GeBelik Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GeBelik Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2012 Salı

Doğum Hikayemiz

Nisan 03, 2012 79 Comments

23.03.2012 tarihinde (38+4 haftasında) aramıza katılan melek kızımız.

Doğum hikayemiz, hamileliğimin bir çok aşamasında olduğu gibi sürprizli ve yine Helocuğuma has şekilde gerçekleşti. Burada yazdığım üzere, en son doktor görüşmemizde ayın 27 si için randevu verilmiş, istersek o gün doğumu gerçekleştirebileceklerini öğremiştik. Çünkü malesef bebeğimiz hala dik pozisyondaydı ve doktorlar son haftalarda dönmesine ihtimal vermiyorlardı.

Doğum hikayemizi, doğum anı ve doğumdan sonra 5 gece 4,5 gün hastanede kaldığım için hastane günleri şeklinde iki aşamada yazsam iyi olacak. Slovakya'da doğum yapacak olan başka kişiler çıkar mı bilmiyorum ama yaşadıklarım bilgi verecektir. En azından şahsen ben böyle bir bilgiye açtım ve yaşayana kadar başıma neler geleceğini hiç bilmiyordum.

22 Mart Perşembe akşamı o günün dizisi olan Drop Dead Diva'yı izledik. Oldukça keyifliydi ve ben keyif aldıkça kızım da çok hareketlendi. Böyle hareketli olduğu zamanlarda acaba bu gece mi gelecek diye içime bir kuşku düşerdi ve o akşam yine aynı şeyleri düşünmeye başlamıştım.

Günlerdir erken kalktığımız için diziden sonra saat 10 gibi eşim yatalım dedi ve yattık. O tabi hemen daldı, ben ise karnımdaki hareketlerin geçmesi için yatakta oturur vaziyette durup karnımı seviyordum. 15-20 dakka sonra tuvalate kalktım ve oturur oturmaz büyük miktarda su boşaldı. Bir anda ne yapacağımı bilemedim ve eşime seslendim. Öyle panik oldum ki su durmadan geliyordu, ayağa nasıl kalkacaktım, hastaneye gitmemiz gerekiyordu vs.

O ana kadar kızımın hareketleri dışında sancı yada ağrı gibi birşey hiç hissetmedim. Var mıydı da ben anlamadım, yoksa hiç yok muydu bilemiyorum. Eşim hemen doktoru aradı, Dr. Peter eşime telefonda hastaneye gitmemizi, eğer gelen amniyos sıvısı ise onlar gerekeni yapacaklarını değilse geri göndereceklerini söyledi. Ben de içimden diyorum "salak adam bizi cahil sanıyor, o kadar farkı bilemeyecek miyiz". Zaten en son kontrollerdeki soğuk tavırları yüzünden sinir olmuştum ve nedense içimden bir ses onun doğumu yapmayacağını söylüyordu. Tabi o olmazsa kim olacaktı o da ayrı mesele.

Hemen ped takviyeleri yaparak giyindim, çantamıza birkaç şey ekledim ve yola çıktık. Yolda ve arabada, hatta hastaneye vardığımızda su hala geliyordu. Bacaklarımdan süzülmeye başlamışlardı hatta. Yolda annemlere, kayınvalidemlere haber verdik, dua edin bu gece geliyor kızımız diye. En son yazdığım gebelik günlüğü yazılarımda, perşembe yada cuma olacağına dair içimde bir his olduğunu yazmıştım. Yanılmamışım. 

Hiç sancım yoktu, çok heyecanlıydım, ama çok korkuyordum ki, korkumun asıl sebebi doğumdan ziyade, bilinmezliklerdi. Öyle çok bilinmeyen vardı ki benim için. Bazılarını daha sonra telefon edip Dr. Peter'a soracaktık ama o an itibariyle sormaya vakit olmamıştı. Öncelikle su geldiği için elbette kızım iyi mi değil mi merak ediyordum ardından ise diğer sorular beynime doluşuyordu. Doktorlarla anlaşabilecek miyim, eşim yanımda olacak mı, doğum fotoğrafı çekebilecek miyiz, iki tip olan odalardan lüks olanı seçebilecek miyim, onu seçersem eşimin benimle kalabileceğini umuyordum, onlar boş muydu acaba vs vs..

Hastaneye varınca daha önce Peter'a kontrole gittiğimde alındığım bölüme gittik. O akşamın nöbetçi doktorları ve hemşireleri benimle ilgilenecekti. Eşim ve bizimle hastanede buluşan eşimin arkadaşı yanıma alınmadı, ben tek başıma içeri girmiştim. Suyumun geldiğini söyledik hemen nstye bağladılar. Bebeğin kalp atışları normaldi, bu arada doktor bana sorular sorup formları dolduruyordu. Bu esnada Dr. Peter da arayıp bilgi verdi. Dosyamı buldular, bilgileri doldurmaya başladılar. Nöbetçi doktor ingilizce biliyor çok güzel, akıcı konuşuyordu ama ben nst nin sesinden ve kafam sürekli kzım iyi mi, neler olacak meselelerini düşünmekten sorulara konsantre olamıyordum. O süre nasıl geçti hiç bilmiyorum. Bir de bayan doktor o kadar güzeldi ki, gözlerinin güzelliği sinirimi bozuyordu nedense, gecenin o yarısı makyajlı ve formda gözükmek konusunda çok iyi bu slovaklar.

Nst'den sonra bana beyaz bir gecelik giydirdiler, tansiyonuma baktılar ve vajnal muayne ile suyu kontrol ettiler. Ardından ultrason ile pozisyonunu tekrar kontrol etti doktor ve hala dik olduğunu, sezeryana alınacağımı, anestezi uzmanlarına haber verilip onlar gelir gelmez başlayacaklarını söyledi. Bu sırada bir hemşire de bana sonda taktı. Sonra sondayı elime alıp çıkardığım kıyafetleri kapıya eşime götürdüm, onunla vedalaştık ve doğumhaneye doğru yürüdüm. Şimdi yazınca emin olamadım bak, sonda belki de daha sonra takılmıştı, bir de yeşil ameliyat önlüğü giymiştim sahi, belki de onu giymeden önceydi, neyse...

Doğumhaneye gittim, beni sedyeye yatırdılar. Biri konuştuğum bayan olmak üzere, ameliyatı yapacak iki doktor vardı, diğeri erkekti. Bir tane çok tatlı başka bir kız vardı ve benimle sohbet etmeye başladı, nereli olduğumu, Türkiyeye tatile gittiğini, bebeğin adını vs soruyor, beni rahatlatmaya çalışıyordu. Sonra epidural iğnesini yaparken nasıl durmam gerektiğini anlattı (ameliyat şekli epidural mi tam emin değilim, bahsederken lokal anestezi diye söz ediyorlardı). Bir ara korktuğumu söyledim, normal dedi ama buraya kadar çok cesurmuşum, moral verdi. Sonra sedye üzerinde yan dönüp büküldüm ve iğneyi yaptı o kız. Birbirine yakın birkaç yerden yapıldığını hissettim, çok acımadı ama biraz tedirgindim, bu sırada sürekli dua ediyordum.

Birkaç dakka sonra bacaklarımın ağırlaştığını hissettim, sol bacağımı kaldırmamı söyledi kaldıramıyordum. Ameliyat sırasında hareketleri hissedeceğimi ama acı hissetmeyeceğimi söyledi. Doktorlar çalışmaya başladılar, derimin sağa sola çekildiğini hissediyordum ama hiç acım yoktu. Çok değişik bir his gerçekten.

Bu arada kız benimle hala konuşuyordu ama ben cevap veremiyordum, nedense sesim kısılmıştı, my voice has gone dedim. O da benimle konuşmayı bıraktı doktorlarla konuşmaya başladı, buna sevindim zira sadece dua etmek istiyordum. 15-20 dakka sonra Dila'nın sesini duydum ama çıkar çıkmaz göstermediler, alıp temizlemeye götürdüler. Saate baktım tam tamına 00.40'tı. Yaklaşık iki dakka sonra yanıma getirip bana yüzünü gösterdiler, çok güzeldi, kızım Dilacım dedim, sesimi duyunca ağlaması kesildi. Aynı kız kıyafetlerini giydirmek için bebeği alacaklarını, ardından benim odama götüreceklerini söyledi. Benim dikişlerimin yapılması gerekiyordu.

Sanırım bir yarım saat daha dikiş için orada kaldım, aklım sürekli bebekteydi, acaba Cem görmüş müydü, hala ağlıyor muydu, iyi miydi vs.

Ameliyat bitince beni bir yatağa aldılar ve odaya götürdüler. Bu andan itibaren kendimi su içinde yüzüyor gibi hissediyordum. Bilmem öyle miydi ama derimi sanki şişirmişler, içine su doldurmuşlar ben de suyun içindeymişim gibi sallanıyordum. Odaya giderken yolda Cem ile arkadaşını gördüm koridorda. O ana kadar eşim hala bebeği görmemişti. Bu arada birkaç şey konuştuk ama tam hatırlamıyorum. Sonra beni bir odaya koydular, üç kişilik yatak vardı ama benden başka kimse yoktu. Bir de bebeğin doğum kartını verdiler bana, kilosu 2680gr ve 49 cm boyunda olduğu yazıyordu. Çok şaşırdım çünkü 38. hafta kontrolümüzde yaklaşık 3kg demişti Janka. Yanlış mı ölçmüştü, neden böyleydi..

Bu odada ne kadar kaldım bilmiyorum. Sürekli üşüyordum, ameliyatı yapan bayan doktor yanıma geldi, durumumu sordu. Üşüyorum dedim, normal olduğunu söyledi. Ameliyatın nasıl olduğunu rapor verdi. Herşey ve bebek normalmiş, iyi gitmiş yalnız bebek kordona dolanmış 4 kez. Ancak hiç bir sorun yokmuş tüm fonksiyonları normalmiş.

Gittikten sonra, zihnimden düşünceler gitmiyordu, belki de dolandığı için dönememişti bebeğim, ama ultrasonda görünmez miydi, neden hiç bir şey demediler. Biliyorum ki sıvı içinde iken kordon dolansa da riski yok, susuz kaldığında ve doğum sırasında risk olabiliyor. Allahtan iyi ki evden hemen çıkmışız. Ya evde sıvının tamamı boşalsaydı ve susuz kalsaydı. Erken gittiğimiz için orada iken hala suyu vardı, ameliyata girene kadar akmaya devam etmişti. 

Doğum konusunda hep hayırlısını ve bebeğin sağlığı için hangisi iyi ise onun için dua etmiştim. Çok şükür dualarım kabul olmuştu, kilosu da çok düşük değildi nasılsa. Yalnız hem Peter'a hem Janka'ya öfke duyoyordum. Fakat sonradan düşününce dolanmış olduğunu önceden söyleseler bile, onu döndürmek için ne yapabilirdik ki, belki de bilmem durumunda çok daha gergin zamanlar geçirebilirdim. Diğer yandan bu dolanmanın ne zaman olduğunu da bilmiyorum. Belki doğumdan hemen önceki aşırı kıpırdanmalarında olmuş bile olabilirdi.

Böyle düşüne düşüne, kah uyuyup kah uyanarak ne kadar zaman geçti bilmiyorum.Sürekli bebeği getirmelerini bekliyordum. Bebeğin odada olacağını zannetmiştim ama değilmiş ve o kadar merak ediyordum ki nasıl olduğunu, görmeden içim rahat edemeyecekti.

