31 Ocak 2009 Cumartesi

Mimler

Mimler
Sevgili Suzy beni 4*4 mimi ile ablam ise 6 soruluk bir mimle beni sobelemişler sırayla başlayalım.

Bu arada son yazılarım hep mim olmuş ama yarın değişik bir konuda yazacağım.

Birinci mim (aklıma ilk gelenleri yazıyorum fazla düşünmeden)

Yaptığım 4 iş
1- Araştırma yapmak, araştırmacı
2- Problem çözmek
3- Şablon, tasarım vs yapmak
4- örgü örmek, yemek yapmak

Defalarca izlediğim 4 film
1- Hababam Sınıfı (yüz kere de izlesem yine gülerim)
2- Matrix
3- Pink Panther (Peter Sellers'ın serisi)
4- Lost (dizi ama olsun)

Yaşadığım 4 Yer
1- İstanbul'da yaşadım ve yaşıyorum, başka yerlere gezi amaçlı gittim onları saymıyorum
2- Tekirdağ'ı da sayabilirim yazları orada oluyoruz.

İzlediğim 4 tv programı (hiç bir programı takip etmediğim için bizim ev kanalından yazayım, şöyle ki biz her akşam kendi seçtiğimiz dizi ve filmleri bilgisayardan seyrediyoruz. Bu sıralar seyrettiklerimiz)

1- Death Note
2-Battlestar Galactica
3-
Lost, Kyle XY
4- Crusoe, Simpsons, (4 den fazla oldu ama napiim )

Tatil için gittiğim 4 yer
1- Yurtdışında İtalya, Maldivler, Mısır
2- Türkiye'de Bozcaada, Fethiye,
3-
Sarıgerme, Patara
4-
Karadeniz

Sevdiğim 4 yemek
Ay bu da çok var aklıma ilk gelenler
1- Pizza ve KFC tavukları
2- Patlıcan oturtma
3- Kurufasülye pilav
4- Çeşit çeşit salata

Hemen şimdi olmak istediğim 4 yer
1- Sıcak bir yer deniz kenarı olsun
2- Merak ettiğim ülkeler, Avusturalya, İsveç
3- Annemim evi
4- Kendi evim

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer
1- Suya muhtaç topraklara
2- Bir çiçek yaprağına
3- Yüzünü gökyüzüne uzatmış damlaları hissetmek isteyen küçük bir çocuğa
4- Bir ırmağa düşerek suyuna karışmayı isterdim.

Bu sorular iki şıklı olsaymış daha iyi olacakmış sanki, tıkandım kaldım ne zormuş yahu.

İkinci mim;

1.Hayatınızdaki en önemli varlıklar?

Eşim, ailem ve ailem olmayan diğer yakınlarım.

2-Kısaca günlük programın nasıldır?

Hafta içi, sabah kalkıp kahvaltı ettikten sonra eşimle çıkar işimize gideriz. Sonra bütün gün iş. Gelince yemek yedikten sonra dizilerimizi seyrederiz. Bazen ise örgü örer bilgisayara bakar yada kitap okurum.

3.Tüm hobiler bizim ama en çok hangisi sizi mutlu ediyor?

Bende hobi çok bazen kendimden şüpheleniyorum. Yolda muhakkak kitabım olur, düzenli olmasa da müziğim kulağımdadır. Elimde yapılacak birsürü iş aynı anda vardır. Yemek yapmayı da seviyorum, bilgisayarda birşeyler araştırmayı ve geliştirmeyi. Eşimle bilimsel sohbetler yapmayı, filmler diziler seyretmeyi. Fotoğraf çekmeye dadandım bu ara, canım dikiş dikmek de istiyor ama evimde makine koyacak yer yok. Açık havada gezmeyi de severim.

4.Yemek yapmak zevk mi artık zaruret mi ?

Severek yapıyorum ama evli olunca bazen istemesek de yapıyoruz. Ancak eşim çok anlayışlıdır. Canım istemezse yapmıyorum sipariş veriyoruz. Yemek sepeti sağolsun.

5.En sevdiğin çiçek ve sevme sebebin ?

Papatya, çocukken kendime bir çiçek seçmeye çalışırken çok düşündüm buna karar verdim. Yıllardır favori çiçeğim. Sarı beyaz rengi hoşuma gidiyor, otumsu kokusu, her yerde yetişmesi. Ancak en sevdiğim papatyalar açmış bir kırın görüntüsü. Bembeyaz kar gibi. Papatya bana diyor ki, insanlar beni farketse de farketmese de ben her yerde yetişir, ereğime devam ederim.

