31 Ocak 2016 Pazar

46. Ay Mektubu: Dopdolu Bir Ay

22:09:00 1 Comments

Bal kızım

Bu ay öyle yoğun geçti ki, fotoğraf albümüne bakınca fotoğraf seçmekte zorlandım. Hayatında birçok yenilik oldu.

İlk maceramız tekne ile Amsterdam kanallarını dolaşarak Amsterdam Light Festivali gezisiydi. Daha önce tekneye bindin elbette ama böyle karanlıkta bir gezi hiç yapmamıştın. Hava karardığında dışarda olmak, buradaki çocuklar için pek ender bir durum. Nitekim sen ve bize eşlik eden arkadaşın da çok heyecanlıydı.

Ardından okul tatili geldi, bir kere arkadaşlarınla buluştuk, bol bol oynadınız. Sonra xmas tatilinde ailecek büyük bir eğlence merkezine gittik, birkaç gün kaldık. Orada nasıl eğlendiğini anlatamam. Atlı karıncaya, teleferiğe bindin, pony sürüşü, oyuncak trenler, arabalar, çeşit çeşit dönme dolaplar sabahtan akşama kadar eğlendin. Kaldığımız ev de çok şirindi, bahçesinde dolaşıp oynadınız kardeşinle.

Sonra yılbaşında arkadaşlarla birlikteydik, yılbaşı ruhu senin için apayrı bir heyecan zaten. Hediyeler paketler bayılıyorsun bu etkinliklere :)

Tatilden bir hafta sonra bu sefer de Avusturya'ya gittik kayak için. Daha önce 2 yaşında gittiğimiz kapalı kayak merkezinde kayakla tanışmıştın, çok az süre de olsa kayakların üzerinde durmuştun. Bu sefer çok heveslendin ve çocuklar için özel kayak derslerindem aldın iki kez ikişer saat. İlk dersin ortalarında çok yorulmuş ve pes etmiştin ama sonra yine heveslendin hatta ikinci dersi kendin istedin. Daha da devam edecektik aslında ama ben hastalanınca pek mümkün olamadı. Fakat bu tecrübenin sonunda yan yan yürüyüp tepeye (tam tepe değil tabi hafif eğimli) tırmanmayı, kaymayı, pizza yaparak yavaşlamayı ve durmayı, yürüyen yoldan tepeye çıkmayı öğrendin. En önemlisi de artık senin için korkulacak birşey değil kayak, bundan sonraki tecrübelerinde önyargısız kolayca başlayacağından eminim.

Tatilden sonra tekrar rutin hayatımıza döndük tabi. Haftaiçi okul hafta sonu bale. Bu ay biraz kış hastalıklarından ötürü okula gidemediğin dönemler oldu. Evde herkes sırayla hastalanınca benim için çok uzun geldi bu ay.

Bu ay içinde ayrıca, Amsterdam müzik okulunun deneme dersine katıldık. Burada birçok ensturman eğitimi 6 yaşından sonra başlıyor (herhalde okuma yazma öğrensinler diye). Fakat baban çok iyi bulduğu müzik kulağını desteklemek istiyor. Bu müzik okulunda da ufak çocuklar sınıfı mevcut ve deneme dersini görünce çok hoşumuza gitti. Her derste öğretmen belli bir şarkıyı (çocuk şarkıları muhtemelen) öğretecek. Önce şarkıyı el ve ayak ritmleri ile öğretiyor. Sonra kendisi bir enstürman çalıyor, gruptaki çocukları da gruplandırıp farklı enstürmanlar sunuyor. Neredeyse her müzik aleti var sınıfta. Sırayla ve kim hangi aleti isterse onu çalarak şarkıya eşlik ediyor. Bu derslerde müzik aletini tam öğretmekten ziyade çocuğun tüm enstürmanlarla tanışıp hangisini seveceği/ yatkın olduğu bulunmaya çalışılıyor. Derse tam anlamıyla bayıldın, sürekli ne zaman gideceğini soruyorsun. Daha kayıt yaptırmadık ama yakında olacak gibi görünüyor.

