17 Temmuz 2014 Perşembe

2.gebelik günlüğüm 12. Hafta

En son yazdığım yazıdan itibaren sadece bir hafta geçmiş olamaz. En az üç hafta olmalıydı. Allahım öyle uzundu ki günler. Tekrar tekrar kontrol ettim evet sadece bir hafta olmuş :(

Çok yorgunum. Kontrolde yorgunluk var mı diye sorduklarında, yok deyip sevinmiştim, sonra bir geldi pir geldi. İlk üç ay yorgunluk olur ya genelde, benimki biraz geç başlamış oldu ama nolur erken bitsin. Sabah 7-7.30 da başlayan ve uyumadığı günler 9'a şans eseri uyursa 11'e kadar süren mesai beni bitiriyor. Üstelik ne yazık ki bu ramazan ayı bana hiç yaramadı. Eşim 17.30 da eve geldiğinde Helo'yu devralırdı. Şimdi yine yapıyor ama oruçlu olduğundan çok ilgilenemiyor. Saat 22.15 de olan iftar saatine kadar uyutmayı başarırsak ne ala. Ayrı ayrı yediğimiz için yemek düzenimiz de bozuldu. Canım yemek pişirmek dahi istemiyor ve en sıkıcısı kocamı hiç göremiyorum bile. O iftarını yaparken sızıp kalıyorum.

Bir de Pazar günü çok üşümüştüm, hemen ertesi gün boğazlarım şişti. Şimdi o geçti ama feci bir nezlem var başımı ağrıtan. Burun tıkanıklığından geceleri de pek uyuyamıyorum :(

Of ne şikayet dolu bir yazı oldu. Umarım önümüzdeki hafta daha iyi geçer. Kendimden sıkıldım vallahi.

13 Temmuz 2014 Pazar

İki ekmek aldııım eve gidiyooorum

Bebesi Pepee sevip de, ona gıcık olmayan anne var mıdır bilmiyorum. Helo çok şükür aşırı düşkün değil ama ben en başından beri hiç sevemedim. En gıcık olduğum ise birbirinin melodisi aynı, hiç bir şiirsellik içermeyen, bence kötü bir ses ile söylenen şarkıları. Yine de bir kaç açıdan faydalı olduğunu inkar edemem.

Bunlardan ilki şekiller olmuştu. Kızım zamanından çok önce yuvarlak üçgen ve kareyi öğrenmişti. Bir diğeri ise iki ekmek aldım şarkısı.

Bu şarkıyı öğrendikten sonra geliştirilebileceğini farkettim. Şu an Helo da kendi başına söyleyebiliyor ve söylerken benim ona yaptığım gibi kendisi yeni objeler ve sıfatlar türetiyor.

Şarkının orjinali şöyle
İki ekmek aldım/ eve gidiyorum / biri senin biri benim / iki ekmek aldım.

Biz ise burada ekmek yerine aklımıza gelen her objeyi koyuyoruz ve biri senin biri benim yerine de o objeyle ilgili sıfatları koyuyoruz. Bu yüzden temel sıfatları öğretmede çok faydalı oldu bizim için. Mesela şöyle

İki top aldım /eve gidiyorum / biri büyük biri küçük / iki top aldım....

İki elma aldım / eve gidiyorum / biri kırmızı biri yeşil / iki elma aldım ... Gibi

Neredeyse bütün sıfatları kullanıyorum söylerken. Yumuşak / sert , uzun / kısa , tatlı / ekşi ... Kızımın şu an bunların hepsini çoktan öğrendi ( çok uzun zamandır söylüyorum çünkü ) ama şimdi kendisi düşündüğünden onun için bir çeşit hafıza oyunu oluyor.

Bundan başka faydasını gördüğümüz bir diğer şarkı da, Canım Kardeşim'de geçen gözlük takmak çok normal şeklindeki şarkı. Orjinali şöyle

Tak çıkar tak çıkar / tak çıkar tak çıkar/ herkes gözlük takar / gözlük takmak çok normaaal

Bunun melodisini çeşitli eylemlere uyarlıyorum. Özellikle gözlük yerine kaka diyerek söyledim uzun zaman ki bunun çok faydası oldu. Kakasından hiç çekinmedi, tutmaya çalışmadı vs. Bir de bazen yaptığı hatalarda, bir şey döküp üzüldüğünde, yanlışlıkla kırdığında falan ilk etapta bir ne yapacağını bilememe haline giriyor. Bu oldu iyi mi kötü mü, annem kızar mı kızmaz mı şaşkınlığını farkettiğim zaman hemen şarkıyı söylemeye başlıyorum: 

"Herkes hata yapar / hata yapmak çok normaaal"

Veya 

"Çiş kaçırmak çok normaaal" şeklinde.

