19 Aralık 2008 Cuma

Kendimi Mimledim

Aralık 19, 2008 14 Comments

Hiç bir mime şu masaüstü resimleri konusunda olduğu kadar özenmedim. Ben de kendi masaüstümü çektim, banane. Benim resmim kagayadan tabiki. uzun zamandır bu var. Aynı resimdeki gibi denizde yatmak beni çok dinlendirir. Bu resmi gördükçe hayal edip huzur buluyorum. Onun dışında masaüstüm kalabalık sayılır ama klasörlerle derlemeye çalışıyorum. Bunlar hep kullandıklarım. Bir de işime bir süre lazım olacak dosyalar var onlarla işim bitince arşiv klasörlerine geçiyorlar.

SCIROCCO: Biraz Ara Ver

Aralık 19, 2008 6 Comments
Bilgisayar başında çalışırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Uzun saatler sonrasında yorgun gözler ve vücut ağrılarıyla başbaşa kalıyoruz bazen. Bir süre önce Ce evdeki bilgisayara bu programı kurmuştu. Bu küçük program arkaplanda kendi kendine çalışıyor ayarladığınız zaman gelince masaüstünde bir uyarı çıkıyor. Programı kullanmaya başladıktan sonra bilgisayar karşısında ne kadar fazla zaman kaybettiğimi de anlamış oldum. 5 dakka bakıcam dediklerim bir saati geçebiliyor. Bu açıdan da faydalı.

Programı buradan indirip yükleyin. Kurduktan sonra options dan preferences'e gelince kişisel ayarlamalarınızı yapabiliyorsunuz.
Main timer: çalışma sürenizi (kaç dakka uyarmadan çalışmak istediğiniz, ben 30 dak yaptım)
break time: çalışma süresi sonunda ne kadar ara vereceğinizi (ben 2 dakka yaptım)
reminder time: eğer hatırlatma yaptığında siz iptal edip çalışmaya devam ettiyseniz kaç dakka sonra yeniden hatırlatması gerektiğini (ben 5 dakka yaptım) ayarlıyorsunuz. Kapatınca o arkaplanda çalışmaya devam ediyor.

Program küçük olduğu için bilgisayarı yormaz ve zorlamaz. Bu konunun ne kadar önemli olduğuna dair şu haberi de okumanızı tavsiye ederim.

Keyifli çalışmalar. Bilgisayar bizim işimizi kolaylaştırıyor ama onun esiri de olmayalım.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Kişiye Özel Evlilik Sitesi

Aralık 17, 2008 5 Comments
Biliyorsunuz Bir Yastıkta sitesi için yaptığım araştırmalar nedeniyle evlilik hazırlıklarıyla içli dışlıyım. Evlilik hazırlıklarınızı ve resimlerinizi paylaşabileceğiniz bedava blog hizemeti veren bir site buldum. Bu siteyi burada da tanıtmadan edemeyeceğim zira şablonları harika. Bloggerdan vazgeçemeyebiliriz belki ama şablon yapmayı öğrenmiş olanlar bunları blogger a uyarlayabilir en azından ben deneyeceğim. Başlangıç için buraya, örnek temaları görmek için buraya bakabilirsiniz. Düşüncesi bile güzel, benim çok hoşuma gitti.

16 Aralık 2008 Salı

Doktoralı İşsiz Olmayacağız

Aralık 16, 2008 13 Comments
Bugün bizim üniversitenin rektörlük seçimleri var. Bakalım sonuç ne olacak.

Bayramdan önce işimle ilgili yazdığım yazı sadece bana özel değildi. Bu durum herkes için geçerli ama bir kuralı nizamı vardı. Doktora bitmeden önce kalıcı kadro talep ediliyor, sonra tez bitince hemen geçiriliyordu. Zırt pırt değişen yönetmelikler yüzünden şimdi durum kritikti ve bayramdan önceki hafta bizim bir kısmımızı bu durumdan kurtarmak için kalıcı kadroya geçirme girişimine başladılar. Ancak bu süreçte kadrosu farklı birimde olanlar mecburen saf dışı kaldı ve ben de bu yarının dışarda kalan kısmındaydım. O yüzden bu kadar efkarlıydım. Üstelik geçirilen kısmın hepsi yeni asistan kalanların hepsi eski asistanlardı. Neyse efenim aynı hafta cuma günü geçirilme işlemi durdurulmuş (nedense) ve herkes aynı durumda şuan.

