8 Şubat 2014 Cumartesi

Sevgi Dolu Bir Mim

Şubat 08, 2014 5 Comments
O kadar uzun zamandır mim yazmadım ki şimdi mimlenince canım yeniden istedi. Normalde mimlerin insanları yazmaya teşvik etmesi için türetildiğini düşünüyorum, ben zaten sık yazdığım için gerek de görmüyordum. 

Ama bu mimin konusu ilgimi çekti. Daha doğrusu aslında karşı cinsle aramızdaki sevgiyi konu almasına rağmen, anne olduktan sonra sevginin başka türlerini de gördüğüm için, soruları cevaplarken içimde yeniden tanımlanmış olan sevgiyi yazmak, yazarken farketmek istedim.


1- Sevgililer günü sizin için önemli mi?
Hayır değil, sadece sevgililer günü için değil doğum günleri hariç diğer özel günler için de böyle hissediyorum.

2- İyi sevgili tanımı sizce nasıl olur?
İyi sevgili koşulsuz sevmeyi başarabilen kişidir. Sevgisi hiç bir şeyden etkilenmez, hep içinde taşır.

3- Eşiniz ya da sevgiliniz bu günü unutsa ya da önemsemese tepkiniz ne olurdu?
Ben unuturum ama o unutmaz ;) Unutsa önemsemezdim.

4- Sevgililer gününde size ne hediye alınsın istersiniz?
Eşim ihtiyaç duyduğum şeyleri alma konusunda çok becerikli ama hiç bir şey olmasa da sevgisini göstermesi yeterli olur ki bunu her fırsatta yapmaya çalışır.

5- Sevgilinize ne hediye alacağınıza karar verdiniz mi?
Genelde ben de ihtiyaç listesinden birşeyler alıyorum ve özenli bir sofra hazırlamaya çalışıyorum.

6- Sevgiler gününü nerede nasıl kutlamak isterdiniz?
 
Bu yıl kutlayabileceğimizi pek sanmıyorum ama her halde evde oluruz :)

7- Evli kişiler de sevgililer gününü kutlamalı mı?
 
Sevgilier gününe önem vermediğimi ifade ettim ama bu kutlama yapılmaması anlamına gelmiyor. O gün olur başka herhangi bir gün veya günler olur farketmez, kutlamalar ilişkilerde yer almalı. Evlendikten sonra da önce de. 

8- 70 yaşında bir çiftin sevgililer gününü kutlamak için sizin de olduğunuz bir mekana gelmiş görseniz ne düşünürsünüz?
 
Onların aşkını görme şansını yakaladığım için memnun olurdum.

Sevgili kedili eve (
http://kedilievintarzi.blogspot.nl) mim için teşekkür ediyorum.

7 Şubat 2014 Cuma

Helo İle Diyalog #2

Şubat 07, 2014 10 Comments
* Üzerindeki kirlenmiş kıyafetleri değiştiriyoruz, sıra çoraplara geliyor.
-anne hayıy isteyiyom
-ama kirlenmiş tatlım bak
-anne başta çobap geti 
-!!!

Normalde 4-5 kelimelik cümleleri duraksayarak söyler tane tane. İlk defa hiç duraksamadan bizler gibi söyledi ve hayret hep çoraplarını çıkarmak isterken bu sefer giymek istedi :)

* Babasıyla tahta kaşıkları topa vurarak hokey oynarlarken ben mutfağı toparlıyordum. Boynunu aşırı şekilde omzuna doğru bükmüş yanıma geldi
-anne diya üzüydü (üzüldü)
- aaa kıyamam bebeğime ne oldu gel bakayım
- baba kaşık (kaşığı) aldı. 