Sanıyorum saat 5 civarı ağlama sesleri duydum. Daha sonradan 5 gün kaldığımda tecrübe edeceğim gibi, bir çeşit bebek arabasıyla bebekleri dağıtıyorlardı. Kızımı yanıma getirdiler, biraz emsin diye yardım ettiler ama sürekli uyuyordu (ağlayan o değil diğer bebeklermiş) Hemşire " it's ok, she is so fresh now, maybe later" dedi. Yanıma bıraktı. Bir saat yanımda, kolarımda yatarken onu seyrettim, kokladım. Dila, Diiiilaaa, kızım, hoşgeldin dünyamıza, güzel kızım benim, canıııım, çok güzelmiş benim kızım, meleğimmmm...

Ancak ne ameliyathanede onu ilk gördüğüm zaman, ne de o sabah yanıma getirdikleri zaman, ne de hastanede kaldığım yaklaşık 5 gün boyunca hiç ağlayamadım. Ta ki babamız bizi hastaneden alıp evimize geldikten sonraya kadar. Üçümüz birbirimize sarılıp doya doya ağlayıp şükrettik.


Hastane Günlerimiz Yazısı burada

21 Mart 2012 Çarşamba

27 Mart ♥

Mart 21, 2012 20 Comments
olacak Helo'nun doğum tarihi, tabi eğer kendisi yeter artık çıkacağım demezse daha önce.

Hangi gün olacağı önemli değil ama eğer bu tarihte olursa çok hoş bir sürpriz olacak bana. Daha önce yazılarımda belirttiğim, aynı burçtan olup birbirimizi kolayca anladığımızdan bahsettiğim ve hatta Helo'nun isim teyzesi olan arkadaşım Aytül'ümün doğum günü o gün. 

Şimdi heyecanla beklemedeyiz.

Dün doktora bazı sorularımı sorma şansı buldum. Burada her bebeğin doğumdan sonra hastanede mutlaka 96 saat (4 gün) tutulduğunu söyledi. Eğer sarılık vs olursa süre uzuyormuş. Ben üç gün için hastane çantası derken  dört günlük hazırlamam gerekirmiş meğerse. Şimdi biraz daha ilaveler yapsam iyi olur.

Not:
Güzel dileklerinize motive edici yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Ben de hamile arkadaşlarımı çok merak ettiğim için, bizi merak edenler olursa diye, acil olsun yada olmasın tüm gelişmeleri cep telefonundan twittera yazıp bildirmeyi umuyorum. Twitter hesabınız olsa da olmasa da, blogun hemen yanında görülen "Follow me on Twitter" kısmına tıkladığınızda benim gönderdiğim yazı ve resimler çıkacaktır.

19 Mart 2012 Pazartesi

38. Hafta, Belki de Sonuncu Rapor Bu?

Mart 19, 2012 47 Comments
Geçen çarşamba günü Janka'nın muaynehanesinde beklerken
Bir hafta daha bitti ve sona yaklaştık sanıyorum artık. Geçen hafta çarşamba günü Dr. Janka ile son randevumuz vardı. Bu gidişimde Helo'nun yüzünü hiç görmediğim için, biraz da olsa görmeyi umuyordum, ya da en azından bilgisayarında kayıtlı görselleri almayı. Ama yoğunluğundan hızlı bir muayne oldu ve dosyaları da alamadık. (eşim sonra alırım dedi) Göremedim yani kızımı. Hala neye benziyor hiç bilmiyorum ve bu hafta en çok bunu merak eder oldum.

Bu kontrolde (37+2 de) kilosunun 2988gr olduğunu ve hala dönmediğini öğrendik. Malesef bundan sonra dönmez dedi doktor ve kendi ilk doğumunun da böyle olduğunu söyleyip beni teselli etti. (İkinci doğumu ise normalmiş galiba tam anlamadım). Neyse bu yüzden sezeryan olması kesinleşti gibi. Zaten kontrolden sonraki günlerde de Helo'da döndüğüne dair bir işaret yok, hala aynı yerde tekmeler ve hareketler hissediyorum.

Janka sezeryan öncesi buna vücudumun hazır olup olmadığını gösteren testler yaptırmamızı istedi. Bu sebeple ertesi gün bir polikliniğe gidip EKG çektirip kan örneği verdim. Kan testi oldukça geniş bir tarama (3 farklı açıdan değerlendirildi ve 3 tüp kan verdim) ve herhalde bazı ilaçlara alerjim olup olmadığına da bakıldı kan değerlerimin yanı sıra. Tam bilmiyorum ama sonuç kağıdında ameliyata engel olabilecek bir şey bulunmadığı yazıyor.

Kan verdiğimde gördüm ki, kanım resmen siyaha yakın bir renk almış. Oysa önceleri gayet kırmızıydı. Herhalde demir haplarının etkisi olsa gerek. Zaten vücudum da kırmızı duruyor dışardan çok kanım var herhalde :)

Doğum konusunda hep hayırlısı neyse o olsun diye dua ediyordum ve buraya da yazıyordum. Fakat kendimi doğum yaparken düşündüğümde gözümde hep normal doğum canlanıyordu. Anladım ki aslında buraya yazarken bir yandan da kendimi ikna etmeye çalışıyorum aslında. İçimde öyle olamayacağı için hala bir burukluk hissediyorum ama kısmet böyleymiş ne yapalım. Bu hafta içinde acaba sezeryanda amnios sıvısı nereden çıkıyor diye merak edince, birkaç video izledim ve normal doğuma göre daha korkunç buldum nedense. Keşke seyretmeseymişim, ah şu merak.

Şuan ne zaman sezeryan olacağım belli değil. Yarın Peter ile randevumuz var ve muhtemelen hangi gün olacağı konuşulacak. Umarım hadi şimdi hemen demez, daha birkaç güne ihtiyacım var sanki. Belki yarından sonra 3-4 gün geçince olabilir, içimde öyle bir his var. Tarih belli olduğunda buraya da yazarım zaten.

Geçen hafta Janka ile randevudan dönerken eşimle dışarıda öğle yemeği yedik. Burada bir Türk kebapçı var, kebap deyince ise tavuk döner anlaşılıyor burda sadece. Orada bir de mercimek çorbası satıyorlar ki, kırmızı mercimek burada bulunmayan birşey. Neyse sordum nerden alıyorsun mercimeği falan diye, almanya tarafından getirtiyormuş ama burda satan bir yer varmış. Sahibi suriyeli imiş ve bulgur mercimek, çeşitli peynirler falan bizim yörelere ait şeyler satıyormuş. Ben bulgur arıyordum aslında, İstanbuldan getiriyordum gidiş gelişlerde bitmişti. Bulgur da süt yapan ürünlerden ya hani o yüzden.

Cuma günü dükkanı aramaya çıktık eşimin iş çıkışında. Dükkanı bulduk ama sahibini bulamadık henüz alamadık yani. Ama aynı caddede bir tatlıcıda baklava satıldığını duymuş eşim daha önce. Meğer sahibi Makedonyalıymış ve türkçe de biliyormuş. Neyse ordan baklava ve pasta aldık. Hamileliğimin başından beri yediğim en tatlı şey, sütlü tatlılar, birkaç parça çikolata yada meyve oldu. Ne pasta ne hamur işi tatlılar yedim, canım da istememişti zaten. O akşam bir baklava bir dilim pasta yedim (baklava biraz değişik, kalın hamurlu ve kare şeklindeydi ama tadı tam baklavaydı). Bu aralar canım tatlı istiyor nedense, herhalde enerjiye ihtiyacım olacak yakında. O kadar tatlı şey yediğim için olmalı, Helo o akşam resmen kudurdu. Nasıl hareket ediyor nasıl yamultuyor, tamam dedim bu akşam hastaneye gidicez biz herhalde. Sonra durdu ve uyumuşum o gece. Sabah düşündüm, anası bu kızı beslemedi hiç galiba. Belki de dönmeye müsait olduğu zamanlarda böyle yeseydim dönerdi kim bilir. O akşam da belki dönmeye çalıştı ama dönemedi yavrucum :(

Kontrollü yiyişim kilo almaktan kaçınmak değil, canım istemiyor ve hele son zamanlardaki mide yanmalarımı çekmemek için hiç yemeden bile durabilirim. Tabiki yemem gerektiği için yiyorum da pek keyif almıyorum. Malesef hala yanmalar devam ediyor ve karbonatlı su içince geçiyor ama sık sık da içmek istemiyorum.

Bu haftanın en dikkat çekici farklılığı ise ayaklarımdaki şişlikler. Daha önce de ellerim ayaklarım ve yüzümde bir miktar şişlik vardı (resimde de görülüyor zaten) ama diğer yerlerdeki şişmeler aynı kalırken ayaklarımdaki şişkinlik bariz bir şekilde arttı. Plastik eldiveni hava ile şişirince parmaklar dik dik olur ya, aynen öyle oldu çok komik duruyor. Sanki sünger üstünde yürüyormuş gibi hissediyorum ve eklem yerlerinden oynatınca ağrıyor. Fakat hala aynı ayakkabılarımı giyiyorum, numarası büyümedi, sadece bağcıklarını gevşettim.

Vücudumda bu değişiklikler dışında pek bir şikayetim yok, hiç sancım yok, hiç bir ağrım yok. Kasıklarım yatarken ağrıyor ama çok fazla etkileyecek şekilde değil. Ayakta iken çok iyi hissediyorum ama o zaman da ayaklar şişiyor işte, uzanınca iniyor biraz.

Buraya bahar geldi nihayet, hava çok güzeldi bu hafta. Cumartesi günü göl kenarına pikniğe gittik kocacımla. Yanımıza termosta çay ve kurabiye aldık, bir saat kadar D vitamini alıp döndük. Kızımız doğunca yeniden gelmenin hayallerini kurduk.

Pazar günü de evi temizledik biraz daha. Sürekli temizleniyor tabi de batıyor elbet. Son günlerde bir iş varsa aklımda hemen yapmak gereği hissediyorum, sonrası olmayabilir çünkü. Bir de uzman tv den yenidoğan bebek bakımı ile ilgili videolar seyrettik kocacımla. Ben az çok aşinayım ama bazı püf noktalar da öğrendim iyi oldu. Videoları seyrederken ben de eşimi seyretmeyi çok seviyorum, yüzü öyle yumuşuyor ki. Zaten bu hamileliğim süresince yeniden aşık oldum ona, hele son zamanlarda öyle yoğun hissediyorum ki. İkimiz de değiştik biliyorum, onun bu yeni duygularla bezenmiş hali bana çok romantik geliyor :)

Doğumdan sonra eşim yanımda olması için izin alacaktı ama evden çalışıp çalışamayacağını sormasını istemiştim ben, çünkü işi evden çalışmaya müsait ve izinleri yansın istemiyordum. Normalde böyle bir uygulama hiç olmuyormuş ama eşime iki hafta kadar evden çalışması için izin verdiler, çok sevindik. Kızım kısmetini kendi yaratıyor galiba :)

Şu an ev pırıl pırıl, Helo'nun herşeyi hazır, biz merakla bekliyoruz  onu, hava çok güzel, güneş parlıyor ve kızımın bir bahar çiçeği gibi evimize açması için gün sayıyoruz.

15 Mart 2012 Perşembe

Şu Köşe Yaz Köşesi, Bu Köşe Kız Köşesi

Mart 15, 2012 53 Comments
Burdaki evimizde ekstra odamız olmadığını, bebeğimiz için yatak odasının bir köşesini ayırdığımızı biliyorsunuz.  Resimlere bakınca gözüme çok renkli ve uyumsuz gibi gözüktü bir an ama çok da umursamıyorum. Hamileliğin başlarında insan bebeği için en güzel en şahane şeyleri hazırlamak istiyor, geceleri kafamda süsleme fikirleri dolaşıyordu. Fakat nedense bu son aylarda, aldığım üzücü bebek haberlerinin de etkisiyle tüm hazırlıklar önemini yitirdi. Şimdilerde bebek hayırlısıyla sağlıcakla doğsun diğer şeylerin önemi yok düşüncesindeyim. Bu sebeple, aslında daha da başka ilaveler düşünürken, bunları yapmak için hevesim kalmadı.

