29 Ekim 2008 Çarşamba

PhotoScape

Geçenlerde Delfina'nın bu yazısında bu program ile tanıştım. Kendisi çok şık headerlarını bu fotoğraf programı ile yapıyormuş. Ben de eskiden beri alıştığım Ulead'ın Photo Impact'ini kullanıyordum, Photoshop da elimde olmasına rağmen tam anlamıyla ona pek alıştığımı söyleyemeyeceğim. Bu bedava programı indirdim ve denedim.

Öncelikle programın Türkçe erişim panaline sahip olması çok kolaylık sağlıyor. Bunun yanısıra otomatik konstrast, parlaklık, ışıklandırma vs. ayarlarını çok kolay yapabiliyor. Yeniden boyutlandırma,kenarları yuvarlatma ve kırpma çok kolay. Tabi bunların yanısıra hareketli gif resimleri oluşturma ve kolajlar yapmak için de muhteşem.

Benim en çok ilgimi çeken ise programa yüklenmiş, resmi süslemek amacıyla kullanabilecek çerçeveler, resimler ve ikonlar. Benim kullandığım programlarda da bu özellikler var ama insan bir süre sonra sıkılıyor ve eğer o özel bir programsa ancak kendi formatında ilavelre yapılmasına izin veriyor.

Photoshop piyasaya çıktıktan sonra elbette bir devrim yarattı. Photoshopa özel hazır resimler (çiçekler, kelebekler, çerçeveler gibi) photoshop uzmanları tarafından yapılıp internette ücretsiz erişime sunuluyor. Bu fırçaları programa yükleyip seçenekleri zenginleştirebiliyorsunuz.

Bu kesinlikle çok güzel bir fırsat ve asıl gelmek istediğim nokta PhotoScape'in photoshopa özel png resimlerini kullanıyor olması.

Geçen gün tavşanı süslemeye uğraşırken arşivindeki resimlerin uzantılarının png olduğunu farkettim ve kafamda ışık yandı. Acaba Program Files klasöründe Photoscape'in içine başka resimler koysam tanır mı diye. Tesadüf ki geçenlerde 10marifet'te yayınlanan bir yazının linklerinden bir sürü scrapbooking için kartlar, çerçeveler falan indirmiştim. Bunlar da png uzantılıydı hemen denedim. Oldu. Yukarda görülen resimdeki çerçeveyi ordan almıştım.

Böylece önümde sonsuz bir deniz uzandığını farkettim. Photoshop kadar karmaşık olmadan Photoshop kadar güzel resimler. Bir sürü ikon indirdim png uzantılı. Şimdi çeşit çeşit resimler yapabileceğim. Son resimdeki kalpler internetten indirdiğim bedava ikonlar (malesef linkini hatırlamıyorum bir sürü siteye girdim çünkü), bunları ve daha birçok sevimli şeyi bundan sonra kullanacağım.

Not: Yukarıdaki amigurumi bana ait değildir, çok hoşuma gittiği için bilgisayarıma kaydetmişim eskiden. Malesef onun da linki yok. Benim arkaplanım lacivert olduğu için çok şık durmadı kenarları ama beyaz fonlu bir sitede harika gözükür ve hatta arkaplan istenilen renkte yapılabilir ben üşendim şimdi.

28 Ekim 2008 Salı

Tavşi








Geçenlerde bahsettiğim tüylü amigurumi nihayet bitti. Aslında neredeyse bitmişti ama bacakları için ipim kalmamıştı. Tekrar yüncüye gitmek zaman aldı ve bugün bacakları da tamamlayarak bitirdim.

Amigurumi yaparken genelde kafamda canlandırıyorum, sonra onu tamamen keyfi şekilde (şablonsuz şekilsiz) örüyorum. Bunca amigurumiden sonra daha geliştiğimi farkediyorum.

Bazen yaptığım bir hayvanın çok iyi bilsek bile ayrıntılarına gerçekten dikkat etmediğimizi farkediyorum örerken. Mesela ağız, ayak vs. Bu tavşanın ağzını şekillendiriken gerçek tavşan resimlerine baktım. Mümkün olduğunca benzetmeye çalıştım zira çizgi şeklinde bir ağız insan görünümlü bir hayvan izlenimi uyandırıyor.



Kulakları iki parça şeklinde örüp birleştirdim, yine bacaklar da iki parça. Ağzın üst tarafı yaprak şeklinde iki parça ve alt kısmı da üçgen şeklinde bir parçadan oluşuyor. Dikerken dişleri altta kalacak şekilde birleştirdim. Burun ve göz ayrıntılarını işleyerek yaptım. Bıyıklarını da bir ambalaj kağıdını kestim. Aaa birde sepet ve havuçlar ördüm ki tavşimiz aç kalmasın :)

Çok sevimli oldu gerçekten. Siz ne dersiniz?

27 Ekim 2008 Pazartesi

Bloglarımız Geri Geliyooor Mu?

Bloglarımız Geri Geliyooor Mu?
İnşallah diyorum çünkü daha kesin değil, Craft Woman yazmış dava yeniden incelemeye alınmış ısrarlar üzerine.

En azından normal yolla girildiğinde sayfada mahkeme kararı çıkmıyor. Ama anladığım kadarıyla kontrol paneline erişilmiyor. Diğer yandan wordpress hesabım nedense düzgün çalışmadı. Tek şüphem adlarının aynı olmaması (daha doğrusu olamaması) hesabıma giremiyor. Herkes tıkır tıkır yükledi.

Her işte bir hayır vardır diyorum, bakalım neler olacak. Ama sanırım herkes benim gibi blogunun ne kadar kıymetli olduğunu anladı. Ve çok alışmışız blogspota, kullanımına, işleyişine , diğerleri çok farklı geldi.