Sözde babası kaşıkları almış da oynatmamış. Halbuki kendi bırakmış oyunu :) İlk defa duygularını ifade ettiği bir konuşma oldu bu (yemeği, yada bişeyleri beğenmesini falan saymıyorum) ve hatta ilk defa böyle açıkça yalancıktan duygu sömürüsü yaptı :/

* Muza ilk konuştuğundan beri nana diye hitap eder. Bugün markette banana diyerek istedi ve aldık. Bir kaç saat sonra evde yemek istediğinde
- anne muz banana ver
- (ikisini birden söyledi önce şaşırdım tabi) al bakalım (soyarken ortadan ikiye kırıldı ve bir parçasını yemeye başladı, sonra bana döndü ve benim elimdeki diğer yarıyla kıyaslayarak)
- anne baaat muz küçüldü
- !! :)

Bu günlerde edilgen kelimeler kullanmaya başladı, "muz küçük" değil küçüldü dedi ve gün içinde de eliyle ezdiği bir şey için ezildi demişti.

Yas:22 ay 2 haftalık 


6 Şubat 2014 Perşembe

Su Çiçeğiymiş

Şubat 06, 2014 19 Comments


Geçtiğimiz hafta sonuna doğru kızım ateşlendi ve burnu akmaya başladı yeniden. Yine bir diş dalgası olduğunu düşündüm ama bir kaç gün sonra kızarıklıkları farkettim. Ağız kenarlarında ve civarında kızarık sivilce gibi şeyler vardı ve ateşin etkisi olarak bir çeşit uçuk olduğunu zannetmiştim. Diğer yerlerde görünce (özellikle makat civarındakiler) gözümü epey korkuttu. Ortası delik (muhtemelen patlamış) sivilcemsi spotlar yara gibi gözüktü ve pişiklerden oldukça farklıydı. Sonra kolunda bir kaç yerde, dizinde bacağının arkasında falan toplam (20-30 arası) spot saydım. Bir akşam ablamla yazışırken sakın su çiçeği olmasın dedi ve internette araştırınca o olduğu kanısına vardım. Yukarıda resmini koyduğum, baby center'ın sitesindeki görselli açıklama bire bir bizimkilere uyuyordu. Görünen spotlar da aynı şekilde idi.

Su çiçeği olduğunu anlayana kadar çoğu geçmişti ama dizindeki 4-5 spot daha geç ortaya çıktığından onları bilinçli olarak takip etmiş oldum. Önce kızardı sonra su topladı ve patladı. Bu sürede kızım hep acıdığını söyledi. Evdeki kaşıntı-alerji kremlerinden sürdüm ve bu gün iyice sönmüş durumdalar. Doktora da gitmedim, çoğu geçmişti çünkü.

Çok şükür hafif şekilde geçirmiş oldu ama düşünmeden edemiyorum. Şöyle ki;  Ablam virüs kaptıktan 20 gün sonra belirtilerin çıktığını söyledi ve buna göre virüsü İstanbul'dan almış olmalı. 1,5 yaş civarında su çiçeği aşısı olmuştu (normalde takvimde öyle mi bilmiyorum bizim biraz karıştı ülke değişimleri sebebiyle) ve muhtemelen bu yüzden hafif geçirdi. Ancak hollandada su çiçeği aşısı yapılmıyor (biz tr de yaptırdık) ve kızım bir çok kez oyun grubuna gitti. Acaba burdaki aşısız çocuklara da bulaştı mı? Umarım bulaşmamıştır.

Böylece çocukken geçirilen bu tip hastalıkların ilkini atlatmış olduk. Dün arkadaşımla dişlerden, yememelerinden dertleşirken, su çiçeğini duyunca "eyvah daha o hastalıklar var bir de di mi?" dedi :)

Varmış. Unutmuştuk hatırladık :)