Duvarlara raflar ve alt değiştirme ünitesi de alacaktım ama vazgeçtim. Zaten bu evde ne kadar kalacağımız da belli değil. Ben de çeşitli basit ilavelerle ihtiyaçlarımızı gidermeye çalıştım. Yukardaki dolabın yanlarına yapışkanlı askılardan astım. Buraya bebeğin havlusu, tülbenti gibi sürekli el altında bulunması gereken şeyleri asarım.


Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi kalpli minik bir paspas aldık. Dolabın diğer yanına ise, ikea kutularından raf yaptım. Bunun için yine iki yapışkanlı askı taktım, kutunun etrafına gergin şekilde bağladığım kurdeleler ile astım kutuyu. Böyle kutulardan daha var, belki bir kat daha yaparım ilerde. Bezlerini falan koymak için yeterli oldu.


Beşik setini, beşikle birlikte almıştık aynı mağazadan. Mağazada örnek olarak sergilenen setteki cibinlik, tül değil komple kumaştı. Cibinliği asmak için metal aparatlar satılıyordu ayrıca, adam onu da ister misiniz diye sordu, ben istemedim. Çünkü komple kumaş olduğu için çok kapalı ve karanlık duruyordu, kullanmayacaktım.

Eve gelince bir baktık ki, bizimki kumaş değil tülmüş. Daha güzeldi tabi. Asma aparatını almadığımız için biz de başka çözüm bulduk (sonradan alabilirdik tabi ama bence ederine göre çok pahalıydı), bir vileda sopasını bu iş için kullandım. Tabi sopa da kalpli falan çok şeker.


Dolabın üstünde oyuncaklarımız, gelen olursa vereceğimiz bebek şekerlerimiz, saat (dereceli olmasını tercih ettim), kozmetiklerimiz, gece lambamız duruyor. İlk etapta en acil ihtiyaçlarımız bitti gibi. Bir tek kızımız eksik inşallah o da yakında aramıza katılacak.


Beyaz ve ferah odalar benim de çok hoşuma gidiyor. Kızımın buradaki ilk yaşam alanı, böyle rengarenk cıvıl cıvıl oldu. Bakalım ilerde başka mekanlarda nasıl olacak. Helo doğduktan sonra onun tercihlerini, eğilimlerini de dikkate alarak, daha çok sayıda alışveriş yapma imkanımızın olacağını söylüyor eşim. Zaten artık ömür boyu artık ona çalışacağız herhalde :)

Buraya kadar yazdıklarımı sanki memnun ve mutlu değilmişim gibi yazmışım. Bazı açılardan düşündüğüm gibi olmasa da elimden geldiğince sevimlilik katmaya çalıştım, çok da seviyorum köşemizi. Bunlara sahip olduğumuz için binlerce şükür, hiç bir şeye sahip olamayan bebekler, özense de imkanı olamayan anneler var. Zaten en önemli ihtiyaç bir bebek için annesinin koynu, anne için de bebeğinin kokusu, geri kalan her şey ayrıntı.

12 Mart 2012 Pazartesi

37. Hafta, Kızım Seni Çok Özledim

Mart 12, 2012 12 Comments
Aslında hala neye benzediğini bilmiyorum, hiç bir ultrason görüntüsü yok malesef yüz hatlarını gösteren. Fakat nasıl oluyor da ben sürekli seni düşlüyor, kucağımıza almak için sabırsızlanıyorum şaşırıyorum. Hem sadece ben mi, baban da aynı şekilde. Bu hafta hiç olmadığı kadar seni düşler, konuşur olduk. Zaman geçsin istiyoruz artık.

Tabi işlerim hala bitmedi, bitirmeyi de istiyorum ama bir yandan da nasıl desem Helo'dan başka dünya umrumda değil hislerine bürünüyorum. Duygularım tavan yapmış durumda. Tabi bu halde iken melankolik hallere düşmem de an meselesi oluyor. Öyle ki geçen hafta bir iki gün kafaya takıp kendimi üzecek şeyler bulmakta hiç zorlanmadım. Neyse ki şimdi iyiyim.

Geçen Pazar gittiğimiz gibi bu pazar da Dr. Peter'a gittik. Yine NST, ulrtason, vajinal kontrol yapıldı. Bizim bıdık hala dönmedi, dönecek mi bilmiyorum :/ Çünkü artık doğum kanalına girmeye başlamış ama açılma yokmuş henüz. Zaten bu hafta kasıklarımda sürekli bir ağrı var, özellikle yattığımda daha çok hissediyorum, ayaktayken pek değil. Bu ağrı aşağı doğru inmesinden kaynaklanıyormuş. Böyle aşağı indiği için dönmeye yeri, imkanı olur mu bilmiyorum. Bir sonraki randevuyu ayın 20'sine verdi. Dr. Janka ile de bir ay önceden belirlenmiş randevumuz 14'ünde olacak. Bakalım Janka neler diyecek.

Artık dışardan elimle kafasını poposunu ayırt edebiliyorum. Bazen öyle geriniyor ki içimdeki deriler yırtılacak gibime geliyor. Bazen de Helo yapmadığı halde aynı ona benzer gerginlik hissediyorum. Herhalde bunlar rahim kasılmaları olmalı, ama daha önce yaşadığım Braxton Hicks tecrübeme hiç benzemiyor. Onun kadar acılı değil ve hissi daha farklı.

Artık zaman azaldığı için bu hafta her gece tetikteydim, sanki doğum işareti her an başlayacak diye. Halbuki neden geceleri o hisse kapılıyorum ilginç, sonuçta gündüz de olabilir. Herhalde böyle şeyler hep gece olur diye zihnimde yer etmiş. Eğer hala dönmezse sezeryan olacak ama burdaki doktorların son ana kadar bekleyeceklerini, sezeryanı en son çare olarak düşüneceklerini biliyorum. Çünkü bahsederken öyle bir izlenim veriyorlar ve söylerken daha farklı bir ifadeye bürünüyorlar, hani sanki seni telkin etmeye çalışır gibi.

Hamilelik boyunca Helo bizi hiç üzmedi ama artık kendine has bir yöntemi, karakteri olduğunu hissediyorum. Herkes 16. haftalarda cinsiyetini gösterirken bizimki 24'e kadar bekledi, her bebeğin baş aşağı durduğu zamanlar bizimki dik, dik durduğu zamanlar baş aşağı durdu. Ve şimdi de bebeklerin %95 inin baş aşağı olduğu bu zamanlarda bizimki dik duruyor. İnatçılık mı farklılık mı desem ne desem bilmiyorum, böyle aykırı bir uslübu var. Sağlıklı olmasından önemli değil elbette ama bazen bir şeyleri yanlış mı yaptım acaba diyorum kendi kendime. Tabi hala döneceğine dair umudum var :)


Geceleri beraber yatıp beraber uyanıyoruz kızımla. Birkaç saat uyuyoruz, uyanınca tekmeliyor, biraz dolaşıyoruz falan sonra yine uyuyoruz. Bu hafta yatarken özellikle karnımdaki gerilmelerin sebep olduğu acı sağa sola dönmemi, yataktan kalkmamı aşırı zorlaştırmaya başladı. Eskiden de yavaş döndüğümü sanıyordum ama değilmiş, şimdi öyle yavaş ki, kesinlikle videoya almalıyım bu halimi çok komik. Dönüşün ortalarında falan durup dinleniyorum o derece. Yatarken yaşadığım onca zahmete rağmen ayakta iken hiç sıkıntım yok, ne acıyan bir yer oluyor ne de yavaşlama.

Normalde beklenen doğum tarihimiz 2 Nisan, annesinin doğum günü ise 1 Nisan. İkimiz de acaba aynı burç olacak mıyız diye düşünüyorum. Eğer acele ederse Balık burcu da olabilir fakat yukarda yazdığım özellikleri sanki daha çok koç burcuna yakın gibi. Cem burçlara inanmadığı için bu konudan sözetmemden hoşlanmıyor pek ama ben nedense inanıyorum. Mesela aynı burçtan olduğum bir arkadaşım var, düşüncelerimiz karakterimiz öyle benzeşiyor ki, birbirimizi leb demeden anlıyoruz. Helo ile de benzer bir bağ kurmak isterim ama anne-çocuk ilişkisinde bu bağ burçlar aynı olmasa da oluyordur herhalde.

Hazırlıklarımız neredeyse bitti artık. Hafta içi beşiğin nevresimlerini falan da serdim, cibinliğini astım, bir ara resimlerim. Bazen bakıyorum da aslında fazla bir hazırlık yapmamışım, pek birşey almamışım gibime geliyor. Neyse doğduktan sonra beraber alırız kızımla. Önce hayırlısı ile kavuşalım da. Hep kafamda buna öncelik veriyorum, o yeter ki iyi olsun, tüm ihtiyaçlar eksikler sonra giderilir, bunlar önemsiz geliyor artık.

Biraz lohusalık dönemi için hazırlık yapmam lazım. Öncesinde kolay yapılabilen bazı yemekler düşünüp listelemem, gerekirse hazırlayıp dondurucuya koymam lazım. Bir de süt yapan yiyecekler listesi oluşturup, tedarik etmem ve buzdolabına listeyi asmam gerek. Doğum sonrası dönemden çok korkmuyorum ama kendimi de kasmayacağım, akışına bırakırım herhalde. Eşimle beraber umuyorum ki üstesinden gelebileceğiz. Sevdiklerimin dualarının bizimle olduğunu bildiğim için buna inancım artıyor. İnşallah herşey yoluna girecek. Helo'nun aramıza katılacağını öğrendiğimiz günün ertesinde Ramazan başlıyordu ve bu bana manevi bir huzur vermişti. Şimdi ise, doğumdan önceki dönemde annemin, ablamın ve eniştemin umrede olması (dün gittiler) , onların bize göndereceği dualar içimi rahatlatıyor. Allahın izniyle hem doğum hem sonrası iyi geçecek inşallah.

7 Mart 2012 Çarşamba

Bebek Şekerleri Bitti

Mart 07, 2012 33 Comments

Bir önceki yazımda bebek şekerleri için hazırlık yapmaya başladığımı yazmıştım. İstanbul'da kalan birkaç eşyamı gönderirken, hafif olmasını tercih ettiğim malzemelerden göndermelerini istemiştim annemlerden. Onlar da Boxcity'den kutu falan almışlar. Geçen yıl Egehan için yaptığım kutuların aynısından almayı tercih etmişler. Ben özel bir seçim yapmamıştım ama zaten Egehan'ın kutularını da kendim beğenerek aldığım için bunlara da bayıldım.


Farklı olarak iki çeşit kurdele göndermişler. Birisi üzerinde it's a girl yazan beyaz klasik kurdele, diğeri ise resimdeki ince pembe kurdele. Bu kurdeleyi hiç görmemiştim daha önce. Üzerinde bulunan ipi çekiyorsunuz ve fiyonk/çiçek haline getiriyorsunuz. Diğer kurdele çok kalın ve sert olduğu için ben kutularımda incesini kullandım.


Bilgisayarda "welcome Dila" yazan etiketlerden hazırlayıp bunları da kurdeleden geçirerek bağladım. Eğer özel bir font kullanıyorsanız ve çıktı alacağınız yazıcı kendi bilgisayarınıza bağlı değilse, öncesinde dökümanı pdf yapmanızda fayda var. Office programlarının son sürümlerinde pdf'e dönüştürme eklentisi yüklü oluyor galiba ama emin değilim. Benimki eski sürüm ve yıllardır pdf dönüştürücüsü olarak, ücretsiz bir program olan "Primo pdf" kullanıyorum. Bir çok programın aksine dökümana imzasını atmıyor ve kaliteli bir baskı yapıyor.


