29 Mart 2016 Salı

Hangi Oyuncaklar

20:45:00 3 Comments


Bir süre önce mail ile oyuncaklar hakkında fikrimi soran arkadaşa cevaben yazdığım yazıyı burada da paylaşmak istiyorum.

*****
Ben de oyuncak seven bir anneyim ama özellikle elektronik oyuncaklardan pek hoşlanmıyorum, çocuğun değişik şeyler yapabileceği, farklı zamanlarda tekrar tekrar oynayabileceği oyuncaklar almaya gayret ederim. Kızım daha ufakken aldığımız lego duplolar ile hala oynar mesela. Ama ben şu set halinde olanlardan almadım, bir kutu karışık, sadece lego aldım, bir de zemin o kadar. Eşim der ki çocuğa ilk başta nasıl oynayacağını göstermek lazım. Legolarla oynarken beraber (yada babasıyla) çeşitli şeyler inşa ettik. Parklar, restoran hastane vs herşey. Bu sırada diğer malzemeleri de kullandık, kartondan kaydırak, ipten salıncak gibi. Şimdi kendi kendine değişik oyunlar oynayabiliyor.


İkizlere gelecek olursam (18 aylık ikizleri varmış), şimdi tam ev işlerini özenip yapma zamanları muhtemelen. Evdeki kap kacaklar işe yarayacaktır. Mesela plastik bardak yada kaseleri içiçe geçirme, evi süpürme, kutuları doldurup boşaltma gibi. İkeada satılan bir tahta üzerinde plastik çiviler var tokmaklı. Ben bunu kızıma kendim yapmıştım, hala ikisi de oynarlar. Bir ayakkabı kutusuna delikler açın, kısa boya kalemleri yada benzer başka çubukları geçirin, tahta kaşıkla tak tak vursunlar. Yine bir yoğurt kovasının kapağına delikler açtım farklı ebatlarda, renkli pipetleri kesip verdim, deliklerden atıyorlar. Bunun gibi evde yapabileceğiniz oyuncaklar var mutlaka. Onun dışında almak için birkaç grup oyuncak önerebilirim.


1- müzik aletleri: küçük bir piyano, davul, flüt, çıngırak gibi ses cıkaran oyuncaklar olmalı bence (hepsi sart degil oldugu kadar). Bizim evde bir kutu müzik aleti var. Canları isteyince kutudan alırlar, bazen hep beraber müzik yaparız. Bir de bunlara en az bir tane müzikli/ sesli oyuncak eklemek lazım. Düğmelere basınca çalan, hayvan sesi olabilir, melodiler olabilir, ya da oyuncak telefon olabilir.


2- legolar: ufaklar için mega bloks adında daha büyük legolar var ama kullanım süresi az şimdiden lego duplo boyutlarıyla başlayabilirsiniz.

3- sopası olan ittirmeli araba ya da hayvan bicimindeki oyuncaklar, tahta olur plastik olur epey oynayacaklardır.

4- kağıtlar kalemler boyalar

5- arabalar: kiz veya erkek farketmez tekerlekli oyuncaklardan cok sey ogreniyorlar.

6- ahşap bloklar: burada doktora gittiğimizde blokları üstüste veya yanyana gösterilen şekilde dizebiliyor mu gibi testler yapıyorlar. Bloklar önemli, muhtemelen şimdi sizin yaptığınız kuleleri devirecekler sadece  (ki bu da aslinda onemli bir egitici oyun) sonra kendileri yapacaklar. Ayrıca renkli olurlarsa ileride mavi kule, sarı kule gibi renk öğretici oluyor.

7- kitaplar. Mutlaka birkaç kitap bir köşede durmalı. Dokunmalı kitaplar olabilir, sert sayfalı olursa yırtılmaz ama ucuz dergi ve kitapları da koyun yırtsın. Yırtması da bir etkileşme şekli, bol bol etkilessinler.

8- benim sadece oyun oynamak için kullandığım bir torba soya fasülyem var (neden soya derseniz bir sebebi yok almışım yapmamışım tarihi geçti falan) onu ara sıra bir örtüye döker kaşıklar kaseler dozer kamyon vs veririm oynarlar. Bu tip mıncıklamalı meteryaller.

9- hayvanlar. Herhalde evinizde vardır, koyun at inek köpek gibi plastik hayvanlar ara sıra seslerini çıkarıp yürütüp dizme gibi oyunlar oynatırım. Hatta bir ara kızımla oyun hamurlarından kaka yapıp altarına koyuyor sonra supuruyorduk.

10- Dugmesini kendilerinin acabilecegi yumusaklikta bir fener ya da ısıklı oyuncak. Ikeanın su feneri pil yerine kurma ile calisiyor ve bizim cocuklar cok seviyor.

11- ayaklariyla kendileri surebilecegi bisiklet yada araba benzeri oyuncaklar. Denge ve saga sola dondurme becerilerini kazanmasina yardimci olur.

Nova'ya Mektuplar: 14. Ay

12:23:00 3 Comments

Canım oğlum, 

Bu ay mektubunu 16 gün gecikmeli yazabiliyorum. Ülkemizde ve dünyanın bazı yerlerinde yapılan terör saldırıları hepimizi çok etkiledi, yazmayı bırak normal hayatımızı sürdüremez olduk. Umarım yıllar sonra bu mektupları okurken yaşadığınız dünya, bu sorunları almış, daha iyi bir yer olmuş olur.

