29 Haziran 2013 Cumartesi

Lekeli Bebek Kıyafetlerini Temizlemek. Öncesi ve Sonrası

14:08:00 29 Comments
Daha once burada ve burada bebek kiyafetlerinde sabun ve sabun tozu kullandigimdan bahsetmistim. Cok da memnun oldugum icin cevremdeki ve internetteki herkese tavsiye ediyorum. Fakat insanlar genelde sicak bakmiyor ya da ozel leke cikarici ozellikteki deterjanlardan almaya daha megilliler gordugum kadariyla. Ben de dun kizimin en kirli kiyafetlerinden birkacini bloga koyabilmek icin hizlica yikadim. Normalde hic lekeli olmayanlari suya basmiyorum, lekeli olanlari suya basip hafifce sıkıp diger lekesizlerle birlikte ayni anda makinede 40 derecede yikiyorum. Makinenin deterjan gozunde yine sabun tozu var. Resimlerdeki camasirlarda ise, sadece suya basma ve durulama yapildi, ayrica makinede yikamadim ve cok kisa sure tuttum bir saat kadar. Genelde isim oldugu icin daha uzun sure kalabiliyor. Legene sabunlu sicak su hazirliyorum ama dun bu isi hizlandirmak istedigim icin lavabonun icine bastim. Once sicak su ile sabun tozu ekleyip beyaz su hazirliyorum.



Kiyafetler suya basilmis halde duruyor. Normalde su soguyana kadar durmasi yeterli.


Artik altini alirken kactigi icin bazen iyi baglayamiyorum. Kaka pacalarindan tasmis ve ben farketmemisim kurumus. Suya basmadan oncesi ve sonrasi. Citileme yok.



Bulabildigim en lekeli onlukler. Birinde salcali yagli yemek lekesi digerinde cilek lekesi var.


Daha suyun icinde iken bembeyaz olmus. yemek lekesi biaz kalmis ama normalde makinede yikayinca tamamen cikiyor.

Seftali lekesi ve tukenmez kalem.

Soldaki sudan cikardigimdaki ilk hali. Lekeler biraz kalmisti. Sonra elime alip beyaz sabunu biraz surdum ve lavabonun altinda hafifce citiledim. Kalem lekesi tamamen cikti, seftali lekesi cok az bisey kaldi. Makine yikamasinda o da gidecekti. (sagdaki resimde leke var gibi duruyor ama islak oldugu icin alt kattaki kuslar gozukuyor)


Bu sa salcali yemek lekesi. hic bir citileme olmadan tamamen cikmisti.

Uzun zamandir tum camasirlarimi bu yontemle yikadigim icin artik bana oldukca kolay geliyor. Helo genelde dolasirken yemek yedigi icin elini surdugu ortuler, carsaflar da hep bu sekilde yikaniyor. Cok buyuk parcalar ise lekeli yere sadece sabun surup yikiyorum. Suan hic bir kiyafetimizde leke yok ve lekelendiginde cikmayacak kaygisi da tasimiyorum. Gerci cikmasa da umrumda degil ama bazen zor lekeler ilk defada olmasa bile ikinci dongude mutlaka temizleniyor. Bu gune kadar ispirtolu kalemin murekkebini tam anlamiyla cikaramadik ama bu sabah baktim o kiyafetindeki leke de oldukca azalmis, yakinda tamamen biter.

Bunlari herhangi bir cikarim oldugu icin yazmiyorum. Sabun tozu markasi falan da vermedim gordugunuz gibi. Buyuk beyaz kalip sabunlar ve bunlarin sabun tozlarini kullanabilirsiniz. Tek dikkat edilecek olan sabunun suda erimesi. Bazi sabun tozlari denemistim suda kolay erimiyor, taneler halinde kaliyor. O yikamalarda basarili olamadim.

28 Haziran 2013 Cuma

Bebeğe Kendi Eliyle Yiyebileceği Yemek Önerileri

13:31:00 5 Comments
Erken mi geç mi bilemiyorum kızım 10. aydan itibaren tüm yemeklerini kendi yemek istiyor. Tabi eline ısıracak yiyecekler vermem 6. ayda başladı ama kendi yemesinden kastım tamamen kendi yemesi, ben beslediğimde ağzını açmıyor, beslememi istemiyor.

