26 Haziran 2017 Pazartesi

Bayram gibi bayram

00:53:00 3 Comments


Yorgunluktan gözlerim kapanmak üzere ama uyumadan yazmalıyım bugünü. Zira üstüne bir uyku geçirdikten sonra hiç bir olay olduğu gibi kalmıyor. Hollanda'da bütün bayramlarımız yalnız ve buruk geçti bu güne dek. İlk defa gerçekten mutlu bir bayram günümüz oldu burda. Hatta sanıyorum artık herkes tatile gitmeyi tercih ettiği için orada bile böyle coşkulu kutlama azdır.

Buradaki arkadaş grubumuzla bayramları beraber kutlayalım diye bir düşüncemiz vardı ama sadece sözde kalmış eyleme geçirememiştik. İki gün önce ise bir anda toplaşalım mı ne yapsak diye ortaya atıldı fikir. Hemen bir WhatsApp grubu kuruldu, eklenen 22 kişiden 10 kadarı katılabilecekti. Geç bir plan olduğu için zaten herkesin programı belliydi veya son haftaların muhteşem havasına rağmen havanın bozacağı tuttu. Önce bize davet ettim, yok dediler zor olur, kızımın Doğum gününü yaptığımız parkta kutlamaya karar verdik.

Fakat hava mesele, açacak mı yağacak mı ne olacak diye elimizden düşmedi telefonlar. En sonunda gözümüzü karartık, yaz yağmuru Ne olacak dedik, olmadı eve kaçarız diye anlaştık. Herkes ne yapabiliyorsa yaptı veya getirdi. Fakat bayramın bereketi işte soframız doldu taştı.

Sabah erkenden anlaştığımız parka gittik. Web sitesine göre o saatte açılmış olması gerekiyordu ancak kapalıydı (tel çiti var ve kilitleniyor hergün) bir süre bekledik ama açılmayınca ona çok yakın başka bir parka gittik. Burası ayrıca içinde cafe olan bir parktı, ilk başta burayı da düşünmüştüm ama kararsız kalmıştık. Ancak yine burası kısmetmiş ve üstelik Allah bize güzel bir plan hazırlamış ki. Cafenin iç kısmında ayrıca bir doğumgünü olduğu için rezerve haldeydi ancak, öğleden sonra olacsk bir parti için parkın başka bir köşesine çardak kurulmuş, altına masalar yerleştirilmişti. Biz cafe önünde bir masaya oturacakken itiraz ettiler ama o çardağı ücretsiz kullanmamıza izin verdiler (normalde doğumgünü olan kira ödüyor). Hemen yerleştik Harika bir ortam oluşeverdi. Gerçi sonrasında cafe sahibine içimizden gelen bir ücreti bir tabak baklava eşliğinde verdik, çok memnun oldu. Tabi yaptığımız alışveriş de cabası. Normalde hava kapalı olduğu için o gün pek de yoğun değildi. Nasip işte.

Bol sohbet kahkaha, yeme içme derken çocuklar için unutulmaz anlar yaşandı bence. Parkın oyunlarından faydalandılar elbet ama zaten bunu sıradan günlerde de yapıyorlar. Toplu oyunlar oynattık (çatlak patlak, bezirgan başı, körebe gibi), el öptürüp bayram harçlığı, şeker /çikolata verdik, kolonya döktük. Bayram harçlıklarıyla dondurma aldılar. Sonra babalar ve çocuklar futbol maçı yaptılar. Parktaki ücretsiz araba ve bisikletlerle yarış yaptılar, yokuşlardan kaydılar. Baloncuklar yapıp yakaladılar, çikolatalarını, kuru üzümlerini paylaştılar. Bu tarz piknikli park gezileri çok yaptığımız halde bugünün farkını ve önemini anladılar. Hatta bir ara oğluşum boks diyerek yumrukları tokuşturmayı talep eden birinin yumruğunu öptü :) El öpücek zannetti garibim. Üstelik ona hiç öğretmemiştim bugün kendisi görerek öğrendi :))

Velhasıl hepimiz için çok keyifli bir gündü. Şimdi içimde mutlulukla perçinlenmiş bir huzur var. Bundan sonra elimizden geldiğince bunu gelenekselleştirmeye karar verdik. Bugün kendi aramızda konuşurken nerde o eski bayramlar şeklindeki sözlerimizi, belki yıllaaar yıllar sonra onlar da söyler. Nerde o parkta yaptığımız eski bayramlar diye....


