30 Ekim 2014 Perşembe

2. Gebelik Günlüğüm 27. Hafta

Bazen düşünüyorum, ülkemizde onca şey olurken ben gebeliğimi yazıyorum, sanki başka önemli birşey yokmuş gibi. Etrafta sayısız hamile, sayısız anne var; çoğu benim gibi düzenli kayıt almıyor, bende bir anormallik var herhalde diye dertleniyorum. Fakat içsesim yaz diyor, kim ne derse desin, aklım ne denli şaşırtırsa şaşırtsın. Bu yüzden yazmaya devam edeceğim. Hem ailem de gebeliğimin detaylarını buradan öğreniyor.

Bu hafta fiziksel olarak biraz daha keyifli geçti. Helo gündüz uyumuyor (artık geri döndürmekten de vazgeçtim) ve bu yüzden akşamları öyle yorgun oluyorum ki sızıp kalıyorum. Epey derin uyuyor olmalıyım tekmeleri bile duymuyorum gece boyunca, ya da Novacım da benim gibi yorulup uyuyor bilemeyeceğim. Tabi hala gecede en az bir posta uyanıyoruz ancak tek seferde deliksiz 4-5 saat uyuyunca iyi geliyor.

Ayrıca bacak kramplarım başladı. Bir kere aynı bacağımın aynı noktası üstüste kasıldı. O kadar acımıştı ki üç gün boyunca yürürken o kısım acıyordu. Sonraki gece diğer bacak oldu. Böylece birkaç gün iki bacak ağrısıyla dolaştım. Krampları azaltmak için magnezyum hapı satın aldım ama bir kere içtiğim gece olunca bir daha içmedim.

Bu hamileliğimde karnımın büyüklüğünden mi yoksa oğluşun yaramazlığından mı bilemeyeceğim kasılmalarım erken başladı. Bu hafta çok kere karnım taş gibi sertleşip acıdı. Özellikle 1-1,5 saat yürümüşsem o sürenin sonunda göbeğin tüm yüzeyinde sancı hissediyorum. Baby Center da bu hafta bu kasılmaların başlayacağını söylüyor ve eğer bir saat içinde 4 kez olursa bunu acil durum olarak belirtiyor.

Geçtiğimiz haftasonu hazırlık anlamında pek bir gelişme kaydedemedik. Biraz alışveriş yapmak istedim ama birşey alamadan döndüm. Türkiyede de öyle midir bilmiyorum ama tek parça kıyafetler ortalama 10-15€ bana çok pahalı geliyor. Sanırım bu ay içinde indirimler başlar o zaman hem Helo hem de Nova için kıyafet stoklamam lazım.

Geçen haftaki yazında hastaneyle randevumuz olacağını söylemiştin. Randevu yarın bakalım ne olacak. Amsterdam anneleri facebook grubunda, benzer durumdaki bir anne ile yazıştık. O benden birkaç hafta ileride ve ondan sezeryan istiyorsa karar vermesini istemişler. Doktor durumumu nasıl değerlendirecek çok merak ediyorum.

Bu hafta tecrübeli annelere danışmak istediğim bir konu var kafamı kurcalayan. Şimdiki evimizde yeteri kadar oda olması ve evin katlı olmasından dolayı bu kararsızlığım. Helo doğduğunda ayrı bir odamız yoktu ve mecburen yatak odamızdaki beşiğinde (hatta bir dönem bizimle aynı yatakta) uyumuştu. Şimdi Helo ayrı odada uyuyor bu durumda onun minimum etkilenmesi için 

- Nova'ya boş odayı mı hazırlamalıyım yoksa yatak odamızda beşikte mi yatmalı, gönlüm yanımızda olmasından yana ama?
- Gündüzleri alt katta salonda bizim yanımızda mı uyutmalıyız, yukarda yalnız mı bırakmalıyım?

Şu an kullanabileceğimiz iki ayrı beşik var. Birini yatak odamıza birini salona koyarız diye düşünüyordum ama bahsettiğim gibi kararsızım. Sizce?

