20 Nisan 2016 Çarşamba

Bu da Arşivde Dursun

Nisan 20, 2016 9 Comments

3 Nisan'da kutladığımız çocuklarımın doğum günü için pastayı kendim hazırlamıştım. Pek kötü olmadı. Yalnız son aşamalarda taşırken alttan biraz fışkırdı falan ama iyi kotardık :) 


Üst kat oğlumun doğumundan beri kullandığım yıldız temasında olsun istiyordum. Kızım da son aylardaki takıntısı olan at figürü isteyince, meşhur My Little Pony atlarından Rainbow Dash'ı seçtim ki, bulut gökkuşağı ve ardından en tepede yıldızlar olsun. Doğrusu buna karar verene kadar çok uğraştım, araştırdım düşğndüm falan. Yapımından daha zordu diyebilirim.


Genelde şeker hamurunu düz beyaz alıyor ve elimde sarı-mavi-kırmızı olmak üzere üç minik şişe gıda boyasıyla renklendiriyorum. Hazır renkli şeker hamurları genelde çok koyu renk oluyor.


Elimde tüm pastacılık malzemeleri yok, biraz olanlardan biraz da evdeki imkanlarla şekillendirmeye çalıştım tüm figürleri.

Tüm misafirlerimiz çok beğendi ve benim yapmış olmama şaşırdı :) Doğrusu benim için de çok heyecan vericiydi.




19 Nisan 2016 Salı

Ufacık bir wishlist

Nisan 19, 2016 5 Comments

- evde yeteri kadar çiçeğim var ama şu mini boy çiçeklerden alayım, değişik bardak/saksı/kavanoz ne olursa koyayım, aşağıdaki gibi farklı sergileme alanları oluşturayım istiyorum

- lale mevsimi bitmeden bir lale tarlasına gidip istediğim kadar toplamak istiyorum

-evdeki buzdolabı biraz ufaktı. Yetmiyor diye tezgah altı buzdolabı aldık ama hala açıkta. Onu bir dolap içine hapsedip üzerine raflar yapacağız. O rafları yapmak ve kullandığım nane maydanoz gibi baharatların saksılarıyla doldurmak istiyorum

- aylar önce dikiş makinesi almıştım ama hiç kullanacak zaman bulamadım. Ufak tefek şeyler dikmek istiyorum, örtü, yastık peçete gibi....

- bahçeyi biraz elden geçirmek yeni çiçekler ekmek ve bazı dekoratif unsurlar eklemek istiyorum. Ah bir de daha büyük bir bahçe masamız olsa fena olmazdı.

-ön bahçede ikeanın tarno model masa ve sandalyeleri var ancak oldukça yıprandılar. Onu güzel bir renge boyasam biraz süslesem ne güzel olacak...



Zumba :)

Nisan 19, 2016 7 Comments

Duyduk duymadık demeyin zumbaya başladım a dostlar 💃🏻

Aslında programın adından tam emin değildim. Biraz önce baktım da, bizim dans merkezinin web sitesinde adını infinity koymuşlar. İnternetten de birkaç zumba videosu izledim ama emin olamadım. Sanırım zumba/spor karışımı birşey.

Helocum geçtiğimiz Eylül ayından beri baleye gidiyor. Ders öyle aşırı disiplinli bir ders değil, eğleniyor diyelim. Her ders sonunda arkadaşıyla birlikte oynamaktan mekandan ayrılmamız yarım saatten erken olamayınca, onların ardından başlayan dersi hayranlıkla izliyordum. Yetişkin bayanlar, daha çok spora benzer hareketlerle grup halinde tempolu danslar yapıyorlardı ve benim de içim gidiyordu.

Fekat neden bilmem hiç aklıma gelmiyor ki ben de gideyim? Sanırım oğlum daha ufak olduğu için düşünemiyordum. Birkaç hafta önce arkadaş grubundan birileri zumbaya başlamıştı, o zaman kafama dank etti. E ben de gidebilirim o derse. Başka zaman ve başka yere gitmem zor ama zaten yarım saat duruyoruz orda bir yarım saat daha dursunlar ben de spor yapmış olayım dedim ve iki hafta önce deneme dersine girdim.

