20 Kasım 2014 Perşembe

Pratik Market Alışverişi

Uzun zaman önce mikemmel annenin şu yazısını okuduğumda hak vermiştim (http://mikemmelanne.blogspot.nl/2013/12/mazeretim-vaaar-anneyim-benn.html) özellikle marketle ilgili maddeye. Kasada sıra beklerken o zamanlar daha küçük olan Helo'yu zaptetmek benim için büyük işkenceydi. Özellikle sürpriz yumurtalar için ağlarken, öndeki ve arkadaki insanların bakışları altında direnmek çok zordu. Alışveriş sırasındaki taleplerini geçiştirmek daha kolay oluyordu, sonuçta dilediğin kadar vaktin var ve insanlar acayip şekilde bakmıyorlar. Kasada ise durum daha zor bir hal alıyor.

Neyse, biz taşındıktan kısa bir süre sonra marketimizde tadilat yapıldı (daha önce başka şubelerde vardı ama bizimkinde yoktu) ve şimdi anlatacağım düzene kavuştu. Ve ondan sonra artık böyle bir derdim kalmadı ohh.

Hollanda'da bulunan zincir marketlerden biri olan Albert Heijn marketlerinde, alışverişi ister tamamen kendi başımıza yapıp ödüyor, istersek de kasada ödeyebiliyoruz. Türkiyede hatırladığım kadarıyla migroslarda hızlı kasalar vardı. Ürünleri tek tek okutup kredi kartıyla ödüyorduk. Buradaki de ona benziyor ama bir farkla (tabi ben yokken değişmediyse) barkod okuma cihazını alışverişin başında alıyorsunuz, alışveriş sırasında ürünleri tek tek okutuyorsunuz (tabi bu sırada doğrudan çantalara yerleştirerme şansı olduğundan daha sonra kasada uğraşmıyorsunuz) ve en sonda çıkış noktasında ödemeyi yapıyorsunuz.


İlk önce girişten bonus kartımızı okutarak bir cihaz alıyoruz ve alışverişe başlıyoruz.


Alışveriş sırasında okutup sepete (veya arabaya) koyuyoruz. İndirimli ürünlerin indirimleri, her birinin fiyatı, toplam fiyat hep gözüküyor. Bazen fiyatını anlamadığımız ürünleri de okutup öğrenebiliyoruz, sonra istenirse listeden silinebiliyor. 


Alışveriş bitince cihazları bırakma noktası var. Buraya bıraktıktan sonra otomatik kasalardan birinde bonus kartımızı okutunca, bizim alışveriş bilgilerimiz ekrana geliyor. Kartla ödemeyi gerçekleştirip, faturayı alıyoruz ve fatura üzerinde yer alan bir barkodu okutarak çıkış kapısını açıp çıkıyoruz.

Bu yöntemde elbette suistimal edilme olasılığı çok yüksek. Okutulmamış ürünler olabilir, birden fazla aynı ürün alındığında sayısı az gösterilebilir vs. Bunu engellemek için belki gizli başka önlemler de alıyorlardır bilmiyorum ama aleni olan tek önlem ara sıra ödeme noktasında karşımıza çıkan kontroller. Ödemeyibeklemeye  alıyorlar ve bir görevli gelip çantanızdan rasgele 4-5 ürünü okutuyor kendi cihazına. Sorun çıkmazsa işleme devam ediyorsunuz. Bir yıldır kullanıyoruz ve bizim kontrollerimiz onu geçmemiştir sanırım, her zaman olmuyor yani. Belki de bir miktar ödenmeden kaçırılan ürünleri göze alıyorlardır sonuçta çok sayıda kasiyer maaşı ve sigortasından tasarruf ediyorlar. Ancak genel olarak yaşadığımız yerde güvenlik sorunu fazla yaşanmıyor, insanlar belli bir ekonomik düzeyde olunca, hırsızlıklar daha az olmalı.


