20 Ekim 2014 Pazartesi

En Gerçek Duygu

Hayat çok zor. Gün sonunda başımızı yastığa koyduğumuzda o gün yaptığımız herşeyin etkisini bir süreliğine vücudumuzda hissederiz. Yürüdüğümüz yollar bacaklarımızı ağrıtır, çok okuyan gözlerimiz sulanır, bütün gün yükümüzü taşıyan belimiz ince ince sızlar... Ve aslında bu fiziksel yorgunluğun ardında, kendini her zaman kolayca gösteremeyen bir de duygusal yorgunluk vardır.

Sabahtan akşama kadar yaptığımız her işte, her anda, duygudan duyguya savruluyoruz. Bir günümüzü kabaca gözden geçirelim mesela, stres, heyecan, kızgınlık, neşe, öfke, sinir, mutluluk... gibi duygular arasında, gün boyunca o kadar çok gidip geliyoruz ki, ruhumuz karman çorman oluyor. Çoğunlukla bu durum, bedensel yorgunluk ve/veya çevremizdeki insanlara saldırganlık, ufacık bir olayda parlama gibi kendini gösteriyor. Ancak ben bu yazıda, bu duygusal kaosun etkilerinden nasıl kurtulabiliriz mevzusuna değinmeyeceğim. Çünkü, ilk önce kişinin böyle davrandığını farketmesi gerekir, sonra da kendine uyan rahatlama tekniklerine gitmesi...

Asıl değinmek istediğim ise, insan ilişkilerinde bu duygusal kaosun zuhurları. Özellikle eşimize, anne, baba ve kardeşlerimize karşı daha sert davranmamıza, çocuklarımıza karşı tahammülsüz olmaya, yolda tanımadığımız insanlara karşı hemen parlamaya... başlıyoruz. Bu davranışların o insanları kırması, aradaki bağı sarsması gibi sonuçlarının olması bir yana, bu agresif ruh halinin en çok ve en uzun vadede zararı kendimize oluyor. Sevdiklerimiz bir şekilde unutuyor veya affediyor ama içimizdeki dengesiz duyguların ayak izleri hep kalıyor. Çünkü kendimizi ara sıra yoklayıp şevkat göstermiyor ve affetmiyoruz. Daha fenası neden böyle davrandığımızı bile çözemiyoruz.

Duyguları yoğun şekilde yaşamanın çok güzel olduğunu düşünüyorum ama tabi farkında olarak. Neyi neden hissettiğimizi anlayarak duygunun içinde savrulduğumuzda bundan keyif alınabilir. Mesela ben, çok yoğun bir kıskançlığı dahi hissettiğimde bir süre onu iliklerine kadar hissedip ne yoğun olduğunu duyumsayınca şaşırır ve böyle yoğun hissedebildiğim için bir haz duyarım. Veya çok öfkelendiğimde herşeyi yapabilecek gücü veren adrenalini hissetmek de hoşuma gider. Vücudumun ne kadar güçlü olduğunu farkederim. Ve asıl önemlisi bu duygularımı bir önceki paragrafta yazdığım gibi yakınlarıma aksettirmeme konusunda dikkat etmeye çalışırım. Elbette ki her zaman kusursuz olmuyor ama beni frenleyen bir düşünce var.

Kasıtlı olarak bizi yaralamaya çalışanlar hariç, çoğu duygusal gelgitler iki kişi arasındaki fikir ayrılıklarından, hayatın zorluklarından ortaya çıkıyor. Çoğu zaman birbirimizi gereksiz yere kırıyor veya olmayacak sebeplerden ötürü gurur yapıyoruz. Bazen günlerce o gurur veya kızgınlığın esiri oluyor, surat asıyor, her günümüzü mutsuz geçiriyoruz. Bu durumda kendimize sormamız gereken şu: içinde hapsolduğumuz duyguları kişiye karşı duyduğumuz gerçek hisler mi? Bunu anlamanın yolu ise şu: (allah göstermesin) o kişiyi tam o anda kaybetsen ne hissedersin? Bu soruya cevap olarak duyumsadığınız his gerçek ve en önemli histir, gerisi faso fiso.

