25 Şubat 2015 Çarşamba

Günler Hızlı Çekimde

Her gün her gece şunu bunu yazmalıyım diye aklımdan geçiriyorum ama ne mümkün. Bilgisayar zaten açamıyorum da telefonu bile elime alamıyorum. Şu an olduğu gibi çocukların uyuduğu ve bana kalan bir iki saati genelde sızıp kalarak heba ettiğimden iki satır dahi yazamıyorum. Şimdi de sırtım ağrıyor, uykusuzluktan kafam bi dünya bu yüzden çalakalem yazacağım. Aslında 23'ünde Helo'nun aylık mektubunu yazmam lazımdı ama kafamı toparlayamadım henüz. Yazmadan önce o ayı düşünüp baskın olayları gözden geçiriyorum çünkü.

Herkes soruyor, iki çocuklu hayat nasıl diye. Daha kikir kikir eğlenme faslına tam geçemedik ama büyük ölçüde yoluna girmeye başladı herşey. Kızım kardeşine alıştı. Bariz bir kıskançlığı yok. Sabahları kalkar kalkmaz ve gün içinde defalarca sarılıp öpüyor. Ağladığında beni uyarıyor. Sesini biraz incelterek "eyeeen, çok tatlı diğde*, ufacık diğde" diyor :)

Geçtiğimiz Pazar günü 40'ını uçurduk Nova'nın. Ondan birkaç gün önce bariz şekilde gülmeye ve agulamaua başladı. Ondan önceki gülüşleri bilinçsizdi. Artık beni görüyor ve tepki veriyor. Yalnız yine hasta oldu ve burnu tıkandı tekrar. Üç gün üç gecedir uykusuz ve kucak kucağayız. Gündüz sürekli kucağımda hiç yatmıyor. Yattığı zaman tıkanıp nefes alamıyor. Ben de slinge koyuyorum öyle ayakta uyuyor ve rahat nefes alabiliyor. Bu yüzden slingli yeni bir hayat başladı benim için. Hem seviyorum hem sevmiyorum. Tamam el kol ile taşımaya göre kolay ellet boş kalıyor ama bütün gün takılı olunca sırtım çok ağrıyor, eğilip kalkmak özen istediğinden işleri yapmak zahmetli ve yavaş oluyor. Dışarıda gezmekte güzel faydalı ama sürekli kullanmak zor, bebekle yapış yapış oluyor insan :)

Doğduğundan beri gerek hastalıklar gerekse emzirmeye alıştırma derken bir rutin kuramadık. Gerçi amaaan kurduğum düzen nasılsa bozulacak diyorum ve dert etmiyorum. Emme aralıkları çok değişken. Birkaç saat emmediği de oluyor, kimi günler memeye yapışık yaşadığı da. Geceleri üç saat uyuduğu da oluyor her saat başı uyandğı da. Son üç gündür yine sık sık uyandığından yine uykusuzum, hatta şu an gözümün önünde koyunlar atlamaya başladı :)

Ve ev işleri. Ahh ev işleri. Sabah kahvaltı sofrasını ve yatağı toplamışsam, akşama bir çeşit dahi olsa yemek pişirebilmişsem o günü kurtardık demektir. Hiç vakit yok diye mi yoksa eskisine göre arttığı için mi bilmem çok iş var ve her bulduğum fırsatta bir iş yapıyorum. Çamaşır katla, kırıntıları süpür, lavaboyu sil.... diye gider bu. Sabah kalkınca kendime bir hedef koyuyorum şunu yapsam yeter diye. 

Bazen öyle acayip geçiyor ki günler, sabah 6 da kalkmışım (kalkış saatimiz bu genelde), 9 da Helo okula gitmiş, 11.30 da onu almaya çıkmam lazım ama ben saat 11 de daha ne pijamamı çıkarabilmiş, ne dişimi fırçalayıp aynaya bakabilmiş oluyorum. Çıkmama on dakika kala bir iyilik yapıyor Nova efendi jet hızıyla hazırlanıyorum. Ya da akşam yemeği koyacağım mesela, tüm gün fırsat kolluyorum yok yok olmuyor. Eşimin gelişine yakın bana 15 dakka avans veriyor oğlum. Bu tip o kadar çok olay yaşadım ki diyorum herhalde analarımızın duaları sayesinde Allah yardım ediyor.

