18 Aralık 2014 Perşembe

Buzluğa Koymak İçin Yemek Fikirleri

Buzluk yiyecekleri ile aram pek iyi olmadı bu güne kadar. Tabi ki çevremde yapanlar ve duyduğum şeyler var. Dünkü yazımda yazdığım üzere doğumdan sonra pratik olması için buzluğa yiyecekler hazırlamak istiyorum. Fakat neler koyabilirim aklıma gelmiyor. Sanırım bu yiyecekleri üç kategoriye ayırmak mümkün

1-tamamen pişmiş sadece çıkarıp ısıtılacak yemekler
2- pişmemiş ama bir işlem yapmadan fırına attığında pişecek yemekler (aklıma gelenler lahmacun pide vs)
3- soğanı salçasını falan hazırlamak gereken buzluktan çıkardığını içine atıp pişmesi gereken yemekler.

Öncelikli tercihim elbette bir ve ikinci kategoride olanlar. Allah rızası için bir yorum ile bana fikir verir misiniz? Neler buzluğa koyabilirim/koysam iyi olur? Bu hafta sonu hazırlamaya başlarım ben de.

Sevgiler

p.s o kadar dalginim ki yukaridaki gorsele yanlis yazdigimi bir saat sonra farkettim. Dalgin gebe kafasi icin bir akil olacakti tabi.

17 Aralık 2014 Çarşamba

2. Gebelik Günlüğüm 34. Hafta

Bu günlerde kafamda bir sürü deli düşünceler dolaşıyor yine. İkinci çocuğu yapmakla iyi mi yaptım kötü mü yaptım, ülkemizdeki ve dünyadaki kötü haberlere bakınca hiç yapmamak daha mı iyiydi, Helo'nun değişen tavırlarını düşününce ikisini birden nasıl idare edeceğim, ertelenmiş heveslerimi bir gün gerçekleştirebilecek miyim ve ben şu an bu kadar yorgunken son haftalara kadar nasıl dayanacağım. Korkuyorum...

İkinci çocuğa karar verme aşamasında, tüm olumlu-olumsuz düşünceleri bir kenara bırakıp (maddi manevi yetersizlikler, ülke şartları... herşey) saf bir şekilde düşündüğünde, daha doğrusu düşünmek değil iç sesini dinlediğinde gelen cevaba göre hareket etmeli insan derdim hep ve benim için bu cevap evetti. Tüm varlığım onu istiyor, bekliyor ve ona da, ilk yavrum gibi herşeyimi feda etmeye hazırım. Bunu anımsayınca diğer tüm karamsar düşünceler dağılıyor, huzurum geri geliyor. Elbet var bir hayrı, elbet biz herşeyi bilemeyiz ve elbet hayatın kötü yönleri olduğu gibi güzellikleri de var.

Bu hafta mesela şahsen hiç tanışmadığımız bir anne için bir baby shower partisi düzenledik. Facebookta biraz moralinin bozuk olduğunu görünce, birkaç arkadaş toplaşıp sürpriz yapmaya karar verdik ve onun için günlerce hazırlık yaptım. Çok yoruldum ama farkettim ki ben insanları memnun etmek için uğraştığımda, onlara faydalı olmak istediğimde müthiş neşeli ve enerjik oluyorum. Ne kadar uzun zamandır ailemden başka birileri için bunu hissetmemişim. Dolayısıyla bu hafta yorgun olsam da daha keyifli geçti.

Artık ellerim ve ayaklarım şişmeye başladı,  sürekli bir mide yanması çekiyorum ve pelvik ağrıları gerçekten zorluyor. Özellikle akşamları yürüyemeyecek duruma geliyorum. Gece uykularım pek iyi sayılmaz, gündüz dinlenmelerim zaten yok. Üstelik kızım biraz daha huysuz bu günlerde :( Ona yetemediğimin farkında ve dolayısıyla daha fazla ilgi bekliyor benden.