Bu ayın çoğunda İstanbul'da olduğumuz için, en çok gelişme bazı bilişsel becerilerinde oldu. Belki de zatenolacaktı  bilmiyorum ama kalabalığım etkisini inkar edemeyiz. Daha çok konuşma, daha çok etkileşme demek tabi. Konuşma becerin dikkat çeken bir farkla arttı, bir çok şeyi tekrar etmeye çalışıyorsun ama benim kalbimi eriten sözün ise "anne memme" deyişin :) Bunun dışında insanlara çekingen davranmıyorsun, kolayca etkileşiyorsun.

Ne zaman oldu tam farkında değilim ama oral dönemin de büyük ölçüde azaldı. Ablanın 18 aya kadar devam ettiğini hatırlıyorum. Belki de daha rahat olduğumdan ayakkabı da dahil bir çok şeyin tadına baktığın için daha erken öğrenmiş olabilirsin :P

Küçük kardeş büyüğün yaptıklarını yapıyor ya, senin de en çok haşır neşir olduğun oyuncak ablan nedeniyle boyalar ve kalemler. Kalemi iyi tutuyor, çiziktirebiliyorsun. Fakat en fenası yapma dedikçe koltukları ve halıları çizmen. Bizim ev zaten çoktan elden gitti de ananenin evini batırmamız onun pek hoşuna gitmedi başlangıçta. Ama tabi kabul etmekten başka çaresi kalmadı :)

Çıplak olmayı, tırmanmayı, koşmayı, hoplamayı seviyorsun. Çatal kaşıkla kendin yemek istiyorsun, istediğin anında olmazsa çığlık atıyorsun, abla tarafından işgal  edilmiş anne kucağına çıldırıyorsun, dans etmeyi çoook seviyorsun, gezmeyi, yeni şeyler öğrenmeyi seven mutlu hateketli ve sağlıklı bir çocuksun. Çok şükür.

Hep mutlu ol bebeğim.

22 Mart 2016 Salı

Helo'nun İngilizce Gelişimi

22:36:00 9 Comments
Kızım 2 yaş 2 aylık olduğundan beri gündüz uykusu uyumuyor ama öğle saatinde kitap okumak veya video izlemek gibi sakin bir aktivite yaparak dinleniyor. İzlediği videolar önceleri süpriz yumurtaların açıldığı videolarken, zamanla oyuncak tanıtımına ardından oyuncakların konuşturulduğu videolara doğru değişti. Ve genelde hepsi ingilizce oluyordu. Şimdi seyrettiği videolar çok çeşitlendi ama neredeyse çoğu hala ingilizce. Hollandaca da anlıyor ama tercih etmiyor.

İstanbul'daki tatilimizde bir akşam kendi kendine bir oyun kurmuştu. Oyuncakları dizmiş toy store açmış. Bize sordu.

-You can pick up one of them.
/#€^?,!'ç (neeee pick up mı?) hemen toparladım. Do you have any musical toys? dedim.
- I have no musical toys. diye cevap verdi ama bunların hiç birini kimse öğretmedi. Ve sonrasında bu oyunu ingilizce oynadık, daha pek çok cümleler kurduk.

Geçen gün yine konuşurken artık sen ingilizce anlıyorsun demem üzerine, evet öğretmene ihtiyacım yok değil mi dedi. Gerçekten herşeyi kendi kendine öğreniyor ingilizcede. Şaşkınım. Galiba dile karşı ilgili bir kişi olacak :)

21 Mart 2016 Pazartesi

İç Döküş

21:57:00 5 Comments
Sabah yazdığım bir önceki yazıyı yazana kadar, bir daha ne zaman yazabileceğimi kestiremiyordum. Hala da aynı hissediyorum. İçim daralıyor, her an patlayacakmışım gibi geliyor. 

Geçtiğimiz hafta salı günü İstanbul'dan döndük. Gelmeden önce biz ordayken Ankara'daki saldırı herkes gibi bizi de çok üzdü. Günlerdir doğru düzgün düşünemez, çocuklarla oynayamaz haldeydim. Sanki sadece yaşamsal ihtiyaçları gidermek için yaşıyordum, uyu uyan yedir içir temizle topla getir götür şeklinde. Ardından taksimdeki haber gelince içimdeki ışık iyice söndü. Öyle agresif oldum ki tahammülüm azaldı, enerjim düştü.

Ve bir önceki yazımda bahsettiğim oğlumun huysuzluklarının nedeni anlaşıldı.  Sabah herkesi işine okuluna gönderdikten sonra ağzının içinde içi su dolu sivilceler farkettim. Damakları da şişkin ve kırmızı görünüyordu. Üstelik son 3-4 gündür ağzından kötü bir koku geliyordu ama anlam veremiyordum. Bir çeşit enfeksiyon olmuş. Doktora gitmeye karar verdik ama eşim günlerdir devam eden ses kısıklığı nedeniyle konuşamazdı. Ben arayacaktım ama telefonun sim kartını değiştirememiştim, hala tr hattım takılıydı. Nova bana yapışıktı ve bir türlü yapamadım. Karbonatlı su ile temizleyip öğle uykusuna yatırdım.