Aman yarebbiii, o nasıl bişeymiş öyle. Ben ki evde bütün gün oturmayan, günde 50 kez merdiven inip çıkan, çocukları en az iki kez ortalama üç kez dışarı çıkaran ben öldüm bittim. Tam iki gün merdivenleri oflayarak çıktım, zar zor yürüdüm. Öyle ki neredeyse devam etmeme kararı verecektim.

Ancak yine de gittim. İkinci hafta ağrım çok daha az oldu ve çok sevdim şimdi on hafta daha devam edeceğim, istersem yine uzatabilirim. Sporun verdiği his şahane, bu adrenalini seviyorum ama asıl beni keyiflendiren kendim için birşey yapıyor olmak. Çocuk bakmaktan farklı birşey, tamamen bana ait bir saat. Eh yorucu olması biraz ironik ama olsun :) Evdeki herkes spor yapmamı destekliyorlar ve kolayca kabullendi çocuklar. Hatta kızım beni daha çok teşvik ediyor.

Dersimizin içeriğinden bahsedecek olursam bir saatin ilk yarım saati kardiyo amacını güden hareketli danslardan oluşuyor. Ama ne dans. Hepsinde kollar bacaklar bel popo özel olarak çalıştıran hareketler seçilmiş. Yani danstan ziyade tempolu egzersiz gibi. Sonraki 20 dakkada çeşit çeşit squatlar ve dambıllı kol hareketleri var. Son on dakikada ise yere yatıp farklı mekikler çekiyor ve esneme hareketleri ile bitiriyoruz. Bir saatte tüm kasları çalıştıran bir ders yapmışlar.

Fakat daha önce yaptığım için biliyorum, spor salonunda çalışmaya göre daha zevkli. Grup halinde olması ve işin içinde dans olması beni daha çok cezbetti. İnanıyorum ki, dans moral bulmak için çok etkin bir yöntem, evde arasıra yapardım ama düzenli olunca psikolojime de olumlu katkı yapacak. 

Aranızda zumba deneyimi olan varsa, içeriğinin bizimkine benzeyip benzemediğini ve nasıl hissettirdiğini çok merak ediyorum doğrusu.

18 Nisan 2016 Pazartesi

gecici tema

Nisan 18, 2016 3 Comments
Merhabalar

Blog temasinda olusan problemleri duzeltmeye oglumun uyku molasi yetmeyince simdilik dumduz bir tema yukledim, daha sonra yeni gorunumle karsinizda olacak. yeniden :)

16 Nisan 2016 Cumartesi

Ayşe de Fatma Göbek Atma :)

Nisan 16, 2016 1 Comments
Biraz önce blogları okurken Dukuju'nun bir çelınca başladığını gördüm ve yazılarını keyifle okudum. Oradaki bir konu da, bir anımı canlandırdı yazayım bari 😜

Konu isimler ve göbek adlarıyla ilgili. Ben kendi göbek adımı bilmiyorum. Ne zaman anneme sorsam, aramızda dört yaş olan ablamı kastederek biriniz Ayşe, biriniz Fatma der. Ama anne kim kim diye ısrar eder dururduk biz de. Şu an hala hangimiz hangimiziz belli değil😒 (ay bloggerda da artık şu emojiler de çıkmaya başlayalı beri nasıl mesudum anlatamam, bazen tüm hislerime tercümanlar)

Neyse efenim biz ablamla sürekli kavga ederdik, ben Ayşeyim sen Fatma'sın diye. İkimiz de Ayşe olmak istiyoruz çünkü babannemin adı da Fatma ki "ıyyy Fatma mı" hissiyatına bürünmemize neden oluyordu kendileri.

Bizim için Fatma sadece babannemi çağırıştırıyor o zamanlar. Babannemi ise pek sevmiyoruz. Giydiği zaman basma şalvarı çiçek gibi yayılan kocaman g*tlü/göbekli bir kadın bizim gözümüzde. Üstelik kucağına hep halamın kızlarını oturtuyor bizi hiç sevmiyor. Bir de kızdığı zaman feci çimdik atıyor, o gemi gibi evinin kocaman bahçesinin taaa diğer ucundaki mutfakta (merakımızı çok cezbeder orada oturup izlemek isterdik) oturunca da ayak altında dolaşmayın diye bize kızıyor. 