6.Anılarını gözden geçir ve benimle ilk ama hatırlıyabildiğin ilk çocukluk anını paylaş

Çok var elbette ama çocukken de birşeyler yapmaya meraklıydım. Birkere arkadaşım Nes ile kağıtları kesip etiketleri yapmıştık üzerlerine resimler çizip boyamıştık. Sonra da mahallede saftirik bir kıza satmıştık hihi.

Bir de yazları Tekirdağ'da kuzenlerimle çok kudururduk(aynı yaşlarda olduğumuz). Bir gün bizden 4-5 yaş büyük ablam ve ona yaşıt kuzenleri kızdırmak için bahçenin ortasında bulunan büyük dut ağacından tırtıllar toplayıp kağıda sarıp paket yaptık. Hediye diye onlara verip korkuttuk. Ama napalım onlar da bizi istemiyolardı, fısır fısır konuşuyorlardı.

Ablam benim foyamı çıkarmış bende çıkaracağım. Ablam blogunda bahsettiği gibi küçükken kadın gibi giyinmeye çok meraklıydı. Bunlar yine bigün süslenip annelerin kıyafetini giyip pazara gitmişler. Aramışlar bulamamışlar, gelince komşuannem çok kızmıştı komşu kızına bir dayak atmıştı hehe.

Bu mimleri herkeste gördüm ama sanırım yazmayanlardan Örgü Atölyesi, Beatnik, Virgo, Eylülbahçesi sobelensin.

30 Ocak 2009 Cuma

Yine Kayıplara Karıştım

Yine Kayıplara Karıştım
Bu hafta işim çok yoğundu, benim girdiğim derslerin sınavları vardı iki gün ardarda. O sınavlar için soru hazırlamak, öğrencilerin sorularını cevaplamak, ayrıca diğer sınav görevlerimi yapmak oldukça zaman alıyor.

Fırsat bulduğum aralarda ziyaretlerimi yapmaya çalıştım ama o kadar çok birikti ki, toparlamam için tam bir gün lazım. Bugün de yoğun geçeceğe benziyor. Zira sınavlardan sonra bir de okunacak kağıtlar birikti uff.

Sınav sorularını hazırlarken genelde seviyeli olmasına ve çalışanın çalıştığı miktar not almasına izin verecek sorular olmasına dikkat ediyoruz. Ancak kağıt okuma kısmı o kadar sıkıcı ki, bazen boş kağıtların olması hoşuma gidiyor. Fakat bu aynı zamanda bütünlemede okumam gereken kağıtların da çok olması anlamına geliyor, kısır döngü yani.

Genel olarak öğrenciler benim kağıtları okumamdan memnun oluyorlar, yaptığı her adımları dikkate alıp değerlendirdiğimden, sonuca bakarak değil (sonuç hatalı olsa bile) işleyişe bakarak puan verdiğimden (sonuç hatalıysa sadece o kısma verdiğim notu kırıyorum, aksi halde doğru yapanlara haksızlık olurdu) "n'olur siz okuyun hocam" diyorlar.

Hocalar arasında "öğrenci milletine güvenilmez, bugün yüzüne güler ertesi gün arkandan neler neler söylerler" diye bir inanış var. Hakikaten böyle ancak, içlerinde iyi öğrenciler de var. Böyle öğrencilerle sohbet etmek, onların bilgilerine bilgi katmak, doğruyu göstermek, geliştirmek öğretmek o kadar güzel bir duygu ki.

Her sömestre sonunda son derste öğrencilerime teşekkür ederim. "Bu güne kadar derslerde beni yalnız bırakmadınız, sorularınızla geliştirdiniz" diye. Vizelerden sonra derslere devam eden öğrenci sayısı büyük ölçüde düşer. Bu yüzden son derslerde sınıfta kalan öğrenciler aslında ilgili olan öğrencilerdir. Ve teşekkürü hak eden de onlardır.

27 Ocak 2009 Salı

Ürün Tanıtımı Mimi

Sevgili Böcük beni mimlemişti ürün tanıtımı konusunda, o kadar denk geldi ki ben de bir ara bu üründen bahsetsem diyordum. Eczacıbaşı'nın Almanya'dan ithal ettiği bu ürünü bir süredir kullanıyorum, görüşlerim ise şöyle.

Evde iki kişi olduğumuz için bulaşık makinem çabuk dolmuyor ( aslında yarım sepet çalıştıranlardan almadığıma çok pişmanım ama) benim de içim sıkılıyor günlerce beklemesine ve kimi zaman elde yıkıyorum bulaşıklarımı. Ancak biliyorsunuz İstanbul'daki su sıkıntısı, sonra küresel ısınma, çevre kirliliği gibi sebeplerle, elde yıkamayı pek istemiyorum ne kadar suyu tasarruflu kullansam da.