26 Ekim 2008 Pazar

Wordpress'e Geçiş

Wordpress'e Geçiş
Ben de wordpress'e geçtim ama şimdilik hiç içime sinmedi. İçeriğimi ise aktaramadım hata veriyor nedense. Blogger'a çok alışmıştık ya. Bir de birileri gece adresini almış ge-ce adresini de kabul etmiyor, bana kaldı gecedesign.wordpress.com. Artık ya bu adreste ya o adresteyim. Yapabilirsem "gece.fezaneverd.com" dayım (kendi domainim). Yani ortalıktan kaybolmaya niyetim yok.

24 Ekim 2008 Cuma

GeCe'nin Yıldızları


Annekaz'dan özendim ben de izleyicilerimi ekledim. Bu güne kadar yorum yazan yıldızlar, GeCe gündüz parlamak isterseniz GECE'NİN YILDIZLARI'na giriş yapabilirsiniz.

Ne işe yarayacak derseniz bana göre kendi sitenizin reklamı olacak. Bir de ben yorumları okurken yeni bloglar keşfetmeye bayılırım. Bu keşfin daha kolay olmasını sağlayacak.

Hadi hep birlikte birbirimizi izleyelim.

23 Ekim 2008 Perşembe

İyi ki Doğdun Paşa'mız

Bizim ailenin Paşa'sı 6 yıl önce bugün doğdu. Nice mutlu yıllara Paşacık.

Biz üç kız kardeşiz ve büyük ablamın da iki kızı var. Ailemizde bu kadar kızdan sonra bir erkek torunun ne kadar şanslı olduğunu düşünün artık.

Paşamız bu resimde 1,5 yaşındaydı. Aile fotoğrafı çekmek için stüdyoya gitmişlerdi. Bir de tek başına pozları var. Kendiliğinden bu pozu vermiş yaramaz. Çok şeker çıkmış, herkes bayılmıştı.

Üzerindeki kıyafeti annem dikmişti. O yaşta beyefendiye takım elbise yaptık. Ben de pötikareli kumaştan bir papyon yaptım. Büyümüş de küçülmüş haliyle dolaşıyordu.

Henüz anne olmadım ama üç kere teyze olmakla anne olmuş kadar oldum. Onların her yaşlarında yanındadım ve umarım hep olurum. Tüm yeğenlerimi anneleri gibi seviyorum ve onlar benim canlarım. Dünya bir yana onlar bir yana benim için. Allah'ım sen üçünü de koru.

Güzeller güzeli yakışıklı paşamız, seni çok seviyorum. İyi ki varsın bitanem benim.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Panoromio

Bilmiyorum haberiniz var mı bu siteden. Geçenlerde Ce keşfetmiş çok hoşumuza gitti. Panoromio , Google Earth ile ortak çalışmaları sonucunda harika bir ürün ortaya çıkarmış.

Bu site dünyanın bir çok yerini Gogle Earth ile dolaşırken, üyelerin gönderdiği resimler ile bezemiş. İnanılmaz güzel resimler olmasının yanı sıra hiç görmediğimiz yerlerin fotoğraflarını görmek bambaşka bir duygu. Haritadan istediğiniz ülkeye, bölgeye gidip oraya yüklenmiş olan fotolara bakıyorsunuz. Fotoğrafların kaliteleri çok iyi istediğiniz gibi kaydedebiliyorsunuz.

Mesela biz şimdiden gitme hayalini kurduğumuz yerleri dolaşıp, resimleri gördükten sonra kocaman bir iç geçirip, sabırsızlanmaya başladık.

Diğer yandan daha önce gittiğimiz Maldivler ve Mısır'ın kaldığımız bölgelerine baktık. Mesela Mısır'daki kaldığımız otelin plajının resmi aynen vardı ve görünce sanki ordaymışız gibi hissettik.

Bu sitenin çok büyük bir önemi var bence tatilciler için. Çünkü çoğu zaman gittiğimiz yer hakkında kulaktan dolma bilgilerimiz olur ve ummadığımız şekilde karşımıza çıkabilir. Ce diyor ki bu sayede gideceğimiz yerlerin nasıl olduklarını önceden çok rahat görebilir ve pişman olma olasılığı düşer.

Diğer yandan harika resimleri görmek ve iş aralarında hayal kurmak için mükemmel bir site.

Bakalım siz beğenecek misiniz?

20 Ekim 2008 Pazartesi

İlk 100 Dönümü ve Blog Arkadaşlığı


Sevgili blogumda 100 yazı geride kaldı. Gerçi çok kayıt tutan bir çok arkadaşım var ve bu blog onlara göre küçücük bir damla gibi gelebilir. Garip olan şu ki, yıllar boyunca birçok şey biriktirilir, yazılır çizilir hobi olarak. Benim de bir sürü birikimim oldu, şiirler, resimler, incik boncuk biriktirmeler... Farkettim ki blog işi daha farklı ve yaşayan bir hobi. İnsan daha önce yaptıktarını, blog sayesinde istediği her an hatırlayabiliyor, görsellerle yazılarla anılarını tazeleyebiliyor ve güzel arkadaşlıklar kurabiliyor. Bu hobi diğer hiçbir hobiye ben-ze-mi-yor.

Bu sıralar blogroll'larda bu resmi görüyorsunuzdur. Ben ilk başta kayıtsız kalmıştım ama kendime has bir değişiklikle dikkate almaya karar verdim. Genelde zincir mesajları, mailleri saçma bulurum ve zinciri kıran olurum. Bu sefer kırmadım ama biraz değiştirdim. Bildiğim kadarıyla Craft Woman'dan (başka yoktur umarım, baktım ama göremedim. Eğer görmediğim kimse varsa affedin) geldi. Teşekkür ediyorum kendisine. Ben de üzerindeki yazıları değiştirip, Türkçeleştirdim ve (hatta resmi de değiştirecektim ama bambaşka birşeye dönüşecek diye değiştirmedim) sizlere gönderiyorum.

Kimler mi takip listemdeki tüm arkadaşlarıma. Zaten bu liste sevdiğim bloglardan oluşuyor. Hepinizi tektek yaz(a)mayacağım. Her kişi bu ödülü en az bir kişi olmak üzere (yada orjinalini-yabancı dilde olan-) sevdiklerine dağıtabilir.