Yarım saat dolmadan ağlayarak uyandı. Her iki yanağında kocaman kızarıklık ve şişkinlik olmuş ve gitgide yayılıyordu. Bacağında da vardı. Hemen doktoru aradık ama iki saat sonraya alabildiğimiz randevuda geçmişti. Bekleme salonunda emzirdim hemen ardından yine oldu. Eve gelince emzirdim bir daha. Muhtemelen ağız yarası benden bağımsız oldu ama bu alerjiler sütümdendi. Son üç gün ve gecedir sürekli emmesine rağmen (şimdi anlıyorum ağız yaraları nedeniyle yiyemiyordu, sadece emmek istedi) hiç olmamıştı bu kızarıklıklar. Bugün yediğim farklı birşeyden oldu desem, farklı birşey yemedim hatta doğru düzgün yemek bile yemedim. Muhtemelen strese bağlı reaksiyonlar bunlar. Çünkü dün akşam içimdeki stresi akıtmak için bir sebep yokken eşimle tartıştık, inat ettim ve çok huzursuzdum.

Ağzı için ilaç kullanacağız ama bu kızarıklıklar için ne yapacağım belli değil. Eğer stres sebepliyse kendimi normale döndürmem lazım. Aşağıdaki alıntıda bahsedilen neşeyi yeniden bulmam lazım.

(Yüreğinin Götürdüğü Yere Git-Susanna Tamaro)

Bebeğimin Uyku Eğitimine İhtiyacı Var mı?

08:00:00 2 Comments
Yazının hemen başında belirteyim bu bir kişisel yorumlama yazısıdır. Genel olarak bebeklerin uyku eğitimine ihtiyacı olup olmadığını sorgulamayacağım. Bu bebeğin içinde bulunduğu aile ortamından bebeğin karakter özelliklerine kadar birçok değişken içeren bir mevzu. Sadece kendi durumumu yazarak düşünmek, düşünürken diğer annelere fikir vermek istiyorum.

Son günlerde iki arkadaşım bebeğine uyku eğitimi verdi ve başarılı oldular. Onlar buna ihtiyaç duyduklarını söylemişlerdi ve sonuçtan memnun kaldılar. Benim de kafamda tilkiler dolaşmaya başladı ama içsesim biraz daha bekle diyor. Ve her zaman olduğu gibi içsesim benim öncelikli tercihim.

Kızımda çok fazla uyku sorunumuz yoktu. İlk doğduğu andan itibaren iki en fazla üç kere geceleri uyanır, ortalama 4 saat bazen 6 saate kadar kesintisiz uyuduğu olurdu. Tam ne zamandı hatırlamıyorum ama sonra bu uyanma sayısı bire düştü ve iki yaş civarı da kesintisiz oluyordu (tabi biz uyuken ona bir kere süt veriyorduk, hiç uyanmadan içip uyuyordu yine). 

Şimdi oğlum kızıma göre daha sık uyanan bir bebek. İlk aylarda 3 saatten uzun uyumadı hala öyle gibi. Ancak üç saatten kısa uyuduğu ise çok oluyor. Bazı geceler saat başı uyanıyor, kimi zaman iki saatte bir. Hele son üç gündür ise neredeyse her 40-50 dakkada bir uyandı fakat (muhtemelen) diş sancısı çekiyor. Uykusunda inliyor, inleyerek uyanıyor, kendini oradan oraya atıyor, tekmeliyor, kucağıma alsam/ almasam, meme versem/ vermesem tepkisi değişmiyor. Zor sakinleşiyor ve zor uyuyor. Resmen tükendim, yeni iyileşmiş olan meme uçlarım yeniden sızlıyor :(

Böyle bir gecenin sabahında bu yazıyı yazıyorum çünkü yaklaşık bir saat önceki son dellenmesinden sonra şimdi yanımda mışıl mışıl uyuyor. 

Saat 5 de böyle inleyip ağlayarak uyandı ama bir türlü sakinleşemedi. Meme verdim yine olmadı. Acaba aç mı diye ağlamaları eşliğinde kucağıma alıp aşağı indim süt hazırladım. Sütün çok azını içti demek ki aç değilmiş, sonra biraz sevdim okşadım, sevdiği şarkıyı söyledim. O da yatarken bana eşlik etti. Biraz beşiğindeki çorabıyla oynadı (artık sustum sessizce yatıyordum yanında) gözleri kapanmaya başladı. Tam uyumaya yaklaşmışlen emekledi yanıma geldi boynuma sarıldı ve uyudu. Bir iki dakka sonra benden uzaklaşıp rahat bir pozisyon aldı. 

E şimdi ben ne diyeyim saatler boyu yorgunluğumun ve sinirimin hepsi uçup gitti ve uyumak yerine bu yazıyı yazıyorum. (Hemen bitirip uyuyacağım)

Genel olarak toparlarsam
- Bebeğim bir sıkıntısı yoksa ve uykusu gelmişse, yatağında sakince yatıp uyumayı bekliyor mu? Evet. Sonunda uyuyor mu? Evet
- Bu diş sıkıntısı başlamadan önce gece uykuları 4-5 saate kadar çıkmış mıydı? Evet. Bence bu süre acıkma süresi için yeterli. Özellikle erkek bebekler daha çok acıkıyor.
- 14 aylık oğlumun doğduğunda 20-30 dakika olan ağır uyku süresi bu sıralar 45-60 dakika arasında birşey. Dolayısıyla bu döngüde uyanıp tekrar uyuyor. Bebeklerin bu döngüyü tamamen ayılmadan yapmaları umulur. Gece ve gündüz uyurken (gündüz eğer ses veya rahatsız eden bir abla yoksa ) bu döngüyü yapabiliyor mu? Evet. 