Velhasıl kelam Fatma olmayı ikimiz de hiç istemedik fakat ayşe de fatma göbek atma diye çok şarkılar söyledik...

Not: babannem hakkında yazdıklarım çocukken düşündüklerimizdi tabi ki, yetişkin olunca herşey daha farklı gözüküyormuş.

Not 2: lütfen ismi bahsi geçen isimler alınmasın çocuk aklı işte 😋


14 Nisan 2016 Perşembe

Nova'ya Mektuplar: 15. Ay

Nisan 14, 2016 0 Comments

Yakışıklı oğlum;

Bu ay öyle eğlenceli geçti ki nasıl geçti anlamadım. Bunda havaların ısınmaya başlamasının da etkisi var. Açık havayı ve dışarıda olmayı sen de çok seviyorsun ve tabi ki biz de her fırsatta dışarıdaydık.

İki hafta önce ablanın okulunun başlamasının ardından, hayatın biraz daha düzene girdi. Önceden yarımyamalak  uykular ve öğünler şeklinde günü nasıl kurtarırsak öyle geçiyordu. Şimdi ablanı daha geç okuldan almaya gittiğimiz için öğle uykuların daha uzun ve düzenli olmaya başladı. Artık sayısı bire düştü, öğünlerinin saatleri düzene girdi ve akşam yatış saatin de erkene kaydı. Ortalama saat 7.30 da uyumuş oluyorsun. Gece uyanmalarının sıklığı şikayetin olup olmamasına göre değişse de, artık uykunun tadını almaya başladığını farkediyorum. Öyle keyifli öyle yayılarak uyuyorsun ki. Aa sanırım hiç yazmadım onu da not edeyim, tabi ki aylardır uyuma şeklin yüzüstü. Belki 5-6 aylıktan itibaren böyle. Kendin dönüyorsun ve öyle tercih ediyorsun.

Bu ay bir türlü çıkmak bilmeyen alt azılarından birini tamamen çıkardın, ikincisinde tık yok daha. Üstte çıkmış olan iki azıyı epey büyüttün. Sanırım ablana göre daha ağır ve sancılı oluyor diş çıkarmaların, gecen gündüzün hep etkileniyor.

Fotoğraf okul bahçesinden bugün çektim. Hergün gittiğimizde, bahçede bir süre oynuyorsunuz hep beraber. Bayılıyorsun okula gitmeye. Hatta sabahları ablan ile baban giderlerken çok ağladığın için artık çoğunlukla hep beraber gidiyoruz. 

Yürüme ve koşma becerileri tamam, koltuklara sandalyelere tırmanma da ok. Tek korktuğum merdivenler kalmıştı. Çıkıyordun ama inemiyordun, son iki üç gündür onu da beceriyorsun. Artık daha rahatım bu yüzden. Tabi yine hep gözetliyorum o ayrı.

Vee yaşasın artık dilin çözülmeye başladı. Söylediklerin her geçen gün artıyor. Bazı minik cümlelerin de var baba mama (baba yemek yiyor manasında) gibi. Şuan anne, baba, mama, meme, al, ver, gel, abba (gibi bişey), daanta (çanta), haau haau(havhav), gaaa gaaa (gakgak), bırrrm (araba), dag (hollandaca iyi günler) söylüyorsun. Onun dışında herşeyi işaret diliyle anlatabiliyorsun.

Hayvanlardan en çok kurbağa ve kediyi seviyorsun. Bu ay bol bol küçük kurbağa şarkısını dinledik ve söyledik. Kedileri öyle çok seviyorsun ki, kitapta veya gerçeğini görünce yumuşak bir tonla aaaa deyip sevgini göstermek için bana sarılıyorsun. Öyle tatlısın ki. İşte bu videoda da kedi sevgin görülüyor http://youtu.be/0mukWO6ux8E

Bu ay ayrıca ablanla birlikte gecikmeli olsa da doğum gününü kutladık. Sen de çok eğlendin, bol bol oynadın. Artık bilinçli şekilde park sezonunu açtık, benim boyumdan yüksek kaydıraklardan bile kayıyorsun.