Şimdiden ödül alan tüm arkadaşları alkışlıyor ve sahneye davet ediyorum.

Şak şak şak..... Kendini, bilgilerini, tecrübesini, sevgisini, bir blog yazarak dünya ile paylaşma cesaretini gösteren tüm arkadaşlarımı alkışlıyorum.

19 Ekim 2008 Pazar

Wall-e


Bu filmi Ramazan bayramından önce seyretmiştik Ce ile sinemada. Çok güzeldi, mutlaka herkes seyretmeli. Hem dünyamızı korumak için ciddi bir ders veriyor, hem de sevginin değerini hatırlamamızı sağlıyor. Karşılık alamasan da sevginin gücünün ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

Ancak filmin 5 yaş altı çocuklar için uygun olmadığını düşünüyorum. Daha çok ilk öğretim öğrencileri için bence. Dünyanın neden çöp haline geldiği, bitkinin neden bu kadar önemli olduğu, insanların neden tombul olduğu gibi sorular sorabilirler. Filmdeki dersi kavrayamayabilirler. Zaten film sırasında bir çok küçük çocuk sorular sorup duruyorlardı ve yerinde oturamadıklarına bakılırsa, çok da beğenmemişlerdi.


Filmin sonunda Wall-e'nin, Eva'nın giden hafızasını geri getirmek için çabaları sonucunda, Eva'nın onu hatırlaması sahnesi gerçekten çok güzeldi, ikimiz de ağladık. Bunun dışında gerçekten çok tatlı bir robot Wall-e, sadece çocuklara değil, tüm büyüklere tavsiye ederim.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Son Zamanlarda...

Ne zamandır el işi olarak birşey eklemiyordum. Sebebi aslında hiç birşey yapmamamdan değil aksine, aynı anda birçok şey yapmak istememeden kaynaklanıyor. Henüz tamamen bitmiş birşey yok elimde ama birkaç tanesi yakında bitecek. Yandaki resmi Kırmızı Minder yayına ilk başladığı zamanlarda, yönlendirdiği bir sitede görüp kaydetmiştim. Malesef linki bilmiyorum ve açıkçası tekrar bulmak zor geliyor. Bu odanın sadeliği ve örtüsü hoşuma gitmişti. Bir süre sonra aynı renklerde ben de yapmaya başladım. Her renkten birer yumak alıp örmüştüm ki, tekrar almaya gittiğimde aynı renk pembeden bulamadım. Ben de daha koyu pembe ile (eskisi aynı resimdeki gibiydi) tekrardan başladım. Uzun zaman da sürse, örmesi çok keyifli olduğu için yaparım diyordum. Ancak kablam (küçük ablam) ve annem de bu motiflerin tadını alınca bize de ver hep beraber yapalım dediler. Şimdi üç koldan yapılıyor, tam olarak ne kadar oldu bilemiyorum ama üçte biri bitmiş olabilir. Aşağıdaki resimde benim yaptıklarım görünüyor.


Bunu yaparken aklıma değişik fikirler de geldi. Daha doğrusu hatırladım. Babannemin evinde sedirlerin üzerinde bu tarz örtüler vardı. Ancak ortası kumaştı. Babannem eski kıyafetleri keserek kenarlarına bir sıra bu şekilde örüp birleştirmiş ve renk renk örtüler yapmıştı. Küçükken üstünde tepinirdik ama hiç farketmediğim bu ayrıntıyı hatırlayınca bir tuhaf oluyor insan. Bu fikirden yola çıkarak deneme amaçlı, eski kullanmadığım polar görünümlü kazağımı kestim ve aşağıdaki motifi yaptım. Gerçekten çok hoşuma gitti, bunu da tamamlayıp tek kişilik bir yatak örtüsü yapmak istiyorum yeğenime.





Ayrıca henüz yapmadım ama yeni doğacak bebeklere hediye olarak ortası renkli polar kareler ve kenarları da böyle örülerek çok sevimli battaniyeler örmek istiyorum. Biraz daha süslü püslü tabi.









Bu sürekli çalışmalardan başka kısa zamanlı iki işim daha var elimde. Bir tanesi tüylü bir amigurumi (yandaki resim) ilk defa denedim. Olduğu kadarıyla çok şeker görünüyor. Yakında bitecek biter bitmez koyacağım bloga, diğeri de yine bugün başladım bir bebek atkısı onun resmi de aşağıda. Bu atkıyı Annekaz'da bugün gördüm çok beğendim, hemen başladım. Ancak ben şapkasıyla birlikte takım yapacağım ve şapka için de atkıya uyumlu bişeyler uyduracağım.

Diğer yandan madem aramalarımda yemek tarifleri var bugün yaptığım tamamen GeCe uyduruğu bir yemek tarifi koyayım.

Geçenlerde almış olduğum ama biraz daha beklese çöpe gitmek zorunda kalacak bir demet pazım vardı. Ben bunu haşlayayım istersem sonra soğanlı yemek yaparım ya da başka birşey yaparım diye haşladım. Bir yandan örgülerimle meşgulgen mutfaktan kokular geldi. Dibi tutmuş geriye kalan bir avuç pazı... Pazıların içine beyaz peynir koyup rondodan geçirdim, içine sarımsak, karabiber tuz ekledim. Hemen bir çırpıda 7-8 tane çıkacak kadar krep hamuru karıştırdım. Pazı pürelerini koyup sardım. Üstüne biraz dil peyniri (evde o vardı yada kaşar peyniri de olur) koyup fırında erittim. Harika bir yemek oldu. Sonradan akılıma krepler tabağa sevis edildiğinde üzerine dökmek üzere salçalı bir sos yapılsa daha iyi olur gibime geldi. Bir dahaki sefere öyle denerim.

