30 Mart 2015 Pazartesi

Kolik Bitti Galiba

Her çocukta anneliğe dair yepyeni şeyler öğreniyor insan, çünkü her çocuk farklı bir kitap. Benim için de kolik bir bebek yeni bir tecrübeydi. Elbette teorik olarak biliyordum: dördüncü trimester- kesintisiz ağlama- beyaz gürültü- sıcak su sıcak havlu- masaj.... Kafamda bir çok bilgi var, hepsini de deniyorum ancak hiç biri tam anlamıyla etkili olmuyor. Hatta kolik bebekler hakkında yeni teoriler bile üretiyorum. Öyle çok ağlıyor ki oğlum hiç birşeye tepki vermiyor. Sanki bu dünyada değil başka bir aleme gidiyorlar kolik bebekler. Hani şoka giren birini kendine gelmesi için tokatlarız ya, oğlumu da tokatlayıp kendine getirme isteği duyuyorum içimde. Tabi ki yapamıyorum ama öyle bir çaresizlik hissi sarıyor işte.

Yine böyle çok ağladığı gecelerden birinde ablama videosunu göndermiştim. Onun da yüreği dayanamayınca araştırıp durmuş. Bana yazılar gönderdi. Çoğu bildiğim şeyler yazıyordu ama birinde dikkatimi çeken farklı birşey vardı. Belki daha önce de okudum ama dikkat etmedim. Diyor ki bebeğin kolik olmasına sebep annenin kaygıları olabilir.

Şöyle bir gözden geçirdim durumumuzu. Genel olarak gün boyu huzurlu ve mutluyum ama dikkat ettim de tam koliğin başladığı saatte ben geriliyorum. Novanın ağlama seansı tam 7 de başlıyordu akşamları. Ve o saat ayrıca bizim bir yandan uykusu gelen mızmız Helo'yu avutmaya, yemeğini yemeye ikna etmeye, aynı zamanda acıkan karnımı doyurmaya çalışmaya başladığımız saat. Bir de kolik saati geliyor napıcaz diye düşünerek gerçekten stres oluyormuşum farkında değilim. Sonuçta iki saat kesintisiz ağlayıp sonrasında sızıp kalan bir bebek.

İşte bunu farkedip, kendimi durdurduğum zaman ağlamalar kesildi (şuan tam 2,5 aylık. On gündür falan iyiyiz) Saati yaklaştığında oğluşu alıp odamıza çekiliyoruz. Emzirme gaz çıkarma uyku vs derken biz odaya kapanıyoruz, kızım da babasıyla yemeğini yiyiyor, uykuya hazırlanıyor. Eğer oğlum uyumuşsa kızımı da ben uyutuyorum, uyumamışsa babası. Sonra ben akşam yemeğimi yiyiyorum. Çok geç saate kalıyor ama varsın olsun, yeter ki bebeğim ağlamasın.

Tabi her zaman mükemmel işlemiyor düzen. Yine bizim falsolarımız ve oğlanın ağlayışları oluyor ama en azından artık nedenini ve nasıl berteraf edeceğimi biliyorum.

Çok şükür...

25 Mart 2015 Çarşamba

Mimami Design

Hiç unutmuyorum yaklaşık iki yıl önce Amsterdam'a ilk taşındığımız günlerde kızımı o park senin bu park benim gezdiriyoruz. Yine bir gün Vondel Parkın içinde çocukların oynadığı kum havuzlu parka gitmişiz. Ben yeni ülkede, anne-çocuk ilişkilerini, bebeklere ne giydiriyorlar, ne yediriyorlar, nasıl davranıyorlar durmadan gözlemliyorum o zamanlar. Hava çok sıcak değil ama çıplak ayaklarının üzerine o güne kadar hiç görmediğim tabansız bir deri ayakkabı giydirmişler, yeni yürüyen, emekleyen bebekler kumlara bata çıka bu ayakkabılarla çok rahat yürüyorlar. Hem rahatlığı hem de sevimlilikleri öyle hoşuma gitti ki (o zamanlar daha yeni olduğumuzdan nerden alınır nasıl bulunur bilmiyordum ve kızıma giydirememiştim) başka çocuğum olursa inşallah ben de böyle giydiricem diye iç geçirmiştim.