5 Şubat 2014 Çarşamba

Bence En Zor Dönemi Annelerimiz Yaşadı

Şubat 05, 2014 9 Comments
Çocuk büyürken dertleri de büyür, anne olunca sen de anlarsın gibi sözleri tüm anneler duymuştur herhalde. İkisine de inanıyorum, gün geçtikçe doğruluğuna şahit oluyorum. Çocuğun dertlerinin o büyüdükçe büyümesi meselesini kabullendim artık. Annelik bir çeşit dönüşüm, hoş hayatın kendisi öyle ya. Geniş açıdan bakınca durmadan karşımıza çıkan sınavlar, aşılan/aşılamayan seviyeler, kafa toslamalar, inmeler-çıkmalar böyle geçecek hayat. Daima bir öğrenme, yeniliklere adapte olma, sorunlara çözüm bulmaya çalışma çocuklu hayatta daha yoğun kabul, bunu da hızlandırılmış kurs gibi görüyorum artık ve zihnimin arkaplanında "hadi gelin üstüme korkmuyorum" şarkısı eşliğinde yaşamaya çalışıyorum(z).

Herkesin bir dayanma çubuğu vardır içinde, başı sıkışınca yaslandığı. Ben sık sık kendimi annemin şartları ile kıyaslarken ve o olsa ne yapardı diye düşünürken buluyorum. Ve hissediyorum ki onların zamanına göre daha kolay bizim zamanlarımız.

Hepimizin annesinin söylediği gibi, bezleri elde yıkama, evdeki makinalardan yoksunluk değil sadece. Çocuk ve anne arasındaki bilişsel fark büyüktü o dönemde. Çocuklar her zaman bir önceki nesilden daha üstün donanıma sahip oluyorlar ama ülkemizin genelini düşününce annelerimizin çağı bir geçişti.

Benim annem çok zekidir gerçekten, okuyabilseydi çok başarılı olacağından tüm öğretmenleri hem fikirmiş ama dedem okul uzak diye göndermemiş. Klasik hikaye işte. İlkokul mezunu annem üçü de üniversite mezunu üç kız yetiştirdi. Kendimden de biliyorum, kendini büyümüş zanneden ergen psikolojileri ile uğraşmak, senden daha bilgili (! gerçekten öyle mi kim bilir) çocuklarına yetebilmek zor. Şimdi düşününce nasıl da dengeyi korumuş şaşıyorum. Şahsen ben kendi mantığımın dışındaki doğruları kolay kolay kabul etmeyen bir çocuktum. Şimdi Helo'nun da benzer davranışlar göstermesi, gelecekte muhtemelen benim gibi olması hayatın bana yaptığı eşek şakası olsa gerek :)

Annelerimizin döneminden önce anneler ve çocuklar aşağı yukarı aynı koşullara sahip oluyorlardı ama annelerimizde değişti. Çoğu anne ve çocuğun arasındaki eğitim farkı büyüdü bu dönemde. Eğitimin artması beraberinde sosyalleşmeyi de getiriyor, eskiden çocuklar anasının dizinin dibinde otururken, bu dönemde daha çok dışarıda oldular, dolayısıyla görgüleri arttı,  istekleri /ailesinden beklentileri değişti ve belki de bu dönemde daha yoğun şekilde çocuklar anne-babalarını beğenmedi, yeri geldi onlardan / evlerinden / cahilliklerinden / şivelerinden utandı.  Mesela annem hep anlatır, bizim sülalede ilk üniversiteli olan ablam pantalonla köye gitmiş ve pantalon giyiyor diye dedem çok kızmış ve söylenmiş. Zamanla diğer torunlarında daha ala giyimler gördü ama tabi ki alışmıştı. Kabak ablamın başına patlamıştı yani. O zamanlarda arada kalan annem oluyordu pek tabi. (Annelerimizin gençliğinde pantalon üstü elbise modası ve ispanyol pantalon vardı ama bir dönem kaybomuştu sanırım, ablamın gençliği de seksenli yıllara rastlar, geniş vatkalar, yüksek bel dar paça pantalonlar :) hepsini hatırlıyorum çok özenirdim ) 

Bizim dönemimizde ise bizler anne olarak alabileceğimiz maksimum eğitimleri almış durumdayız ve çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayabilme uğruna almaya da devam ediyoruz.

