24 Eylül 2019 Salı

Bisiklet Turu

Eylül 24, 2019 10 Comments
Geçtiğimiz pazar günü bir önceki postta paylaştığım bisiklet turuna katıldım kızımla. Hava bize bir torpil yapmış olmalı ki uzun süredir devam eden kapalı ve yağışlı günlerin ardından pazar günü açık ve 25 dereceydi. Rüya gibi. Hemen ertesi gün yine aralıksız yağmur dolu bir haftaya başladık.

Tur için buluşma evimden 11 km uzaklıktaki bir parkta olacaktı, google maps’in bana bu mesafe için verdiği bisiklet sürüş süresi 35 dakika oldu. Ancak hem yolu tam bilmediğimden hem de ilk defa bu kadar uzak mesafe pedallayacağım için 1 saat önce evden çıkıp rahat rahat gittim. Bazı arkadaşlar otobüsle gidip bisiklet kiraladılar. Benim de aklımda bu vardı ama kendi kendime bir challenge yapayım dedim :))

Sabahında bisikleti nasıl süslesem diye düşünürken aklıma biraz vintage dekorlar yapmak geldi. Hemen bir kartona aşağıdaki yazıyı yazdım ve bahçemizde çokça bulunan renkleri dönmüş ortancalarla süslemeye karar verdim.

 Bence çok orjinal oldu. Bisikletim abartılı süslü olmamasına rağmen dikkat çekici ve farklı olmuştu. Saçıma da bu çiçekten takıp kombinimi tamamladım 🙈

Buluşma noktasına giderken ormanlık bir güzergahtan gittim, hava ve manzara şahaneydi, bisiklet üzerinde olmayı zaten çok severim. Yalnız başıma doğada olmak tam bir terapi oldu.

Kızım onca yolu gitmeyi göze alamadığından ve arkamda gitmesine de eşim izin vermediğinden, eşim onu arabayla buluşma noktasına getirdi. Tur boyunca arkamda oturacaktı ama çok sevdiği arkadaşı bakfiets (kutulu bisiklet) ile geldiği için onunla oturmak istedi, onlar da makamlarında  halkı selamladılar :))

Evet yol boyunca herkese el sallayıp selam verdik. İnsanların tepkileri de çok hoştu, kendimizi kraliçe gibi hissetmek de... 1,5 saat kadar dolanıp varıl noktasına geldik. Bol bol fotoğraf çekildik. Turun beredeyse tamamı kayıt altına alındı ve youtube’da yayınlandı. Biraz uzun ama merak ederseniz burada https://youtu.be/ca27RPjiz8U

Turun sonunda o süreçte oğlumla parkta bizi bekleyen babasına kızımı teslim ettikten sonra, aynı yolu yine pedallayarak döndüm. Toplam sürüş mesafemi hesaplamadım ama 25-30 km arasında olmalı. Eve döndükten sonra yemek hazırla, ye iç topla derken aslında fena değildim ancaaak gecenin bir yarısı feci ağrılar başladı bacaklarımda, baya da uyutmadı. Bir süre sonra ağrı kesici aldım, sonra uyumuşum. Ertesi sabah ağrılar devam etti ama öğleden sonra geçti. Bugün çok daha iyiyim. Fakat bu ağrılar çok yoğun spor yapınca oluşan laktik asit birikmesindeki ağrılardan farklıydı, eşim kasların genişleyip, zarlarının genişlemek için yırtıldığını, vücudumun bir iki gün içinde yeni kas zarları üreteceğini söyledi. Artık daha kaslı bacaklarım varmış :))

Yorgunluğuna rağmen seneye yeniden katılmak isteyecek kadar çok sevdik, çok eğlendik. İyi ki katılmışım diyorum şimdi 🙏🏼

20 Eylül 2019 Cuma

Suslu Kadinlar Bisiklet Turu (Fancy Women Bike Fest)

Eylül 20, 2019 2 Comments
Duyduk duymadik demeyin. Bu pazar dunyanin birçok ülkesinde kadinlar suslenip puslenip bisikletleriyle sokaklara dokulecekler. Bir aksilik olmazsa ben de arkadaslarimla Amsterdam'dan katilacagim. Daha once hic katilmadim ama aylardir takip ediyorum, bu etkinligin enerjisi cok baska, amaci cok guzel ve insana nese veren bir yonu var.

Ilk defa 2013 yilinda Izmir'de duzenlenmis olan bu etkinlik oyle sevilmis ki bu yil 22 eylul pazar gunu, dunyanin her yerinden 120 sehirde kadinlar bisikletleriyle yollarda olacaklar. Sadece 6 yilda bu kadar genis bir cografyaya yayilmis olmasi muhtesem bir basari. Siz de katilmak isterseniz web sitelerinden size en yakin lokasyonu bulup, bulusma yeri ve saatini ogrenebilirsiniz. https://www.suslukadinlarbisikletturu.com/

Bu web sitesinden baska genel bir facebook sayfalari ve ayrica sehirler kendi arasinda organize olabilsin diye sehir adlarina gore alt facebook sayfalari da var (hepsinin olmayabilir tabi), bu sayfalara uye olup gerekli bilgileri edinebilirsiniz.


Bakin Manifesto'su neymis:

Bisiklete herkesin binebildiğini, hatta çok güzel bindiğini, o da yetmezmiş gibi süslü püslü bindiğini göstermek için her yıl Dünya Otomobilsiz Kentler Gününde kadınlar bisikletleri ile meydanlarda olacak. Kadının görünürlüğü, kamusal alanda hakkını talep edebilmesinin anahtarıdır. Bisiklete binmek, kadınların toplumda görünür hale gelmesi ve özellikle şehirle etkileşime girmesinin tamamen yeni bir yoludur. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, bisiklet sürmenin özgürleştirdiğini hatırlamak ve şehirlerde daha fazla kadının bisikletli ulaşımı seçmesini özendirmek için kadınlar tarafından kadınlar için gönüllülük esasında düzenlenen bir etkinliktir.

Kadın Ol. Görünür Ol. 

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nun katılımcıları kadınlardır.Süslü Kadınlar Bisiklet Turu durağan değil, hareketlidir. Katılımcılar fark edilmek için kendilerini ve bisikletlerini süslerler. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu bir yarış değildir, bisikletle hız yapılmaz. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu sırasında izleyicilere el sallanır ve gülümsenir.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Yurt Disinda Hayat Nasil?

Eylül 18, 2019 5 Comments
6 yildan fazla zamandir Hollanda'da, 3 yila yakin Slovakya'da yasamizin ardindan (2010 yilindan beri) neredeyse artik eski gocmenler kategorisine yukseldim. Bu surecte, yurtdisina tasinmak, orada hayat nasil, gidelim mi gitmeyelim mi, orasi mi iyi burasi mi konulu yazilar hic yazmadim, yazmaktan da kacindim. Dun yine benzer bir yazi okuyunca biraz bu konuda kelam etmeye karar verdim.