Gel zaman git zaman blogunu severek okuduğum Gül ( http://mrstikitaka.blogspot.nl) , taa Kanada'dan bu işe soyundu bir arkadaşıyla. Kendisi bu makosenlerden yapmaya başladı ve ben ah işte aradığım ayakkabılar bunlar dedim


O zamana kadar adını da nerde satıldığını da bilmiyordum ama ne yapıp edip Nova için bir tane edinmeliydim.


Oğlumun doğumunda gelen kayınvalidem  gelirken bizimkini de getirdi. Bu postu da makosenlerimizin güzel bir fotoğrafı ile yazacaktım ama, onların instagram hesabındaki fotoları kadar hoş bir fotoğraf çekemedim. Günlerce kurgu yaptım (hatta kafamda hazır) ama istediğim fon mekanı bulamadım daha ;) 

E şimdi bahar geliyor çok geç olmadan size bu markayı tanıtayım ki tontiş ayaklı bebeler, kırlarda, kumlarda yumuşacık deriden bu makosenler ile koşturup dursunlar.

Özellikle yeni yürümeye başlayan bebeklerin çıplak ayak yürümesi tavsiye edilir. Bu makosenlerle ayakları çıplakmış gibi rahat olacak.


Tabi yürüme işini ilerletmiş çocuklar da çok rahat giyebilir, nitekim Gül'ün tatlı kızı hep bunlardan giyiyor.


Ve tabi evde giymek için ise ideal. Özellikle kış günlerinde minik ayaklar üşümesin. Yani yaz kış her zaman giyilebilir bu makosenler oleyy.


Önce makosenlerle başlamasına rağmen, daha sonra ithal organik bebek ve çocuk kıyafetlerini de eklediler ürün yelpazelerine. Çoğu ülkemizde alıştığımız tarzların dışında özenle seçilmiş ürünler.



Yeni ürünleri de çok havalı ve stil sahibi olacakmış, Nova'yı da böyle giydirmek için sabırsızlanıyorum.


Mutlaka sitelerini ve instagram hesabını inceleyin diyorum. 

http://www.mi-mami.com
https://instagram.com/mimamidesign/




24 Mart 2015 Salı

Doğum Günü Hazırlıkları, Diy kağıt çantalar, pastalar kurabiyelervesaire...

Kızımın aile ve akrabalarla İstanbul'da gecikmeli kutladığımız ilk yaş gününden sonra, ikinci doğum gününü de o zaman aldığım bazı üzücü haberler nedeniyle yapmamıştım. Bu yaş gününde ise normal bir parti yapmayı istiyordum zira kızım da artık bilinçlendiği için kendisi talep ediyor bir süredir. Biz de bir ay öncesinden araştırmalara başladık.

İki alternatifimiz vardı; tabi ki evde veya dışarda bir mekanda olacaktı. Evde bir partinin nasıl birşey olduğunu başkalarından gördüğümüzden, eşim kesinlikle evde istemedi. Ayakkabı ile eve girildikten sonra temizlenmesi, çocukların dağıtacağı üç katın da toparlanması gibi işleri kucaktan inmeyen bir bebe varken, gözümüz yemedi. Dışarda yapmaya karar verdik ve bir sürü yere mesaj attık.

İçinde çocuk oyun alanları olan kafeler, eğlence mekanları, kızımın gittiği jimnastik okulu gibi birçok alternatif var ama, ya dolu ya da fiyatı aşırı tuzlu olunca (ki onlar bile dolmuş, düğün yapıyorlar sanki aylar önceden yer ayırtılıyormuş) pek fazla alternatifimiz kalmadı. Bizim de ara sıra gittiğimiz kocaman kapalı-açık oyun alanlarından birinde yapmaya karar verdik. Buralarda temalı parti odaları var ve mekan bir miktar aktivite yapıyor (prenses odasını seçince prenses karşılıyor, gemi seçince korsan vs- detayları partiden sonra daha iyi öğrenicem), sonrasında çocuklar oyun alanlarıda dilediği kadar süre oynuyor. Çocukların çok eğleneceğine eminim de çok büyük olduğu için ilk tercihim bu değildi. Kızım daha ufak olduğundan ve alanda başka insanlar-çocuklar da olduğundan illa peşinden koşmamız gerekiyor. Neyse bu yıl da böyle olsun napalım.

