oldu ama napalım. Zaten genelde ilk üç ay için ihtiyaçlarımızı hazırladığımızdan diğer zamanlar için pembelere bolca vakit kalacak diye umuyorum.

Bu hafta içi genelde yine sıkıcı geçti benim için. Eşim pazar akşamı geç saatte Türkiye'den dönmüştü ve hafta içi de akşamcı olunca, neredeyse bir hafta daha doğru dürüst görüşemedik ve beraber zaman geçiremedik. Günler öyle uzun geldi ki, haftasonu gelip de beraber vakit geçirince, (üstelik cumartesi günü 13. yılı bitirip 14. yıla başladığımız tanışma yıldönümümüzdü) normal halime dönebildim.

Ancak cumartesi günü öyle keyifli gezmeler ve kutlamalarla geçtiğini sanmayın. Bol yorulmalı ancak bence çok daha güzel geçti. Sabah ev sahiplerimiz evdeki kullanmadığımız yatağa bakmaya gelmişlerdi, nesi var diye. Kalkar kalmaz pür telaş evi toplayıp düzenledik. Yatağı incelediler çünkü biz ahşap böcekleri yüzünden kullanmadığımızı salondaki açılan kanepede yattığımızı söylemiştik. Neyse sonrasında yatak almaya ikna oldular ve adam bize mağazaya gitmeyi teklif etti ve hep beraber gittik. Karyolayı satın almayı onlar üstlendi biz de yaylı yatakları aldık, sonra arabayla getirdik. Günün geri kalanında eşim ve ev sahibi yatağı kurmakla geçirdiler. Akşam olduğunda nihayet bitmişti ve kullanmaya başladık.

Allahım ne büyük bir nimetmiş. Eşyalara hiç bir zaman kul köle olan biri olmadım, en zor şartlarda dahi yaşarım ama güzel bir yatakta yatmanın rahatlığını unutmuşum. Lütfen şöyle bir bakın sahip olduklarınıza, ne kadar şanslı olduğunuzu düşünün. On gün sonra gelecek olan buzdolabı ve fırınım için ise şimdiden havalara uçuyorum. Minicik buzdolabına sığmaya çalışmak ve karnımın büyüklüğünden dolayı eğilip kullanmak zorlamaya başladı beni. Yılbaşı gecesi için yapabileceğim yemek fikirleri kafamda uçuşuyor. Farkettim ki 1,5 yıldır fırın kullanmıyorum. Eskiden yaptığım birçok tarifimi zar zor hatırlıyorum. Allahtan Tarifsiz Bİr Gece'ye yazmışım bazılarını.

Bugün doktorda Helo'yu pek görmedim. Zaten Janka'nın muaynelerinde hiç göremiyorum, monitor ters yönde. Cem bakıyor ama o da görüntüler net olmadığı için pek anlamamış. Nihayet bebeğim head-down pozisyona gelmiş. Bir eli de kafasında imiş, çok düşünüyor anası gibi dedim güldük. Yüzüne bakarken de elini yüzüne getirip babasına el sallamış. Zaten çok babacı şimdiden. Bana tekmeleri savuruyor, elimi koysam da bana mısın demiyor, babasının eli gelince susuveriyor. Boyunu ölçmek pek mümkün değil ama ayaklarının 4cm olduğunu, kilosunun 700 gr olduğunu ve kilosunun çok iyi olduğunu söyledi doktorumuz. Ha bir de muayneden önce tartıldım, bu güne kadar 6,5 kilo (kıyafet +ayakkabılar dahil) aldığımı öğrenip pek bir sevindim, ama göbeğim kocaman, hiç fotosunu koymadım, haftaya da onu koyayım bari.

Ancak son birkaç gündür daha sakin, çoğunlukla uyuyor, uyanınca fazla acıtmadan tekmeliyor, geceleri genelde uyuyoruz, arada uyanıyor ama hemen sakinleşiyor (tabi ben de artık isteklerini öğrenmiş olabilirim ondandır, yatış pozisyonlarımı onun keyfine göre ayarlıyorum).

Bu haftanın başlarında mide yanmalarım felaketti. Birkaç gündür azaldı ama bugün doktora söylediğimde bir ilaç verdi bunun için. Bir daha olunca kullanmayı umuyorum. 24-28 haftaları arasında yapılan Glukoz Tolerans testinin de haftaya yapılmasına karar verdik, eczaneden kocaman kutuda şeker gibi bişey aldık, sanırım onu sulandırıp içeceğim testten önce. Bir sonraki randevumuz da 12 Ocak'ta olacak, tam bir ay sonra. Ondan sonra aynı doktorla mı doğuma devam edilecek başka doktora mı geçeceğiz hiç bilmiyorum. Bugün akıllılık edip e-mail adresini de aldım doktorum, sorularımı yazıcam, bu zamana kadar aklın nerdeydi diye soracak olursanız, valla kendisi başlangıçtan beri kayıp :)

Bu hafta, hamileliğin başından beri hissettiğim şaşkoloz halim beni biraz rahatsız etmeye başladı. Zira doğumdan önce çok çalışıp bitirmek istediğim işler var ancak gel gör ki aklım beş karış havada. Kendimi hayallere dalmış yakalıyorum, konsantre olamıyorum, böyle bir şapşallık, şuursuzluk var üzerimde. Ancak fizikle ilgili çalışmalarım için de ciddi ciddi düşünmem araştırmam lazım, çok kafa lazım yani. Cem'e söyleyince bu sıkıntımı, olsun boşver kafan zaten normalden fazla çalışıyordu, şimdi ancak normal insanlar kadar oldu, o kadar da olsun dedi, sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Ancak bu yeni benden hiç memnun değilim bu açıdan, çok işim var çok, bitirip rahatlamalıyım.

8 Aralık 2011 Perşembe

Yıkanabilir Bebek Bezi ve Bizim Seçimimiz

Bundan yıllar önce sanıyorum ilk defa Anne ve Bebişi'nin blogunda yıkanabilir bebek bezlerinin modern versiyonu ile tanışmıştım. Görünüşü ve kullanımı hazır kağıt bezler gibi olan ama yıkanabilen bezler hemen ilgimi çekti çünkü çevre koruması açısından mümkün en az atık çıkarma çabasında oldum hep.

Yıkanabilir bezlerin bebeğin sağlığı konusunda artıları saymakla bitmiyor, bunlara burda değinmeyeceğim, zira bu konuya meraklı kişiler internette bolca bilgi bulabilir. Diğer yandan sağlıkla ilgili mevzular her zaman yüzde yüz kontrolümüzde olamıyor. Anneler ne kadar dikkatli davransa da, mümkün en organik en doğal şeyleri kullansa da başka etmenler de var sağlık konusunda. Tabi bir anne elinden gelenin en iyisini yapar, ama demek istediğim illa hazır bez kullanan çocuklar sağlıksız olacak yada yıkanabilir bezler daha sağlıklıdır diye bir genelleme yapamıyoruz. Diğer yandan yıkanabilir bezleri ıslaklık hissinden dolayı sık sık değiştirmek zorunda kalmak onun artısı oluyor, eğer kağıt bezler de o kadar sıklıkla değiştirilse olumsuz etkileri azalabilir. Tabi bu daha maliyetli bir seçenek oluyor.

Bu açıdan baktığım için, yıkanabilir bezleri seçmemde çevrenin etkisi daha büyük benim için. Sağlık konusunda kontrol elimizde değil ama çevre konusunda öyle. Herkes aman dünyayı sen mi kurtaracaksın dese de, hayatım boyunca "insanlara, doğaya, diğer canlılara nasıl davranırsan o şekilde karşılık alırsın" inancında oldum.