Bu ay ayrıca gündemimizde yine ve tabi ki doğum günü partin vardı. Hazırlık yapmaya başladık, sen de her gün arkadaşlarına davetiye hazırlıyorsun. Kağıtlar boyayıp stickerlarla süslüyorsun, bunlar doğum günü kartların olacakmış :).

Tabi ki gün içinde yaptığımız daha bir sürü şey oldu, herbirini yazamam. Geçenlerde hasta olduğunda bütün gün solgun ve mutsuz  yatmıştın. Sonra bir sabah o güzel gülücüğünle uyandın, sebep olmasa da gülümsüyor, etrafına neşe saçıyordun. O zaman düşündüm işte çocuk olmak bu, neşeyle uyanmak, cıvıl cıvıl neşe saçmak.

Hep daim olsun bebeğim.

Annen
Amsterdam



26 Ocak 2016 Salı

Novadünya 12 Aylık

22:40:00 8 Comments
(Karla tanışan masum köylü)

1 yaş yazısını yazarken bu aya dair gelişim notlarını yazmamıştım, hatırladığım kadarıyla daha da geç olmadan yazsam fena olmayacak.

Bu ay içinde iki tatil yaptık, ikisi de Nova açısından eğlenceli ve sorunsuz geçti. İlk tatil yeri, evimizden 1,5 saat uzaklıktaki bir yere idi. Hollanda şartlarında en uzun araba yolculuğumuz yarım saati geçmediği ve bu sürede bile koltukta oturmak istemediği için yolu nasıl geçireceğiz diye endişeliydik. Ablasını bir üst modele, Nova'yı da ablasının oto koltuğuna terfi ettirdik ki, daha yüksek etrafı seyrede seyrede gitsin. Tabi birkaç hafta önceden başladık kullanmaya. Ben de bu sayede yıllar sonra ön koltuğa terfi etmiştim ki gelen gideni arattı :))

Giderken yolun yarısında, gelirken tamamında, iki iri koltuk tarafından epeyce işgal edildikten sonra geriye kalan daracık alanda seyahat ettim. Bugünlerde ise (gerçi yine mesafelerimiz kısa ama) artık daha rahat önde oturabiliyorum.

İkinci yolculuğumuz uçakla yaptığımız kar tatilimizdi. Uçak yolcuklukları iyi geçti sayılır, karlarla oynadı (dokundu mıncıkladı yürüdü birazcık kaydı vs), karıştıracak bir sürü yeni yer buldu ve sonuçta onun için dolu dolu geçti diyebilirim.

Bu ay mevcut sekiz dişine hala yenileri eklenmedi, oysa o kadar sıkıntısı olmuştu, sanki boşuna sıkıntı çekmişiz gibi oluyor böyle. Madem gelmeyecektiniz ne diye kapıyı çalıyorsunuz ha diye söylenip durdum :))

Yürümeyle ilgili hiçbir sıkıntısı yok artık. Hatta koşmaya başladı. Kısa bacaklı bir insan koştuğunda nasıl olduğunu tahmin edersiniz, çok komik görünüyor. Bir de zıplamaya çalışıyor kendince. Yere çömelip hızla ayağa kalkıyor ve parmak uçlarına yükseliyor. 

Bu ara burada yazdığım mini disco şarkılarına kafayı takmış durumda. Günde defalarca onları istiyor. Videodaki hareketleri kendi de yapmaya çalışıyor; kollarını kaldırıyor/indiriyor, çömeliyor/kalkıyor, zıplıyor, etrafında dönüyor falan. Gerçekten çok dikkatli takip ediyor. Fakat bu dans hevesi sadece o şarkılara karşı değil, radyodaki müziklerde de başlıyor dans etmeye. En ilginci de geçenlerde kızımın bale kursunda verdiği tepkiydi. Bale dersinden sonra, yetişkinlerin katıldığı bir çeşit dans spor dersi var. Bizim dersten sonra orayı terketmemiz zaman aldığından bu dersi de seyredebiliyoruz ve Nova resmen cama yapışıyor onları seyretmek için. Sanırım hamileliğimde çok göbek attım :) Şaka bir yana ilerde dansla ilgili birşeyler yaparsa çok sevinirim.

