28 Haziran 2020 Pazar

KG 88-107 Bitiyor mu Ne?

Haziran 28, 2020 4 Comments
Yururken gozume carpanlar.

Hollanda' da hayat baya baya normale donmeye basladi a dostlar. Bundandir 20 gundur sesimin cikmayisi. Eski yogun tempomuza neredeyse geri donduk. Fakat biraz once, uzun zamandir bakmadigim dunya capindaki vaka sayilarina bakinca umudum biraz sondu. Ozellikle Amerika ne olmus oyle :( Turkiye'yi zaten takip ediyordum ama dunya genelindeki sayilar cok uzucu.



 Hollanda'da okullarin acilmasi ile beklenen ve hatta George Floyd'un oldurulmesi ardindan birkac yerde yapilan toplu eylemlerin sebep olmasindan korktugumuz firlamalar gerceklesmedi. Beklenen ikinci dalga gelmedi (tabi umarim ilerde de gelmez) ve bu sebeple kisitlamalarin neredeyse cogu 1 temmuz itibariyle artik sona eriyor. Biz disarda ve marketlerde hic maske takmamistik (zorunlu degil isteyen takiyor) zaten ama sosyal mesafe kurali hep gecerliydi ve insanlar dikkat ediyordu. Tabi bunda hollanda'nin tum nufusunun Istanbul kadar olmasinin da etkisi var. Simdi 1 temmuzdan itibaren geriye kalan tek iki sart, sosyal mesafeye devam edilmesi ve sadece toplu tasitlarda maske kurali. Restoranlar cafeler zaten acilmisti ama sayi sinirlari vardi. Onlar tamamen kalkacakmis.

Gunluk vaka sayisindaki artis orani uzun zamandir 100'un altinda seyrediyor. Vefat sayisi da oldukca dustu, hatta birkac gun once ilk defa 0 idi cok sevinmistik. Bu gun ise asagidaki gorselde gorundugu gibi, sadece 2 imis. 


Hollanda haritasi uzerinde bolge bolge pozitif vakalar isaretleniyordu. Haritayi ilk actigimizda asagidaki gorsel cikiyor. Bu 10 hazirandan itibaren gozuken hasta sayisi (tabi tarihi daha geriye ayarlamak mumkun). Fakat bu tarih guncel hasta sayisini gosterdigi icin cevremizde ne kadar hasta olduguna dair bir tahmin yurutmek mumkun. Yasadigimiz sehirde 100bin'e oranlanmis hasta sayisi 5. Gercek nufus ise 150 bin imis. Yani koskoca sehirde su anda 7-8 hasta var sadece. Bunu duymak oyle rahatlatici ki. 

Yazmadigim bu 20 gunde, neler yapmistik diye dusunecek olursam, tabi ki en buyuk fark okulda oldu. Artik eskisi gibi cocuklar 5 gun okula gidiyorlar (sadece oglum iki gun gidiyor, onu bir onceki postta yazmistim), okulda hersey neredeyse eskisi gibi. Cocuklar ayni siniflarda ayni usulde devam ediyorlar. Spor dersleri hava elverdigi surece acik havada yapiliyor. Bu surec cocuklara cok iyi geldi, hepsi mutlu. Hatta geriye kaldi son bir hafta, onumuzdeki hafta okullar tatil oluyor. Cocuklar karnelerini aldi, ogretmen gorusmeleri yapildi, siniflar atlandi. Yaz tatilinin ardindan tekrar normal duzende devam edilecekmis.

Kizim hep online devam ettigi keman derslerine bire bir olarak dondu, jimnastik derslerini hava izin verdigi surece hep acik havada yaptilar, yagisli havalarda evde ama 1 temmuzdan itibaren kapali spor salonlari da kullanima acilacak. Gerci cok kalabalik bir grup degil takimi. Bu arada ritmik jimnastikteki 4 yilinin ardindan kizim artik mini grubundan benjamin grubuna gecti. Onumuzdeki yil birkac farkli dalda yarismalara katilacak. Daha yogun sekilde antremanlara basladi (haftada 3 gun 3 er saat). Hatta cogu jimnastikcinin resmi bur instagram hesabi oldugu icin ona da actik. Ilerde sponsor arayislarina da baslayacagiz gibi gorunuyor. Takip etmek isterseniz hesabi @dila_rg , rg: rhytmic gymnastic (hollandaca ritmische gymnastiek ) bas harflerinden geliyor. Oyle agir antremanlar yapiyorlar ki kimi zaman gozlerine yaslar doluyor bedenini zorlamaktan. Onu boyle gorunce birak annecim yapma boyle kiyamiyorum diyorum ama asla jimnastigi birakmak istemiyor. Sagligi ve sartlar elverdigi surece devam edecek herhalde. Umarim emeklerinin karsiligini alir.

Oglum okula sadece iki gun gittigi icin ve evde ablasi olmadigi icin onun ve benim icin biraz daha zor basladi bu tam zamanli okul donemi. Ablasiyla evde ne guzel oynuyorlarmis meger, o yokken hep bana yapisik. Bu da haliyle beni biraz bunalima soktu. Hatta bir hafta kadar once yogun bir duygusal buhran yasadim. Aylardir evde olmanin getirdigi ufak ufak birikimler, neredeyse hic kisisel zamanimin kalmayisi, evin bizi gitgide bataklik misali eve cekmesi, ne diller doksem de oglumun disari cikmak istememesi (haliyle benim de cikamamam), bu surecte is degisikligi yapan kocamin yogun isleri sebebiyle cok azalan katkisi, gecirdigim hastalik normal bir hastalik olsa da acaba korona miyim endisesinin yorgunlugu... gibi sebepler yuzunden en sonunda patladim. Bu patlamanin ardindan yeniden gunluk duzenimize dikkat etmeye gayret ettik, kisisel olarak yeni umut verici haberler de aldim, arkadaslarimla gorsutum sosyallestim, hala kisisel zamanim az ama son bir hafta deyip dayaniyorum. Simdi cok cok daha iyiyim.

Oglum icin ise okula gitmedigi gunlerin birinde eve oyun ablasini cagirmaya basladik, geri kalan iki gunun sabahini (ablasi okuldayken) ben ve babasi bolusup, okul aktivitelerini yaptiriyor birlikte oynuyoruz. Yuzme dersleri acildigi icin baslasa mi dedik ama tatile az kaldi iki hafta icin risk almak istemedik, yaz tatilinden sonra duzenli programlara yeniden baslariz saniyorum.

Bu sure zarfinda bizim icin koronadan sonra bir cok ilk de gerceklesti. Misal gecen hafta ilk defa disardan bir restorandan yiyecek alip arabada yedik -henuz oturmaya cesaretimiz yok- , ilk defa bu haftanin market alisverisini yikamadan kaldirdim, artik market ve dukkanlara girerken icimi saran korku buyuk olcude azaldi, hatta babalar gununun oldugu haftasonundan once bir gun avm gezip alisveris yaptim. Son uc gundur hava muthis sicak oldugu icin bir gun golde bir gun okyanusta yuzduk (daha dogrusu kiyilarda cirpindik diyelim) sonucta girdik mi girdik. Bir ay onceki bana bunu soyleseniz herhalde bir tokat atardim kendine gel diye fakat heyhat, hayat boyle birsey ve iyi ki de boyle birsey.

Hatta ve hatta tatil plani bile yaptik. Malesef turkiyeye bu yaz gitmeyecegiz ama avrupa icinde, nispeten sakin bolgelerde airbnb evlerinde kalip civarlari gezecegiz. Depresyonda oldugum bir hafta once kocama, hayir ben hic bir yere gitmem diye bagriniyordum :/

8 Hazirandan sonra instagram hikayelerimde paylastiklarimdan secmeler:


karantinaya gelen dogum gununu okulda yeniden arkadaslariyla kutladi, kutu ve hediyeler hazirladik.

yilin ilk piknigi, 4 aile mesafeli oturduk.

Kucuk terapiler. Yeniledigimiz masaya eski saksiyi susleyip dekor yaptim. Masa ve sandalyeler ikeadan yillar once alinmisti. Tahtalari tamamen eskidigi icin, yeni tahtalar monte edip guncelledik.

Canim hep yaz menuleri cekiyor.

Gelincik tohumlari topladim bahceme atacagim.



ilk bereketli limonata denemesi, sonra bir kez daha yaptim.

gecen yaz basinda baslayip ancak sonbaharda bitirebildigimiz cardagimiz, bu yaz bize cok iyi geldi. resmen eve ekstra bir oda cikmis gibi oldu. Her isimi orada yapiyorum.

Yazida bahsettigim ilk ev disi yemek. Zararli mararli ama arada sirada yemeyi seviyoruz.

Upgraded version of my daughter. Her derse valizle gidiyoruz.

bu videoydu tabi ama screenshot yaptim,  ellerini yere koyup atlayip kopru yapip yeniden ayaklarinin uzerine kalkiyor.

Assiri sosyal mesafeli deniz :p

Bu ara hollandaca ogrenmeye agirlik verdim de ondan telefonumdaki yazilar hollandaca. Ufaktan konusuyorum da, mesela gecen hafta oglumun ogretmeniyle veli toplantisini tamamen hollandaca dinleyip konusarak yaptim. Kendime inanamiyorum desem. Fakat inkar edemiycem, karantinada kizimin ev odevleri buna buyuk katkida bulundu. Hep karistirdigim cumlede kelimelerin siralanmasi mevzusu kafamda oturdu sayesinde. Ingilizce bilenler turkce ile ingilizcedeki kelime konumlarinin degisikligine asinadir. Simdi buna bir de ne ingilizceye ne de turkceye benzemeyen yeni bir kelime dizilimi ekleyin, iste kafamin karisikliginin nedeni. Cok basit bir ornek vereyim.