Bu durumda benim için, bu güne kadar en çok kafa yormak zorunda kaldığım süreç başladı. Her gün kendi başına elleriyle yiyebileceği ne pişirsem derdi. Kaşığı daha tutamadığı için, çorbalar, sulu mamalar tarih oldu. 

Aslında buraya yazacaklarım öyle nadir bulunan tarif ve fikirler değil. Fakat önceden pişirdiğim halde kendim bile ne pişireceğim sıkıntısı yaşıyorum ve aklıma gelmiyor. Bu yüzden kendim için bir not almak, benim gibi hissedenlere fikir vermek, yorumlarla ilaveler yapılırsa yeni ilhamlar almak için yazıyorum. Tüm fikirleri  aynı yazıya listeleyeceğim, bir sırası yok aklıma gelenleri yazıyorum. Zaten telefondan yazdığım için düzenlemek zorluyor.

Yumurta

>> Haşlanmış katı yumurta
>> çeşit çeşit omletler ( genelde peynir, ekmek kırıntısı ile karıştırıp yaptığım omlet, ekmek de içerdiği için kolayca yeniyor. Ufak parçalara bölüyorum tabakla önüne veriyorum)
>> rafadan pişmiş yumurta sarısına bulanmış mimik ekmek lokmaları
>> yumurtalı ekmek ( çırpılmış yumurtaya biraz süt veya yoğurt ekleyip, ekmeği bulayarak az yağda kızartıyorum, ufak parçalara bölüp veriyorum)

Sarma yiyecekler

>> zeytinyağlı veya kıymalı yaprak, lahana vs sarması. Sarma uzun ve ince olursa daha kolay yenebilir
>> yufka sarmaları. Sigara böreği şeklinde bir çok yiyeceği verebilirsiniz. Haşlanmış sebzeleri ezip peynirle ve uygun baharatlarla karıştırıp harç yapabilirsiniz. Yine tavuk ve sebze karşımını püre yaparak, kıymalı sebzeli harç hazırlayarak yapılabilir. Genelde harçları mümkün olduğunca zengin yapmaya çalışıyorum. Mesela sadece patates değil içine havuç, pırasa vs katmak daha vitaminli oluyor.

Sulu yemekler

Sulu yemekleri de tüketiyoruz elbet ancak elleriyle ısırabileceği veya tek tek alabileceği halde olmak kaydıyla. Bezelye, kuru fasülye, nohut gibi yiyecekleri susuz halde tabağına koyuyorum. Taze fasülyeleri uzun uzun ısıracak şekilde, yemeğin içindeki patates, havuç gibi şeyleri de tekli lokmalar büyüklüğünde hazırlıyorum. Genelde suyunu yemiyor ama nadiren yemek suyuna bandırılmış ekmek lokmaları da yiyiyor.

Et tavuk balık

>> tabi ki köfte en kolay yenebilecek hali etin.
>> minik doğranmış etler kavurma şeklinde pişirilebilir
>>biftek tarzı etleri genelde uzun uzun keserek veriyorum çubuk şeklinde yemesi daha kolay.
>> shinitzel tarzı tavuk ve balığı ufak lokmalar halinde 
>> diğer şekillerde pişmiş tavuk ve balığı yine yiyebileceği boyutlarda keserek veriyorum
>> ayrıca hem balık hem tavuktan köfte yapılabilir
>> tavuklar minik minik doğranıp az yağda kavurma yapılabilir
>> un+yumurta+su+kabartma tozu ile hazırladığım harca kuşbaşı tavukları bulayıp kızartıyorum, puf puf tavuklar oluyor, özellikle sarımsaklı baharatlı yoğurt sosu ile çok lezzetli oluyor.
>> bir önceki kızartma mantığı, mantar, karnıbahar, haşlanmış havuç gibi sebzelere de uygulanabiliyor.

