8 Temmuz 2015 Çarşamba

Ne Var Ne Yok

Yazmayalı epey oldu yine. Her gün artık kimse yazmıyor, okuyacak blog bulamıyorum diye hayıflanıyorum ama aynısını ben de yaptım :p Ama napıyım mazeretimiz çok büyük, inanmayacaksınız hava öyle bir ısındı ki Amsterdam'da, kırk dereceleri gördük. Haliyle böyle olunca kendimizi sokaklara vurduk :)

Yazları ortalama 20 derece civarı seyrettiği ve bol yağışlı olduğu için, güneşli havalar asla kaçırılmaz burada, hatta çalışanlar izin alır bu günlerde. Biz de telefondan haftalık hava durumunu görünce epey bi heyecanlandık tabi (telf dan önce napıyormuşuz bilmem). Hemen planları yaptık. İlk sıcak günde kafama koydum, çocukları göl kenarına götüreceğim. Kocam çalıştığı için Chantal ile beraber gideriz, otobüse bineriz ne var yani diye plan yaptım, herşey tamam.

Daha önce eşimle arabayla çok gittik de otobüsle ilk defa gideceğiz, inince on dakka kadar yürümemiz gerekiyor. Haritalara baktık, durakları işaretledik. Binbir zahmetle çantaları hazırladım, bebek arabasına yüklendik, Helo'yu bebek arabasına, Nova'yı slinge attık yola çıktık. Evden otobüs durağına kadar da biraz yürümek gerekiyor, kıl payı yakaladık otobüsü, ineceğimiz durakta indik, biraz yürüyüp göle varıcaz inşallah diye giriştik.

Yürüyeceğimiz yol, otoban kenarı. Otobüsten inince, Chantal ile bakındık yayalar için bir yol göremedik (halbuki varmış sonradan anlayacağız), bir patika gördük hadi burdan gidelim dedik, ağaçlıklı mağaçlıklı hem daha serin olur.

İlk başta düzgün başlayan patika sonradan bozulmadı mı, sanki balta girmemiş bir ormana düştük, etrafı göremiyoruz, nereye gittiğimizi bilemiyoruz, bebek arabası ilerleyemiyor, dallar ağaçlar binbir zahmetle taşıyoruz arabayı, dönsek çok geç, az kalmış olmalı, dönmesek daha ne kadar gideceğiz bilmiyoruz, böyle heyecanlı bir yolculuk sonunda, on dakikalık yolu yarım saat yürüyerek (yol kıvrıla kıvrıla uzamış oldu) gölü bulduk nihayet. Sıcaktan pişmiş bir halde, çölde suya kavuşmuş gibi olduk gerçekten. Chantal sanırım onu böyle bir işe sürüklediğim için bana kızdı işk başta. Neyse ki günün geri kalanı güzeldi de, ikimiz de yorgunluğuzu unuttuk.

Bu maceralı yolda kızın terliğinin tekini, oğlanın çorabının tekini kaybetmişiz. Ayol kendimizi bile kaybetmiştik onlar kaybolsa ne yazar. Asıl komedi eşyaları boşaltınca başladı. Genelde her zaman hazır bekleyen çantadaki bez torbası boşalmış ben farkedip de doldurmamışım, oğlanın poposundakinden başka bez yok; kocamın unutmayayım diye sabah tvnin yanına koyduğu çocukların güneş kremini de almamışım; Helo'nun kolluklarını da unutmuşum ohh ne keyif ne keyif (!)

Neyse ki, kader tüm negatifliğine rağmen benim pozitifliğimi yenemedi :p Günümüz harika geçti, çok güzel bi ağaç altında oturduk. Oğlanı biraz çıplak tuttum, bezi idareli kullandım, yetti; kızım kolluklara ihtiyaç duymadı, yüzmek yerine kovayla su taşımak ve kumlarla oynamak istedi; güneş kremi de süremedim napıyım artık. Normalde üç saatliğine eve gelen ve evde sık sık saatine bakan bakıcımız, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 5 saat kaldı bizimle göl kenarında. Oğlum mışıl mışıl uyudu, oynadı, çocukları seyretti, ben az da olsa uzandım ağacı ve gökyüzünü seyrettim (ki en sevdiğim şeydir), çocuklarımın neşesiyle büyülendim, yenilendim, enerjilendim... Hayat çok güzel demiş miydim? 

Daha bir sürü şey yazacaktım ama onlar da sonraya kalsın madem. Zira anlatacağım çok şey var.

See you tomorrow 
P.S. Kızım özellikle öğretmediğim halde ingilizce anlamaya başladı. Onlar chantal ile hollandaca konuşuyor ama ben ingilizce konuşuyorum, meğer o da benim ne dediğimi anlıyormuş. Bugün yarın saat onda gelebilir misin diye sordum Chantal'a, Helo da hayır anne yarın gelmesin biz gezmeye gidelim senle dedi bana. Ben de kızıma baka baka, üstüne basarak see you tomorrow dedim de, sonra Helo da see you tomorrow demek zorunda kaldı. Ordan aklıma geldi şimdi.



