31 Ocak 2012 Salı

Doğum Mevzusu

Henüz doktorumla Helo'nun doğumu konusunu konuşmadık. Vücudum ve Helo'nun pozisyonu uygun mudur, nasıl olur şimdiden bilemiyorum. Ancak doğum konusunda düşüncelerimi yazmak istiyorum. Yazı biraz uzun olabilir, bilginize.

Her kız gibi ben de çocukluğumda korkuyla dinlediğim hikayeler duydum. Bunlar ya ilk gece ya da doğum konusunda oluyordu. O sınırlı bakış açımla anlatılanlar daha bir korkunç gelirdi gözüme. Ancak nedense kimsenin olumlu konuştuğunu hatırlamam, ay bilmemkimin çok kötüymüş, çok zor olmuş, her yeri patlamış yırtılmış vs. Böyle hikayeler ile yetişen bir Türk nesiliyiz sanıyorum.

Hayatım boyunca olumsuz hikayeler dinledikten sonra ilk defa üniversitede bunun aksine şahit oldum. Normal zamanda pek takılmadığım ama numaralarımız ardışık olduğu için hep lab arkadaşı olduğum bir kız vardı. Bu kız liseyi bitirdikten sonra kendinden yaşça büyük biriyle evlenmiş, hatta Tübitakta çalışan mühendis eşinin yönlendirmesi ile fizik bölümüne gelmiş bir kızdı. Üniversiteye yeni başlayan dünyaya açılmaya çalışan, birden bire çok farklı bir dünyada kendini bulan kız çocuğu hallerimde iken, onun rahat ve kendinden emin tavırları beni etkiliyordu. 3. sınıfın ilk döneminde okula gelmedi, sonraki dönemde öğrendiğimize göre doğum yapmış bir oğlu olmuştu. Tabi 4. sınıfta almadığı dönemin derslerini de alıp hepsini vererek 4 yılda bitirmişti yine okulu. Neyse, doğum konusunda bana,

     "Doğum o kadar mucizevi o kadar güzel bir olay ki bütün vücudum baştan aşağı yenilendi, kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum, mutlaka yaşamalısın"

demişti. O zaman sadece fiziksel olarak faydalı diye düşünmüştüm ama eminim manevi açıdan da söylüyordu. Hayatımda ilk defa birinden doğum hakkında böyle birşey duymuştum ve hem şaşırmış hem de çok merak etmiştim.

İkinci beni şaşırtan olay, bundan birkaç yıl sonra oldu. Mahalleden Konya'ya gelin giden arkadaşım, bir gün yine mahallemizde oturan babannesine geldi, bebeğiyle birlikte. Biz de başka bir arkadaşımla onu görmeye gittik. Bebeği sevdikten sonra sıra doğum mevzusuna geldi. Ama öncesinde arkadaşımdan bahsetmeme izin verin. 1,45-1,50 boylarında, hayatında 45 kilonun üstüne çıkmamış, minyon zayıf, dar kalçalı ufak memeli çıtı pıtı bir kızdı. Görenler onu ilk okul çocuğu zannederdi.  Hamileliği zor geçmiş, genelde hep yatmak zorunda kalmıştı ama doğumu sorunca aynen şöyle dedi. "Valla hiç anlamadım fırt diye çıktı"

Tabi ben şok durumdayım. Bir kere neredeyse benim yarım kadar olan o kalçadan nasıl fırt diye çıkar? Bu kadar kolay olabiliyormuş demek ki...

Sonraki zamanlarda annemden duyuyorum, mahallede bilmem kim doğurmuş, onun 2. çocuğu olmuş, şu  daha yeni evlendi doğurmuş vs. Bunlar nispeten eğitimsiz kişiler ama çatır çatır doğuruyorlar, benim çevremde ise (neredeyse tüm kuzenlerim) zorunluluktan ya da tercihe bağlı sezeryan oldular. Bir kuzenim çok zorlandığı normal doğumdan sonra ikincisinde cesaret edemedi ve sezeryan oldu, ama hikayeler hep kötüydü.