Kutuların içine koymak için çikolata olarak  resimde görülenleri aldım. Açık olan badem çikolataları öncesinde aliminyum folyo ile sardım. Çünkü içine koyacağım tül oldukça pullu idi ve sarmadan konduğunda tüm çikolata pul içinde kalıyordu :)


Çikolataları koyunca kurdeleyi deliklerden geçirip değil de kenarına bağladım. Kurdele çözmeye uğraşılmasın diye. Doğrudan tülü çekince çikolatalar çıkıyor. İçine bolca koyduğumdan oldukça sıkı oldu ve dökülme gibi bir riski yok.

Çok fazla resim çektiğim için şimdi de bol bol resimler :)




Farklı zeminlerde görünümleri


5 Mart 2012 Pazartesi

36. Hafta, Yılmadan Dimdik Ayaktayız

Mart 05, 2012 19 Comments
Bir kavanozun üzerine, cd kalemi ile yazı yazdığım koli bantı yapıştırdım. Cd kalemleri kalıcı olduğundan çıkmıyor. Bir çok baharat ve bakliyat kavanozuna da aynı uygulamayı yaptım çok sevimli oldu.

Bu hafta kızım da ben de tüm engellere rağmen ayaktayız. Annesi azalan zamanın paniğinden, kocaman karnına rağmen harıl harı çalışmaya devam ediyor. Kızı da, annesi Gravitasyon Teorileri çalışırken herhalde birşeyler kapmış olacak ki, gravitasyona karşı durmayı öğrenmiş, inatla direniyor ve dimdik duruyor. Yani hala yerçekimine yenilip de baş aşağı gelmedi, bekliyoruz. Fakat benimle aynı şekilde duruyor olması bana çok hoş geliyor. Mesela yattığım zaman onun da benimle aynı yönde karnımda yattığı, gezerken benim gibi durduğunu falan düşünüyorum. Sanki kucağımda gibi.

Salı günü Dr. Janka ile randevumuz vardı. Fakat her zamankinden farklı olarak kartımda randevu zamanının altında bir not gözüküyordu. Tabi ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Gittiğimizde gördüm ki, bu sefer doktor yokmuş, yaşlı bir ebe baktı. O kadar hızlı oldu ki, bir vajinal kontrol yaptı, pamuklu çubukla örnek sıvı aldı ve kulağıyla bebeği dinledi o kadar. Neredeyse hiç konuşma olmadı ve hiç birşey anlamadan çıktım. Bu ziyarette bebek hakkında bir bilgi edinememenin de getirdiği endişe olabilir tam bilmiyorum, bu hafta boyunca Helo'nun hareketlerini daha az hisseder olmuştum. Yine periyotları düzenliydi fakat daha sakindi, geceleri bolca uyuyordum, sonra büyük bir korkuyla uyanıyordum. Bir de karnım sanki eski haftalara göre daha da ufalmıştı.(Bkz. yukardaki resim 12 şubatta çekilmişti, devasa bir karın, şu an daha ufak sanki)  Aklıma tek gelen acaba amnios sıvısı azaldı da bebek için risk mi olmaya başladı sorusuydu. Araştırmalarıma göre sıvının illa ki birden bire tamamen boşalması gerekmiyormuş. Eğer zarda incelme varsa, vajinal akıntı şeklinde uzun vadede azar azar da boşalabilirmiş. Zaten var olan akıntılarıma şüpheyle yaklaşır oldum, içime bir sıkıntı düştü.

Cem de doktoru arayıp yeniden gitmek istediğimizi söyledi ama fakat Dr. Janka hanım tatildeymiş. Bize hamileliğimin en başında gittiğim (hatta 28. haftadan sonra bana gelin diyen) Dr. Peter'a arayabileceğimizi söyledi. Meğer o da beni soruyormuş Janka'ya. Pazar günü için Peter bize randevu verdi. Hastaneye gittik, ilk defa ve nihayet NST'ye bağlandım. Vajinal muayne yaptı herşey normaldi. Ultrasonda amnios sıvısı da normal göründü, yalnız hala baş yukarı pozisyondaydı. Doktor bir iki hafta daha dönme ihtimalinin olduğunu, ama dönmezse sezeryan olacağını söyledi. Herşey yolunda görünüyor şimdilik ve eğer acil bir durum olursa ne yapacağımızı konuştuk. Bundan bir hafta sonra yine gideceğiz ve muhtemelen doğumu bu adam ile yapacağım. Benim için kim olduğu çok farketmiyordu yeter ki tecrübeli olsundu ve biz daha hamileliğin başında doktor araştırırken eşime Peter tavsiye edildiği için, onun üstlenmesinin daha iyi olacağına karar verdik. Böylece nihayet dün, bir haftadır süren endişelerim geçti ve rahatladım.

Gerçi bizim Helo cumartesi günü gezmeye gittiğimizde yeniden eski hareketlerine dönmüştü. Herhalde gezmeyi çok sevecek, o gün babası bizi alışverişe götürdü, eksik olan banyo küvetimizi aldık. Bir ara avm de otururken (bir bölümde kocaman deri koltuklar var, onlara oturup taze sıkılmış meyve suyu içme rutini oluşturduk her gidişimizde), öyle çok hareket etti ki. Genelde hep karnımın sağ tarafında duruyordu, o gün neredeyse kaya kaya sağ kolumun altına kadar geldi. O kadar tuhaf oldu ki kızım sen nasıl girdin oralara diye şaşırdık. Vücudumun içinde o kadar serbestlik olabileceğini hiç ummazdım. Cem de diyor ki temizle kızım annenin içini dip bucak kalmasın :) O akşam da yine anormal hareketleri devam etti. Alttan öyle tekmeler vurdu ki sanki ha çıktı ha çıkacak gibi hissettim çok yakındı. Hiç böyle olmamıştı ama tabi ertesi günkü doktor kontrolünde aşağı inme gibi bir problem çıkmadı.

Geçen hafta yalancı kasılma hissetmiştim ya bir kere, bu hafta bir daha hiiç olmadı. Başka sancı da olmadı kendimi iyi, enerjik hissediyorum. Hamileliğimin başlarında hayatımdaki en büyük kiloda (70kg) hamile kaldığımı yazmıştım. Fakat kilolarım fazla olmasına rağmen vücudum sıkıydı ve herkes o kadar kiloyu neremde sakladığımı söylerdi (muhtemelen kas yoğunluğum daha fazlaydı). Hamile kalmadan önce de sportif bir yaşama başlamıştım ve kaslarım kemiklerim iyi durumdaydı sanıyorum. Çünkü sonlara yaklaştığım bu günlerde çoook şükür ki, ne bir bel ağrısı, ne de başka bir ağrı hissetmiyorum. Vücudum aldığı kiloları taşıyabiliyor, bel kaslarım iyi durumda demek ki. Tabi birkaç saat ayakta kalınca yorgunluk ağrıları oluyor ancak onu saymıyorum çünkü hamile değilken de çok gezince yoruluyor insan. Başlarda düzenli pilates yapayım diyordum ama onu da yapmadım. Günlük hareketlerim sadece. Tabi bütün hamileliğim boyunca yatan biri olmadım, tüm ev işlerimi kendi başıma yaptım, hala da yapıyorum, genelde pıtır pıtır geziniyorum evin içinde, hareketli sayılırım yani.

Başlangıçtan beri düzenli kilo takibi yapmadım. Bazen doktora gittiğimizde ordaki tartıda tartılıyordum ama onun yönlendirmesi ile değil, kendim için. Böyle bir kayıt tutmuyorlar nedense. Neyse en son 29. haftada tartıldığımda 7,5 kg almıştım, dün eve baskül aldık ve tartıldığımda gördüm ki sadece 9 kilo olmuş toplamda. Ben 11'i geçmişimdir diye tahmin ediyordum ama değilmiş. Evdeki tartı eşim tarafından test edilip doğrulandığı için, bu değere güveniyorum. Şimdi düşünüyorum da, yüksek kiloda hamile kalmayı ceza olarak görüyorken, aslında her işte bir hayır varmış diyorum. Böyle ağrısız ve enerjik bir süre geçirdiğim için çok memnunum (maşallah diyeyim kendime).

Bu haftaki yazım çok uzadı biliyorum ama çok şey oldu napıyım. Hafta içi bir gün akademik çalışmalarımla uğraşırken, daha önce yaptığım hesaplardan birinde hata yaptığımı farkettim. Hatalı hesaplarda sonuçlar hiç de umulduğu gibi çıkmıyordu, kısmi türevli denklem ayrışmıyor, terimler sadeleşmiyor, çok komplike trigonometrik bağıntılar kalıyordu. İşte hatayı farkedip de düzelttiğimde bir anda hepsi çözülüverdi, şak diye tüm sonuçlar çıktı ve limit durumunda olması gereken değerleri elde ettim. Fakaaat bu durum beni sevindireceği yerde o kadar canım sıkıldı ki anlatamam. Böyle basit bir hatayı nasıl yapmıştım, sırf bu yüzden o kadar çok zaman kaybetmiştim ki kendimi bir süre affedemedim. Şimdi neredeyse tüm hesaplarım bitti, latexde yazıyordum zaten bir yandan, az bişey kaldı bitirip göndersem çok iyi olacak. Yalnız sonradan anımsadım. O günün öncesindeki gecede bir ara uyanıp, Allah'a öyle içten dua etmiştim ki, nolur zihnimi aç bir anda çözeyim problemi diye ve hemen akabinde olunca, nasıl şükretsem bilemedim.

Tombik ellerim ;)
Bir diğer hazırlık da araba koltuğunun montajı oldu. Deneyip öğrenmek için koltuğu taktık şimdi öyle hazır bekliyor. Tabi ben hayallere daldım, Helocum yanımda gezmeye gidiyoruz vs.

Bir deeee bebek şekerlerimizi hazırlamaya başladık. Burda böyle adetler yoktur muhtemelen ancak annemden gönderdikleri pakete hafif olacak şekilde bebek şekeri yapabileceğim malzeme koymalarını istemiştim. Onlar da eminönünden kutu, kurdele, tül falan almışlardı. İçine çikolatalar aldık ve hazırlamaya başladım. Çok değil şimdilik 20 tane, burda eşimin arkadaşlarına, doktor ve hemşirelere falan vermeyi düşünüyorum.


Bir tane de ürün tavsiyesi yapıp yazımı bitireyim. Hafta sonu dolaşırken New Yorker mağazasından bir sütyen aldım. Hamileler için değil elbet, normal zamanlar için tasarlanmış. Farklı olarak açma kapama düğmesi arkada değil önde (çok şık taşlı bir kancası var) ve sırtı X şeklinde yapılmış. Tabi burda neredeyse bütün ürünler gibi çok kokoş ve taşlı pullu dantelli olduğunu da söyleyeyim. Neyse ilk defa böyle bir çamaşır giydim ama öyle hoşuma gitti, öyle rahatmış ki aynısından bir- iki tane daha almalıyım. Sırt detayı hem hoş duruyor hem de askıların düşmesi gibi bir problem olmuyor (bende hep olurdu), çok rahat. Önden açılıp kapanmasının da emzirme sırasında kullanışlı olacağını düşünüyorum (bakalım göreceğiz). Gerçi yukardaki resimde görüldüğü üzere üst yapım pek sağlam değil, onlar büyümüş hali bir de :)

2 Mart 2012 Cuma

Blogger Anneler Röportajım :)

Mart 02, 2012 3 Comments

Hamileliğimin sonlarına yaklaştığım bu günlerde, kendimi tam anne olarak hissetmiyorum henüz. Bu yüzden acaba bu gruba dahil miyim değil miyim diye düşünmedim değil. Fakat diğer yandan da 4 kez teyze olduğum için belki de şu ana kadar 2 kez anne olmuşumdur değil mi :p

Sevgili Ülkü'nün talebi üzerine soruları cevapladım, sonradan okuduğumda kendimi pek soğuk buldum aslında. Mantıklı bilim adamı yanım ağır basmış cevaplarken. İlerleyen zamanlarda, diğer annelerde gördüğüm o sıcak samimi havaya acaba ben de sahip olacak mıyım diye merakla bekliyorum :)

Buradan okuyabilirsiniz.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Zaman Doğacağına Bebek mi Karar Vermeli Anne mi?