Çok sevgi dolu, neşeli, akıllı uslu bir çocuksun ama biraz daha hayır'larımı dinleyip herşeyi çöp kutusuna atmazsan çok memnun olacağım ☺️

Canım, kanım, balım oğlum❤️


11 Nisan 2016 Pazartesi

Büyüme Sancısı

Nisan 11, 2016 2 Comments
Bebeklerin en hızlı büyüdükleri dönem ilk bir yıldır. Bu süreçte kilosunun bir kaç katına çıkar, beyni de birkaç kat büyüklüğe ulaşır. Bedensel olarak ömrümüzdeki en hızlı büyüme sadece bu dönem olur.

Fakat bu yazıda bahsetmek istediğim fiziksel olarak büyümekten ziyade ruhsal büyüme. Psikolojik değişimler, bilişsel beceriler gibi. Özellikle iki yaşından itibaren belirgin bir farkla kendini gösteren bu ruhsal büyümeyle ilgili düşüncelerimi yazmak istiyorum. Aslında bu konuyu uzun zamandır parça parça düşünüyorum ancak fikirlerimi bir türlü bağlayamıyordum. Bu sabah az biraz netleşti kafamda.

Ben içgüdüsel annelik yapıyorum. Gerçekten tek yol göstericim çocuklarım. Kitaplara, başka sözlere kulak asarım, çok okur araştırırım yani altyapımı elimden geldiğince doldurmaya çalışırım ama kafamı kurcalamasına izin vermem, çünkü içsesimi dinlemeyi (sadece çocuk mevzusunda değil her konuda), ona kulak vermeyi öğrendim ve onu dinlediğimde, dinlemediğim zamanlardaki pişmanlıklarımı yaşamadığımı defalarca tecrübe ettim. Kısacası içsesime güveniyorum.

Kızımla son yaşadığımız süreci anlatarak açıklamak istiyorum düşüncelerimi. Bu pek tabi ki spesifik bir örnek olacak fakat genele uyarlamak mümkün.

 Yaklaşık bir ay önce İstanbul'dan döndükten sonra kızımın huyu çok değişti. Daha önce hiç bu kadar yoğun bir değişim yaşamamıştık diyebilirim. Ya da hatırlamadığımız kadar zaman önce yaşadıysak da unutmuşuz nasıl zorladığını. Sebebi kardeş kıskançlığı desen değil, bir yıldır kardeşi var, belki biraz okulun değişecek olması (ki içsesim o da değil diyor çünkü okul değişmeden önce sona erdi), biraz hastalığın etkisi var kabul ama hastalık bittiğinde de bunu bahane olarak kullanıp hastalığını uzattı; hiç birşey yemiyor, sürekli aşırı ilgi istiyor ve gerçekten olmayan korkular icat ediyordu (ki korkuların olduğu dönemler olmuştu ama bu sefer farklıydı, tutarsız, işine geldiği gibi sadece bizi istediğini yaptırmaya ikna etmek amaçlıydı, yani tam bir bahaneydi). Bu süreçte neredeyse bir ay tüm öğünlerini ben besledim, giydir soydur çişe tut tüm ihtiyaçlarını ben yaptım, yetmedi bir ay boyunca babası ile beraber uyudu, bebek gibi konuşmaya başladı, mızmızlık tavan yaptı vs. Öyle bıktırıcı idi ki gerçekten eşimle tartışmaya başladık. O çok yüz verdiğimi söyleyip biraz ısrarcı olmamı bekliyordu ben ise bunun geçici bir dönem olduğunu hissediyor, suyuna gitmemiz gerektiğini söylüyor ve istediği herşeyi yapıyordum. Geçici bir dönem olduğunu söylemem, hani çocuklar büyürken herşey zamanla geçiyor ya, bu da geçer tarzında bir yaklaşımla değil; gerçekten geçici olduğunu (hatta ne zaman biteceğini kesin olarak bilen) bir histen ötürü idi. Yani çocuğumun içinde bulunduğu durumu adeta kendim yaşıyormuşçasına anlıyordum. Bana göre büyüme sancısı çekiyordu.

