17 Nisan 2014 Perşembe

Çocuğunun Her İstediğini Yapan Bir Annenin Sosyo-Psikolojik Analizi :)

Günlerimiz iki yaş çılgınlığının orta şiddetteki vakaları ile geçip gidiyor. Aşırı uç krizler de oluyor zaman zaman ama  fazla değil. Bunda benim tavrım da etkili olabilir tabi...

Uzmanlar diyor ki bu dönemde çocuk dünyayı ve kendi yeteneklerini keşfedecek, sınırları esnetin ama tamamen de kaldırmayın. Sonra tepenize çıkar :) Şaka bir yana sınırların varlığı ona güven verecekmiş.

Hal böyle olunca her istediğine evet demiyoruz sevgili anneler. Tamamen yasak olanlar bir yana, aman alışmasın diye konulan " hayır"lar konusunda ben biraz gevşeğim sanıyorum.

Bizim Helocan bir süredir taktak (süpriz yumurta) sevdasına tutuldu. Youtube'da videolar bile var, süpriz yumurtaları açıyorlar, çıkan oyuncakları gösteriyorlar. Her gün bir yumurta satın almak istiyor. Tabi ki hep almamamız lazım ama...

Mesela bu gün sabah kalkar kalkmaz başladı. Anne barkete gidelim taktak alalım diye. Daha açılmadı ayağına yatıp bir süre oyaladım. Tabi bu talebini bir kere söyleyip vazgeçiyor zannetmeyin, en az bi otuz tekrarı var.

Sonraki savurma cümlesi, her gün alamayız. Parayı biriktirelim büyük oyuncak alalım. Tamaaam diyor da hala aklı taktakta. Sonra defalarca yine sorar ve asla unutmaz. Şimdi uyku zamanı, yok baban gelincd gideriz, hadi şunu yapalım bıdı bıdı bıdı.

En sonunda akşam üstü markete gidince, gitmeden önce sayıkladığı başka bir oyuncağı almaya niyet ettim. Yeter ki taktak olmasın diye. Yolda başladı yine taktak alalım? , ben de saf anne tuzağına düştüm. Ya yumurta ya oyuncak birini seç. Anne ben oyuncak isteyeye (istemiyo) taktak alalım.!!! Sonunda aldık, gün içinde en az iki yüz kere söylemiştir. Kavuşunca çok mutlu oldu olmasına da eve gelince kocadan azarı yedik her istediğini yapıyormuşum diye :/

Ben de dedim ki sen tabi iki üç saat mücadele ediyorsun gel de tüm gün diren bakalım. #direnanne

Gerçekten yolda, orda burda çocuğun parmağında oynattığu bir anne görürseniz 

A) ya bu anne yapmadığında başına gelecekleri çok iyi biliyordur ve buna dayanacak gücü yoktur
B) ya da o gün için artık daha fazla direnecek gücü kalmamıştır.

Lütfen anlayış gösteriniz, cıks cıkslarınızı ağzınızın içinde tutunuz :)

Dipnot: o kadar da kukla değilim gerçekten, yeri geliyor yerlere yatıp ağlamasına göz yumuyorum yapmamak için.

Dipnot 2. Hani çocuğa seçenek sunun diyorlar ya, o yöntem bu durumlarda işe yaramıyormuş 

16 Nisan 2014 Çarşamba

Çiçek Ruhun Gıdası

Pazar günü uçaktan inip eve doğru yola koyulduğumuzda ilk farkettiğim her yerin yemyeşil olduğu idi. Onbeş gün önce ağaçlarda doğru dürüst yaprak yoktu bile.  Ağaçlardan ilk çıkan açık yeşil, neredeyse şeffaf görünümlü yaprakları öyle çok seviyorum ki, yolda giderken bile durup seviyorum. Hatta dün yine böyle severken Helocum da bana eşlik etti ve "baby yaprak" dedi. 


Hollanda demek çiçek demek bunu herkes biliyor artık ama iş yine kişide bitiyor elbette. Baharın bu güzel günlerinde her yer çiçekli. Yol kenarlarındaki hiç açmaz sandığım yeşil çalılar bile çiçeklenmiş. Aşağıdaki fotoğrafta komşulardan birinin bahçesi görülüyor. Mini havuzu ve köprüsü kızımın favorisi. Sağdaki pembe çiçek, bütün kış yeşil olan sert bir çalıydı. Böyle harika çiçekler açacağı aklıma gelmezdi.