29 Ekim 2014 Çarşamba

Haftanın Bilgisi: Diş Ağrısı ve Mide Yanması için Naneli Sakız

Öncelikle herkesin Cumhuriyet Bayramını kutluyor, sonsuza kadar bu coşkuyu sürdürebilmemizi temenni ediyorum.

Başlıkta belirttiğim şikayetlerin çözümü için bir çok başka yöntem mevcut tabi ki. Ancak ben en etkili olduğunu düşündüğümü, nedenleriyle yazmak istiyorum.

Diş ağrısı: bazen dişimiz apse yapar ve çekilmez bir ağrıya sebep olur. Doktora da gitsek ağrıyı bir süre çekmek zorunda kalırız çünkü apse kuruyana kadar doktor pek birşey yapamaz. Bir süre apse iyileştirici antibiyotik içerikli ilaçlar kullanmamız gerekir ve ayrıca ağrılar için de genelde bir ağrı kesici hap verir. Fakat ağrı kesici hapın kana karışıp da etkili olması bir kaç saati alır. Bu esnada ağrıyı dindirmek için çok çeşitli şeyler denedim ben de. Kısa süreli sonuçları olan, ağızda soğuk su tutma, alkollü pamuk bastırma, ağız gargara sıvılarıyla yıkama... gibi. Bunlar hem çok kısa süren hem de (olay gece olduysa) uyutmak bilmeyen çareler. 

Oysa çok kolay bir yolu var naneli sakız. Ben bunu tesadüfen keşfettim ve bir çok kişiyle paylaştığımda dualarını aldım :) Mentolün ağrı dindirici bir etkisi olduğunu öğrendim sonradan ama, bu kadar hızlı ve uzun süreli etki edeceğini ummazdım. Naneli sakızı biraz çiğneyip ağrıyan dişin yakınlarına yapıştırın tamam. Birkaç saat hiç ağrı yokmuş gibi oluyor. Etkisi geçince başka bir sakız yapıştırın ve rahatça uyuyun ;)

Mide yanması: özellikle hamileliklerimde mide yanmasından epey çektim/çekiyorum. Teorik olarak bunun sebebi (hamileyken mideye baskı oluşması nedeniyle, değilken de mide kapasitesinin aşılması nedeniyle) yiyeceklerin mide kapakçığından yukarı doğru kaçmasıdır. Bu rahatsızlık için verilen çözüm önerileri hep birşey içmeye yada yemeye yönelik oluyor. Oysa mide zaten aşırı dolu, bu yüzden bu tip yöntemler bende işe yaramadı. Bir tek naneli sakız derdime derman oluyor çünkü mentolün rahatlatıcı etkisini (buharı veya tükürüğe karışmış tadı, artık her neyse) almamıza rağmen, mideye ekstra yiyecek gitmiyor. Böylece mideyi zorlamadan rahatlamaya yardımcı oluyor.


28 Ekim 2014 Salı

Novadünya'nın Bebek Battaniyesi

Geçenlerde yazdığım bir yazıda battaniyeye başladığımı söylemiştim. Bir yorum bırakıp açıklamasını isteyen sevgili "ce" seni unutmadım :) Ancak biraz ilerleyip daha detaylı bilgi verebilmek için bekledim.

Bu güne kadar pek çok hobi-craft-diy projeleri geldi geçti ellerimden. Ancak benim için örgünün yeri başkadır. Kendimi bildim bileli örerim, ilk okula başlamadan daha minik kare elbezleri örerdik, ortaokul çağlarında kazak hırka gibi büyük parçalar örmeye başladım. Bu zamana kadar o kadar çok şey ördüm ki, saysam yüzü geçebilir. Son zamanlarda ise vakit darlığından büyük parçalara pek girişemedim.

Aslında bebek battaniyesi bile şu anki durumda benim için büyük bir parça. Fakat beni tetikleyen bir his var. Hem örgü battaniyeleri çok seviyorum hem de kısmet olursa yıllar sonra çocuklarıma bakın bu sizin bebeklik battaniyenizdi demek istiyorum. Annem eski eşyalarımızı gösterirken onları incelemek nasıl hoşuma giderdi. Madem artık örgü kazak pantalon takımları giymiyor bebekler, bir battaniye sandığımızda yer almalı. 