Mesela her gun okula giderim cumlesinin ing ve hollandaca versiyonlari soyle:

I go to school everyday. (veya her gunu basa alirsak) Everyday I go to school

Hollandaca soyle oluyor

Ik ga naar school elke dag (ozne-yuklem-tumlec-zarf seklinde. her gun basa gelirse) Elke dag ga ik naar school. (zarf- yuklem- ozne- tumlec). 

Bir de diyelim yadimci fiil alan cumleler var. Ozne yardimci fiil ardindan cumlede anlatacagin her seyi araya koy (tabi onlarin da sirasi var) en sona asil fiil geliyor. Yine benzer sekilde bu cumledeki kelimelerin yer degistirmesi, eger cumle su su su durumlarla baslarsa boyle su su su durumlarla baslarsa boyle diye bir suru versiyonu var. Bunlari kafamda oturtmusum, tik diye dogrusu cikiyor agzimdan :))

Bu yazi daha fazla dil kursuna donusmeden kacayim. Herkese saglikli gunler diliyorum. Sevgiler.

8 Haziran 2020 Pazartesi

KG 75-87 Corona Testi Oldum

Haziran 08, 2020 8 Comments
Karantina gunluklerini ikiser hafta arayla yazmaya baslamisim, planli degil ama nedense oyle gelisiyor. Bu durumda iki hafta boyunca gun gun neler yaptik/yapiyoruz hatirlamak zor. Bir onceki misafircilik baslikli yazdigim gunlerin aksine, bu son iki hafta kimseyle hic gorusmeden, sadece ailecek yaptigimiz bir kac acik hava gezisi ile, yine cocuklarin yari okulda yari evde olduklari, siradan gunlere donustu. Yine duygusal gelgitler, kimi buhranli kimi neseli gunler. Fakat bir kac kalp carpintisi gecirmedik degil. 

Ilki oglumun ateslenmesiydi. Okullar acildiktan tam iki hafta sonraya denk gelen, 25-26 mayis civarlari bir gece yuksek ates, ardindan biraz halsizlik vs ile iki gunde bitiveren bir olay. Bir iki gun arayla aynisi kizimda , o bitti kocamda, o bitti bende derken, biz acaba korona mi olduk endiseleri... Yalniz benimki biraz daha agir idi, cunku her vucut direncim dustugunde kendini tekrarlayan kroniklesmis bir faranjitim var. Beni yine yatirdi, iki gun atesli, bogazlar feci iltihapli olunca, gectigimiz cuma gunu (hastaligin basladigi gecenin sabahi idi) ev doktorunu aradik. Sekreter not aldiktan sonra, doktor bizi geri aradi, sikayetlerimi dinledi, korona gibi durmuyor ama ortak semptomlar da oldugu icin, seni korona ussune yonlendirecegim dedi ve o bolumde ayni gune bir randevu ayarladi. Tabi boyle yazinca uzay merkezi gibi oldu ama bizim kasabanin aile hekimligi zaten kucuk bir yer, ust katta, 4-5 doktorun odasinin oldugu, alt katta sekreter ve minik bir kan alma ve hemsire odalarindan ibaret 3 katli tatli bir hollanda evi. Korona ussu yapilan yer de yolun karsinda, yine oraya ait olan baska bir ev :) Tek farki iste doktorlar maskeli (diger taraftakiler degil), onlemleri daha arttirilmis. Gorustugum kadin hekim, beni iyice her acidan muayne etti, bogazima antibiyotik verdi (burda antibiyotik verilmesi cok nadir bir durumdur, ancak mecbur kalinirsa verilir ki halimi anlayin), o da koronaya benzemiyor ama istersen test yapalim dedi. Ay ben de zaten onu istiyodum. Hadi kendi vucudumun sinyallerini hep takip ediyorum ama, cocuklar gidip geliyor, e hepimiz sirayla olduk ya koronaysa? Yaptilar. Burnumun ve girtlagimin kokune cubugu dayadilar. Gunlerden cuma, sonuc pazartesi. Maille uzun ve heyecanli bekleyisimiz bu sabah son buldu, negatif. Maille bekledik cunku bayramda gorustuklerimiz eger pozitif cikarsak, bulastirdigimiz kisiler olacakti. Diger yandan ay keske pozitif ciksa diye dilemedik degil, cunku hepimiz gecirmisiz, hem de cok zorlanmamisiz, ne iyi kurtulmus olurduk hem. Tamam diger arkadaslar risk olabilir ama onlar da ayni dusuncedeydiler cunku hepimiz bikmistik. 

Bu sabah sonucu alinca sevindim tabi ki, cunku kimlere bulastirdim acaba psikolojisini kaldiracak durumda degilim su anda. Belki evet o kafaya da geliniyordur, sonucta hic kimse bile isteye yapmiyor bunu ama dedim ya zaten duygusal olarak surec beni yormustu. 

Bu ara vakalarimiz hic bitmiyor nedense, tam bir hafta once de yine doktora gittim, bu sefer de konumuz ayak bilegime yerlesmis iki kene. Onceki hafta cuma sabahi uyandigimda ayak bilegimdeki karartilari kizim farketti, bir pirinc tanesinden buyuk olmayan iki kene nasil da pencelerini sokmus bilegime. Fakat asil tuhaf olan ve hala anlayamadigim, en son orman cimen icine pazartesi ve sali girmisim, o gunler yapistiysa, cuma sabahina kadar nasil gormemisim. Ustelik hava cok sicakti hep etek sort giydim terlikle gezdim. Butun gece uyukuda yataga carsafa surununce bile dusmemis... Hemsire cimbizla cikardi, tek icimlik antibiyotik verdi, bir sey olursa ara dedi tamam. Neyse hic bir enfeksiyon olmadan gecti bitti.

Bu ara hollanda ne alemde derseniz, gecen pazartesi yasaklar bir nebze olsun gevsetildi, restoranlr cafeler, spor ve muzik okullari acildi. Biz tabi daha henuz siftah yapmadik ama millet ilk gun kosa kosa restoranlara gitti. Sebebi cok iyi anliyorum elbette, bakiniz avm asermek :) Bilmem kac ay sonra baska birinin elinden yedigim ilk yemek, ilk icecek diye bildirimler dustu onumuze :))


Veee bu pazartesiden itibaren de okullar normale dondu. Haftada bes gun, eskiden oldugu gibi ayni gidiyor cocuklar. Yalniz kucuk olan iki gun gidecekmis meger onu da okuldan alinca ogrendim, cunku kucuklerin ogretmenlerinden yasli olup risk sebebiyle isten muaf olan ogretmenlerimiz varmis. Geriye kalan ogretmenlere de tum ogrencileri dagitinca, siniflar cok kalabalik oluyormus. Bu sebeple bizim okul yine sinifi ikiye bolup ikiser gun gidecekleri sekilde ayarlamislar. Sadece seneye okuma yazma donemine gececek cocuklari da ekstra bir gun cagirip onlari uclemisler, son hazirliklari tamamlamak icin. Diger okullarda boyle bir sey duymadim yani onlar da 5 gun gidiyor ve birakip almalarimizdaki kurallar disinda, evet cocuklar icin her sey normale donmus gozukuyor.

Bu son iki haftanin bir kisminin yagisli gecmesinden oturu, bir kisminin da bayram gezmelerinin dinlenmesini teskil etmesinden oturu, daha cok evdeydik ve sanki yeniden sosyallesme oncesi karantina gunlerindeki gibi yasadik. Tabi haliyle eve dair daha cok isler yaptik ve buyuk projelerimizin uzerine birer birer ciziyoruz. Bu zamana kadar hep ihmal edip depo gibi kullandigimiz cati katini, yeniden dekore edecegiz ve bu beni cok heyecanlandiriyor. Bazi on hazirliklari tamamladik, yavas yavas uygulamaya baslayacagiz. Onceden gozumuze gorunmeyen detaylar, evdeyken batar oluyorlar degil mi?

Bu arada gecen hafta hollanda basbakanimiz aciklama yapti. Saniyorum diger ulkeler de yaz sezonu icin kapilarini kime acip acmayacaklarini ilan ettiler. Buna gore, hollandanin izin verdigi ulkeler arasinda turkiye yok!!! Haliyle pek cok kisi hayal kirikligina ugradi, ustelik eger giderseniz dondugunuzde 15 gun karantina var ve basiniza bir hal gelirse bizden hizmet beklemeyin diyor. Vay anam vay. Irkcilik gibi gorunse de bu sekilde turuncu kodlanmis ulkeler arasinda danimarka ve isvec de var. Buna ragmen ispanya fransa serbest ama oradaki vaka oranlari hep hollandadan fazla idi. Soylendigine gore, bu izinler ayni zamanda, o ulkenin kendi ic yasaklarina bakilarak da verilmis, yani, turkiyede simdilik kendi icinde kismi yasaklar soz konusu oldugu icin, bizim basbakan diyor ki, bu ulkede yasaklar devam ediyor o yuzden alarm veriyoruz orasi turuncu bolge seklinde. Diger yandan soyle bir haber cikti hollanda basininda. Bizim baskan turisti gonder biz iyiyiz demis amma kendi halkinin yasagini kaldirmamis gibi bir kinama haberi.

Baska aklima gelmiyor neler yaptik ama cogunlukla instagramda her gun hikaye/post paylasiyorum. Oradan sectigim bir kac gorsel ile veda edeyim. Podcastler icin ise demleniyorum diyeyim...

Mutfak rafinin gorselini degistirmek icin sipsak suluboya calismasi

Cogunlukla kizimin sardigi home made sushiler

 
Kizimin baslayip benim tamamladigim ilk bitmis punch nakisi calismasi



6 Haziran 2020 Cumartesi

Korona Günlerine Uyan İki Kitap

Haziran 06, 2020 10 Comments


Corona başladığından beri okuduğum kitaplardan ikisi -bilinçli bir tercih yapmamış olsam da- ancak bu kadar olur dedirtti bana. Sanki yıllar önce yazılmış olmasına rağmen bu kitaplar, bu günleri anlatıyorlardı. Oysa karantina döneminde kendimi oyalamak için okumaya yeltendiğim kitaplar, izlemeye kalkıştığım diziler hep anlamsız geliyor, kurguları gerçek hayatta yaşadığımız bu zorlu günlerde sanki sabun köpüğü gibi hissettiriyordu. Mesela herkesin salya sümük ağladığı, başka bir dönemde olsam biliyorum ki benim de ağlayacağım 6. Koğuş filmini fazla etkilenmeden izlemiştim. 