Geçen yıl falan daha hamile değilken, internette yaygınlaşan pozitif doğum hikayelerini okuyordum zaman zaman. Beni etkiliyorlardı ve o zamanlar hamile olan ablamı teşvik etmeye çalışıyordum, çünkü o da korkanlardandı. Şimdi iş ciddiye binip de bol bol okuyunca, derinleşen araştırmaların ardından yeni bir vizyon edindim.

Birincisi her hamilelik ve her bebek farklıdır kuralı. İnsan kendi durumunu kendisi daha iyi bilir. Neyi yapıp yapamayacağını, sınırlarını bilir ve hiç bir anne ne bebeğin ne de kendi sağlığına tehdit oluşturmak istemez. Tabi bu aşamada her anne adayının, her iki doğum şekline de eşit ilgi gösterip, öncesinde ne olup bittiğini tarafsız gözle irdelemesi ve ona göre kendini tartması gerektiğini düşünüyorum. Malesef kulaktan dolma bilgiler, kişileri çok etkiliyor. Yine de doğum şekli ne olursa olsun, önemli olan annenin bunu psikolojisi bozulmadan atlatması. Şimdilerde ablamın korkusunu anlıyor ve onun narin yapısını düşündüğümde sezeryanı seçmesinin doğru olduğunu düşünüyorum.

Kendime gelince, biraz daha cesur ve acılarına önem vermeyen biri olarak normal doğumun nasıl birşey olduğunu görmeyi çok istiyorum. Özellikle üniversitedeki arkadaşımın söylediklerinden etkilenmiş olduğum için. Ancak bu günlerde doğumun şeklinden çok sonucuna odaklanmış durumdayım. Tabi her iki seçeneği de artıları ve eksileriyle araştırdım, öğrendim. Yani herhangi bir yönteme kafayı takmış durumda değilim, dualarım ikimiz için de kolay ve sağlıklı olanın gerçekleşmesi yönünde. Böyle düşününce doğuma dair gereksiz evhamlardan da uzaklaşıyor insan. Tabi şimdiki bu düşüncelerim vakti zamanı gelince değişir mi bilmiyorum. O zaman nasıl tepki vereceğim, neler hissedeceğim ve bu işin bize özel hali nasıl olacak göreceğiz.

Sezeryan mı normal doğum mu tartışmalarının forumlarda ve bloglarda yer alması insanların bilinçlenmesi açısından sevindirici bence. Ancak herkesin kararının kendine özel olduğu ve yargılanmaması gerektiği de bir gerçek. Bütün bunlara rağmen ne nasıl hamile kaldığımız (normal-tüp) ne nasıl bebek sahibi olduğumuz (normal-sezeryan-evlatlık) hiç mi hiç önemli değil. Önemli olan hayatına katılmış olan canlıya nasıl baktığın, ne kadar değer verdiğin ve onu ne kadar sevdiğin.

Leia mais...

30 Ocak 2012 Pazartesi

31. Hafta, Yolcu Yolunda Gerek

Son birkaç haftadır rüyalar konusunda büyük bir değişim yaşadım. Eskiden nadiren rüya görür yada hatırlardım, şimdi ise oscar filmlerine taş çıkartan senaryolarda rüyalar görüyorum. Bir çoğunda film gibi dışardan izliyorum onları. Geçenlerde yine rüyamda böyle bir film izliyordum, eski türk filmlerine benzer bir aşk hikayesi idi. Ayrılık sahnesinde Nilüfer'in Yolcu Yolunda Gerek şarkısı çalıyordu. O kadar gerçekçiydi ki sabah bu şarkıyı söyleyerek uyandım. Bunun neresi ilginç derseniz, bu zamana kadar bu şarkıyı bilinçli olarak hiç dinlemedim ve sözlerini bilmiyorum, bir yerlerden kulağıma çalınmış olmalı, rüyamda sözlerini dinleyince, o zaman öğrenmiş oldum.