Krepleri öğlen yemeği için yapmıştım, akşam ise fazla acıkmadık. Kalan kreplerin yanına çok sevdiğimiz kabak soteyi yaptım. Kabaklar doğranıp biraz zeytinyağı ilave edilmiş tencerede, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakılır. Sonra üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenir. Kabağı en çok bu şekilde kullanıyorum. Çok pratik oluyor. Bir diğer yemeğimiz ise haşlanmış mısırdı. Böylece hafif bir şekilde karnımızı doyurduk.

17 Ekim 2008 Cuma

Anahtar Kelimelerim

Google Analytics kullananlar bilirler, ziyaretçilerin trafik motorları üzerinden hangi anahtar kelimelerle geldiklerinin bir dökümünü sunar bizlere. Arasıra bakar gülerim, çünkü hakikaten çok komik aramalar oluyor. Bugün de ne zamandır bakmadım bir bakayım dedim. Gerçi çok fazla (bugün itibariyle 272) anahtar kelimem var ama aralarından bazılarını seçeyim. Bu aramaları görünce insanların arama yapmayı bilmedikleri kanısına varıyorum.

Ençok arama jade dizi ile yapılmış. Öyle bir dizi vardı ben de bir aralar seyretmiştim, Fas'ta geçen jade adında bir kızın hikayesi. Acaba bu aradıkları o mu? Benim sitemdeki ise Charlie Jade.


Sonra kadir gecesi kutlama kartları diye aranmışım, ikisi de ayrı ayrı var ama bir arada yok ki :(

Bu arkadaşı da tebrik etmek lazım aynen şöyle yazmış w w w justin tv en 2008 in en iyi yabancı filmleri bakmak istiyorum , uhh ben bile yazarken yoruldum. Bir de w w ların arasında nokta yok.

Bir de sanırım bilim adamı ve sanatçı yazıma yönlendirilmiş kişiler var ki bunlar beni bilim adamları sanatçısı (ne demekse), bilim adamlarının hayalgücü (güzel bir arama), bilim adamı ve santçının özellikleri (bu kesin ödev arıyor), bilim ve sanat adamları , sanatçı bilim adamları, ve bunun gibi daha bir çok arama ile bulmuşlar.

Bir arama da aynen şöyle yapılmış ama neyi aramış ben onu anlamadım. "bende seni seviyorum canım"+translation ama tırnak işareti kullanmayı biliyor arkadaş. Herhalde bu cümlenin ingilizcesini aradı.

Bir de blogger desteği ile ilgili aramalar var. blogger şablonları, 980 piksel header (işte buna şaşırdım, benim şablonum da 980 piksel, tam isabet) , banner çalışmaları, blogspottta blog yazıları alanını büyütmek, (evet işte ben de var buldun !!!) blogger arkaplan değiştirme, (yaşasın bu da vardı, ama açıklama değil) blogger şablonunda header resmi nasıl ortalanır , (bravo valla), blogspot tatlı ekşi tavuk(eveeet benim tarifim)

Çok fazla yemek tarifi koymasam da birkaç tane arama yapılmış sevindim. tel şehriye arpa şehriye salataları, ( bir tarifim vardı ama tel şehriyeden, olur mu?)tatlı ekşi sebze, tatlı ekşi soslu tavuk, tatlı ekşi çin sosu, çin usulü tatlı ekşi soslu tavuk, çin usulü ördek tarifi,(hııım ), çin usulü fare tarifi ( bu ne yaaa ıyyy), salyangoz sosu (bizim sally ile karışmış), ve haşlanmış lahana ile yapılabilecek tarifler (hehe ben bi tarif vermiştim). Aaa birde körü soslu tavuk. Dikkat çekiyorum KÖRÜ SOSU.


Amigurumi ile çokça arama var tabiki. Bunlardan ilginç olanları, birkere tüm olası yanlış amigurumi yazıları var, amigurumi ytl (herhalde fiyatı merak ettiler), örgüden oyuncak çirkin ördek örnekleri, (neden çirkin arıyor anlamadım) , örgü kaplar, örme oyuncak, ponpondan klozet takımı (aaa yok böyle bişey bende ama güzel olurdu yaaa)

Bunun dışında okurken güldüğüm diğerleri. Kategorilendirmek zor geldi de..(hih hih)

dekoratör olmak istiyorum (ben de istiyorum keşke) , eminönünde klozet takımı (git canım bulursun orda vardır), gece hisleri (benim hislerimi merak etmiş canım benim), gece örgüsü (gece ile gündüz örgüsü arasında ne fark var, hee anladım benim örgülerimi aradın sen ee tabi o farklıdır), relaxing videos (ay aman yok bende böyle bişey gelmeyin ), izmirin kurtuluşu hakkında şiir iki kıta (canım benim inşallah bulmuşundur, neden böyle ödevler verirler anlamadım yazık çocuğa birsürü alakasız siteye giriyor bulmak için di mi canım) kaplumbağalar en çok nerde bulunur (valla bilmem ama bizim evde iki tane azman var) koşan adam resimi nasıl çizilir (bunu anlatmadım ama söz bidakine yazıcam) kyle xy kaç sezondan olmakta (cevabı var dizilerde, ne kadar da spesifik bilgi arıyorsun) lostu nerden seyredelim (nerde istersen seyret bana ne soruyosun) maldivler amatour photos (bak bu biraz ingilizce biliyor ama maldivlerin ingilizcesini yazmamış, yarı tükçe yarı ingilizce hehe) maldivler insanının fotoğrafları (bir gözlemci arkadaşımız, valla hiç çekmedim çünkü biz Türkiye'de izinli izinsiz herkesi çekiyoruz ama ülkelere göre farklı anlayışlar var bu konuda, bazı yerlerde yasak mesela, bilmediğimden çekmedim hiç, ne olur ne olmaz) maldivlerde 1 hafta nekadar (mevsime göre değişiyor canım, turlara bakman lazım) male hangi ülkenin başkentidir (eveeet maldivlerin başkenti) mısır tatili nezaman gidilmeli (paran ne zaman çıkışır, iznin ne zaman olursa gidebilirsin) nikah şekeri malzemeleri nerede bulunur (nikah şekercilerde hehe, tahtakalede elbet) olumlu olumsuz sıfatlar (malesef bu konular bende var ama dilbilgisi dersi olarak değil, hayat dersi) plastik mandal almak istiyorum (al canım bana da gönder şöyle renkli cicili bicili olsun) ramazanın 1.günü ile başlayan hikaye ( yaa var mı böyle bir hikaye, ama ben de yok :( ) salatalık what is mean on english (çat pat ingilizce ile salatalığın anlamını aramış yazııık, online sözlüklere girsene be kardeşim, madem istedin ben sana söyleyeyim "cucumber" ) tnik modelleri (bu ne tunik mi demek istedi acaba), tuhafiye dükkanında satılan malzemelerin toptancıları (eminönündeeeee) bayan kuaförü sitesi için intro ( bu kardeş de site yapacak bedava intro arıyo, söyle bana ben yaparım sana hemencecik :P)