Frosch markasının ürünlerinin doğa dostu olduğunu bir yerde okumuştum ve marketten bu sefer bu markanın bulaşık deterjanını alayım dedim. Doğal limon özünden yapılmış ve doğaya hiç bir kimyasal bırakmıyor. Fiyat olarak Pril cif gibi markalardan birazcık pahalı ancak bence fazlasıyla değiyor. Nedenlerine gelince,

  • Öncelikle gerçekten bir damla ile oldukça köpürüyor ve çok güzel temizliyor, yağları falan hemen akıtıyor (su tasarrufu açısından bir kapta yıkıyorum)
  • En güzeli durulama aşamasında, çünkü asıl önemli su kaybı durularken oluyor. Bu deterjan çok kolay durulanıyor bir kere suyun altına tutuyorum o kadar, diğer deterjanlarda kalan koku ve sabunlu kalmış hissi olmuyor (hani böyle kaygan gıcır gıcır olur)
  • Sabunlu bile kalsa doğal malzeme olduğu için içim rahat
  • Çocuklu aileler özellikle kullanmalı kanserojen maddeler içermiyor.
Şimdillik diğer ürünlerini kullanmadım ama gerçekten bundan çok memnunum sanırım 5 kere büyük şişesini aldım ve her seferinde başka birşey almayı aklımdan bile geçirmedim.

Bir diğer ürünüm ise daha önce anlattığım Mop olacak, her kullanışımda bunu tasarlayandan Allah razı olsun diyorum ne güzel temizliyor yahu. Çalışanlar denemediyse özellikle onlar muhakkak denemeli.

Hep temizlik ürünü tanıttım, yoksa temizlik hastası mıyım neyim?

Ayy mimlemeyi unutmuşum, tekrar yazıyorum. Bu sefer de Paşa, Delfina, Smilena, 3Prenses ve Lilibebek mimlensin.

Mim konusuna tekrardan açıklama getireyim, bir ürün tanıtacaksınız herhangi bir amaçla kullanılıyor olabilir.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Kitap Mimi

Beni mimleyen Haydi Mutfağa ve 3Prenses'e teşekkür ederek, kitaplığımdan rasgele seçtiğim ama daha önce okumuş olduğum kitabın 161. sayfasının 5. cümlesini yazıyorum.

Bu değer yaklaşık 1,6 dır (daha kesin biçimde 1,61803398....). 

Böyle çok anlamsız oldu ama kuralı bozmayalım. Benim okuduğum kitaplar birçok kişiye sıkıcı gelebilir ama tübitak kitaplarının çoğunu okudum, bilim kurgu kitaplarını ve eski Türk edebiyatı kitaplarını okumaktan zevk alırım. Kişisel gelişimle ilgili de çok kitap okudum. Her şeyi durmadan okurum. Eskiden okuduklarımı listelerdim artık vazgeçtim. 

Kural gereği 5 kişinin mimlenmesi gerekiyormuş, ben de Voodoo Bird'ü, Nes'i, Ronaldinho'yu, Çocukla Çocuk'u , Serrose'u mimledim. Yapmanız gereken elinizin altındaki bir kitabın 161. sayfasının 5. cümlesini yazmak-mış.

25 Ocak 2009 Pazar

Merhaba Yeniden

Cuma işten çıktıktan sonra bir daha bloguma giremedim, blogları okuyamadım. İki gün geçmiş ama sanki daha uzun gibi geldi, okunacak bir sürü şey birikmiş. Sırayla gezeceğim hatta başladım bile.

Cuma işten çıkınca Ce'nin babanesine gidip orda kaldık, tek başına yaşıyor. Arada gidip ziyaret ediyoruz. Cts günü geldikten sonra da hava çok güzeldi, bir Kadıköy yürüyüşü yaptık, tripod almaya çıktım sözde yine unutmuşum almayı.

Cts akşamı nihayet evde kaç gündür bekleyen Lost'u izledik. İddia ediyordum ilk izleyenlerden olacağım diye, Perş gecesi oynadı Cuma seyredebilirdik ama evde değildik. İki bölüm birden oynaöış çooooooook güzeldi yine. Seyretmeyenler vardır, o yüzden anlatmıyorum. Gitgide fizik işin içine katıldığı için çok heyecanlanıyoruz.

Pazar günü yani bugün de anneme gittim, ablalarımla oturduk sohbet ettik. Teyzem ve kuzenim bebeğiyle geldiler. Ne zamandır görüşmüyorduk, özlemişim böyle toplantıları.