Bu durumda ne kendimizi ne kırgın olduğumuz kişiyi günlerce mutsuz etmenin, günlerimizi mutlu ve keyifli geçirmek mümkünken ömrümüzü böyle önemsiz şeylerle heba etmenin anlamı yok. Böyle bir dalganın etkisinde sürüklendiğimizi farkeder farketmez kendimizi frenleyip durmak, sorunu çözmek için harekete geçmek yapılacak en hayırlı şey olacaktır.

4 yorum:

  1. Canım;
    Bu yazıyı benim açımdan çok güzel bir zamanda yazmışsın. Teşekkür ederim kendi adıma:) Bir süredir çok sinirli agresif bir acayip haller yaşıyordum. Bunu Cezayir gibi bir yerde 7. seneyi geçirmenin sonucu olarak görüyorum aslında ama o halimi hiç sevmemiştim. İçimde deli bir öfke vardı, herşeye herkese bağırmak kızmak küfür etmek istiyordum. Tabi sıkça da şikayet eder olmuştum, motivasyonum zaten sıfır, devamlı uyuklayan suratsız bir tiptim. Sonra aynen böyle tribal bir dönemde durdum bir an ve düşündüm, ama o an o düşünme gücünü nasıl keşfettim bilemiyorum. Sanırım etrafımdaki insanların sen hayırdır bu sıra sinirlisin, işte enerjin mi düşük, atarlısın falan demelerinden belki de ayıldım. Eşime de aynı şeyleri yapıyordum çok abartmamış da olsam. Bu sondan bir önceki paragrafta yazdığın şeyleri düşündüm tam olarak o anların birinde. Sonra bir anda içimdeki o yaratık kaçtı sanki. Sabahları gülümseyerek uyanmaya başladım. Bebekler yapar ya daha tek gözümü açınca bile kocaman salakça gülüyorum:) Güldükçe de gülesim geliyor zaten. Daha pozitif olmaya çalışıyoruz, devamlı seni seviyorum falan diyorum mutluyum maşallah. İnsan o negatif çerçeveye bir kere girdi mi uzunca sürünüyor, benim sanırım 6 ay kadar sürdü belki daha az bilemiyorum ama düşünülünce uzun. Bu yüzden ne şekilde olursa olsun farketmek önemli..
    Kocaman sevgiler öpücükler:)

    YanıtlaSil
  2. Ben bu duyguların her zaman kendi içimizde olmadığını düşünüyorum. Mutlu başlanılan bir güne en yakınlarınızın sizle alakalı tutumları ki (bu eştir illk önce) ile böyle mutsuz oluna biliniyor. Herşeye yetişmeye çalışırken hala sizi yetersiz gören bir tutum, hiç bir şey yapmayıp yorgunluğunuzu bin katına çıkaran bir söz, ve hiç önemsenmemek bu agresifliğin, hırçınlığın sebebi ve bence bir savunma mekanizması. Heyt dur bakalım diyor ben önemliyim. Sen kıymet bilmesende ben değerliyim diyor. Ve sen gülen yüzümü haketmiyorsun demek içinde somurtuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet gün içinde yasadığımız herseyden duygudan duyguya savruluyoruz basta diğer insanların tepkileri. Bu yazıda belirtmek istediğim zaten, dış kaynaklardan gelen tepkilerle hayatımızı karartmamaya calışmak ve sevdiklerimize yansıtırken dikkatli olmak

      Sil
  3. Evet mutlu olmak olabilmek önemsiz şeylere takılmamayı öğrenmek .hayatı gerçek zamanlı olarak algılayabilmek bazen hayatı illüzyon gibi hep soyut olarak algılıyoruz ama hayat gerçek ayaklarımız yere basıyor ve gerçek zamanlı yaşıyoruz tabi soyutta düşünebiliriz fakat insan bazen şimdide yaşamak yerine o kadar geçmişte ve gelecekte yaşıyor ki gerçeklik algısını kaybediyor insan olarak çok şükür seçme ve algılama ve ayırt edebilme yeteneğimiz var güven ve mutluluk için hüsnü zan ve kaygı yerine olumlu düşünmeyi deneyebiliriz ben hep öyle yapıyorum çünkü fizik kurallarına göre iki şey aynı anda bir yerde olmaz iyi düşünürsek kötü ortalıktan kaybolak zorunda kalacaktır . Bunun gibi birşeyler işte yapıyorum bende toparlayayım derken karıştırdım biraz sevgiler :)

    YanıtlaSil