Görüldüğü kadarıyla arama yapmayı bilmiyoruz. Google'a kayıtlı milyonlarca siteden, aranılan şeye en kısa yoldan ulaşmak için tırnak işareti kullanmayı, ilişkili kelimeleri "+" ile birleştirmeyi, çıkan sonuçlarda istenmeyen kelimeler varsa arama çubuğuna "-" kelimeyi yazmayı unutmayalım. Bir de her siteye tektek girmek yerine altında yazan kısa metinlerden, sitenin içeriğini anlayıp, ilgili siteye girilirse zaman kazanmış oluruz.

Başka aramalarda görüşmek üzere, hoşçakalın, beni bulun efeeem.

Not: Diğer blogcuların da komik anahtar kelimlerini bekliyoruz, biraz da gülelim, keyiflenelim.

14 Ekim 2008 Salı

SHARM EL SHEIKH (2)




Eveet, nerde kalmıştım. Ya da en baştan başlayayım.

Havaalanına gittik, uçağımız Mısır havayollarına ait bir uçaktı. Uçağın yolcularının tamamının Türk olmasına şaşırdım. Daha önceden Sharm'ın sualtı zenginliğinin meşhur olduğunu duymuştum ama bu kadar popüler olduğunu tahmin etmemiştim. Uçakta birkaç dalış grubu vardı. Gruplar içinde genç kızlar, genç erkekler, orta yaşlı kadınlar, yaşlı ama ruhu genç adamlar gördüm. Şaşırdım biraz. Eğlenmeyi bilen kişiler gibi görünüyorlardı. Öyle ki bir grup daha uçağa binmeden kafayı bulmuştu. Henüz daha arife günü olması sebebiyle biraz içimden kızmadım da değil. Neyse uçakta koltuklar iki sıra halinde üçerliydi ve haliyle yanımızda biri vardı. 40'lı yaşlarda şu kafayı bulmuş gruba ait bir kadın. Yol boyunca yüksek sesle birkaç ön sıradaki insanlarla konuştular, kahkahalar attılar, uçak mağazasından alışveriş yaparken, karar veremeyip hostesleri çileden çıkardılar. Daha neler neler. Sanki uçakta bir anaokulu sınıfı varmış gibiydi. Sinir oldum sinir. Bu kadar duyarsız insanlar olmasına böyle davranmalarına dayanamıyorum.

Neyse inince gruplar dağıldı herkes farklı oteldeydi. Biz otelimize gittik. Hafif kahvaltılık yiyecekler ikram ettiler, sonra yattık. Geç varmıştık otele. Ertesi sabah, gece karanlıkta farkedemediğimiz güzellikleri, güneşin parlak ışıklarıyla keşfe daldık.

Hemen hemen aynı boylamda olmamıza rağmen saatler bizden bir saat geriydi. Bizde 7 de hava kararırken orda 6 da kararıyordu ki bunun sonradan bizim yaz saati uygulamasına geçmiş olmamızdan dolayı olduğunu farkettik. Onlarda böyle birşey yoktu sanırım. Biz havalar sıcak olduğu ve denize girdiğimiz dönemlerde havanın 9 larda kararmasına alışmışız. Burda 6 da kararınca insan bir tuhaf oluyor. Sonrasında uzun gecelerde yapılacak birşey olmuyor. Mesela Maldivler'de de gece gündüz uzunlukları hep sabit ve 12 saatti. 7 de güneş doğuyor, 7 de batıyordu. Bu değişmezlik bana biraz sıkıcı geliyor. Herhalde en şanslı kişiler Türkiye'de tatil yapan yabancılar. Denizin tadını çıkarmak için upuzun bir günleri oluyor.

Deniz gerçekten çok temiz, berrak ve tuzluydu. Dalış yapmadığımız için zenginliklerini pek göremedik ama yüzdüğümüz yerde de bazı cins balıklara, yengeçlere ve daha önce gösterdiğim deniz yıldızlarına rastladık. İlginç şekilde yüzebilmek için en azından bir bel seviyesindeki suya ulaşmak çok zordu. Kıyıdan 60-70 mt kadar yürüdükten sonra yavaş yavaş derinleşiyordu su. Hatta yolun yarısında tekrar su seviyesi alçalıp kıyı şeridi boyunca bir yol oluşmuştu. Yüzmek için bu kadar yol yürümekten olsa gerek yüzen insan sayısı fazla değil. Genelde kıyılarda suyun içinde yatıp güneşlenmeyi tercih ediyorlardı. Plajın bir özelliği ise bana göre ilginç şemsiyelerdi. Sanki bir ev gibi oldukça sağlam şekilde yapılmış ve her bir şezlongun yanına bir paravan konulmuştu. Bence iyi bişey olmuş çünkü gereksiz kişileri görmüyorsun, diğer yandan bu paravanlar tüm plaj boyunca uzanmakta ve hepsi aynı yönde olduğundan, çok rüzgarlı bir günde anladık ki, rüzgarı kesmek için yapılmış. Genelde rüzgar hep o yönden esti ve birgün öyle rüzgarlıydı ki kumlar iğne gibi deliyordu insana çarptıkça.