Oncelikle o ulkede su boyle, ulkemizde bu boyle yazmanin tamamen kisisel deneyimlere gore degistigine siddetle inaniyorum. Bir ornek uzerinden konusacak olursam, ozellikle avrupada saglik sisteminin turkiyeden geride oldugu ve cok cileler cekildiginden fazlaca sikayet edilir. Bu kiyaslama da oldukca dar bir kiyastir. Turkiyenin her yerindeki saglik kosullari ayni degildir, avrupadaki her hastane benzer degildir, ustelik her bir hastanin tecrubesi farklidir, diger yandan ne yazik ki olumsuz soylemler olumlulardan kat kat daha fazla sosyal medyayi isgal eder ve insanlarin algisi uzerinde yarattigi etki daha fazladir. Mesela bir buzdolabi alacaksiniz diyelim,  o markayi kullanan ve memnun kalan milyonlarca kisi vardir ama internette olumsuz yorum yazan on kisinin yorumunu okuyunca onu almaktan vazgecersiniz. Cunku olumlu yorumlari gormezsiniz. Bunun gibi avrupanin saglik sektoru de olumsuz hikayelerden nasibini aliyor. Yine de tamamen haksizlik yapiliyor demiyorum, sadece her yerde olabilecegi ve  her insanin basina gelebilecegi gibi avrupada da iyi tecrubesi olan da var kotu tecrubesi olan da. Sahsen ben yurt disinda yasadigim yillar boyunca, hem slovakyada hem hollandada, iki dogum da dahil kendimde ve cocuklarimda tecrube ettigim hic bir saglik probleminde sorun yasamadim.  Doktorlardan da hizmetten de memnun kaldim cok sukur, insallah da yasamam.  Surekli soylendigi gibi paracetamol verip antibiyotik verilmeyen hastaliklar konusunda da sorunum olmadi, gerekli buldugunda doktorlarimiz antibiyotik de verdi. Ancak abartili ilac takviyesinden kacinildi ki bu benim de tercih ettigim seydi. Hastaneyle baska bir tecrubem de isitme kaybim konusunda oldu Hollanda'da.  Turkiye'de arastirmalara ragmen sebebi ve tedavisi konusunda bir katki saglayamadigim isitme kaybinin nedeni, ben talep etmeden onlarin beni yonlendirmesiyle bir arastirma hastanesine sevk edilerek, tamamen ucretsiz her turlu testten gecirilerek en sonunda dna testlerinin de yapilmasi ile, genetik oldugu bulundu. Annem babam tasiyici imis ama onlarda bu kusur gorulmezken, bende bu bozuk genler baskin cikmis ve yuzde elli isitme kayipli dogmusum. Gecen yila kadar nedenini bilmiyor ve yillardir merak ediyordum.

Ulke degistirildiginde her insanda bir sure adaptasyon doneminin yarattigi bir 'blues' (uzuntu ve depresyon) donemi olduguna katiliyorum. Bunun suresi kisiden kisiye degistigi gibi, tahammul derecesi de farklidir muhakkak. Hepimizin gecmisi, tecrubeleri, beklentileri, icine girdigi ortamlari, ruh halleri farkli ve yeni surec hepsini iceren karmakarisik bir metabolizma gibi. Kimisi icinde yasadigi toplumu kaba/ soguk/ irkci/ kati/ kuralci bulur; kimi sevecen/ sicak/ yardimsever/ ... Bazen de sansina tek turde insanlar cikar ve insan o sekilde kaniksar. Bu yonde benim tecruben yine olumluydu, cunku ben asiri sosyal bir insan degilim. Insanlarla aramda saygili bir mesafe olmasindan memnunum ama tamamen ters davranislarla da hic karsilasmadim. Hic unutmam eve ilk tasindigimizda iki farkli komsumuz cocuklara oyuncaklar getirmislerdi. Evlerine gidis gelis yaptigim yabanci komsularim yok ama (sonradan edindigim arkadaslarim var tabi) hollandalilar da kendi aralarinda boyleler. Diger yandan tanidik tanimadik gun icinde kimle yolda raslasirsan herkes selam verir, en azindan gulumser veya 'small talk' yapar ki bu benim icin istanbulda hic olmayan birseydi. Bu acidan burada daha sicakkanli insanlarla karsilastigimi soylemeliyim.

Bir diger sikayet edilen konu ise, hizmetlerin pahaliligi sebebiyle insanin her isini kendin yapmak zorunda kalmasi. Bu konudan ben sahsen rahatsiz degilim. Belki oncesinde farkli bir yasam tarzim olsaydi, buna alismakta zorlanabilirdim. 75 yasindaki annem de, istanbulda yasadigim surece ben de eve hic yardimci almis insanlar degiliz. Diger yandan annem de babam da kendi isini kendi yapmaya megilli insanlar olduklari icin (olmayanlari elestirmiyorum elbette herkesin sartlari, tercihleri) bize de boyle ogrettiler. Evdeki ufak tefek tamir islerinden (badana, onarim, lavabo acmak, ufak alci siva isleri, azicik marangozluk), tum ev islerine kadar her seyi onceden tecrube ettigim icin burada insanlarin kendi basinin caresine bakmalari bana tuhaf gelmiyor. Bu konuda bir adapte zorlugu hic yasamadim, hatta isgucunun pahaliligi insana verilen deger acisindan hosuma gidiyor. Fakat bu pahaliligin bir diger artisi da isin iyi yapilmasi, olabilecek kusurlari kapsamasi, yeniden duzeltilmesi vs vs. Henuz cok yakin bir tecrubemi anlatayim, gectigimiz haftasonu komple mutfak degistirdik ve bunun kurulumu icin en ucuz yolu secmedik (en ucuzun biraz ustu ama en pahali degil). Fakat adam o kadar profesyonel calisti ki, oncesinde bize kesin olarak belirttigi surede isi tamamladi, ongorulmeyen hic bir problem cikmadi (olasiliklari dusunup hazirlanmisti), isin sarkmasi, yapariz ederiz muhabbetleri gibi seyler olmadi ve bizce aldigini gercekten haketti.

Bu ornekler uzar gider. Yurt disina gocmek isteyenlere soyleyebilecegim tek sey, kendi gecmis gelecek hesabini, beklentilerini, artilarini eksilerini, tamamen kisisel olarak degerlendirip tartiya koymaniz. Yargilara degil durumlara odaklanmaniz, yargilara o durumdan itibaren kendiniz varmaniz. Saniyorum en dogru degerlendirme bu sekilde olacaktir.

sevgiler




13 Eylül 2019 Cuma

Keşke Hep Yanımda Kalsanız

Eylül 13, 2019 5 Comments
Kızım (7,5) ve oğlum (4y8ay) birlikte zaman zaman sokağımızda bulunan parka ben olmadan gidiyorlar. Genelde birşey olursa, seslerini duyayım diye kapıyı açık bırakırım. Bizim sokağın evleri bitişik nizam evlerden oluşuyor ve park bizim sırada en sonda yer alıyor. Aramızda 7 ev var, yaklaşık 45mt mesafe. Yalnız gittiklerinde, bana asırlar gibi gelse de 10 dakika bile sürmez geri dönmeleri ve ben içimde çatışmalarla onları sabırsızlıkla bekliyor olurum. Arada bazen kendimi göstermeden bazen de göstererek kontrol ederim.