Henüz fazla ahbabımız yok diye eşim iş arkadaşlarını çağırdı. Bir de karım yiyecek hazırlayacak demiş, oradaki ünümü bilen herkes davete atlamış :) Ben de Amsterdam Annelerinden birkaç kişi çağırdım ve kasabamızdaki komşular derken 20 aileye yakın oldu. Hepsinin en az bir (bazılarının iki) çocuğu var tahminen 60 kişi dersek, o kadar kişiye pasta ve ikramlık hazırlamak gerekecek. Mekanın içinde bir cafe olduğu için pasta dışında birşey getirmek yasakmış (yine de az birşey hazırlayacağım ne olur ne olmaz) ama sadece pasta bile 60 kişiyi düşününce bize epey pahalıya patlayacak diye sonradan kendim yapmaya karar verdim.

İlk yaptığım denemede bir sürü hata yapmıştım. Şimdi güzel bir krema tarifi buldum ve yine hazır pasta keki ile dün tekrar denedim. Bu sefer ufak bir pasta yaptım, kendi aramızda yaptığımız kutlamada kesip yedik. Tatlıyla arası hiç olmayan (nişanlandıktan sonraki ilk bayramda annemle açtığımız baklavayı bile yememiştir kendisi) sadece birkaç markanın pastasını yiyen kocacım fena bulmadı pastayı (geçen seferkini beğenmemişti). Pasta keki de hazır olmasına rağmen bir de tazeymiş, güzel oldu :) Eh bu da idare eder demek. Yırttık :) İşte bu da mini pastam, süslemesi daha değişik olacak elbette.


Elimde hiç bir özel pasta malzemesi olmadan ve yalvaran gözlerle al diye bakan bebenin telaşıyla yapılmıştır, kusurlarım yine var ama asla pastacı olmak niyetinde değilim zaten.

Böylece pasta meselesini kafamızda çözdüm. Pazar gününe bir tane iki katlı bir tane tek katlı yapsam yeter herhalde.

Bir diğer hazırlık da okuldaki kutlama içindi. Buradaki okul kutlamalarında, doğum günü çocuğuna diğer çocuklar hediye vermiyor. Tam tersi doğum günü olan çocuk arkadaşlarına hediye dağıtıyor. Bu güne kadar kızım diğer arkadaşlarından bir çok hediye aldı ve genede bir ufak oyuncak, kurabiye-cupcake gibi bir atıştırmalıktan oluşan minik hediyelerdi bunlar. Biz de kızım için boyama kitapları ve balon aldık, ben de kurabiyeler hazırladım ve paket çantalar yapıp onların içine koydum.


Pazar günü saatlerce şu ninja kurabiyelerle uğraştım. Ağız kısımlarının sabrımın bittiği ana geldiği belli oluyor değil mi? Basit bir şekil ama her ayrıntı ne kadar da uğraştırıyormuş. Neden ninjalı yaptığımı da biliyorsunuz zaten :) (http://ge-ce.blogspot.nl/2015/03/35ay-mektubu-nasl-da-buyudun-bebegim.html)


Aldığım hediyelik kitaplara uygun çanta-poşet bulamadım ve tabi biraz da şık olsun istedim. Dila 3 jaar yazdığım etiketleri ve fiyonkları yapıştırdığım çantalar hazırladım. Yapım aşamalarını da fotoğrafladım ama o da bir sonraki posta kalsın. Zira şuan gecikmiş akşam yemeğimi yiyorum ve son üç gündür çocukların zahmetlerine ilaveten bu hazırlıkların telaşından zayıf düşen bünyem hastalık sinyalleri vermeye başladı. Bir hap içip kendimi yatağa vurayım. Pek tabi ki Nova'nın çok yakındaki süt saatine kadar.



23 Mart 2015 Pazartesi

Helodünya 3 Yaşında


Üç yıldır senin annen olmama alışmış olmam gerekirdi değil mi? Ama değilim. 

Bana her anne diye seslendiğinde, bu meleğin annesi ben miyim ki şeklinde bir şaşkınlık yaşıyorum. 

Ben ne zaman anne oldum, senin annen olmayı hakedecek ne yaptım diye düşünüp duruyorum. 