Gündüz uykuları genelde iki kez, gece uykuları da en iyi ihtimalle en az 2-3 kez emzirmeli olarak devam ediyor. Daha sık uyandığı zamanlarda bile doğrusu pek şikayetçi değilim. Çünkü sıkıntısı olmadığı zamanlarda uyumayı seven (ya da en azından direnmeyen diyelim) bir çocuk olduğunu biliyorum.

Aylardır oynadığı yürüme/taşıma/sürükleme oyunlarının yanı sıra iki ay önce başladığı, nesneleri içiçe koyma, kapakları açma kapama, oyuncakları toplama gibi oyunlarda daha iyi :) Ahşap puzzleları denemeye çalışıyor, sesli oyuncakları seviyor, ablasının boyama karalama çalışmalarına ortak oluyor. Hatta alıp kaçıyor.

Ve evet artık kardeşler arasındaki güç dengesi biraz Nova yönüne geçmeye başladı. Hala elinden kaptırmama konusunda tecrübesiz tabi. Fakat ablasının çok değerli iki oyuncağını (biri tülbenti biri de pelüş atı) o boş bulduğu anda kapıyor, ablası da onu kovalayıp yakalıyor ve koltuğun erişemeyeceği tepesine koyuyor. Bir süredir hep ordalar. Yalnız ben tülbentin veya oyuncağın birebir eşdeğerini versem bile, bıdık oğlum farkı anlıyor ve hayır illa ki ablasınınkini istiyor. Sanırım asıl derdi onlar değil :))


18 Ocak 2016 Pazartesi

3 kilo ver 3 kilo al nereye kadar?

20:02:00 12 Comments
Dikkat bu bi zayıflama yazısıdır:)

Kilo hikayemi daha önce birkaç kere yazmıştım, kısaca özetlemek gerekirse aşırı kilolu değilim ama son on yıldır belki hep 10kg fazlam var. Kilom değiştiğinde de fazlalık oranı değişmedi bana göre çünkü 60kg iken de bence 10kg fazlam vardı 70kg iken de :)

En son hamile kalmadan önce diyetisyene gittiğimde (o zaman 68kg dım), vücudumun yağ/kas oranına bakılarak 58kg'ın ideal kilom olduğu hesaplanmıştı. Şimdi zannediyorum ki 60 ideal kilom olmuştur çünkü daha kaslıyım ve kaslar daha ağır çeker. Dolayısıyla kendimce belirlediğim hedefim 60kg dı.

Her iki hamileliğimin başında 70'tim yaklaşık 10-11 aldım, hepsini doğumdan sonra verdim, emzirme dönemlerinde aldım verdim falan derken, uzun zamandır 70 de sabitlenmiştim. Bir türlü bir kilocuk dahi veremiyordum. Oğlum doğduktan sonra yine bir süre 70 de takıldım kaldım ama birkaç ay geçince -3kg vermiştim. Sonra İstanbul ziyareti yine 70 (hatta biraz geçmiş) sonra yine ver yine istanbul vs derken ben bu son bir yıl içinde (dur hatta bir yıl değil 7-8 ay içinde) üç kere falan 3 kilo verip aldım.