Dün okuldan geldikten sonra yine parka gitmişlerdi ve bir süre sonra komşu kızı Emma ile birlikte gelip, tepeye gitmek istediklerini söylediler. Parkın biraz daha ilerisinde gölün kenarında bir inşaat var  ve inşaatın biraz öncesinde (inşaat alanı çevrili kesinlikle içeri giremiyorlar) zemini şekillendirirken kalmış toprak yığınlarından minik bir tepecik var. Hollanda’da hiç yokuş ve taş toprak çakıl bulamadıkları için oraya bayılıyorlar. Onların deyimiyle macera dolu bir alan :) Daha önce her gidişimizde ben mutlaka yanlarında olurdum ve bir banka oturup beklerdim. Şimdi ise ilk defa yalnız gideceklerdi. Bu arada belirtmekte fayda var, bizim yaşadığımız çevrede çocukların 6 yaşından sonra yalnız başına sokakta oynamaları olağan karşılanıyor.

Dün hem evdeki işlerin yoğunluğu hem de biraz özgüven geliştirmelerini teşvik etmek amacıyla izin verdim. Bir müddet sonra akşam yemeği için çağırmaya gittim ama olmaları gereken yerde yoktular. Kalbim deli gibi çarpmaya, aklımdan sürüyle düşünce geçmeye başladı. Böyle anlarda sakin kalmak çok zor ama içimdeki karmakarışık gürültünün içinde kalbimdeki o hep güvendiğim iç sesi bulmaya çalışırım. Yine buldum, merak etme iyiler diyordu içimdeki ses, kesin çiftliğe gitmişlerdir. Çiftliğe doğru yöneldim ve bir 10 metre yürüdüm ki karşıma çıktı bizim çete. Çiftlik açık mı diye bakmaya gitmişler şimdi dönüyorlarmış. Bisikletleriyle yanımdan hızlıca geçip eve gittiler. Ben de arkalarından yürürken düşündüm. Tabi sonrasında, sadece tepeye gitmelerine izin verdiğimi, çiftlik için sormaları gerektiğini belirttim.

Ben küçükken okul hayatım boyunca okula yalnız gittim ve hiç de yakın değildi evimize. Belki 2 kö vardır şimdi farkediyorum. İlk okul birinci sınıfta o zaman 5. sınıf olan ablamla gider gelirdik ama ikinci sınıftan itibaren ben sabahçı o öğlenci olunca, hep yalnız gittim. Soğukta ve karanlıkta, yağmurda ve karda (evet eskiden zırt pırt kar tatili olmuyordu). Ben yalnız gider gelirken annem de benim gibi korkuyor muydu? İçini nasıl rahat tutabiliyordu. Okula vardım mı, varmadım mı; ıslandım mı ıslanmadım mı; üşüdüm mü, üşümedim mi? Kendimi onun yerine koyunca, o evde nasıl dururdum, peşlerinden koşup varmış mı diye kontrol etmeden nasıl rahat ederdim? Bilemiyorum. Şu anda bana çoook çok zor geliyor. Fakat elbet tabi gün gelecek bu olaylar benim de başıma gelecek. Ancak sanıyorum ki gsm saatler veya telefonlar sayesinde asla annelerimizin haline düşmeyeceğiz.

Sonra düşündüm. Annem ne kadar rahattı bilemiyorum ama bir şekilde bunu kabullendi. Bunu o zamanlar içinde yaşadığı toplumun yaklaşımı da büyük ölçüde etkiliyor. Sonuçta biz 4-5 yaşlarından itibaren kapı önlerinde oynayan, tüm çocukların kendi başlarına okula gidip geldiği, haliyle çocukların biraz daha sorumluluklarının bilincinde olduğu bir çağda büyüdük. Bütün çocuklar yalnız giderken annemin çocuğu da pekala gidebilirdi.

Bu durumda benim paranoyaklığım annemin eski rahatlığı kadar normal. Günümüzde o kadar çok tehlike var ki, korkularım, endişelerim hiç de yersiz değil. O zaman kendimi suçlamayı bırakıp asıl büyük probleme bakabilirim: peki biz bu dünyada çocuklara ihtiyacı olan özgüveni nasıl vereceğiz ? 😬




11 Eylül 2019 Çarşamba

Paylaşımlı Dijital Ajanda

Eylül 11, 2019 10 Comments
Günlük rutinlerimi yazdığımda bir çok kişi tempomuza hayret ediyor. Fakat yapacak birşey yok, yapılması gereken şeyler var ve bunları yapacak sadece iki kişi var: kocam ve ben. Bu yüzden zamanıızı ve işleri çok iyi planlamak zorundayız.

Bu planlama işini kolaylaştırmak için ikimiz de telefonumuza ücretsiz bir aplikasyon yükledik. Aynı işi yapan pek çok uygulama var, biz Cozi’yi denedik ve memnun kaldık.
Bu uygulamayı ikimiz de kurduktan sonra, bir mail hesabı ile oturum açıyoruz ve böylece ajandamızı paylaşmış oluyoruz. Her ikimiz de ajandaya etkinlikleri girdiğimizde, bir diğerinin ekranında eklenmiş oluyor ve böylece olaydan anında haberdar oluyor. Çocukların toplantıları, aktiviteleri, özel gezi programlarımız, kişisel geziler, spor dersleri ... herşey listede.


Bu ajandayı kullanmaya başlamadan önce programlarımızı konuşacak zaman bile bulamıyorduk, kağıtlar da bizde pek işe yaramadı çünkü her gün kontrol edilmesi güçtü benim için. Şimdi her sabah günlük programa bakıyorum, arada da uzun vadeli inceliyorum, yeni bir olay geldiğinde anında ekliyorum ve gerçekten hayatımız inanılmaz kolaylaştı sayesinde. Üstelik kendini tekrar eden programlarda bir kere yazmak yeterli oluyor, her hafta tekrar et gibi bir seçeneği var ve otomatik olarak ekleniyor. İstenirse şu tarihte bitsin denilebiliyor. Laf aramızda benim en çok işime gelen taraflarından birisi “girls night out” larımı planlanır planlanmaz listeye ekliyor oluşum. Böyece itiraza pek mahal kalmıyor😉😂



Haberler

Eylül 11, 2019 7 Comments
Yaz tatilini bitirip eve gelişimiz 3,5 hafta, okulların açılmasının üzerinden 2,5 hafta geçti ama bana 2 ay geçmiş gibi geliyor. Ne kadar yoğun olduğumuzu unutmuşum.

Kızım bu yıl 4. sınıfta (tr karşılığı 2) ve artık sisteme iyice alıştık. Her yıl öğretmenleri değiştiği için bu yıl da öğretmenleri değişti ama sınıf arkadaşları aynı kaldı. Buradan mezun olana kadar taşınma gibi sebeplerle gelip giden birkaç çocuk hariç sınıf arkadaşları hiç değişmeyecek. İki öğretmeninden biri, daha önce birinci sınıfta da öğretmeni olmuştu ve çok seviyordu. İkincisi okulumuza yeni gelmiş ispanyol kökenli suzanne, kahverengi saçlı masmavi gözlü ve kısa boylu ( yarabbi şükür nihayet boyuma yakın bir öğretmen, hollandalıların çoğu aşırı uzun)  çok tatlı ve genç bir bayan. Onu da sevdi ve ben bir ohh çektim. Öğretmeni sevince gerisi kolay.