Resmi de akşam evime dönerken çektim. Üsküdar'a yaklaşırken motordan, karşı kıyıların görünüşü. Güneş yeni batmıştı çok güzel görünüyordu.

Elimde bugün yetiştirmeye çalıştığım birşey vardı ama sanırım yarın bitecek, mim de aklımda odamdan cevaplarım artık.

Şimdilik kaçayım.

22 Ocak 2009 Perşembe

Jasmin İçin Pasta Şablonu

Jasmin için birkaç gündür bir şablon tasarımıyla uğraşıyordum. Yeni indirdiğim Scrapbook kağıtları çok hoşuma gitmişti ama aynı tip renkler de çok boğucu oluyordu. Dolayısıyla renkler üzerinde düşünmek epey zaman alıyor. En son içime sinen hali bu oldu umarım kendisi de beğenir.

Pastel renkleri tercih ettim çünkü site oldukça renkli pasta resimleri ile dolacak. Bir de cafcaflı bir şablon olursa boğabilirdi. Okuma kolaylığı ve renkleri iyi yaznsıtması açısından beyaz yerine açık krem tercih ettim. Fonda ise koyu bir renk kullandım ki vurgu site içeriğine yönlensin.

Eğer zevkine uygun bulmayıp kullanmayı tercih etmezse, herkese açık olacak etiketleriyle birlikte. Bakmak için buraya uğrayınız.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Sevdiğim Yerler Mekanlar Mimi



Sevgili İçimden Geldiği Gibi beni çoook zaman önce mimlemişti. Ancak onun yazısındaki gibi fotoğraflı bir yazı yapmak istediğimden ve buna vakit bulamadığımdan yazamadım. Yine öyle bir araştırma yapamadım, zaten fotoğraflarımı sık sık yayınlıyorum.

Kaç gündür bu yazıyı düşündüm düşündüm... Anladım ki mekan olarak sevdiğim özel bir yer yok. Yazı belki amacının dışında olacak ama ben de "içimden geldiği gibi" yazacağım.

Sıra sevme derecesini göstermiyor, aklıma geleni yazıyorum.

İlk sevdiğim yer olarak aklıma doğup büyüdüğüm, çocukluğumun ve her anımın geçtiği mahallem geliyor. 27 yaşında evlendikten sonra oralardan ayrılmak çok zor gelmişti. Her taşını her tümseğini çukurunu bilirim, en ufak bir değişikliği farkederim. Evler taşlar ağaçlar hepsi ezberimde. Evlendikten sonra farkını daha iyi anladım, oraya haftada bir yaptığım ziyaretlerde yolda yürürken gözyaşlarıma hakim olamazdım. Şimdilerde biraz daha düzeldi. İlk başlarda işten çıktığımda eski yöne giderdi ayaklarım.

Tabi mahallem olduğu kadar babamın evi de benim için öyle. Çok çok anım var o yüzden çok değerli. Yeni evimi sevmediğim düşünülmesin elbette onu da çok seviyorum. Her geçen gün içine sıcak anılar dolduruyoruz. Ve tadilatında A dan Z'ye herşeyinden sorumlu olduğum için bırakıp gitmek zorunda kalsam, bırakabilir miyim diye düşünüyorum. Kıyamıyorum.

Diğer yandan gittiğim tatillerdeki yerleri de sevdim. Ancak bu yazının kapsamı gereği sanki sıkça gidilen yerler olmalı diye düşünüyorum. Bu yüzden tek sefer gittiklerimi yazmayacağım ama Bozcaada'yı anmadan geçmemliyim. Üç sene ardarda oraya gittik ve hala da gitmek isterim. Taş evleri, dar sokakları, Tuz Burnu, Ayazma plajı, çam ormanları hepsi çok sevdiğim bölgeleri.

Diğer yandan işime hergün gelip giderken geçtiğim Divan Yolu'nu da severim. Beyazıt'tan Sultanahmet'e uzanan bu yol son zamanlardaki gelişmiş haliyle beni daha da büyülüyor.

Bir de Laleli diyeceğim ama aklınızda hep kötü kalmış olmalı. Oysa son iki üç yıldır o kadar gelişti ki, İtalya sokaklarında yürüyormuş hissine kapılıyorum. Yabancı müşteriler olduğu için mağazalar çok gelişti ve dekor açısından İtalya mağazalarına benziyor. Bambaşka geliyor bana artık.

İstanbul'un gerçekten birçok köşesine hayranım. Boğaz köprüsünden geçerkenki manzarayı, hele güneş batmak üzereyse. Bir de Unkapanı köprüsünden geçerken Halic'in Kasımpaşa, Sütlüce sahilini.