En son ekim sonu İstanbul'dan dönüp yine almış olduğumu görünce usandım. Kafamda da bir şimşek çaktı. Ben zaten 10 kilo vermek istiyorum, geri almalar olmasaydı şimdiye kadar iş birmişti ki üç kere üç kilodan. Napıyosun sen yaa dedim kendime. Ama bir yandan da kendime inancım geldi. Vay be hiç almasaydım vermiş olacaktım, demek ki verebiliyormuşum diye :))

Kasım başımdan itibaren kendime söz verdim, madem evdeki hareket beni zayıflatıyor, fazla abartmayayım, aşırıya kaçmayayım bakalım ne olacak. Şimdi 2,5 ay olmuş ve ben 6 kilo vermişim. 64 oldum ki neredeyse hedefime yaklaşmışım. Ne yaptım derseniz hiç birşey bol bol yedim.

Artık vücudumu tanıyorum eğer az yiyeyim kilo almayayım dersem benim metabolizmam yavaşlıyor, ancak sık sık ve her acıktığımda yersem kilo veriyorum. Ben de sadece açlığımı dinledim, sık sık yemeye çalıştım. Tatlı kurabiye vs de tabi ki yedim ama fazla abartmamaya çalıştım o kadar.

Yalnız şunun da faydası olduğuna inanıyorum, Hollanda'da dışarıda yemek seçenekleri çok cazip değil. Bizim yakınlarımızda fazla yok, dolayısıyla İstanbul'da iken olduğu gibi aklına gelen, canının çektiği herşeyi hemen bulamıyorsun. Öğünlerimin neredeyse yüzde 99,9 u ev yemekleri oluyordu. Bu zorunlu kısıtlama da insanı çok etkiliyor. Zaten kendim yapınca da yoğunluktan canının çektiği her tatlıyı böreği de pişiremiyorsun, günü nasıl kotarırsak artık ona eyvallah ediyorsun. 

Spor olarak da hayatımın çok daha hareketli olduğunu söylememe gerek yok. Fakat bu hareketlilik kasım ayından önce de vardı, sadece ekstra bazı şeyler oldu ki  biri bisiklet kullanımımın (mecburen) artması, diğeri de burada yine sizlere akıl danıştıktan sonra yapmaya başladığım Tibet egzersizleri. Onu da çok düzenli yapamadım ama gerçekten tam aradığım şeymiş kendisi. Yaptığım günler daha zinde hissediyorum ve genelde gece abuk subuk yatmaktan oluşan bel ağrılarıma çok iyi geliyor.

Bakalım geri kalan 4 kilo ne zaman nasıl gidecek?



15 Ocak 2016 Cuma

Mini Disco Şarkıları

15:42:00 6 Comments
Geçtiğimiz yazdan beri bu şarkıları paylaşmak istiyordum. Yaz tatilinde siz de denk gelmişsinizdir, otellerin çocuk klüplerinde akşamları bir dizi danslar olur. Geçtiğimiz yaza kadar kızım çok ilgili değildi ancak geçen yaz otelde edindiği arkadaşı ile birlikte çok eğlenmiş ve dönünce de o şarkıları bulmak şart olmuştu. Adını sanını bilmediğim için aramak uzun zaman aldı ama sonrasında çok makbule geçti. Youtube'dan indirip tv 'de usb ile çalıştırarak her gün karşısında dans ediyoruz.

Tahmin edeceğiniz gibi youtube'de aynı şarkı onlarca şekilde var. Ben çoğunu inceledim, içlerinden dans ve müzik kalitesi açısından iyi olanları seçtim. Aşağıda iki oynatma listesi yer alıyor. İlki karışık dilde olanlar (ingilizce almanca ve ispanyolca) ki o şarkıların en güzel halleri bence orjinalleri; diğeri de hollandaca versiyonlarından oluşan liste, kızımın dil gelişimine yardımcı oluyor.