 
Lale zamanı geldi ve her yerde görmek mümkün, bahçemizde bile var beş altı tane. Daha lale bahçelerine gitmedik bu hafta sonu gideceğiz inşallah.


Bu fotoğraflar her gün yürüdüğüm yollardan, evin civarları. Bir sürü kanal var yakınımızda. Ördeklerin keyif yaptıkları zamanları seyretmek çok güzel oluyor. Böyle bir doğada yaşama şansına bu ördekler bile sahip ya, İstanbul'da doğadan mahrum kalmış çocuklar için üzülüyorum. 



Bence her insanın doğaya ihtiyacı var. Çiçeği yeşili görmek ruha çok iyi geliyor. Yeşili bol yerlerde yaşayanlar daha az stresli oluyor. Tabi havanın temizliğini de es geçmemek lazım. Burada gece az uyusam bile dinç hissetmemin nedenini buna bağlıyorum ben.


Bu sebeple evlerine yeşil sokmayan insanları anlayamıyorum. Dikkat ettim yine istanbul'da balkonlar çoğunlukla çiçeksiz. Burda da türklerin yaşadığı bölgelerde pencerelerindeki tüllerden anladığım kadarıyla, türk evlerinde pek çiçek yok. Herhalde toplumca çiçeği ekstra masraf olarak görüyoruz. 


Oysa öyle değil. Annem ve babam da bir çiçekseverdir ve şu an balkonları dolu. Çiçeksever insanlar bir birlerine dal, kök yaprak verip çiçeği büyütüyorlar ve çoğaltıyorlar. Böylece hiç masrafsız (yada çok ucuza demeliyim) çiçek sahibi olunabiliyor.


Benim istanbuldaki balkonsuz evimde bile vardı çiçeklerim. Şimdi annemde hala duruyorlar. Helo da evdeki ve dışarıdaki bitkilere karşı çok duyarlı. Bebekliğinde koparmamasını okşamasını söylemiştik, öğrendi. Şimdi gayet nazik davranıyor.


Saksı çiçeği ona verilen emekten kat kat fazlasını geri veriyor. Salonda duran dekoratif bir objeye göre ise çok daha güzel. Çünkü o obje size her gün aynı şekilde bakarken, çiçek her geçen gün farklı bir güzelliğini sergiliyor.

Bu yüzden çiçeksiz yaşayan insanları anlamakta zorlanıyorum ve doğrusu çok şey kaybettiklerini düşünüyorum. Günün herhangi bir anında gözüm çiçeklere takılınca yüzüm aydınlanıyor, çiçekler insana bedava terapi veriyor.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Rüzgar Gibi

Geçti, Pazar günü dönüyoruz.

Bu tatilde fazla fotoğraf çekememişim ama çok gezdik. Neredeyse her gün dışarıdaydık. Ancak ne yazık ki hastalıksız atlatamadık.


Önce simit özlemimizi giderdik tabi ki. 


Sonra aniden minicik bir doğum günü kutlaması. Oysa bu tatilin aylar öncesinden planlanma amacı, ilk yaş gününde aşırıya kaçmadan yapmak zorunda kaldığımız doğum gününün acısını çıkarmaktı bu yaş gününde. Fakat kısmet olmayınca olmuyor, öncekinden kat be kat sade bir kutlama oldu. Babannesinin ziyarete geleceğini öğrenir öğrenmez hemen bir pasta alıp onun da dahil olması için küçük bir kutlama yaptık o kadar. Sonrasında yeniden yapabilirdim belki ama hiç canım istemedi.


Bu süreçte ben de bir yaş atladım. Pierre Loti'de minik bir kutlama selfie'si ��


Tatilde kuzenleriyle bol bol oynadı Helo'cum. Büyük ablamın küçük kızıyla oyun oynarken.


En çok da küçük ablamın küçük oğlu ile kudurdu, mevcut extreme sporlarına yenilerini ekledi sayesinde ��

Ansiklopediden öğrendiği astronot olma şansını yakalayınca nasıl sevindi nasıl. Tüm gece eniştesinin kaskıyla dolaştı.