Ondan sonra birkaç kere dinledim ve sevdim tabi. Şarkının sözlerini dinlerken de, artık önüme bakmam gerektiği, geçmişteki kararlarımızı sorgulamayı bırakmak yönünde mesaj verdiğini düşündüm. 

Rüyalarım şimdilik olumsuz değil, hatta vefatlarından sonra rüyamda istesem de göremediğim ananem ve dedemi iki kez, amcamı ise bir kez gördüm rüyamda. Güzeldi.

Hamilelik çok şükür iyi gidiyor, şikayet edeceğim pek birşey yaşamıyorum. Geçen hafta mide yanmalarımın kesildiğini söyleyerek kendime nazar değdirmiş olmalıyım yeniden başladı. Karbonatlı su ve naneli sakız geçici çözümler sunuyor şimdilik, doktorun verdiği hapı fazla kullanmak istemiyorum diye uzak durdum ondan. Bir de özellikle geceleri el uyuşmaları başladı, sabah kalktığımda biraz hareket ettirince düzeliyor. Moralim genelde çok iyi fakat bu ay sonunda bitirmeyi planladığım işlerimin bitmemiş oluşu canımı sıkıyor. Son bir haftadır özellikle rehavetim daha da arttı. Hamileliğin ilk aylarında hiç yorgunluk yaşamamış ve uyumamıştım. Şimdi gün içinde uyumak istiyorum hatta uyuyorum. Çok iyi geliyor herhalde bebeğin büyüme dönemleri olduğundan, vücudum dinlenerek enerjimi ona kanalize etmemi istiyor ama günler de kısa olduğundan birşey yapamadan akşam oluyor :( Bu hafta daha sıkı çalışıp arayı kapatmam lazım.

Hep yazıcam unutuyorum, blog dünyasında beklenen doğum tarihi aynı olan (2 Nisan) üç hamileyiz. Benden başka Ayşe Gelin (Hollanda) ve Small Button Nose (İngiltere) de bebeklerini bekliyor. Ayşe'nin erkek bebeği SBN'un kızı olacak ama o pek yazmıyor blogunda, daha çok mailleşiyoruz. Geçen hafta Ayşe bebeğin hıçkırıklarından ve yalancı kasılmalarından bahsetmişti. Ben de hiç olmadı demiştim ki bu hafta oldu (ya da ilk defa bu hafta hissettim bilmiyorum) hıçkırıklarını hissettim Helocuğumun. Sancı ise pek olmadı hala, birkaç kere kasıklarımda gaz sancısına benzer acı hissettim ama bu o mu emin olamadım. Bakalım hangimizin bebeği ne zaman doğacak, aynı günlere denk gelecekler mi merakla bekliyorum ben de.

Helocum bazen çok yoğun hareketlerde bulunuyor ve bu haftanın başında da öyleydi. Neredeyse 24 saat çok az dinlendi, ondan sonra keyifli bir pozisyon almış olacak ki, daha sakinleşti, genelde uyuyor ve arada yine yoklamalarını yapıyor. 

Karnımın büyüklüğü pek değişmedi sanki, acaba bu kadar büyüdükten sonra daha büyümez mi diye düşünüyorum. Göbek deliğim hala içerde ve hiç çatlamadım henüz, şimdilik kilom da iyi gidiyor, hatta akşam kayınvalidem skype de hiç kilo almamış yüzün falan dedi. Karnımı görünce şok oldular tabi :))

Hafta sonu baumaxa gidip bazı eksiklerimizi aldık, beşiğinin önüne ufak bir paspas, gece lambası (bir önceki yazıdaki resimde görülen pembe kedi) ve kullanıma açaçağımız dolap için sepetler ve bez raf. Dün onları da yerleştirdik güzel oldu. Bu hafta sıkça yazdığım gibi bazı süslemeler yaptım, daha kafamda birkaç şey var akşamları dizi izlerken yapıyorum onları da. Bu arada bir dizi tavsiyesi de vereyim, yeni izlemeye başladığımız Psych dizisi. Aslında 2006 dan beri oynuyormuş, çok komik bir dizi. 