İşte bu ruh halinde iken okuduğum bu iki kitap kesinlikle diğerleri gibi değildi. Artık hiç bir kitap bana bu korona günlerinde bir şey katamaz düşüncesini yerle bir eden kitaplar. 

İlki Dino Bugatti’nin Tatar Çölü.

Okumaya başlamam evlere ilk kapandığımız zamana rastladı ve okudukça kalbim bir mengeneyle sıkıştığı için bir yanım elime almak istemezken bir yanım meraktan çatlıyordu. Ülkenin kuş uçmaz kervan geçmez bir köşesinde, çöl kenarındaki artık hiç bir işe yaramayan kalesinde, askerlerin nasıl da gündelik rutine alıştığı, bir hayatın hiçlik içinde nasıl geçebildiği, rutini ha bugün ha yarın kırarım derken yılların geçtiği ve insanların yaşlandığı, öyle ki bir saldırı olursa diye kaleyi terkedemeyişleri ve üstelik tek hayat emellerinin ölmeden önce bir savaşa katılmak, hatta orda can vermek olan insanlar. Gerçekten o dönemde ev benim için aynı tatar çölündeki o kaleye dönmüştü ve gitgide beni bataklığına çekiyordu. İyi bir silkiniş oldu.

İkincisi de Jose Saramago Körlük.

Bu kitabın konusuna bakmadım. Ne zaman ve ne sebeple hatırlamıyorum Goodreads’te okumak istediklerim kısmına işaretlemişim. Sonra e-book versiyonunu buldum ve okumaya başladım. Resmen çarptı. Kitapta aynı korona gibi bir salgın söz konusu fakat bu salgında insanlar aniden kör oluyorlar. Kör olan bir kişiyle temas eden herkes yarım gün içinde kör oluyor ve hükümet bu durumla nasıl baş edeceğini bilemiyor. Körleri kullanılmayan binalarda kendi hallerine bırakıyorlar, arada uzaktan yemek bırakıyorlar. Körlerden oluşan bu yeni mini toplulukta, insanlar hayatta kalmayı yeniden öğrenmek zorunda. İşte burası çok beyin gıcıklayıcı. Herkesin kör olduğu bir odada, yatak paylaşımı, yemek paylaşımı nasıl olacak (bazı kişiler iki üç porsiyon alabilir), tuvalet ihtiyaçları temizlik nasıl sağlanacak, hiyerarşi nasıl kurulacak (kör bile olsa kabadayılar var)? Tabi halleri içler acısı. Artık tuvalete gitmekten vazgeçmiş kendi pislikleri içinde yaşamak zorunda kalan insanlar, dışardan hiç bir desteğin gelmediği bir durum. Ve bu dünyayı hayal edince korona bundan iyi dedirtecek bir kurgu. 


Her iki kitapta da insan psikolojisi çok iyi ele alınmış, tavsiye ederim.



30 Mayıs 2020 Cumartesi

AVM Aşermek?

Mayıs 30, 2020 12 Comments


Geçenlerde Türkiye’de uzun karantina döneminden sonra ilk defa  avm’ler açıldığında, basında yer alan insanların akın akın avm ye gidiş haberleri esefle kınanmıştı hatırlarsınız. İtiraf edeyim oraya gidenleri kınamayan bir tek ben olabilirim, çünkü canım avm çekiyor!!

Geçen gün yine arkadaşlarla sohbet ederken onlara da söyledim. Ben ki mecbur kalmadıkça avm’ye gitmeyen, oraya gitmek gibi bir arzuyu içinde hiç taşımayan ben, avm istiyorum. Tabi hollanda’da yaşadığım bölgede, civarımızdaki avm’lerin istanbuldakilerle alakası yok. Bir kere sayısı çok değil ve genelde çok katlı değil, hem açık havada hem kapalı alanda sıralanmış dükkanlar topluluğundan ibaret. Hele ordaki gibi bir kat yemek katı, içinde onlarca restoran seçeneği hiç yok.

Twitterda avm’ye gidenleri eleştiren biri, doğaya gitmek varken neden avm’ye gidersiniz tarzında bir şey yazmış. Evet türkiyede her yer yasak iken, yani doğaya da çıkamıyorken -hoş istanbulda özellikle ne kadar doğa kaldı- yasak kalktığında ben olsam ben de açık havaya gitmek isterdim. Fakat burda biz doğaya doyduk, artık farklı bir yer görmek istiyorum dermişim 😂

Yok tabi ki aslında sebep o değil. Şu anda avm’ye gittiğimi hayal edince kendimi “kırmızı halı üzerinde yürüyen bir ünlü edasıyla, avm kapısından içeri girdiğimi; şıkır şıkır parlayan ışıkların altında, cilalı pırıl pırıl zemin üzerinde, tık tık sesler çıkaran topuklularımla yürüyüp, çok şık bir kafeye oturduğumu; vip class müşteri edasıyla garsonun bana hizmet ettiğini; kahvemi içerken yumuşacık koltuğa gömüldüğümü; kahvem bittikten sonra almayı düşünmediğim kadar pahalı mağazaları gezip, kıyafetleri, çantaları falan denediğimi” görüyorum. Bütün bunlar beni prenses gibi hissettirecek ve ben biraz ruhumu pohpohlayıp geri döneceğim. 

Düşünün ki 2,5 aydır evdeyiz. Gündemin getirdiği endişeler bir yana, evde resmen köle durumuna düştüm. Bir çok kişi benimle aynı durumda olduğunu söylüyor. En son ne zaman biri bana hizmet etmişti? Hani biz evdeyiz diye, eskiden vakit bulamadığımız işleri yapacaktık ya, onlar geçtim standart işler bile yetişmiyor. Üstelik durmadan bir sürü şey yapıyorum, ev toplama, yemek, temizlik hiç bitmiyor. Bu süreçte biten tek şey var o da prensesliğim:(

Peki ben nasıl yine prenses gibi hissedeceğim, tabi ki avm ile. Avm’ler en sıradan insanın bile ruhunu okşuyor, geçici süreliğine de olsa başına tacını koyuyor. Bu yüzden yasak kalkar kalk az oraya koşanları maalesef çok iyi anlıyorum.



Dip not: Avm’lerin tabi ki sağlıklı olmadığını farkındayım. Ben de henüz hiç gitmedim. Neden gitmeye yönelik bir heves duyduğumun altında yatan sebebi anlamaya çalıştım sadece. 

Sağlıcakla kalın.




26 Mayıs 2020 Salı

KG 60- 74 Misafircilik

Mayıs 26, 2020 13 Comments
Karantina gunluklerini tam iki haftadir yazmamisim ve bu sabah yeniden blog yazma istegiyle dolup tasinca daha fazla erteleyemedim. En son iki hafta once sali gunu yazdigimda, cocuklar ilk kez okula gitmislerdi, bu gun yine onlar okulda ve okula gidislerinin 4. gunu. Haftada iki gun gidiyorlar ama gecen hafta hollandada (ve galiba tum hristiyan aleminde) tatildi, o yuzden sadece bir gun gidebildiler.  8 hazirandan itibaren de okullarin kapanacagi 3 temmuza kadar bir ay tekrar eski duzende haftada 5 gun gitmeye baslayacaklar. 

Bu hafta artik normallesme surecinin ucuncu haftasina girdigimiz icin, olayi daha da kabullendik, ne cesit onlemler almaliyiz ne yapabiliriz gibi konularda dusuncelerimiz yerlesmeye basladi. Sabah twittera su mesaji atmistim.

Hatirlarsaniz, ilk baslarda yeni duzene gecerken de bir belirsizlik yasamistik. Marketten aldiklarimizi yikayacak miyiz, yuzumuze dokunmadan nasil duracagiz, insanlari gormeden nasil yasayacagiz, mesafemizi nasil koruyacagiz, evden egitim nasil yapacagiz gibi daha once aklimiza dahi gelmeyen bir cok yeni durumla yuzlestik, bunlar icin cozumler bulduk, bir duzen kurduk hatta simdi bu yeni duzene bile alistik. Oysa elbet bu surec bitecek ve biz yeniden normallesecegiz. Fakat bu belki corona oncesi ile bire bir ayni olmayacak, hersey ayni olsa bile kafalarimiz ayni olmayacak muhtemelen cunku hepimiz bir sekilde donustuk, evrim gecirdik. En nihayetinde onumuzde yeni bir sayfa olacak ve o sayfaya da yeniden yeni rutinler, yeni disiplinler yazacagiz. 

Bizim icin de okullarin acilmasiyla birlikte bu yeni sayfa acildi ve deneye yanila, duse kalka yeni bir duzen kurduk, simdi isliyor. Bu kurdugum duzeni anlatayim, sizler de ilerde birebir aynisini uygulayin demek hic mantikli degil cunku benim duzenim, benim sosyal sartlarim altinda olusmus, bizim durumumuza ozel cozumler. Her insan, her aile, kendi cozumunu kendisi bulacak, bulmali. 

