19 Ocak 2019 Cumartesi

18/2019 41

Ocak 19, 2019 4 Comments
19 yaşındayken elini tuttuğum adamı, bugün 41 yaşına getirdim 😊 Yıllar bizi kovaladı, biz onu, nasıl geçti hiç anlamadım.

Çok şey yaptık birlikte, çok dolu yaşadık. Bir çok şeyi de sıfırdan kendimiz yaptık. Hala da öyle... Çocuklardan önceki zamanlar oldukça silik hafızamda nedense, hatta mesela dün akşam bir görüşmesi vardı merak ettiğim tüm gün onu sormayı bile unuttum. Ama hiç unutmadığım birşey var ki o da onu ilk gördüğüm an. Şimdi gibi aklımda. Ve “o kişi” olduğunu ilk gördüğümde anlamıştım. Belki de yıllar önce daha lisedeyken onu rüyamda gördüğüm için hatırladım.

İki cihanda yanımda ol sevgilim 🙏🏼



16 Ocak 2019 Çarşamba

16/2019 Fizik neden zor?

Ocak 16, 2019 9 Comments

Bugün karşıma bir çocukla bir ebeveynin birlikte hazırlayıp sunduğu bir deney videosu çıktı. Fiziksel bir olayı gözlemlemişler. Deney hoşuma gitti, basit eğitici. Fakat hem altında yazan açıklamada hem de videodaki sözel açıklamada bilgi yetersizdi. Zaten çocuk da anlamamış görünüyordu. Sadece olayı görmüş ve aklına yazmış oldu belki.

Fizikle ilgili deneylerde açıklamaları okuyunca, şu şunla orantılıdır, bu böyledir, şu değişirse bu olur, formülde şunu arttırırsan bu artar, şu azalır gibi yorumları görüyorum. Kitaplarda bile böyle. Bunları okuyunca ilk sorulması gereken soru es geçiliyor genelde. Ki neredeyse her fizik olayı için en temel sorudur; "neden"? Eğer cevabını söyleyebilirseniz olayı anlarsınız.

Neden öyle oldu, oluyor? Bütün yorumları unutun, bildiğiniz tüm kitap bilgilerini. Kafanızda düşünün ve nedeni bulmaya çalışın. Fizikle ilgili deneylerin çok büyük bir kısmında tanecikleri düşünürseniz sonuca varıyorsunuz zaten. Çünkü o minik tanecikler birçok olayı üstleniyor.

O videoyu seyrettiğimden beri karnıma ağrılar giriyor. Onları suçlamıyorum çünkü etraftaki tüm bilgiler neredeyse anlaşılmaz şekilde sunulmuş. Bu kadar zorlaştırmanın nedeni ne? Neden sorgulamayı değil, sadece bilgiyi sunmayı seçiyor eğitim sistemi? Hele hele kuantum fiziğinin kuantum düşünce, şifa, evrenden gelen egzotik mesajlar gibi bir çok metafizik olayda kullanılması ve onca insanın gözlerinin bunlarla boyanması. Kuantum fiziğini, kuantum fizikçiler bile çözememişken mediatif tayfa maşallah çözdü bitirdi.

Bundan birkaç ay önce yeni birşeyler yapma hevesi ile yeni bir instagram hesabı ve blog açtım. Physics for kids isminde. Daha ön hazırlıkları bitmedi (boş zamanımın artmasını bekliyorum) ama herkesin kolayca anlayabileceği açıklamalarla, günlük hayatta gördüğümüz olaylar, deneyler yer alacak bu hesaplarda. Olur da başarabilirsem belki videolar bile olacak. Çocuklarım artık bebekliği bitirip, dünyayı anlama dönemine geçtikleri için onlar öğrenirken herkes faydalansın istiyorum. Tek merakım, eğer böyle bir çalışma yaparsam bunu takip etmek isteyen olur mu? Hadi yap şeklinde biraz gaza ihtiyacım var da. Biliyorsunuz bütün bu içeriklerin hazırlanması, sunumu vs epey bir iş yükü demek oluyor. Değer mi değmez mi öngörebilmek iyi olurdu.