Kadıköy'den Bostancı'ya uzanan sahil şeridinde yürümeyi ve hele hele Moda'nın sokaklarında gezinmeyi de çok severim. Özellikle İlkbahar'da Moda'yı gezmek ayrı keyif benim için. Çünkü balkonlarına bu kadar önem veren, birbirleriyle yarışan başka semt olduğunu sanmıyorum. O sokaklarda gözlerimiz balkonlarda seyrü sefa içinde dolaşırız.

Kapalı mekan olarak aklıma bişey gelmiyor, çünkü genelde kapalı mekanları yemek içmek için kullanırım, keyif almak arkadaşlarla vakit geçirmek için değil. Belli bir amaca yönelik yani. Arkadaşlarımla evde toplanmak (eskilerde para yokluğundan, şimdi ise alışkanlıktan) daha çok hoşuma gidiyor.

Bu konuda yazı yazmaları için Paşa'ya , Kelebek Gibi'ye, Ayça'ya, Erguvan Ağacı'na, Mutlu Çocuklar'a, Annekaz'a kartopu atıyorum. Tabi eğer daha önce yazmadılarsa. Kimin yazıp yamadığını zaman geçtiği için hatırlamıyorum malesef.

Sevgiler.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Bu Sefer Kurtuldum

Bu Sefer Kurtuldum
Evet son birkaç saattir uğraşmam sonucunda trojan tamamen gitti, blog listelerim yerini aldı. Bir de ilave sütun geldi.

Böylece blogumdaki değişim yavaş yavaş başlamış oldu.

Bu arada hızı gerçekten kayde değer farketti. Hızlıca tüm bloglarımı gezdim dolaştım.

Süpersonic hızla devam edeceğim.

Görüşmek üzere.

Trojan Belası

Önceki yazımda bloguma müptela bir trojanın yapıştığını, sonra da bunu Google Chrome ile farkettiğimi anlatmıştım. Kaldırdığımı sanıyordum ancak hafta sonu kalkmadığından şüphelendim ve gelince baktım (evde Chrome yoktu). Kalkmamış hala duruyor ya da yeniden geldi bilemiyorum.

İnternet tarayıcıların her birinde görünümden (view ingilizcesi) kaynağı görüntüle (view source) gelince sizin sitenizde yer alan tüm girdilerin şablonun kodlarını görürsünüz. Benim sitemdeki eklenti otomatik olarak site her açıldığında oynasen diye bir siteye bağlanmaya çalışıyordu.

İşte kaynağı görüntüledikten sonra oynasen diye arattım (sayfada bul tuşundan) hala orada. Ve dikkatlice bakınca yerinin blog listemde olduğunu gördüm. Blog listesinde takip ettiğim sitelerin arasına kaynamış ama gerçekte kendini göstermiyor.

Şablon düzenleden html düzenleye gelince, kodlarıma tekrar baktım. Geçen gün yaptığımda yanılmışım çünkü kodlarda widgetlerin nasıl işlediğini gösteriyor ama kaynağı görüntüle dediğimde gördüğüm siteler linkler görünmüyor. Dolayısyla blogger'ın şablon düzenleme aracı kapalı formda ordan değiştirmemiz veya silmemiz mümkün olmuyor.

Ben de çareyi blog listemi kaldırmakta buldum. Kaldırdım ve denedim. Gerçekten trojan da gitti.

Ancak öncesinde tüm takip ettiklerimi yeniden bir blog listesi oluşturmak için adreslerini kaydettim. Bunun için her bir siteye tektek girip adresini kopyalayıp bir text dosyasında listeleyebilirsiniz daha sonra kullanmak üzere.

Fakat benim listemde çok kişi olduğundan o şekilde yapmadım. Yine kaynağı görüntüle dedikten sonra bu sefer hidden şeklinde arama yaptım. Çünkü her bir blogun kodunun başında hidden yazıyor ve sırayla ilerlerken takip listemdeki url adreslerini görüyorum. Onları kopyalayıp bir txt dosyasına kaydettim. Şimdilik duruyorlar, yeniden blog listesi oluşturacağım.

Bir de blog listemde şu değişikliği farkettim sanırım listeye 165 ten fazla yükleme yapmıyor. En son yüklediğimde 165 idi, hafta sonu ilavelerimi yaparken daha düşük bir sayıdan başladı galiba bazılarını sildi. Ben de bundan sonra birden fazla blog listesi oluşturacağım.

Blog listemi oluşturmam zaman alabilir bu yüzden arkadaşlarımın affına sığınıyorum.

Blog arkadaşlarımın bazılarında da trojan var, bu yöntemle çözebilirsiniz sanıyorum.