Böyle bir uygulama neden başlatıldı neden yapıldı neden durduruldu akıl almıyor ancak bugün bunlara dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması yaptı tüm asistanlar toplanıp. Ben de ilk defa bir e.y.l.e.m.e katılmış oldum ama çok korktum. Başlıktaki slogan atıldı çoğunlukla. Bişey olmadı tabi sonuçta hepsi aydın insanlardı. Heberlerde göreceksinizdir bu akşam.

Devlet nedense akademisyen yetiştirme işini sekteye vuruyor, öğretimin devamlılığına engel oluyor bu da elbette ki ülkemize malolacak.

Şimdi yeni rektörle neler olacak neler değişecek kimbilir. Üniversitelerin siyasetten bağımsız gibi görünerek siyasi emeller doğrultusunda hareket etmesi gerçekten çok acı.

Nihayet Girebildim : veee karadeniz

Aralık 16, 2008 12 Comments
En son yazımı yazdıktan sonra aynı gün resimleri grimeyi planlıyordum ama bir türlü fırsat bulamadım. Okulda odamdan yaparım diye düşündüm ama dün bütün gün internetimizde sorun vardı ve bu gün de geldiğimde kesikti. Biraz önce bir bakayım düzelmiş mi dedim veee düzelmiş sevinçten havalara uçtum. Kaç gündür giremedim neler olup bitti çok merak ettim.

Dün akşam da sinemaya gittik, evden giremedim yani. Haftasonu gidecektik de hadi dedik pazartesi gidelim, şu hiç faydalanamadığımız gençturkcell kampayansından faydalanalım. Hiç oyalanmadan Nautilus'a gittik ama, aman Allah'ım kampanyalı gişeler öyle kalabalık öyle uzun ki, kampanyasız gişeye girdik sıraya. Bize sıra geldi, bizim filmde yer kalmamış. Ne yapsak ne etsek, Capitol'e gittik. Madem kampanyadan faydalanamayacağız gidelim de rahat rahat seyredelim dedik.

Bu yoğunluğun nedeni şu sıralar vizyondaki Türk filmleri olmalı, ama biz onlara değil "Dünyanın Durduğu Gün"e gittik. Filmde bazı havada kalan noktalar olsa da bu film 1950 lerde yapılmış bir filmin yeniden çekilmiş hali imiş ve orjinaline sadık kalınmış. Dolayısıyla o yıllar için muhteşem tabi. Sadece bir sahne bana fizikçi olarak (üstelik de benim konularım) zayıf geldi. Tahta üzerinde bazı denklemler vardı, uzaylı gelip düzeltti. Ama hem var olanlar hem de düzelttikten sonra yazılanlar öyle basit denklemler ki güldüm. Uzaylının daha karmaşık bişey yazmasını beklerdim.

Neyse efendim Karadeniz gezimiz tam anlamıyla harikaydı. O kadar çok anlatılacak şey ve resim var ki bakalım ne kadarını yazabileceğim. Gittiğimiz tur Hey Travel idi. Reklam yapacağım çünkü ilk defa denememize rağmen çok memnun kaldık. 5 günlük turun her bir gününde, Trabzon, Rize ve Artvin sınırları içinde kalarak birçok farklı yere gittik. Aslında biz içeriği daha kapsamlı olan başka bir turu talep etmiştik ama yeterli çoğunluk sağlanmayıca bize sordular buna katılır mıyız diye, biz de kabul ettik. Kafilemiz 26 kişiden oluşuyordu ve başımızda bir rehber vardı. İlk defa rehberli bir tura katıldık, eskiden biraz çekingen davranıyorduk bu konuda çünkü başımıza buyruk olmayı tercih ediyorduk. Ancak gördüm ki (rehberimiz de söyledi) turizmsel olarak fazla gelişmemiş bölgelerde tek başına gezmek çok zor gerçekten. Nerede ne yenir, nasıl gidilir, nerden ne alınır bunları bilen biri olması çok önemli. Günlerimiz dolu dolu geçti, sabah 8 den akşam hava kararıncaya kadar gezdik.