Otelimiz 4* lı idi ve öğle yemekleri ve akşam yemeklerinin içecekleri dahil değildi. Fakat ilk defa Türk Lirasının değerli olduğu bir yere gittiğimizden şaşırarak gördük ki, gerçekten çok ucuz. Öğle yemekleri ve içecekler için fazla bişey ödemedik. Öğle yemeklerimizi çoğunlukla plajın büfesinden yedik ve iki tabak yiyecek iki içecek için ortalama 8-9 ytl ödedik. 1 Mısır Paund'u yaklaşık bizim 20 kuruşumuza karşılık geliyor. Diğer yandan orada çalışanların maaşları düşükmüş ve çoğunlukla bahşiş ile geçindiklerinden, her şeye bahşiş istiyorlardı. Gerçi Ce de pek istemek zorunda bırakmadan bol bol verdi. Bizim paramızla 1-2 ytl bahşiş onların yüzlerini güldürüyordu. Tabi daha çok verdiğimiz de oldu.

Kaldığımız yer turistik bir şehir ve yerel halk burada yaşamadığından, çalışan personel dışında Mısırlı pek görmedim. Otelde çalışanların hepsi erkekti ve varolan birkaç kadın personel de yabancıydı. Hosteslerden ve yerel kanallardan edindiğim izlenime göre Mısır'lı bayanlar kapalı değiller, ya da zorunda değiller. Çok bakımlılar ve özellikle tv de oldukça dekolte görmek mümkün.

Yalnız İngilizce şiveleri berbattı. Sanırım bazı harflere dilleri dönmüyor ben neyse Ce bile anlamakta zorlandı. Dönüşte havalanından bir içecek alacağım adama thirty diyemiyor. Thirty'i anlayana kadar seventy, fifty hepsini denedim. Yani bunların hepsi manasına gelecek şekilde telaffuz ediyorlar. Sonradan acaba bu kasıtlı yapılan birşey mi diye düşünmeye başladım. Çünkü gitmeden önce birkaç kere şöyle deneyimlerimiz oldu. Hediyelik eşya alacağımız dükkanda birşey beğendik adam eighteen (18) paund dedi fiyatını. Biz de hemen YTL ye çeviriyoruz 18*0.2=3,6 ytl diye. Onları ayırdık, başka şey baktık. Ödeme yaparken adam eighty dedi (yani seksen) e mecbur kaldık ödedik. Aldığımız şey 80*0.2=16 ytl etmezdi ama almak zorunda kaldık. Benzer birşey yukarda resimlerde gördüğünüz deve macerasında yaşandı.

Hergün plajda deve oluyor ve adam da gelip soruyor binmek ister misiniz diye. Ne kadar dedik. Süreye göre değişir dedi, anlaşmaya bağlıymış. Birkaç gün sonra binmek istedim. Ce konuştu fifteen dedi (15). Eh iyi ucuzmuş bineyim dedim. Bindim gezdim ödeme yaparken fifteen fifty (50) oldu. Allah allah, diyoruz sen böyle dedin, yok kabul etmiyor. Bir de beni dolaştıran ayrı biri, bir çocuk, ona da bahşiş istiyor. Verdik tabi napalım. Yani biraz tuhaflık vardı.

Deveye ilk defa bindim. Güzel bir deveydi adı "Kazanova" imiş. O kadar yüksekti ki (bir de ogün çok rüzgarlıydı) kendimi uçuyorum sandım. Sallana sallana gittik. Bir ara çocuk kontrolü bana verdi ama ne yapacağımı bilemedim, denizin içine doğru koşmaya başladı. Ama çok güzel bir histi kalbim pırpır etti. İnerken yalnız biraz zordu. Önce ön ayaklarını kırıp çömeliyor ve bu eğik duruş sırasında kaymamak için çok tutunmak gerekiyor. Ama hayvanları seviyorum ben, küçüklükten beri bir atım olması hayali bilmem gerçek olur mu?

Bu arada rüzgar sebebiyle rüzgar sörfü yapmaya uygun bir mekan. Biz yapmadık ama çok yapan vardı. Denizin sığ bölümünün oldukça geniş olması nedeniyle düşsen bile zaten su dizlerine geliyor , çok uygun bence acemiler için ve bazen öyle güzel kayıyorlar ki yerden 7-8 mt havalanıyorlar. Seyretmek bile çok güzeldi. Daha önce teknenin arkasına takılı paraşütlere binmiştik Ce ile, bir tek şu sörf kaldı onu da yapmak istiyorum.

Yazarken anılarımı hatırlamak iyi geldi zira iki gecedir kabuslarla dolu uykusuzlukla boğuşuyorum. Tatili sadece yaşamak değil insanı dinlendiren, aynı zamanda hafızamıza yerleşen güzel anılar da iyi hissettiriyormuş, onu anladım şimdi. Biz tatilimiz çok lüks, yada çok pahalı yerlerde olsun diye saplantılı olmadık hiç bir zaman. Pansiyonlarda kaldığımız peynir ekmek yiyerek tatil yaptığımız da oldu. Yine de her çeşit tatil, keyif aldığın sürece güzeldir. Umarım herkes güzel tatillere, unutulmaz anılara kavuşur.

11 Ekim 2008 Cumartesi

SHARM EL SHEIKH (1)

Bir miktar resmi düzenlemeyi bitirdim, yayınlamak istedim. Daha birkaç tane albüm olacak. Gerçekten vakit alıyormuş. Resimlere tıklayınca büyük halleri görülebilir.