Evde fazla ip stoğum yok, örme aşkımın canlanmasıyla nasıl bir şey öreceğimi düşünmeden, 4 tane 100gr lık ip aldım.  Bir süre etsy ve pinterestten model araştırdım. Tığla yapılan bir modeli çok beğenip başlamıştım ancak aldığım ip için çok kalın oldu. Söküp şimdiki modeli denedim.

Bebek battaniyesi yapılacaksa bence bazı şeylere dikkat etmek lazım. 

-Birincisi fazla ağır olmamalı, bebek altında ezilmesin. Bunun için az ip harcayan modeller tercih etmeli veya ince ipler. Kalın iplerde tığla yapılan trabzan, şişle yapılan haroşa, lastik, selanik gibi modeller çift kat örgü gibi olur. Bu yüzden hem kalın ve ağır olacak  hem de çok ip tüketecektir. İnce iplerde ise örgü çabuk büyümez, bu yüzden daha fazla ip tüketmek gerekebilir.

- ikincisi yumuşak olmalı. Örme sıkılığı da yumuşaklığı etkiler elbet ama bazı modeller yapısı gereği sıkı ve sert olabilir.Tığla  örülen topçuklu ve sıkiğneli modeller, şişle örülen kabartmalı modeller bebeği rahatsız edebilir.

-üçüncüsü çok delikli olmamalı. Delikli modeller hafif ve yumuşak olur ama bir kumaşa dikilmediği sürece çok ısıtmayabilir. Bu yüzden ben, bu modelleri de eledim.

Geriye düz örgü ve çok delikli olmayan seyrek ajurlu modeller ve bir de pirinç modeli kaldı benim için. Düz örgü de kenarlardan kıvrılıp rulo olma sorunu olabiliyor, ajurlu modele çok dikkat vermek gerek (benim için şu an zor sürekli söküp düzeltmeye uğraşamam ) geriye kaldı pirinç modeli :)

Geniş bir şişim olsaydı tek seferde örerdim belki ama yok. Şimdi üç parçada örüp belirgin olmayan şekilde birleştireceğim.


İlk orta parçayı bitirdim. İpin üzerinde 4-5 no şiş önerisi vardı. Ben 5le örüyorum. 54 ilmek başladım, birkaç sıra haroşa ördüm, sonra bir ters bir düz pirinç modeline başladım. Normalde klasik modelde bir sonraki sırada ters ilmek üzerine düz, düz ilmek üzerine ters örülür. Ben bu değiştirmeyi iki sırada bir yapıyorum (yani bir git gel sonra ilmekleri değiştir). Böylece biraz daha kabarık çıtır çıtır bir örnek oluyor.

 
Yaklaşık 1mtx1mt yapacağım battaniyeyi. İlk parça 33-34cm oldu ve 100gr ipin tamamı ile 85cm uzunluğa eriştim. Diğer ipten ilave yaptım tabi ancak toplamda 4 ipten biraz daha az kullanacağımı ve 350-370gr tutacağını düşünüyorum. Tabi ütü ile genişletmedim, o zaman daha az ip yeterdi. Ütülemeden bu şekilde kullanmak istiyorum.

Orta parçadan sonra sağ ve sol için örerken yan kenar boyunca da haroşa öreceğim. Bu yüzden yan parçaları 59 ilmek yapıyorum kenardan 5 ilmeği haroşaya ayırdım. (Toplamda 1mtden biraz uzun oldu benimki, yan parçalardaki ilmek sayısını arttırdım ki eşit olsun)

Şimdilik böyle renksiz düz bir model oldu ama ben böyle tercih ettim istenirse üzerine renkli süslemeler yapılabilir.

Umarım bitmiş ve kullanırkenki hallerini paylaşmak kısmet olur.

Sevgiler

Secdus

Özellikle instagram kullanıcıları arasında Secdus'u tanımayan yoktur herhalde. Galerisinde, üzerinde titizlikle düşünülmüş fotoğraflar eşliğinde tasarımlarını tanıtıyor. Artık görenlerin ilk bakışta ona ait olduğunu anladıkları tabakları ve aksesuarları var. Ben de ilk keşfettiğimde uzun uzun incelemekten kendimi alamamıştım.