Hava konusunda çok şanslıydık, 5 günün 4 ünde yaz gibi güneşliydi. Mont dahi giymedik. Bir gün biraz yağışlıydı, o gün de tepelere çıktık, kar gördük kar topu oynadık. Süperdi. Yılın ilk karını da gördüm yaşasın.
İlk gün havaalanından çıkıp sahil yolundan Rize'ye geldik. Rize kalesine çıkıp çay içtik (oh ne güzel manzara eşliğinde çay diye düşündük ilk gün ama sonra her bir çay molasında durdukça çayı fazla sevmeyen biz , çay görmeye ve içmeye bıktık, artık evde bir ay demlemeyiz herhalde ) . Rize güzel ama çok yüksek binalardan oluşan bir şehir. Beni korkuttu. Neredeyse tamamı denize doldurulmuş alanın üzerine kurulmuş. Rize'nin düz arazisi kısıtlı olduğu için evler böyle çoooook yüksekmiş.


Rize Kalesi'nden Rize'nin görünümleri.


Kale gezisi ardından Fırtına vadisi boyunca ilerleyip (Fırtına dizisi varmış ben bilmiyorum oralarda çekilmiş) yolda öğle yemeği molası verdik. Bir alabalık restoranında alabalık yedik ve yerel yemekleri ilk defa tattık. Kırmızı benekli alabalık ( çiftliklerde değil doğal yetişiyormuş) ve mısır ekmeği , mıhlama, laz böreği yedik. Resimde görüldüğü gibi Ce kısa kollu dolaştı. Havanın ne kadar sıcak olduğunun ispatı.


Fırtına Vadisi yolu üzerindeki restorandan görünümler.



Ardından Ayder Yaylası'na gittik. Ayder turistik bir yayla imiş ve oteller falan var. Ordaki tüm binalar doğal yapıya uyması için ahşap ya da taştan yapılma zorunluluğu taşıyormuş. Bizim otel tamamen ahşap kaplamaydı, yanından bir dere akıyordu. Çam ağaçları arasında huzur verici bir yerdi. Çok beğendik.

Ayder'e giderken.
Ayder'e vardığımızda hava kararıyordu, aşağıdaki arabadan çektiğim resim sonrasında fazla resim çekmedim
Gelin duvağı deniyormuş bu suya. Kışın en altta yelpaze şeklinde dökülen su donarak tül gibi oluyormuş.

Otelimizin balkonundan

Ertesi sabah ayrılmadan önce.


İlk günü bitirdik. Sanırım bu yazıyı burada keseceğim. Çümkü hem anlatacak çok şey var hem de çok fazla resim. Gitmeden önce tekleyen fotoğraf makinemizi yenilmiştik. Yeni makine saniyede 2-3 foto bile çekmeme izin verdiğinden yığınla resim var. Birleştirsem film bile olur. Arabadan bile titrek olmayan resimler çektim. Gerçekten o kadar güzel doğa resimleri var ki hepsini paylaşmak istiyorum. O yüzden bir sonraki yazıda devam edeceğim.
Resimlerin büyük halleri tıklanınca görülebilir, görüşmek üzere.

12 Aralık 2008 Cuma

Tatil Bilançosu

Aralık 12, 2008 20 Comments
Evet dün akşam geç saatlerde döndük tatilimizden. Blogumu yazmayı okumayı gerçekten çok özledim. Karadeniz turuna çıkmıştık birçok şey öğrendim yazacak çok şey var amaaaa

Bu tatilin bilançosu,
  • yıkanacak bir sürü çamaşır,
  • gitmeden yapamadığım için temizlenecek bir ev,
  • düzenlenecek 1500 resim,
  • göbek bölgesinde artmış kilolar,
  • yeni bir konuşma şekli: karadeniz şivesi (o gadar çok duydumgi artık başga türlü konusamayrum)
  • keyifli hatıralar yeni arkadaşlar,
  • kafada hayata geçmeyi bekleyen yeni planlar...

satırlarumu bir temel fikrasu ile biturmek isteyrum

Temal bi cün vagıf bangasuna iuş başvurusunda bulunmuş, ona verimuşlar bi gağıt, "al bunları toparla gel işe başla" demuşlar. Temel bagmış kağıtta biur igametgah biur nufus cüsdan suretu, biur da onigi taynen vesügalıg resim. Ula demiş aha bu igametgah ile nufus cüsdan suretünü anladıg da vesigalık ne olayu gi diye baslamıs düsünmeye. Yolda garşısına Tursun çıgmış. Ula uşağum ne düşünüysün böle diye sormuş. Temeal da anlatumuş. Bu vesigalıg da ne olayu onu düsüneyrum demiş. Ula oni bilmeyeceg ne var belden aşşağusu olmayan resum demiş. "Emicemin gamarası var ben sana çekeyrum, ben gelene gadar sen bi çukur gaz bakayum buraa daaa" deyip gitmiş. Tursun biraz sonra gelunce bi de bagmış gi Temel tamı da oniku dane çukur kazayu. Demiş "ula uşağım ne deye onigi dane çukur kazdun ben onigi dane gamara getirdiydum daa".