Belki acikca madde madde yazmadim ama Hollanda'da hukumet tarafindan uygulanan kararlar, bir cok ulkeye gore hafif sayilirdi. Okullar acilana kadar maske zorunlulugu hic olmadi, simdi sadece toplu tasimalarda maske zorunlulugu var, marketlerde ve disarda yok. En basindan beri insanlar eger isterse takti ama o kadar az gordum ki, hatta bizim evde henuz hic maskemiz yok. Sosyal mesafeyi korumak kaydiyla disari cikmak serbestti, hic yasak gelmedi. Ilk baslarda maksimum 2-3 kisilik bulusmalara izin vardi simdi biraz daha sayi artti. Restoranlar, eglence merkezleri, toplantilar yasakti, simdi 30 kisiye kadar izinli. Kuaforler ve bazi ozel hizmetler acildi, hatta duymussunuzdur amsterdam genelevleriyle meshurdur, onlar bile maske ve hijyen kurallarina uyulmak sartiyla acildi.

Hukumetin bu sureci yonetme seklini elestirenler cok oldu. Fakat simdi sayilar oldukca dusmusken (burada da grafikler var) sahsen bu tutumlarinin dogru oldugunu dusunuyorum. Insanlar psikolojik olarak cok fazla bunalmadi, cocuklar her gun disarda oynadi, muhakkak olumsuz etkilenenler olmustur ama ozellikle turkiyede gordugum kadar bunaltici bir surec yasamadik. Diger yandan okullarin acilmasiyla birlikte ortaya cikmasi beklenen artis henuz gozlenmedi ama ilk baslangictaki gibi olmayacagini dusunuyorum. Hatirlayin ilk basta kimse farkinda degilken birden bire yayilmisti ve haliyle bir cok kisi ne olup bittigini anlamadan yakalandi. Saglik calisanlari da neyle karsilastiklarina dair bilincsizdi. Simdi ise iki aydir sureci ve virusu iyice ogrenmis, korunmus, onlemleri almayi aliskanlik haline getirmis kisiler normallesmeye basliyor. (Eger hastalik belirtilerin varsa kesinlikle evde/hastanede kaliyorsun). Haliyle disarida olan kisiler ya temiz kisiler, ya da tasiyici olup bunun farkinda olmayan kisiler oluyor. Yani olasi yeni salgin, bu farkinda olmayan tasiyicilar yuzunden olacak ve orani muhtemelen cok fazla degil. 




Ha diyeceksiniz ki, herkes evde kalmaya devam etse, tamamen bitse bu hastalik da oyle ciksak olmaz miydi? En guzeli bu olurdu elbette ama gercekten ne kadar mumkun. Iki ay daha evde kalsak da sonrasinda yine bugun yasadigimiz gecis surecini yine yasayacaktik. Eninde sonunda yine yuzlesmemiz gerekecekti. Kalis suresi uzayinca belki virus olasiligi daha da azalirdi ama bu sefer baska sikintilarin cikmasi soz konusu olurdu gibi geliyor bana.

Yukaridaki tabloda iyilesen hasta sayisini gormuyorsunuz (sirayla toplam pozitif, hastanede yatan ve olen saiyisi, parantez icindeki de o gune ait sayi) , biz en basindan beri bunu hic gormedik. Hic hesaplanmadi ya da bildirilmedi bilemeyecegim. Ilk basta tedirginlik yaratsa da gercekten ne hasta sayisinin, ne de iyilesen sayisinin gercekleri yansitmasi imkansiz. Evde hafif semptomlarla geciren (ki hollandada sadece ciddi semptomlara sahip kisilere test uygulandi) ve iyilesen binlerce insan olabilir. Bu durumda belki su an sayilara yansimis olandan daha buyuk bir yuzde bu virusi gecirip atlatmis olabilir.

Bizim icin ise bu yeni donemin adi misafircilik oldu ki ben daha karantinalardan cok once buna bayilan biriydim. Fakat son zamanlarda insanlar evde misafir agirlamayi unutmus, cogunlukla kafelerde ve restoranlarda bulusur olmustu hatirlarsaniz. Simdi her yer kapaninca, e artik sosyallesme istegi de tavan yapinca, kendimiz gibi onlemlerine guvendigimiz ailelerle (en basta 1 -2 mt ara ile oturarak ama sonra dayanamayip sarilip kucaklasarak) bulusmalara basladik. Ve son iki haftada eskiye gore baya yuksek bir oranla bulusmalar yaptik :) Cocuklara da bize de cok iyi geldi. Ancak sunu da belirtmeden gecemeyecegim, ilk bulusmalardan sohbetlerden sonra basima nasil agrilar girdi anlatamam. O kadar asosyallemisim ki, bir saatlik konusma bana fazla geldi. Ancak insanoglu kolay adapte oluyor, bayramin ilk gunu 4 aile 8 cocukla cinlayan evde kafamiz sismeden sohbet ettik ya tamam, gecis tamamlandi :))

Bunlari okuyunca tamamen saldigimiz anlasilmasin. Yine disarda onlemlerimize devam ediyoruz, ancak iyi oldugunu bildigimiz guvendigimiz kisilerle gorusuyoruz. Tabi artik cocuklar okula gittigi icin bir miktar risk de almis oluyoruz cunku her birimizin cocugu tasiyici olabilir. Yani bizim icin yeni donemi biraz gevsetilmis onlem donemi olarak tanimlayabilirim. Fakat hala cok kalabalik yerlere gitmek, -hele ki gecenlerde bir gun cok sicak olmustu ve plajlar dolmustu burda-, o tip plajlara bir sey olmaz deyip rahatlikla gitmek, yuzmek imkansiz bizim icin. Yaz tatili yaklasirken turkiyeden gelen sinirlarin acilmasi, ucuslarin baslamasi haberleri herkesi heyecanlandirsa da simdilik boyle bir sey de dusunmuyoruz. 

Gectigimiz hafta yuzme havuzlari birer birer acilmaya baslandi. Oglum henuz gitmek istemiyor ama biz de pek acele etmek istemiyoruz. Havuzlarin acilmasinin mantikli bir gerekcesi varmis cunku sudaki klorda virusun 30 saniyede oldugu bulunmus. Ingilizce biliyorsaniz su 5 dakikalik konusmayi tavsiye ederim. Alman hiyjen ve ekoloji profesoru ile yapilan roportajda, public havuzlarin, public playlara gore daha guvenli olacagini, eger illa deniz isterseniz issiz koylara gidilebilecegini (ama kendisi olsa gitmezmis, ayrica yasliymis ama asil sebebi buralara dair yapilmis hic bir test ve bilginin olmayisi, test edilme imkaninin olmayisi vs) soyluyor.

Aksam whatsapptan bir Turkce haber linki aldim okudum ve paylastim, aradan 3 dakika gecmisti ki o haber kaldirilmis. Tabi ki ben okumustum ve sonrasinda da yabanci basinda arastirdim. Bu habere gore, WHO yasakladigi halde, Italyan doktorlar covid19'dan olenlere otopsi uygulamislar ve sonuclari paylasmislar. Sonuclara gore olenlerin damarlarinda kan pihtilasmasi oldugu (virus kani pihtilastiriyor), kan pihtilastigi icin yeterli oksijen tasiyamamasindan oturu solunum guclugu yarattigi ve olume sebep oldugu soylenmis. Ve basitce bir aspirinle (kani sulandirir) pihtilasmanin onlenebilecegi ama bilmem kimler yuzunden bunlarin yapilmadigi vs vs seklinde suclayici, amacindan sapmis bir haberdi. Yani kaldirilmasinin verdigi bilgiden cok, sunus tarzindan ve aspirin icin birsey olmaz seklindeki yaklasimindan oturu kaldirildigini dusunuyorum.

Sonra google'da basitce autopsy to covid diye arayinca bir suru sonuc ciktigini gordum. Goruluyor ki sadece italyanlar degil almanlar ve amerikalilar da yapmis (yani yasak olmasi soz konusu olamaz bu durumda) ve sonuclari makalelerde paylasilmis. Gercekten thrombeombolism etkisi goruldugunu hatta bir insanin ortalama akciger agirligi, kadinlarda 650gr, erkeklerde 850gr iken olen hastalarda iki katina ciktigi (muhtemelen pihtilasan kan cigerleri dolduruyor) bulunmus. Simdi iki ay sonra doktorlarimizin elinde yeterli bilgiye sahip olduklarina, artik sureci daha kolay yoneteceklerine inanmak istiyorum.

Yalniz hakikaten ne olacak bu bilgileri sapitarak sunan, rasyonel bilgi vermeyen haberciligimizin hali bilemiyorum. Sanki bu korona doneminde daha da cogaldilar ve cogu kisi bunlari hic sorgulamadan sunger gibi emiyor. Bari bu surecten braz dersler cikarsak olmaz mi?

Son gun de olsa bayraminizi kutlarim.

Saglicakla kalin.



13 Mayıs 2020 Çarşamba

Punch Nakisi (Punch Needle) Hakkinda Temel Bilgiler

Mayıs 13, 2020 2 Comments

Birkac yil once instagramda takip ettigim bir yabanci hesapta gordugum punch needle yastiklara daha o an heves etmis ama hayat telasinda erteleyip unutmustum. Karantina doneminde terapi niyetine yapilacak seyler ararken yeniden aklima geldi ve bu sefer kendimi ihmal etmeyip gerekli malzemeleri siparis verdim.  Fakat maalesef yanlis siparis vermisim, yeni siparis ve bekleyis bir aydan uzun surdu. En son birkac hafta once malzemelerime kavusunca, bir hevesle basladim ancak, okudugum arastirdigim her bilgide, bazi seylerin eksik anlatildigini, videolarda tikir tikir cok basit gorulen islemlerin, aslinda o kadar kolay olmadigini farkettim. Deneye yanila kesfettigim puf noktalarini uzun uzun yazmaya karar verdim. Bu yazida bunlari bulacaksiniz.

Punch nakisi icin neye ihtiyacimiz var?