Sevgiler

15 Ocak 2019 Salı

15/2019 Duygusal Yaşlılık

Ocak 15, 2019 8 Comments
Haftasonu hem oğlumun doğumgünü hem de kızımın jimnastiğinin ardından, son bir haftadır devam eden okul heyecanı, alışacak mı kaygıları, ne çabuk büyüdü şeklinde gelişen duygusallıklar vs derken dün pazartesi günü kendimi çok yorgun ve bitkin hissettim. Öyle ki kalp atışlarım hızlandığında kendimi sakinleştiremiyordum ve böyle gün içinde birkaç kere çarpıntım oldu, beni epey korkuttu. Yine günlük telaşlarımız oldu her zamanki gibi (işte okula geç kalmayalım, şunu bunu kaçırmayalım gibi) çok sakin bir gün değildi ama bunlar tüm diğer günlerde de oluyordu zaten ve ben bu değişikliği son bir haftadır içinde bulunduğum "aşırı duygusal yoğunluğa" verdim. Bugün özellikle kendimi nötrlemeye çalıştım ve daha iyiyim.

Şurası bir gerçek ki, ergenlikte ve yirmili yaşlarda aradığımız heyecanlar, aksiyonlar artık bu yaşlarda azalıyor. Kendimize, rutinlere sadık günler vermek istiyoruz. Gün içinde ortaya çıkan beklenmedik haller eskisinden biraz daha fazla yorucu gelebiliyor. Ve sanırım ben de böyle hissediyorum.

Mesela eşim oğlumla inatlaşıyor ve onu çığlık çığlığa bağırtıyor. Lütfen diyorum nolur inatlaşma artık kaldıramıyorum (gün içinde zaten en az on kere yaşamışım) veya çocukların tablet veya şeker taleplerine karşı daha dirençsizim. Böyle azar azar kendime duygusal olarak stabil bir ortam yaratmaya çalıştığımı farkediyorum.

Bu konuda yazmayı düşünürken biraz önce instagramda perihangürer’in 30 ve 40 yaş fotoğraflarını koyduğu bir gönderisini gördüm. Hangisi daha iyi diye sormuş ve kendisi, 30  yaşındaki kaygılı yüz ifadesine rağmen 40 yaşının iç huzuru yüze yansımış olgunluğunu tercih ettiğini söylemiş.

Bence yaş aldıkça kazanılan şeyler çok güzel (olgunluk, kişisel gelişim, sakinlik, dinginlik gibi) ama yukarıda belirttiğim gibi kayıp giden şeyler de var. İşte gençlikteki kıpır kıpırlık, heyecan arayışı, aklına ettiğini yapma cesareti gibi. Bunlar yaş aldıkça azalıyor ve daha durağan bir hayata eğilimli olunuyor (elbette istisnalar vardır). Yine de o yaş daha iyi bu yaş daha iyi diyemezdim sanırım. Şimdiki yaşa ait vasıflar ne kadar özelse (bizim için şu anda bunlar gerekli), geçmişimizdeki yaşa ait vasıflar da o zaman gerekliydi. Bu hayat oyununun bir parçası. Doya doya her bir duyguyu tecrübe etmek ise, elzem olanı. Bu yüzden ergenlikteki yeğenlerime hep derim git, gez, dolaş, şunu dene, bunu yap vs gibi. Tabi bakalım kendi çocuklarımın ergenliğinde böyle diyebilecek miyim. Ama yok bence derim ya, derim değil mi? 😏

14 Ocak 2019 Pazartesi

13/2019 Üçlü Mutluluk

Ocak 14, 2019 8 Comments
1) Çok uzun ve duygusal olarak çok yoğun bir günün ardından uykuma yenik düşmeden önce yazmalıyım. Bugün oğlumun doğumgünü. Canımın içi, hiç bebekliğine doyamadan büyüyen oğluşum. Ama bugün sen 4 yaşındasın artık büyüdün dediğimde, hayır anne büyümedim ben ufağım dedin. Hay hay buna can kurban, gel buraya minik bebeğim deyip bolca sarıldım.