Başıma ne işler açtın trojan uf uffffff.

18 Ocak 2009 Pazar

Kozalaktan Kapı Süsü

Taa karadeniz gezisinde bir orman gezisinde herkes doğanın tadını çıkarırken ben kozalak topladım (halim çok komikti) , yılbaşı için süsler yapacaktım. Yıbaşı geldi geçti hiç birşey yapamadım. Bir kısmını anneme götürmüştüm çama ağacını süslemek için ama o da yarım kalmıştı.

Bugün ise kayınvalidem için süs yapayım dedim. Hayalimdeki gibi olmadı ama yine de götüreceğim. Nedeni ise kozalakların düşündüğümden daha az olması. Şöyle gösterişli bir süs için çok sayıda olmalıymış.
Evleri ormana yakın olanlar, ya da sıksık gitme imkanı bulanlar bence böyle süsler için kozalak toplayın ve satın. Neredeyse sıfır maliyete harika bir gelir kaynağı olurdu.

Nalburdan altın yaldız almıştım (fiyatı 3,5 tl idi sanırım tam hatırlamıyorum). Resimde görülen toplam kozalaklardan bir o kadar daha boyadım. Üçte biri neredeyse bitti. Yani böyle bir işin ticareti çok karlı olacaktır.

Fazla süslü olmasını istemediğim için bir kurdela ile süsledim sadece. Daha da genelleştirmeler yapılabilir. Boyadıktan sonra kurumaya bıraktım (çabuk kuruyor) sonra bir mukavvayı (eski bir kutu kullandım) çember şeklinde kestim. Görünen yerleri sırıtmasın diye onu da boyadım. İnce bir iple kozalakların araından dolayarak sabitledim. Bu kadar.

Evin her yerinde birsürü fotoğraf çektim, sonra da içlerinden seçemedim. O yüzden fotolar biraz fazla oldu :)

16 Ocak 2009 Cuma

Yakaladım Seni Trojan

Yakaladım Seni Trojan
Ayh efendim son zamanlarda bloguma girdikten sonra, listemdeki blogları açarken çok yavaş açılır ve sürekli popup pencereler çıkar olmuştu. Diyordum ki herhalde bu girdiğim sitelerde bir trojan var, o çıkıyor. Sinir oluyordum çünkü ziyaret hızım iki kat yavaşlamıştı.

Bugün farklı tarayıcılarda açayım bakalım hızlı olacak mı diye hepsini tektek denedim. Opera ve firefox'ta fazla bir değişiklik olmazken, Google Chrome açılırken sitemin açılmasını engelliyor ve mesaj veriyordu bir trojan var diye.

Şişt ne oluyoruz derken anladım ki trojan bende imiş. Dolayısıyla bu popup benim siteme girenlerde de çıkıyordur. Bir iki araştırma sonucunda nasıl çözeceğimi öğrendim. Ancak Chrome bana bunu söylemeseydi hiç anlamayacaktım kendimde sorun olduğunu. Bir kere daha tuttum yani.

Neyse efenim trojan olduğunu söylemekle kalmayıp ne olduğunu da söyledi. Bir oyun sitesinin adresi var. Hemen sayfamın kaynağına girdim ve arattım. Aha işte orada. Kendini gizlemiş hain pis trojan.

Sonracığıma html düzenleye gelip widgetleri genişleterek kodlarıma daldım. Buldum sildim süpürdüm. Chrome ile test ettim düzelmiş. Artık içim rahatladı. Oh be.

Bence herkes bi denesin Chrome'ı blogları temiz mi diye.

Veribaz



Bu siteden haberi olan var mııııı?

Türkçe kaynak arama sitesi, bedava tez, makale, kitap özetleri, ödev vs toplamışlar google gibi bir arama motoruyla sunmuşlar. Deneme amaçlı birkaç arama yaptım. Fena değil. 200 degisik kategoride tam 120.000 doküman olduğunu söylüyorlar.

İstenirse bilgilerin tamamı satın alınıyormuş ama ücretsiz üyelikle aramalarınızın sonucunda ilgili dökümanlar varsa indirebiliyorsunuz.

Öğrencilerin çok işine yarayacağı kesin.

15 Ocak 2009 Perşembe

Doğal Kendir İpi'nden Nihale

Bir ay önceydi sanırım, Bauhaus'a gittiğimizde halatların olduğu bölümde böyle bir yumak vardı. Hemen arabaya attım ben bunla bişey yaparım diye. Yapılacak şeylerden ona sıra gelmemişti tabiki, ne yapacağımı da düşünmemiştim.