Demek ki oğlum uygun şartlar olduğunda kendi kendine uykuya dalmayı, döngüleri sorunsuz sürdürmeyi biliyor. Diğer her durumda bir şikayeti olmalı. Açlık, hastalık, psikolojik korkular bile olabilir. Ve bunlar uyku eğitimi verilmiş bir bebekte de yine olacaktır. Belki tek fark gece beslenmesinin devam edip etmemesinde olacak ama ben gece beslenmesini şimdilik kesmek istemiyorum. Özellikle yürümeye başladıktan sonra gündüz anne sütü alımı günden güne azalmıştı. Anne sütünü hiç olmazsa gece alsın, devam etsin istiyorum. Karın doyurmaktan ziyade şifası için.

Doğumu daha dün gibi gelen oğlum 1 yaşını 2 ay geçti. Uyku, emzirme gibi daha çok bebeksel meseleler diyeceğimiz sorunların ömrü 1,5 en fazla 2 yıl. Dolayısıyla kendiliğinden düzene girmesi için çok zaman kalmadı zaten. Kızımda olduğu gibi oğlumun da bu süreçleri kendi isteğiyle değiştireceğine, hazır olduğunda yapacağına inanıyorum ve sabırla bekleyeceğim. Tabi onun sakin huzurlu bir ortama sahip olması, duygusal ve fiziksel olarak tatmin olması için elimden geleni yaparak. 

6 Mart 2016 Pazar

47. Ay: Yeni Yaşına 1 Kala

21:44:00 1 Comments

Güzel yavrum,

Bu ay mektubunu, neredeyse iki hafta gecikmeli yazarak rekor kırdım sanırım :( Ama mazeretim var :) Ay dönümünün ertesi günü tatil için İstanbul'a geldik. Bu yüzden öncesi ve sonrası epey yoğun geçti hepimiz için. 

Bu ay içinde yaptıklarını düşününce aklıma en çok evde oluşumuz geliyor. Yine kısa gezilerimiz, hafta sonu aktivitelerimiz oldu ama hafta içi çoğunlukla evdeydik. Amsterdam'da hava genelde çok soğuktu. Karla karışık yağmur yağdığı zamanlar oldu ama soğuğu kar soğuklarından daha fazlaydı. Fırtınalı rüzgarlı soğuklar. Bu yüzden evde kalmak daha cazipti. Gerçi evde olmaktan memnunsun, bol bol boyama ve çeşitli aktiviteler yapıyorsun. Fakat en çok yaptığın şey hediye hazırlamak/ paketlemek oldu bu ay. İstanbul'a gideceğimiz için, yaklaşan doğum günün için durmadan her gün hediyeler hazırladın, paketledin ve onlara gözün gibi baktın. Hergün sevdin okşadın, bazen de öptün :)

Evet 4 yaşına bir ay (hatta bugün itibariyle 17 gün kaldı. Hollandalı çocuklar için 4 yaş müthiş önemli bir yaş oluyor. Artık okul değiştirecekler, bir çok kursa katılabilme hakkı kazanacaklar, bir nevi büyüme basamağı atlamış olacaklar çünkü. Sen de bunu sabırsızlıkla bekliyorsun aylardır zaten. Biz de en az senin kadar heyecanlıyız ve bir çeşit gurur hissediyoruz. Takip eden günlerde bizi heyecanlı olaylar bekliyor.

Yukarıdaki fotoğrafta, şimdiki okulunda en sevdiğin arkadaşlarınla berabersin. Sırayla; Kay, Elias, sen, Elan ve Yana. Elan, Yana'nın kardeşi araları bir yaş civarı o yüzden aynı sınıftalar. Fakat Yana ile senin aran 5 gün ve yakında ikinizde aynı yeni okula geçmiş olacaksınız.

Fotoğrafı çektiğim sabah, evdeki oyuncak atlarını okula götürmek, arkadaşlarınla paylaşmak istedin. Biraz da okuldaki oyuncak atlardan alıp beraber oynadınız. Arkadaşlarınla oyuncak paylaşma konusunda artık daha rahatsın.

Seni çok seviyorum canım kızım
İstanbul

Açlığını Dinleyerek Zayıflamak

00:00:00 3 Comments
Daha önce kilo vermeye başladığımı yazmıştım burada. ( http://ge-ce.blogspot.com.tr/2016/01/3-kilo-ver-3-kilo-al-nereye-kadar.html) O yazıdan sonra vermeye devam ettim. Son bir haftadır annemin evinde biraz almış olabilirim ama (gerçi çok gibi gelmiyor tatil sonunda daha iyi anlayacağım) artık çok dert etmiyorum. Kendime güvenim geldi, verdim yine verebilirim diye düşünüyorum ve bu yüzden rahatım :)

Zayıflamak için özel bir diyet yapmadığımdan bahsetmiştim, fakat yaptığım birşey vardı; açlığımı dinlemek. Böyle bir zayıflama metodu var mı bilmiyorum, herhangi bir yerden fikir almış değilim. Sadece hamileyken aşerdiğimiz şeylerin, aslında vücudumuzun o sırada ihtiyaç duyduğu vitamin ve besinleri içeren yiyecekler olduğunu duymuştum. Ve bu bilgiye gönülden inanıyordum. Yani hamileyken canın turşu çekiyorsa, bunun nedeni turşunun içindeki folik asidi almaktı. 