4 yaşında Novadünya, merhametli, yumuşacık yanaklı (öyke ki uyurken yanağını yanağımın üstüne koyar kollarını boynuma dolar), gün içinde sık sık sarılıp seni çok seviyorum diyen, ruhunun bir yanı bir balet gibi naif ve nazik iken bir yanı da dövüş sporlarına meraklı, yeni bilgileri sünger gibi emen, önce bir düşüneyim lafını bolca kullanan ve bununla beni çok şaşırtan, sebzeye düşkün, anne ben mübver istiyordum neden yapmadın diyen, bensiz hiiiiç bir yere gitme beni hiç bırakma sözleriyle boynuma yapışan ama ben de spor yapayım sağlıklı olayım diye gitmeme izin veren, saç topuzuma düşkün, onu tutmaktan zevk alan, şarkı söylemeyi dans etmeyi çok seven, mutfak işlerine bayılan, müthiş güzel kekler yapan, dağıtsa da sonra toplayan, legoları çok seven, ablasına düşkün, arkadaş canlısı, uyumlu, mutlu, kibar bir çocuk.

Bu sabah kendi aramızda minik bir parti ile kutladık yeni yaşını ve çok mutlu oldu bebeğim. Dostlarımızla yapacağımız parti de daha plan aşamasında.


2) Bugün bizim için ayrıca başka bir konuda önemli bir gündü. 2 yıl gittiği ritmik jimnastik derslerinin ardından geçtiğimiz eylül ayında sıradan derslerden hariç, turnuvalara hazırlanan bir başka grubun çalışmalarına katılıyordu Helodünya. Ve bu gün aylardır hazırlandıktan sonra ilk kez turnuvaya katıldı. Hollanda içinde bölgesel bir yarışma idi ancak çok sayıda okul katılmış ve çok sayıda jüri karşısında yarışacaklardı.

Son bir aydır haftalık derslerinden hariç her gün evde çalıştı. Hem kareografiyi unutmadan yapmak, hem de müzikle uyumlu ve estetik açıdan iyi yapmak pek kolay değil bu yaş grubu için. Fakat hepsi çok güzel öğrendiler ve başarıyla performanslarını sergilediler. Helo’cum bir yerde biraz duraksadı ama puanı hiç de fena değildi. Olimpiyatlardaki gibi gayet ciddi bir jüri (20 kadar kişiden oluşuyordu) gayet ciddi değerlendirmeler yaptılar.

Hiç ödül almasa da zaten gurur duyuyorduk ama minikler grubunun ödül töreni başladığında ilk onun adı söylenip sahneye çıkınca hem şaşırdık hem sevindik. İlk yarışmasında bronz madalya kazandı canım kızım ❤️


Sanırım bundan sonra bu tip turnuvalarda bulunmaya alışmamız gerecek zira önümüzde daha iki turnuva varmış yakın zamanda. Bakalım orada neler olacak.

3) Gün içinde hem doğumgünü fotoğraflarımızı hem de kızımın gösterisini sosyal medyada paylaştım. O kadar çok tebrik mesajı aldım ki, çok duygulandım. Hepsine tek tek cevap yazdım, dualarını aldım, dualarımı verdim böyle 200’e yakın şifalı söz okuyup yazdım. Öyle güzel bir enerji doldu ki içim, sebep olana,  vesile olana, üşenmeyip selam edene, dua gönderene sonsuz teşekkür. Çok şükür 🤲🏻

12 Ocak 2019 Cumartesi

11/2019 Elmalı Kurabiye 

Ocak 12, 2019 6 Comments


Perşembe günü oğlumun oyun okulunda son günü idi. Doğumgünü ile karışık bir nevi veda partisi yapılıyor. Bu partide de çocuklara birşey ikram ediliyor. Kimi evde yaptığı cupcake, kurabiye gibi şeyleri;  kimi basitçe bisküvi, kuru meyve falan gibi şeyleri dağıtıyor. Bizim okulda açıkça bir yasak olmasa da (bazı okullar sadece meyveye izin veriyor mesela) yine de Hollanda genelinde, çocuklar söz konusu olunca şeker ve nut (fındık fıstık) içeren şeylerde rahat olamıyorsunuz. Çocukların alerjileri olabilir veya anneleri şeker vermiyor olabilir.