Şubat 29, 2012 15 Comments
Elbette ki bebek dediğinizi duyar gibiyim, ben de öyle düşünüyorum aslında ama şunları da düşünüyorum.

- Bazı durumlar oluyor, bebek çok erken tarihte gelmek istiyor. Yirmili haftalarda sancılar başlıyor, bu durumda ya prematüre olarak doğuyor ya da doktor müdahale edebilirse, daha erken deyip sancıları önleyici ilaçlarla, doğumu mümkün olduğunca geciktirmeye çalışıyor bebek daha da gelişsin diye. Burda karar kimin?

- Bazı durumlarda kırklı haftalara kadar bekleniyor, doğum bir türlü başlamıyor, en sonunda suni sancı ile (ya da sezeryan ile) doğum başlatılıyor ve bebek alınıyor, peki burda karar kimin?

- Bazı durumlarda amnios sıvısı oranı düşüyor, daha sancılar başlamadığı halde, bebeğin sağlığı için doğum suni sancı yada sezeryan ile gerçekleşiyor, bu durumda karar kimin?

- Bazı durumlarda ise, herşey normal seyrinde devam ederken, yeterli açılma gerçekleşmiyor ya da bir sorun oluşuyor, onca zaman sancı çektikten sonra sezeryana dönüş yapmak zorunda kalınıyor. Böyle durumlara maruz kalan annenin yorgunluğunu ve psikolojisinin nasıl etkilendiğini tahmin etmek çok zor değil.

- Bazı durumlarda ise planlı sezeryan oluyor, anne hiç bir psikolojik yıpranma yaşamadan doğuma girip çıkıyor ve süreci atlatıyor.

Buraya kadar yazdıklarımdan sezeryana eğimli gibi görünmüş olabilirim ama değil. Daha önce de belirttiğim gibi iki seçeneğe de eşit uzaklıktayım ve ikisinden de korkmuyorum (ya da eşit derecede korkuyorum diyelim fakat korkum doğum şeklinden değil, benim için her iki durumunda yaşamadığım değişik bir şey olmasından kaynaklanıyor)

Yukarıda verdiğim örnekler için ama bunlar anormal durumlar denilebilir ama bunun bir önemi yok. Çünkü durum anormal olsun ya da olmasın o bebeklerin de seçim yapma hakkı var. Bütün bu olasılıkları düşündüğümde aslında görüyorum ki tüm seçeneklerde karar bebeğe ait. Planlı sezeryan da olsa, normal de olsa, bebek demek ki öyle doğmayı seçmiş diyorum.

Hangi şekilde doğum yapacağına karar verirken annenin hisleri çok önemli. Ben bir şeyin hayırlısı olması için dua edip de, Allah'ın beni ona yönlendirmesine iman ediyorsam, içime doğan seçeneğin, Allah'ın bizim için hayırlı olanı işaret ettiğine inanıyorum. Bu durumda insan, verilen karara güvenmeli, diğer seçenek nasıl olurdu diye düşünmemeli.

Anne eğer sezeryan mı normal doğum mu diye kararsız kalıp da seçme aşamasında, Takdir-i İlahi'ye güvenip, kararını ona göre vermişse, aslında bu yine bebeğin seçimi oluyor. Demek ki bebek o şekilde doğmayı, o süreci yaşamayı/diğerini yaşamamayı seçmiştir.

Bütün bunları düşününce bebeğin ne zaman geleceğine karar vermesinin işaretinin sadece sancılar olamayacağını, içses yada anne-bebek arasındaki telepatik bağ ya da güdü denilen şeyin referans alınması gerektiği sonucuna varıyorum ben.

Henüz bizim doğumumuz için böyle bir sorgulamaya girişmedim. İki hafta sonraki doktor kontrolümüzden sonra bunu düşüneceğim. Ben de çok merak ediyorum hangisi olacağını.

27 Şubat 2012 Pazartesi

35.Hafta, Braxton Hicks ile tanıştım

Şubat 27, 2012 17 Comments
Zaman yine çok hızlı geçti bu hafta. Bugün 36 ya başlarken içimde ne zaman kavuşacağız acaba soruları dolaşıyor. Ablam Egehan'ı 36+3 de doğurmuştu galiba. Bu yüzden hep tetik halinde dolaşıyorken bir gece içime bir his doğdu. Öyle ki 40 haftayı bekleyeceğinden emindim sabah uyandığımda. Nasıl böyle hissettim, doğru mu bilmiyorum ama bu his sebebiyle daha rahatladım.

Bir önceki hafta, moralim çok bozuktu ve enerjim de oldukça düşüktü. Bu haftanın başlangıcından itibaren yeniden enerjim yerine geldi. İyi hissetmemin moralime bağlı olduğunu düşünüyorum artık. Üzgün ve sıkkın olduğumda kendimi daha çok salıyorum.

Bu hafta sonu arabayla gezdik nihayet. Önceden de otobüste seyir halinde olmaktan çok memnundu Helocan. Duraklarda durduğu zaman kızıp tepiniyordu. Şimdi de babası sürerken eğer durmuşşa aynı tepkiyi veriyor, giderken keyifleniyor. İnşallah doğduktan sonra da sorunsuz gezebiliriz zira canım öyle çok gezmek istiyor ki. Kısa seyahatler değil uzun seyahatler ve tatil istiyor canım, mesela başka ülkelere gitsek, bütün gün sokaklarda dolaşsak. Tabi daha sonra aynı isteklerim devam eder mi bilmiyorum :)

Kızım geçen hafta ve bu haftanın çoğunda karnımın sağ tarafına doğru yaslanmış gibiydi. Ben de bunu dik pozisyondan yan yatmış olarak yorumlamıştım. Son iki gündür, sağdaki o yoğunluk azaldı, ya baş aşağı döndü ya da yeniden yukarı döndü bilmiyorum. Yarın sabah doktor kontrolümüzde anlayacağız. Gerçi baş aşağı dönse de karnın aşağı düşmesi denilen şey olmadı. Bu haftalarda bebek doğum kanalına girmeye başlarmış ve hatta annenin paytak yürümesine sebep buymuş. Yine bu sebeple mide rahatlayacağı için mide yanmaları azalır, nefes alma zorluğu geçermiş. Bende henüz bu beliriler yok malesef.

Baş aşağı dönmesini normal doğum için istiyorum ama farkettim ki geçen ziyarette doktor dönmezse sezeryan olabilir dediğinde ben biraz rahatlamışım. Çünkü hep normal doğum istediğimi sanıyordum ama, normal doğumda anne aktif, sezeryanda anne pasiftir ya, pasif kalma fikrinin beni etkilediğini farkettim. Şimdi bu düşüncelerimi yeniden gözden geçiriyorum.

Bu haftalarda olması gereken Braxton Hicks kasılmaları nasıl birşey acaba, görsem de sancı nasıl oluyormuş anlasam diye düşünüyordum zaman zaman. Çünkü hiç olmamıştı. Nihayet bu gece kendisiyle tanıştım ama pek memnun olmadım :( Yani herhalde bu oydu diyorum. Nasıl olduğunu başkalarına sorduğumda pek tarif edemiyorlardı. Benimki aynen şöyle oldu, tarif edeyim de belki başka kişilere yardımcı olur.

Bazen üşüttüğünüzde kalbinize bir sancı girer hani bıçak saplanmış gibi, öyle acıtır ki, böyle donar kalırsınız, nefes bile alamazsınız. Akşam yaşadığım his de bunun aynısının karnımda olanıydı. Böyle dondum kaldım, nefes bile alamıyorum, sonra kısa kısa nefesler aldım biraz hafifledi ama tamamen geçmedi. Diyorlar ki pozisyon değişince bu kasılmalar geçermiş. Ben  de yatıyordum o sırada, doğruldum ve yatakta ayaklarımı yere indirerek yan oturdum. Geçti. Bir daha olmadı ama doğrusu biraz gözümü de korkuttu. Fazla etkilenmem vücudum güçlüdür diyordum ama baya baya hissettim valla, öyle pek de hafif değildi :S

Bu aralar ellerim ve ayaklarım şiş sürekli. Hava soğuk olmasına rağmen beni ateş basıyor ve ateşin de ellerimin şişmesine etkisi var biliyorum. Soğuk suyun altında tutuyorum iyi geliyor ve iniyor şişliği.  Şu an hava 0 derece ama cam sonuna kadar açık. Cem sıcak değil diyor ama ben yanıyorum, ev içinde yazlık kıyafetlere geçiş yapım.

Karnım kocaman olmasına rağmen hiç çatlağım olmadı, son zamanlarda ne kadar kilo aldım onu da bilmiyorum ama ilk fırsatta bir baskül alacağım eve. Daha önce özellikle almaktan kaçınmıştım, çünkü sürekli üstüne çıkıp da moralimi etkilemesine izin vermek istemedim. Şimdi hala fazla kilo almadığımı düşünüyorum ve doğumdan sonra kilo inişlerini de görmek güzel olabilir :)

Buraya Helocumun babasıyla ilişkilerini hiç yazmadığımı farkettim. Her sabah ve akşam babası kızımızı öpüyor, onunla konuşuyor, yatmadan önce iyi geceler diyor, sık sık sevdiğini özlediğini söylüyor. Bazen ikimizde çıksa da oynasak diyoruz, sevip koklamak istiyoruz. Her akşam yatmadan önce göbüşü kremleme işi babasına ait, güzelce yağlıyor, yetmiyor ayaklarımı bile kremliyor kocacım, hem rahatlasın hem de artan basınçla sertleşmesin diye :) Bazen Helo ile babası karşılıklı konuşuyorlar, Cem birşeyler söylüyor, ardından Helo tekmeliyor, biri konuşuyor biri tekmeliyor böyle anlaşıyorlar. Birçok yerde babaların hamilelik süresince baba olmaya tam hazırlanamadıklarını, doğduktan sonra alışmakta zorlandıklarını okuyorum. Maşallah kocacım da öyle birşey olmadı, bilinçli olduğu için şimdiden kendini hazırlıyor, hatta ebeveyn olmaya benden bile fazla yatkın diyebilirim. Onun bu tavırları ve beni motive etmesi bana çok iyi geliyor, iyi ki böylesin aşkım.

20 Şubat 2012 Pazartesi

34. Hafta, Tam Bir Hamile

Şubat 20, 2012 11 Comments
Bugün 34. hafta bitip de 35'e başladığımız için çok ama çok gerginim. Önceden 35 den sonra artık beklemek gerek, o zamana kadar tüm işlerimi bitirmeliyim diye kendimi şartlandırıyordum, ancak gel gör ki yine bir arpa boyu ilerleyememiş durumdayım. Bu yüzden öyle stresliyim ki, stresten ne uyuyabiliyorum, ne de zamanın keyfini çıkarabiliyorum. Herhalde her hamilenin bu haftalarda tek düşündüğü doğum ve sonrası olurken, ben onları değil işlerimi düşünüyorum, planlarıma sadık kalmadığım için kendimi suçluyorum, Helo'ya bu hafta yeteri kadar özen bile göstermedim bu yüzden :(

Belki bu stresin vücuduma getirdiği uyuşukluktan, ya da artık iyice şiştiğimden bilmiyorum, bu hafta ilk defa kendimi tam hamile gibi hissetmeye başladım. Bu zamana kadar aldığım kilolar ve karnımın şişliği hareketlerime ve enerjime çok etki etmemişti. Şikayet edebileceğim bir fiziksel rahatsızlığım yoktu, ama bu hafta öyle değil, tamamen değişti.