Hamileliğin başlarında eşime bu bezleri düşündüğümü söylediğimde onun da beni desteklemesi ve elinden geldiğince yardımcı olacağını söylemesi beni daha da cesaretlendirdi doğrusu. Yine de bir diğer faktör olan Helo'nun poposunun vereceği tepkiyi şimdiden bilmiyoruz :) Eğer o da okey derse, bu bezleri mümkün olduğunca çok kullanacağım :)

Ve tabi bu karardan sonra çok geniş bir araştırma yaptım. Modeller, çeşitler, forumlar, fiyatlar kafam allak bullak olmuştu. Üstelik sadece Türçe ve ingilizce siteler değil, slovakça ve almanca siteler, hatta sipariş verielebilecek komşu ülkeler (polonya, macaristan, avusturya, çek cumh) hepsine baktım. Edindiğim bilgilerden çıkardığım sonuç şöyle.

Temelde 3 farklı türde bez var, birincisi bambu bezler :

ikincisi malzemeleri %100 pamuk yada bambu olan all in one (yada aynı türde olup yaşlara göre ebatlandırılmış), bunlar çıtçıtlı yada cırtlı olabiliyor


 ve bir de eski zamanlardan kalma klasik bezler (bunların bazıları bağcıklı değil bir çeşit mandalla tutturuluyor).



Hepsi üzerine bulabildiğim tüm yorumları okudum, kendimce yaptığım değerlendirmelerden sonra şu sonuçlara vardım.

  • Bambu bezler, dokusu nedeniyle çok sağlıklı görünüyor ama genelde daha kalın bir yapısı varmış, bu yüzden özellikle yenidoğanlarda kabarık popo etkisi yarattığından bu seçenekten vazgeçtim.
  • All in one olanlar, doğumdan itibaren bez bırakıncaya kadar kullanılabildiklerinden öncelikli tercihim oldu, üstelik çok güzel renk ve desenleri var. İç kısmında bir bölme var ve oraya emici microfiber pedler konuluyor, bambulara göre nispeten daha ince bir yapıdalar. Uzun zaman kullanılması bir artı ama bazı açılardan düşüncelerimi karşılamıyor, bunu aşağıda belirteceğim.
  • Klasik bezler ise bağlaması diğerleri kadar pratik olmadığından ve sızdırmazlık konusunda zayıf kaldıklarından elendi.
All in One bez olmasına karar verince bu sefer de hangi marka&fiyat arayışı başladı. Gördüm ki her ülkenin kendi markası varmış (slovakyada bile 2 marka var), fiyatlar, erişim gibi konularda oldukça zaman harcadım. Fiyatlar konusunda hepsi aşağı yukarı aynı değerde (bir bez ortalama 35-40 tl civarında), ancak e-bay üzerinden çoğunun üretim yeri olan Çin'den sipariş verilirse tanesi birkaç dolara geliyor.

Diğer yandan benim düşüncem şöyle idi. Eskiden dikdörtgen bezler oluyordu ve bir de muşambadan bir dış kısım. Aslında benim ihtiyacım olan şey muşambanın işini görebilecek ve kullanımı kolay olabilecek bir dış katman. İçi yine bez olsun, ben o dış katmana koyayım ve bağlayayım.

All in One bezler bir dış katman ve içine koymak için iki mikrofiber bez olarak satılıyor. Üzerindeki farklı çıtçıtlar bebeğin beline göre ayarlamayı sağlıyor.


All in One bezlerinin çıtçıtlı dış katmanı istediğim özelliği sağlıyor. Ancak içine konan mikrofiber bezler bence pratik değil. Çünkü içine koyduğunuzda haliyle dış katmanın yüzeyi de batacak ve her değiştirmede o da değişmek zorunda. Bu sebeple de çok sayıda bez almak lazım. Mikrofiber bezi üstte koy diyeceksiniz, ancak o da yapay bir malzeme olduğu için doğrudan cilde temas etmemesi öneriliyor, cilde temas eden yer pamuklu yumuşak bir doku olmalı.


Ben de içine sokmadan üstte koymak üzere pamuklu bezler hazırlamaya karar verdim. Annemle Eminönü'ne gittiğimizde (aslında şansımı deneyip bambu kumaş aradım ama bulamadım) havlu şeklinde %100 pamuklu kumaşlardan aldık. Havlu olması önceliğim değildi ama ona rastladık ve annem de eskiden bebek bezlerinde böyle kumaşlar kullanıldığını söyledi.


Havlu nispeten kalın olduğu için uzunluğu satın aldığım All in One bezin boyunda, 4 kat olacak şekilde kesip kenarlarını diktik. Yaklaşık 25 tane bezimiz oldu.


Böylece her bez değiştirmede alt kısmının değişmeyeceğini umuyorum. Tabi yine onlar da batacaktır ama diğer seçenekteki gibi olmayacağı açık.


Bunları kullanırken en üstte de liners denilen ince pamuklu bezler konuluyormuş.

Bu bezlerden henüz almadık ama sanıyorum son zamanlarda çıkan pamuk-bez karışımlı tuvalet kağıtlarına benziyor. Bunlar tuvalete atılıyor ve suda erime özelliğine sahipler, böylece alt değiştirirken bu kısmı doğruca tuvalete atıp diğerlerini suya koyacağız.

All in One bez konusunda da ilk tercihim FuzziBunz oldu. Özellikle diğerlerine göre bir artısı, bacak sıkılığını ayarlamaya yarayan düğmeli lastikleri. Bebeğin kilosuna göre bacağına uygun şekilde sıkıp gevşetiliyor ve böylece sızdırmazlık sağlanıyor. Diğer yandan siparişi en son Türkiye'ye gidişimden önce verip, ben ordayken siparişin gelmesi ve iç bezlerini ona uygun ebatta hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden e-bay siparişleri yetişecek durumda değildi. Ancak FuzziBunz'ın siparişten sonra ilk iş gününde teslim etmesi gerçekten memnun edici bir gelişmeydi ve fiyatı da 5 li set aldığım için biraz daha ekonomikti :) Ben ordayken gösterdiğim herkes (özellikle yaşını almış olup, bebek bezlerini elde yıkamış olanlar) bunların dokusunu, kullanışlılığını çok beğendiler ve böyle pratik bir yıkama bez olmasına şaşırdılar :)


Şimdilik elimizde 5 FuzziBunz All in One set var ve sanıyorum bir 5 tane daha alsam yeterli olacak, onu da ilerleyen zamanlarda alacağız, nasılsa iç bezlerimiz hazır :)

Bir de bu işin maliyet boyutu var elbette. Ablam kullandığı için Türkiyede'ki fiyatları biliyorum. Orda en iyi kalitedeki kullan at bezlerinin en büyük paketleri 16-20 tl arasında değişiyor, burda ise nedense çok daha pahalı 17-20 euro arası (2.5 tl ile çarpınız). Benim şimdiki toplam maliyetim 135tl (fuzzibunzlar) + 30 tl( pamuklu kumaş , bu daha ucuza da bulunabilir ben metre hesabı aldım, parçacılar da takip edilebilir). Liners ve bir miktar daha All in One setlerden alacağım düşünülürse 350 tl civarı tutabilir tüm masraflarımız. Burdaki bebek bezi fiyatlarına göre oldukça fark edecek uzun vadede.

5 Aralık 2011 Pazartesi

23. Hafta, Bol Hareketli Günler


Bugün itibariyle 23. haftayı da bitirmiş oluyoruz. Yukarıdaki resmi Janka kız olduğunu söyledikten sonra, ilk kız eşyası olarak almış ve yolda çekmiştim. Gerçi bugün hala kız olduğundan emin değiliz ama...

Ben Türkiye'de iken Janka ile randevum vardı fakat gidemedim elbette, şimdi ne zaman gideceğimi bilmiyorum ama bu hafta içinde yeniden ziyaret etsek iyi olacak. Belki bu sefer cinsiyetine dair bir gelişme olur çünkü galiba Helo yer değiştirdi. Bu hafta öyle hareketliydi ki, özellikle geceleri sık sık uyandım. Fakat iki gündür yine daha sakin, acaba uygun pozisyon buldu da keyfi yerine mi geldi diyorum.