Bundan başka çocuklarda da bu özelliğin iyi çalıştığını okumuştum. Carlos Gonzales, çocuğu zorlamayın acıktığında vücudunun ihtiyacı olan şeyleri yiyecektir diyordu. Sonra düşündüm, peki daha anne karnında bebekken bile sahip olduğumuz bu içgüdü hala mevcut mudur? Yetişkin olduğumuzda da bedenimiz ihtiyacımız neyse onu arzu eder mi? Etmiyorsa neden etmez, bu mükemmel kurgu nasıl bozulmuş olabilir?

Tabi bu soruların yanıtlarını hala bilmiyorum. Mantık yürüterek, bedenimizde hala bu işlevin olduğunu ama bizim onu dinlemeyi bıraktığımız veya farklı sebeplerden ötürü sinyalleri karıştırdığımız yargısına vardım. Ve canı gönülden bunun hala çalıştığına inandım. Denemekten birşey kaybetmezdim. 

Yaptığım sadece şu, karnım acıktığında (her ne zaman acıkıyorsa, gece gündüz ve saati ne olursa olsun) şöyle içime dönüp canım ne yemek istiyor onu anlamaya çalışıyorum. Peynir ekmek mi, tatlı mı, salata mı, sevdiğim başka bir yemek mi? Pek tabi ki her canım istediğinde onu bulamayabiliyorum ama resmen artık içime işliyor o (aynı aşermek gibi), takip eden birkaç günde onu yemeye uğraşıyorum. Günlük menüleri hazırlarken de bu güdülerime göre hareket ediyorum. Pek tabi ki evde diğer yiyiciler de var, onlar da çoğunlukla bana uyuyorlar ama arada kendim için ayrı yaptığım da oluyor.

Açlığı dinleme konusunda bir zaman alıştırma yapmak gerekebilir. Çünkü günlük beslenmemiz çok fazla dış etkenle yönetiliyor. Bunların başında psikolojik kaynaklı yiyişler geliyor. Can sıkıntısında tatlıya düşmek, vakit yokluğunda ağıza ne bulursak atmak, kalmış yiyecekleri çöpe gitmesin diye yemek, az yemek var diye ekmeğe dadanmak, dışarıda restoranların önünden geçerken kokuların cazibesine kapılmak... gibi. Bunların hiç birinde açlığımızı dinlemiyoruz. Ve ne yazık ki belki de yıllardır beslenmemizi yöneten unsurlar bunlar, en azından benim öyleydi. Bazılarının cazibesine karşı durmak gerçekten zor ama, artık bedenimin çöplük olmadığını, mideme ne bulursam doldurmak yerine kendime özen göstermeyi kendime ilke edindim. Çöpe atılmasın diye yediğimiz yiyeceklerin uzun vadede bedenimize zararları, çöpe atılacak şeyin zararından daha fazla. Diğer yandan sonraya saklamak, hayvanlara ayırmak gibi seçenekler de mümkün.

Böyle yapınca, davetlerde falan bile herşeyi yemek istemiyor insan. Tadına bakılıyor ama menüdeki en cazip şeye (o an canın çektiği şey) odaklanıp onu yiyorsun mesela. 

Ne kadar yiyeceğin konusu da yine benzer mekanizmayla çalışıyor bende. Tamamen tatmin oluncaya, o his geçinceye kadar yiyorum. Şimdi bu yazıyı okuyunca benim canım hep şunu çeker, o zaman onu yerim diye düşünebilirsiniz belki ancak öyle değil. Sadece açlığımı dinleyerek şaşılacak derecede dengeli beslenmeye başladım, demek ki bedenimiz gerçekten işini iyi biliyor.

Deneyip denememek size kalmış ancak kaybedilecek hiç birşey yok. Bu durumda takip edeceğiniz şey, diyet listeleri yerine içgüdüleriniz olacak ve zorla yenilen diyet yemeklerinin yerini keyifli öğünler alacak.
 

2 Mart 2016 Çarşamba

Çocuklu Hayatın Değiştirdikleri

22:55:00 6 Comments
Yazılmayı bekleyen konular taslaklarımda her geçen gün arttığı için azmettim bu hafta sıkı çalışacağım. Daha önce sevgili Gri Lady bir yorumda bazı sorular sormuştu. Bunları cevaplamak istiyorum bu yazımda.