Her istanbul ziyaretimde görmek istediğim blog arkadaşlarım oluyor ancak çoğu ile henüz buluşamadık. Çalışanların sadece hafta sonu olduğundan ve benim de yeteri kadar çok hafta sonum olmadığından fırsat oluşmadı. Ancak Burcu ile hafta içi görüşebildik ve Nil ile arkadaşlıkları iyice ilerledi kızımın.


Annesiyle çocukluk arkadaşı olduğum tatlı Ela ile de bol bol oynadılar. 


Tabi en çok kuzeni Egehan ile. Yemek yemeye bile vakit bulamadıklarından çoğunlukla atıştırmayla geçti ne yazık ki.


Bir Vialand'da Avrupa yakasında


Bir göztepe parkında Anadolu yakasında, gezdik durduk.

Bu hafta başından itibaren yoğun burun akıntısı ve hırıltılı öksürük başlayınca, o sırada Anadolu yakasında olmamızın da fırsatıyla ismini çok duyduğum Dr.Mehmet Çetiner'i ziyaret ettik. Anjin olmuş, antibiyotik içerikli ilaç verdi ve bundan sonraki gelişlerimizde ziyaret edeceğimiz doktorumuz oldu kendisi.

Aslında daha Helo daha dünyada yokken yıllar önce kocamla çıktığımız karadeniz turunda tanışmıştık o ve ailesiyle. Nitekim bizi de hatırladı o da. Kızımın genel durumu hakkında kafamda sorular vardı, onları konuştum ve şu dişleri de sordum. Pek anormal bulmadı kendisi.


Daha tamamen iyileşmedi ama gezmeye devam ettik. Eski çalıştığım üniversitedeki hocamı görmeye gittik ve 


Helo'cum beni yalancı çıkarırcasına uslu ve uyumluydu o gün. Geldiğinden beri oturup yemediği kadar yemek yedi ve masadan hiç kalkmadı!


Arada ananesine de eşlik etti :) Ama ananesinin ŞAPKA'sından takmak istemedi ��


Ve her geçen gün büyüyen saçları gibi, heybemizi güzel anılarla doldurup büyüttük, sırtımıza yükleyip onların tatlı ağırlığıyla yeniden yollara düşeceğiz...


Ve sonra yine geleceğiz...

10 Nisan 2014 Perşembe

Önce Cehaleti Kaldırmalı

Geçen gün okuduğum bu yazıdaki tespitleri çok doğru buldum. Cumhuriyet gazetesi Bilim Teknik ekinin yazarı Prof.Dr. Doğan Kuban'a ait. Biraz uzun ama okunmasını tavsiye ederim.

******
ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIMIZ BİZDEN DAHA ÖNEMLİDİR

Belagat, Mugalata ve Seçim

Türkiye çizgisinin, dünya çizgisini zaman içinde bir yerde yakalaması gerekiyorBu bir ölüm-kalım sorunudur. Ve geleceğin uygar temelidir. Ancak bu buluşma noktasından sonra bilgi, üretim, sağlık ve yaşam kalitesinde uygar dünya ile bütünleşmiş olacağız. Bunlardan mitinglerde söz edildiğini işittiniz mi?

Doğan Kuban, CBT 1411, 4 Nisan 2014

Genç Çiçero M.Ö.80’de şunu söyler: “Güzel konuşmak, özel ya da genel, her işin parçasıdır. Güzel konuşma devlete destek olur. Hatiplere ün, şeref kazandırır ve dostlarınızı esirgeyicidir.”
Perikles’den Mustafa Kemal’e, Curchill’den Kennedy’ye pek çok etkileyici politik konuşma okumuş, dinlemişizdir. Fakat güzel konuşma sadece kendi için yapılan bir etkinlik olmaya da yönelebilir. O zaman yanıltıcı olur. Arapça ve Osmanlıca’da Belagat, güzel söz söylemedir. (Fransızca ve İngilizce de ‘eloquence ve rhetoric ) Mugalata ise yanıltıcı söz söylemektir. ‘galat= yanlış, kural dışı’ kökünden gelir . (İngilizce sophistry). Seçim de politikaların konuşmalarıyla başlar.