2015 doğumlu oğlum geçen ocak ayında doğumgününden bir gün sonra okula başlamıştı. Hollandalı çocuklar 4 yaşını doldurdukları günün ertesinde başlıyorlar. Ancak eğer doğum günü tatile denk gelmişse tatilden sonraya kalıyor. Ve 1 ocaktan 31 aralığa kadar aynı yıl doğmuş çocuklar aynı sınıfta oluyor. Tabi aralarında neredeyse bir yaş olduğu için yılın son bir iki ayında doğanlar kişisel gelişimlerine bakılarak sınıf atlatılıyor veya atlatılmıyor. Şimdi oğlum geçtiğimiz ocak ayından okulların kapandığı temmuz ayına kadar 1. Sınıf olarak kabul edildi ancak bu yıl tekrar 1. Sınıf olarak kaldı. 2014 doğumlu olanlar ise 2. Sınıf oldular. İşin tuhaf yanı, mesela çocuk aralık sonunda doğmuş ama tam o sırada 2 haftalık bir christmas tatili olduğu için, tatilden sonra ocak ayında okula başlamış olsa bile (ki oğlumla aynı zamanda başlamış oluyor) o 2. Sınıfa geçiriliyor. Sırf 2014 doğumlu diye. Fakat asıl mesele 2. sınıftan 3. sınıfa geçerken ortaya çıkıyor. Bu aralık doğumlu çocuklar bazen üçüncü sınıfa geçirilmeyebiliyor. Çünkü üçüncü sınıfta okuma yazma öğrenilecek ve bir çok motor becerisinin gelişmiş olması lazım. Benim oğlan bu yıl yeniden 1. sınıfı okumasaydı da 2. ye alınsaydı, eğer hazır değilse iki kere 1 okumak yerine iki kere 2 okusaydı diyorum ama, bakalım gelişmeler neyi gösterecek. Çünkü zaten okulda 1 ve 2 sınıflar bir arada karışık bu yüzden. Kolayca 2. sınıf müfredatına geçebilir. Zaten sürekli aynı ortamdalar. Belki bir ihtimal sınıf atlayabilir gibime geliyor çünkü bilişsel açıdan seviyesi yeterli. Geçtiğimiz yılın sonundaki raporuna göre tek geliştirmesi gereken sosyal becerileri (bizimki aşırı utangaç), onları aşarsa geçiş yapabilir gibi söylenmişti. Ben şahsen “oğlum çok akıllı geçsin teyzesi” kafasında değilim, onun için ne iyi olacaksa o olsun elbette ama neredeyse 3 kere aynı sınıfta olursa sıkılacakmış gibime geliyor. Du bakalım zaman ne gösterecek.

Evet oğlum, hayatındaki değişimlere direnç gösteren bir çocuk. Kaba tabirle evden çıkmak bilmez, çıkınca gelmek bilmez. Yaz tatilinde evde olmaya alışınca okula yeniden başlamaya da direnç gösterdi. Onun sınıfı ve öğretmenleri değişmedi (normalde 1/2 sınıflarda öğretmen değişmiyor ama kızımın şansına hepsinde değişmişti).  Buna rağmen okula gitmek istemiyor, utanıyor, çekiniyor. Fakat bu yıl önceki yıla göre adapte olma süresi kısaldı. Bu da bir umut tabi.

Çocuğun karakteri böyleyse yüzde yüz değiştirmek mümkün değil diyor uzmanlar. Belki biraz hafifletilebilir. Sene sonundaki raporunu konuşurken öğretmeni bu yönde uyarmıştı. Evet belki tamamen rahat olmayacak ama, sağlıklı bir okul hayatı için öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla iletişim kurması lazım dedi. Biz de bu yönde onu teşvik edecek girişimlerde bulunduk. Önceki sezonda istediği judo kursuna yazdırmıştık ancak 4 haftalık deneme dersinde bile o çekingenliği kıramadı ve aşırı ağlayınca bırakmıştık. Bu sezon, küçükken gittiğimiz müzikli oyun grubundaki öğretmeni kleuter theater (4-5 yaş için tiyatro) tavsiye etti bu çekingenliğini atması için.  İki hafta üstüste deneme dersine gittik ve ilkinde zorla soktuğumuz Novacım ikinci hafta isteyerek gitti (alışma süresi kısalmış demek ki) ve çok sevdi şimdi ona devam edecek. İnşallah olumlu katkıları olur bu dersin. İlk derste ben de sınıftaydım ve izledim, resmen bayıldım. Öyle güzel şeyler yaptılar ki.

Yine geçen yıl boyunca alışma süresinin iki ay kadar sürdüğü futbol derslerine gitmişti. Bu derslere babasıyla katılıyorlar ve gerçekten oldukça iyi beceriler kazandırdı. Neden spor olarak futbol derseniz, babası seçti derim :)) Şaka bir yana eşim futbolu gerçekten iyi bilir (sadece bedensel açıdan değil sosyal ve mantıksal faydalarını da göz önüne alarak oğlumuza uygun olacağını düşündü. Gerçekten top hakimiyeti olsun, şutları olsun oldukça iyi öğrendi. Fakat ayrıca bu derslerde bir iletişim de mevcut. Daire olarak oturuyoruz diyor eşim (çocuklar ve ebeveynler) sonra öğretmen yapılacak hareketi anlatıyor, sonra dağılıp o hareketi yapıyoruz ve bu 5-6 kez tekrarlanıyor diyor.  Bu yıl yine başladılar ve grupta ondan başka tüm çocuklar yeniymiş. Novacım artık tecrübeli olduğu için öğretmeni şu hareketi göster İr misin diye onu ortaya çıkarıyormuş ve diğer çocuklar da ondan sonra yapmaya çalışıyormuş. Ve tabi ki acayip gururlanıyor. Fakat onun için herkesin ona bakması, kalabalık önüne çıkması büyük başarı. Böyle böyle çekingenliğini hafifletecek umarım. Kızım ise tam tersi. Kalabalıkta ön plana çıkmaktan çekinmez, gösteriler yapar ama o da bazen yabancılarla bire bir konuşmaya çekinir. Ona da küçük görevler vermeye çalışıyorum aşması için.

Helo’cum bu yıl ritmik jmnastiğe profesyonel olarak devam edecek (hatta başladı). Haftanın iki günü akşam 5-8 arası üçer saat antreman yapıyor. Yine junior kategorisinde yarışmalara katılacak.  Bundan başka artık sonlarına yaklaştığımız yüzme dersine devam ediyor ama c diplomayı alınca bitecek. Oğlum ise A diplomaya yeni başladığı için yüzme okuluna gidişlerimiz tabi ki bitmeyecek. Bundan başka kızımın, 4-6 yaş arasında aldığı piyano derslerine devam etmesini istiyorduk çünkü geçen yıl ara vermişti (hem okulda okuma yazma öğreneceklerdi hem de 20 hafta binicilik derslerine gitmişti, yüzme ve jimnastik devam ediyordu, birini çıkarmıştık bu yüzden). Hayatında bir spor ve bir müzik olmasını istiyoruz çocukların. Fakat helo bu yıl artık piyano istemedi ve yeni maceraya atıldı. Bundan böyle müziğe keman ile devam edecekmiş hanım kızım :)) İki farklı okulda toplam üç ddneme dersine girdik ve birine karar verdik. Yakında ona da düzenli olarak gitmeye başlayacak.