Çocuk olduktan sonra evliliğin gidişatı - özellikle ikinci bebekle eşler arasındaki iletişim ne halde oluyor çok merak ediyorum...
Çocuktan sonra çiftler arasındaki ilişkinin değişmemesi imkansız sanırım. Fakat bu değişim illa ki olumsuz yönde olacak diye birşey yok. Aslında çocuk olmasa bile yıllar geçtikçe ilişkiler değişir, dönüşür ve çiftler arasındaki duruma göre bağlar güçlenir veya zayıflar. Biz eşimle ilk gençlik yıllarımızda tanıştık ve beraber büyüdük diyebilirim. Çocuktan önce de çok fazla konuşan (bizi tanıyan herkesin tepkisi ne konuşuyorsunuz bu kadar çok olurdu) bir çiftik. Şimdi neredeyse hiç konuşamıyoruz diyebilirim :) Sağolsun kızımın çenesi epey düşük, onlar uyanıkken fırsat vermedikleri için, uyuyunca da ses olmasın diye konuşamıyoruz. Fakat gözlerimizle iletişim kurma becerimiz arttı bak :)

Bunu ayrı bir yazı olarak yazacaktım ama burası tam yeri olacak. Eşler arasındaki ilişki iki çocuklu durumda, tek çocuklu durumdan daha iyi oluyor bence. Neden derseniz, her ne kadar ilgili bir baba olursa olsun, tek çocuklu iken çocuğun yükünün çoğu anne üzerine kalır. İlk başta geceleri kalkıyorsa da zamanla kalkmaz olur, oyun oynama dışında bir çok sorumluluk annenin üzerindedir. E bu da haliyle annede sinir krizlerine sebep olabilir :) Fakat iki çocuklu olunca (etrafta yardımcı kişiler olsa dahi) babanın sorumluluğu daha çok artıyor. İlk çocuğun neredeyse tüm yükü babaya kalıyor. Böylece baba annenin halini anlıyor, anne de kendi koşturup dururken yan gelip yatan bir baba profili görmediğinden sinirlenecek bir durum oluşmuyor :) 

Ben iki çocuklu olduktan sonra eşimle aramızdaki dayanışmanın/paslaşmanın ciddi bir ölçüde arttığını gördüm. Bu bizi birbirimize daha da bağladı, çok iyi bir takım olduk. Görev dağılımı açısından bakarsak ikimiz de anne kıvamında çalışıyoruz diyebilirim. Bu yaşadığımız tecrübe sonunda gerçekten benim halimi anlıyor. Yorgunsam bunun nasıl birşey olduğunu biliyor, çok yoğun bir güne rağmen formumdaysam gücüme hayran oluyor. Kısacası olumlu bir etkisi var. Tabi yine arada sürtüşmeler oluyor mu oluyor. Ama artık o da biliyor ki bazen patladığımda, çoğunlukla sebebi stresimi atmak için, çünkü ondan başka kişi yok etrafımda. 

Birbirimize fazla zaman ayıramıyoruz, eskiden yaptığımız bazı şeyleri bazen ah ne güzeldi diye anıyoruz ama biliyoruz ki 2 yaş civarı nispeten düzene giriyor birçok şey. O zaman yaparız diyoruz. Buna rağmen mutsuz değiliz, çocukların ikisini de alarak arada ben ona, o bana zaman yaratmaya çalışıyoruz.

Çocuklu hayatın dinamikleri neler mesela ?
Bu soruya cevap vermek için hayatın dinamiklerinin ne olduğuna baktım googledan itiraf edeyim. Dinamik deyince aklıma sadece fizik geliyor :) Doğrusu hayatın dinamikleri kavramı benim için hiçbirşey ifade etmiyor, bunu tanımlayamıyorum. Hayatın olmazsa olmazlarını kastediyor sanırım ama bunları sıralamak da çok zor benim için. Çünkü ben her konuda değişime inanan, bunu gözlemleyip ona göre hareket eden, durmadan bukalemun gibi değişen bir anneyim bana göre. Bu yüzden çocuklarıma karşı olmazsa olmazlarım pek yoktur, durumu en iyi şekilde kurtarmak şeklinde oluyor hedefim genelde. Fakat anne baba olarak hepimizin yapmak zorunda olduğu şeyler var ki bunlar çocukların güvenliğini, fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak, yeme, içme gibi yaşam haklarını sağlamak, özgürlük gibi insani haklarını kollamak gibi. Bunlar da sadece bana has şeyler değil zaten.

Diğer yandan çocuklarıma uygulama konusunda hassas olduğum şeyler var. Onları birey olarak görmek, sevildiklerini sık sık hissettirmek, sık sık sarılmak, mutlu olmaları için elimden geleni yapmak, özgüvenli, ahlak ve vicdan sahibi yetiştirmek, kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak, mutlu bir çocukluk geçirmelerini sağlamak, sağlıklı yiyeceklerle beslemek gibi. Bu konudaki gayretlerimiz her zaman kusursuz değil belki, veya ritmik bir düzeni yok. Fakat dengeyi kurmaya çalışıyor ve sürdürmeye gayret ediyoruz.

Anne oldukta sonra mutluluk anlayışınız değişti mi ? Değiştiyse ne yöne doğru değişim gösterdi ?
Önceden de fazla kafaya takmayan biriydim. Bunu umursamazlık anlamında değil kendi sağlığım için buna gayret ettiğim için yapıyordum. Fakat pek tabi ki çocuk olunca herşey değişiyor. Onların iyi olmasından başka tüm ayrıntılar önemini yitiriyor. Buna karşın daha kolay kahkaha atan, daha rahat biri olduğumu söylemeliyim. Çocukların her gülümseyişi, çabaları, konuşmaları, tavırları mutluluk sebebi benim için. Varlıklarından yayılan o saf ışığı hissedebiliyorum artık kolayca. Ve o ışık kesinlikle bana çok iyi geliyor.