O zaman rahatladığını açık bir şekilde gözlemliyorum. 

Tuvalet eğitimi süresinde faydalı olduğunu düşündüğüm bir de tekerleme (söz dizisi gibi birşey) var bizim kullandığımız. Bunu ben bir gece "anne yemekler nereye gidiyor ?" diye sorduğunda uydurmuştum. Sayesinde vücudumuzun bazı kısımlarını da öğrendi. Parmağımla onun ağzını, boğazını ve karnını göstererek ve hafif de gıdıklayarak söylüyorum, çok hoşuna gidiyor. Şimdi aynısını kendisi söylüyor. 

Ağzımdan girdi (ağız gösterilir)
Boğazından geçti (boyun gösterilir)
Burdan aşağı indi (boğazdan mideye parmak kaydırılır)
Midene geldi (mide gösterilir)
Burdan aşağı indi ( parmak kaydırılır)
Popoya geldi (popo gösterilir)
Sonra kaka (veya çiş) olduuuu

Belki sizlere de fikir verir bu şarkılar

Sevgiler

10 Temmuz 2014 Perşembe

2.Gebelik Günlüğüm İlk 11 Hafta



20 Subat'ta yazdigim ikinci cocuk sorunsalini cozdum yazisinin ardindan (http://ge-ce.blogspot.nl/2014/02/ikinci-cocuk-sorunsaln-cozdum.html) ikinci bebegi istedigime karar vermistim ama zamani konusunda onun bize "hadi anne ben hazirim, beni tum kalbinle cagir, gelecegim" demesini bekliyordum. Ve sonra o an geldi...

Ikinci hamieligim olmasina ragmen yine acemi hamileyim. Tamamen farkli bir ulkede ve sistemde gelisecek olmasi, saglik sistemi acisindan nelerle karsilacagim acaba endisesi doguruyor bazen. Ancak bu sefer en azindan kendime nasil bakmam gerektigini biliyorum.

Yazim cok uzun oldugundan devamini okumak icin tiklayiniz 

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Terrible Two Modası

Yoksa siz hala bu modaya bulaşmadınız mı, çok yazık. Şimdi Helodünya size püf noktalarını açıklıyor sıkı durun.

- Sıcaktan erimiş asfaltın ayağınıza yapışmaması için mutlaka çizme giyiniz
- birbirinin eşi çoraplar mı giyiyorsunuz? Aman ne sıkıcı, farklı eşleri kombinleyin kuzum.
- O güzelim atletler hep altta kalıyor, kimse göremiyor ki. Arada tişört üstü atlet  giyip sergileyin.
- Dönünce havalanan eteğin gazabına uğramamak için mutlaka altınızda uzun tayt veya pijama olmalı. 
- Sıcaktan enseniz pişse de, gözünüze girse de asla saçlarınızı toplamayınız. Bu modanın en belirgin özelliği dağınık saçlardır.
- Aksesuar konusunda yaratıcı olun. Her kolye taşlı boncuklu olmak zorunda değil ki. Ucuna oyuncak asılmış çeşitli ipler, ayakkabı bağcıkları, kurdeleleri boynunuzdan geçirin. Hayır uçları bağlanmış olmayacak, böyle iki yana sarkacak, kat kat üst üste bir sürü şey takın boynunuza. Çok zengin duracak göreceksiniz.
- Belinize tam uyan kemerlerin modası geçti. Çok uzun olmalı. Kazağınızın üzerinden kemeri belinize üç defa dolayıp bağlayın. Göreceksiniz nasıl da hoş duruyor.
- O tişörte bu pantalon ve çorap uymaz demeyin, renkler konusunda özgür düşünün.
- Yüzünüze tam uyan iyice oturmuş gözlükleri kaldırın. Yüzün yarısı kaplayan, kocaman gözlükler artık moda. Sık sık düzeltmek gerekiyor ama olsun. Düşmesin diye burnunuzu havaya kaldırıp durmak çok havalı yapıyor.
- Şapka konusunda yaratıcı olun. Tişört, kilot ve hatta bebek bezi bile şapka olabilir. 