.............................Tekrar gelicem....................................

6 Aralık 2008 Cumartesi

Bayram ve Tatil

Aralık 06, 2008 17 Comments



Biliyorum çok oldum ama yine tatile gidiyoruz bu gecenin kör bir vaktinde kalkıp havaalanına gideceğiz. Bu sefer yurdumuzdan biryerlere Karadeniz'e gideceğiz, umarım iyi geçer ve yaşadığım stresli haftanın etkisini üzerimden atabilirim.

Bayram ziyaretini önceden yaptık ve annemlerde kaldık dün akşam. Ne zamandır annemden almayı unuttuğum kurdelaları ve çiçekleri almak aklıma geldi. Evde folyom bitmişti, kartonundan peçete halkası yapmak istiyordum. Baktım anneminki de bitmişti (bitmemişti ama yakındı hemn bitirdim he he), yeğenim de teyze beraber yapalım dedi: oturduk yaptık.

30 cm uzunluğundaki rulodan 2 cm lik 15 halka kestim. Krem saten kurdelayla dolayıp sardım. Daha önceden almış olduğım çiçeklerin tellerini kurdelanın bitim yerine sıkıca doladım böylece yapıştırmaya falan gerek kalmadı. Bordo organze kurdela ile tekrar o bölümü sıkıca bağlayıp fiyonk yaptım. Hiç bir dikiş veya yapıştırma gerektirmedi.
Hepinize keyifli bayramlar diliyorum...

4 Aralık 2008 Perşembe

Karmaşıkım

Aralık 04, 2008 25 Comments
Hayatımda bazı kararar almam gereken bir süreçteyim. Kendi dışımda gelişen bazı olaylar sebebiyle işimi tamamen kaybedebilirim. Onca yıldır uğraş emek verdiğin birşey mazeretsiz olarak elinden alınıyor. Bu duruma nasıl tepki vermem gerektiğini bilmiyorum. Kafam karışık, duygularım karman çorman.

Aslında ortada kesin birşey yok. Çalıştığım üniversite ile yök arasındaki uyumsuzluğun sonucu olarak çalışanlarına gelecek vadedemiyor. Kamuda her yıl yeni bri yönetmelik çıkıyor, idare değişince her şey yeniden düzenleniyor olmasına rağmen şu an durum oldukça kritik. Şu anki yönetmeliklere göre her türlü işi yapsam da bunun yönetmelikteki karşılığı eğitim bursu alıyor olduğum. Tezim bittiği anda kadrom düşecek, 30 yaşımda damdan düşer gibi ortada kalacağım.

Diğer yandan içimde bir süredir yeni ufuklara açılmak için bir heves de vardı. İşsiz kalacağımdan korkmuyorum, başka üniversiteler başka ülkeler ya da başka iş sahaları. Doğrusu yıllarca kendimi sadece tek bir alanda değil çok fazla alanda yetiştirdim. Aç kalmam biliyorum.

İçimde hissettiğim şey alışkanlıklardan kaynaklanıyor. Alıştığım birşeyin değişmesi, belirsizlikler huzurumu bozuyor. Tabi ki hayırlısını dilemekten, umud etmekten ve dua etmektn başka çarem yok. Diğer yandan kendimin gerçekte ne istediğine karar vermem gerekiyor. Çünkü bu mevzular ortaya çıkmadan önce de farklı alanlara kaysam mı diye düşünmekteydim. Tam olarak ne olmak istediğime karar verirsem, olaylar karşısında daha dirençli durabilirim.

Bir diğer husus da vicdanımın gerçekten rahat olması. Çalıştığım yıllar boyunca kimseye haksızlık, saygısızlık etmedim, aldığım maaşın hakkını fazlasıyla vermeye çalıştım. Gözümün arkada kalması için hiç bir vicdan azabım yok.