Hayatınızı sil baştan yaşama fırsatınız olsa kazandığınız en büyük tecrübeler neler ve neleri daha faklı yapmayı denerdiniz?
Çok klasik bir cevap olacak ama değiştirmek istediğim birşey yok. Bazen geç anne olduğum için bu mutluluğu daha önce tatsaymışım diye düşünüyorum ama o zaman belki şimdiki anneliğimden farklı bir annelik tecrübem olacaktı bilemem. Bu yüzden şimdiki halimden memnunum. Genelde geçmişimde pişmanlıklar biriktirmemeye çalışırım. Yaşadıysam geri adım atıp düzeltmeye çabalarım, geçmişin yükünü yüreğimde taşımamaya gayret ederim. Artık ne kadar becerebilirsem... Ancak iç huzurumun yerinde olduğunu söyleyebilirim ki bu da benim için yeterli zaten.

1 Mart 2016 Salı

Çocuklarla Nasıl Geziyorum(z)?

21:29:00 4 Comments
Eski yazılarımdan birinde çocuklarla nasıl gezdiğimizi merak etmişti bir arkadaşım. Bu konuyu yazmam ayrıca ilerde benim için bir hatıra olacak, o zaman hadi bakalım :)

Gezmelerimizi birkaç kategoride sınıflandırmam gerek. 

1- çocuklarla tek başıma kasabamız içinde yaptığımız geziler

Kasaba içinde yaptığımız geziler çoğunlukla, okula, markete, kütüphaneye, ormana ve içindeki çifliğe, parklara oluyor ve süresi 3 saati pek geçmiyor. Bunlar genelde bisikletle oluyor, ön koltukta oğlum arka koltukta kızım şeklinde. Bazen oğlum bebek arabasında kızım da yürüyerek gideriz. Evden çıkış faslımız tam bir curcuna olsa da dışarda olmayı çok seviyorlar. Hazırlığımız, genelde tüm montları ayakkabıları kapının yakınına koymamla başlıyor, yakalayıp yakalayıp giydiriyorum ve çıkıyoruz. Kızım oyununu bırakıp hazırlanma konusunda tembel hayvandan farksız. Oğlum da gezmeye gideceğini anlarsa daha düzgün davranabiliyor. Bunun için bay bay yapıp gezmeye gideceğimizi anlamasını sağlıyorum. Kapıdan çıkıp kapıyı kapatınca rahatız. Genelde yanıma hiç oyuncak almam (bebek arabasına da bir oyuncak takmam, gerek yok etrafa kuşlara doğaya bakıversin) durmazsa sopalar taşlar yapraklar ile desteklerim ki zaten kızım dışardan böyle şeyler toplamaya bayılır, o eline alınca illa kardeşi de ben de isterim diye tutturur. Evde ve kapının girişinde bir biriktirme köşemiz var, topladıklarını dönüşte buraya bırakırız. Bu gezilerde çantamda bir meyve veya bisküvi, su, ıslak mendil, 1-2 bez (kızıma da bazen gerekiyor) oğlana bir takım kıyafet bulunur. Eğer okula gidiyorsak bir anahtar ve telefon ile çıkarım.


2- çocuklarla tek başıma kasaba dışı yaptığım geziler
Araba kullanmadığım için eşim yokken yaptığımız gezilerde toplu taşıtları kullanıyoruz. Genelde otobüsle başka ilçeye ya da Amsterdam merkeze gidiyoruz (çoğunlukla alışveriş, bazen arkadaş toplantısı). Hazırlanma faslımız bu durumda biraz daha kritik bir hal alır çünkü pek de sık olmayan otobüsleri kaçırmamak için acele etmem gerekir. Kendimi, çantayı ve gerekenleri önce hazırlarım çocukları da otobüs saatinden yaklaşık yarım saat önce giydemeye çalışırım. Genelde kızımı "hadi"lerle zorla hazırladıktan sonra, oğlanı bebek arabasına, kızı da bebek arabasının arkasına takılan ayakta durma aparatına koyup (bizim tabirimizle rokete, çünkü rokete binip pırrr diye havalanıyoruz) yaklaşık on dakika uzaklıktaki durağa (evet ne yazık ki epey uzak) adeta koşarak gidiyorum. Kan ter içinde otobüse yetiştikten sonra koltuklara oturuyoruz ve etrafı izleyip konuşarak gidiyoruz. Bu geziler de maksimum 4 saat sürer. Yanıma aldıklarım bir öncekiyle aynıdır. İlave bir tatlı yiyecek daha alırım (küçük kutuda kuru üzüm, şeker yada minik bir çikolata) çünkü kızım, gittiğimiz yerlerde muhtemelen dükkanlarda bu tip şeyler görecek ve isteyecektir. Yanımda bulunması daha kontrollü oluyor. Gezerken oğlum bebek arabasında durur (önceden böyleydi ama on gün kadar önceki benzer gezide hiç durmadı anam ağladı resmen, yürüyüp kaçmak istiyor). Gerçi ben sürekli saatlerce oturtmam mutlaka hevesini alsın diye uygun yerlerde durup yürümesine izin veririm. Dolaşırken uygun yerlerde kızım elimi tutmadan yürüyebilir ama araba ve bisiklet yollarının yakınlarında, kalabalık yerlerde mutlaka elimi tutmak zorundadır. 