Bu hafta yapılacak işler konusunda çok yol katettik nihayet. Yarım kalan perde de dahil tüm ütüler bitti, hastane çantası hazırlandı, alt katın camları silindi, ekstra ikea alışverişi yapıldı kuruldu. Şimdilik alınacak birkaç ufak eksiğimiz var ve biraz da süsleme işleri. Yatakların çarşaflarını falan da sermedim tozlanmasın diye daha erken zaten. Ayrıca bir saatlik iş her zaman yapabilirim. Bir de bu sefer derin dondurucuya önceden yemek hazırlayıp koysam iyi olacak. İlk doğumdan sonra çok aç kalmıştık :)

Cuma günü doktor ile görüşeceğiz ve umuyorum ki doğumla ilgili bazı konular netleşecek. Cumartesi günü usg kontrolü olacak çok heyecanlıyım göreceğim için oğlumu, umarım iyi pozlar verir :)

Karnım gerçekten kocaman top gibi oldu artık, daha da şişeceğini düşünürsek hayal edemiyorum nasıl olacağını. Hareketlerim çok zorlaştığı için artık sabretmekte zorlanıyorum, biliyorum daha zaman var ama nasıl geçecek onu bilmiyorum. Sabah 7 de başlayıp akşam 8 e dek süren full aksiyonlu günler öyle uzun geliyor ki geçmek bilmiyor, eh geceleri de pek hızlı geçtiği söylenemez tabi.


Fotoğraf düne ait. Bugün henüz canlanamadım. Şimdi bu yazıyı bitirip kendime gelsem iyi olacak.





16 Aralık 2014 Salı

Ev Okulu Meselesi

Ülkemizde eğitim sistemine dair yapılan reformlardan sonra, bir çok ailenin ev okulu konusunu ciddiye almaya başlayacağını düşünüyorum artık. Hele ki bu sabah çıkan anaokullarında uygulanması gereken tavsiyelerden (!) sonra. Haberi burada http://www.radikal.com.tr/turkiye/anaokullarinda_derse_besmeleyle_baslanacak-1252323

Ben olsam ne yaparım/yapardım diye düşünmeye başladım ve aklıma gelenleri yazmaya karar verdim.

- öncelikle tabi haklar-hukuklar bu işin nasıl yapıldığı, yönetmelikler iyice okunup hukukçular eşliğinde anlaşılmalı. Bu amaçla ciddi bir web sitesi/blog açılsa iyi olur. Hukukçular, eğitmenler, pedagoglar tarafından bu yönde bilgiler içeren bir site.

- sonra 3-4 arkadaş bulur hep beraber ev okuluna başlayıp yürütmeye çalışırdım. Ancak tabi ki kaytarmaya çalışan, çocuğunun yükünü başkasına atan biri olmamak kaydıyla. Her birimiz farklı bir gün için bir görev üstlenirdik mesela. 

- haftalık, aylık ve yıllık takip edilmesi gereken dersler, yıl sonunda çocuğun edinmesi beklenen beceri ve bilgiler gibi tablolara ihtiyaç olacaktır. Bunları yine okullardaki müfredata uyacak şekilde düzenlemek, programlamak için yardımcı olacak "ev okulu ders programı" sunan sitelere ihtiyaç var. Yine her anne neler yaptıklarımı paylaşabilsin bir fikir ağı oluşsun diye de forum benzeri bir siteye. Tabi bunlar çocukların yaşlarına göre düzenlenmeli.

- anne baba çalışıyorsa, özel ders veren öğretmenler gibi özel ev okulu öğretmenlerinin türeyeceğini düşünüyorum yakın zamanda. Böyle kişilerden destek alınabilir, anne babanın yerine ev okulu öğretmenleri çocuğu eğitebilir.