Hadi bakalım şimdi gardrobunuzu yeniden gözden geçirin. Bu iyiliğimi de unutmayın :)

8 Temmuz 2014 Salı

Bin Düşün Bir Söyle

Kimi zaman keskin bir bıçak olup kalpleri parçalar, kimi zaman şifa olup tomurcuklar saçar söz. Aslında öyle etkili bir araç ki, çoğu zaman bunu unutuyoruz ve nasıl söylediğimizi geçtim ne söylediğimizi bile düşünmüyoruz.

Bu yazıda genel olarak iyimser konuşmaktan değil de gün içinde bilinçsizce kullandığımız, üzerimize getirdiği ağırlığın çok fazla olduğu sıfatlardan bahsetmek istiyorum. Bir diğer deyişle etiketlerden.

Bir şeyi kırk kere söylersen olur demiş atalarımız. Dinimizde de zikrin önemini bilmeyen yoktur. Bir kelimeyi defalarca tekrar ettiğimizde, o kelimenin tesiri beynimize ve ruhumuza akseder. Bu yüzden Esma-ül Hüsna'dan zayıf yönlerimizi güçlendirecek adları zikretmek, o yönümüzü geliştirmeye yardım eder. Elbette ki inançla söylemek gerekir ama inanç olmasa bile, o kadar çok tekrardan sonra normal gelmeye başlayacaktır ve zihnimiz bu kelimenin yükünü ruhumuza taşıyacaktır.

İşte bu sebeple olumsuz anlamlı kelimeleri söylerken dikkatli olmakta fayda var. Gün içinde sürekli sıkıldım, çirkinim, şişkoyum, bu çok kötü, öldüm-geberdim, bunaldım, ben beceremem çok zor... gibi sözcükleri ne kadar sık kullandığımızı gözden geçirmek lazım. Bazılarını şakacıktan (!) kullandığımızı iddia edebiliriz ama aslında etkisi şakacıktan olmayacaktır.

Özellikle çocukları severken, anlamayacak kadar küçük olsalar dahi, olumsuz anlamlı sıfatları kullanmaktan kaçınmalı. Seni çirkiiin, yamuk seniii, yaramaz şey ve şuan aklıma gelmeyen bazı sevme şekilleri duyuyorum zaman zaman. Belki bunların kullanımı yüzde yüz sıfırlanamaz ama asla ve asla sık tekrarlanmamalı. Söyleyecek hiç bir şey bulunamıyorsa, yavrum, çocuğum gibi bir ağırlığı olmayan sözcükler kullanmak en güzeli. Tabi olumsuz sıfatların çok kullanılması gibi, ego şişirici görünüşte olumlu ama aslında yine ruha bir yük getiren sıfatların da (aslanım, akıllı çocuğum... gibi) aşırı kullanılması zararlı olacaktır.

Tabi insan her ağzından çıkanı düşünemeyebiliyor. Bu yüzden ben, kızıma seslenirken bir kaç kelimeyi dilime pelesenk ettim hep onları söylüyorum, tatlım, canım, bebeğim gibi. Tabi onun cesarete ihtiyacı olduğu zamanlarda veya başarısını takdir etmek için sıfatları kullanıyorum ama abartmamak kaydıyla. Zaten sürekli övmek de, başarılarının değerini anlamasını zorlaştırabilir.

Ramazan ayı, sadece beden terbiyesi değil nefs terbiyesi anlamına da geldiği için, gelin bu gün hep beraber bu konu üzerinde düşünelim. Gün içinde çocuğumuza ve acımasızca kendimize sarfettiğimiz sıfatları gözden geçirelim. Bunları ne kadar sık kullandığımızı, vazgeçersek yerine ne koyacağımızı (koymak şart değil elbet ama bir süre o olumsuzun etkisini gidermek için zıt anlamlısını söylemek iyi olacaktır) düşünelim. Ve şunu da eklemek isterim ki, kendisini acımasızca kötüleyen birinin başkaları tarafından el üstünde tutulması -eğer karşısındaki farkındalık yüzeyi yüksek biri değilse- çok zordur.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

i made it GeCe