Bana gelecek olursak bu çılgın programın içinde kendime yer açmaya çalıştım ve 2 +1 sabah olan hollandaca derslerimi (2 online ders 1 konuşma dersi) 1+1 e indirdim. Bir akşam gittiğim yoga dersleri sona erince, kolumun rahatsızlanmasından sonra gittiğim fizyoterapi + spor merkezinin spor salonuna üye oldum. Her gün neredeyse her tipte yoga dersleri var (önceki dersim sadece hatha yoga idi) ve tabi diğer fitness türleri ve pilates dersleri de. Henüz bir pilates, bir hatha yoga ve bir de vinyasa yogayı tecrübe ettim. Daha mindfullnes ve club yoga diye iki çeşit var onları da deneyeceğim ve haftamın iki gününü bir pilates bir yoga olarak sabitleyeceğim. Bunun dışında artık iş hayatına atılmayı istiyorum, yaz tatilinde yüksek lisans ve doktora diplomalarımı aldım, cvmi düzenledim, iş fırsatlarını kolluyorum ve kendime bir gelecek planı çizmeye uğraşıyorum. Bakalım hakkımda hayırlısı.

Bu üç buçuk haftada 2 misafir ağırlaması, bir jazz festivali, bir okul gezisi, bir kızkıza rotterdam gezisi, bir kahvaltı buluşması, bir akşam pikniği, bir evlilik yıldönümü kutlaması da sıkıştırdık :) Bu hafta sonuna kadar da iki doğum günü partisi ve komple mutfak değişimi var. Hadi bana kolay gelsin:))


30 Ağustos 2019 Cuma

Dönüşüm

Ağustos 30, 2019 6 Comments
Son yazimda bahsettigim ruh halinden cikmam kolay olmadi. Tabi hala da ciktim mi emin degilim. O yaziya sevgili Ogrenen Anne'nin yaptigi yorumda, tavsiye ettigi yazidan itibaren yasin bes evresi oldugunu ve bunlari gercekten o ana kadar, sirayla yasadigimi(zi) anladim. Dune kadar icinde bulundugum evre 4. evre olan cokuntuymus ve eger bittiyse bundan sonra kabullenme gelecekmis.

Cokuntu evresi herkeste farkli uzunlukta olabiliyormus ve benimki de bu zamana kadar surdu. Yaziya gore yasin bu evreleri ust beyin ile alt beynimizin eszamanli yol almamasindan kaynaklaniyor. Evet ust beynim (aklim, mantigim) olumun herkesin basina gelecegini, bunun doga kanunu oldugunu, yapilacak birsey olmadigini kabul ediyor ama alt beynim (duygularim, kalbim, icimdeki cocuk) bunu kabul etmiyor. Yasi kac olursa olsun benim babam o, icimdeki cocuk ondan vazgecmek istemiyor, kabullenemiyor(du).

Daha onceki yazilarimda bahsetmisimdir, icimdeki cocugun hala cok canli oldugunu, bir cicege baktigimda , bir agaci gordugumde, sabah uyandigimda, cocuklarimla birlikte oldugumda kipir kipir costugunu... Iste tum bu yas surecinde icimdeki cocuk suskundu. Onun, o eski heyecanini geri getirmek icin, daha once bildigim tum yollari denedim. Onun sevdigi her seyi sundum ama olmadi. Malesef sessizligi yetiskin yuzume yansiyordu. Her daim yorgun, mutsuz ve cokmus gorundum.

Yaz tatilinden sonra eve doneli on gun oldu ve pazartesinden itibaren okul ve diger rutinlerimiz basladi. Gercekten yeniden eski yogun tempomuza donduk ve ben bu temponun, kalbimin agirligini hafifletecegini umuyordum. Ne yazik ki pek birsey farketmedi. Onca tempoya ragmen gunde onlarca kez kalbimdeki okuz anirmaya devam etti. Fakat dun birdenbire birsey oldu icimde. Mucize gibi. Oyle net ve bariz bir degisiklikti ki, bu hatirayi bloguma saklamak istiyorum.

Dun sabah sezonun ilk Hollandaca konusma dersini yaptik. Birbirimizi ozlemisiz, keyifli vakit gecirdik ve yine bolca gulduk. Elbette arkadaslarin / sosyallesmenin getirdigi bir pozitif enerji var, nitekim bir onceki gun de, burada yasayan 8 turk arkadasim beni ziyarete gelmisti. Ancak kirilmayi tam gerceklestiren bu yetiskin arkadaslar degil (belki inceltmislerdir kabul), konusma dersinden sonra kizimin okulunda vakit gecirdigim cocuk arkadaslar oldu.

Bizim cocuklarin okulunda, ogle saatlerinde ogretmen yemegini yerken, yarim saat boyunca her gun bir veli, bahcede cocuklarin basinda bekliyor. Sezon basinda kapiya bir liste asiliyor ve tum veliler oraya kayit oluyor. Bazi okullar bunu baska sekillerde cozuyorlar ama bizim okul bu sekilde isliyor. Dun de benim gorev gunumdu ve yarim saat boyunca bahcede fosfor yesili yelegimle dolastim (her siniftan bir veli oluyor). Cocuklar genelde kendileri takiliyorlar fakat ara sira, wc ye gidebilir miyim, su cocuk beni itti, bagcigim sokuldu baglar misin, dustum dizim acidi, ... gibi isteklerle yanimiza geliyorlar. Bazen de ben mudehale ediyorum. Eger kavga basladiysa ayiriyorum veya bir cocuk yalniz kalmis ise onunla arkadas oluyorum.

Uzun zaman once bir yazi okumustum, cok hosuma gitmisti. Malesef simdi aradim bulamadim. Bir genc kiz (sanirim amerikadaydi), okula yeni gelen ve bir sure arkadas bulamayip dislanan cocuklarin, ortama katilmasini kolaylastiran cok basit bir yontem bulmus ve hep uygulamis. Cunku kendisi de bir zamanlar oyleymis. O kadar basit ve bir o kadar da etkili ki anlatamam. Sahsen ben de iki kere tecrube ettim. Olay cok basit, yalniz takilan kisinin yanina gidiyorsunuz ve oturuyorsunuz. Konusmak isterse konusuyorsunuz. Sonra diger cocuklar onun yaninda biri oldugunu gorunce geliyorlar. Oysa cocuk yalniz ise istese bile kimse yanina gidemiyormus (ilk kisi olmak zormus). Bu yontemi bulan ogrenci, hep diger cocuklarin yanina gidip oturmus ve kara buyuyu bozmus.

Bunu ilk olarak gectigimiz kis, yine bir gozetmenlik gorevinde kizimin yan sinifinda olan ama bizim sokaga henuz yeni tasinmis bir kiza yaptim. Bahcede ne yapacagini bilmeden yalniz basina sallaniyordu. Yanina gittim ve konustum, sonra kizim geldi onunla tanistirdim ve sonra cig buyudu. Su an ayni seviyedeki uc siniftan da arkadaslari var, bahcede hep birlikte oynuyorlar.