19 Kasım 2014 Çarşamba

2. Gebelik Günlüğüm 30. Hafta

Geçen hafta ne kadar sevinçliydim değil mi? Artık haftalar otuzlu rakamlara geçti daha hızlı geçecek diye. Gerçekten de hızlı geçti ta ki düne kadar. Son 24 saattir durumum fena.

Bu hafta keyfim yerinde, bacaklarımın kasığa yakın yerleri ağrıyor ama olsun o kadar derken, kendime nazar değdirdim herhalde. Bu arada o ağrıların kas ağrısı olmadığını farkettim. Çünkü hiç bir şekilde  masaja tepki vermiyorlar. Galiba ağrıyan kemikler diye düşünmeye başlamıştım ki, bu gün okuduğum bir yazıda onların pelvik kemiği olduğunu ve zorlandığı için ağrıdığını öğrendim. İlk hamileliğimde böyle bir ağrım hiç olmamıştı. Sadece bilgisayar başında çok oturup çalışmam gerektiği için kuyruksokumu kemiğim ağrıyordu uzun süre oturduğumda. Şimdi ise oturmak bir lüks.

Ne diyordum, kendime nazar mı değdirdim, soğuk mu aldım yoksa Dila'yı kaldırırken mi incittim bilmiyorum (hala kaldırıyor musun demeyin lütfen ikinci hamilelik bambaşka bir tecrübeymiş) belimde bir tutulma oldu. 5 derece dahi bükülse feci acıyor (hani boyun tutulur da döndüremeyiz ya öyle), ne yürüyebiliyorum ne oturup kalkabiliyorum. Yürümem gerektiğinde öyle zorlanıyorum ki gören sancısı tutmuş doğuma giden bir hamile zannedebilir. Nitekim yemek yapamadığım için dışarı çıktık ama feci zorlandım. Oysa bu hafta içinde, bu zamana kadar yaşadığım en yoğun mide yanmaları (neredeyse 24 saat kesintisiz) ve pelvik ağrılarından dolayı uykusuz gecelerimden şikayet edecektim. Noldu peki, bu son acı ile hepsini unuttum, onlar hiç birşeymiş meğer.

Şimdi bu yazıyı yazarken dinleniyorum, umarım yarın geçmiş olur.

Hazırlıklar konusunda kafamda her gün şunları şunları yapıcam diye plan yapsam da, hiç birini yapamadım yine. Bir tek eksik mobilyaları aldık, yarısı kuruldu, yarısı duruyor. Artık bu bir iki hafta içinde en acil eksiklerimi tamamlayıp, çantamı hazırlasam iyi olacak. Her ne kadar kafamı rahat tutmaya çalışsam da ya erken gelirse naparım evhamı basıyor ara sıra. Bunda geçtiğimiz haftanın prematüre farkındalık haftası olmasının da etkisi var. O kadar çok görsel/yazı gördüm ki olumsuz anlamda epey etkilendim :( E destekçi kimse de olmayınca içime sıkıntılar basıyor. Gerçi iki arkadaşımızdan destek sözü aldık ama... Allah razı olsun böyle bir teklif bile insana bir nebze huzur veriyor. 

Fakat yine de yakınında anne-abla-kayınvalide gibi yakınların olmasından çok farklı bir durum bu. Çocukların arası yakın olunca desteksiz sürdürülen ikinci gebelik hiç de öyle kolay değilmiş. Bu günlerde bunu iliklerime kadar hissediyorum ve ilk gebeliğimi düşündükçe Allahım ne kadar rahatmış, ne çok boş vaktim varmış, ne kadar salakmışım diyorum. Çünkü o zaman bile işlerimin yoğunluğundan yakınıyor, yetişemicem diye veya olur olmadık şeylere evham yapıyormuşum peh.