Yine isterseniz ilgili videolardan benzer şarkıları da dinleyebilirsiniz ancak benim verdiğim 8-9 şarkılık bu dansları çocuğunuzla birlikte tam performans yaparsanız zayıflayacağınıza bahse girerim :)) 

Keyif getirsin

Karışık liste
http://www.youtube.com/playlist?list=PLkMb2tkU4ym0G_MUUHIccHsbQNl2DL57a

Hollandaca

14 Ocak 2016 Perşembe

Uykusuzluk Dert Olmasın

13:50:00 11 Comments
Eğer öyleyse sorun daha burda başlıyor demektir. Evet biyolojik olarak uyumaya, dinlenmeye ihtiyacımız var ama şu kadar saat bu kadar dakika diye şartlandırmaya gerek yok.

Anne olacak kişilerin en büyük korkularından biri de uykusuzlukla nasıl baş edeceği olsa gerek. Eskisine göre daha az saat uyumak zorunda kalabilirsiniz kabul, fakat bu yetmeyeceği anlamına gelmiyor. 

Mutlaka sizin de başınıza gelmiştir, bazen çok az uyursunuz ama gayet zinde hissedersiniz; bazen de çok uzun uyusanız bile yorgun. Uykunun süresinden ziyade kalitesinin nasıl olduğu ile alakalı bu. Ve bebek doğduktan sonra uykular bölük pörçük ve kısa dahi olsa dinlenebilirsiniz. Üstelik hormonlar da anneye yardım ediyor. Normal zamanda çok daha yorgun olmanız beklenirken, anne olunca ekstra enerjik olunuyor. 

Ben yıllardır günde 5 saatten uzun uyumadım ve kesintisiz de en fazla 3 saat uyudum. Bazen bu 5 saatte 7-8 kere uyandığım da oldu, hiç uyumadığım veya toplamda 1 saat uyuduğum geceler de. Uykusuz gecenin ertesi günü, nasıl desem kafam basmıyor sanki, ama günümü geçirebiliyorum. Öyle zamanlarda kendime ekstra yorucu icatlar çıkarmadan günü bitirmeye çalışıyorum.

Fakat bence asıl mesele bunu kabullenmekte başlıyor. Daha anne olmadan önceki zamanlardan beri senede 2-3 gece üstüste uyuyamama gibi bir sorunum vardı, hala da devam eder. O geceler resmen kendimle savaşır, saat üç oldu, beş oldu, hala uyumadım off , diye diye yatakta döne döne, başım ağrıyarak debelenirdim. Sonra kabul ettim. Demek vücudumun ihtiyacı yok diye düşünüp zevkli birşeyler yapmaya karar verdim. Gece bir türlü uyuyamayacağımı anlayınca, kitap okurum veya hayal kurarım. Eğer uyumama sebebim çocuklar ise, mümkün olduğunca çocuklarıma odaklanıp, geçen zamandan keyif almaya çalışırım. Çocuklar gecenin bir yarısı uyandığında ve oyun istediğinde aşırı geriliyoruz. Oysa bir ya da iki saat bile sürmeyecek, tekrar uyuyacak eninde sonunda o çocuk. Ben ısrarla uyutmak yerine canının istediğini yapmasına izin veririm, bir süre sonra da hevesini alır ve uyur zaten. Ardından ben de uyurum ve ne kadar az uyursam uyuyayım sabah uyumuşçasına zinde kalkarım.

O zamandan beri uykuyla savaşmayı bıraktım. Saat kaç oldu, kaç saat daha uyuma şansım var, uyuyamazsam nasıl geçireceğim günü, başım ağrıyacak ... gibi zihnin geri planında öten sesleri susturmak lazım. Direnmeyip akışa teslim olmak, uyumazsan dinlenmeye çalışmak, uykun gelirse de kaç saat olacağına bakmadan uyumak. İnanın yetiyor.

Gerçekten bir şekilde Allah yardım ediyor, fakat direnip kendi kendinle savaşınca işler hiç de kolaylaşmıyor. Ekstra stres, ekstra baş ağrısı ve yorgunluk. Bu şekilde üstüste birkaç gece geçiren annelerin depresif olması kaçınılmaz bir son.