Geçenlerde açtığım Tarifsiz Bir Gece bloğu için her akşam yaptığım yemeklerin resimlerini çekmekteyim. Elimdeki aksesurların, örtülerin yokluğundan mıdır yoksa sıkıldığımdn mıdır bilemem, gözüm hep mutfak eşyalarında. Her gün ufak tefek birşeyler alıyorum. Fon için örtüler küçük kaseler vs.


Ancak bir iki gezdikten sonra gönlüme yatan örtüler bulamayınca ben de kendim yapmaya karar verdim. İlk olarak da bu kendir ipi aklıma geldi. Örtülerin, tutacakların doğal görünümlü, el işlemeli sıcak görünümlü şeyler olmasını arzuluyorum.

Bu ipten de nihale gibi kullanmak üzere yuvarlak bir şey ördüm. Aslında daha büyütüp amerikan servisi yapacaktım ama yuvarlak hoşuma gitmedi onu dikdörtgen yapsam daha iyi olacak. Bu yüzden bir noktada kestim. Normal sık iğne tekniği ile döne döne oluşturdum. Çok sert olduğu için düzgün olmadı ama doğalı da bu bence.
Resim çekmek için peçeteyi bağladığım da bile ne kadar hoş durdu. Siz ne dersiniz?

Bilgisayarda Dosya Arama

Bilgisayarda Dosya Arama
Bu sabah işim nedeniyle bir pdf dosyası aramak istiyordum. Bir dosyanın nerde olduğunu bilmediğimizde Başlat'tan girdiğimiz dosya arama programı çok işimize yarıyor elbette. Ancak bu program sizden dosya adı yazmanızı ister. Dosya adını tam hatırlamıyorsanız defalarca deneme yapıp bulmaya çalışırsınız.

Bunun için benim yıllardır kullandığım bir metod var, bilmeyenlerle paylaşayım dedim. Diyelim dosya word dosyası. Word'ün uzantısı .doc'tur. Arama yapacağınız dosya adı bölümüne *.doc yazarsanız, bilgisayarın içindeki tüm word dosyaları taranır. Siz de alfabetik sıraladığınızda kolayca bulursunuz.

Mesela resim dosyalarını bir yerlere koyarız, klasör içinde klasör zamanla karmakarışık olur. *.jpg aramasıyla bilgisayarınızın her yerindeki resim dosyaları görüntülenir, ordan sürükleyerek istediğiniz bir klasöre taşıyabilirsiniz.

Yani isim bilmediğimiz her aramada *.(dosya uzantısı) yazmak yeterli.

Benim bilgisayarımda an itibariyle 3821 pdf dosyası birikmiş. Çok olduğunu biliyordum da bu kadar tahmin etmiyordum. Aradığım şey ise benim bilgisayarımda değilmiş şimdi başka bilgisayara bakmam lazım.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Ördüğüm Pelerin Bitti

Geçenlerde bahsettiğim pelerin dün bitti. Akşam annemlerde olmam nedeniyle yeğenime ulaştı ve mankenlik yaptılar. Aslında küçük için örmüştüm ama biraz büyük olmuş :p Sanırım ikisi de giyebilecek. Mankenlerimiz, yukarıda Virgo ablamın küçük kızı prenses, aşağıdaki de büyük kızı Beatnik.

Genel yapılışına dair bir şemayı aşağıya çizdim. 1 ve 2 numaralı gösterilen iki dikdörtgen parça ördüm. Kullandığım şiş 4 no idi ve ilmek sayıları 1 nolu parça için 80 ilmek, 2 nolu parça için 50 ilmek. 1 nolu parçayı genişliğinin yarısı kadar yükseklikte ördüm, ikinciyi de genişliğinin 3 katı kadar. Esneyebilmesi için lastik örgüsü veya haroşa yapmam gerekiyordu, ben haroşa yaptım. Parçaları diktikten sonra uçlarına tığ ile birkaç sıra geçip fırfır oluşturdum. Şapkaya bir büyük ponpon ve öndeki dikiş yerine 3 küçük ponpon yapıp tamamladım.
Yukarıdaki şemada tırtıklı yerler dikilecek bölümleri gösteriyor. Ben önce 2 nolu parçayı birleştirdim sonra sivri kısım tam önüne gelecek şekilde ayarlayıp şapkayı birleştirdim. İsterseniz ucu hafif yanda da durabilir.
Sıcacık tutuyor ve çok da havalı duruyor. Daha farklı süslemelerle zenginleştirilebilir.