Dun ise yine benzer bir kurban vardi. Bu sefer bir Turk kiz (D. diye bahsedeyim). Kizimin sinifina, henuz bu pazartesi basladi. Bizim oturdugumuz kasabaya yeni tasindilar ve hollanda'da da oldukca yeniler. Cocuk dil okuluna gitti ama sanirim dili, henuz normal cocuklarla ayni seviyede degildir. Kizima ona yardimci olmasini her gun soyluyorum ama beni pek dinlemiyor, yaz tatili boyunca ozledigi arkadaslariyla vakit gecirmek istiyor :/ Bahcede D. ayni daha onceki kiz gibi ne yapacagini bilmeden dolaniyordu. Bir sure sadece izledim. Uzaktan bakinca gercekten cok can yakici bir durum ama hemen de mudahale etmek istemiyorum cunku zaman tanimali. Bir sure sonra sinifindan birkac kiz onun yanina gelip birseyler soyledi ama bu onlardan uzaklasiyordu. Birkac kez gelip gittiler. Zorbalik yaptiklarini dusundum ve hemen D.nin yanina gittim. Cani sIkIlmIs gorunuyordu ve isterse gelip yanima oturabilecegini soyledim. Onu oyuna cagirmislar ama o oynamak istemiyormus (nedenini tam olarak söylemedi sadece gecistirdi) Gelmek istedi ve beraber banka oturduk. Iki dakka gecmedi onu rahatsiz eden uc kiz gelip yanimiza oturdu. Sessizce duruyorlardi ve icimden bir sey yapip etkilesim baslatmak gecti. D.nin elini tuttum ve diger cocuklari da tutturup ellerimizi zincir halinde bir digerine vurmayi akil ettim (tensel temas yaratmak cocuklara iyi geliyor), sonra ayaga kalktim ve onlar otururken zinciri kapatip bir halka yaptim. Sirayla sessizce elimize vuruyorduk (ayni catlak patlak oyunu gibi). Ancak tabi bir de sozel etki lazimdi. Hadi bir sarki bulalim. Ben hollandaca bilmiyorum ama wheels on the bus sarkisini herkes biliyor, soylemeye basladim (catlak patlak yusyuvarlak yerine onu soyledigimizi dusunun) ve hepsi bir agizdan soylemeye basladi. Tam sarki bitince el cekmek gerektigini, kim vurur yada vuramazsa onun kazanacagini anlattim (pek kolay olmadi ya neyse). Sirayla kaybedeni cikarmaya basladik. Aranan heyecen, gulusler, kahkahalar, temaslar ortaya cikmaya baslamisti. Bir sure sonra halka, diger gelen cocuklarla daha da buyudu ve biz bu oyunu belki on kez oynadik sadece 15 dakika icinde.

Hollandali cocuklar bu oyunu bilmiyorlarmis, ogretmen bahceye geldiginde ona da gostermek istediler ve bir kez daha oynadik ve ayrildik. Bu surecte kizim hic yanimda degildi ve on tane kadar yeni cocuk arkadas edindim. Onlarla oynarken zaman nedense cok yavas akti (bariz hissettim bunu), oynarken kendimi tam anlamiyla oyuna vermistim ( evde cocuklarla oynarken olmuyordu, resmen cocuk gibi hissettim), hem D. hem de benim icin ortamda sifali birseyler oluyordu (bunu da cok acik hissettim) ve cocuklar sinifa girip yanlarindan ayrildigimda icimdeki cocuk yeniden guluyordu. Geri donmustu.

O andan sonra gunun geri kalan kisminda, aksaminda ve bu gunun sabahinda, hatta simdi hala bu yaziyi yazarken gulmeye devam ediyor. Artik o da gulmeye basladiysa yasin 4. evresi bitti gibime geliyor.

Yas surecini bilenler, ozlem hic bitmeyecek diyorlar evet hala cok ozluyorum, ama simdi sanki onceki kadar aci bir ozlem degil.

Ve anladim ki icimdeki cocuga cocuk ruhu gerekiyormus, degil baska seyler olsun. Bu yuzden ara sira icimdeki cocugu diger cocuklarla bulusturmali. Bu sebeple onumuzdeki hafta, cocuklari gozetmek icin gidecegim okul gezisini iple cekiyorum :))











1 Ağustos 2019 Perşembe

Yas

Ağustos 01, 2019 5 Comments
Daha önce kayıplarım olmuştu ama ilk defa bir “çok yakınımı” kaybettiğim için, yaşadığım süreci de ilk defa yaşıyorum. Duygularımı sık sık gözlemliyor, nedenlerini anlamaya çalışıyorum. İçinde bulunduğum “hal” kalıcı değil biliyorum ama bir yanım da bu hali -çok iç açıcı olmasa da- yazarak ölümsüzleştirmek istiyor. Belki ilerde okur, o hali daha iyi anlarım.

Önceden birinin ardından tutulan yasın, karara bağlı bir şey olduğunu düşünürdüm. Mesela, şimdi yastayım şunu yapmamalıyım gibi, insanın kendine telkinler vererek hayattan biraz geri çekilmesi şeklinde. Fakat işin aslı öyle değilmiş. En azından benim için. Önceden hetecanlandığım şeylere heyecan duymuyorum, içimde bir çiçeği, bulutu, güneşi görünce coşan çılgın sevinç ortalıkta yok. Sanki arabaların hızla gittiği bir otobanın kenarında durmuş bekliyorum, karşıya geçme gibi bir amacım yok, hayat hızla akıyorken, geçen arabaları görüyor ama rengini modelini vs farketmiyorum. Sadece akıyor gidiyor, benden uzaktalar ve ben onları sadece seyrediyorum.

Bu his biraz, ilk annelikte günlerce uykusuz kaldıktan sonra geçirdiğim gündüzlere de benziyor. Aptal gibi oluyor insan, sadece günü kurtarmaya bakıyorsun. Bir şey yapayım, değer katayım, üreteyim gibi bir derdin olmuyor. Tek farkı var sadece o zaman günü bitirmek için dayanmalıyım şeklinde kendine yaptığın zorlamalar. Bu olumlu bir telkin değil ama sonuçta kendine dair bir gayret, işte yas durumunda bu gayret bile yok.

Aslında sürekli kaybı ve yoksunluğunu düşünmüyorum. Sonuçta uzakta yaşayan biri olarak seyrek görüyordum. Fakat iyi olduğunu bilme ve şimdi yok olduğunu bilme hali farklıymış. Her an hatırlamıyor insan bu gerçeği ama olmadık zamanda olmadık şekilde su yüzüne çıkıyor. Kafam dağılsın diye yaptığın bir işte, okuduğun kitapta veya gittiğin bir yerde, minicik bir detay oluyor mesela onu hatırlatan. Hüzünlü olması gerekmiyor ama burnunu sızlatıyor, gözlerini yaşartıyor.

Normalde içimde duyduğum yaşam sevinci ve enerjisi uykuya yatmış sanki. Gün içinde hayran olup kaydetmeliyim diye fotoğraflarını çektiğim detayları görmüyor, elime telefon bile almıyorum. Çocukların bu anılarını kaçırmayayım diye zoraki çektiğim fotoğraflar da hiç güzel çıkmıyor. Kocam fotoğrafımıçekerken gülümse dediğinde, dudaklarım gerginleşmiş bir lastik gibi, hiç esnemiyor.

İçimde ne sevinç var ne hüzün, daha çok kayıtsızlık. Nefes alırken aldığım nefes sanki ta aşağıya inmiyor da yarıya gelince duruyor. Derin derin nefesler alıyorum ama rahatlatmıyor. Önceden içimi kıpırdatan şeyleri yapıp o hissi yeniden alayım diyorum, olmuyor. Minik coşkularımı yeniden duyumsamayı dört gözle bekliyorum. Çünkü meğer hayatı anlamlı kılan onlarmış.

