2 Ağustos 2015 Pazar

Haftanın Bilgisi: Google'dan Görüntülü Çeviri

Google Translate uygulamasını hepiniz bilirsiniz. Bu güne kadar kelime, cümle, web siteleri vs yazarak neredeyse her dil için çeviri hizmeti alıyorduk. Ancak şimdi biraz daha gelişmiş bir hizmetle karşımızda. Türkçe'yi de destekleyen görüntülü çeviri.

Biliyorsunuz Hollanda'da yaşıyoruz ve henüz dile hakim değiliz. Bu durumda eve gelen postalar, broşürler, yoldaki yazılar, okullardaki duyurular herşey bizim için ekstra iş demekti. Ancak Google'ın yeni özelliği sayesinde artık daha kolay olacak. Çünkü telefonu sanki büyüteç tutar gibi yazının üzerine tutunca, ekranda çevirisini gösteriyor.


Özellikle yurt dışı gezilerinde çok işimize yarayacağı kesin.

Bu özelliği kullanmak için telefonunuzda google translate app indirin ve kullanmaya başlayın. 


Görüntülü çeviri özelliği ile birlikte sesli çeviri özelliği de yenilikler arasında. Henüz bunu test etmediğim için performansını bilmiyorum ama görüntülü çeviri gerçekten işe yarıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

40. Ay Mektubu: Arkadaşlığın Tadı


Can kızım,
Bu ay yine geç yazıyorum mektubunu. Günlerin yorgunluğu içinde yazı yazacak havaya giremedim bir türlü. Okulun tatil olduğu için tüm ay boyunca evde beraberdik. Tabi bu daha fazla can sıkıntısı çektiğin anlamına geliyor. Havanın güzel olduğu hergün dışarı çıktık, gezmeye gittik ama artık gittiğimiz parklar, birlikte yaptığımız aktivitelerden de sıkıldığını hissediyorum. Yine oynuyorsun, eğleniyorsun ama dilinde sürekli arkadaşların var. Onları her gün görmek, onlarla oynamak istiyorsun.

Bu ay yeni Türk arkadaşlar edindik, bol bol da görüştük. Fakat ne yazık ki uzak oturuyorlar ve sadece hafta sonları falan görüşebiliyoruz. Şimdi de çoğu tatile gidecek,bir süre görüşemeyeceğiz ama hergün o arkadaşlarınla bir daha ne zaman görüşeceğimizden, neler yapacağından falan bahsediyorsun. Bu kış birlikte bol vakit geçirirsiniz umarım.

Beraber gayet güzel oynadığınızı, çok eğlendiğinizi ve hiç ayrılmak istemediğinizi söylememe  gerek yok sanırım. Yaşlarınız yakın, dilleriniz ortak, kimbilir ilerde çok uzun sürecek dostluklarımızın başlangıç günleri bu zamanlar. Yine İstanbul'daki arkadaşlarını da özlediğini, sık sık Ege'yle oynamak istediğini söylüyorsun. Biliyorum gerçekten özlüyorsun ama kendimi suçlamaya başlamadan önce bunları daha çok canın sıkıldığı zamanlarda tekrarladığını, burada da mutlu olduğunu kendime hatırlatmalıyım.

Tabi bu sürecin bir getirisi de var şimdilik, okulun açılmasını dört gözle bekliyorsun. Ağustos'un 16'sında yeniden başlayacak. Korkarım en iyi arkadaşın Marcus, artık büyük okulunda olacağı için (basis school un senin lügatındaki adı büyük okulu), biraz zor günler bizi bekliyor olabilir :/ Sen de zaten "yavaş yavaş büyümek istemediğini, hemen büyük olmak istediğini" bolca tekrarlıyorsun. Doğum gününden sonra basis school'a başlayacağın için, doğum gününe ne kadar kaldığının hesabını yapıyoruz sık sık tabi...

Benim de arkadaşım yok dediğim zaman, senin arkadaşın var ya babam diyorsun. Eren'in de senin arkadaşın olduğunu kabul ediyorsun ama Eren, çok yavaş büyüyormuş, çabucaktan büyü Eren diyorsun ona :) Ancak tabi ki Zeynet (zeynep) in yeri ayrı, hala onu anıyor, İstanbul'a gidince onu görmek istediğini söylüyorsun.

Karşına hep iyi arkadaşlar çıksın bitanem, ve sen arkadaşlıklarını doyasıya yaşa inşallah.