Kızıma aman yanlış davranmayım psikolojisi bozulur diye uğraşırken annem nasıl başarmış, tek çocuktan çıldırma noktasına geldiğimde annem nasıl sabretmiş, büyüdüm diye deli deli davranıp eve geç gelmelere başladığımda annem nasıl meraktan ölmemiş, ne cep telefonu var ne bişey nasıl dayanabilmiş. Aklıma geldikçe ve o hallerini anımsayınca aslında içinin nasıl kaynadığını anlıyorum şimdi elbet ama o zamanlar farketmezdim.

Çağımızda, elimizin altında internet her sıkıştığımızda danışıyoruz, birazcık bunalsak dertleşecek birini buluyoruz ve bizden daha akıllı çocuklarımıza yetişmek için didinip duruyoruz ama annelerimiz yapabilecekleri çok sınırlıydı. Yine de o imkansızlıkta bunu başardıklarına göre biz de başarabiliriz diye moral veriyorum kendime. Kolay kolay yılmak yok, hemen sinirlenmek yok, hepsinin yaşanması gerekiyor ve gün gelecek geçip gidecek. Hepsi birer tatlı hatıra olarak anılarımızda yer alacak.

4 Şubat 2014 Salı

Biten Temalar Ocak 2014

Şubat 04, 2014 5 Comments
 Aralık ve Ocak aylarının çoğu tatil nedeniyle kaynayınca, tatile gitmeden önce ve geldikten sonra yaptıklarımla bu dönemi kapattım. Şubat ayı için son sürat çalışmaya devam ediyorum. Temaları yaparken genelde blog sahibinin taleplerine sadık kalıyorum. Görüldüğü üzere artık genelde sade tasarımlar tercih ediliyor. Doğrusu ben de aşırı cicili bicili temalardan sıkıldım, minimalist görünümlere eğilim göstermeye başladım.


Ananda'nın blogu benim ilk çalışmalarımdan biriydi. Yıllarca kullandı ama artık wordpresse geçip kendi hostingini kullanmaya karar verdi. Şahane fotoğraflarını daha büyük koyacağı beyaz bir sayfa istiyordu ve çok sevdiği cupcakelerin de bolca yer almasını istedi. Yeni blogu bu adreste yayında http://apinchoflove.net/


İnternette Helo ile yakın zamanlarda doğan bir grup sanal çocuğum var. Onların gelişimlerini, neler yaptıklarını da kızım kadar merak ediyor ve takip ediyorum. Bunlardan biri olan bizim küçük budhamız Demir. Annesi ile aylarca yazıştık. Bir türlü nasıl olması gerektiğine karar veremiyorduk. Sade bir tema istediği kesindi ama headerda ne yer almalı, ilüstrasyon mu, fotoğraf mı? Onlarca denemeden sonra birden bire şu anki logoyu esinlendim. Ve annesi de beğendi. Bazen böyle oluyor, tam o anın gelmesi diye birşey var. Benim favori temalarım arasına girdi. Sidebarı da biraz farklı düzenledim. Buradan okuyabilirsiniz


Miss Çilek'i bilir misiniz? Ben blog okumaya ilk başladığım yıllarda okuyordum, sonra kaybetmişim :( Tema için haberleştiğimizde yeniden bulduğuma çok sevindim, şimdi asla unutmam zira tam da bana lazım olan şeyler var bu blogda. Sade bir sayfa tasarladık, biraz daha derli toplu ve ferah görünmesini sağladım. Bu blogu takip etmenizi öneririm yakında önemli çalışmaları ile daha aktif olacak çünkü.