Bu hal’in tam olarak kaybın yokluğundan kaynaklandığını söyleyemem sanırım. Özlem fazla, eksikliği az buz değil elbette. Fakat ölümün ardından insanın maruz kaldığı büyük bir mücadele var. Hayata, ölüme, yaşam amacına dair sorgulamalar, kaybettiğin kişiyle olan hesaplaşmalar (babama layık oldum mu, benim için ne isterdi, bundan sonra ne yapayım, yapmalı mıyım ...), çocukların olmadık zamanlara gelen cevaplaması zor soruları, kalp titreten yorumları (oğlum öyle yapıştı ki anne sen hiç ölme diyor durup durup, yemek masasında yanımda değil karşımda oturduğu için beni özlüyor) gibi. Bütün bunların sebep olduğu sersemliğin toplamı gibi birşey.

Buna rağmen geçeceğini biliyorum, daha doğrusu inanıyorum. Herkes öyle söylüyor çünkü. Belki o zaman yine farklı olan birşeyler daha kalır hayatımda ama minik sevinçlerim en azından geri gelecek. Umuyorum yani. Bu yüzden kendimi akışa bıraktım. Normale gelmek için kendimi zorlamıyorum. Böyleyse böyle, yaşayıp göreceğim.

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Her Yerde Hatıran Var

Temmuz 24, 2019 20 Comments
Bu akşam geç saatlerde Tekirdağ’dan İstanbul’a baba evine geldik. Yol boyunca eve giriş anı nasıl olacak diye kafamda dönüp duruyordu. Aslında nispeten iyi idare ettik annemle, annem kendini işe vurdu. Su bekleyen çiçekler, dolaba konması gereken yiyecekler diye diye evin içinde pire olmuş uçuyordu. Bense yıkanacak çamaşırları ayırıp salona gittim ki, kızım üçlü kanepenin ortasında oturmuş, gözleri yaşlı kıpırtısız duruyordu. Ne oldu annecim dedim, özledim dedi. Baksana terliği orada, her zaman giydiği gömleği şurada duruyor dedi. Dedemi özledim anne. Sonra sarılıp usulca ağladık...

Şu anda 23 temmuzu 24’e bağlayan gecenin tam ortasındayım. Bloğuma sabahında yazı yazdığım 8 temmuzun akşamüstü saat 5 sularında, babam kendini iyi hissetmeyerek ambulans istemiş ve ambulansa yürüyerek gitmiş. Hastaneye vardığında fenalaşmış ve yoğun bakıma alınmış. Pazartesi aldığım bu haberden sonra çok önceden aldığım perşembe günü olan uçuşuma kadar günler geçmek bilmedi. Ama dualarımız işe yaramış, babam kendine gelmiş, normal odaya çıkacak, tedavisine orda devam edecekti. Çünkü pazartesiden sonraki her gün güzel haberler gelmişti. Perşembe istanbul’a cuma tekirdağa vardım. Cuma günkü görüş saatini kaçırmıştım ama nasılsa yarın normal odaya çıkacaktı, çoluk çocuk ziyaret edecektik.

Cumartesi sabah ablamın telefonunda hastaneden gelmiş kaçırılmış çağrı... Sonra ikinci numara dayıma ulaşılmış, hastanız yine fenalaştı bir gece daha yoğun bakım... İçimiz huzursuzlandı ne oldu neden diye, saatini beklemeden hastaneye vardık. Zar zor yoğun bakım hemşiresinden bilgi aldık, sabaha karşı fenalaşmış, kalbi durmuş masajla gelmiş, şimdi makinaya bağlı, durumu ciddi!!!

Görüş saatini zor bekledik bu sefer önce ben sonra ablam 5 dakikalık görüş iznini paylaştık. Babacım ben geldim, hepimiz burdayız dışarda, seni bekliyoruz, çıkınca çocuklar da gelecek, seni çok özledik, seni çok seviyorum desem de içimden şu da geçti engelsizce; “ babacım eğer beni bekliyorduysan geldim gördüm seni, şimdi uçabilirsin istediğin yere” Fakat bunu içimden geçirdiğim için kendime kızdım, çok kızdım. Neden öyle düşündüm diye. Uyutulmakta olduğu için brni farketmedi, gözleri yarı açık tavana bakıyor, düzenli bir hıçkırık gibi kısa soluklar alıyordu. Bunu boğazından giren hortuma bağladım ama sonradan herkes canı boğazında takılı kalmış diye yorumladı. Başı hariç her yeri beyaz ve soğuktu, hemşirenin kızacağını bile bile eline dokundum. Beni hissetsin istedim, muhtemel ki beni ve sonra da ablamı duydu.

Görüş bitince doktordan bilgi aldık, solunum yetmezliği ve kalp sorunu yormuş babamı. Ciğerleri bitikmiş, ne olacağını söyleyemezmiş ama iyi olsa bile işi zormuş.

Hastaneden eve geldik, azıcık oturduk, ben yeğenimle akşam yemeği alışverişi için markete gittim, eve varmamıza çok az kalmıştı ki diğer yeğenim yolda bizi buldu, hastaneden haber vardı. Biz gittikten sonra babam yine fenalaşmış, üç kere kalbi durayazmış, üçüncüde artık kurtarılamamış. Tarih 13 temmuz, tam da 13 ocak doğumlu oğlumun 4,5 yaşını doldurduğu gün. Çünkü daha hollandada iken ananemlere gidince orda doğum günümü yapalım diye sayıklamalarının ardından, tamam 13 temmuz senin yarı yaşın, o gün yaparız dediğim gün.

14 temmuz pazar, günlerdir sıcak olan tekirdağ havasının ağlaması eşliğinde babamı hep istediği topraklara gömdüğümüz gün. Bu günden sadece iki hafta önce, rahmetli amcamın torununun düğünü için tekirdağa gelmişlerdi. Biz hollanda’dan gelene kadar orada kalacaklar sonra istanbul’a geçeceklerdi. Açık havada olan düğünde biraz üşütmüş, zaten çabuk üşürdü, öksürmeye başlamış. Ablamın ve annemin tüm ısrarlarına rağmen doktora gitmemiş (ki bu çok anormal bir durum onun için, normalde beni götürmüyorsunuz diye kızardı). Sonra ambulansı kendi istemiş, ambulansa doğru annemle yürürken, allah bilir demiş. Yoğun bakımda ilk gün ve son gün hariç hep kendindeymiş ve hatta şakalar yapmış. Ama demek ki vakti saati böyleymiş, 5 günde gidiverdi 😔

Şimdi düşününce bizi ne yordu ne de fazla üzdü babacığım. 5 gün boyunca biz kötü ihtimalleri de düşündük tabi. Umudumuz hep vardı ama kaybetme fikrini de göz ardı edemedik. Aniden kalp krizi kayıpları gibi şok yaşamadık mesela. Ne de uzun zaman hasta yatıp acısına dertlenmedik. Hepimiz bir şekilde veda edebildik. Hayatta olduğu kadar naif bir veda yaşattı bize yine. Ve babam bu dünyadaki en iyi babalardan biriydi. Üç kızını gözünden sakınırcasına, ne varsa onlar için harcayarak,  ne fiziken ne de sözle bize bir fiske dahi vurmayarak büyüttü. Gözlerimize bakarken gözleri titrerdi. O kadar çok seveni vardı ki, tüm mahallenin dedesi, babası, komşu amcasıydı. 85 yaşında  öldü ama gören 60 sanırdı, çocuklar tepesinden, kucağından hiç inmezdi.