Artık ellerim iyice şişiyor, geceleri uyuşuyor,sabah masajla kendine geliyor ancak. Yatakta bir yandan bir yana dönmek, yataktan kalkmak çok zor. Yataktan kalkmadan önce, yemek yedikten sonra masadan kalkarken bir süre düşünüyorum, cidden düşünüyorum acaba kalkmasam olur mu, nasıl kalkacağım diye. Öyle zor geliyor ki. Kollarım bedenimi çekmeye zayıf kalıyor. Yatağımın tam yanında bulunan beşiğe tutunup kalkıyorum, sağlamlığı defalarca test edilmiş oldu onun da.

Yatarken aynı yönde bir süre kalınca yanlarım ağrımaya başlıyor, içimden söylüyorum, "yanlarım ağrıyor hasanım, sünger yatak isterim hasanım". Demek ki insanın yanlarının ağrıması böyle bişeymiş daha önce hiç bilmiyormuşum. Aralık ayının sonuna doğru yatağı almış olmamıza rağmen benim yattığım yer çökmeye başladı, üstelik oldukça kaliteli bir yataktı böyle dokusu özel, aloe veralı falan. Eyvah diyorum nasıl da çökertmişim.

Bir de ilk defa bu hafta dizlerimdeki eklemler de uyuşmaya başladı geceleri. Hamileliğin bu dönemlerimde eklem ağrıları normalmiş, ödem sinirlere baskı yapıyormuş. Fakat bir gece sağ dizim uyuşup kalınca ve ben bacağımı hareket ettiremeyince çok korktum. O gece bacağımın arasında yastık yoktu, sonra koyunca bir daha olmadı neyse ki.

Yani uzun lafın kısası, bu fiziksel sıkıntılar beni sıkmaya başladı. Cem'e ah vah ettikçe, diyor ki "merak etme az kaldı, geçecek". Bu sefer de başlıyorum "bana az kaldı demeee daha bir sürü işim var" diye söylenmeye. Garibim ne diyeceğini bilemiyor, birkaç seferden sonra, "merak etme geçecek, daha çok var ama" diyor :)

Dün gece yine kendimi o kadar kasmışım ki, uzun bir süre rahatlayıp uyuyamadım. Sürekli işlerim konusunda kafamda planlar yapıyorum, A planı, B planı, C planı çeşit çeşit planlar. Allahım nolur planlarımı gerçekleştireyim diye içimden çığlıklar kopuyor ama sonra kendime geliyorum, "utan kendinden, bebeğini düşünüp ona dua edecekken, işleri düşünüyorsun" diye kendimi suçluyorum bu sefer de. İç huzurum yine elden gitti anlayacağınız.

Herhalde bu güne kadar yazdığım en şikayet dolu post oldu bu ama, ilerde başka hamilelik yaşarsam kıyaslamak açısından olduğu gibi yazmam lazım. Bu hislerle doluyken, aslında hamileliğin öyle aman aman keyifli birşey olmadığını düşünüyorum kendim için, belki de çoğunlukla yalnız ve birçok kişiye göre nispeten farklı bir dönem geçirdiğimdendir.

Biraz da Helocuğumla ilgili bilgi vereyim. Uykuları ve hareketleri düzenli, aşırı sarsıcı tekmeleri yok. Son iki gündür acaba yan mı döndü bilmiyorum karnımın sağından soluna doğru bir gerginlik hissediyorum. Özellikle sağ tarafımda kafası (yada poposu olabilir) yuvarlak bir çıkıntı oluyor ve orayı oldukça zorluyor.

Daha önce yazmış mıydım bilmiyorum, bazen bir süre hareketini hissetmeyince, içimden bir tepki vermesini istiyorum. Telepatik olarak aramızda bir bağ var mı, düşüncelerimi anlıyor mu diye. Neredeyse hepsinde yanıt vermekte gecikmiyor. Uyuyorsa bile bir tekme atıp yeniden uyumaya devam ediyor. Aramızda telepatik bir bağ olduğuna inanıyorum.

Helo'nun gerçek ismini yazdıktan sonra, içime bir kuşku düşmüştü. Daha önce hiç o ismin bir etiketlemeye sebep olup olmayacağını düşünmemiştim. Sonrasında aklıma geldi, acaba belli bir kökene aitmiş gibi yaftalanır mı isimden dolayı diye. Bir süre tereddüt ettim, hatta başladığım duvar süsüne bile devam etmek istemedi canım. Sonra düşündüm, bir yıl sonra bile ne olacağı, şartların nasıl değişeceği belli değilken, çok ileriki bir zaman için bunu kestirmek olanaksız. Kaldı ki bebeğimiz belki Türkiye'de hiç yaşamayabilir bile (Allah bilir), bu yüzden iç sesimden başka birşeye kulak vermemeliyim dedim ve süsümüzü tamamladım.


İmkansızlık insanı gerçekten yaratıcı yapıyormuş. Cem bile şaşırdı, çok güzel oldu çünkü. İsmin yanına bir kelebek kondurmayı düşünmüştüm. Nevresimlerimizde kelebekler var ve kulplarımız da çiçekli. Kelebek figürünü yazıcıdan çıkartıp biraz taşmış şekilde kesmiştim. Kartonu da bu şablona göre kestim, ardından kağıdı kapladım ama kelebek şekli pek belirgin olmadı. Sonra yazıcıdan çıkardığım kağıtta, beyaz yerleri makasla keserek boşalttım ve kartonun üzerine yapıştırdım. Böylece siyah hatlarıyla daha belirgin oldu kelebek.


Kelebeğin noktalı çizgi şeklinde gösterdiğim yolunu da siyah bantı (hani elektrik kabloları için olan bant) minik minik keserek yaptım. Yine harfleri ve kelebeği siyah bantla yapıştırdım, çünkü bu bant iyi yapışıyor ama duvardan kolayca çıkıyor, hiç iz bırakmıyor. Siyah oluşunu özellikle tercih ettim biliyorsunuz, başlarda bebekler sadece konstrast renkleri görebiliyor. Helocum bu süsü yattığı yerden görebilecek.

Resimde isim çok baskın gözükmüyor ama odada oldukça dikkat çekiyor aslında. Aynı uygulamayı, kuş, uğur böceği, arı, helikopter, uçak gibi figürler için yapabilirsiniz. Neredeyse sıfır maliyetli bir süsleme oluyor :)

16 Şubat 2012 Perşembe

Keçe Kapı Süsü

Şubat 16, 2012 7 Comments
Bloguma son olarak yazdığım karamsar yazı daha fazla kalmasın, biraz renk gelsin diye bugün yaptıklarımı koymak istedim. Daha önce burada kısmen belirttiğim üzere, bu kapı süsünü arkadaşımın bebeği için hazırlamıştım. Eşim İstanbul'a giderken götürecekti ama malesef kısmet olmadı. Umuyorum Helocum doğduktan sonra hep beraber gittiğimizde Elacık henüz doğmamış olacak ve biz yetiştirebileceğiz.


Ela harfleri biraz yamuk çıkmış ama gerçekte daha düzgün görünüyor, aydınlık olsun diye perdeye astığım için yamulmuş. Gerçi renkleri tam çıkmadı, bu yüzden aşağıda yeniden çektim. Asmak için kullandığım ip ve bayrakları sanki kuşların ağzı ile tutuyormuş gibi ayarladım.


Aşağıda da dolabın kulplarının bitmiş hali. Geriye kendimize yapacağımız kapı süsü ve tamamlanmasına az kalmış duvar süsümüz var. Sonra yerleştirip resimleyeceğim inşallah köşemizi.


14 Şubat 2012 Salı

Yoksunum...

Şubat 14, 2012
Bir süredir melankolik haller üzerimde bir çok blogcu gibi. Gamze Anne'den hepimiz çok etkilendik ben de öyle. Hamileliğimde üzüntülerden kaçınmak için ne kadar kendimi kapatmaya çalışsam da olmuyor. Bu gece yine düşüncelere daldım.

Dün arkadaşımla gtalktan yazışıyorduk. O da hamile ve annesinde idi. Sonra annesi çağırdı onu, çay yanına birşeyler hazırlamış, konuşmayı kestik. Bu durum bir çok kişi için normalken, hatta o an ben bile bunu gayet sıradan karşıladığım halde gece bana olanlar oldu. Nasıl da içime işlemiş bu minicik bir olay. Öyle çok hissettim ki yoksunluğunu, yemek falan değil özendiğim , annenin çağırması, ilgilenmesi, sonrasında sohbet edip çay içecek olmaları...

Sonrasında başladım saymaya, hamileliğim çok şükür çok iyi geçti ama birçok şeyden de yoksundum.

-Annemin, ablalarımın, sevdiklerimin ilgisini hiç göremedim, herkesin çok şikayet ettiği, yolda tanımadığı insanların karnına dokunmasını hiç yaşamadım, o ilgiyi bile görmeyi bile öyle isterdim ki..

-Yakınlarımın sevdiğim şeyleri hazırlayıp bana süpriz yapmalarını hiç yaşamadım, canım birşey istediğinde çoğunlukla kendim yapmak zorundaydım ve genelde de üşendim.

-Doktordan geldiğimde, bebekle ilgili birşey aldığımızda, yapacağımız hazırlıklarda konuşacak, bıcır bıcır anlatacak biri olmadı yanımda. Dün doktor muaynehanesinde beklerken, dilini anlamasam da yanında arkadaşı ile gelen, sevinçle ultrason resimlerini gösterip, birşeyler anlatan hamile bayana baktııım baktım

-Bazen üzerime tembellik çöküp de yemek pişirmek istemediğim zamanlar, dışardan sipariş verme (neredeyse hiç yok) veya hadi anneme gidelim de orda yiyelim deme şansım da hiç olmadı

-Yine yorgun hissettiğim zamanlar evi temizlemeye yardım edecek kimse yok yanımda, orda olsaydım yeğenim ablam kesin imdadıma koşardı

- Çevremdeki tüm hamilelere bebek şekeri, baby shower gibi şeyleri hazırlama sorumluluğunu keyifle üstlenirdim, bana böyle birşeyi yapacak ne arkadaşım ne de katılacak kimse yok burada.

-Kendimi naza çekmek istediğimde nazımı dinleyecek, beni; aman iyi giyin, üşüme, kaldırma, soğukta dışarı çıkma diye azarlayacak annem de yok yanımda

Bu liste uzar gider ama daha fazla uzatmayacağım. Bütün bu yoksunlukların bana kazandırdığı tek şey güçlü olmak zorunda olmam. Biraz ağlarım sızlarım sonra daha da dirayetli hale gelirim. Burada eşimin yanında olmaktan, onun ilgi ve sevgisinden asla şikayetçi değilim fakat herşey dört dörtlük olmuyor tabi ki. Bu hislerim birkaç saat sonra geçer gider ama hamilelik günlüğümde kalmasını, ilerde okuduğumda hatırlamayı istiyorum.

Bu yazıyı kimseden yorum,empati,sempati, öğüt, almak için yazmadım. Zaten yorumlara da kapalı.