Tatlı Ev adıyla yayın yapan pasta-kurabiye blogu, ürün yelpazesini genişletince, daha fonksiyonel bir temaya ihtiyaç duymuş ve benimle iletişime geçmişti. Çok şık ürünleri ön plana çıkaran çok şık bir tema düzenledik. Bu temanın altyapısı wordpress kaynaklı idi ve ne yazık ki bloggera dönüştürülmüş wordpress temaları feci şekilde hatalar içeriyor. Yeniden düzgün çalışır hale getirirken öyle çok uğraştım ki, bu güne kadar en çok emek verdiğim site olmaya hak kazandı :) Neyse ki sonuç harika oldu ve ben bir çok yeni şey öğrendim sayesinde. Buradan bakabilirsiniz.


Yine ilk göz ağrılarımdan olan Zeytin Ağacı'nın dar olan şablon yapısını genişletip ferah bir hale gelmesini sağladım. Tabi genişletmek sadece kodlardaki sayıları büyütmek anlamına gelmiyor, görseller de etkileniyor. Bir çok görsel yeniden elden geçti ve yeni görünümüne kavuştu.

Bir ay sonra tema yazısında görüşmek üzere..

Kimi Yerde Hüzün Kimi Yerde Neşe

Şubat 04, 2014 9 Comments
Bu sabah uzun zamandır uyumadığım kadar çok uyumuş halde uyanınca biraz keyifsiz uyandım. Nedense bana fazla uyku yaramıyor, altı saatten fazla yatar halde kaldığımda her yerim ağrımaya başlıyor ve miskinleştiriyor. Sosyal medyadaki Ali İhsan haberlerine bir ah çekip ne yazık ki hiç duraksamadan benden ilgi bekleyen kızımla meşgul olmaya başladım.

Üç gündür yine keyifsizdi, burun akıntısı, ateş ve ateşten olduğunu sandığım ama bu gün başka yerlerde de gördüğüm kızarıklıklar sonucu başka bir şey olduğunu tahmin ettiğim bir hastalık. Çok yoğun değil ama su çiçeği olabileceği kanısına vardık ablamla, aşı olduğundan belki de hafif geçiriyordu. 

Öğlen sadece 5 dakika uyuma numarası yapıp öğle uykusundan kaçtı ve tam 12 saat hiç uyumadan durup, 11 saatlik rekorunu kırdı. Üstelik bu gün biraz yalnız kalmaya ve dua etmeye öyle ihtiyacım vardı ki... Öğle saatlerinde çok uzun zamandır kanserle mücadele eden halamın vefat haberini aldım. Belki acıları dindi belki daha mutlu ama ölüm haberi ne olursa olsun insanı düşündürüyor, içine döndürüyor. Bir yandan içim acırken bir yandan kızımın neşesine ortak olmaya çalıştım ama artık ne kadar başarabildim bilmiyorum. Belki anladı ve bu yüzden normalden biraz daha uzun süre kendi başına oynadı. 

Oysa bu gün, hafta sonu jimnastik grubunu bitirdiğimiz için aldığı madalyayı, hiç beklemediğimiz için o an yaşadığım şaşkınlığı ve gururu yazacaktım. 

Neyse. Böyle işte...

29 Ocak 2014 Çarşamba

Oyun Hamurlarını Yumuşatmak

Ocak 29, 2014 15 Comments
Kızımın oyun hamuruyla oynama zamanının gelmesini dört gözle bekliyordum. İtiraf etmeliyim ki ondan çok ben oynamak için can atıyordum :) Sanırım dört aydır falan oynuyoruz hevesimi bolca aldım ve ne yazık ki Helo tarafından itinayla kaynaştırılmış hamurları ayırmaktan, kurumuşları yumuşatmaktan fenalık geçirmek üzereyim.