Gittiğimiz günlerde hava sıcaklığı 30-35 derece arasındaydı. Buna rağmen nem oranı İstanbul'da yazın %80 leri bulurken orda çok düşük (%30 larda ) olduğundan hiç terleme, bunalma hissi olmadı. Üstelik sürekli esen püfür püfür bir rüzgar vardı. Genelde şehre bakınca heryer bir çöl havasında gibi görülüyor. Turistik bir yer olduğu için sürekli sulanarak yeşillendirilmiş. Eğer bir çaba olmasaydı herhalde heryer sapsarı kum olacaktı.Otelimiz deniz kıyısında değildi ve 4 yıldızlı bir oteldi. Ama bana göre Türkiye'deki birçok 5* lı oteli sollar. Çok büyük bir havuz, güzel bir hizmet vardı ve oldukça temizdi. Restoranı da bol çeşitliydi.

Denize uzak olmasına rağmen kendine ait bir plajı var ve ücrestsiz servis sağlıyorlardı gün boyunca. Tek olumsuz tarafı servis şöförlerinin biraz zaman konusunda titiz olmamaları ki bu tavır genel olarak orda yaşayan halka yansımış diyebilirim. Hava sıcak diye midir nedir böyle adamlarda bir rahatlık ve laylaylom havaları var. Keyifçiler yani.

Oda ve genel mimari Arap tarzını yansıtıyordu. Odaya ilk girdiğimde bana biraz kasvetli geldi ama sonra alıştım. Yatak özellikle çok ilginçti. İnanılmaz genişti ve süngeri değişik bir malzemeden yapılmıştı: semsert. Hiç zıplamıyordu. Ama hiç ağrı falan çekmedim çok rahat uyuduk, malzemesine baktım ama anlayamadım. Büyük olması ise ayrı bir konu. Yastıktar biri bir uçta diğeri diğer uçta kalmıştı. Acaba yatakta birbirlerinden uzak dursunlar diye mi yapmışlar yoksa bu adamlar sıcaktan dolayı böyle bir alışkanlık mı edinmişler bilmiyorum. Gerçi klimalar hep çalışıyordu ama ben birinci olasılıktan süpheleniyorum yatak da gıcırdıyordu zaten.

Orda tanıştığımız başka çiftler aynı derecede memnun değildi otelden ama biz memnun kaldık. Göreceli bir kavram tabiki. Diğer resimlerle birlikte diğer izlenimleri mi de anlatırım. Arkası yarın şimdilik.

10 Ekim 2008 Cuma

Son Bir Kaç Günde Neler Yaptım?

Son Bir Kaç Günde Neler Yaptım?
Deni yıldızını koyduğumdan beri resimleri koyacak zaman kolluyorum ama yok. Bu kadar gün yazmadım ama dayanamadım şimdi yazıyorum. Resimler de yarın diyorum inşallah. Ramazan ayının çoğunda izinli olduğumu söylemiştim, bu hafta işe başladım. Başladım ki ne başlamak. Hafta nasıl bitti hiç anlamadım. O kadar çok iş birikmiş ki, kişisel çalışmalarıma bile vakit ayıramadım.

Resimleri koymak için değişik kolajar yapmayı planlamıştım. Çeşitli kolaj programları denedim dün iş aralarında. İçime sinen pek olmadı, oturup fotoğraf programında yapacağım kendim. Resimleri çekmek bir saniye sürüyor ancak bloga aktarmak benim saatlerimi alıyor. Önce renk, parlaklık ayarlarını düzenliyorum, boyutlarını değiştiriyorum, imzamı ekliyorum ve şimdi de kolaj yapıcam birkaç saatimi alıyor.

Bu arada dün akşam bayram temizliğinden sonra ilk temizliğmi yaptım. Mop ile temizliğin ne kadar rahat olduğunu anlatmıştım. Ama daha da övmek istiyorum. Her zaman önce elektirik süpürgesi ile süpürür ardından silerim. Dün de öyle yaptım ama bir de annekazın tavsiye ettiği gibi mopla halıları hafifçe sileyim dedim süpürdükten sonra. Allahım ben evimi yıllardır temiz sanıyordum. Süpürülmüş halıdan bir sürü saç kıl vs çıktı. Nerden çıktı bunlar ve en güzeli de sanki halılar parladı. Tozları da aldı. Öyle içime sindi ki anlatamam. Artık bir numaralı temizlik ürünüm o. Canım mopum benim.

Geçenlerde yayınladığım blogger şablonlarını denerken Ayşe Gelin'in sitesi bozulmuştu. Ben de çok üzüldüm ama neyse ki şimdi düzelmiş. Şablonları ben de denedim ancak hep hata mesajı veriyor. Kodları verilen hatadan itibaren kontrol ettim. Bir yanlışlık yok. Web yöneticisi olan eşime göre, bunun sebebi bizim hesaplarımızın bulunduğu sunuculardan kaynaklanıyor. Çünkü bu şablonları kullanmakta olan yabancı bloglar var. Kodları incelediğimde aslında bayanın çok da orjinal bişey yapmadığını gördüm. Blogger'ın Minima şablonunun arkaplan ve banner resimlerini değiştirip stillerle oynamış. Bu durumda ben de bu şablonları kendimize uyarlayabilirim ve hatta çok orjinal şablonlar yapabilirim diye düşünüyorum. Bu da yapılacak listemde yerini aldı.

Diğer yandan kayıp sitelerin geri getirilmesi ile ilgili araştırma yaparken, bizim kullandığımız hesapların yedeklenmesi için bir hizmet yok. Bir başka sürümde varmış. Bu konuyu araştırıp, mümkün çözümleri yazmayı planlıyorum. Çünkü şablonu kaydetmek demek yazıları ve resimleri kaydetmek anlamına gelmiyor, sadece yazı ve resimlerimizin linklerini içeriyor. Bu olaydan sonra benim de içim hiç rahat değil bir yol bulmalıyım. Araştırma sonuçlarını burda yayınlayacağım.