13 Şubat 2012 Pazartesi

33. Hafta, 2222 gr.

Şubat 13, 2012 11 Comments
Gebelik günlüğümde her haftaya özel bir başlık ilave ediyorum biliyorsunuz. Bu hafta ne yazacağımı bilmiyordum ki bu sabah Helo yine bize hoş bir sürpriz yaptı. Bu sabah doktor kontrolümüz vardı, kilosu tam tamına 2222 gr çıktı. Doktor da söylerken tebessüm etti, bu kadar olur yani :)

Madem kontrolden başladık önce onu anlatayım. Son zamanlarda hıçkırıklarını aşağılarda hissetmem ve nispeten daha sakin oluşu sebebiyle, herhalde baş aşağı pozisyon aldı da keyfi yerinde diye düşünmeye başlamıştım. Çünkü son doktor kontrolümüzde başı yukardaydı. Meğer yine dönmemiş Helo'cuk, dimdik duruyor. Doktor daha zaman olduğunu ama eğer bu pozisyonda ısrar ederse sezeryan olacağını söyledi. Bu konuda biraz üzüldüm bir süre ama sağlığı herşeyden önemli tabi. Dönmesi için dua edeceğim bakalım dönecek mi?

Diğer yandan böyle asi bir karakterinin olması da yüzümü gülümsetiyor. Cem'e diyorum bu da anası gibi dediği dedik çaldığı düdük olacak galiba. Eğer öyle olursa çok uğraşacağız demektir. Doktora bundan sonra 15 günde bir gidicez ve iki kontrol için randevumuz belli. Eğer sezeryan olursa 38. in muhakkak dolmasını bekleyeceğimizi, sonrasında ise gün ve zamanı seçebileceğimizi söyledi. Bu durumda yeni düşünceler aldı beni ama daha vakit var, diğer kontrollere kadar kendimi rahat bırakacağım.

Oysa son zamanlarda baş aşağı dönmediyse dönsün diye neler yapıyordum. Köpek pozisyonunda durmalar, çömelmeler... Her sabah uyandıktan sonra biraz diz dirsek şeklinde durup belimi de esnetiyordum. Artık hakkımızda hayırlısı.

Geçen hafta yazısında hastane çantasını sorduktan sonra gelen yorumlar çok yardımcı oldu ve çantayı hazırladım sayılır, sadece birkaç eksiğimiz var ki, onlar da listelendi, alınıp çantaya atılacak. Her şeyden bol bol hazırladım. Çantayı 3 gün için sormuştum, gerçi sonradan öğrendiğimize göre, örnek verdiğim kişilerin doğumu biraz ağır geçmiş, o yüzden 3 gün kalmışlar, herkes 3 gün kalmayabilirmiş yani. Ama ben yine de fazladan hazırladım olsun.

Bu hafta babası Helo'yu yüzmeye götürmek istedi. Cuma günü iş çıkışında buluştuk, bir otelin havuzuna gittik. Aslında halka açık havuzlar da var ama özel bir otelin sterilizasyonu daha iyidir diye onu tercih etmiştik. Gerçi oraya bir daha gitmeyiz herhalde. Pek komik şeyler yaşadık çünkü, o kısmı bize kalsın :) Ben de doğuma yardımcı olsun diye çeşitli egzersizler, bacak hareketleri yapıp bunu biraz abartınca, ertesi gün tüm gün bacaklarım ağrıdı. Pazar günü de alışverişe gittik, Helo'nun bazı eksiklerini aldık, müthiş indirimlerden kendimizi de alıkoyamadık ve elimiz kolumuz döndük. Meğer doktor da bizi dün görmüş avm de çok sevimliydiniz dedi.

Alışveriş merkezinde bozuk para ile çalışan masaj koltukları var ya, Cem ona oturmam için ısrar etti ben de yaptırdım. Ay öyle komik oldu ki, göbeğim ve ben zamngır zangır sallanıyoruz, ben gülmekten duramıyorum, her geçen bana şöyle bir bakıyor çok utandım. Ama gerçekten çok iyi geldi masaj, bir de 15 dakka sürüyormuş, bitmek bilmedi. Şimdi düşünüyorum da doğuma kadar her hafta yaptırsam ne güzel olur. 2 euro zaten hiç bişey değil.

Geçenlerde Helo'nun gerçek ismini yazdıktan sonra, çok güzel yorumlar almama rağmen içime bir kurt düştü. Acaba söylemekte acele mi ettim, başka isimler beğenir miyiz diye. O günden sonra kocacım hadi gel isim bakalı dedi, listeleri açtık internetten. S harfine kadar geldik (gerisine daha bakacağız) , buraya kadar 3 farklı isim daha kaydettik ben de Helo'ya sormaya karar verdim. Aynı uygulamayı ablam da yapardı, "şu ismi istiyorsan bir kere, istemiyorsan iki kere tekmele" gibi soru sorardı bebeğe. Bütün seçtiğimiz yeni isimlere hayır, Dila'ya evet dedi yeniden. Üstelik bir kaç kere de denedim. Yine alternatiflere açığız ama bakalım son kararımız ne olacak.

Bu haftanın bir diğer gelişmesi de bugün kesinleşecek olan, araba alışımız. Son bir aydır araba araştırıyorduk. Geçen hafta bir arabayı beğendik, anlaştık bugün kontrat imzalanacak. Biz kocacımla yıllardır toplu taşıtların baş üyesiyiz fakat bebek gelince bir araba gerekir diye harekete geçti babası. Yıllardır beni hiç arabayla gezdirmedin, bir kere bile şöyle sefa sürmedim, kızına daha doğmadan hazırlıklar yapıyorsun diye dırdır yapıyorum Cem'e :) Şaka bir yana, İstanbul'da işe giderken hep deniz yolculuğu yapmamız gerektiğinden arabayı hiç düşünmedik, burda da araçların ordakilerin yarı fiyatı olması çok işimize geldi doğrusu, orda olsak o kadar fiyata araba almaya öncelik verebilir miydik kestiremiyorum. Bu ilk arabamız olacağı için eşim de ben de çok heyecanlanıyoruz, gezilecek yerler için hayaller kuruyoruz...

Birçoğunuzun haberi vardır Gamze Anne ile ilgili, burada iken elimden fazla birşey gelmese de, dua etmek ve elimden geldiğince çok kişiye ulaştırmak konusunda yardımcı olabilirim. Zaten ilk duyduğumda Facebook grubuna üye olmuştum.

Yeni açılan ve durumunu, ihtiyaçlarını birebir yansıtan blog burada.

Facebook grubuna üye olmak için buraya

Kişisel blogu için buraya

Son bir haftadır o kadar güzel bir destek sergileniyor ki, bunca insanın emeği ve dualarıyla, güzel şeyler olacağına inanıyorum ben de.

8 Şubat 2012 Çarşamba

Helo'nun Gerçek İsmi

Şubat 08, 2012 37 Comments
İsim konusunda öyle takıntılı biri olmadım hiç. Değişik olsun, duyulmamış olsun, en güzel olsun gibi heveslere kapılmadım. Eskiden beri sevdiğim bazı isimler vardı, mesela

- okuduğum tanzimat dönemi romanlarından Lamia, Feride, Maide .. gibi eski isimleri hep çok sevdim
- ya da halk edebiyatındaki isimler Balkız, Cankız,Zeliş, Aykız...
- Yörük hikayelerindeki öz türkçe isimler de güzel geliyordu, Gökçe, Ayça gibi
- Yeni modern isimlerden de bir çoğunu beğeniyordum, öyle güzel isimler var ki
- Lale, Leyla gibi isimleri de çok melodik bulurdum, la hecesi kulağıma çok hoş geliyor nedense,
- ama eskiden beri kızım olursa adını Ayşegül koymak isterdim, ilk okulda çok sevdiğim bir arkadaşımdı, sonra liseye giderken bir gün evlerinin önünden geçerken cenazesini gördüğüm...

Ancak çok önemli bir kriter vardı ki benim için, ismini kızımın seçeceğine inanıyordum. Bence bütün bebekler öyle yapıyor ya. Bir işaret olacaktı kanımca, rüya yada bir his, o ismi duyduğumda "İSTE BU KESİNLİKLE ONUN İSMİ" diyecektim. Hep o işareti bekledim.

Cem'le özellikle kitap ve internet arşivleri karıştırmadık, ben birkaç siteye bakmıştım ama, ne orda ne de aklımıza gelenlerden ikimizin de işte bu dediği isim çıkmıyordu. Ya o ya ben bir kusur bulduk tüm isimlere. Yukarıda yazdığım tüm isimler de ya onun içine sinmedi, ya da Türkçe karakter içeriyordu. Burda olduğumuz için Türkçe karakter olmasın ve kolay anlaşılan okunan bir isim olsun istedik. Tam anlamıyla içimize sinen bir isim bulamıyorduk ama hiç de acele etmedik. En kötü ihtimalle doğunca gözlerinin içine bakıp, "bu kız kesinlikle ..." diyebilirdik belki.

Yine de çok uzun sürmedi işaretin gelmesi. 20. haftada (hatta makalemin kabul edildiğini öğrendiğim gün, çünkü öncesinde aşağıdaki olay gerçekleşmişti) ismi belli oldu Helo'nun. Ancak kesin bu olacak demedik, belki başka ilhamlar da gelir diye bekledik, gelmedi.

O gün arkadaşım Aytül ile facebooktan yazışıyorduk. Çevremizdeki herkes gibi o da isim öneriyordu bize, birçok isim söyledi, hepsine bir kusur buldum. Sonra şöyle dedi
-Hocam burda ... ablanın kızı var ismi Ayşe Dila, görseniz öyle tatlı öyle akıllı ki
-Aaa ne dedin sen Dila mı dedin. (burda kalbim birden bire güm güm atmaya başladı)
-Yok Ayşe Dila dedim
-Cem Ayşe'yi beğenmiyor, ama sadece Dila olabilir belki anlamı neymiş (içim kıpır kıpır yerimde oturamıyorum, kalbim yerinden çıkacak gibi, Helo da hareketlendi)
-Gönülden seven demekmiş
-Çok güzelmiş anlamı, dur bekle Cem'e sorayım.

Gtalktan Ceme yazıyorum
-Aşkım Dila nasıl
-Güzeeeeel, anlamı neymiş
-Gönülden seven demekmiş
-Çok güzelmiş anlamı tamam olabilir.

-Aytüüüül, Cem de çok beğendi biliyor musun ilk defa bir isime ikimiz de ısındık ve ben çok değişik hissediyorum, hiç böyle hissetmemiştim, galiba ismi bu olacak.
-Ya çok sevindim, çok güzel bir isim, hocam Cem abi ile sizin aşkınıza da uyuyor bu isim
-Öyle galiba sen de kızımızın isim annesi oldun böylece, çok sağol.

İşte böyle bir konuşmanın ardından ismi ortaya çıktı. Dila. Bu ismi sınav kağıtlarında görüyordum ama çevremde tanıdığım bu isimde kimse yok. Hani bazı isimlerde aklınıza o kişi gelir de onun beğenmediğiniz huyları sebebiyle vazgeçersiniz öyle değil, tamamen nötrüm bu isme karşı.

O zamandan beri diğer önerilere de açık olduk, yeni isimler de düşündük ama hiç birinde aynı hissi alamadık. Bugün hala Dila dedikçe içimde aynı kıpırtıyı hissediyorum. Kulağıma çok melodik geliyor, anlamına bayılıyorum, istiyorum ki, kalbinde bolca sevgi olan biri olsun, neyi severse sevsin gönülden sevsin.