Kuruyan hamurları yumuşatma ile ilgili internette bulduğum bilgiyi defalarca denedim ve çok memnun kaldığım için yazmak istedim. Hamuru kabına iyice bastırıp üzerine yarım parmak kadar su koyuyor ve kapağını kapıyorum. Bir gece bekliyor sabah suyun fazlasını döküp genelde suyun değdiği yerler vıcıklaşmış olduğu için elimle yoğurup her yere dağıtıyorum. Elleriniz boyanabilir, vıcık vıcık olabilir pes etmeyin. Bir süre sonra ellerdeki hamurlar büyük ölçüde çıkmış ve  hamur gayet yumuşamış olacak. Rengi biraz açılıyor sanki ama kuru hamurun çöpe gitmesinden iyidir.

27 Ocak 2014 Pazartesi

Blogger App Kullanarak Blog Yazmak

Ocak 27, 2014 15 Comments

Farketmişsinizdir son zamanlarda daha sık yazı yazıyorum. Bunun nedeni telefondan yazıyor olmam ve artık işi iyice öğrendiğimden pratik kazanmış olmam. Bu telefonumu bir yıldır kullanıyorum ama uzun bir zaman blogger app yüklememiştim. Nedeni ise gerekli gereksiz aplikasyonlar ile doldurmak istemememdi. Sonuçta Safari (ve yüklediğim diğer tarayıcı olan Chrome) ile de yazı yazabiliyordum. Ancak onlarda yazı düzenlemek çok daha zor.

Bu aplikasyon ile yazmak ve yayınlamak, diğer bloglarım arasında geçiş yapmak çok kolay fakat eksiklikler var tabi. 
1- etiketleme sırasında otomatik tamamlama özelliğinin olmaması. Normalde bilgisayardan yazarken önceden yazdığınız bir etiket önizleme olarak çıkar ve onu seçersiniz. Yazıları aynı etikette toplamak için bu özellik iyi oluyor çünkü harf hatası falan yapınca, apayrı bir etiket oluşmuş oluyor. Bu aplikasyonda tamamlama özelliği olmayınca ne yazık ki bi dolu yeni etiketim oldu :) Ben de etiketlemeyi bıraktım, bilgisayarı açınca 5-10 yazıya birden topluca etiket veriyorum.
2-yazıyı ve görselleri sağa sola veya ortaya yaslama seçenekleri yok, bazılarını sonradan bilg açınca düzeltiyorum.
3-link ekleme sıkıntılı böyle bir işlev yok- ya tam adı yazıyorum yada kaydettikten sonra chrome ile açarak düzenliyorum.
4-yazının html bilgisini görmek ve yazıya html kodlar eklemek mümkün değil, bunları da chromeda açarak yapıyorum.

Yazıya fotoğraf yükleme işine gelince biraz farklı. Bu aplikasyonla yüklenen fotoğraflarda, resim seçeneğini hangisi seçerseniz o büyüklükte yüklenmiş oluyor. Normalde bilgisayardan yazdığımızda, fotoğrafın orjinal hali büyük ise yazı içinde ona tıklanınca fotoğraf büyür. Burda ise büyümeyen fotoğraf eklemiş oluyoruz. Aslında ben bunu tercih ediyorum çünkü kızımın fotoğraflarını zaten yeniden ebatlandırıyordum ve küçültüyordum. Diğer fotoğrafları da çok geniş seçeneğinde yüklediğim zaman bu genişlik benim için yeterli daha da büyümesine gerek yok. Ayrıca kotayı da fazla doldurmamış oluyor böylece. 1.resimdeki ayarlar kısmında fotoğraf çözünürlüğü seçilebiliyor.


Görüldüğü gibi orjinal resim çözünürlüğü de var. Ancak orjinal boyutu, yazı alanınızın genişliğinden büyük ise, fotoğraflar taşmış görünür. Bu yüzden genişliğini bildiğim, taşmayacağından emin olduğum fotoğrafları orjinal boyutta yüklüyorum ben. Her yazı öncesi fotoğrafı nasıl yükleyeceksem bu seçeneği değiştiriyorum.