Internete bakinca hazir baslangic paketlerinde ihtiyaciniz olan her seyi sunuyorlar. Bu paketlerin icinde punch ignesi, kumas, kasnak ve ip hepsi bir arada. Temel malzemeler 4 tane. Fakat evde olan malzemeleriniz varsa hepsini almak zorunda degilsiniz. Ben sahsen kasnak ve igne disinda birsey almadim. Orgu ormeye de merakli oldugum icin gereginden fazla aldigim orgu yumaklarini kullanip tuketmeye karar verdim. Yine kumas da almadim (daha dogrusu ilk sipariste almadim ama ikincisinde paket olan daha hesapliydi, ufak bir kumas olan paketten aldim) evdeki kumaslari kullanmaya karar verdim. Soyle ki, asil istedigim punch nakisi yastiklar yapmakti. Ve evde, yillardir canim sikildikca degistirmek icin veya indirimde gordukce aldigim cesitli kirlent kiliflari bulunuyordu. Bu kiliflarin uzerine desenler yaparak yeniden kullanmak istedigim icin ayrica kumas alip, kumasi yastik biciminde dikip, fermuar takip vs ugrasmak istemedim. Tabi surasi bir gercek ki, duz kumas uzerine calismak hazir dikilmis kilif uzerine calismaktan daha kolay, ancak oluyor, olmuyor degil. Yine, eger cok zor olursa bazi yerleri sokup dikmek mumkun. Hatta bazen dusunuyorum, hazir dikilmis duz kiliflar alip uzerine desenler isleyip satis bile yapilabilir. Cunku ozellikle dekorasyon magazalarinin sezon sonu urunlerinde, kumas fiyatindan ucuza hazir dikilmis kiliflar bulunabiliyor.

Yine yastiklardan baska, kullandigim bez cantalari suslemek, cocuklarin odalarina dekorlar yapmak. ceketlerine minik sus yamalari hazirlamak istiyorum. Tabi punch nakisi ile yapilacaklarin sayisi sizin hayal gucunuze bagli. Paspas, hali, havlu nakislari, cocuklara oyuncaklar, kiyafetler, duvar dekorlari hersey yapilabilir. Yazinin icinde pinterestten aldigim ornekleri bulacaksiniz. Benimkiler bitince onlari da ekleyecegim.


duvar panolari


Peki hangi igne? Ilk verdigim sipariste punch ignesini alirken dikkatsiz davranip kalin bir igne almisim. Aslinda nasil bir igne almam gerektigini hic bir yerde okumadim. Uzerinde de numarasi yazmiyor cogu urunun. Fakat ayni orgu icin farkli kalinlikta sislerin olmasi gibi, nakis icin de farkli kalinlikta igneler var. Ilk aldigim igne 5-6 no kalinligindaki bir sis kadar kalindi (tabi ki numarasi yazmiyordu-asagidaki gorsel), boyle bir igneyi her kumasta kullanamiyorsunuz. Benim kullanmayi hedefledigim kumaslarda kocaman delikler oldu, kumas tahrip oldu ve nakis tutmadi. Gercekten videolari inceleyince, bu kalin ignelerin etamin kumasi gibi kalin ve delikli kumaslarda kullanildigi dikkatimi cekti. Diger yandan onu iade etmek istemedim cunku kalin etamin kumasina, kalin yunleri kullanarak paspas tarzi seyler yapabilirim. Ozellikle genis olcekli nakislar yapacaksaniz, hizli bitmesi acisindan kalin uclu igneler ve kalin ipler kullanmak kolaylik saglayacaktir. 






Ikinci siparisimde, icinde 3 tane farkli kalinlikta ignesi olan asagidaki igneyi aldim. Bunda da bazi urun aciklamalarinda kac mm olduklari yazmiyordu. En kalin igne yaklasik 2,5-3 mm civarinda, digerleri de bundan daha ince. En cok bu setin kalin ignesini kullaniyorum cunku elimdeki iplerin cogu 3 no sis ile ordugum orgu ipleriydi. Ve kullandigim kumaslar icin de sorun olmadi. 



Peki nasil ip? Kullanacagimiz ipin igne ile uyumlu olmasi gerektiginden bahsetmistik. Belki resimden de gorebilirsiniz, bu ignelerin ortasi bos, silindir gibi bir yapisi var. Ip bunun icinden geciyor ve arkadan cikiyor. Nakisi islerken, ip kullanildikca ignenin icinden kayip kumasa dogru ilerliyor. Iste bu asamada, kullandiginiz ipin, ignenin icinden rahatca aksamadan gitmesi onem kazaniyor. Bu yuzden ignenin kalinligina uyumlu veya daha ince ipler kullanilmali. Daha kalin ip kullandiginizda, ip sikisiyor ve nakis takiliyor (hatta takilinca da sokuluyor). 

Kalinliktan baska takilmaya sebep olan bir diger faktor de tuylu ipler. Eger ip cok tuylu ise kumasa giris noktasinda, igne tuylere dolanip nakis sokulebiliyor. Fakat tuylu oldugu halde akis sorunsuz ilerliyorsa, kumasa giri kisminda biraz daha dikkatli olup, yavas yavas yaparak tuylu iplerle de basari saglanabilir. Sadece biraz daha ugrastirir. Ancak mesela deseninizin bir yerine tuylu bir goruntu vermek istiyorsaniz neden olmasin?

yastik-oyuncak

Peki nasil kumas? Yukarida bahsettigim gibi, igne kumas iliskisi cok onemli. Narin kumaslarda ince uclu igneler kullanilmali ki tahrip olmasin. Igneyi kumasa batirip cikardigimiz icin esnek olmayan (penye vs olmaz) ve mumkunse dokumasi siki olan kumaslar kullanmakta fayda var. Seyrek dokunmus kumaslar nakisi iyi tutmuyor. Neden derseniz, punch nakisi aslinda igneyi batirip cikardikca ipi kumasa hapsetmekten ibaret. Ayrica bir dikisi, alttan ustten gecireyim de baglayayim mantigi yok. Yani bir ucunu cekseniz hemen sokulur. Kumas siki oldugunda, ipin kalinligi ve kumasin dokusu orada bir sIkIsIklIk yaratiyor ve nakis oyle bozulmadan duruyor. Yine de baslangicta cok sokulecekmis gibi gorunen islemeniz, defalarca ayni yere igneyi batirdiginizda sikilasiyor ve daha saglam oluyor.

Modern desenli yastiklar. Punch nakisi iki yonlu yapilabiliyor, bir tarafi tuylu gorunum, diger tarafi duz gorunum veriyor. Ancak yaygin olan tuylu tarafin kullanilmasi, duz taraf arka oluyor. Bu yastiklar arka taraf olarak islenmis. Bazi calismalarda arka on hepsi bir arada kullanilip farkli yukseklikte desenler yapilmis.  



Peki nasil kasnak? Igneyi batip cikarirken kumasin gergin kalmasini saglayacak her hangi birsey kasnak olabilir. Ben standart kasnaklardan haric asagidaki kasnaktan da aldim, kizim yaparken kucagina koydugunda daha guvenli olmasi icin. Bu kasnak iki yonlu kullanilabiliyor, genis ve dar olcekli calismalar icin. Fakat mesela kare bir kasnak icin, 4 citayi birbirine monte edip kumasi ona sabitleyenler de var. Resim cerceveleri de benzer isi gorebilir. Hatta kase bile kullanabilirsiniz. Mesela bir yuvalak kasenin uzerine kumasi koyup alttan buzup baglayarak gergin bir kumas elde edebilirsiniz. Hatta bir keresinde, isledigim hazir kirlentin kose kismina ulasabilmek icin dikdortgen saklama kabini koseye yerlestirip kumasi gerdim ve oyle isledim. 

Temel malzemelere degindikten sonra nakisi yapis asamasindaki puf noktalara deginmek istiyorum. Youtube, pinterest ve hatta instagramda bir cok model, ornek, video bulabilirisiniz. Ipi, igneyi, kasnagi, deseni hazirladiktan sonra, igneyi batip cikararak nakis yapiliyor. Puf noktalarini anlayip, eliniz alistiginda gercekten cok zevkli yapmasi. Sadece bazen yaptiginiz yerler sokulebilir veya igneyi batirdiginiz halde ip kumasin icinde kalmayip geri cikabilir, bunlar cok sinir bozucu. Eger nakisiniz bir turlu olmuyorsa, 

  • Kumasin, igne ve ip kalinliginin uyumlu oldugundan emin olun. Yukarida hepsine degindim.
  • Desene ilk baslandiginda ipin icerde kalmasi biraz daha zor olabilir ancak ilerledikce daha kolay oluyor. Ilk batislarin ardindan parmaginizla bastirip, igneyi cekince ipin de cikmasini engelleyebilirsiniz.
  • Ard arda islediniz ve ilerlediniz, geriye bakinca butun ipin kumastan cikmis oldugunu gordunuz, maalesef bu oluyor, kesin ip takilmistir o yuzden sokulup cikmistir. Oncesinde yumaktan bir miktar ipi acip serbest birakin, akis kolaylasacak.
  • Arada bir kac igne batimi atlamis (ip yerinden cikmis) olabilir o kismin uzerine geldiginizde, ayni yere birkac kez batip cikarsaniz, desendeki bosluklar kaybolacaktir.
  • Isleme yaparken ilerlediginiz yonun tersi yonde ipin kalmasina dikkat edin. Geride kalmazsa, bir sonraki batirista, ip yolu kesiyor ve onun ustune batinca, ip cekilerek islenmis yerlerin sokulmesine neden oluyor. Bu sorun tuylu iplerde ipin yonu dogru olsa da cok oluyor bu yuzden ekstra dikkat.
  • Igne batis araliklarinin birbirine yakin olmasi nakisin daha saglam olmasina ve iyi gorunmesine sebep oluyor. Yakin araliklarla batirmakta fayda var.
  • Diyelim yamuk islediniz ve sonra soktunuz, kumasta kucuk delikler kalabilir.  Onlari elinizle ovusturursaniz duzelir, yine yikandigi zaman kumas tekrar kaynasacaktir.
  • Nakisi islerken hic bir baglama olmadigindan, nakis sokulmeye cok musait. Bu durum, duvar panolari gibi seylerde sorun yaratmaz ancak, ozellikle cok kullanilan yastik gibi seylerde zamanla sokulme olabilir (aslinda tecrubem yok oyle olacagini dusunuyorum, terzi olan annem de sokulebilir yapistir dedi). Bir videoda kadinin kumasin arkasina bir cesit yapistirici surdugunu gordum. Ancak bir cok videoda da hic birsey yok. Sanirim en azindan iplerin uclarinin oldugu yerlere ben de surecegim.