İşte isim hikayemiz böyle, Allah nasip ederse, Helo'nun gerçek adı Dila olacak.

dipnot 1: nedense bu yazıyı tekrar okuduğumda gözyaşlarımı tutamadım, çok değişik hissettiriyor bana, hakkımızda hayırlısı.

dipnot 2: yazıyı duvar süsü ile birlikte yayınlayacaktım ama daha bitmedi ve ben de bekletmek istemedim.

7 Şubat 2012 Salı

İsim Yazılı Duvar Süsü

Şubat 07, 2012 15 Comments

Birçok yerde görmüşsünüzdür, beşiğin üzerine bebeğin ismini yazan blok harfler asılarak süsleme yapılıyor. Çok önceden beri yapılacaklar listemdeydi ancak nasıl yapacağımı uzun uzun düşünmek zorunda kaldım.

Burada hayatımızda ilk kiracılık tecrübemizi yaşadığımızdan mıdır nedir, eşim çok hassas ev konusunda. Çivi bile çaktırmıyor. Zaten iç duvarlar da bir değişik, ince ve taş gibi değil de başka bir malzeme sanki. Duvarlara çivi çakamayınca raf hayallerim de suya düştü ama napalım artık, başka evlerde güzel odaları olur inşallah kızımızın.

Genelde ahşaptan olan bu harfleri duvara monte etmek için çivilemek gerekiyor, biz başka çözüm bulmak zorundaydık. Aklıma yalıtımda kullanılan izolasyon köpükleri geldi. Hani daha sıkı ve kalın olanlar. Onlardan bir tabaka alır, harfleri keser, üzerlerini süsler ve çift taraflı bant ile duvara yapıştırırım diye düşündüm.

Sonra beşiği alınca onun kutusu ilişti gözüme. İlk etapta bu mukavvayı denemeli olmazsa köpük alırım dedim. Karton neden ilk başta aklına gelmedi diyebilirsiniz ama ben derinliği olan kalın harfler istiyordum. İnce olunca istediğim görüntü olmayacaktı.

 Neyse, kartonu birkaç katman kesip üstüste koyarak daha kalın yapmaya karar verdim. Yandaki resimde iki adet üstüste yapışmış mukavva var. Yine düşündüğüm kadar kalın olmadı ama zorlu bir font seçtiğimden daha fazla uğraşmak zor geldi. Zira daha diğer harfler var. Mukavvayı makasla kestim ama kıvrımlı bölümler zorluyormuş makasla da olsa.

Sonra çiçekli paket kağıdıyla kapadım. Aslında kendinden yapışkanlı kağıt aradım ama güzel desenli bir kağıt bulamadım. Mecburen yapıştırıcı ile kaplayınca, kağıt da ince olduğu için nemden biraz buruştu. Fakat uzaktan bakınca pek anlaşılmıyor.

Şimdi diğer harfleri de tamamlayıp, duvara çift taraflı bant ile yapıştıracağım. Artık Helocuğumun ismini o zaman ilan ederim. Anlaşıldığı üzere D ile başlıyor ismimiz :)

Sonradan güncelleme, duvar süsünün bitmiş haline buradan bakabilirsiniz.

6 Şubat 2012 Pazartesi

32. Hafta, Hastane Çantası Sorunsalı

Şubat 06, 2012 22 Comments
Günaydın, evet uyanalı çok oldu ama kendime gelemedim hala, bu gece yine Helo'cum çok hareketliydi. Yanda yer alan sayaçta, geçen hafta için bebeğin çoğunlukla uyuduğu bilgisi vardı. Şaşırtıcı derecede doğru çıktı bizim için. Helo bir haftadır neredeyse sürekli uyudu, öyle ki çoğu zaman hareket etmiyor diye yüreğim ağzıma geldi. Bu geceden itibaren ise yeniden eski performansına döndü. O yüzden şikayetçi değilim, iyi olsun da yeter ki, ister tepinsin, ister uyutmasın.

Bu hafta ardarda üç ölüm haberi aldım, bu yüzden moralim pek iyi değildi. Hayat bu elden bişey gelmiyor ama biri daha bebek olduğu için çok etkilendim, bol bol dua ettim. Allah sabır versin geridekilere, çok zor gerçekten.

Türkiye kar altındayken burada kar yoktu ama size göre çoook soğuktu. Günler ortalama -20, -25 derece (geceler daha soğuk) geçti. Cumartesi gününe kadar kar yamamıştı, Cumartesi bolca yağarak heryer doldu. Üstelik yerler kupkuru olduğu için, kar, kum taneleri gibi rüzgar estikçe savruluyordu. Birkaç kere yakındaki markete gitmek dışında pek çıkmadım, dün de Tescoya gittik, en uzun dışarda kalışım oydu. Giderken yürüyerek gidiyoruz (bir durak ötede), dönüşte elimizde poşetler olduğundan otobüsle dönüyoruz. Hava öyle soğukmuş ki yüzüm botokslu gibi oldu, herhalde dedim İstanbul'da olsam herkes bana dışarı çıkma derdi :) Gerçi soğuk havayı soluklamayı seviyorum. İçime çektiğimde temiz hava zindelik veriyor ve canlandırıyor. Zaten hava bu kadar soğuk olsa da her gün mutlaka evi bir saat havalandırmayı hiç ihmal etmedim. Çok şükür bu zamana kadar bir hastalık da olmadı.

Hamilelikle ilgili sıkıntılarım hala devam eden mide yanmaları (ama eskisi gibi kötü değil ya alıştım ya azaldı), geceleri ellerimin uyuşması ve daha önce hep yazacak olduğum halde unuttuğum kabızlık. Normal hayatımda da bağırsaklarımla aram pek iyi değildi, hamilelikte iyice boşladılar işlerini. O kadar zorlanıyorum ki içimden diyorum allahım beni doğuma mı hazırlıyorsun yoksa. Gerçi öne eğilmeden o işi yapmaya çalışmak ayrıca zormuş. Geçen hafta bir keresinde artık kanadı ve yara oldu o derece. Bu konuda tecrübelerim sonunda, benim tek işime yarayanın kuru incir yemek olduğunu biliyorum ama bazen ihmal ediyordum, şimdi düzenimi bozmamaya çalışıyorum.

Sıkıntılara bir de yorulmayı eklemek lazım ki, 2-3 saat boyunca ayakta durduğum market ziyaretinden sonra artık iyice ağrıyor bacaklarım. Tabi bayanların işi market alışverişi ile bitmiyor. Misal dün geldim, poşetleri boşalttım, biraz bulaşık vardı yıkadım, yemeklik malzemeleri hazırladım, bir süt molasında dinlendim, ardından yemek yaptım, yedik, bulaşık yıkadım vs. Toplamda daha uzun süre ayakta durmuş oluyorum yani :)

Geçtiğimiz Cuma günü eşim İstanbul'a gidip birkaç gün kalacaktı. Sabah erkenden Budapeste'ye gitmek için trene bindi. 3,5 saat sürüyor, ordan havaalanına gidişi de eklerseniz 4-4,5 saat sonunda havaalanına varmıştı ki telefon etti. Uçuş iptal olmuş. Ben hava şartları sebebiyle zannettim ama meğer Malev iflas etmiş (tam da o gün olmuş ne şans), o sabah itibariyle de bütün uçuşlar durmuş. Havaalanı çok kalabalıkmış, tvler falan varmış. Bana telefon etti ve internetten başka uçuş baktım ama tek uçuş olan THY nin tüm biletleri tükenmişti. Mecburen geri döndü. Aslında bir bakıma çok sevindim, çünkü ne kadar güçlü olmaya çalışsam da, bu şehirde tek başıma kalacak olmaktan korkuyordum. Düşününce oradan getirilecek çok acil ihtiyaçlarımızın olmadığına karar verdik, birkaç önemli parçayı da, şu an İstanbul'da olan buradaki tek Türk arkadaş gelirken getirecek, iyi oldu yani.

32. haftayı doldurduğum için, işyerimden doğum iznine ayrılma zamanı geldi. Geçen hafta doktor raporunu (ve yurt dışında olduğum için çevirisi, onayı içeren birçok belgeyle birlikte) hazırlayıp internet üzerinden gönderdim, orjinalleri de posta yoluyla yola çıktı. Normalde orda olsaydım daha çalışmaya devam eder miydim bilmiyorum ama görevlendirme iznim dolduğundan ve tekrar İstanbul'a dönme şansım olmadığından bu hafta izni başlatmak zorundaydım.

Son birkaç aydır hiç bir muaynede Helo'yu ultrasondan görmediğim için (aslında bakılıyordu da, ben değil Cem görüyordu) yüzünün nasıl olduğunu bilmiyorum. Bu sıralar öyle çok merak eder oldum ki, bir sonraki kontrolde ne olursa olsun tüm görüntüleri almak istiyorum.

Başlığa yazdığım konuyu neredeyse unutacaktım. Sanırım çanta hazırlasam iyi olur. Hastane çantasına neler konacağına dair fikrim var, internette de çok kişi listelemiş zaten. Ama benim sizlere sormak istediğim şu.

Burada doğumla ilgili bildiğim tek örnek, eşimin iş yerindeki Nijeryalı arkadaşının eşi. Benim de muhtemelen doğum yapacağım hastanede normal doğum yapmış ve 3 gün kalmışlar. Bizim de 3 gün kalabilceğimizi göz önüne alarak, 3 gün için neyi, ne kadar koymam lazım çantaya kestiremiyorum. Yani bebek için kaç takım kıyafet, anne için kaç tane gecelik böyle şeyler kafamı kurcalıyor. Bir de hastane prosedürünü bilmediğim için, acaba bebeği yıkarlar mı, eğer sadece silerlerse, kıyafetler batar mı? Batarsa bunlar çıkan lekeler mi? İşte bu yüzden çok beğendiğim değil de gözden çıkarabileceğim kıyafetler mi almalıyım? Böyle şeyler düşünüyorum. Bir yanım hiç bir eşya bebekten değerli değil, o kadar plan yapma diyor, bir yanım da özene bezene aldıklarımı doya doya giydirmek istiyor, böyle kararsız kalıyorum. Bu konuda önerilere ihtiyacım var.

Bu haftanın şarkısı da ninni olsun. Bu ninniyi geçenlerde kendi kendime söylerken, Cem de tamamını dinledi (muhtemelen ilk defa) ve yıldızlı yerlere sansür koydu. Bu ninniyi değiştirmediğim sürece söyleyemezmişim. Diyeceksiniz ki aman o da bişey mi diye fakat gerçekten eşim diye demiyorum bunca yıldır (14 yıl) ağzından hiiiç küfür duymadım. Dolayısıyla bu yasağı koymaya hakkı var. Ninniyi herkes biliyor ama buraya yazdığım yıllardır bütün yeğenlerime söylenen bizim aile versiyonu, gerçekte böyle mi bilmiyorum.

Dandini dandini dostana, danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı, yemesin lahanayı

Lahanayı değil kökünü yemiş, ....'nın gelmiş g*tünü yemiş,
Uyusun da büyüsün demiş, tıpış tıpış yürüsün demiş.

Dandini dandini day kuşu, .... da çıkamaz yokuşu
Yokuş da yolu otludur, .... 'nın g*tü b*kludur.

Dandini dandini danalı bebek, elleri kolları kınalı bebek
Uyusun  da büyüsün bebek, tıpış tıpış yürüsün bebek

Dandini dandini dan ister, babasından don ister
Keten de donları beğenmez, streç pantalon ister (büyük ablamın ilavesi)

Hu hu hu huuuuu....  (ninni söylenirken istenilen kısım sonsuz kere tekrar edilebilir)

Not: Bu ninniyi en çok en büyük yeğenime söylenirken dinlemiş olmalıyım, ..... yerlerini söylerken hep onun ismiyle dolduruyorum. Helocumun ismine alıştırma yapmam ve * lı yerleri değiştirmem lazım :)