Yani harala gürele, bir telaş bir koşuşturma, ağlak zırlak ama cıvıl cıvıl geçiyor günler. Uykusuzluk artı gün boyu hiç oturmasam bile enerjime, her şeye yetebilmeme, bir şekilde Allah yardım edip günü kurtarabilmeme hayret ediyorum. Ve iki çocuklu hayat, gerçekten daha yoğun olsa da insan bu yoğunluğa da alışıyormuş. 


*diğde=değil mi?

21 Şubat 2015 Cumartesi

Düğün Hikayesi Magazin 2. Dergi

Blog yazmaya ilk başladığım yıllarda, bloglar bir nevi bugünün twitter ve instagramı gibiydi bizim için. O kadar çok güncel blog vardı, o kadar çok yorum yazar ve etkileşirdik ki, birçok arkadaşlık kurduk sayesinde.

Blog arkadaşlığı ile başlayıp yüzyüze tanışma fırsatı bulduğum Ayça ise, en başından beri beğeniyle takip ettiklerim arasında. Bu ilk dönem blogculardan bir kısmı yeteneklerini profesyonel işlere dönüştürme konusunda cesur adımlar attılar ve Düğün Hikayesi de bu anlamda Türkiye'de ilk kez hikaye fotoğrafçılığı yaklaşımını sunan firma olarak sahneye çıktı. Bununla yetinmeyip bir adım daha atarak, Gezi olaylarından hemen önce Düğün Hikayesi Magazin yayınlandı. Oldukça beğenilen ilk sayısından sonra ülke gündemi nedeniyle zorunlu ara verilmişti fakat geçenlerde 2. sayısı da çıktı ve bundan sonra üç ayda bir yayınlanmaya devam edecek.


Dergide Bir Yastıkta olarak yazı yazdığımı daha önce söylemiştim. İkinci sayıda da bir yazım bulunuyor ve bundan sonra da devam edecek. Bu sayının dağıtımı Ankara'da yapıldı ama online olarak issue üzerinden okuyabilirsiniz.

Fotoğraflardan okumak pek kolay değil ama benim yazım da şöyle:



Derginin sıkı bir okuyucusu olarak ayrıca, diğer sayıları da merakla bekliyoruuuum :)

Süt Yapıcı Yiyecekler: Yulaf


Slovakyada doğum sonrasında hastanede kaldığımda her gün ara öğün olarak kocaman bir tabakta bir çeşit lapa veriyorlardı. O zaman ne olduğunu bilmiyordum ama sonradan anladım ki sütlü yulafmış. İçine çok az şeker (varla yok arası) konmuştu ve ben onu bayıla bayıla yiyordum. Sonra eve gelince de alıp yemeye devam etmiştim.

Aradan üç yıla yakın zaman geçtikten sonra yine kavuştuk. Şimdi her gün özellikle gece acıktığımda yiyorum. Böylece gece gece çok kalorili birşey yememiş oluyorum hem de günlük sütümü içmiş oluyorum. 

Elbette süt yapıcı daha birçok şey var, ilk doğumda buzdolabında bir liste vardı; gaz yapanlarXsüt yapanlar diye... Su, uyku, huzur bunların başında geliyor ama sadece sıvı tüketmek yeterli değil, aynı zamanda dengeli beslenmek de lazım ki sütün hacmi artarken besin değeri de korunsun. Yulaf da çok yaygın olarak bilinmediği için paylaşmak istedim. Ben sade yulafı daha çok seviyorum ama müsli olarak geçen kuru meyveli yulaflar da bulabilirsiniz.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Novadünya 1 Aylık

Zaman nasıl da hızlı geçiyor, oğul bir aylık oldu bile. Uzun uzun aylık gelişimlerini yazmayacağım, nedense ikinci kez anne olunca bazı şeyler önemini yitiriyor. Neler yaptığını takip etmekten çok anın tadını nasıl çıkarırım meselesine odaklanıyorsun. Geçenlerde annem telefonda sordu, sana tepki veriyor mu, elini şıklatınca falan o yöne bakıyor mu dedi. Aaa evet öyle şeyler yapıyorduk değil mi, aklıma bile gelmemişti. Sonra o söyleyince yaptım evet yapıyormuş :)

- Konuşmayı çok seviyor oğlum, gece gündüz konuşuyor, hatta şuan (gecenin ikisi) uykusunda konuşuyor yanımda. Tabi meme veya alt değişmesi gecikince bir kızıyor bir kızıyor. Mokur mokur söyleniyor. O zaman delikanlılık çağında acaba çok dediğim dedik mi olacak diye düşünüyorum.