Büyüme sancısı çekmenin nasıl birşey olduğunu biz yetişkinlerin iyi anlayabileceği birkaç örnek verebilirim. Mesela üniversiteye hiç bilmediğiniz bir şehre ilk gittiğiniz, ilk yalnız kaldığınız an. Herşey o kadar yenidir ki nereden başlayacağınızı bilemezsiniz. Herkes yapabileceğinizi düşünüyor, sonuçta kendiniz de mantıksal olarak bunu söylüyorsunuz ama içinizdeki çocuk arkasına bakmadan annesinin kucağına kaçmak istiyor. Bildiniz mi o hissi? Hasta olduğumuzda da sık sık o hisse bürünürüz. Yine benzer şekilde evlenip yeni bir dünyaya adım atınca, büyük bir sorumluluk üstlenince, birsürü belirsizlikle başbaşa kalınca, hele hele ilk kez anne olup bebeğinizi kucağınıza alınca. 

İşte şimdi bu açıdan çocuklarımıza bakalım. Büyüyorlar, büyürken algıları, düşünsel becerileri artıyor. Diğer insanların beklentileri de artıyor. Bunu geçtim kendisi de yapamadığı bazı şeyleri başarabildiğini farkediyor. Ama bir dakka daha bu kadar çok yeni şeye hazır değil. Hepsi birden bire çok fazla geliyor. Biraz sindirmesi lazım ama o sindirme süresinde sığınacak güvenli bir limana ihtiyacı var. Anne kucağı. Fakat anne de onu eskisi gibi kucağa almıyor. Belki bebekleşirsem alır. Evet oldu bebek gibi davranayım, bol bol mızmızlanayım o zaman annem benimle daha çok ilgileniyor. 

Kızımda aynen böyle oldu. Her zaman gösterdiğimden daha çok ilgiye ihtiyaç duyduğu kesindi. Tamamen tatmin olana kadar sürdü. Ve süreç bittiğinde biraz daha farklıydı bence. Bazı becerileri, huyları daha bir olgunlaşmıştı. Sığındığı limanın orda olduğunu bilmeye ihtiyacı vardı. Orada bir süre dinlenince artık yenilikleri göğüslemeye hazırdı. Eskisinden daha güçlü şekilde yoluna devam edebilirdi artık.

Olaya böyle bakınca, çocuklarımızın huyu değişti diye tabir ettiğimiz dönemleri, insanı fazla zorlamıyor. Bazen yorucu oluyor kabul ama onun da elinde değil ki? Biz yetişkinken bile zaman zaman ne istediğimizi anlamakta zorluk çekiyoruz. Çocuklar bunca bocalama içinde yine iyi idare ediyorlar.

Yukarıda bahsettiğim gibi eşime göre daha fazla disiplin, bana göre daha fazla ilgi ihtiyacı vardı kızımın. Peki bu ayırımı nasıl yapıyorum derseniz biraz içses biraz deneme. Disiplini uygulamaya çalıştığımda geri tepiyor bu anlarda. Hayır ben yedirmeyeceğim sen yiyeceksin dediğimde baskım işi çözmüyor daha beter hale geliyor. Oysa bazı dönemler var ki o sırada kızımın istediği açıkça benim oteritemdir. Beni yoklamak için bir talepte bulunur mesela, hayır derim. Bir iki kez ısrar eder cevap yine hayır. O zaman hiç bozulmaz kuzu kuzu yanıma gelir tamam anne der ve başka bir oyuna sorunsuz devam eder. İşte bu durumda benim otoritemin varlığına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ben. Ama diğer durumda hayır.

Bu işler gerçekten çok ince işler. Her zaman dengeyi bulmak kolay değil. Bunu çocuklarımı inceleyerek, içsesimi dinleyerek yapmaya çalışıyorum. Ve görüyorum ki duygusal olarak dengede olduğu zaman, gerçekten çocuklarım uyumlu, huzurlu, neşeli çocuklar oluyorlar. 



6 Nisan 2016 Çarşamba

Neee 4 Yaşında İlkokul mu?

Nisan 06, 2016 20 Comments

Doğum günü 23 Mart olan Helodünya, 24 Mart'ta ilkokula başladı. (Yukarıdaki fotoğrafta sınıf takvimi görülüyor, Dila'nın 24 Mart'ta başlayacağı belirtilmiş).