3- çocukları eşimle birlikte götürdüğümüz şehir içi (veya günü birlik ülke içi) geziler

Eşim olduğu için bu gezilerimiz genelde arabayla yapılır ve içeriği dışarıda kalacağımız saate göre, yapacağımız aktiviteye göre değişir. Genelde bu gezilerimiz çocuk odaklı geziler olsa da, son yarım yıldır gelişen sosyal çevremizle birlikte arkadaş ziyaretleri de olabiliyor. Her cumartesi sabahı da 915 de kızımın balesi için evden çıkmamız gerekiyor. Aslında bizden başka hiç bir çocuğun hem annesi hem babası gelmiyor aynı anda (genelde babalar götürüyor) ama benim canım gezmek istediğinden gidiyorum. Bitişinde hep beraber pazara (Albert Cuyp markt yakınında) veya alışverişe gidiyoruz çoğunlukla. Eşim olduğunda dışarıda çocuklara dikkat ederken görev dağılımı yaparız, ikimiz de birer çocuğa dikkat kesiliyoruz. Yanımızda bebek arabası, arabada oyalamak için oyuncak ( günden güne iyiye gidiyor ama genelde Nova arabada bağlı durmaktan hoşlanmıyor, bir de eşref saatine denk gelirse oturtmak çok zor), o gün yapacağımız aktiviteye göre kıyafet (açık hava ise yedek kıyafet, havuz ise mayo vs), bol yiyecek (ekmek, peynir, galate, meyve, tatlı, bazen biberonla süt, su, eğer restoran bulamayacaksak kendimize sandviç, su) hazırlarım. Evden çıkmamız yine öncekilerle benzerdir, bol hadili bir diğer çıkış hikayesi :)

4- konaklamalı şehirler arası veya ülkeler arası geziler.

Çocuklarımız uzun süren araba yolculuklarına tahammül edemediklerinden uzak yerlere seyahatlerimiz genelde uçakla oluyor. Araba yolculukları ise 1,5-2 saatten uzun olmadı henüz iki çocuklu hayatta. Genelde bu yolculukları uyku saatlerine denk getirmeye çalışırız (tabi büyüğü artık gündüz uyumuyor, eskiden öyle yapardık ona da). Bazen denk gelir bazen gelmez ama seyahat öncesi aman denk geldi/gelmedi, durmayacak kaygısı yaşamıyorum artık (evet ilk anneliğimde 2-3 uçuşta yaşamıştım). Şimdi kızımın uçuşlarının sayısını bilmiyorum herhalde 30 dan fazladır, oğlumun da şuan bulunduğumuz tatilden dönünce 10 olacak daha 1 yaşında. Uçuş öncesi özel bir hazırlık yapmıyorum artık. Kızıma boyama veya sticker kitabı (gerçi uçakta verilenleri yapıyor artık veya uçaktaki ekrandan birşey izliyor ancak kulaklıklar uymadığı için pek başarılı olamıyor, camdan dışarıyı izliyor, bazen kendi kendine şarkı söylüyor) oğluma da sevdiği bir kitap bir minik araba o kadar. Son uçuşta ikisini de kullanmadı kumandayla plastik bardaklarla falan oynadı :) Genelde bu yolculuklarda bir bebek arabası (daha önceden bir de sling) alırız, kıyafet olarak eskiden fazla fazla alıp boşuna taşıyıp akıllandıktan sonra çok az miktarda.  4 kişi bir büyük boy bavula sığabiliyoruz. 

Çocukların kıyafetlerini alırken dikkat ettiğim birkaç ayrıntı var fazla olmaması için. Mesela soğuk ve ılık havalar için aynı anda kullanabileceğim şeyler alırım. Şimdiki seyahat için konuşursam, çocukların birer montu ve birer polar hırkası (oğlumun ekstra bir ince yağmurluğu) var. Eğer hava ılık olursa dışarı çıkarken hırka yeterli, soğuk olursa uzun kollu penye tişört ve mont. Çok soğuk olursa diye örgü kazak almadım, bunun yerine mont içine örgü kazak yerine penye ve polar hırka yeterli, çok kalın pantalon almadım gerekirse içine ince pijama ve normal pantalon yeterli. Bu şekilde her sıcaklığa ayrı kıyafet değil de kombine edilebilir şekilde ayarlıyorum. Genelde çocuklar için kıyafet sayısını (yıkama imkanım yoksa) her gün için bir takım +2-3 fazlası şeklinde ayarlarım. Kendimize de minimum sayıda alırız.

Yol çantamda yine benzer şeyler bulunur ama bu yemek temin edip edemeyeceğimize göre değişir. Kalacağımız yerde tüketmek üzere özel bir hazırlık yapmıyorum, sadece kızım sevdiği için çiğ badem ( genelde kavrulmuş bulunuyor) ceviz fındık gibi yemişleri, ne olur ne olmaz diye hüp diye çekilen meyve pürelerini yedek olarak alıyorum. Bunun dışında acil sağlık ihtiyaçları olarak yara bantı, mor kremimiz (lansinosh), paracetamol, kansuk fitil, mini boy pişik kremi hep çantamda bulunur.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar, yazı da epey uzun oldu zaten. Okuduğunuz için teşekkür ederim :)