Biz bu bayrama çok mutlu başladık, dilerim sizinki de öyle geçer. Herkese iyi bayramlar 💖<3 p="">

10 Haziran 2017 Cumartesi

Hangi Tatil

11:50:00 2 Comments

Henüz dönüş yolunda olduğumuz bir kamp tatili yaptık, detaylarını umarım yazabilirim daha sonra. Çok güzeldi, minicik bir bungalow, ihtiyacın olan herşey var ama yemeğini temizliğini kendin yapıyorsun. O büyük otellerdeki gereksiz lüks yok, israf yok buna rağmen doyasıya keyif var, zamanı nasıl yöneteceğin sana ait (yemek saati havuz saati döngüsü yok) ister topla ister dağıt ( oteldeki ayıp olmasın kaygısı yok). Yüzlerce bungalow çadır ve karavanın olduğu kocaman ancak elbette sınırlı arazide çocuklar özgür, doğa muhteşem, çok sevdik, bundan sonra her sene gitmeyi diledik.

Ben şahsen böyle kendin yap kendin ye anlayışını seviyorum, bana zor da gelmiyor. Zaten yılın tüm diğer ayları dikkatli besleniyoruz, tatilde karpuz ekmek ye ne çıkar diye düşünenlerdenim. Hafif yiyelim hafif yaşayalım... Üstelik israf da etmiyoruz, herşey dahil otellerde gözüme aldanıp tabağıma doldurduğum yemekleri israf olmasın diye mideme tıktığım sonrasında da ters dönmüş kaplumbağa gibi kaldığım çoktur. O yüzden böylesi daha iyi. Tatilde asıl olan kafayı boşaltmaktır, bunda da olmuyor mu, hem de ne güzel oluyor...

Ve dün gece dönüş yolunda mola vermek için bir gecelik gayet lüks bir otelde kaldık. Şıkır şıkır banyolar, gürül gürül sıcak su (kampta küçük ısıtıcı bazen tekliyordu), yumuşacık kaliteli yataklar (evet kamptaki sırtımı ağrıtmıştı), zengin görünümlü dekorasyon... Oh be dedim lüks ne güzel birşey kendime geldim.

Sonra tabi bir daha kendime geldim, ben ne diyorum diye... Daha dün kamptan mest haldeydim noldu? Bir gün öyle bir gün böyle, insanoğlu ne tuhaf?

Evet belki tuhaf belki değil, her birine ihtiyacımız var. Herkesin her birine ihtiyacı farklı dozda olabilir. Uzun süren kamp yaşamı kimini yorar kimini yormaz, lüks otel tatili kimi zaman şart kimi zaman ekstra.

Modern çağın lükslerini yaşamamış olsaydık yine de lüksü arar mıydık? Ortaçağda falan taş yatak üzerinde uyuyanlar kabarık saman yatakları hayal ederler miydi? İnsanoğlu neden daha hep ileriye gitti? Rahat yaşam konfor için mi? Bu durumda ısrarla ormanda veya kamplarda yaşayanlar (yakın zamanda Doppler isimli kitabı bitirdim- normal hayatını bırakıp ormanda ilkel yaşamaya geçen bir adamı anlatıyor) neyin peşinde? Yaptıkları doğamıza aykırı beyhude bir uğraş mı?

Kafamda bu sorular dönerken damağımda kalan, herşey tatmin olduğun ölçüde güzel. Bir gün onu istersen, diğer gün diğerini istemen suç değil. Hepsi bizim için hepsinin yeri ayrı ayrı. Ve hepsinin bize kattığı farklı...