14 yorum:

  1. Tam bir macera olmuş :-) Uzanıp da gökyüzüne bakmak bütün yorgunluğu gidermiştir :-)

    Çocukların dil kapasitesi inanılmaz değil mi? Bizimkiler de filmleri sürekli orjinal dilinde türkçe alt yazılı izlediğimiz için olsa gerek kulak dolgunluğu oluşturmuşlar. Bilgiç bu yıl ilk defa özel okula gitti ama yabancı dilde diğerlerinden hiç geri kalmadı :-)

    Diğer maceraları da bekliyorum:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bize her gün macera zaten evde veya dışarda farketmez :) yazacağım inşallah maceradan fırsat bulabilirsem :p

      Sil
  2. Bugünlerde içim nasıl da şişik... Sebebi ise yurdumun yaşamı ne kadar zorlaştırdığı ile ilgili. Yeşil parklar, pusetle veya çocukla rahat rahat iilip binilen toplu taşıma araçları, evden çıkınca kaos değil de, sakin bir mahalle, gündemin sürekli siyaset ve politika değil de konser, tatil, eğitim, çocuklar vs olduğu bir hayat düşlüyorum.

    Londra'da yaşamıştık bir süre. Binadan (evden veya işten, farketmez) çıkınca yeşile çıkıvermek ne güzel gelirdi. Ülkenin genel yaşam standardı yüksek olduğu için, fazlasından yararlanamasak bile, o en temek standar bizi mutlu ederdi. Otobüsler gecikmezdi mesela hiç ve kalabalık bir araca binmek zorunda kalmazdık.

    Bizim koşullarımız Türkiye'de daha iyi olmasına rağmen, gündem çok yorucu. Kendimi gündemden soyutlamak da, kendimi kötü hissetmeme sebep oluyor. Çok yorucu. Özellikle çocuklar olunca, onların geleceğini, eğitimini düşününce.

    Ben de 41 yaşında, 2 çocuk annesi bir kadın olarak, aile hayatımdaki huzurun, neşenin, sevginin, sosyal hayatımda da olmasını istiyorum. Çok şey mi? Bunu yapabilmek için vergisini ödediğim devletin bana temel standartlarda bunu sağlamasını istiyorum. Çok mu?

    Yazıyı okuyup, gözümde canlandırınca aklıma Richmond Park'taki pikniklerimiz geldi. Oradan da aldı yürüdü düşünceler. Evet Türkiye'de olmamak zor geliyor zaman zaman insana; ama huzur, sakinlik, güven içinde yaşamak imkanları daha iyi bir gelişmiş ülkede mümkün.

    Öyle işte... Beni oradan oraya sürükleyen yazınız için teşekkür ederim :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlar geldi de onayın gerekiyordu diğerlerini sildim aynısı diye. Aynı şeyi ben de düşündüm hatta taslakta yazım bile var. İstanbuldayken ben de zor mutlu oluyorum, çünkü genel olarak tüm insanlarI etkileyen bir olumsuz hava var, gündem zorluklar ve inanır mısınız yeşilin azlığı bile insanın ruh halini etkiliyor. Burada sadece yeşile bakınca bile huzur doluyor insan

      Sil
    2. evet avrupa ülkelirinde gerçekten toplumsal bir huzur var ve herşey saatinde dakik işliyor, insanlar birbirine ve kurallara saygılı davranıyor, doğayı incitmiyor olduğu gibi koruyorlar, kuzey avrupa ülkesinde gördüklerimin özetidir bunlar, bunların hepsi belki de orada olmak için yaşamak için bir sebep olabilir ve tabiiki eğitimi unutmadan ekleyeyim

      Sil
  3. zorlu bir gezi olmuş ama sonu iyi olmuş, bez konusunu görünce ödüm patladı ama neyse halletmişsin, etrafta bebekli birileri olsa istenirdi diye düşündüm ama orası türkiye değilki tuhaf bakarlardı heralde. baba olmadan bende ikizleri çıkaramıyorum evden, bakıcı desen hiç oralı bile olmuyor türkiyede de farklı değilki bakıcı biraz eve erken gelsek kapıya koşuyor birde yakın akraba naparsın idare edicez çocuklarımız için,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de aklıma geldi bez istemek zira doluydu, o kadar katı değiller bez isteyebilirdim :)

      Sil
    2. Ne enteresan değil mi ..bebeğe bez dahi istemeyi garipseyen bir toplumun özlemini cekiyorsunuz.

      Sil
  4. Kusura bakmayın ya, gitmeyince yorumlar kendimi kaybettim :) Burada böyle oluyor insan işte... Hadi, hemen, çabuk, neden gitmiyor, hıııı, üfff... falan filan... bi durmalı, sakinleşmeli sanki....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet biliyorum zor ama mümkün

      Sil
  5. Vaauuv Gece, harikasın ne diyeyim.. Chantal niye saatine bakıyor ya geldiğinde, ne güzel 3 saat çocuklarla neşeleniyor yahu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dila bazen çok zor oluyor gerçekten tahammül etmesi zor oluyor ki onun durumu biraz daha farklı çünkü bağıramaz kızamaz stresi içinde kalıyor :(

      Sil
  6. Avrupa'nın yazı çok güzel değil mi, keşke birazcık daha uzun sürse :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana şimdilik yetti aşıru sıcak ılıman kalsın yeter

      Sil