Eğer uykusuzluktan şikayetçiyseniz, siz de benim gibi saatleri saymayı bırakın bakalım. Hayat kalitenizde birşey farkedecek mi? 


13 Ocak 2016 Çarşamba

Nova 1 Yaşında

15:00:00 11 Comments

Instagramda ikinci bebeğini ilki kadar sevip sevmeyeceğini merak eden arkadaşıma demiştim, " öyle çok seveceksin ki, ilkini bile eskisinden daha çok seveceksin". 

Nasıl mutlu olduğumu, varlığına ne kadar muhtaç olduğumu, nasıl sevginle bizi aydınlattığını anlatacak kelimelerim yok. Varlığın için öyle şükran doluyum, öyle mutluyum ki... İyi ki doğdun, iyi ki bizi seçtin meleğim.

Bu karman çorman dünyada, geleceğine dair hiçbir söz veremem. Ancak kesinlikle emin olabilirsin ki her zaman seni çok ama çok seveceğiz. 

Canım oğlum...

9 Ocak 2016 Cumartesi

Rapor

20:28:00 3 Comments
Şincik hanım kızım(*) ben hasta oldumdu ve hiç konuşamadan öyle yatayazdıydım ya, kafamda ne taslak yazılar yazdım neler. Birer birer dökeyim de rahatlayayım. Tabi önce konuları not etmem lazım ki unutmayayım, zira bugün yine günlük rutinimize hızlı bir giriş yapınca baktım bana el sallıyorlar.

Oğluşun doğumgününe 4 gün kaldı. Kızımda olduğum gibi doğumgünü gününe özel duygusal hallerim başlamadı daha. Çok iş var önce. Bir, her ay boyunca yaptığım çekimler yapılacak; iki, o güne özel bir çekim yapılacak. E çekim ne demek hazırlık yani iş iş iş :))

Yıllık değerlendirme yapamadım yılbaşında, ama bugünlerde iki çocuklu anne baba oluşumuzun bir yılı dolarken kafamda en çok bu konular geçiyor. Nasıl anne baba olduk, neler yaptık, nasıl değiştik ve evrimleştik bunları yazacağım.

Bir yıllık bebek bakımı sonucunda sarfettiğimiz eforları kaba hesaplarla sayıya dökme arzum var. Mesela bir yıldır hergün ortalama bir litre süt vermişsem toplamda 365lt eder. Bu süt ne kadarlık bir havuzu doldurabilirdi mesela? İçinde kaç kişi yüzebilirdi?

Eh tabi oğluşumun yaşgünü yazısı ve mektubu, artık onda da mektuplara geçme vaktidir. Acaba kızımda bir yaşında mı geçmiştim iki yaşında mı? Kafam karıştı şimdi.

Yakın zamanda iki gezi yaptık onları da bol fotoyla yazsam güzel olur aslında.

Dur dur daha bitmedi, geçende aklıma ne geldi biliyor musun? Emziğe düşkün kızımın emzik bırakma sürecini nasıl başardığımızı hatırlamı-yo-rum. Dikkatinizi çekeyim, biraz zordu ama nasıldı? Hala hatırlamıyorum arşivden arayıp bulucam. Bu konuda annelere pozitif bu günler de geçecek tarzında bir yazım olacak.

Kızımın dille ilgili gelişimi yazısında istenen bazı eğitici video talepleri vardı, onu da unutmadım. Bir de bizim hergün dans ettiğimiz, artık Nova'nın bile talep ettiği mini disco müziklerini yazıcam. Bunun için önce youtube'da birkaç playlist oluşturmam lazım.

Ablamın çok sevdiğim bir annelik ifadesi var tatlı-sert anne diye. Onu da yazmalıyım bence. Bir de artık kanıksadığım ama başka yerlerde sorulan soruları okuyunca insanların bilmediğini anladığım bazı pratik annelik tüyoları verebilirim.