Bu yastikta da on arka karisik calisilmis




12 Mayıs 2020 Salı

"Geceden Kalbe Podcast 6: Krizi Kazanca Cevirmek " Icerik Ozeti

Mayıs 12, 2020 1 Comments
Dun yeni bir podcast daha yayinlamayi basardim. Bu sefer ilk defa bir konugum oldu ve onunla sohbet seklinde gelisti. Gerci sonradan dinledigimde ben daha cok konusmusum. Sohbeti bir seferde yarim saat olarak kaydettik, bir kac yerde sadece ses kesintisi olmus internetten baglantisindaki dalgalanmalardan oturu (ne yazik ki kayit esnasinda anlasilmiyor) bir de nedense gaza gelip normal konustugumdan biraz daha yuksek sesle konusmusuz olsun. Tekrar silip cekecek zamanimiz da imkanimiz da olmadigi icin bu sekilde yayinladik. Gerci dun aksam baska podcastler kesfetmek icin biraz arastirma yaptigimda benimkilerden cok da farkli olmadigini gordum, spontane konusmalarda bu tip duzensizlikler normalmis demek ki.

Gelelim konuya, basligi krizi kazanca cevirmek olarak sectim ama tabi ki bu kazanc para degil. Yani evde otururken para kazanayim anlamini tasimasin. Universite gecmisimden oturu, universiteye gecis sureci ve universite egitimi hakkindaki tecrubelerimi, bence cok ozel bir ornek olan yegenimin universite surecini ornek alarak aktarmaya calistim.

Yegenim buyuk ablamin ikinci kizi Eda. Okullarini hep devlete bagli okullarda, normal duzeyde bir akademik basari ile surdurdu. Meslek lisesine gitti ve oradan mezun oldugu sene, yani lisenin son senesinde girdigi universite sinavini dersaneye gitmeden kazandi. Ustelik alan disi tercih yaparak, Bilgi Universitesi'nin Sivil Havacilik ve Ulastirma Isletmeciligi bolumunu (iki yillik) yuzde 75 burslu olarak kazandi. 2019 Haziran'da mezun oldugunda, is hayatina atilmak yerine ingilizcesini gelistirmek icin bir cozum bulmak istiyordu ve uzun arastirma ve dusunmelerin ardindan, bir hazirlik sinifi okumasinin iyi olacagina ailecek karar vermistik. Ilk bastaki hedef Ingilizce hazirlik sinifi olan bir bolumu okusun, istersen devam etsin istemezse etmesin seklindeydi cunku havacilik meslegini yapmak istiyordu ama devam etmek isteyeceginden de suphem yoktu. Iki yillik bir bolumden mezun oldugu icin dikey gecis sinavina girerek, bu sefer Halic Universite'sinin %75 burslu, 4 yillik ingilizce isletme bolumunu kazandi ki bence hem okul olarak hem de bolum olarak cok iyi bir kariyer imkani. Su anda hazirlik sinifini bitirme asamasinda ve devam etmeyi istiyor.

Disardan bakildiginda, universite oncesinde okumakla cok da alakasi yokmus gibi gorunen bir ogrencinin, icindeki cevheri cikarmak icin ilginc bir yol oldu bu yol. Eda ile sunlari konustuk
-dershaneye gitmedigine pisman misin, lise sonrasi bir yil dershaneye gitseydim daha iyi olurdu diyor musun?
- Universite ortamina gecince ne oldu, ne degisti? Onceden normal basarida bir ogrenciyken simdi dereceler alan bir ogrenci nasil oldun?
- Tercihleri yaparken nasil stratejiler uyguladin?

gibi bir cok detaya degindik. 

Goruluyor ki Eda'nin durumu gunumuz krizine bir acidan benziyor. Corona krizi surecinde, muhtemel ki bu yil universiteye hazirlanan ogrencilerin psikolojileri etkilendi, bu yuzden performanslari dusebilir. Ancak iki aylik kayip, tamamen buyuk bir kayba donusmek zorunda degil. Eda'nin, meslek lisesinden akademik olarak eksiyle basladigi egitim hayatini kazanca cevirmesi gibi, pandemi suresindeki kayip hala ve guzel bir sekilde kazanca donusebilir. Bunun icin verdigim bazi oneriler ise podcastin son kisminda yer aliyor.





KG 53-59 Yeni Donem

Mayıs 12, 2020 2 Comments
Gunleri sayarken galiba biraz karistirdim ama eger dogru saydiysam bugun 12 mayis 59. gune karsilik geliyor. Tabi saymaya pazartesi baslamistim, ondan onceki haftasonunu da sayarsak altmis gunu devirmis oluyoruz. Cok tuhaf. Soyle bastan sona bakinca ne kadar cok sey yasadik. Aslinda evet her gunumuz birbirinin ayniydi, gunler gecmek bilmiyordu fakat duygusal olarak ne kadar cok degisiklik yasadik, hayatimizda daha once hic tecrube etmedigimiz bir suru seyle yuzlesmek, cozum bulmak bir strateji gelistirmek zorunda kaldik. Resmen tepetaklak olduk ama sonra bunu da kaniksadik. 

Bu gunden itibaren ise bizim ailemiz icin yeni bir donem basliyor. Okullar kismi olarak acildi ve bu gun 60 gun sonra cocuklar ilk defa okula gitti. Evet ozlemislerdi, istiyorlardi ama onlar da tedirgin, cunku eskisi gibi olmayacagini biliyorlar. Sabah instagramda okulun nasil onlemler aldigini yazmistim, simdi buraya o gorselleri koyacagim, yeniden yazmak yerine cok uzun olacak.




Gectigimiz hafta boyunca neler yaptik diye dusundugumde hatirlamakta cok zorlaniyorum ama sagolsun instagram ve telefonumun fotograf galerisi bana yardimci oluyor. Onceki yazimda mayis tatiline girdigimiz icin evde ders yapmaya bir sure ara verdigimizi yazmistim. Ayrica tatilin hemen oncesinde basin aciklamasi ile tatil biter bitmez okulun acilacagini ogrenmistik. Haberi duyduktan sonraki ilk hafta endiselerim yogun olarak seyrederken gecen hafta bana bir rahatlama ve kabullenme gelmisti. Icimdeki sorularima aldigim yanitlar olumsuz degildi (umarim hakli cikar tabi), bu yuzden icim rahatliyordu ama tabi bu onlemlerimizi gevsettigimiz anlamina gelmesin, yine aynen devam. Sadece dikkatli sekilde biraz daha sosyallesmeye basladik diyebilirim. Gecen sali gunu kizimin en yakin arkadasi Dila'yi oynamaya eve cagirdi. Tamamen saglikli olduklarini teyit etti ve cok ozledikleri icin biz de izin verdik. Biz de tamamen saglikli oldugumuzu belirttik tabi :) Onlar evin icinde birkac saat oynadilar ve ozlem giderdiler. Ertesi gun de oglumun en iyi arkadasinin annesi, bir ay sonra ogluna evde yapacagi birkac cocuktan olusan dogum gunu partisi icin davet etti. Biz de tamamen saglikli olursak gelecegimizi belirttik. Yine ayni gun yazismalar devam edince oglanlar da birbirlerini cok ozledigi icin, parkta bulusturduk ve iki saat cocuklar oynadilar. Parkta sadece bizim cocuklar vardi biz de mesafeyi koruduk. O gun donerken, evlerinin onunden gectigimiz turk komsumu bahcede gorunce, birbirlerini ozleyen cocuklar bahceye kacip gittiler ve 2 saat de onlarla oynadilar. Ben bu arada eve gelip online dersimi yapmistim. Ertesi gun de onlari bize davet ettik ve cocuklar bizde oynadilar. Gecen hafta birden bire bu kadar cok sosyallesmis olduk fakat, hem okul acilacagi icin hem de bu tanidigimiz ailelerin tedbirlerine guvendigimiz icin bunda sakinca gormedik. Gerci biz hic izin vermemistik ama surecin en basindan beri Hollandali cocuklar parkta oynuyorlardi, yasak degildi. Bu ustuste olan gorusmeler biraz daha normallesmeye gecis fikrini sagladi. Yani birden bire okul acilmasi degil de azicik arkadaslarla gorusme ardindan okul saniyorum benim ozellikle daha yumusak bir gecis yapmama sebep oldu. Yoksa su an bu satirlari yazarken, okulda olan cocuklarim icin kaygilanip agliyor olabilirdim.

Cumartesi gunu cok uzun bir aradan sonra ilk defa tek basima bahce marketine gitttim ve iki saat yalniz kaldim. Tum hafta boyunca kendime bir saat dahi ayiramamis, planladigim hic bir seyi yapamamistim. O gun cicekler almak, sonrasinda bahcede onlarla mesgul olmak cok iyi geldi. Pazar gunu de ani bir kararla ikinci el sitesinden ogluma yeni bir yatak aldik ve onu kurduk (tabi once vidalarina kadar her parcasini dezenfekte ettik), yerden biraz yuksek, merdivenle cikilip kaydirakla inilen bir yatagi oldugu icin cok mutlu oldu ve tum gun orada oynadilar. O gun anneler gunuydu, gunumu boyle temizlik ve kurulumla gecirmek yorucu olsa da, nedense cok huzurluydum. Onlar mutlu biz mutlu.

Pazar gununun aksaminda instagramda asagidaki gorselleri ve yaziyi paylasmistim. Bu da gunume ayrica nese katan baska bir guzel surpriz oldu benim icin. 