Hollanda'da ilkokul 4-12 yaşını kapsıyor fakat zorunlu eğitim 5 yaşında başlıyormuş. Ancak genelde herkes özel bir durum olmadığı sürece 4 yaşında başlatıyor çocuğunu. Sınıflar grup olarak adlandırılıyor ve ilk iki grup bir çok okulda birleşik halde. Kızımın grubu da 1-2F.

Tabi başlar başlamaz okumayı yazmayı öğrenmeye geçmiyorlar bizde olduğu gibi, ilk iki yıl daha çok anaokulu formatında. Ancak tam anaokulu demek de doğru değil, ufak ufak eğitim de başlıyor. Zaten okulda sadece okuma yazma öğretilen bir yer değil.


Kızımın ilkokula başlayacağını duyan herkes, nee 4 yaşında ilkokul mu, çok erken değil mi?  diye tepki verdi. Doğrusu buradaki çocuklara bakıyorum da gayet hazırlar ilkokula. Zaten çoğu öncesinde oyun okuluna gittiği için ilkokula hazırlanmış haldeler ve çok hevesliler. Kızımın oyun okulu öğretmenleri, iki ay öncesinden, gideceği okula 15-20 sayfalık detaylı bir rapor gönderdi. Bu raporda, her türlü konudaki becerisi dereceyle belirtilmiş ve onun hakkında tanıtıcı yorumlar yazılmıştı.


Çocukların çoğu, okula başladığında kendi ihtiyaçlarını görecek durumda. Bizim için henüz geçerli değil ama burada çocuklar 3 yaşından itibaren bisikletle trafiğe çıkıyorlar ki bu bile aslında çok şey anlatıyor. Yani hem büyükler onları birey olarak görüyor, onlar da gerçekten çok bilinçliler, trafik kurallarını bile biliyorlar düşünün.


Kızımın gittiği okulun Dalton okulu olduğunu yazmıştım ( http://ge-ce.blogspot.nl/2014/11/dalton-okullar.html )Tam farkını ilerleyen günlerde daha iyi idrak edeceğim ama fotoğraflarda görüldüğü gibi çok renkli çok eğlenceli bir okul. Aslında diğer hollanda okulları da görünüm olarak böyle fakat farkı eğitim metotlarında olacak sanırım. 


Sabah 8.30 da başlıyor, haftanın 4 günü 14.15 de bir gün de 12.30 da bitiyor. Yanına iki kutu yiyecek koyuyoruz (okulda kantin yok, civarda hiç dükkan yok). Biri saat 10 civarındaki meyve saati için meyve ve yemiş gibi şeyler (hazır ürünler, şeker çikolata gibi şeyler yasak), biri de öğlen için öğle yemeği. Tabi bir de su.

Haftada iki gün jimnastik dersleri var. Bir spor ayakkabıyı sürekli okulda bırakıyorlar. Her çocuğun kendine ait bir görseli var. Kızım ilk gün başladığında öğretmeninin sunduğu seçeneklerden kediyi seçti. Bu sticker askısında, sandalyesinde ve spor ayakkabıların bulunduğu bez çantasında bulunuyor. Jimnastik dersinde kıyafetler çıkıp atlet kilot kalıyorlarmış. Bilmediğim için ince askılı bir atlet ile gitmişti ilk seferde. Çok üşümüş 😔 Bir sonrakinde içine tişört ve şort da giydirdim, bunlarla yapmış sporunu ve çok sevmiş. Spor salonunda kendileri giyinip soyunuyorlar ve ayakkabılarını değiştiriyorlar. 
(Bu senenenin başında ablamın oğlu anaokuluna başlamıştı. O başladığında 4,5 yaşındaydı ama sınıfın en küçüğüydü bir yıl erken başladı çünkü. Diğer çocuklar hepsi 5,5-6 yaşlarındalar ve öğretmen çocukların okula gelirken düğmesi olan pantalonlar değil de lastikli eşofmanlar giymesini istiyor. Tuvalette düğmelerini açıp kapayamıyorlarmış. 😳)




Üstteki fotoğrafta okul bahçesi görülüyor. Yine bütün okulların bahçesi oldukça benzer, parktan farksız. Helo'nun okulunda da salıncak, büyük bir kum havuzu, tırmanma aletleri, çeşit çeşit bisiklet ve arabalar var.