Kafamda o kadar çok proje plan var ki artık eskisi kadar uyuyamıyorum bile. Bir gün projelerimi de yazacağım. Bunlar içinde bir tanesi var ki ortak bir çalışma ve umarım çok hayırlı işlere vesile olacak. Günler keşke daha uzun olsa yetişemiyorum artık. Boş oturmaktan canları sıkılanlara şaşıyorum valla...

7 Ekim 2008 Salı

5 Ekim 2008 Pazar

Blogger Şablonları

Nereden nereye.

Blog dünyasına adım atmam yaklaşık bir yıl önce web tasarımı ile zorunlu olarak tanışmamla başladı. İşim gereği webmaster oldum ve hiç başından ayrılmadığım bilgisayara daha da yapıştım. html kodları öğrendim ve bir site tasarladım. Site yapımında daha çok hoşuma giden görsel tasarımı yapmaktı. Çok araştrdım, okudum, gezdim. Siteleri inceledim. Bir süre önce web2 stilinde tasarımlar ağırlıktayken (be bunlara parlak, cam görünümlü siteler diyorum, ya da daha anlaşılır şekilde vista stili) bana göre şimdi ilustürasyon ağırlıklı tasarımlar gözde. Bütün araştırmalarımda bildirgeç kaynaklarıyla bana çok yardımcı oldu. Zaten onun aracılığıyla 10marifet'i keşfettim, sonra da kolumu kaptırdım.

Site tasarımında kullanmak amacıyla çeşitli ilustürasyon programları ile çalışmaya başladım ancak çok da ilerlediğimi söyleyemeyeceğim. Blogumu açtıktan sonra da hazır şablonların çoğunu araştırdım. Öyle ki artık hep aynı şablonlar karşıma çıkmaya başlamıştı. Bu yüzden artık ciddi şekilde olmasa da karşıma çıkan yenilikleri araştırmaya ve bilgilerimi arttırmaya devam etmekteyim.

Bazen bir bloga girdiğinizde tasarımı çok hoşunuza gidebilir. Acaba nasıl yapılmış derseniz çoğunlukla altında tasarımcının adı ve linki bulunur. Bir çok tasarımcıyı bu şekilde bulmuştum. Genelde çoğu tasarımcılar erkektir ve şablonlar bayanlara çok fazla hitap etmiyor. O kadar çok araştırmadan sonra bir site gördüğümde tasarımcının erkek mi kadın mı olduğunu anlayabiliyorum. Kadınların tasarımlarında "kadın dokunuşu" kendini hissettiriyor.

Dün Annekaz'ın yazısında link verdiği blogun dizaynını çok beğendim. Hemen altında link aradım ve buldum. Ben bu siteyi nasıl daha önce görmedim. Süper stiller var ve tasarımcı bir kadın , hemen anladım.

Simply Fabulous Blogger Templates sitesine girince hem bedava şablonlar hem de blogger ile ilgili dersler bulabilirsiniz. Ayrıca kişisel tasarımlar da yapıyor Lena. Free Templates linkine girince ise büyülendim. Özellikle elişi tasarımlar yapan bayanlara uygun harika şablonlar var. İşte bunlardan birkaçı.





Bu harika stillerden kullanıp daha da özgün bir şablon elde etmek için de Annekaz'ın blog arkaplanı değiştirme ile ilgili son yazısından faydalanabilirsiniz. Ben deneyeceğim. Biraz yenilik hepimize çok iyi gelecektir.

Geldim Geldim


Dün gece geç saatlerde evimize geldik çok şükür. Tatilimiz iyi geçti, iliklerimize kadar ısınacak şekilde güneşlendik, sabah bir yere yetişme telaşı olmadan yatakta keyif yaptık, akşam yıldızların altında ve rüzgarın tatlı esintisinde hayallere daldık, hiç yemek yapma derdi olmadan karnımızı doyurduk...

İnsanın yılda bir iki kez böyle mola vermesi gerekiyor. Zihnini ruhunu dinlendirmesi, zamanın akışına dur demesi, sadece anı yaşaması...

Tatil çok değişkenli bir kavram, uzun bir sürenin ardından erişilmişse tatil için yığınla beklenti oluşuyor, bunlar olmayınca hayal kırıklığı doğuyor. Bizim bir beklentimiz yoktu. Sadece kafamızı dinleyelim o kadar. Beklentilerimiz az olduğu için karşılaştığımız hoş şeyler bizi olabileceğinden daha fazla sevindirdi, memnun etti.

Ama gelince biraz hüzünlendim. Ülkemizde yine terör olayları olmuş, haberim yoktu. Haberim olmadığı için kendimi suçlu hissettim. Bazı blog arkadaşlarımın bayramı iyi geçmemiş üzüldüm, dertli insanlar varken keyifli günlerimi yazmanın hoş olmayacağını düşündüm. Biraz içim buruklaştı aklım karıştı.

Yine de gördüğüm güzelliklerin bakan kişilere keyif verebileceğini düşünmek beni rahatlatıyor. Yığınla resmin arasından seçilip düzenlenmesi, tatil anılarımın yazılması yarına kalıyor malesef. Şimdi tatil artıklarıyla başetmem gerekiyor. Çamaşırlar, ütüler, market alışverişi vs.

Yarın uzun bir aradan sonra işe döneceğim için heyecanlıyım. Odamı ve iş arkadaşlarımı özledim. Ancak bu çalışma döneminde çok planlı çalışmam gerekiyor. Kafamdan sürekli programlar yapıyorum. Tabi önce tatil resimlerini ayarlayacağım.

Bloguma da fena alışmışım. Açalya'nın yazdığı cümle çok hoşuma gitti: "Ilk gunler ellerim kasindi nete giremedim diye, ama zamanla alistim." Aynen ben de böyle hissettim. İnsan gerçekten bağlanıyor. Tabi bu daha çok insan tarafından okunduğumu farkettiğimden beri böyle. Ne güzel.

Not:Delfina'ya yazdığım bir yoruma karşılık bana kendi blogunda yazdığı cevap çok hoşuma gitti, sıcacık bir tavrı vardı. Çok teşekkürler Delfina.