Gelelim fotoğraf editlemeye. Yüzlerce aplikasyon var bunun için, belki 20-30 tane yükleyip deneyip kaldırmışımdır. Sonuçta ihtiyacım olanları belirledim ve minimum sayıya indirdim. Çoğu zaten benzer özelliğe sahip. Aşağıdakiler benim photoeditors klasorümdeki app.lar. Bunlardan Moldiv kolaj ve görsel süslemeler için, Typic fontsal süslemeler için, ColorFree splash özelliği için ( fotoğrafı siyah beyaz yapıyor, sonra parmağınızla dokunduğunuz yerler gerçek rengine kavuşuyor, yani kısmi renklendirme yapıyor), InstaFit kare olmayan fotoları instagrama koymak için kullanıyorum. Be Funky, Photo Editor ve PicsArt da fotoğraf programları. PicsArt bir nevi Photoshop içlerinde en kapsamlı olan o. Blog ve header tasarımı bile yapıyorum onunla :)


Genelde fotoğrafları PicsArt ile yeniden boyutlandırıyorum ve kırpıyorum. Üzerine blog adını yazıyorum ve her şey için yeterli bir aplikasyon.

Bunlar haricinde bence gayet önemli olan bir diğeri ise MediaInfo isimli aplikasyon. Tüm albümlerdeki fotoğrafların bilgilerini veriyor. Yeniden ebatlandırdığım kendime ait fotoğrafların en-boy oranını biliyorum ama, özellikle internetten indirdiğim veya ekran görüntüsü aldığım fotoğrafların özelliklerini bilmiyorum. Telefonun küçük ekranından anlamak zor. Bunun için o fotoğrafları MediaInfo'da görüntüleyince tüm bilgilerini edinmiş oluyorum.

               
Ve böylece blog yazma işini pratikleştirmiş oluyorum. 

Blogger app ile ilgili söyleyebileceğim son şey, buradan kumanda panelini, denetleme bekleyen yorumları görmek, gadget ekleyip kaldırmak falan mümkün değil. Sadece yazı yazmak ve görüntülemek için düşünün. Yorumları onaylamayı ve diğer işlemleri telefona yüklediğim chrome aracılığı ile (safari de oluyor elbet) blogger.com kumanda paneline girerek (genelde oturumum hep açık, sayfayı yeniliyorum arada) yapıyorum. Yorumlara cevapları da chrome ile yazıyorum. Kısaca işlerimin çoğunu tekefondan yapabiliyorum.

P.s: evet hala ios7 yüklemedim.

24 Ocak 2014 Cuma

22. Ay Mektubu

Ocak 24, 2014 8 Comments

Can parem;

Bu ay mektubunu bir gün gecikmeli yazıyorum ama bu sefer nedeni zamansızlık değil, hangi konuyu yazacağıma karar verememem. Öyle dolu bir ay geçirdik ki, neredeyse yarısında hasta olduğun, ardından iyileşince maksimumda yaşadığın eğlenceli günlerin gönlüme ettiği zuhurları mı yazsam; iki yaş sendromu nedeniyle tavan yapan inadının, koç burcu oluşun nedeniyle kat kat daha fazla olduğunu, artık hiç bir şekilde seni yönlendiremediğimizi mi yazsam; yoksa o delifişek hallerinin ortasında birden bire gelip, yanağını yanağıma dayayarak üzerime yatmak istediğini ve bu anlarda nasıl da mest olduğumu mu yazsam bilemiyorum. 

Çok konuşuyor, çok soruyor, çok denemek istiyor, çok oynamak istiyorsun. Her konuda bir çok dönemine girdik galiba. Bir de çok yesen nasıl memnun olacağım ama neyse ki geldiğimizden beri biraz daha yoluna girdi bu iş. 