Annen
Amsterdam

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Haftanın Bilgisi : Sadece Yulaf ile Zayıflayabilirsiniz

Daha önce yazdığım gibi, oğlum dünyaya geldikten sonra süt arttırıcı besin olarak hergün bir kase süt ve yulaf yemeye başlamıştım. Bu bende gerçekten işe yarıyor. Günlük beslenme düzenim içinde ona zaman ayıramıyordum ancak, gecenin ortasında acıktığımda (2-3 civarı) en hızlı ve fazla kalori almadan açlığımı gidermek için bir kase sütlü yulaf idealdi. Kaseye sütü koy biraz yulaf ekle (ve ben biraz şeker de katıyorum bir tatlı kaşığı kadar) tamam. Öyle doyurucu oluyor ki çoğu zaman sabah kalktığımda acıkmamış oluyorum.

Çok kilo almadığım için doğumdan kısa süre sonra hamilelik kilolarımı vermiştim ancak, uzun yıllar üzerime yapışmış ve ne yazık ki diyetlerle ve sporla bile çok yavaş giden fazla kilolarım vardı. Daha sonra bu kilolarımın gitmeye başladığını farkettim. Tamam emziriyordum, iki çocuklu hayat çok daha yoğundu ama bu şartların aynen kaldığı ancak yulafı ihmal ettiğim iki aylık tatilde yeniden kilo aldım ve sonra yulafa başladığımda ise, yine vermeye başladım. Bunu farkedince acaba bu farkı yaratan yulaf olabilir mi diye düşünmeye başladım.

Hiç haberim yokmuş gerçekten, meğer yulaf bir çok popüler diyetin içinde yer alıyor ve sadece yulaf ile yapılan diyetler bile varmış. Üstelik çok faydalıymış. Ben diyetlerde tek bir yiyeceğin yer almasını (sadece yulaf yemek, sadece lahana yemek gibi) sağlıklı bulmuyorum ama benim durumumda olduğu gibi günlük beslenmenizi değiştirmeseniz bile, sadece yulafı dahil ederek zayıflamaya başlayabilirsiniz. Tabi dikkatli ve dengeli bir beslenmeyle daha iyi sonuçlar alınacaktır.

Yulafın faydalarına gelirsek;
-troid bezlerini çalıştırır ki bu kilo kontrolünde önemli bir hormondur.
- kan şekerini dengeler: uzun süre tok tutar ve böylece gereksiz kalori alımına engel olur.
- idrar söktürücü özelliğinden dolayı vücuttaki ödemi atar
-lifli yapısından dolayı boşaltım sistemini çalıştırır
- iyi bir antioksidandır ve zengin bir mineral vitamin içeriğine sahiptir. ( bu sitede faydaları hakkında çok detaylı bilgiler var ben burada hepsini yazmayacağım http://www.faydalarizararlari.com/yulafin-faydalari/)




Yulafı çeşitli şekillerde tüketmek mümkün, unu, kepeği ve ezmesi bulunabiliyor. Ben yukarıdaki fotoğraftaki halini kullanıyorum. Yine yemeklere çorbalara falan katılıp da tüketmek mümkün. Ortalama 50gr yulafın günlük tüketim için iadel olduğu söyleniyor, yani yaklaşık iki çorba kaşığı.









24 Temmuz 2015 Cuma

Hangi Dünya Için

Bir yil kadar once arkadasim genc yasta annesini kaybetmis ve derin bir bosluga dusmustu. Inancli biri olmasina ragmen, inancini sorguluyor ve ozellikle onu bir daha gorup gormeyecegi konusunda endiseleniyordu. Olum ve ahiret sonrasinda neler olup bitecegini bilmiyoruz ne yazik ki, ama neye inanacagini secmek insanin elinde, ve bu inanc hep dusunuldugu gibi ahiret icin degil bu dunya icin bize gerekli.

Son zamanlarda her cumleme "cok sukur" diyerek basladigimi farkediyorum. Gecenlerde okudugum, ateist biri tarafindan yazikmis bir yaziya gore sukur olgusu, topluma, haline sukretsin daha fazlasini istemesin diye krallar tarafindan empoze edilmis, koyunlastirici bir amac tasiyor. Evet belki bunu bu sekilde kullanan liderler var, size yollar yaptik, sunu bunu yaptik halinize sukredin diye kafamiza vuranlar var fakat, bireyin kendi icinden gelerek yaptigi sukur, bana gore koyunlastirici degil, aksine ruhunu zenginlestirici bir etki yaratiyor.