1.foto sedef ciceginin ilk hali

cicekler azalmis, tohum paketleri cikmis 2. hali

yaz sonunda kuruyup tohumlar dokulecek ve tohum paketleri boyle inci rengi seffaf bir gorunume gelcek. 3. hali


Bundan tam 4 yaz önce, bir buçuk yaşındaki oğlumun her gün önünden geçip bahçedeki tavuklarına bakmak istediği bir evin bahçesinde, çitlerden dışarı doğru taşmış bir otun sedef çiçeği olduğunu farkettim. O zamana kadar onu sadece, ben çocukken komşumuzun evinde, vazoda kuru halini görmüştüm (3. foto) ve aradan yıllar yıllar geçmiş unutmuşum ve bir daha hiç görmemişim. O evin bahçesinde gördüğüm hali ise 2. fotodaki gibiydi. Çok heyecanlandım ve her gün nasıl yapsam da tohumunu alsam diye düşünüp durdum. Bir gün bahçeden taşıp da ezilmişlerden bir kök çıkardım, köküyle ekmek için bahçeme getirdim ama o anda ekemedim. Maalesef bir kaç gün boyunca da ekemeyince solmuştu ve ümidimi kesmiştim. Fakat onu öylece toprağın üstünde bıraktım. Tohumların bulunduğu bölümler yeşil olduğu için (sonradan tohumlar irileşiyor ve sararıyor) o tohumların da henüz olgunlaşmadığını ve bu kökün ziyan olduğunu düşündüm. Üstelik ben aldıktan kısa bir süre sonra, yine yürüdüğümüz bir gün, gözlerimin önünde o bahçedeki bütün sedefleri (o kadar çok vardı ki) yabani ot diye yolup attılar. Artık orada görmüyorum 😢

Aradan yıllar geçti bu baharda bahçemde benim ekmediğim bir kır çiçeği çıktı (1. foto). Normalde otları biz de ayıklıyoruz ama bu öyle güzeldi ki kıyamadım. Dün bir de baktım ki ne göreyim. Önceden olmayan yeşil tohum paketleri çıkarmış. Ve o zaman aydınlandım. Sedef bu sedef. Ve üstelik 4 yıl önce kuruyan ekemediğim yerde çıkmış. Ayrıca nasıl oldu bilinmez, yan komşumda da taşın arasından çıkmış ve büyümüş, onlar da bahçedeki otları temizledikleri halde ona dokunmamışlardı aynı benim gibi.
Sedefin bu mor çiçekli halini hiç bilmiyordum. Dünden beri öyle mutluyum ki, aldığım alabileceğim en güzel anneler günü hediyesini doğa bana armağan etti. Şükürler olsun🙏🏼 İnşallah gözüm gibi bakacağım bu tohumlardan isteyen olursa bana yazabilir.

Ben de bu güzel çiçeği sizinle paylaşıp anneler gününüzü kutluyorum💜 #sedefçiçeği


Saglicakla kalin.


6 Mayıs 2020 Çarşamba

KG 41-52 Kabullenme

Mayıs 06, 2020 4 Comments
Gecen hafta podcastleri yazinca, gunluklere verdigim ara nasil da uzamis, simdi yazarken farkediyorum. Bu sure zarfinda cok sukur biz de yakinlarim da iyiyiz, onceki postlarda yazdigim ablam ve yegenime dair olan endiselerim gecti. Onlarda bu kadar zaman gecmesine ragmen bir belirti olmadi, her halde virus onlari es gecti.

Gecen hafta okul tatilinin ilk haftasiydi ama sans bu ya, bir aydir araliksiz yagissiz olan hava, tum hafta boyunca yagisli ve soguktu. Disari cok az ciktik haliyle. Biliyorum turkiyede cocuklara surekli yasak var, hafta sonlari da herkese yasak. Bizde ise o yasak hic gelmedi, sosyal mesafeyi koruyarak cikmak zerbest ancak biz sahsen oyle sik sik cikan insanlardan olamadik. Birincisi zaten dersler o kadar cok zaman aliyordu ki cabucak aksam oluyordu, ikincisi cocuklar evde kalmaya oyle alistilar ki cikmak istemiyorlar. Nadiren ciktigimizda ise ne yalvarmalar yapmis oluyoruz cikarabilmek icin. Diger yandan disari cikmak insanda ayrica bir gerginlik yaratiyor, rahat olamadiktan sonra cikmak istemiyorsun. Genelde hep dogal alanlara cikiyoruz. Gectigimiz haftasonu ve ondan onceki haftasonu ise ayni yere gittik yuruyus yapmaya. Ilk gisidimizde tesadufen kesfettigim yeri asagidaki haritada goruyorsunuz. Hollanda sular ulkesi elbette ama bazi yerler cok ilginc. Ustte yatay olarak gorulen duz yol bir patika, iki yani agaclik ve ancak 1-1,5 mt genisliginde bir yurume yolu. Tabi iki tarafinda da su var manzara sahane. Bu yol boyunca yurumek cok keyifliydi. Bir suru guzel fotograf da cektim.



Bu hafta esimin gun icinde bana verdigi iki saati oldukca verimli kullandim ve her gun birseyler yaptim. Bunlardan biri de podcast kaydiydi onu da yazmistim zaten. Ayrica cok istedigim punch nakisi setim geldi, nakisa basladim; bazi kitaplarimi bitirdim yenilerini okumaya basladim, ; is aramalari ile mesgul oldum; bazi gunlerde de sadece dinlendim. Okullarin acilmasi fikrini de biraz daha kabullenmeye basladim sanirim. Baslarda dusundukce bunalimlara dusuyordum, simdi eninde sonunda bu gunun gelecegini, cocuklar bunaldigi icin belki onlara iyi gelecegini dusunup pozitif kalmaya ugrasiyorum. Ustelik ne kadar guvenilir oldugunu bilmesek de hollanda grafiklerinde egri inise gecti. Bu biraz, evet belki gercekten bitiyordur, az kalmistir umudu veriyor. Diger yandan hep saglik sisteminin guvensizliginden bahsediyoruz ama sahsen burada yasadigim surecte, hic olumsuz seyler yasamamistim sisteme dair. Belki diyorum, gercekten iyilerdir, onlar da cok sey ogrenmislerdir.

27 Nisan koningsdag diye bilinen kral gunuydu. Tum ulkenin turuncu giydigi eglenceler yapilirdi eskiden. Bu yil kral ve ailesi kapilarinin onunden bir bildiri yaptilar o kadar. Eskisi gibi kutlama yasaklandi ama tabi disari cikmak serbestti. Kisisel olarak artik insanlar ne kadar kutlayabiliyorsa o kadar kutladilar. Dun ve bu gun de onemli gunler hollanda tarihinde, dun ikinci dunya savasinda olenler icin yas gunuydu, bu gun de ikinci dunya savasindan sonra ozgurluk gunu. Tabi yine tum geleneksel kutlamalar torenler yapilmadi.

Saniyorum ki bu karantina donemi uzmanlar tarafindan her acidan ele alindi. Sanatcilar, terapistler, kisisel gelisim koclari vs artik yapilmasi mumkun olan tum oneriler carsaf carsaf yayinlandi. Instagramda her aksam onlarca canli yayin yapiliyor. Herkes birilerine tavsiye veriyor. Fakat belki bunlarin yuzde doksani can sikintisindan kaynaklaniyor. Bu surec bittiginde farkli bir hayata donusen insan sayisi ne kadar olur sizce? Ders alan, tuketimi azaltan, o hep onerilen insan profilini kastediyorum tabi. Yoksa hepimiz icin bir seyler degisti ve donustu. Fakat saniyorum ki eski aliskanliklarimizi da cok ozledik. Burada avm olayi pek yok, ancak ihtiyacimiz olunca ayda bir gittigimiz carsilar var. Cok sik gitmesem de, ben bile gitmeyi, gezmeyi, bakinmayi ozledim. Restoranda yemek yemeyi (en cok sushi) ozledim. Dekorasyon magazalarini, ikeayi gezmeyi ozledim. Cocuklar icin alisveris yapmayi bile (hep onlarin isteklerinden sevdigim magazalara vakit kalmiyordu) ozledim. Galiba surec bitince insanlar eskisinden daha cok buralara meyledecek. Tatile gitmeyi erteleyenler belki bir daha mi gelicem dunyaya diyip gidecek, ekonomik durgunluktan sonra bir patlama yasanacak belki de. Cinde bosanmalarin arttigi haberi gibi baska bir haber daha vardi. Cok pahali luks bir magazaya insanlar akin etmis ve hayatlarindaki maksimum ciroyu yapmis adamlar. Demek ki insan hep erteledigi ozel isteklerini ne olursa olsun yapmaya meyledecek. Ben n'apardim diye dusununce, eskisinden farkli bir tavir sergilemezdim herhalde gibi geliyor. Ama gezip bakinmayi arkadaslarimla ciktigimiz aksam takilmalarini cok isterim.

Karantina gunleri basladiginda, surekli evde kalinca, evde yapilmasi gereken derin isleri birer birer yaparim ne guzel, diye kurdugum hayaller, elimde patladi. Kendimi oyle huzursuz hissediyordum ki bir aksam bu gune kadar yapmis oldugum isleri dusundum. Aslinda gercekten yaptigim listeye checkler atmisim da haberim yokmus. Bu yogunlukta onlari bile yapmis olmak iyi bence. Cunku goz ardi ettigimiz bir sey var. Surekli evdeyiz evet ama surekli evde oldugumuz icin, normal zamandakindan cok daha fazla ev isi cikiyor. Daha cok dagilmis oyuncak, daha cok yemek, saha cok sac/kil/toz, daha cok kirlenmis lavabo ve tuvaletler.... Yani bir yandan bu gunluk isler dagini eritmeye calisirken, baska bir isler dagina da tirmanmaya calisiyoruz. Ayrica bunlari normal gulluk gulustanlik bir ruh halinde degil, kaygilarimizla bogusurken yapiyoruz. Bence cok iyi is cikariyoruz.