- Çocukların sosyalleşmesi için, çocuklarına ev okulu uygulayan ebeveynler bir platformda toplanabilir ve şimdilerde sosyal medyada bolca gördüğümüz olul öncesi aktiviteler gibş, ev okulu öğrencileri için toplu aktiviteler düzenlenebilir. Fabrika ziyaretleri, çeşitli meslek gruplarından insanları ziyaretler, doğadaki keşifler, tarihi geziler gibi.

Şahsen ben böyle bir durumda kalırsam, çocuklara gönüllü öğretmenlik yapmaktan, onlara aktiviteler bulmaktan çok memnun olurum. Akademik açıdan tüm dersleri çocuklara öğretebilirim, hatta onların öğrenme becerilerine göre farklı yöntemler dener en zevk alacağı şekilde yöntemler bulur geliştiririm. Eminim benim gibi düşünen ve yapabilecek durumda olan çok anne vardır. İş sadece planlı programlı olmaya ve meseleyi ciddiye almaya bakıyor.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Haftanın Bilgisi : Bifteğin Pişip Pişmediğini Anlatan Parmak Testi

İki haftadır bu konudaki yazılarımı yazamıyorum a dostlar. Sebebi ise Hollanda'ca bir yemek dergisinde gördüğüm yöntemi çevirmeye vakit bulamamak. Tabi ki benim bir karış havada olan aklım yeni başıma geldi ve bu bilgiyi ingilizce olarak buldum internette.

Hani özellikle yabancı yemek programlarında görürüz böyle şefler, tavada kalın biftek parçaları pişirirler. Hatta bazen parmaklarıyla üstten bastırırlar pişip pişmediğini anlamak için. Doğrusu ben genelde bu şekilde pek pişirmediğim için şahsi fikrimi sunamayacağım ama denemek istiyorum. Bir de doğrusu şu konuda şüphelerim var. Yurtdışında mesela restoranlarda bu tip yemekler genelde içi pişmemiş halde servis ediliyor. Bu yüzden ben özellikle çok iyi pişmiş olmasını belirtiyorum. Aşağıya yazacağım bilgilerde bu ölçüt nasıl tanımlanmış bilmiyorum. Yani pişmiş dediği ortası çiğ kalmış bir pişme midir yoksa heryeri tamamen pişmiş midir denemek lazım.

1- Elinizi açıp yukarıdaki gibi dokunduğunuzda pişmemiş etin sertlik derecesini gösteriyormuş.
2- baş parmak ile işaret parmağı birleşince hissedilen sertlikteyse, etiniz az pişmiştir.
3- baş parmak ile orta parmak birleşiminde hissedilen sertlik ise orta pişmişe yakın.
4-baş parmak ile işaret parmağının birleşimindeki sertlikteyse orta pişmiş
5- baş parmak ile serçe parmağın birleşiminin sertliğinde ise iyi pişmiş oluyormuş :)

Hollanda'da Bulamadıklarım


Haftasonu yukarıdaki kurabiyelerle uğraştım. Fotoğrafını instagramda paylaşırken, "Hollanda'da şeker hamurunu marketlerde bile bulabiliyorsam, denememek olmazdı" yazmıştım. Bir yorumda Hollanda'yı çok övdüğüm söylenmiş. Doğrusu böyle algılamamıştım ama başkaları böyle algılamış olabilir tabi. Önemli değil, kızgın veya alınmış değilim fakat düşündüm de hakikaten sosyal medyada tüm herşeyi paylaşmıyoruz. Hep en iyiyi en güzelleri.

Sonraaa geçenlerde instagrama fotoğrafını koyduğum kuşkonmaz çorbası için de benzer şey olduğunu hatırladım. Türkiye'de kuşkonmaz pahalı. Aslında burda da pahalı ama burda herşey pahalı olduğundan normal geliyor. Ben de bu yazıda Hollanda'da eksikliğini hissettiklerimi yazayım dedim. Hep olumlu taraflarını yazacak değiliz ya :)

Tabi aşağıda yazacaklarım, her yerleşim yerinde veya her Türk'ün eksikliğini hissettiği şeyler olmayabilir. Benim olmayan yabancı dilimle, fazla Türk'ün yaşamadığı (dolayısıyla Türk dükkanlarının olmadığı) bir yerleşimde eksikliğini hissettiğim şeyler bunlar.