Kızıma dediğim gibi, sana veda etmiyorum, zaten hatıran her yerde, anılarımız hep içimde.İnanıyorum ki bir gün yine buluşacağız.


8 Temmuz 2019 Pazartesi

Finaller

Temmuz 08, 2019 5 Comments
Öyle uzun zamandır yazmıyorum ki, bir eşiğe ulaştıktan sonra, yazmayı planladığın şeyler artık yazmaya değmezmiş gibi geliyor. Oysa kaç kez denemiştim, olmadı. 

Bu süre içinde neler neler yaptık ben bile zor hatırlıyorum. En kaba tabirle artık okul sezonu sona erdiği için (bu hafta kapanıyor), tüm etkinliklerin birer birer finallerini yaptık. Oğlumun futbol dersleri bitti bir diploma aldı; kızımın dans dersleri bitti, bir dans gösterisi oldu; jimsatik dersleri bugün son ama yıl sonu turnuvasını yaptık bir haftasonu; okul biteceği için bir veda partisi; hava güzelleştiği için okulda bir summerparty; bir türlü yapamadığımız gecikmiş bayram pikniği; kız arkadaşlarımla tatil öncesi bir girl night out; son yoga dersim; hollandaca konuşma dersinin sezon sonu son ders partisi; doğum günü partileri; uzun süren soğukların ardından birden bire güzelleşen havalar sebebiyle ihmal ettiğimiz bahçeyi adama döndürmek için ot yolma partisi :) gibi...

Gerçekten çok yoğun birkaç hafta geçirdik ve şimdi ise tatil alışverişi ve valiz hazırlama telaşıyla çok yoğunum. Bu perşembe çocuklarla birlikte İstanbul’a uçuyorum inşallah. 

O kadar uzun bir yıldı ki bizim için, özellikle bu yılın başında, kızım okuma yazmayı öğrenmeye başladığı için ekstra zordu benim için. Akademik özelliğim sebebiyle edindiğim beceriden olsa gerek, bana herhangi bir seviyede, herhangi bir dersi anlat deseler, anlatırım. Uzmanlığım olmasa dahi. Nasıl öğreneceğimi ve öğreteceğimi biliyorum. Bu nedenle çocuklarımın okul hayatıyla ilgili pek huzursuz değildim, çünkü ne sorsalar yardım ederim diye düşünüyordum. Fakat Allah’ın hikmeti işte, belki de tek bilmediğim konudan geldi sınavım, o da yeni bir dil. Kızım okuma yazmayı öğrenecek ama ben o dili bilmiyorum, nasıl yardım edeyim? Tabi bir yandan öğrenmeye çalışıyorum ama o zaten şu anda benden çok daha ileri bir seviyede.  Bu durum bende saçma bir panik yaratıyordu itiraf edeyim. Onu destekleyemeyeceğim, nasıl yapacağız, nasıl öğrenecek gibi bir endişe. Oysa böylesi çok daha iyi oldu. Tabi tamamen kayıtsız değildik ama sene sonunda performans grafiklerinde gösterdiği çılgın pikler, tamamen kendi eseri. Ne kadar gurur duysam az. Ve belki de ona yardım etmeye çalışırken, katı mükemmelliyetçiliğimle kim bilir nasıl da baskı kuracak, ruhunda yaralar açacaktım. Çok teşekkürler Allah’ım.

Bazı hollandalı çocuklar, sene başında, daha önce okuma yazmaya başlamış durumdaydılar. Biz bilmediğimiz bir dil olduğu için çaba göstermemiştik. Diğer yandan yine hollandalı olup kızım gibi sonradan öğrenenler de oldu. Fakat onlar için de elbette evde destek söz konusuydu. Öğretmeni toplantıda, Dila çok ciddi bir gelişme gösterdi ve sınavda tam da ona öğrettiğim gibi yaptı demiş (senede iki kez merkezi bir sınava giriyorlar). Bu onun da çok hoşuna gitmiş çünkü kızım, tam olarak onun öğretmenliğinin performansını temsil etmiş oldu. Harici faktörler, hollandalı çocuklara göre çok daha azdı çünkü.

Şimdi oğlum 3. sınıfa geldiğinde, okuma yazma sürecinde ne yapacağımızı az çok biliyoruz. Tabi o şimdiden duyduğu kelimelerin harflerini hecelemeye başladı. Belki daha farklı bir sürecimiz olur bilemiyorum. Ocak ayında okula başladığından beri geçirdiği 6 ayda, çok olumlu gelişmeler katetti. Yazma, resim yapma, el becerileri çok daha iyi. Matematik ise onu çok cezbediyor. Fakat her geçen gün daha çok öyle olduğuna inandığım birşey var ki, oğlum Hassas Çocuk kategorisinde. Bu yüzden, özellikle yeni ortamlarda ve öğretmenlerine karşı aşırı çekingen. Evde çenesi hiç kapanmayan çocuk dışarda sus pus. Tabi bu da dil gelişimini etkiliyor. Onun testinde de kavramlar, sayılar gibi mantık konuları en üst seviyedeyken, sosyal becerileri orta seviyede çıktı. Önümüzdeki dönemde bu konuya yoğunlaşmamız gerekecek gibi görünüyor. Yine de bence çok iyi durumdalar, beni o teste soksalar en düşük notları alırdım herhalde. Yabancı bir dilde büyük başarı.

Kızımın hollandalı bir sınıf arkadaşı var, okuma yazmayı önce öğrenenlerden. Bir gün başka bir çocukla olan ilişkilerini bana şöyle tanımlamıştı annesi. “İkisi de annı seviyede olduklarından iyi anlaşıyorlar. “ Ben ilk etapta bunu aynı şeylerden hoşlanıyorlar diye yorumlamıştım ama meğer bu iki çocuk sınıfta en çalışkan olan iki çocukmuş (ama kız yine de Dila’yı seviyor beraber oturuyorlar hatta). Sonradan bu velinin yaklaşımı beni öyle huzursuz etti ki anlatamam. Senin kızın çalışkan değil demek istemiş meğerse. Yüzüne söylemedim tabi ama elimi belime koyup şöyle diyesim geldi. Hanııım hanııım sen git başka bir ülkede yaşa, bakalım o çocuk orada aynı olacak mı? Benim kızım şu an üç dil birden konuşuyor, profesyonel jimnastik yapıyor, piyano çalıyor, yüzmede hollandalılarla yarışıyor. Senin kızın daha ingilizce bile bilmiyor (ki o yaşta ingilizce konuşan çok hollandalı çocuk var), bir tek onunla konuşamıyorum. Bi de kalkmış benim kızımın seviyesini eleştiriyorsun.

Ya biliyorum, çocuklarımı çok övdüm ama inanın sizin türkiyede ayak üstü çocuklarınızı anlattığınız ortamların hiç birine sahip değilim burada. Hatta hiç kimseye anlatamadım, bloguna azıcık yazıp rahatlamış bu anneyi affediverin.

Oh be bu yılı da bitirdik yarabbi şükür.

Bekle bizi tatil....