Sağlıklı seçim söylemi vatandaşa bir gelecek tanımlayan ve umut verendir. Önümüzdeki seçim acıklıdır. Çünkü arkasında ölüm önünde umutsuzluk ve soru işaretleri var. Seçim söyleminin yolsuzluk tartışmasına dönüşmesi ve vatandaşların kısa vadeli umutlarına yanıt vermenin ötesinde, daha uzun bir gelecek imgesi içermemesi. bugünkü kargaşa içinde doğal görünebilir. 

Bir partinin seçim retoriğinin kurgusu politik vizyonunun gelecek bağlamında olgunluğunu yansıtır. Bunu algılayan bir toplum olduğu kanısında herkesin kuşkusu var.

Tarihte hiçbir söz son söz değildir. İnsan sondan söz edemez, İnananlar için son söz Tanrıya aittir. Bilime inananlar ise zaten yaşamın sürekli bir soruşturma olduğunu kabul ederler. Güvenilir adayların savunmaları gereken bir gelecek imgesi bağlamında yaşama doğrudan yansıyacak uygulama önerilerdir. Hala ortaçağı sayıklayan bir ülkede demokratik olması kuşkulu bir süreçte, bütün partilerin gelecek bağlamında güvenli bir çalışma ve eğitim ortamı, enerji bilinci olan bir üretim ortamı gerekliliğini halka anlatmaları gerekir.

KRİTİK SOYSUZLUK SINIRINDA
Bizim toplumumuz yalana kolay inanan, az okumuş, çağdaş dünya bilgisi çok kıt bir toplumdur. Yozlaşmış bu politik ortamda bu temel söylem dile getirilmezse, seçim, çürümüş bir kültürün ifadesi olan karanlık bir oyun olur. Bir seçim süreci zaten var olan durumun aydınlanmasına yani somutlaşmasına neden oluyor. Kuşkusuz bunun ne kadar gerçekleştiğini bilemiyoruz. İşte bu arakesitte toplumun aydınlık güçleri, iyi niyetlileri, vatanseverleri halkı uyandırmak zorundadır.

İki gün önceki Kırım referandumunda Ukrayna denen devletin bir gölge oyunu olduğunu öğrendik. Fakat Türkiye 900 yıllık kaya üzerine oyulmuş tarihi olan bir ülkedir. Karagöz oyunu oynanmasına izin veremeyiz.

Sevgili Okuyucular,
Düşünenlerin düşünemeyenlere anlatmaları gereken sorun şu: Türkiye’de politik söylemi yemek yemek, elini yıkamak, hacet’ini yapmak gibi bir iş olarak gören milyonlar olabilir. Bunların arasında politikacılar da var. Oysa Türk toplumu kritik bir soysuzluk sınırında yaşamaktadır. Burada aydınlatıcı bir söylemin yaratılması gerek. Halka Bu konuları anlatmak kolay değil. Fakat Türk insanı yaşamanın bir ideal değil, bir hak olduğunu, idealin ise varmak istediğimiz, ama tam ulaşamadığınız bir şey olduğunu öğrenmelidir.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan ve vatan işgal edildikten sonra, Türkiye’nin varmak istediği tek amaç, çağdaş dünyaya erişmekti. Bu toplumsal savaşın sözcüsü Mustafa Kemal’dir. Adı demokratik ve laik Cumhuriyet olan bu amaç, dünya tarihinin dayattığı bir zorunluluktu. Ve bir insanlık göreviydi. Türkiye o zaman tümüyle sömürge olan İslam dünyasını da uyandırmak sorumluluğunu da taşıyordu. Bu Türk toplumunun sırtından çıkaramayacağı bir sorumluluk elbisesiydi. O zaman sırtımıza geçirilen elbise, yaşadığımız çağın geçmişten daha önemli, geleceğin de bugünden daha önemli olduğu anlamına geliyordu.