23. haftanın ilk yarısı Türkiye'de ikinci yarısı Slovakya'da idik. Eşimi üç gün gördüm 4 gün ayrı kaldım ve nihayet dün akşam yine kavuştuk. Slovakya'da yalnız başıma ilk defa kalmıştım ve çok sıkıldım. Gerçi yapmam gereken işler vardı ama aklım da sürekli almamız gereken bebek eşyalarında idi.

Burada yaşadığım için süreç çok daha farklı gelişiyor benim için. Alacağım şeyler konusunda, hastane ve doktorlar konusunda tavsiye alabileceğim, dertleşebileceğim kimse yok. Bebek arabası, beşik gibi eşyaların hangi modellerini nereden en uygun fiyata alabileceğimi, böyle şeylerin nerede satıldığını, topluca görebileceğim yerler var mı gibi konularda hiç bilgim yok. Alışveriş merkezlerinin çocuk mağazalarında birkaç parça oluyor, topluca görmek indirimleri takip etmek için sürekli internette dolaşıyorum, ama bazı şeyleri de insan gözüyle görmek istiyor, böyle uğraşıp duruyorum. Gerçi çok keyif alıyorum ama zamanımı da alıyor :)

Evimiz 1+1 olduğu için yatak odasında bebeğe bir köşe hazırlayacağız, muhtemelen sadece bir beşik ve şifonyer almamız gerekecek. Gerçi Türkiye'deki fiyatlar da pek az değilmiş ama burada ne kadar kalacağımız belli olmadığı için, ne kadar para vermeli, nasıl birşey almalı kafam karışıyor.

23. haftada bebekler annelerinin seslerini duyabiliyor ve anne dans ederse o da tepki veriyormuş, bu  hafta yalnız olduğum için pek keyifli değildim ve bebeğimle pek eğlenmedim ama bundan sonra her gün dans etmeye karar verdim Gerçi arada konuşup ona şarkı söylüyorum ama bıcır bıcır konuşabilen biri olmadığımdan zorlanıyorum.

Bu günden sonra evde minik hazırlıklara başlayacağım. Oturduğumuz daireden eşyaların eskiliği yüzünden pek memnun değildik,  ancak başka kiralık evlere baktığımızda bizim verdiğimizden çok daha pahalı olup da hiç birşeye benzemeyen evler olduğunu gördük. O zaman şimdiki dairenin konum ve büyüklük açısından fiyatıyla kıyaslandığında çok iyi olduğunu anladık ve ev sahibine bazı eşyaları değiştirmek istediğimizi söyledik. Onlar da eşyaları almayı teklif ettiler. Şimdi yeni bir buzdolabı (eskisi tezgah altı ve kar yapanlardandı), yeni bir ocaklı fırın (eskisi belk 50 yıllık, fırın kapkara kullanmaya korktum, ocak kısmı idare ediyor), ve yeni bir karyola (eskisinde yatmıyorduk, bazı böcekler ve süngerin rahatsız oluşu nedeniyle, salondaki açılan koltukta yatıyorduk ) alacağız. Bu arada bebek eşyalarını da araştırıp almaya başlarız herhalde. Bebeğin giysilerini, annemle hazırladıklarımızı Cem gelirken bir bavul doldurup getirdi, ben gelirken zorlanmayayım diye sadece bir sırt çantası almıştım. Şimdi yavaş yavaş onları da hazırlamaya başlarım, çok heyecanlı...

Burada da resimlerle bazılarını paylaşacağım ilerleyen günlerde :)

4 Aralık 2011 Pazar

Çok Hoş Bir Doğum Hikayesi

Çok Hoş Bir Doğum Hikayesi
Zaman zaman videolar da seyrediyorum, okumaktan başka. Ancak abartmamaya ve etkilenmemeye çalışıyorum çünkü her bebek, her hamilelik ve her doğum kendine özeldir. Ortalıkta dolaşan insanı etkileyebilecek olumlu&olumsuz çok sayıda görsel var. Bu video oldukça özenli hazırlanmış ve çok kıskandım doğrusu. Bu yüzden hem kendime hem de diğer bebek bekleyenlere ilham olsun diye buraya taşımak istedim.  Gerçi onlar en başından beri kayıt tutmuşlar ve videoyu bebeklerine hediye olarak hazırlamışlar. Buradan izleyebilirsiniz.

2 Aralık 2011 Cuma

Ufuktaki Ülke Toz Oldu

Ufuktaki Ülke Toz Oldu
19. Hafta yazımda ufukta başka bir ülke olduğunu söylemiş ve bu amaçla Türkiye'ye gitmiştim. Yaşadığım tecrübeleri yazmak istiyorum ki bizim durumumuzda olanlar çıkarsa yardımcı olsun diye.

Helocum daha aramızda yokken eşime, Polonya Wroclaw'da bulunan IBM den iş teklifi gelmişti. Bu teklife çok şaşırdık çünkü eşim bu konuda hiç bir girişimde bulunmamıştı. Yıllar önce bir siteye yüklediği özgeçmişinden itibaren ki bu özgeçmiş güncel bile değil, onu bulmuşlar ve teklif sundular. Aslında mevcut işi (T-Systems) ile IBM arasında firma büyüklüğü açısından pek bir fark olmamasına rağmen, bize teklif ettikleri iki kat fazla maaş ile değerlendirmeye karar verdik. Bir de Slovakya'daki kirada oturduğumuz daireden pek memnun değildik, zaten değiştireceğiz başka bir ülke olur diye düşündük.

Hemen çalışma izni için işlemlere başladılar. Çalışma ve oturma izni için süre 45 gün gözükmesine rağmen temmuz başında yapılan başvuru ekim ortalarında sonuçlandı. Bu izni çıkarırken firma AB içinde uygun eleman bulunmadığını eşimin istenilen eleman olduğunu tahahhüt etmesi gerekiyor. Bu açıdan çalışma izninin çıkması, bir vize yada oturma izni yanında en zor aşama. Gel gör ki bizim ülkemizde bulunan konsolosluklar vize verme konusunda bile o kadar zorluyorlar ki.

Çalışma izni çıktıktan sonra IBM'in yönlendirdiği danışmanlık firması bize önce uzun dönem (1 yıllık ülke vizesi) alıp oraya gelmemizi, orda ev bulup yaşamaya başladıktan sonra oturma izni çıkartabileceğimizi söyledi. Önce Slovakya'daki Polonya elçiliği ile görüştük. Ancak uzun zamandır iş yapmadıklarından olsa gerek bize nasıl vize vereceklerini bilemediler. Biliyorsunuz AB üyeleri artık kendi aralarında dolaşım ve çalışma hakkına sahip oluyor, dolayısıyla Slovakya'daki elçiliğin yaptığı belki de hiç bir iş yok bilmiyorum. Onların kafaları karışınca biz de uzmanlaşmış Türkiye'ye gider ordan yaparız dedik. Öncesinde defalarca telefonda konuştuk. Durumumuzun farklılığını anlattık, Slovakya'dan gideceğimizi, Slovakya'ya ait oturma iznimiz olduğunu, vize işlemleri için Türkiye'ye geleceğimizi...

İlk başta benim Cem'le aynı anda gidip gidemeyeceğimi bilmiyorduk, dediler ki eşe refakat gerekçesiyle aynı anda başvurursanız size de vize çıkar, iyi dedik sevindik. Evrakları hazırlamaya giriştik. Bu arada eşimin Türkiyeye gelmek için izni az olduğundan, benim onun adına başvuru yapıp yapamayacağımı sorduk oluyormuş, Cem de teslim almaya gelecekti.

Sonraki olayları yazmadan önce Slovakya'ya nasıl geldiğimizi anlatsam iyi olacak. Burada da bir danışmanlık firması yardımcı oldu. Eşimle aynı anda gelemedik ama işleyiş şöyleydi. Eşime çalışma izni çıktıktan sonra oturma iznine başvurduk, ikimize de oturma izni çıktı ancak o izin Slovakya'da yapıştırılacaktı pasaporta. Bunun için konsolosluk da ülkeye girebilmemiz için 1 aylık bir vize verdi. Ülkeye girdikten sonra yabancılar polisine gidip oturma iznimizi yapıştırttık. Ancak burada bir husus var.  Oturma izni başvurularında ikamet adresi gösterilmesi, dolayısıyla önceden bir kira kontratı yapılması gerekiyor. T-Systems için çok sayıda yabancı uyruklu çalışan geldiği için firma yabancılar polisi ile işbirliği içinde çalışıyor. Biz daha gitmeden oturma iznine başvurduğumuz için aslında, gerçek olmayan bir kira ve adres gösterilmiş oldu, sonra gittiğimizde evi tuttuktan sonra oturma izninde adres değişikliği bildirdik.