Bizim Nova oğlana gelecek olursak, Perşembe günü yaptığımız ebe kontrolünde sesini duyup iyi haberlerini aldık yine. Parmağımdan alınan birkaç damla kanla hemen o anda hızlı bir demir testi yapıldı, perfect çıktı :) Bebeğin durumu da perfect'miş. Şu anki pozisyonu kafa sağda olmak üzere yatay durumda. Galiba dönmeye çalışıyor bazen çok zorluyor ama daha başarabilmiş değil:( Bakalım dönebilecek mi? Helo hiç dönemediği için aklıma acaba bu da mı kordona dolandı diye endişeler geliyor. İki hafta sonra usg kontrolü olacak (yuppi) çok merak ediyorum oğlumu.

Daha anlatacak çok şeyim var ama artık onları da ayrı bir yazı olarak yazarım. Şimdilik hoşçakalın.

18 Kasım 2014 Salı

Hafanın Bilgisi: Yazıya Link Vermenin Kolay Yolu


Blog yazılarımıza link verirken adres çubuğunda çıkan adresi kopyalayıp yapıştıranlardan mısınız? Cıks cıks ne ayıp :) Şaka bir yana ben de uzun zaman boyunca link vereceğim bağlantıları almak için, o sayfayı yeni bir pencerede açıyor, adresi kopyalıyor ve yapıştırıyordum. Fakat sağ mause tıkında yukarda görüldüğü üzre bu işi yapmanın kolay bir yolu var. Kendi blogunuzda olsun başka bir sitede olsun, sayfanın herhangi bir yerindeki linke sağ tıkladığınızda, bağlantıyı kopyala (copy link address) çıkıyor. Buna tıklayınca o adresi kopyalamış oluyoruz. Yazınıza link verecekseniz doğrudan bu adresi yapıştırarak kolayca yapmanız mümkn. Ayrı sayfada falan açmaya gerek yokmuş :)

Ben eski yazılarıma link vereceksem arşivden o yazıyı bulup (yukardaki resimde görülüyor) onun adresini alıyorum tamam. Tavsiye ederim.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Helodünya İçin Okul Arayışı: Dalton Plan Okulları

Geçtiğimiz haftalarda yoğun bir okul arayışına girdik Helodünya için. Evet daha 2,5 yaşında olmasına rağmen. Meğer geç bile kalmışız. 4-12 yaş arasını kapsayan ilk öğretim için başvurular 2 yaşında yapılıyormuş. 

Hollanda'da genel eğitim yapısını ve okul çeşitlerini araştırdıktan sonra, şu an kızımın gittiği oyun okulu ile aynı kampüste yer alan okulun sıradan bir halk okulu (public school) değil de, özel eğitim yöntemlerinden birinde eğitim veren Dalton okulu olduğunu farkettik. Neymiş bu Dalton okulu diye araştırınca, daha önce hiç duymadığımız bu ekolü eşimle beraber çok beğendik, gidenlerin görüşlerini aldık ve en nihayetinde geçen cuma günü okulu ziyaret edip, müdür tarafından gezdirilip bilgi aldıktan sonra Helo'nun ön kaydını yaptırdık.

Okul seçiminde eğitimin kalitesi kadar, olmasını arzu ettiğim bir diğer şey de eve yakın olması, tam gün olmaması ve öğleden sonra beraber oynayabilecekleri mahalle arkadaşlarının olmasıydı. Tabi ki mahalle arkadaşları ile okul arkadaşlarının aynı olması zorunlu değil ama öyle olursa daha iyi olduğunu kendi çocukluğumdan biliyorum. Çoğunlukla sabahçı olduğum, öğleden sonraları okul arkadaşlarımızla birbirimize gidip ödevleri bitirip sokağa fırlayan bir çocukluk geçirdim, çok eğlenirdim. Uzun zamandır gerek yakınlarımın çocuklarında, gerekse internetten okuduğum kadarıyla çocuklar bu şansı yakalayamıyor. Servislerde, yoğun ödevlerde veya tüm gün okullarda harcanmak zorunda olan zamandan, oyun oynamak için yeteri kadar zaman bulamıyorlar. Buraya ilk taşındığımızda beni ilk etkileyen bu olmuştu. Civarımızda oturan çocuklar (neredeyse hepsi o okula gidiyor) 2,5 civarında (cuma günü 12,30) okuldan çıkıyorlar. Bir süre sonra hepsi sokağa fırlıyor. Ya bisiklet sürüyorlar ya hemen karşımızdaki halı sahada kafaları su içinde kalana kadar (kızlı erkekli) futbol oynuyorlar, ya tenis buz hokeyi gibi sporlar yapıyorlar, hiç bilemedin sokakta seksek oynuyorlar... Aynen çocukluğumdaki gibi bir sokak hayatı var burada.