Sebze köfteleri& mücver

Kızım, sebzeleri tabağında birkaç çeşit varsa önce onlardan başlayacak kadar çok seviyor ama haşlanmış halde sade sebzeleri pek sevmiyor. Neredeyse tüm sebzeleri uygun lezzette olanlarla karıştırıp mücver ve köfte yapıyorum ben de. Mücver yağda kızartıldığı için ağır oluyor derseniz top top şekiller verip fırında da sebzeli toplar yapılabilir. Sebze topları ile mücver arasındaki fark, elle şekil vermek için daha  fazla kıvam verici içermesi. Kıvam verici olarak un, ekmek kırıntısı, galete unu, haşlanmış pirinç kullandığım seçenekler. Bu yüzden mücver vitamin açısından daha zengin iken, fırın topları karbonhidrat açısından zengin oluyor. Onun dışında ikisinin de mantığı aynı, sebzeler rendelenir (ya haşlanıp ezilir) yumurta ve kıvam verici eklenir, uygun baharatlarla zenginleştirilir -ben çoğunlukla peynir de katıyorum-, pişirilir. Peki hangi sebze kombinasyonları mümkün yazayım.
>> patates havuç
>> patates havuç pırasa
>> kabak dereotu
>> kabak havuç
>> karnıbahar
>> karnıbahar havuç patates soğan (yada pırasa) 
>> ıspanak
>> ıspanak patates havuç
>> bezelye patates havuç
>> brokoli havuç patates
>> brüksel lahanası pırasa patates havuç
>> sadece pırasa ve peynir

Bütün kombinasyonlara biraz kıyma ilavesi de yapılabilir.

Meyve-kuru meyve

Eğer meyveler çok sulu değilse (elma, armut, muz..) ısırarak yiyeceği şekilde eline, sulu ise (portakal, mandalina, çilek, kiraz, ufak lokmalar halinde veriyorum. Sulu meyveleri bütün verirsem genelde gezerek yediği için aşırı batıyor heryer. 

Kuru meyvelerden kuru üzüm, yaban mersini ve ceviz favorilerimiz. Bazen badem (cevize göre daha sert zorlanıyor) , şam fıstığı da oluyor.

İçecekler

Eğer dökülmeyen bir bardak (suluk vs) varsa -ben bir çok suluk denedim en son tchibodan sert plastik kapaklı pipetli bardaklardan almıştım- kendi kendine içebileceği içecek seçenekleri

>> elbette süt, meyve suları ve ayran
>> malzemeleri iyice rondodan geçmiş cacık
>> meyve+süt veya meyve+ayran karışımlı shake ler. Ben bazen içine hindistan cevizi de katıyorum. 
>> limonata, ılık ve soğuk bitki çayları, yeşil çay, ice tea
>>meyvesi blenderdan geçirilmiş kıvamlı hoşaflar
>> yine birkaç meyveyi blenderdan geçiçerek elde edilmiş koyu kıvamlı taze meyve suları

Krep, börek, kek vs hamur işleri
>> sütlü yumurtalı krepleri minik daireler şeklinde ( uğraşmak isterseniz hayvan şekilli) yapabilirsiniz
>> her türlü kek poğaça kurabiye ( içeriği size kalmış), mümkün olduğunca zengin içerikli olursa daha iyi
>> minik gözlemeler, minik poğaçalar

Bu yazıyı günlerdir ilavelerle yazdım, şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin de unuttuğum fikirleriniz varsa bekliyorum.

Sevgiler, miniklere bol iştahlı günler :)



27 Haziran 2013 Perşembe

Fizik Beni Çağırıyor

13:54:00 4 Comments
Çok değil bir kaç ay önce bu hislere yeniden düşeceğimi hayal dahi edemezdim. Ancak içimden geçiyordu, gün gelecek deli gibi işimi özleyeceğim. 

Kızım dünyaya geldikten sonra üniversiteden iki yıl olan ücretsiz izin hakkımın bir yılını aldım. İznimin dolduğu sırada Hollanda'ya taşındık. Hem burada  ne kadar kalacağımız belli olmadığı için hem de üniversite son yıllarda yaşadığım sıkıntıların etkisiyle işimden ayrılmaya karar verdim. Gerçi kadromla ilgili sorunlar da vardı (bknz yökün 50-d kadrolarına yaptıkları, itüde atılan asistanlar vs) ama sorunlar olmasa bile geri dönmeye içim elvermiyordu.