Ürünlerin satışını yaptığı site üzerinde bir de blog sayfası var. http://www.secdus.com/blog Tüm yazılarını okudum ve okumaya devam edeceğim elbette. Öyle doğal ve öyle güzel yazıyor ki, nasıl bir sıfatla öveceğimi bilmiyorum. Okurken, fotoğraflarına bakarken kendimi başka bir alemde hissediyorum.

Henüz bir Secdus ürününe kavuşmak mümkün olmadı ama ilk fırsatta istiyorum. Ve yakın zamanda açtığı dükkanına da gidemedim tabi, eğer siz giderseniz benim için de keyfini çıkarmanızı rica edeceğim.


Not: fotoğraflar blog sitesinden alınmıştır.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Saatlerin Alınması Bence Güzel Bişey

Bir çok anne özellikle çocukların uyku saatlerine olan olumsuz etkileri dolayısıyla saatlerin ileri geri oynanmasından pek haz etmez. Oysa ben seviyor ve dahası ihtiyaç duyuyorum. 

Coğrafyada öğrendiğimiz bilgileri birkaç farklı ülkeye gidince daha iyi idrak ediyor insan. Hele bir süre yaşadıysa, iklimini hissedip, meyvesini sebzesini yediyse. O zaman anlıyorsun ki "ülkemizde dört iklim birden yaşanır", "Türkiye bir cennettir" şeklinde öğrendiğimiz kalıplar ne kadar doğruymuş. Bulunduğu enlem ne büyük bir şansmış. 

Biliyorsunuz ekvator civarında gece ve gündüz süreleri eşittir ve 12 saat sürer. Tüm sene ve yaz kış hiç değişmez. E doğru dürüst iklim de yok zaten, çok yağışlı ve az yağışlı diye iki mevsim. Maldivlerde kaldığımız 10 gün boyunca havanın 7 de kararmasına nasıl sinir olmuştum nasıl. Bizim yaz gecelerimiz 9a kadar sürerdi, denizin en güzel saatleri 6 dan sonra  başlardı. Yazın tadını geç saatlere kadar çıkarırdık. Oysa Maldivler gibi harika bir deniz ortamında o keyif yok, bir şeyler eksik, hemen akşam oluveriyor. Ve günlerin hiç değişmemesi çok tekdüze, hiç heyecan yok :)

Kutuplara gittikçe saat farkları uzuyor. Hollanda'da yazın günler çok uzun, neredeyse hiç geceyi yaşayamıyoruz, ayı yıldızları hiç görmüyoruz. Kışın ise gündüzler çok kısa ama doğrusu pek farketmiyor. Zaten saat 5-6 dan sonra dışarıda hayat durduğundan havanın karanlık olması pek etkilemiyor. Ayrıca hep kapalı hava olunca günün kısa - uzun oluşunu da insan önemsemiyor..

Haftasonu saatleri almadan önce sabah 8 de hava aydınlanıyordu ( tam açılması 8,30u buluyordu). Helo'nun okula gittiği günler ne zorlanıyorduk. En geç 8.45 de evden çıkmamız lazım ama karanlık havada hazırlanmak, yedirmek ikna etmek işkence. Şimdi 7 de aydınlanıyor ve bizim için harika oldu.

Psikolojik olarak da, aydınlığa uyanmak ve karanlığa uyanmak arasında bence çok fark var. Hava aydınlanmamışsa, insan uykusunu almış olsa bile, daha hava karanlık, erken uyandım gibi düşüncelere giriyor ve güne pek iyi başlayamıyor.

Türkiye'de ise hem kış hem yaz dönemlerinde, gece gündüz süreleri harika bana göre. Bu sabah düşündüm alışkanlıktan mı seviyorum acaba diye ama yok değilmiş. Uzun yaz günlerinin de uzun kış gecelerinin de keyfi bambaşka. Yazın doyasıya dışarılarda, kışın dost evlerinde sohbetler ne keyifli. Ayrıca günlerin uzaması ve kısalmasını beklemenin heyecanı da bir başka :)


i made it GeCe