Polonya böyle bir uygulamayı yapmıyor yada yanlış buluyor olmalı. Temelde çok doğru bir yöntem değil elbette, ancak bir şirket oraya milyon dolarlık bir yatırım yapıyorsa, resmi kurumların biraz yardımcı olmaları beklenir. Nitekim T-Systems sadece Kosice'deki 2000 çalışanıyla bu ülkede bulunan diğer network şirketlerinden çok daha fazla iş yapıyor ve bu yıl da birinci seçilmiş yine. Çoğu Slovak olan 2000 kişiye iş imkanı sağlamış oluyor. Polonya'daki IBM in de benzer şekilde olması muhtemel.

Yazı çok uzuyor ama bütünlük açısından bölmesem iyi olacak. Ben önden vize işlemleri için Cuma günü İstanbul'a geldim. Seyahat sigortası ve Cem başvuru sırasında eşime bakacağım diye bir dilekçe vermesi gerektiği için, maaşını göstermesi ve varsa banka hesap dökümü gerekiyordu. Vakit kaybetmemek için Cts ve Pazar güneri bankanın açık şubesini bulup oraya gittim. Çok daha önceden eşim bana banka ve resmi işlemler için noter tasdikli vekaletname bırakmıştı. Bu vekaletname ile onun adına olan hesapta ne kadar para olduğunu gösteren bir kıytırık belge almamın çok zor olmayacağını sandım, yanılmışım...

Bu vekaletnamede aklınıza gelebilecek, adlarını bile bilmediğim işlemleri yapabilmeme yetki verilmiş, madde madde yazıyor, ama açıkça "hesap dökümünü gösteren belge alabilir" yazmıyor diye bana bir çıktı veremiyorlarmış. Tam üç gün bunun için uğraştım. Yok genel müdürlüklere soruyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlar, her biri farklı yönlendiriyor, resmen delirdim. İlk zamanlar hava da soğuk ve yağmurluydu yollarda rezil oldum. En sonunda vekaletname yine işe yaramadı, Cem Slovakya'dan eşim belgeyi alabilir diye faks çekti, onun üzerine verdiler.

Pazartesi mesai bitimine doğru belgeyi aldım, o gün yine konsolosluğa birşey sormak için telefon etmiştim, sekreter bayanın bir anda aklına gedi, Cem 1 yıllık vizeye başvurabilirmiş ama ben 1 yıllık değil 3 aylık schengen vizesine başvurabilirmişim. Hoppala nerden çıktı şimdi bu, çünkü 3 aylık vize hamile olduğum için riskli. Eğer üç ayda oturma iznim çıkmazsa doğuma yakın sınır dışı edilirim, ne yaparım o zaman bilmiyorum. Dediler ki eğer vize bitiminden 45 gün önce başvurursak oturma izni için, süre aşsa bile atamıyorlarmış ülkeden. Büyük risk ama hadi bakalım öyle olsun dedik, ertesi gün konsolosluğa gittim.

Bana sıra geldi ve evrakları verdim, incelediler belgeler eksik dediler. Sayıyorum şimdi sıkı durun. Önce eşimin pasaportu yokmuş o olması lazımmış (fotokopisi vardı, biz vize çıkınca teslimat sırasında yapıştırırlar sanıyorduk). E telefonda demiştiniz oluyor diye. Ama o öyle dememiş pasaportla gelecekmişim. Dedim eşimin pasaportunu alırsam o nasıl gelecek sonra Slovakya'dan. Kabul etmediler tabi yanlış yönlendirdiklerini.

İkinci eksik belge benim Türkiye'de nerede çalıştığımı gösteren belgeler. Hiç bahsetmemişlerdi, işte neyin nesiymişim bilmeleri lazımmış.

Üçüncüsü ise en komik olan Polonya'ya nasıl gideceğimizi gösteren belge. Uçak bileti yada tren bileti vs. Biz uçakla gitmeyeceğiz ama vize almadan uçak biletinizi almanız gerekiyor, eğer olurda vize çıkmazsa bilet yanacak olsun önemli değil, küçük bir ayrıntı bu. Tövbe yarabbim ama bizim durum daha komik. Dedim uçakla gitmicez, karayolu ile gidicez. O zaman ülkeler arası seyahat kurallarına uygun olması için, hangi araçla gideceksek o aracın, ruhsat, sigorta vs belgeleri, sağlık durumunu gösteren belge gerekiyormuş. Dedim arabamız yok, bir nakliye yada ticari araçla, otobüsle falan gidicez, hangi araçla gideceğimizi nerden bileyim. Yok illaki lazımmış. Almadılar başvuruyu, zaten Cem de eğer zorlarlarsa hiç uğraşma vazgeçeriz demişti.

Sonra Cem IBM'e yazdı vize vermiyorlar diye, adamlar şaşırdı nasıl olur vs, zorlayın dediler. Artık ben uğraşmayı bıraktım eşim Slovakya'dan konsolosluğu aradı. Araç belgesi gösteremeyeceğimizi bildiren bir dilekçe yazmamız yeterliymiş ve eşim de Tr'ye gelince müracatını yapacak pasaportuyla, onunki hemen bulunduğu sürede çıkacak. Ben de ondan 3-4 gün önce başvurumu yapacağım, çalıştığımı gösteren belge de alırım dedim bir hafta sonra yeniden gittim. Bu sefer telefonla kesin konuştular ya rahatım olacak diye.

Yine sıra geldi belgeleri verdim, tek tek incelediler sonra pasaportumda Slovakya'ya ait oturma iznimi gördüler. Daha bir yıl zamanı olduğu için, bizim size vize vermemize gerek yok, bu oturma izni ile 90 güne kadar (schengen de 90 gün ya) kalabilirsiniz dediler. Bunu daha önce akıl edememeleri ayrı hikaye, dedim ki biz sizden vizeyi alınca Slovakya'ya döneceğiz, eşim işinden ayrılacak, bu oturma izni işinden ayrıldığı anda iptal oluyor çünkü çalışmaya bağlı. Eğer vize vermezseniz ben nasıl gidicem Polonya'ya. Dediler biz bunu bir araştıralım, Pazartesi günü de eşim başvuruya gelecekti, onla beraber alırız senin başvurunu dediler. Biz de o zamana kadar öğrenmiş oluruz. Ama dedim uçağım çarşamba günü, pazartesi başvurursam çarşambaya yetişir mi? Yetiştiririz dediler. Çıktım.

Pazartesi oldu, beraber gittik bu sefer. Cem daha önce araştırmış, oturma izni varken vize alınabiliyormuş, ama başka bir ülkeden yine oturma izni alınamıyormuş. Onlar da ısrarla oturma izni pasaportta yapışıkken vize veremeyeceklerini söylüyorlar. Ancak eşimin vize başvurusu 1 yıllık ya onunki oluyor, benimki 90 günlük diye olmuyor, e bana da bir yıllık verin  onu da vermiyorlar. İllaki Slovakyaya gidip önce işten istifa etmesi, oturma iznini sonlandırması, ardından Türkiye'ye gelip vize başvurusu yapmamızı, sonra ordan Polonyaya gitmemizi söylüyorlar. Cem de diyor ki bana vize verip veremeyeceğinizden emin olmadan nasıl istifa edeyim, ya işsiz kalırsam. Diğer yandan onca eşya ile Türkiye'ye dön, belirsiz bir süre bekle, yeniden Polonya'ya taşın, bunun masrafları bir yana hamilelik var,  zırt diye her istediğini yapamıyorsun. Cem sinirlendi belgelerini geri istedi, başvurmuyorum ülkeniz sizin olsun dedi ve defteri kapattık.