Bugün aynı sorun var:Öldürülen çocuklarımız bizden daha önemlidir. Kaldı ki bu bir doğa yasasıdır. Ana babanın işi, gelecek kuşakları önce dünyaya getirmek, sonra yetiştirmektir.
Dünya bizimle bitmiyor. Dünyayı kendileriyle bitirmek isteyenlere Latince kökenli deyimle ‘nihilist’ denir. Bu aşırı bencil ‘hiççilik’, dinsizlik anlamına da gelir. Hatta Peyami Safa’ya göre bir zırdeliliktir. (Türk Dil Kurumu Sözlüğü) 

Çağdaş olmak çağda yaşamak değil, çağı yaşamaktır. Çağı yaşamanın özellikleri var: Kentlileşmek (kentleşmek değil), bilgi sahibi olmak ve yaşama saygı duymak. Avrupa uygarlığı, romantik 19 yüzyıldan doğallık, özgünlük, içtenlik gibi özelliklerle bunu zenginleştirdi. Buna Batı uygarlığı deniyor. Çağdaş dönem ise bu özelliklere bir de Innovation (yenilik yaratma) gereksinimi ekledi.

KONUŞMALARDA GERÇEKLER NEREDE?
Peki Seçim konuşmalarında bu gerçekleri anlatan politikacı var mı?Bir taraf leblebi şekeri dağıtıyor. Öteki taraf 1923-38 arasında ulaştığımız çağdaşlık düzeyine tekrar nasıl ulaşabileceğimizi anlatmaya çalışıyor. Ne var ki yıl 2014! Bir toplumda Biz de hırsızız! ” diyen insanlar hangi koşullarda yetişir? Bu toplumsal eğitimin, 1946’dan bu yana “Yetmez ama, kabul! ” diyenlere kadar nasıl geldiğinin tarihini yazmak büyük bir entelektüel serüven olacak!

Sevgili Okuyucular,
Elinizi kalbinize koyun. 1938 ya da 1950’den 2014’e kadar bir Çağdaşlık eğrisi çizin. Bu farklı etkinlik alanlarında olabilir. Fakat Türkiye çizgisinin, dünya çizgisini zaman içinde bir yerde yakalaması gerekiyor. Bu bir ölüm-kalım sorunudur. Ve geleceğin uygar temelidir. Ancak bu buluşma noktasından sonra bilgi, üretim, sağlık ve yaşam kalitesinde uygar dünya ile bütünleşmiş olacağız. Bunlardan mitinglerde söz edildiğini işittiniz mi?
Halk anlamaz, diyeceklerdir. Peki öğreten bir yer mi bıraktınız? Köşe yazılarında mı? politik söylemlerde mi? Bürokratik örneklerde mi? İmam-Hatip okullarında mı? Dershanelerde mi? YÖK komutasındaki üniversitelerde mi halkımız geleceğini öğreniyor?

Kimse geri dönmeğe uğraşmıyor. Gökdelen yapanlara neden iki katlı ahşap ev yapmadığını soran var mı? Tarihte hiç kimse geriye dönmeğe çalışmadı. Eğer Abbasiler geri dönmek isteselerdi Abbasi Rönesansı yapamazlardı. Bunu akıllarına getirirler miydi? Fatih 1300’e dönmeye çalışmıyor, acaba yeni bir Roma İmparatorluğu kurabilir miyim, diye düşünüyordu. Bu toplumda uçuruma doğru yarış yapan isteyen kimse yaşıyor mu?

Sevgili okuyucular,
Türk halkının psikolojik dengesini sağlamak zorundayız. Devlet, dünya ile ve kendi halkı ile futbol maçı oynuyor. Çocuklarımızı çağa yetiştirmek, bir gökdelenden başlamıyor. Köprüler, Boğazın bir yakasından öbür yakasına geçtikleri zaman uygar olmuyorlar. Füze’nin başında duran İslam gerillası, ya da alışveriş merkezinde vitrinlere bakarak dolaşan yarı köylü de uygar olamıyor. Dünya halkları için Müslüman’la uygar eş anlam taşımıyor. Cahil idareciler Müslüman’la ilkeli neredeyse sinonim yaptılar.

Halka söylenecek tek doğru, geleceğini sorgulamasını öğrenmek zorunda olduğudur.

Bunu birkaç yüz liralık sadakaya satmayacak kadar uyanmasını çalışmak her vatanseverin görevidir. 