Bazen aklıma takılan bir husus da kendimi tam anne gibi hissedememek. Bazı kişiler hamileliğin ilk anlarından itibaren sanki bebekleriyle daha yakınlar, bıcır bıcır konuşuyorlar falan. İçimde öyle aman aman sevgi patlamaları hissetmediğim için kendimi suçluyorum. Belki görmeyi dokunmayı bekliyor bu hislerin canlanması, kimi kişilerde öyle olurmuş. Sevdiğimi hissediyorum, düşünüyorum, merak ediyorum, konuşuyorum hayal kuruyorum ama gözüme az geliyor nedense. Bakalım Helo ile birlikte benim de annelik hislerim doğacak mı?

Bu haftaki yazımı akşam söyleyip kendi kendime göbek atarken, eşimin tuhaf bakışlarını yakaladığım şarkıyla sonlandırmak istiyorum.

Kaşların arasına dom dom kurşunu değdi, dom dom kurşunu değdi.
Bir avcı vurdu beni oy bir avcı beni yediiiii.... :)

Yani anlayacağınız deli hallerim devam ediyor.

Leia mais...

29 Ocak 2012 Pazar

Keçeden Kulp Süsleri


Dolabımızın kulpları renginin uyumsuz oluşu sebebiyle hoşuma gitmiyordu. İlk başta yeni kulp almayı düşündüm ama sonra aklıma bu fikir geldi :) Her kulp ayrı renkte olacak.


Leia mais...

27 Ocak 2012 Cuma

In Progress

Eşim haftaya İstanbul'a gideceği için, onunla göndermek istediğim kapı süsünü bitirmeye çalışıyorum. Hamile olan çocukluk arkadaşım için. Aramızda 7 hafta var (benden sonra) ama herhalde doğumu sırasında ben yakınında olamam, şimdiden göndermeli. Son halini yeniden fotoğraflarım, bazı kısımları hala düşünme aşamasında :)

Leia mais...

26 Ocak 2012 Perşembe

Kendin Yap: Buzdolabı Dekoru

Bu fikir çok önceden beri aklımda, ama İstanbul'daki buzdolabım griydi ve desen kendini göstermiyordu. Burada beyaz olunca zaman kaybetmeden denemek istedim.

Aslında biraz önce aceleyle yaptığım için çok düzgün olmadı, diğer yandan biraz karikatüristik havada olmasını istiyordum, oldu da. Nasıl yaptığıma gelince, oldukça basit.

Streç filmi yazı uygulamak istediğiniz alana yapıştırıyorsunuz, üzerine de keçeli yada tahta kalemiyle yazıp çiziyorsunuz, bu kadar. Silinebiliyor ve sıkıldığınızda hemen değiştirebiliyorsunuz. İster benim gibi yazı, resim yapın, ister günün menüsü, ister alışveriş listesi. İsterseniz güzel bir sticker deseni. Bizim buzdolabının ön tarafında alışveriş listesinin yazdığı ve ikimizin de içinden geldikçe yaptığı komik resimler var.

Yan tarafı ise masada oturduğumuzda arkamızda dekor olsun diye, bu tabloyu yaptım :)

Buzdolabının alt kısımları, bulaşık makinesinin önü komple kaplanarak, her yeri boyamak isteyen minikler için tahta olarak kullanılabilir. Anneler mutfakta meşgulken, çocuklar da gözlerinin önünde yazıp çizsin diye. Üstelik renkli tahta kalemleri de var.

Streç film bir miktar silinmeden sonra bozulabiliyor (okullardaki beyaz tahtalar gibi) bir süre sonra yenisini yapıştırabilirsiniz.

Leia mais...
Blog Widget by LinkWithin

I made it GeCe