Allahın sevdiği kuluyum herhalde ki seni bana gönderdi diye şükrediyorum. 

İyi ki doğdun nefesim. İyi ki varsın. Seni çok seviyorum.

19 Mart 2015 Perşembe

Ne Yapsam Ne Etsem de Yardımcı Almasam !

Düne kadar ömrü hayatımda eve temizlik için bir yardımcı almamıştım. Ne İstanbul'da ne Slovakya'da ne de Hollanda'da. Düzenli olarak gelenleri geçtim, ara sıra yapılan derin temizlikler için bile olmadı.

Aslında yardımcı desteğine karşı değilim elbette. Çocuksuz hayatta "ne gerek var elim ayağım tutuyor" düşüncesi ile başlayıp, çocuklu hayatta "amaan idare ediyoruz işte" ile devam eden, iki çocuklu hayatta ise "tamam bal dök yala değil ama pisliğe de bulanmadık, hiç de fena değilim"e dönüşen yaklaşımımın altında, eve yabancı birinin gelip de sanki özelime müdahale edecek korkusunun olduğunu itiraf etmeliyim. Sonuçta düne kadar kendi yağımızla bir şekilde kavruluyorduk. Genelde hafta sonları eşimle ortaklaşa evi  temizliyorduk.

Dün ilk defa yardımcı bir bayan geldi, her yeri temizledi ki ev uzun zamandan beri ilk defa tümüyle temiz oldu. Hep oda oda parça parça temizlediğimden bir yer temiz iken başka yer tozlu, bir oda dağınıkken diğeri toplu oluyordu :( Yine de kendimce bir düzenim vardı fakat yaklaşık üç hafta önce ipin ucunu kaçırdım. Bebelerle uğraşmaktan, uykusuzluktan ne takatim ne hevesim kalmıştı ki kocam sihirli teklifi yaptı: "A. ya sorsana onlara gelen temizlikçi müsaitse biz de alalım". Aslında ara sıra soruyordu da ben reddediyordum ama o gün reddedemedim.

Arkadaşım A. çalışan bir anne. Hafta sonlarını çocuğuna ayırmak için her hafta düzenli olarak temizlikçi alıyor. Ona gelen bayanın vakti yokmuş ama tanıdıklarına soracakmış. Ücreti ne kadar diye sordum ki  tüm gün 120€ imiş. Haftada bir gün gelince ayda 480 yapar, üçle çarparsan (hala herşeyi tl ye dönüştürme huyum geçmedi) yaklaşık 1500 tele olduğunu duyunca gözlerim pörtledi. Tabi yarım gün de alabilirmişim o zaman 60€ ki bu para bile benim için fazla olur eğer her hafta alırsam. Çünkü temizlik konusunu nasılsa bir şekilde idare edebiliyorsam ( yani yeme içme sağlık gibi elzem değil), bu parayı biriktirmeyi veya başka şekilde değerlendirmeyi tercih ederim.

Ancak pek tabi ki sormuş bulundum ve "ufak çocuklu minicik bebekli kocaman evli bir kadının yardıma ihtiyacı var ah vah" sebebiyle dört koldan bana yardımcı arayışları başladı. Ve birini dün çağırmak zorunda kaldım :/

Gelene kadar "ben ne edicem de bu kadına seni her zaman çağıramam ara sıra çağırabilirim ancak" diye nasıl söylerim içim içimi yedi. Gidince de mis gibi evin ardından, "oh ne güzel yaaa pırıl pırıl heryer, hiç de yorulmadım, çok güzel bişeymiş bu eheueheu" diye sırıtarak gezerken kafamda keşke her hafta çağırabilsem düşünceleri geçmekteydi. Sonuç, kadın giderken ne zaman ihtiyaç olursa whatsuptan yazarsın dedi, uzun deri topuklu çizmelerini giydi, şık deri çantasını koluna astı, şık kaşe paltosunu giydi ve arabasına binip evine doğru yol aldı. Üzerimde kusmuklu ve ter kokan ev kıyafetlerimle onun yanında asıl temizlikçi gibi görünenin ben olduğum gerçeği yüzüme sularını fırlattıktan sonra, aklımdan tek geçen şey,ne yapsam ne etsem de yardımcı almasam? Onun yerine böyle şımşıkıdık bir anne olsam? 

i made it GeCe