İşte bunları görünce, daha okulun içeriğini araştırmadan çok önce eğer Helo burda okula giderse, hergün tanık olduğum bu çocuklar gibi oynayabilmesini çok isterim diye düşünüyordum. Gerçekten mutlu ve sağlıklı görünüyorlar çünkü.

Tabi böyle yarım gün eğitim alacaksa, anne babanın tam gün çalışıyor olması sorun olabilir. Fakat bu kısmı pek düşünmedik. Sonuçta bu durumda olan çok aile var ve bir şekilde çözüm buluyorlar. Biz de gerektiği takdirde, part time çalışma veya bakıcı bulma gibi alternatiflerle herhalde bu sorunu çözeriz diye umuyorum.

Yazı epey uzadı ama daha Dalton eğitiminden bahsedemedim bile. Onu da devamı olarak yarın yazarım artık.

Sevgiler.

15 Kasım 2014 Cumartesi

İskandinav Stil Bebek Şapkası


Çenenin altından bağlanan bu tip şapkaları kuzey ülkelerine ait fotoğraflarda görüyoruz bol bol. E biz de kuzeyli sayılacağımıza göre bir tane örmesem olmazdı :) Şaka bir yana benim de çok hoşuma gidiyor ve deneme amaçlı Nova için bir tane ördüm. Şimdi Helo'ya da öreceğim ama onunkini biraz daha yuvarlak yapacağım.

Bebek için ördüğüm şapkalarda yumuşak, sentetik olmayan ipler kullandığımı söylemiştim. Bu da öyle bir ip ve oldukça ince idi. İnce iplerde haroşa modeli çok hoşuma gidiyor görüntü olarak. Bunu da 2 numara şiş ile ördüm. Ayrıca bu modeli tercih etmemin nedeni şapkanın yana doğru esnemesini sağlamaktı. Bebeğin başını fazla sıkmasın. Bunun için lastik de örebilirdim ama o zaman başlangıcı yandan değil alın kısmından yapmam gerekirdi. O zaman aşağıdaki fotoğrafta görülen arttırma-eksiltmeleri daha değişik uygulamak lazım.


Fotoğrafta dikmeden önceki hali görünüyor. 22 ilmekle başladım (bu uzunluğun arkada ense uzunluğundan çene altına kadar olması gerekiyor) bir kaç sıra arttırmadan ördüm, sonra srttırmaya başladım. Arttırmayı her 4. Sırada yaptım ve yeteri kadar ördüğümü düşününce bıraktım. Bir süre daha arttırmadan (ve tabi azaltmadan ördüm) sonra aynı düzende azaltıp simetrik olacak şekilde örüp bitirdim. Ön kısmına ise  ilmek çıkartarak, 1,5 parmak genişliğinde lastik yaptım. En son arkayı diktim ve ponpon yaptım.

Bu modelde tepesi sivri olmuş oluyor, ben özellikle böyle istemiştim. Eğer tepesi sivri olmasın derseniz farklı blr arttırma eksiltme düzeni uygulamak lazım veya benim yaptığım gibi yandan değil de alından başlayan modeller daha uygun olabilir. Ben herhangi bir şablon kullanmıyorum. Şapkayı açık halde tuttuğumuzda nasıl bir geometriye sahip olurdu şeklinde düşünerek bir şablon oluşturmaya çalışıyorum.

i made it GeCe