Hollanda'da taşındığımız yer Amsterdam'ın Badhoevedorp isimli kasabası. Burada bir çok cadde ve sokağa benim çalışmalarımda sık sık haşır neşir olduğum bilim adamlarının isimleri verilmiş.

Bu sokakların birinden yada bir kaçından neredeyse her gün geçiyorum. Aklım takılıyor, özlüyorum. Sabahlara kadar ders çalışmak istiyorum. Uzun bir süredir hiç bir şey okumadım fiziğe dair, kafamda kurgular yapıyorum.

İki gün önce posta kutumda fakülteden bir arkadaşımın bazı ödüller aldığına dair bir mail okudum. Branşlarımız farklıydı ama yaşımız aynıydı. Benimle yaşıt birkaç kişi doçent oldu. Ben hala sürünüyormuşum gibi hissediyorum. Gerçi onlar ne evli ne de çocuk sahibi. Öyle olsalardı bu kadar hızlı ilerlemeleri zordu (yaş 33-34) ama içimden bir kıskançlık dalgası geçiyor ne yalan söyleyeyim.

Diğer yandan öyle tezatlar içindeyim ki, hazır evde Helo ile ilgileniyorken bir kardeşi olsa, bir süre ikisine de baksam sonra işe dönsem diye geçiyor kafamdan.   Üstelik yaş da geçiyor. Fakat bu istek sadece mantıklı düşüncelerden ötürü değil,içime bir bebek özlemi düştü hatta birkaç gece önce rüyamda gördüm onu. Yine bir kızdı, Helo'nun bebekliğinin aksine çok saçı vardı ve ismini de söyledim rüyamda Almıla idi.

Bu ismi son zamanlarda olmasını geçtim neredeyse hiç duymadım. Anlamını bile bilmiyordum. Rüyadan sonra baktım hoş bir anlamı varmış.

Fakat daha neredeyse hiç rahatlamamışken yeni bir bebek fikrine eşim sıcak bakmıyor. O da kardeş olsun istiyor bir gün ama ne zaman olmalı, nasıl yetişiriz kaygıları taşıyor.

Ben de iki arada gidip geliyorum. Tabi biz istediğimiz zaman olaylar şıp diye olacak değil. İş meselesi de kardeş meselesi de hayırlı zamanda hayırlısı ile olsun diye dua ediyorum sürekli. Kısmet...

23 Haziran 2013 Pazar

15. Ay Mektubu; Yepyeni Bir Yaşam

21:42:00 6 Comments
Canım Yavrum

Bu ay hem biz hem de ülkemiz yeni bir yaşama adım attı. Ve bu değişim beraberinde bir çok yenilik getirdi.

Taşındığımız yeni evle birlikte bir çok açıdan gelişmeler kaydettin. Ev büyük olması nedeniyle, bol bol yürüyerek, hatta koşarak yürümeni geliştirdin, sürekli peşinden geliyorum ama bazen de bilinçli olarak birkaç dakika yalnız bıraktığım için algılarını geliştirdin. Artık "annemi görmediğimde orada değil anlayışındaki bebeklikten çıkıp, annemi görmesem de biliyorum o yan odada" bilincine sahipsin. Bu yüzden kendine olan mevcut özgüvenin daha da gelişti. Hatta öyle gelişti ki benim yanımda olup olmadığım bile umrunda olmuyor bazen. Bunu bir çocuk yuvası ile görüşmeye gittiğimde öyle çok hissettim ki, geri dönmek istemediğinde, hem "artık eskisi kadar bana bağımlı olmadığın için" hem de "benim yavrum büyümüş yaa inanamıyorum" duygularının etkisiyle o gün bütün gün boyunca ağladım. Şimdilik çocuk yuvası işini askıya aldık ama sana acilen bir oyun grubu arayışına girdik, çünkü arkadaşsızlık seni çok yaralıyor bunu gözlerinde görüyorum. Özellikle kitaplarda, sokakta veya tv de birlikte oynayan çocukları gördüğünde.