Eh bir de nasıl kilo verdiğimi yazayım madem ;) Çok değil ama gerisi de gidecek gibi. Formülü çok gizli değil aslında: koştur babam koştur, ne kilo kalıyor ne de dert. Zaman bulabilirsen dertlen :))

- yazma tutkusu bu olsa gerek-

(*): Trakya ağzıyla şimdi hanım kızım

Cağnım Paracetamol

06:46:00 12 Comments
Yeni yılın ilk yazısının paracetamole olması ne kadar ironik değil mi? Ama n'apalım bu blog hayatımızdan kesitler içeriyor ve şimdi sahnenin başrolünde o var. Son iki gündür kendisiyle büyük aşk yaşıyoruz. Resmen bağımlısı oldum diyebilirim.

Geleneksel hastalanma şenlikleri kapsamında, üzerinize afiyet, ben bu defa fena paçayı kaptırdım. Aslında pek sık hasta olmam -daha doğrusu oluyorum da  bir annenin hasta olmaya hakkı yok zaten, öyle ayaktan ayaktan atlatırım- olduğum zaman da feci olur, yorgan döşek yatarım. İşte en son kaç yıl önce olmuştu hatırlamadığım bu hastalık, birkaç gün önce başladı, hala etkileri devam ediyor, bakalım kendisiyle ne zaman vedalaşacağız.

Bademciklerim şişti. Ama öyle böyle değil, ileri derecede. Mideniz bulababilir ama anlatmam lazım. İlk gün bir kulağımdan öbürüne uzanan bir acı, boğazımda sarı sarı iltihaplar, hiç yutkunamıyor ve 24 saat boyunca hiç birşey yemeden, hiç uyumadan, titreyip terliyordum. İkinci gün kulaklarımdaki acı geçti, boğaz aynı, yara ağzımın tavanından boğazımın aşağılarına doğru yönlenmişti. Sadece bir saatlik mucizevi gece uykusu ve zorla birşeyler yeme içme derken günün sonrasında paracetamole kavuşmanın ardından sürüngenlikten insanlığa terfi ettim. 

Dağ başında mıydın bi doktora gideydin diyeceksiniz ama gerçekten dağ başındaydık 😁 ve ah valizi hazırlama aşamasında, çocukların paracetamolünü çantaya atarken göz kırpan benimkinin jestini görmezden gelen kafam ahh. Gerçi hapları da yutamazdım ya şimdi yetişkin fitili ile tanıştım 😀

Ağzımın içinde yangınlar, vücudumun istisnasız her yerinde ağrılar eserken (bu arada yorgunluktan dolayı akşam hissettiğim ağrıların gözünü seveyim, insanı mışıl mışıl uyutur, yatmaktan oluşan ağrılar tutulmalar ise insanı uyutmaz, kemiklerin batar, şaşar kalırsın, Allah kimseyi düşürmesin), birden aklıma çocukların paracetamolünü kullanmak geldi. Gramajı azdı ama olsun. Denize düşen yılana sarılır misali, nitekim yılan değil deniz kızıymış. Hakikaten çok kısa süre sonra etki ediyormuş (15 dk kadar) ve bu kadar yoğun ağrılar içindeyken gözlemlemek daha kolay oldu. Vücudumdaki bütün o ağrılar, uykusuzluktan gelen feci baş ağrısı, ense tutulması, boyun, popo, kol ağrıları birer birer hissedilmez oluyordu. Ve tabi en mucizevi olan da şu koca ağız ağrısının sonucu. 

Boğaz ağrısı tamamen geçmedi benim ama, makul boyutlara indi. Hani bazen sabah kalkarız biraz boğazımız acıyordur, sıcak birşey içeriz de geçer ya hani, işte o boyutlara. Bu da yeniden yaşam fonksiyonlarının gelmesi anlamına geliyor, yeniden su içmek, yeniden yemek yemek ve yeniden anne olmak, yay! 