Bizim okul tek katlı ve etrafı oldukça yeşil. Konumu kasaba ormanının yanında yer alıyor zaten.


Aşağıdaki resim ise sınıfın olduğu koridordan. Her sınıfın önünde bir masa büyüklüğünde kum havuzu var. Canı sıkılan çocuk çıkıp oynuyor zaten kapılar hep açık. Koridorda ayrıca çeşitli oyuncaklar, kocaman tahtalardan bloklar falan da var.


Oğlum ablasını beklerken oynamıştı. Bir süre sonra dışarı çıkma saati geleceği için öğretmen çocuklardan toplamasını istedi. İki üç çocuk dökülenleri süpürdü, oyuncaklar kaldırdı ve kumun üzerini kapadı.


Oryantasyondan sonra, Helo'nun resmi olarak okula başladığı gün ayrıca Paskalya başlangıcı idi ve sınıfta Paskalya kahvaltısı vardı. Bizim haberimiz yoktu ama öğretmen de dahil herkes pijamayla gelmişti 😀


Bizim sınıfın iki öğretmeni var, biri haftanın 4 günü (kadın) diğeri bir günü geliyor (erkek). İlkokul döneminde Hollanda'da erkek öğretmene raslamak pek bir nadir durummuş bize denk geldi. Bir erkek öğretmen tecrübesi olmasını arzu ediyordum çünkü benim de ilkokul öğretmenim erkekti ve çok severdim.


Yukarıda fotoğrafta sağda görünüyor bayan öğretmenin yaşı biraz var ama çok sempatik. Hiç de öyle mesafeli değil, gayet sarılıyor çocuklara ve yine şansımıza bu öğretmenin Türk damadı varmış, Türkiye'ye gitmiş bol bol. Yani Türklere karşı bir antipatisi yok :)

Öğretmeni hangi sınıfa gideceğini falan biz seçmemiştik, okul bu şekilde verdi. Doğrusu hangi öğretmen iyidir diye hiçbir fikrimiz yoktu. Geçenlerde iki çocuğu da bu okulda okumuş olan evsahibimizle konuştuğumda, bu bayan öğretmenin onun çocuğunun da öğretmeni olduğunu, çocuğunun onu çok sevdiğini ve okulun en iyi öğretmenlerinden biri olduğunu öğrendim ve pek memnun oldum. Umarım kızım için de böyle olur.

Instagramda da dediğim gibi ömrümün bundan sonraki 10-15 yılında söz konusu olacak okul mevzusuna giriş yaptık. Hadi hayırlısı inşallah. 🙏🏼


Umarım öğrenirken keyif alacağı, güzel arkadaşlıklar kuracağı, bol bol eğlebeceği bir yer olur onun için.

5 Nisan 2016 Salı

48.Ay Mektubu: 4. Yaşın Kutlu Olsun

Nisan 05, 2016 10 Comments

Güzel yavrum

Artık mektupları gecikmeli yazmama alışmışsındır değil mi? Yine geciktim tam 12 gün. Fakat bir önceki ay mektubunda belirttiğim gibi çok yoğun günler yaşadık. Bu ayın üç haftasını İstanbul'da geçirdik. Çok eğlendin, kuzdnin Ege ile bol bol oynadın. Dönmek istemiyordun hatta ondan ayrılmamak için. Falat geldikten birkaç gün sonra da keşke Egelerle karşı evlerde otursak demeye başladın. Ben de sordum biz mi orada oturalım? Yok hayır onlar Hollanda'da otursunmuş, burası daha güzelmiş çocuklar için.

Döndükten sonraki bir haftamız çok yoğundu. Yeni başlayacağın okula iki ayrı gün oryantasyon ziyareti yaptın. Hepsi başlı başına çok heyecan vericiydi. Ardından tam doğum gününün olduğu 23 Martta devam ettiğin oyun okulunda veda partisi oldu. O gün sen de çok duygulandın. Arkadaşlarına hazırladığımız hediyeleri dağıttık, öğretmenlerinle vedalaştın. Eve döndüğümüzde her zamankine göre daha durgundun. Ben hepsini bilmiyorum elbet kimbilir ne anıların oldu iki yıl boyunca. Son zamanlarda sıkılmaya başlasan da severek gidiyordun.