Ülkemizde ise, çok üzücü ama sonuçları umut vadeden olaylar oldu. Bu olayları uzun uzun anlatmayacağım. Bir gün merak edersen Gezi Parkı Direnişi diye araştırırsın kızım. Ancak bu direnişte gördük ki, insanlar hak ve özgürlüklerine müdahale edildiğinde demir gibi kuvvetli oluyor. Sen de ileriki yaşamında hakkını aramak için savaş, ancak yanında yer alan/aldığın kişilerin gerçekten doğru kişiler, doğru amaçlar peşinde olduğundan emin ol. Ve şunu unutma ki şiddetle değil akıl ile olsun savaşların.

Ülkemizi idare edenler, son 10 yıldır halka ben ne dersem o olur şeklinde bir tutum sergilediler. Halkın canına tak eden de bu tavır oldu. Aynen benim yuva ile görüşme gününde yaşadığım bilinç sıçraması gibi (o gün ağladım, yakındım ama ertesi gün artık senin büyüdüğünü, yeni bir döneme geçtiğini kabullendim), milletimiz de Gezi Parkı ile bir bilinç sıçraması yaşadı. Devletin baskıcı değil, bireylerin özgür olduğu ama hem canlarının hem de hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir misyon üstlenmesi gerekiyor bundan sonra. Benzer şekilde, biliyorum ki sen de bana artık bebekken olduğun kadar bağımlı değilsin, bundan sonra da giderek azalacak. Ancak seni her zaman koruyup kollayacağım, yeri geldiğinde hakkını aramana yardım edeceğim, daima destek olacağım.

Unutma hayatta daima yeni şeyler olacak, yeni bir duruma geçmek zaman zaman gözünü korkutabilir fakat cesur ol. Yenilikler kötü oldukları için değil, bilmediğin için korkutucudur. Bu aşamada içindeki sesi dinle. Aklın ve kalbin sana yap diyorsa, o adımı atmaktan seni hiç bir şey caydırmasın.

Annen
Amsterdam

3 Haziran 2013 Pazartesi

Önce İnsan!

22:40:00 4 Comments
Ergenlik yıllarımda kendime sık sık hatırlattığım, artık düstur edindiğim bir söz var. Ne olursa olsun her şeyden önemli olan insanın sağlığı ve canıdır. "Bir tehlike anında, o insan kim olursa olsun, yardıma koş, tüm maddiyatını harca, diğer kişiler ne der, ne düşünür, gururuma yediremem vs. düşünme." Bunu fırsat buldukça uyguladım, tanımasam da yardım ettim insanlara.

Bu öncelik sırasını diğer canlıların hayatı, duygu ve düşünceler, maddi eşyalar takip ediyor. Gurur, hırs gibi kişisel duygularım ise listenin en sonunda. Bazen nefsimi çok zorlayan durumlar da oluyor. O zaman yüreğimdeki tüm karmaşaya rağmen durup kendime hatırlatıyorum.

İnsana verilen öncelikte birinci sırayı sağlık alıyorken, kişisel hak ve özgürlükler de ikinci sırada bence. Can hepsinden kıymetlidir. Hak ve özgürlükler de önemli ama cana müdahale olmadığı sürece, her zaman geri kazanma şansı olabilir.

Günlerdir süregelen olaylarda yöneticiler bu ayrıntıyı gözden kaçırıyor. İdeoloji ve düşüncelerini insanların hak ve özgürlüğünü geçtim,  insan canından bile önde tutuyor. İşte bu yüzden içim içimi yiyiyor. Deli oluyorum.

Atatürk' ün farkı bu hususta da kendini gösteriyor. Bir asker olarak önce milletimin canı dedi ve bunun için savaştı. Ardından hak ve özgürlüklerini uzun vadede korumak için devrimler yaptı, Cumhuriyeti kurdu. Ve tüm bunları hiç bir çıkar sağlamayacağı halde, o zamanın yoksun şartları altında başardı. 

Hangi din, ırk, millet ve mensuba ait olursa olsun herşeyden ve en önemli şey insan canıdır. Yeni yetme ergenler gibi kafanızın karıştırılmasına izin vermeyin lütfen.