Sonra da ben derin bir oh çektim. Olayın belirsizliği beni daha çok geriyordu, orada doktor / hastane arayışları olacaktı, bebek nasıl etkilenecekti vs. Şimdi IBM duruma şaşkın ve hala yazışıyorlar ama en son ne aşamadalar bilmiyorum.

Aslında burada konsolosluk yanlış yönlendirmeler dışında suçlu değil. Çünkü onların da standart kategorilerine uymayan bir durumdu bizimkisi. Dolayısıyla müfredatın dışına çıkamadılar. Eğer Helo olmasaydı ayrı kalmayı, beklemeyi göze alabilirdik ama bu durumda risk almamayı seçtiğimiz için bu şekilde sonuçlandı. Yani bir süre daha Slovakya'dayız :)

1 Aralık 2011 Perşembe

Gecikmiş 22. Hafta Yazısı

Gecikmiş 22. Hafta Yazısı
Öncelikle bir önceki yazıma gelen yorumlara nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum, çok duygulandım ve malesef hala hüzün yumağı şeklinde dolaştığımdan yine ağladım. Dün akşam 11 de Slovakya'ya geri döndük Helo ile. Babamız geçen Pazar günü İstanbul'a geldi ama şimdi de o İstanbul'da kaldı, bu haftasonu gelecek.

Bu seyahatte yapmak için gittiğim işlerin hiç birisi olmadı. Sanki boşu boşuna gitmiş gibi oldum. Üzüldüğüm işlerin iyi sonuçlanmaması değil, onca emeğin ve zamanın boşa gitmesi. Çünkü ailem ve arkadaşlarımla bile doğru dürüst hasret gideremedim, bari o tam olsaydı. Neyse sağlık olsun ne yapalım, ayrıntılarını bir sonraki yazımda yazacağım, şimdi haftalık raporumu yazayım.

22. Hafta yine babamızdan ayrı ve koşturmaca ile geçti. Haftanın ikinci yarısında biraz Helo ile ilgili hazırlıklara zaman ayırabildim. Babannemizle bebek alışverişine çıktık ve annemle de dikiş makinesinde bir şeyler diktik. Aslında annem dikti ben çocukluğumda olduğu gibi onun yanı başında oturup izledim, bir şeyler kestim vs. Bir kaç tane keçe oyuncak diktim akşamları, sadece bir gün arkadaşımla görüşüp hasret giderebildik, sohbet edip, bebeklerimizle ilgili hayaller kurduk.

Beslenme düzenimi yeniden kurmayı başardım ancak öyle aşırı yiyen biri olmadım en başından beri. Arkadaşım, benimle aynı haftalarda hamile olan kuzeniyle kıyasladığında benim onun yanında çok az yediğimi söyledi. Yeteri kadar yediğimi ve dengeli beslendiğimi düşünüyorum ama öyle gün içinde canım durup dururken bir şey çekmiyor. Doyduysam da başka birşey gözüm görmüyor. Sık sık ve az beslenmeye devam ediyorum. Ne kadar kilo aldığım konusu muallak başlangıcını bilmediğim için ama kafamdaki başlangıçtan itibaren sadece 4.4 kg almışım (kıyafetlerle) bu yüzden de memnunum açıkçası.

Helo'nun hareketleri artık iyice belirginleşmeye başladı. Dışardan elle hissedilebiliyor. Gündüz koşturmacalarımdan sanırım, bu bebek gezmeye alıştı. Ne zaman otursam yada yatsam başlıyor tekmelemeye. Ben de evin içinde volta atıyorum yada geceleri uyanıp biraz sallanıyorum, kesmezse geziyorum. Bazen uyuyamamak beni huzursuz etse de, biliyorum ki annesinin sağ olduğundan emin olmak istiyor. Ben nasıl onun hareketini bir süre hissetmezsem deli gibi korkmaya başlıyorum o da öyle hissediyordur diye kıyamıyorum, kalkıp geziniyorum elimle seviyorum, merak etme iyiyiz annecim diyorum. Gündüzleri çoğunlukla uyuyor olmalı. Okuduğuma göre 20. haftalarda, doğduğunda sürecek olan uyku düzeni anne karnında oluşmaya başlıyormuş. Şimdi bu gündüz ben gezerken sallantıdan uyuyor gece ben yatarken uyanıyor ya, doğduklarında bebeklerin gece uyanık kalmalarının sebebinin bu alışkanlık olduğunu düşünüyorum nedense. Acaba gece uyanık kalıp gündüz mü uyumalı?

Bu hafta gece yatış pozisyonlarımı kendi zevkine göre düzenlemeye başladı Helo, sadece sola ve sırt üstü yatmamı istiyor, sağa yattırmıyor. Sanırım pozisyonu hala dikey durumda ancak biraz eğik olmalı. Kafası sağ karnıma doğru, ayakları da sol kasıklarıma doğru yerleşmiş galiba. Sağa yatınca baş aşağı kalıyor oluşundan olsa gerek pek hoşlanmıyor. İyi de bu bebik nasıl ters dönecek bilmiyorum. Tekme attığında mesanenin hemen üzerinde hafif solda hissediyorum. E haliyle annesinin tuvalet meselelerine müdahale etmiş oluyor :) Tekmelerin bağırsaklarıma yaptığı masajlardan olsa gerek genelde zorlandığım tuvalete çıkma eylemi kolaylaşmaya başladı. İçeriden çalışıyor boş durmak yok :p

Kendimi rahatsız hissettiğim pek bir durum yok. Sadece en başından beri devam eden üzüldüğümde yada stres olduğumda midemde oluşan yanma ve huzursuzluk. Helocum annesini uyarıyor ama hala akıllanmış değilim. Tr de bulunduğum tüm süre boyunca, önceden dile getirdiğim şen şakrak hallerim gitti, yüzümde hep bir üzüntü ve gözlerimde damlamaya hazır yaşlar oldu. Zaman zaman içimdeki hareketlere bile sevinmek gelmiyordu içimden. Bugünden itibaren yeniden kendimi iyi hissetmek için uğraşsam iyi olacak. Çünkü bebekler annelerinin tüm endişelerini algılıyor ve onun üzgün ve mutsuz bir bebek olması en son isteyeceğim şey.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Benden mail bekleyenlere

Benden mail bekleyenlere
Nerden baslasam bimiyorum. İlk defa istanbula geldigime bu kadar pisman oldum. Bu yaziyi okuyan ablalarim uzulecek ama oyle stresli gunler geciriyorum ki, pismanligim ondan. Bazi resmi isler icin gelmistim, hic birsey yolunda gitmedi ve geldigimde beri hergun deli danalar gibi kosturuyorum. Sabah evden cikiyorum aksam giriyorum, her gun birkac ilce degistiriyorum. Annemlerde kalmama ragmen annemin evine cok yakin oturan arkadasimi daha hic goremedim, onu da uzdum. Fiziksel yorgunluk umrumda degil, keske aksilikler olmasa sinirlerim cok yiprandi. Gecen gun vapura yetismek icin resmen kostum, hizli yurume degil, ardimdan kapi kapanip da kendime geldigimde ne yapiyorum ben dedim, kocaman gobekle kostugumu bile unutmusum. Malesef bes ay bitmemesine ragmen herkes gobegimin yedi sekiz ay buyuklugunde oldugunu soyluyor : (

Sinirledigimde hic sucu olmamasina ragmen hincimi esimden cikariyorum, yanimda olmadigi icin, bir sihirli degnek ile hayatimi kolaylastirmadigi icin, nasil olacaksa.

Okula da gitmem gerekti sik sik, ama hic birsey yolunda degil. Oyle uzuldum ki yine, ne olacak hic bilmiyorum. Seytan kulagima bin turlu nane fisildiyor ama esim ve ailemin hatri icin kovuyorum, ne zaman patlayacagim bilmiyorum. Cok umutsuzum.