Burada yaşayan Türk arkadaşlarla da tartışırız hep, Hollandalı doktorlar ne zaman giderseniz gidin, birşey yok git paracetamol al, yat dinlen geçer derler. Pimpirikli analar olarak biz bakakalırız, bi test yapaydınız bari, ya çocuuumun bişeyi varsa diye kudurur dururuz. Tabi acil durumlarda başka ilaçlar da veriliyormuş ne yazık ki tecrübe ettik (bknz oğlumun aylık yazılarında almak zorunda kaldığı antibiyotik) ama o zamana kadar biz de her gidişimizde sadece paracetamol duymuştuk ve hatta ben de dahil biliyorum bir sürü anne artık doğrudan doktora gitmeden bunu yapıyor. Bu ağrı kesiciler marketlerde, drug storelarda her yerde satılıyor ( Türkiye'deki karşılığı bebekler için paranox da yetişkinler için Aferin mi bilemiyorum şimdi).

Benim şu anki durumum kesinlikle antibiyotiklik. Daha önce benzer vakayı İstanbul'da yaşadığımda iğnelerle düzelmiştim. Bu kadar ağır olmasa da benzer vakaları ilaçsız geçirmişliğim de var. En azından kendim için kesinlikle söyleyebilirim ki, antibiyotik alsam da almasam da üç gün yoğun boğaz ağrısı devam ederken ortalama bir haftada iyileşiyorum. Antibiyotik aldığım halde ben niye iyi hissetmiyorum dediğimi ise çok iyi hatırlıyorum ve "eeh hiç bir işe yaramıyor bu meret, antibiyotikle de aynı antibiyotiksiz de" kanısına çoktan varmıştım. Şimdi düşününce acaba antibiyotiğin yanında ağrı kesici birşey vermiyorlar mıydı emin olamıyorum. 

Geçenlerde bir çizelgede görmüştüm sosyal medyada, Türkiye en çok antibiyotik kullanan ülkelerden biriyken, Hollanda en az kullananlar seviyesinde. Tabi gerektiğinde ilaçlar, aşılar kullanılmasına karşı değilim, tıbbın bilimin gücüne inanıyorum ama mecburen yaşadığım bu süreçten sonra resmen aydınlandım. Hollandalı doktor diyor ki; paracetamolü al ağrılarını dindir, vücuduna gereken enerjiyi sağla, dinlen ve işi savunma sistemine bırak. İşte budur. Tabi ben dinlenme kısmını gündüz yapamadım ama gece yaptım ( yazıyı şimdi gecenin 4'ünde yazıyorum, bitirince kaldığım yerden devam edicem, biraz boğaz temizliği ve paracetamol takviyesi için uyanmıştım iyi hissediyorum şuan).

Gündüz tatilden dönüş yolunda paracetamol olmasaydı yapamazdım. Etkisini nasıl hızlı gösteriyorsa bitişini anlamak da o kadar barizdi. Resmen "anaa şimdi ayvayı yedim" haline geldim. Nasıl bir durum anlatamam. Boğazında o unuttuğun acı birden hücum ediyor, bütün vücudun dökülüyor, sanki birden dizlerimin üzerine düşecek gibi oldum iki büklüm, sonra anladım ki her 4,5 saatte bir yenilemem gerekiyor ve sonra yine takviye yine bir ohhhh. (500 mg bende bu kadar dayandı, 6 saat yazıyor üstünde belki yatarken öyledir)

Yani uzun lafın kısası, bu güne kadar burun kıvırdığım paracetamol ❤️ ben :))
Sonradan Not: tıp doktoru olmadığım için yazımı bir referans olarak kullanmayınız. O anki şartlar altında elimdeki imkanlar dahilinde yapabildiğim buydu ve sanıyorum toplam 5 seferde bitti. Bu sabah iyi uyandım, paracetamol almadım ve çok iyiyim