- Erkekler daha gazlı olurmuş, evet öyle ne yazık ki. Bir kaç gün önce o kadar çok zorlandı ve ağladı ki acaba kolik mi geliyor dedim. Şimdi hala emin değilim. Galiba değil ama gaz krizleri hepimiz için çok sancılı. Birkaç gün önce aylık kontrolünde doktoruna sordum; bir çay veya ilaç tavsiye eder mi diye hayır dedi. Sadece hızlı emiyor mu diye sordu. Evet son zamanlarda emiş gücü iyi ve çok hızlı emiyor. Doktor hızlı emdiği için hazımsızlık yaptığını, yavaşlamasını sağlamaya çalışmamı (başlarda hızlandırmaya çalışıyordum ben değil mi), eğer çok süt varsa akışı yavaşlatmak için ön sütü sağmamı tavsiye etti. Sonrasında daha dikkat ettim azaldı sanki?

- 15 gün boyunca süren burun tıkanıklığı geçti çok şükür. Emmesi çok etkilendiği için kilo alamayacak diye korkuyordum almış çok şükür. Boyu da 53cm olmuş ama ne kadar uzamış bilmiyorum. Burada ilk doğduğunda bebeğin boyunu ölçmüyorlar bebeği germemek için. Bu yüzden doğum boyunu bilmiyorum.

- Tam bir kucak bebesi. Hastalık süresince hep kucakta olduğundan alıştı galiba hep kucak hep kucak. Her işi tek elle yapıyorum. Helo'ya tuvalette bile tek elle yardımcı oluyorum diyeyim siz anlayın. Bazen kucağımda dizlerimin üzerinde uyuyor, aynı eğimde aynı pozisyonda yatağa koyuyorum hop uyanıyor. Vücudunun herhangi bir uzvu yatağa değince huylanıyor :) Geceleri biraz daha ılımlıydı ama o göğsümde ben oturur vaziyette uyuduğumuz çok oldu tabi.

- Wrap sling almıştım, başlarda pek durmak istemiyordu şimdi sevdi galiba. Bir kaç keredir onu slinge kızı pusete koyup markete alışverişe falan gittik. 15 dakika uzaklıktaki markete gidip gelmemiz 2,5 saat sürüyor. Slingde hem emiyor hem uyuyor pek keyif alıyor. Tabi her gün ablasını okuldan alıyoruz. Bir ayda o kadar çok dışarı çıktık ki, son iki haftadır her gün (bazı günler 2 kere) çıkmış oldu işte. Slingi sevmesine karşın puseti sevmedi daha pek başarılı olamadık, oto koltuğuna da zor oturuyor ağlaya ağlaya :(

- Nüfus kağıdı ve pasaportu çıktı. Pasaport için Rotterdam'daki konsolosluğa gittik, ilk uzun gezisi bu oldu. Şimdi oturma izninin çıkmasını bekliyoruz.

- Ablası çok seviyor, her sabah öpüyor, gün içinde ilgileniyor. Tutarken, okşarken falan hareketleri pek nazik olamasa da gıkını çıkarmıyor. Onun yanında susuyor. Geçen gün konstrast renkli bez kitabı gösterdim, uzun uzun inceledi. Şimdi kızım yanına yatıp ona kitabını okuyor :)

Güya az yazacaktım değil mi? Şimdilik aklıma gelenler bu kadar yeter sanırım :)

11 Şubat 2015 Çarşamba

Özenli Yemekler İçin Geniş Zamanlar Şart Değil

Yemek yapmayı severim ve genelde belli kalıplara uymam yemek yaparken. Elimdeki malzemelere göre kafamdan uydurabilirim. Ayrıca benim ve eşimin damak zevkimize uyan bir mekanizma var kafamda. Yiyeceklerin tat ve kokularına göre, hangileriyle iyi bir uyum yakalayacağını, hangileriyle olmayacağına dair bir içses gibi birşey. Bu yüzden tarife bağlı kalmadan pişirebilirim. Ancak tabi ki yeni tarifler keşfetmek hoşuma gider çünkü incelerken içine neler koyduklarına bakarak yeni fikirler ediniyorum. Bu açıdan buradaki markette verilen yemek dergisi çok ilgimi çekiyor, değişik malzemeler, alışılmışın dışında bileşimler olabiliyor.