Bu kosturmacalarin hic biri bebek icin degil, ona ne birsey aldim henuz, ne de eskisi gibi ilgilenebiliyorum onunla, beslenmem bile bozuldu, umarim iyidir.

Beni en cok geren ise icine dustugum durum. Sadece blog icin benden cevap bekleyenlere degil, macaristandaki hocama karsi da sozunu tutmayan, guvenilmez biri gibi oldum. Uc gecedir bunun yarattigi sıkıntıdan uyuyamiyorum, bu gece de sabahi edince, b yaziyi yazmaya karar verdim. Oysa bu ben degilim, baskalarina karsi sorumluluklarim hep kendimden once gelmisti. Sanki kontrol edemiyorum hic birseyi. Aklima semsin mevlanayi meyhaneye gondermesi geliyor, kendinden hic beklenmeyen bir duruma girmeye zorlanmisti, bende oyle hissediyorum, sanki bir sinavdayim, allah sonunu hayir etsin.

İnternete girme konusunda hem zamansizliktan hem de baglanti sebebiyle sorun yasiyorum. Cep telf na aldigim gunluk/haftalik internetle gayet yavas bir baglantim var, abartmiyorum su anda bu yaziya basladigimdan itibaren 34 dakka gecti. Mail kutumda 200 lrde olan mesaj sayisi suan 800 u gosteriyor. Biliyorum bir kismi spam ama spam olmayanlari farkedemiyorum, kafami toplayamiyorum.

Simdi bunca sey yazdin sonuc ne diyeceksiniz, verdigim sozleri tutmak istiyorum ama ne desem bos. Hic birsey bilmiyorum, herhalde bir hafta sonra donunce ancak yeniden toparlanabilecegim : /

21 Kasım 2011 Pazartesi

21. Hafta, Yoğun Günler

21. Hafta, Yoğun Günler
Geçen hafta ne kadar sevinçli ise benim için bu hafta o kadar sıkıntılı geçti. Giriştiğim işlerin sürekli aksilik çıkarması, bazı kişilerin tepkileri, koşturmacaların getirdiği yorgunluk... Sinirlerim öyle yıprandı ki, ağlamamak için zor duruyorum bütün gün.

Yine de hayatımdaki bütün bu aksilikler, depremzedelerin yaşadığı sıkıntıların yanında öyle ufak kalıyor ki, sürekli kendimi telkin etmeye çalışıyorum. Ne olacak işler planladığım gibi gitmediyse, hayatımda anormal değişiklikler yok sonuçta, elbet zamanla herşey yoluna girer. Bunları düşünürken anladım ki ben rutinlerime çok bağlıyım. Genelde uzun vadeli planlar yapamam, korkarım ama günlük planlarıma öyle bağlıymışım ki, rutinlerim bozulunca dengem altüst oldu. Diğer yandan bir çocuk sahibi olmak demek, tamamen plansız bir hayata merhaba demek aslında. Bu yüzden en azından bu takıntımı hafifletmeye yönelik çalışmalarda bulunmalıyım diyorum kendime.

Bu hafta nihayet detaylı tarama testimiz oldu, dört gözle bekliyorduk zira hem sağlığını hem de hala netleşmemiş olan cinsiyetini merak ediyorduk. Çok şükür herşey yolunda, ancak burdaki doktor kendisi bu detaylı tarama testini 23. ve 24 haftalarda yaptığını, benimkinin daha erken olduğu için bu haftada özellikle kalp kaslarının tam gelişmediğini söyledi. Yapılan ölçümlerde normal değerler arasında çıktı her ölçüm ancak şimdi içime kurt da düştü. 24. haftada yeniden yapmalı mıyız acaba?

Helocum cinsiyetini saklama konusunda ise tam bir uzman oldu. Bu detaylı tarama bir saate yakın sürmesine rağmen, yine cinsiyeti göremedik. En son Janka'nın bence kız demesi var elimizde. O da kesin bir sonuç değildi tabi. Bebeğimiz diğer bebeklerin aksine baş aşağı değil de dimdik popo üstü oturuyordu. Poposunun üstüne oturduğundan ayrıntılar görülemedi malesef. Daha hareketlenecek dönecek zamanları olacakmış ama, birçok bebek bu aylarda baş aşağı durmaya başlıyormuş. Bizimki böyle başı havalarda geziyor şimdi sonumuz ne olacak bilmem, eğer dimdik durmaya devam ederse, öncelikli tercihim olan normal doğum hayallerim suya düşecek.

Şimdi Helo'ya şarkı söyleyip duruyorum dönsün diye

Dön bebeğiiiim, dön çaresiiiiz başım...

Tabi herşeyden önemlisi sağlık, o sağlıklı olsun da keyfi bilir ne yapalım :)

14 Kasım 2011 Pazartesi

20. Hafta, Yolun Yarisi

20. Hafta, Yolun Yarisi
Yirminci haftayı geride bırakırken, heyecanım günden güne büyümekte. Turkiye yolculugumuz sebebiyle günler de genelde sakin ve hazırlıklarla geçti. Sali gunu alisverise cikip gereginden fazla dolasinca, diger gunler cikmak istemedim, evde dinlendim.

Aslinda carsamba gunu hayatimda donum noktasi diyebilecegim bir gun oldu. O yuzden 20. hafta benim icin en guzel haftalardan biri olarak gecti. Uzerine yillarca emek verdigim doktora tezimdeki calismayi tez savunmasindan once gonderememis, sonrasinda bir dergiye gondermistim. İlk ciddi calismam oldugu icin insan kendinden suphe etse de buyuk oynamaya karar verip, alanimdaki bir numarali dergiyi sectim. Editorler okuyup degerlendirdiginde, yanlislarim cikarsa da bunu uzmanindan duyup, en kotu ihtimalle hatalarimi gorup duzeltirim diyordum. Dergi populer olunca cevap gelmesi de cok uzun surdu, tam dort ay hergun kontrol ediyordum ki son zamanlarda umudum tukenmis, 3-4 gunde bir bakar olmustum. İste gecen hafta, yakin bir ogrencim& arkadasimla konusurken onun sorusu uzerine baktim, panelde aylardir gormeye alistigim durumum degismisti, kalbim yerinden firlayacak gibi oldu.

Durum gostergesinde kucuk gozden gecirmelere ihtiyac var yaziyordu ama uzerine tiklayip ne olduklarina bakamiyordum ve yaklasik bes saat de bakamadim. Hemen ceme yazdim, o girip okudu ve bana anlatti. Sadece bir kac dergi formati yazim hatasi ( ki onca sayfadan olusuyor) , calismam ozgun ve faydali bulunmus, soylenilen duzeltmeler yapildiginda dogruca basima gidecekmis.

Bilimle ozellikle fizikle ilgili olmayanlar icin bu pek anlam ifade etmeyebilir ancak soyle anlatayim. Bu ilk ciddi makalem ve onlarca makalesi olan proflarin bile bazi uyarilar, duzeltmeler almasi cok normaldir, calismayla ilgili. Calismamin, matematiksel fiziksel veya mantiksal hic bir hatasi yokmus, bu teorik fizik icin anormal derecede iyi birsey ve bunu soyleyen en buyuk dergilerden biri olan bu derginin dunyada cok taninmis benim de cok takdir ettigim bir bilimadami olan bas editoru. Allahim hayallerimin bile otesinde bir sonuc bu. Ustelik bir farki daha var, bu makalenin yazari tek kisiden olusuyor, yani sadece ben ( yazar sayisi 1 den 100 lere kadar degisebilir).

O gun saatlerce agladim ve sukrettim, iki gece boyunca heyecandan uyuyamadim. O kadar uzun senedir bir sonuc almayi bekliyordum ki, tam umidimi yitirdigim anda geldi.