Ikinci dizi olarak da 6 bolumluk Alias Grace izledim, begendim diyebilirim. Yemek yaparken sesli kitap ve podcast dinlemeye devam ettim, aksamlari yatmadan once veya gun icinde kahve molalarinda kitaplarimi okudum. Nakis islemek de oyle iyi geldi ki (onunla ilgili ayri bir post yazacagim) iyi ki almisim diyorum, simdi yaziyi bitirip ona kosmak icin can atiyorum.

Cocuklardan da bahsedecek olursam, genel olarak keyifleri yerinde. Birbirleriyle iyi oynamaya basladilar, kendilerine evcilik tarzi oyunlar kuruyorlar. Bazen hic aklima gelmeyecek oyunlar turetiyorlar, genel olarak birlikte yasamaya alistilar diyebilirim. Zaman zaman ruh hallerinde dalgalanmalar oluyor ama onlari da bol bol sarilarak gidermeye calisiyoruz. Kizim online jimnastige devam ediyor, kimi zaman 3,5 saat kesintisiz yapiyor. Calisma grubunda o ve onunla yasit bir kizdan baska diger kizlar hep daha buyukler. Onlarin rahat yaptigi ama ufaklarin yapamadigi birkac zor hareket var (dirseklerin ustune kalkip dumduz havada durmak gibi) ama yapmak icin israrla cabaliyor, dengesi bozulunca sinirinden agliyor. Ona buyuk kizlarin da onun kadarken yapamadigini anlatmaya calisiyorum ama ikna olamiyor. Ogretmeni ozel olarak mesaj atip, cok hizli gelisme gosterdigini, cok zarif oldugunu, gayretinden memnun oldugunu soyluyor ama iste dedigi dedik. Okullar acildigi zaman spor okullarinin da acilabilecegi aciklanmisti ama bizim okuldan haber gelmedi henuz, bakalim nasil devam edecekler?

Oglumda dinledigi bir seye dikkatini verip aklinda tutma ile ilgili bir sikinti oldugunu farketmistik. Muhtemelen o yastaki bir cok cocuk boyle, cunku gorsel bilgilerin yogun oldugu dunyaya dogdular ve genelde oyle buyuyorlar (siz de bir kontrol etsenize bakalim nasilmis). Bu konuda gelistirmek icin her gun bir hikaye dinletip, o hikayeyi anlatmasini istiyor babasi. Toplamda 15-20 dakika suruyor. Hikayeyi internetten buluyorlar, genelde klasik masallar. Ve iki haftada muthis gelisme gosterdi. Yine oyun ablasiyla online derslere de devam ediyorlar, gerci cogunlukla oyun oynamak istiyor ama yine de egitici oyunlar yapmasina gayret ediyoruz. Gecenlerde adam asmaca oynadilar, okumaya gecmedi tabi ama harfler, basit kelimeler falan herhalde ogretici oluyordur.

Bu gun uyumadan once hidirellez dileklerimizi hazirlayip gul agacina bagladik. Saniyorum tum dilek dileyenler, corona gitsin dilemislerdir. Icimde az kaldigina dair bir his var. Gecsin bitsin cok guzel bir yaz gelsin insallah. Saglicakla kalin.









1 Mayıs 2020 Cuma

Geceden Kalbe Podcasts: 4. ve 5. Bolum Icerik Ozetleri

Mayıs 01, 2020 2 Comments

Dun ilk uc bolumu yazdiktan sonra, bu gun 4 ve 5' i yazayim. Bundan sonraki bolumleri de ayrica, yayinladigim gun yazmayi umit ediyorum. 

Geceden Kalbe Podcasts 4: Beyin mi Kalp mi?


Bu bolume yine bir ornekle basladim. Uzun zaman once, ablamin bana arastirmam icin verdigi bir kisi ( ve calismalarini) incelemistim. Bu adam, fizik ve felsefe okumus, ayni zamanda din ile de ilgili ve Kur'an'daki bilgilerin fizik ile baglantisini kurarak, bir bakima "bakin Kur'an'da sunlar sunlar yaziyor, bunlar fizikte de ispatlanmis: o halde Kur'an'a inanin" gibi bir mesaj veriyor. Bir miktar inceledikten sonra rahatsiz oldum ve zaman ayirmanin gereksizligine kanaat getirdim ve biraktim. Sebebi bilgilerindeki yanlislik falan degildi. Bana gore cok onemli bir mantiksal hata vardi o da su: Inanlar icin Kur'an tum bilgileri iceren kutsal bir kitaptir ve sonsuz akil tarafindan yazilmistir. Fizik kanunlari ise, bu sonsuz aklin yarattigi kullar (insanlar) tarafindan kurulmus bir bilim dali. Elbette ki dogayi da o sonsuz akil yaratti ama bu bilim dalini biz bulduk, kesfetmeye calisiyoruz, muhakkak ki eksiklikleri var, zaten bir onceki bolumde de degindigim gibi fizik zaman icinde degisebilir, gelisebilir. Bu durumda yapilan sey, sonsuz aklin bilgisini; sinirli akilin turettigi bir bilgiyle ispatlamaya calismak. Aynen denizin icindeki bir baligin, denizin disindaki dunyayi suyun icinden anlamaya calismasi gibi. 

Diger yandan bunu neden yapmak istiyor olabilir. Belki inanmayan (ateist diyebilecegimiz) kisileri ikna edip Kur'ana inandirmak istiyor olabilir. Hani ateistler genelde bilimsel dusunceye inanir ve suphecilerdir ya, eger Kur'an'i boyle bilimsel bir cercevede sunarsam ikna olurlar diye dusunebilir. Evet ikna edilmesi mumkun peki inanmasini saglar mi? Iste burada da bir nuans var.

Ikna etmek ve inanmak farkli kavramlar. Ikna etmek, beyni ilgilendiren bir olay. Dusunursun, kanitlar sunarsin, neden sonuclari iredelersin ve ikna olursun. Oysa inanc kalp isidir. Ikna olsan bile bu inanmani saglamayabilir. Zannederim ki ikna olsa da ateistler yine inanmamaya devam edeceklerdir. Bana gore birini dine cekmek istersen, aklina yonelik calismalar degil de kalbine yonelik calismalar yapmalisin. Dusunun ki tarihteki buyuk din adamlari, en basinda da Mevlana, bu ayrimi gayet de farkindaymis. Onun yazilari hep kalbe hitap eden soylevlerden olusuyor.

Dolayisiyla bir yanda kalp, bir yanda beyin var. Ikisinin de kapsamlari, etkilesimleri farkli. Her insanda bu iki organ (belli bir rahatsizligi yoksa) mukemmel calisiyor. Beyin dusunceler uretiyorken, kalp duygular uretiyor. Bir de benim ve muhtemelen bir cok insanin tecrube ettigi, IC SES olayi var. Bana gore bu kalpten gelen bir ses ve belki de sonsuz akil ile bir iletisim kanali. Bu durumda beynin (yani insan aklinin) urettigi bilgi, kalbin (ic ses yoluyla sonsuz akilla baglantiya gecerse) urettigi bilginin yaninda cok ama cok az. 

Corona gunlerinde maruz kaldigimiz her turlu dogru veya yalniz bilginin sorgulamasini, her insan kendindeki bu iki bilgi kanali sayesinde sorgulayabilir. Akla hitap eden konulari yanitlamakta beyin yeterlidir, sadece ona sorun ve dusunun. Ama bazi sorular beynin yetisinin uzerinde. Iste o zaman da kalbe sorup cevabini beklemek yeterli. Tabi bu durumda, kalbe nasil soru sorarim, cevabini nasil alirim, dogru mu yanlis mi nasil anlarim gibi sorular sorulabilir. Konusmanin devaminda yillardir kendi kendime yaptigim deneyleri ve bunu nasil ogrendimi anlattim. 


Geceden Kalbe Podcasts 5: Kalplerin Iletisimi : Dokunmak!


Bir onceki kayitta, kalpte iki olgunun varligindan bahsetmistim: Duygular ve Ic ses. Bu bolumde duygularin yayilim ozelligi oldugunu (baskalarinin duygularini hissedebiliyoruz) ve bazen cok yogun oldugunda kontrol etmekte zorlanabilecegimize degindim. Duygusal yogunluk icine girmis ve dis dunya ile baglantisi kesilmis bir insanla nasil iletisime gecersiniz. Cogu kisi soyle sozler duymustur. Hadi ama uzulme, bak belki boylesi daha iyidir, zamanla gecer, ama oyle olsaydi bunlar olurdu gibi... bir suru aciklama. Fakat duygularin etkisi altindaki bir insana edilen bu sozler etki etmez. Cunku bu sesler o kalbe degil, beyne hitap eder. Ne yazik ki beyin kalbe soz gecirme gucune sahip degil her zaman. Fakat burda yapilacak tek sey o uzgun kalbe ulasmaya calismak olmali. Bunun ise cok kolay bir yolu var, dokunmak. Neden boyle bilmiyorum, belki anne karnina dayaniyordur veya baska tarihsel ve genetik faktorler vardir. Fakat iyi calistigini biliyoruz. Duygusal yogunluga sahip bir insani normale dondurmek icin (ustelik sadece uzuntu degil, baska diger tum duygular icin de gecerli) dokunmanin sihirli bir etkisi var. Dokununca, oksayinca, sarilinca icine kapanmis o kalp bir cicek gibi aciliyor, gun yuzune cikiyor. 

Iste evde kaldigimiz gunlerde, bu duygusal savrulmalarin sifasi bol bol sarilmak, dokunmak, oksamak. Cocuklariniza sarilin, sevdiklerinize sarilin, kendinize sarilin. Bakin nasil iyi gelecek.