Şimdi yeni okula başladığın için yeni heyacanlar, mutluluklar yaşıyorsun ama bunu bir başka yazıda anlatacağım.

İstanbul'dan dönünce biraz korkular ortaya çıktı. Orada birşeyden korkmuştun ve dönünce hemen atlatamadın. Sihirli sprey, dua ve babanla uyumaların sonucunda artık düzeldi çok şükür. Bunun dışında 4 yaş sendromuna da girdin tabi ki. Huyun değişti, huysuzlandın, inadın arttı falan. İki gündür biraz daha azaldı ve geçti gibi. Bakalım?

İstanbul'dayken ara vermek zorunda kaldığımız bale derslerin devam ediyor, temmuza kadar sürecekmiş. Bundan başka Düşle Yaşa Atölyesi'ne başladın. Gruptaki çoğu kişi zaten tanıdığın Türk arkadaşların ama çok eğleniyorsun. Atölye'de türkçenizi geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılıyor ve bunları yaparken çocukların hayal gücünü de geliştirmek hedefleniyor. Senin türkçen henüz bozulmaya başlamadı gayet iyi ama hayal gücüne katkısı oldu çokça. Masal dinleme hevesin de becerin de arttı. Fotoğraf o atölyeden.

Yeni yaşınla birlikte daha büyüdün sanki. 4 yaş kontrolünde boyun 103cm, kilon 15kg çıktı (evet gayet incesin 😜) ve karma aşısı oldun. İfadelerin daha olgun, konuşmaların daha farklı. Çok sık kullanılmayan edatları, kelimeleri kullanıyorsun ve duyunca beni hayrete düşürüyorsun nerden öğrendin diye. Genelde okulda neler yaptığını bülbül gibi anlatırken bugün sorduğumda, "kimse okulda ne yaptığını anlatmıyor anne ben de söylemicem" dedin. Bak bak öyle olsun bakalım.

İyi ki doğdun güzel kızım, nice yaşlara nice yıllara. Gönlündeki yüce sevgiye layık insanlarla karşılaş, yüzün hiç solmasın inşallah.

Annen 
Amsterdam

1 Nisan 2016 Cuma

Ne Var Ne Yok?

Nisan 01, 2016 2 Comments
Yine verdiğim ara uzadı ama mazeretim var. Önceki yazılarımda bahsettiğim oğlanın hastalığından kızım da oldu. Ve oğlan 5 günde iyileşirken kızınki tam 10 gün sürdü. Bu akşam üstü saatlerinde yeniden normale döndü çok şükür.

Ağzı yara olduğu için bu süre boyunca tamamen aç gezdi diyebilirim, ve ne yazık ki kilo verdi :( Zaten üflesen uçacak haldeydi ama iyileşince yeniden iştahı açılır umarım.

Bu pazar günü kızımın ve oğlumun doğum günlerini kutlayacağız. Hazırlıklarım tam gaz sürüyor bu yoğunlukta. Geçen yıl kapalı bir yerde yaptık ama bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu ulaşım bile zordu. Bu yıl açık parkın içinde bir oda kiraladık. Çok içime sindi mekan, önünde varendası da var, parkta ise yok yok. Ve şansımıza hava çok sıcak ve açık olacak görünüyor ki bu bile şimdiden beni çok heyecanlandırıyor. Bu akşam anahtarı alıp bir ziyaret yaptık ve kafamda planladım. Umarım sorunsuz ve eğlenceli geçer.

Doğum günü hazırlıklarının yine hepsini kendim üstlendim. Pastayı da yapıyorum daha bitmedi. Bütün bunlar yapmayı herhangi bir mecburiyetten değil (yada tasarruf amacıyla ki harcadığım daha fazla olmuştur  siparişe göre) içimden geliyor. Canım istiyor, heves duyuyorum, denemek üretmek istiyorum. Ne yazık ki bunu insanlara anlatamıyorum. Neyse.

Hava güzel bu günlerde, bahar geliyor, kuşlar ördekler cıvıldıyor ve bunlar içime huzur veriyor. 


Birkaç gün daha yoğunluktan uzak kalabilirim ama sonra kaldığımız yerden devam edeceğim yazmaya. Kalın sağlıcakla.