Tabi bu sevincim Heloya da yansidi, kipir kipr sevindi. Sonra cuma gunu uzun bir yolculugun ardindan geldik ve sevdiklerimizle hasret giderdik. Gerci cts ve pazar konsolosluk evraklarini tedarik etmekten bitap dustuk o ayri. Yine cuma gunune daha onceden almis oldugumuz detayli tarama testi de iptal olmak zorunda kaldi, neyse yarin gidicez insallah. Bu sefer cinsiyetini kesin ogreniriz herhalde : )

Bir de siparis verdigim yikanabilir bezler geldi, yavas yavas ihtiyac listemizdeki esyalar olusmaya basladi ya onlar da ayri bir keyif veriyor, minik seylere dokunup da hayallere dalmak ne guzelmis...

8 Kasım 2011 Salı

Mamavit ve Tommee Tippee


Burada doktor kontrollerimde nedense hiç bir doktor bana hap konusunda birşey dememişti ve hala da önerilmiş değil. Acaba hamilelik hapları markette dahi satıldığından bu konu annelere bırakılmış bir husus mu yoksa kan değerlerine bakıldığında ihtiyaç varsa mı veriliyor bilmiyorum. Bir sonraki gidişimde sormayı düşünüyorum ama ben en başından beri kendi seçimim olan resimdeki hapı kullandım ve devam ediyorum. Bu hap hamileliğin 9 ayı boyunca ve hatta emzirme süresince kullanılabiliyormuş. İçinde her gün için iki kapsül var biri balıkta olan yağları ve asitleri içeren DHA kapsülü, diğeri de multivitamin kapsülü. İstanbul'da doktoruma gösterdiğimde o onaylamıştı bu hapı.

Bu gün hap bittiği için eczaneden yenisini almaya gittim. Meğer kutuya bir de Tommee Tippee biberon koymuşlar. Biberon alışverişini daha gündeme getirmemiştim ama az çok bilgim vardı BPA Free olması yönünde. Paketten çıkan ürün yenidoğan bebekler için minik bir şişe.

Doğrusu bu markayı bilmiyordum, internetten araştırdım. Doğala daha da yakın sloganı ile üretilmiş ürünler oldukça iyiymiş. Özellikle dikkatimi çeken emzik kısmı oldu ki hiç bir biberonda böyle görmemiştim. Aynı anne memesi gibi dizayn edilmiş ve ayrıca anti-kolik özelliği varmış. Şimdilik kullanmadığım için görüş bildiremeyeceğim elbette.

Bebeğin mümkün olan en uzun süre boyunca anne sütü almasının önemi tartışılamaz. Tabi bunu emzirmek yoluyla yada biberonla yapmak mümkün. Ancak ten teması da olduğu için emzirmenin yerini hiç bir biberon tutamaz. Fakat arada bir bebeğin beslenmesi işini babanın da yapması gerektiğini düşünüyorum. Eşimle de konuştuk günde bir kere onun beslemesi, ilgilenmesinin iyi olacağına karar verdik. Belki sabahları işe gitmek için kalktığı saatlere denk gelen bir besleme döngüsünü o alabilir ve ben de biraz daha fazla uyuyabilirim :) Kısmetse yani.

7 Kasım 2011 Pazartesi

19 Hafta, Ufukta Başka Bir Ülke

19 Hafta, Ufukta Başka Bir Ülke
Bugün itibariyle 19. haftayı bitirip 20. ye başladık. Geçen hafta boyunca genelde evde idim, tabi sık sık yürüyüşe çıkıyorum. Bu günlerde hava soğuk olmasına rağmen esintisiz ve pırıl pırıl güneşli. Kemiklerin gelişimi için de mümkün olduğu kadar D vitamini almak için güneşli günleri kaçırmamalıyım. Malum önümüz kış. Gerçi buralarda karlı havalarda bile güneş yüzünü gösteriyor.

Bu hafta gece uykularım geri geldi. Sanırım yastık kullanmaya başlamamın etkisi oldu. Yan yattığımda üstte kalan bacağım ister istemez öne doğru düşüyordu bu da karnımın sıkışmasına neden oluyormuş. Bacaklarımın arasına ve göbeğin altına yastık koyduğumda bacağım düşmüyor ve rahat ediyorum. Böylece daha iyi uyuyabildim.

Kendimi bazen abuk subuk davranışlar yaparken yakalıyorum. Elime kaşık alıp şarkı söylemek, göbek atmaya çalışmak gibi. Bir de bazı şeyleri unutuyorum yada saçma sapan laflar ediyorum. Farkedince de bolca gülüyoruz haliyle.

Dün akşam içinde harf şehriyelerden olan çorbadan içiyorduk. Kaşığımıza gelen harflerden isim türetmece oynadık eşimle, daha isim bulamadık bebeğe düşünüyoruz işte. O kadar komik isimler çıktı ki, gülmekten çorbaları püskürttüm ağzımdan. Bir de uluslararası isim olsun diye uğraşıyoruz, telaffuzu kolay olsun, başka komik anlamlara yorumlanmasın gibi. Buse ismini düşündük mesela ama sonra vazgeçtik Bus-e (e otobüsü) olarak yorumlanır diye. Bakalım nasıl karar vericez.  Benim beğendiklerime Cem bir bahane buluyor onunkilere ben, kendi aramızda bile Helo diyorum artık, yapışıp kalacak bu isim, göbek adı Helo olsun bari :p

Yine bu hafta içinde Cem ilk defa bebekle uzun uzun konuştu. Doğrusu ben bile o kadar konuşmadım. Daha şimdiden anlaşma yaptılar içerde, bana karşı birlik olacaklarmış. Bazen bazı şeyleri çok kuruntu yapıyorum, eşim de bana kızıyor, işte bunun için daha sonra birlik olup bana kızacaklarmış :)

Geçenlerde çıktığım uzun yürüyüştee 10 derece hava olmasına rağmen önüm bağrım açık ve ince kıyafetlerle dolaşmıştım. Sanırım o zaman midemi üşütmşüm, iki gün boyunca ne yesem gırtlağıma gelmiş şekilde dolaştım. Ama sonra aklıma geldi nane limon çayı yapmak. Annem olsa hemen hatırlatırdı ama ben daha o kıvama gelemedim. Neyse yapıp içtim geçti. Tabi bu akılsızlığıma da hayıflandım bolca.

Ve son bir haber bu hafta gelişen... Bizim bebik gezgin olacak diye yazıyordum twitterda zira şimdiden 3 ülke gördü, kaç kez uçtu, yakında yine uçacak. Temmuz ayından beri beklediğimiz bir haber vardı. Bu haber geçen hafta geldi, biraz daha kesinleşti. Karşı taraftan bekleniyoruz bir engel kalmadı. Şimdi tek yapmamız gereken vize almak o da sorunsuz olursa, 1-1,5 ay içinde yeni bir ülkeye taşınacağız ve kısmetse muhtemelen doğum da orda olacak. Vize işlemleri için yine Türkiye'ye geliyorum. Umarım yolunda gider ama artık herşeyin hayırlısını diliyoruz ikimiz de, eğer bu değişiklik minik ailemiz için hayırlı olacaksa olsun.

6 Kasım 2011 Pazar

18. Hafta Cinsiyetimizi Öğrendik Galiba :)

Bugün taslaklarimdaki bu son yaziyi da yayinlarsam normal zamana yetismis olacagim yuppi. Bundan sonra Pazartesi gunleri haftalik yazilar olacak (tabi yarin da) arada da baska seyler yazarim belki.

****
Yazim tarihi: 2 Kasim

24-30 Ekim tarihlerini kapsayan 18. haftamızın ennn önemli gelişmesi ayın 24 ündeki doktor kontrolümüzdü. Janka bizi bekliyordu ama saat kaçta olduğunu bir türlü hatırlayamıyordum. Sabah makul bir saatte kalkar gideriz dedik ve gittik. Giderken hamile kartımın ufak bir bölümünde, daha önce görmediğim randevu tarih ve saatlerini yazdığını görmüştüm. O saate göre geç kalmış durumdaydık ama napayım, acele etmedim yine de. Diğer randevuların geçmesini bekledik ve sonra bize sıra geldi. Bu sefer yine idrar örneği verdim, ne için bilmiyorum.