Bu yazıda sana özel bir kaç sözcüğünü not etmek istiyorum ki tamamen kendin türettin bunları, böyle çok sözcüğün var ama aklıma gelenler şöyle:

İkiye-iki tane
Dansiye- dans etmek
Mıtta-mıknatıs
Happo-hippo
Babiya-babanne

Şu an söyleyemediğin hiç birşey yok. Ama kastım telaffuz edebilme yeteneği değil, gün içinde kendiliğinden doğru sözcükleri bulup kullanıyor olmanı kastediyorum. Bazen söylediğin şeyleri bunu ne zaman nereden öğrendin acaba diye düşünüyorum ciddi ciddi. Bazen de seyrettiğin ingilizce videolardan kendiliğinden öğreniyorsun, mesela birkaç gün önce, sana hiç söylemediğim halde şekere candy demeye başladın.

Öyle hızlı öğreniyor, öyle sık oyun değiştiriyorsun ki artık hızına yetişemiyorum. Akşam olsa da uyusan, ben de biraz dinlenebilsem hayalleri kurduğum, sabahına ise deli gibi özlediğim bu günleri tüketip duruyoruz. Neyse ki anların keyfini yakalayabiliyorum.

Seni çok seviyorum bebeğim.
Amsterdam

23 Ocak 2014 Perşembe

Aperatif Kereviz Sapı Salatası

Ocak 23, 2014 3 Comments

Kereviz sapını sık alırım ama paketi bitiremem çoğu zaman. Salataların ve çorbaların içine koyuyorum genelde. Dün yine kocaman bir paket alınca, bozulmadan bitirebilmek için sadece kereviz sapının olduğu salatalar var mı diye bakındım internette. Biliyorum ki bizim kültürümüzde fazla yoğun kullanılmıyor ama avrupada yaygın. Çocukların kitaplarında bile var celery. Hakikaten google görsellerde kereviz sapı tarifleri ve bir de celery recipes diye aratınca fark çok bariz şekilde görülüyor.

Yukarıdaki fotoğraf da alıntı bir yabancı siteden. Ben de akşam benzerini yaptım ve yedik ama fotoğrafım akşam olması nedeniyle pek güzel çıkmadı. Artık ikinci yapışımda yeniden çekerim.

Orjinal tarifte üzerindeki beyaz krema için otlu peynir ve başka bir krem peynir karıştırılmıştı. Sarımsak da vardı. Aslında malzemelere pek dikkat etmedim çünkü hangi malzemeye ne yakışır kafamda kolayca uydurabiliyorum. Dolayısıyla fotoğrafı görür görmez nasıl yapmam gerektiğini biliyordum.

Önce kereviz saplarının sırtındaki kılçıkları soyuyorum ben. Yerken koparması ve yutması zor oluyor yoksa. Bıçakla bir ucundan tutup aşağı doğru sıyırın. Tüm kılçıklar temizlenince yaklaşık üç parmak kalınlığında kestim.

Üzerine koyacağım malzemenin içinde mutlaka sarımsak olmalıydı fakat çok yoğun değil, bir diş yeter. Kibrit kutusu büyüklüğünde (tabi yapacağınız miktara göre değişir ben iki sap için yaptım) beyaz  peyniri iki kaşık yoğurt ile (sert kısımlarından) ezip krema haline getirdim.

Kereviz saplarının içini doldurmadan önce limon suyuna buladım, içlerini doldurdum ve dizdim. Üzerine sumak ve nane serptim, bir kaşık zeytin yağını tümünün üzerine gezdirdim ve bir de biraz hareket katmak için bir tanecik ıspanak yaprağını minik minik doğrayıp serpiştirdim.

Üzerine koyacağınız baharat ve süslemeler size kalmış ama sarımsak ve limonu eksik etmemeli. Mesela minik doğranmış domatesler, taze sarımsak ve nane, maydanoz da eklenebilir. Ancak üzeri komple dolup da görüntü bozulmasın.

Tadı öyle güzel oldu ki favorilerim arasına girdi. Tavsiye ederim.