Kızımdan dolayı bu etkinliklere yıllar önce başladığım için tecrübeliyim. Çocuklar bazı şeyleri de beğenmeyebiliyor. Genelde tatlıyı seviyorlar ama meyveyi orijinal bulmuyorlar (zaten okulda meyve saati var). Bir diğer dikkat edilmese gereken şey ise çocukların bunu döküp saçmadan, öğretmenlere iş çıkarmadan, kendi başlarına kolayca yiyebilecek şekilde olması.


Günlerce ne yapsam diye düşünmenin ardından Elmalı kurabiyeye karar verdim. İçinde çok az şeker var ve Hollanda’nın Elmalı tartı meşhurdur. Herhalde çocuklar sever dedim.


Yaşıtlarım hatırlayacaktır biz çocukken piyasaya çıkmıştı bu tarif. Büyük ablam evde hep yapardı. Bu tarif onun çok yıllık defterinden. Mutlaka internette daha farklıları da vardır ama ben hem bu hamuru hem bu şekil kurabiye için hem de turta için kullanıyorum.


Hamuru için malzemeler:
-125 gr oda sıcaklığında tereyağ veya margarin (yarım paket)
- yarım su bardağı sıvıyağ
- yarım su bardağı yoğurt
- 1 çorba kaşığı pudra şekeri
- 1 paket vanilya, 1 paket kabartma tozu
- yarım kiloya yakın un ( dikkat: unu birden değil yavaş yavaş ekliyoruz. Eğer kurabiye yapılacaksa hamur merdane ile açılacak ve şekil verecek yumuşaklıkta olmalı, kulak memesi kıvamı. Eğer turta yapılacaksa biraz daha sert olabilir.)
Bu malzemelerle bir tepsi çıkıyor, malzemeleri iki katına çıkarıp çoğaltabilirsiniz.


İç harcı için malzemeler:
- rendelenmiş veya minik doğranmış elma ( elmanın büyüklüğüne göre değişir ama 4 orta boy yeterli bu hamur miktarı için)
-tarçın
- eğer elmalar ekşi ise biraz şeker (ben genelde kullanmıyorum)
Hepsini bir tencereye alıp elmalar eriyip püre kıvamına gelinceye kadar pişiriyoruz.
İç harcını evde hazırlamak yerine markette kavanozda satılan elma pürelerinden de kullanılabilirsiniz. Bu kurabiye için ben öyle yaptım.

Hazırlanışı
Önce elmaları pişirip soğumaya bırakmakta fayda var. Hamuru hazırlarken onlar yeterince soğuyacaktır. Hamuru yoğurduktan sonra sıra şekil vermeye geliyor. Elde inceltip de yapılabilir ama her zaman merdane ile açıyorum ben. Çünkü elle yapıldığında bazı yerler kalın oluyor ve içindeki elma da her yere eşit yayılmadığından kalın ve kuru gelebiliyor.

Ben çocukların tek kurabiye ile doyabilmesi için çaydanlığın üst parçasının kapağını kullanarak yuvarlak hamurlar elde ettim. Hamuru açabildiğim kadar büyük açıp kapakla aynı anda bir sürü yuvarlak çıkardım. Açarken hamurun altına üstüne biraz un serpmekte fayda var.  İçlerine harcı koyup yağlı kağıda diziyoruz ve 200 derece fırında 15-20 dakka rengi dönünceye kadar pişiriyoruz.

Sadece bu kurabiyeler için değil fırında her ne pişirirsem pişireyim kokuyu takip ediyorum ben. Kurabiyenin kokusunu ilk duyduktan sonra fırından fazla uzaklaşmayın. Kısa bir süre daha geçince hazır olacak çünkü.

Çıkarınca soğumaya bırakıyoruz ve pudra şekerini soğuduktan sonra döküyoruz. Sıcakken dökülürse hepsi içine çekiliyor.

Farklı şekil olarak açılan hamur üçgen şeklinde kesilip rulo da yapılabilir. Fakat ben onu, hamur çok ince açılmadığı takdirde kalın buluyorum. Hamuru az iç malzemesi çok kurabiyeler daha hoşuma gidiyor. Bir de dikkat,  eğer iç harcınız çok yumuşak ise (püre mesela) rulonun açık yanlarından akıp gidebiliyor.  Benim yaptığım gibi kapalı daha iyi olacaktır.