- Genelde tüm avrupada benzer uygulama var ama bizim kasabada daha bi rahatlar dükkan sahipleri. Erkenden kapanıyorlar ve bazıları pazt öğleden sonra açılıyor mesela. Yalnızca marketler hafta içi 9'a kadar açık, cumartesi daha erken kapanıyor ve pazar da öğleden akşama kadar. Acil ihtiyaç olursa yandın hep planlı olmalısın.

- Sebzeler meyveler çok pahalı. Slovakyadan sonra bize pahalı geldi ki slovakyada bazı şeyler Türkiyeden bile çok ucuzdu.En ucuz sebzelerden biri olan patatesin kilosu 30-40centti, burda 1,5-2 euro civarı. Patlıcanın ve kabak adeti 1€ civarı (bazen indirimler oluyor), iki adet kırmızı biber 2€, 2 adet koçan mısır 2,5€. Kuşkonmazın 100 gramı (tabi mevsime göre biraz değişiyor bu son aldığım fiyat) 3€ civarı. 

- Her çeşit sebze ve meyve yok. Mesela mandalinalar bizim mandalinalardan biraz farklı (slovakyada da öyleydi) sanki daha portakalı andıran bir yapısı var.

- Sıradan bir markete girdiğinizde bizdeki gibi çeşit çeşit kokulu kokusuz sabunlar yok. Bir iki çeşit bulursanız ne ala. Sıvı sabunlar var genelde. İlk zamanlarda beyaz kalıp sabun aramıştık, zorla bulduk. Türk marketlerinde oluyor tabi. Bir de temizlik ürünleri bizdeki kadar çeşitli ve bol değil.

- Yukarıdaki kurabiyeleri koymak için şeffaf minik poşetlerden istiyordum yok. Belki vardır ama nerededir bilmiyorum, ben yakınımdaki dükkanlarda bulamadım. Oysa hem annemin hem de kendi evimin  yakınlarında böyle ıvır zıvır satan (ne alırsan - tl 3 tl gibi) dükkanlar var. Orada herşeyi bulabiliyorsun.

- Yine böyle ıvır zıvırların kırtasiye malzemelerinin ucuz temin edildiği yerler yok. Yine hafta sonu için krapon kağıdı aldım mesela adeti 75cent 2,25 tl yapar. Oysa türkiyede belki 50kuruş falandır. 

- Örgü örmek istiyorum ama her aklıma düşen şeyi öremiyorum. Çok çeşitli iplerin olduğu tuhafiyeler var ama yakınımızda yok. Hoş olsa da iplerin fiyatı öreceğin şeyi hazır almandan daha pahalıya geliyor. Doğru düzgün yünlerin adet fiyatı 2-3€ civarı. İnternetten baktım onlar da öyle.

- Diyelim arabayla bir yere gidilecek önce otoparkı var mı yok mu bakmak lazım. Merkezde özellikle otoparklar çok pahalı, hatta avrupada en pahalı buradaymış diye söylenir. Geçenlerde gittik merkeze iki saatten biraz fazla zaman için 25€ verdik, yuh.

Örnekleri daha da çoğaltabilirim ama bu kadar yeter. Üstelik bunlar hep maddi konulu eksiklikler. Bir de manevi olanlar var ki o liste uzar gider. Yine de sahip olamadıklarınıza değil olduklarımıza odaklanmak, bulamadığımızda nasıl yapabilirim diye düşünmek, hayatımızı karamsarlıkla değil şükürlerle geçirmek benim seçimim. Yoksa hayata katlanmak imkansız olurdu.

Iyi haftalar

i made it GeCe