8 Nisan 2014 Salı

mizu.com ile Alışveriş

Anneler bilirler, bebekli hayatta bir süre eski alışkanlıklarımıza veda etmek zorunda kalıyoruz. Eskisi gibi kişisel bakıma zaman ayırmak, giyim-kuşam-aksesuar konularında özenli olabilmek bir lüks. Bunu başarabilen anneler de var elbet, onları alkışlamak lazım, ancak ben geçenlerde yazdığım gibi hayatın devam ettiğini ancak bir buçuk yıl sonra farkedebildim :(

İlk olarak kişisel bakımım için biraz daha özenli olmaya başladım. Sonra ihtiyacım olan eksiklikleri belirlemeye. Biz kadınlar için bakımlı ve güzel olmak, modaya uygun alışveriş yapmak en iyi terapilerden biri. Ülkemizde son zamanlarda aldığımız üstüste üzücü haberlerden sonra toplumca biraz rehabilitasyona ihtiyacımız var. Özellikle biz kadınların. Daha duygusal olduğumuz için, daha kolay içselleştiriyor ve ne yazık ki daha çok yıpranıyoruz.

Buna karşılık, kendimizi kolayca iyi hissetme konusunda da daha başarılıyız bence. Hoşumuza giden ayakkabı ve çantaları incelemek, takılar içinden seçim yapmak, sevdiğimiz ürünleri satın almak, hele indirimli fiyatlarla almak hemen moralimizi düzeltir. Mesela ben iki gündür çanta ve takılara bakıyorum, sadece bakarken bile içim açılıyor :) Sonunda hangisini alacağıma karar vermiş olsam da kendimi diğerlerine bakmaktan alıkoyamıyorum :)

Son iki yıldır sürekli kızımın eşyaları nedeniyle valiz gibi bebek çantası taşımaktan bıkmış ve artık normal çantaya geçmeye karar vermiştim. mizu.com 'da Guess çantaların %20-50 arası indirimde olduğu haberini veren bir mail alınca derhal siteye baktım. Ne kadar çok farklı model ve stilde çanta varmış, meğer ben ne kadar uzun zamandır modadan uzak kalmışım şaştım. Hepsini almamak için kendimi zor tuttum.


Gözüm hep yazlık çantalara takıldı, içlerinden bir kaçını paylaşmak istedim.


Her yaştan kadına hitap eden Guess çantalardaki indirimler gerçekten cazip.


Bazılarını biliyordum ama bilmediğim markalar da varmış.

Özel tasarım clutchlar ise çok ilgimi çekti. Üzerinde farklı cümlelerin yer aldığı çantaların bir yüzünde hayvan deseni var, Love without a cause çantaları sevmemek için hiç bir neden yok doğrusu.


O kadar çok seçenek var ki, baskılı çantalar, portföy veya gece çantaları, spor çantalar, özel tasarım tablet kılıfları hepsine yer veremedim.

mizu.com da gezinirken gözüme takılan bir diğer ürünler de takılar oldu :)


Özel tasarım takılar hep ilgimi çeker ama yukarıdaki kolajda çalışmalarının bir kısmına yer verdiğim Nayad Bal tasarımları biraz daha farklıymış. Takıyı insana enerji veren bir obje olarak gördüğü için, her takıda kullanılan elementler ve onların etkileri farklı olacak şekilde ayarlanmış. Mesela ortadaki altın renkli Yükseliş 1 Yüzük; Başak, Aslan, Yay ve Kova burçlarını temsil eden, duygusal anlamda dengeyi koruduğuna, zihni kuvvetlendirdiğine, huzur ve sakinlik verdiğine inanılan zirkon taş ile tasarlanmış. Bu koleksiyondaki her parçanın böyle ilgi çekici özellikleri var.

Nihan Atakan takıları imzalı diğer bir tasarım takı koleksiyonu da çok hoş parçalar içeriyor. Koleksiyonda gümüş, altın, inci ve pırlanta kullanılmış. İlk başta dikkatimi çeken model arılı ve cupcakeli kolyeler olsa da daha sonra deri üzerinde toka şeklinde hazırlanmış bilekliklere de gönlümü verdim. 

Tabi mizu.com'da sadece çanta ve takı yok, Giyim, Ayakkabı, Parfüm, Saat, İç Giyim, Gözlük, Kişisel Bakım, Makyaj, Aksesuar başlıklarında yüzlerce ürün yer alıyor.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

i made it GeCe