Surekli sukredince, insan huzur doluyor, ferahliyor, bakis acisi pozitiflesiyor ve acik ki bunun baskasina degil insanin kendisine,  ahirete degil (belki o zamana da etkisi olacaktir bilemiyorum ama) simdiki zamana faydasi var.

Yine benzer sekilde tevbe etmek, ibadet etmek gibi eylemleri sadece sevap kesemi doldurayim da cennete gideyim anlayisiyla yapmamali. Onlari yaptigimiz anda vucudumuzda ve ruhumuzda olusan degisimler, tam o anda bizi besliyor. Belki de sevap/gunah kesesi dedigimiz sey, ruhumuzun ta kendisidir. Ve su anda yasadigimiz hayati iste bu ruh yonlendiriyor.

21 Temmuz 2015 Salı

Tam da Eğlenmeyi Bilmenin Önemini Yazacaktım ki...

Dün komşumuzun torununun doğum gününü kutladılar bahçelerinde. Bizi çağırmadılar tabi, zaten kız ve anne babasıyla fazla tanışıklığımız yok. Daha sabahtan hazırlıklar başladı. Bahçe süslendi, balonlar şişirildi. Öğleye doğru çocuklu aileler gelmeye başladılar. Ve parti başladı :))

Daha önce yazmıştım bu komşumuz, nispeten daha varlıklı ve eğlenmeyi bilen neşeli insanlar. Bahçelerinde çok büyük değil ama bir havuz var. Sık sık kalabalık oluyor ve barbekü partileri yapıyorlar. Çocuklar havuzda cıvıldaşıyor.

Dünkü parti de havuzluydu. Daha doğrusu çocuklar havuzda bol bol oynadı. Üstelik hava çok da sıcak değildi. Fakat dedesi bir hafta kadar önce havuzu ısıtacak bir makine aldı (kargosu bana geldi de ondan biliyorum), bir gün boyunca onu kurmaya uğraştı ve sonuçta çocuklar havuzda üşümeden oynayabileceklerdi. Helo'yu da çağırdılar istediği zaman gelsin yüzsün dediler ama henüz kızım o kadar derin havuzda bensiz yüzebilecek durumda değil. Seneye belki?

Neyse gün boyu çocuklar eğlendiler, akşam 7 den sonra ne oldu bilmem çocukların sesi kesildi, ortalıktan kayboldular. Sonra yüksek sesli müzik ve barbekü kokuları başladı. Geç saatlere kadar yediler içtiler anne babalar. Ne güzel, çocuklarının doğum gününü yaparken kendilerini unutmadılar. Oysa ben kızımın doğum gününü hatırlıyorum da telaştan ne olup bittiğini bile anlayamamıştım. En sonunda çığlıklar duyduk ki hepsi cümbür cemaat havuza atlamış, sonrasında da dağıldılar galiba, çok da bakamadım :))

Buna tanık olurken imrendim diyebilirim, çünkü millet olarak genelde eğlenmeyi bilmiyoruz. Evimize misafir geleceği zaman öyle kasıyor ve geriliyoruz ki asıl keyfini çıkarmayı unutuyoruz. Basit anları eğlenceye dönüştürmeyi bilmiyoruz, bunun için hep büyük organizasyonlar bekliyoruz (düğünler, nişanlar, partiler vs). Belki de bu yüzden bu fırsatlarda işin suyunu çıkarıyoruz. İçimizde bastılmış eğlenme arzusu o anlarda özgür kalıyor.

Oysa her gün olmasa da haftada birkaç gün dans etmeli, arkadaşlarla sohbet ederken kahkaha atmalı, olmadı evde kocayla veya çocukla yakalamaca oynamalı, ya da artık nasıl eğleniyorsak onu yapmalı...

Biliyorum ülkemizin gündemi bu küçük sevinçleri yapmamıza izin vermeyecek kadar ağır. Huzurla uyuduğun bir gecenin sabahı kabus olabiliyor. Savaşlar, ölüm haberleri, yolsuzluklar, katliamlar yüreğimizi günden güne karartıyor. Böyle bir ortamda değil eğlenmek, dengeli bir ruha sahip olmak bile kolay değil.

Dünyanın bu yakasındaki yaşıtları eğlenirken hayatlarını kaybetmiş olan gencecik insanlar için ne desem boş. Böyle olmamalıydı, bundan sonra böyle olmamalı. Hiç bir devlet, hiç bir ideoloji insan hayatından daha değerli değildir. Yetsin artık!



i made it GeCe