Eşim çok uzun zamandır öğle yemeklerini evden götürüyor. Slovakyada da götürürdü ama düzensizdi burada ise düzene koyduk. İşyerinin yemekhanesinde tek türde yemek çıkıyor ve bazen uygun olmayınca aç kalıyor. Bu yüzden çözümü evden götürmesinde bulduk ki böylece hepimiz benzer şeyleri yiyip dengeli beslenebiliyoruz. Akşamdan kalan yemeği götürüyor olsa da, genelde hergün taze pişirdiğim için bazı arkadaşlarım buna nasıl yetişebildiğime şaşıyorlar.

Eşim öğlen yemeklerinde, yanında götürdüğü yemeğe ilave salata veya çorba alırken, servis yapan ahçı ile her gün konuşuyormuş. Adam benim yemeklerimi merak ediyor :) Bazen benimkilerden fikir alıyormuş. Bazı arkadaşları da bazen merak edip tadına bakıyorlar. Bir tanesiyle tanıştığımda bana ilk söylediği yemeklerimin güzelliği oldu. Eşime "karın yemekleri sevgiyle yapıyor" diyorlarmış :) Gerçekten ben de keyifle yaptığım zaman daha lezzetli olduğunu farkediyorum ve bu yüzden hep sevgiyle yapıyorum yemeklerimi :)

Diğer yandan biliyorsunuz ki ekim ayından beri haftada üç gün babysitter geliyor kızım için. Öğle yemeklerini çoğunlukla beraber yiyoruz (her gün değil ama onlarca kez yedi). Ve bu güne kadar ona en az üç çeşit yemek çıkardım, üstelik neredeyse hepsi farklıydı, kendini tekrar eden pek olmadı. Tabi kız buna şok oldu. Hem bu kadar çok çeşit olmasına, hem aynı anda birkaç çeşit yememize. Malesef çok kötü bir beslenme düzenleri varmış, annesi genelde yorgunmuş (çalışıyor), bir akşam makarna, bir akşam patates, bir akşam pizza gibi her hafta tekrarlayan bir rutinleri varmış. Öğle yemekleri de basit soğuk sandviçler şeklinde genelde zaten.

Ne yazacaktım... Hıım.. Özenli yemekler hazırlamak için çok zaman gerekmiyor ki iki çocuklu olmadan önce de zaten çok zamanım yoktu şimdi hiç yok. Dün akşam mesela aç kalmak üzereydik. Gündüz yapamadım ama eşim geldikten sonra çabucak besleyici bir yemek hazırladım. Tavuklu, kremalı peynir soslu makarna. Makarnalar pişerken bir yandan ufak doğradığım tavukları tavada pişirdim, bir yandan sosu hazırladım 15 dakkada hazır :) Bu gün gündüz de öğle yemeğim oldu alkolsüz bira eşliğinde :)


Bu akşam da şu ana kadar yaptığım en lezzetli et yemeğini yaptım. Dergiden esinlendim ama birebir aynısı değil, adını da bilemeyeceğim şimdi.


Dana biftekleri gündüzden düdüklüde haşlamıştım. Birkaç patates ve havucu da doğrayıp haşladım ayrı bir tencerede. Akşam etleri zeytinyağında hafifçe kızarttım ve roka ve sos eşliğinde yedik. Yani yine hazırlaması çok kısa süren bir yemek. (Ayrıca bşr çorba yaptım ve dünden makarna da vardı tabi) Bugün yemeğini almayı unutan eşim, işyerinde kanlı bifteğini yiyemeyince keşke ahçı bu yemeği görseydi diye beğenisini dile getirdi :) Buraya kadar yazdığım kadarıyla yemekte bir farklılık yok diyeceksiniz belki ama işin sırrı sosta :)

Bir limon sıkıp, içine zeytinyağı, dövülmüş sarımsak, nane, maydanoz, kekik, dereotu (hepsini kuru kullanıyorum ben), tuz ekleyip sosu hazırlıyoruz. Bunu hem ete hem sebzelere döküp yiyoruz. Biraz önce yememe rağmen şimdi bile ağzım sulandı bak :) Deneyin beğeneceksiniz

i made it GeCe