Şimdi önümde tek yapacağım tezime çalışmak, bu süreçte başka kurumların beni hemen kabul etmeleri için altyapımı doldurmak, ve güzel şeylerin hayalini kurmak.

2 Aralık 2008 Salı

Kalbimin İncisi

Aralık 02, 2008 15 Comments

Dün yazdığım yazıdaki 2*170 soru bitti. Geriye kaldı diğerleri. Bugün de bir kısmı bitecek, kolaylık dileyen yorumlarınız için teşekkürler.

Bilmiyorum Bir Yastıkta'yı ne kadar takip ediyorsunuz. Çok içime sindi ve çok güzel yazılar yayınlandı. Gerçi benim çıraklar iş yoğunluğundan şikayet ediyorlar ya neyse. Yazıları 3 farklı kişi giriyor. Yazıların stilinden farklılıklar anlaşılıyor zaten. Benim bilgiç, eğitsel yazılarım, arkadaşımın yazar uslubündeki yazıları, ablamın şen şakrak yazıları. Neyse efendim aklım hep düğün nikah mevzularında. Ben de şu siteye konulacak birşeyler yapayım diye düşünüyordum nikah şekeri örneği olarak.

Dün onca işlerimin yanı sıra canımı sıkan bazı şeyler oldu (şimdi iyi hissediyorum merak etmeyin) . Canım sıkıldığında birşeyler örmek beni rahatlatır. Zaten Ce de telefonda yemek yapma sipariş veririz deyince oh ne güzel gider gitmez oturdum örgüme. Aslında birkaç yarım örgüm var ama yukarda yaptığım süsün görüntüsü şak diye gözümün önüne geldi yolda. Eve gimeden önce tuhafiyeye uğradım eksiklerimi aldım ve yaptım.

Size nasıl oluyor bilmiyorum ama şu ilham perisi bende şöyle çalışıyor. Yıllardır böyle ve çözemedim neden böyle. Bir şey yapcaksam onun görüntüsünün tamamının bitmiş halini zihnimde görüyorum. Eğer aynısını yaparsam çok güzel oluyor, yok birşeyler eksikse asla düzelmiyor. Örgüler, süsleme, ev dekorasyonu, her türlü tasarımda bu böyle. Annem bu yüzden benden çok çekmiştir. Terzilik yaptığı yıllarda dikeceği kıyafetlerin görüntüleri kumaşı görür görmez zihnimde canlanırdı. Her bir ayrıntıda olmadı şöyle yap diye kadıcağızı uğraştırırdım. Sadece kendi kıyafetlerimiz olsa iyi, müşterilerininkini de. Annem derdi boşver uğraştırma beni, ki çoğunlukla müşterilerin benimki kadar istekleri olmuyordu.

Buna benzer bişey evlenmeden önce evimizi dekore ederken oldu. Mutfağı komple yeniden yaptıracağız ve benim zihnime kırmızı bir mutfak görüntüsü geliyor sürekli. Olamaz diyorum çünkü mutfak hem küçük hem de küçük pencereli, karanlık olur boğar falan. Aylarca hep başka renklere baktım araştırdım. Ama içime sinen birşey olmamıştı. Sonra bir mutfak tasarım mağazasına gittik. Ben kararsızım adam farklı renkler gösteriyor, önerilerde bulunuyor birden benim gördüğüm kırmızıyı gösterdi. Ne çok parlak, ne çok kırmızı harika bir kırmızıydı. Tamam bu dedim ve şimdi mutfağım kırmızı. Ne boğucu ne karannlık, çok güzel oldu.

Nerden nereye, işte akşam bu kalp şeklindeki süsün görüntüsünü gördüm. Aynısı oldu yaptığım. Nikah şekeri örneği olarak tasarladım ama kendime peçetelik yapıcam birkaç tane daha örüp. Sonradan aklıma geldi ki örgü yerine kırmızı bir polarla daha kolay ve hızlı şekilde nikah şekerleri olabilir.

Bu örgünün sonunda hem rahatladım hem de çok hoşuma gitti. İnsanın hobileri olması güzel şey.

1 Aralık 2008 Pazartesi

(Ph)işşşşş

Aralık 01, 2008 11 Comments
Okunacak 4*200 + 2*170 = 1140 soru,
Çarşamba sabahına hazırlanması gereken bir ders,
Aralık sonuna yetişmesi gereken bir rapor,

Güne başlamak için ne güzel değil mi?

Oysa canım neler yazmak istiyor neler....