Doktor hem vajinal hem de usg muayne yaptı. Bebeği uzun uzun gördük. Daha doğrusu Cem gördü, doktor ona anlatıyor ben de Cemin yüzünü büyük bir heyecanla okumaya çalışıyorum. Neyse sonunda cinsiyetini sorduk o da biraz daha ayrıntılı baktı ve bana göre KIZ dedi. Tam kesin cinsiyet 20. haftadaki detaylı taramada belli olacakmış. Cem de bir anlığına kız olduğunu görmüş. Sonra bize usb ile resim ve videolar verdi. Ancak bu görüntüler normal ultrason görüntüleri, bir de 3-boyutlular var ya hani onlardan değil. Oysa türkiyedeki muaynelerdeki tüm görüntüler 3-boyutluydu.

Dönünce hemen yakınlarımıza haber verdik. Burdaki yazılarda da belirttim nedense içime hep erkek doğuyordu, sonra kendime kızdım nasıl anneyim hissedemedim diye. Şimdi eşim hala diyor daha kesin değil diye ama sanırım bu sefer hissediyorum kız olacak. Karnım da başlangıçta sivri gibiyken, cinsiyeti öğrenmeden birkaç gün önce aynada kendime bakıp da " aa karnımın şekli değişti galiba kız bu" demiştim.

Cinsiyet konusunda gerçekten özel bir tercihim hiç olmadı ama kız çocuktan biraz korkuyordum ne yalan söyliyeyim. Sanki çevremde gördüğüm kız çocukları öyle süslü öyle bilmiş şeyler ki, çok sade ve erkek mantıklı bir kadın olarak kız çocuğunu süsleyip püsleyemem, onun ihtiyaçlarını karşılayamam gibime geliyordu. Ama sonradan düşündüm, tamam son yıllarda kendimi salmış olabilirim (tez ve iş sıkıntıları gibi birçok nedenim var) ama ben de zamanında bulunduğum ortamların en kokoşu, sonra kız yeğenlerimin saçlarını şekil şekil yapan, arkadaşlarımın ve akrabalarımın moda makyaj konularında destekçisi ben değil miydim? Üstelik hamileliğimin başından beri bir kokoşluk gidiyor sormayın. O zaman ben kız çocuğa da yeterim herhalde dedim ve konuyu kapattım.

Şimdi buraya yazınca ne saçma geldi bak. Birkaç gün önce ne anlamlı yazılar yazmışım dert ettiğim şeylere bak. Üstelik çok daha önemli konular var. Ancak bunları da düşündüğümü inkar edemem, aklıma gelen binlerce konudan biri bu konu da.

Annemlerin 5. torunu olacak Helo. İki kız ve iki erkek torunun ardından kız ya da erkek diye onların da bir tercihi yoktu ama en son kız bebek sevmemizin üstüne 12 yıl geçti. Zaten erkek bebeğimiz de şu an tam lokumluk çağında.

Kayınvalidemin tarafında ise ilk torun olacak, eşim de iki erkek kardeş olduğu için babannemizin kıza çok sevineceğini biliyorum. O da sağlıklı olsun cinsiyeti farketmez diyordu ama en başından beri içine kız doğuyordu, ne kadar temiz kalpliymiş annecim.

Haftanın geri kalanında Van'daki deprem haberlerinden pek keyifli geçmedi. Genelde evdeydim, arada dışarı çıktık, ders çalışmaya çalıştım. Bu hafta deli gibi portakal yedim ve uykusuz gecelerim başladı.

Geceleri bebeğin hareketini hissetmeye başladım. İlk başlarda mide guruldaması gibi birşey hissediyorum, tam emin olamıyorum o mu diye ama bu günlerde artık ayırt edebiliyorum. Gece bir o yana bir bu yana dönüp duruyorum, aslında bir rahatsızlığım yok, nedense uyanıyorum ve tekrar dalamıyorum. Bu anlarda da hareketlerini hissetmeye başladım işte. Tek tek hareketler değil de hareket grubu gibi. Gündüzleri ben de hareket ettiğim için sanırsam ayırt edemiyorum fazla.

Çok beğenerek okuduğum kitapta (daha sonra ayrıntılı bahsedeceğim) içerde annenin hareketlerine alışan bebeğin, anne hareketsiz kaldığında bunu tehdit olarak algıladığını (acaba anneme bişey mi oldu neden hareket etmiyor diye korkuyormuş) ve bunun üzerine tekmeleyip annesinden tepki gelmesini beklediği yazıyordu. Bu açıdan düşününce gece sık sık uyanmak, şikayet edilecek bir durum olmaktan çıkıyor. Sonuçta bebek annesinin ve dolayısıyla kendisinin hayatta olduğunu bilmek istiyor.

Akşamları yatmadan önceki rutinimiz oluştu. Önce hapları ve sütümüzü içiyorum, sonra yatıp teteskopla dinliyoruz Helo'yu. Ardından babamız göbüşü kremliyor. Sonra uyuyoruz, daha doğrusu Cem hemen dalıyor da ben artık ne zaman dalabilirsem.

Çabucak uykuya dalmayı öğrenmem lazım :/

tam tekme atmak uzereyken :) Burada ayaklar gözükmüyor, sadece kafa ve gövde.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Kendi Uydurduğum Çocuk Şarkısı

Resmi gecen gun yuruyuste cekmistim

Yıllar once yegenlerime soyledigim uyduruk sarki aklima geldi dun. Bunu ya Eda (su an 12 yasinda) ya da Emre icin (su an 9 yasinda) uydurmustum tam hatirlamiyorum, ama daha yakin oldugu icin sanirim Emre'nin beni bayiltana kadar soylettirdigini hatirliyorum. Aslinda oyle aman aman bir sarki degil ama sayilari ogretmek amaciyla uydurmustum ve cok da ise yaramisti.

Sarkinin basinda onar onar yuze kadar sayiliyor. Su an yine tam emin olamiyorum ama Emre zaten yirmiye kadar saymayi biliyordu. 2-2,5 yaslarinda (belki de 3 tam emin degilim) bu sarkinin etkisiyle birgun tuvalette isini yaparken (ablam da yaninda) birden baslayip sayilari birer birer yuze kadar saymis, ablam da hemen beni aramisti. Cunku sayilari ogretmek gibi bir girisimimiz yoktu zaten ama sarkidan onar onar saymayi ogrendigi icin ardindan kendi kafasinda nasil birer birer sayacagini yorumlamis ve tek seferde birden yuze kadar yanlissiz saymis. Yine dedigim gibi tam yasi ablam daha iyi biliyordur ama 3 bile olsa o yas icin iyi bir gelisme sanirsam :)

Simdi aklima gelince hem unutmamak adina hem de belki yeni konusmaya baslayan bebek sahibi annelere fikir olmasi acisindan yazayim diye dusundum. Tabi isteyen baska versiyonlarini da uretebilir. Benim sarkimda cadilar oldugu icin cok seviyorlardi. (hah simdi hatirladim, Eda Sihirli Annem dizisini cok seviyordu kucukken, onun icin boyle cadili uydurmustum, dizinin yapim yili da 2003 mus, muhtemelen o yil icinde soyluyordum)

Sarki soyle

Ooon yirmi otuz kıııırk
Elli altmis yetmis seksen doksan yuz
Dere tepe duz
Ordek suda yuz
Yuz babam yuuuuuz (sesi azaltarak burda bir duraksama)

Yuze yuze gittim
Bir eve geldim
O evde cadi var
Burnunda da beni var
Kafasinda sapka
Bana oyle bakma
Yerim seni yerim seni
Hapur hupur yerim seniiiiiii

Sarkida soylerken uzattigim yerleri yazida da uzattim, ikinci bolumu de nispeten heceleyerek tekerleme gibi soyluyordum. Sarkiyi soylerken kollarimla yuzme hareketleri yapmak ve cadinin burnunu benini sapkasini tarif etmek, en sonunda da yerim seni bolumlerinde cocugu minciklayip gidiklamak ve isirmak kahkahalarla gulmelerine sebep oluyordu :)