13 Ocak 2009 Salı

Bir Şarkı Ve Lost

Bir Şarkı Ve Lost

Cass Elliot - Make Your Own Kind of Music

Nobody can tell ya
There's only one song worth singing
They may try and sell ya
Cause it hangs them up to see someone like you
But you've gotta make your own kind of music
Sing your own special song
Make your own kind of music
Even if nobody else sings along
You're gonna be nowhere
The loneliest kind of lonely
It may be rough going
Just to do your thing's the hardest thing to do
But you've gotta make your own kind of music
Sing your own special song
Make your own kind of music
Even if nobody else sings along
So if you cannot take my hand
And if you must be going
I will understand
You've gotta make your own kind of music
Sing your own special song
Make your own kind of music
Even if nobody else sings along
You've gotta make your own kind of music
Sing your own special song
Make your own kind of music

Bu şarkıyı sevdiğim şarkılar postumda yazmış ve Lost'ta çalan parçalardan biri olduğunu söylemiştim. Şarkının müziği çok güzel ve opera gibi zengin. Sözleri ise şarkı söylemekten bahsediyor gibi görünse de benim anladığım, hayata devam etmek gerektiği. "Kendine ait şarkını yazmak zorundasın, kendi özel şarkını söyle, kendi müziğini yap" diyor nakaratında. Gözlerinizi kapayarak dinleyin.

Diğer yandan Lost'un başlamasına bir hafta kaldı. 4. sezon tekrarımızı yaptık heyecanla bekliyoruz. Bakalım ilk bölümün ilk önce kim seyredecek. Biz internete düşer düşmez indirmeye başlıyoruz. Sabırsızlanıyorum.

Şarkıyı dinlemek için ise bir öneri, eğer parça yüklenmesi tam bitmemiş ve kesikli ise bir kere baştan sona kadar bekleyip sonra sayfayı yenileyin.

12 Ocak 2009 Pazartesi

4 Little Men and Girly Twins

Bu resim internette bolca olan bebek resimlerinden alıntı değil. Bir site var bazılarınız biliyordur : 4 little men diye. 26 yaşında Amerikalı bir annenin sitesi. 4 erkek çocuğun ardından 4 ay önce ikiz kızları oldu. Çocukların her biri o kadar güzeller ki, anne de iyi fotoğraf çekiyor blog harika fotoğraflarla dolu. Dünyanın her yerinden bir sürü izleyicisi var. Bu tombik bebekler de onun kızları. Anlamazsanız da bir gezin derim ben. Başka ülkelerdeki yaşamları görmek insanın ufkunu genişletiyor.

11 Ocak 2009 Pazar

Vazgeçilmeyen Dantel


Ortaokul ve lise yıllarında uzun yaz tatillerinde annem "boş boş oturmayın dantel örün çeyizinize" derdi. O zamanlar istemeye istemeye başlar ama sonra hoşumuza gider elimizden bırakamazdık. Annem de her türlü elişini bilmesine ve çok becerikli olmasına rağmen terzi olduğu için bize çeyiz yapacak vakti olmuyordu. Biz de üç kızkardeş olarak hepimiz kendimiz yaptık dantellerimizi. Tabi düğün yaklaşacağı zamanlarda birbirimize de yardım ettik.

Üç kız kardeş içinde en küçük olan ben zamanın daha modern dekorasyon anlayışına sahip olması nedeniyle en az dantale sahibim. Ki yine benim her bir takımdan en az birtane var. Diğerlerini düşünün artık. Evimde daha çok spor dekorasyon hakim olduğu için fazla kullanmıyorum. Ama ilerde hayalini kurduğum vintage dekorlu bir evim olursa kullanacağım bende.

Resimdeki oda takımını sanıyorum lise 2 nin yazında yapmıştım. Genelde her türlü örneği gördüğümüz için bu bana değişik gelmişti. Hala da başkasında görmüş değilim bu deseni. Parçalar ve masa için geniş bir örtü olarak örmüştüm. Yaz tatilinde dayımın kızı ile oturup yarışarak örmüştük bunu.

Annem ve ablalarım benim dantel örüş biçimimi pek beğenmezler. Çünkü tığı alışılmışın dışında daha farklı tutuyorum ve bir türlü değiştiremedim. Dolayısıyla biraz daha gevşek oluyor ve herbir birbirinden farklı oluyor motiflerin. Yine de bir araya gelince hoş duruyor. Resimdeki dantelin kenar oyası ise doğaçlama orjinal deseninde farklı bir oya mevcuttu. Bu oya biçimini çok seviyorum ama. Eskiden ördüğüm bir hırkanın yakasını da böyle yapmıştım ve şimdi yeğenime ördüğüm pelerinin de uçlarına bundan yapıyorum.

9 Ocak 2009 Cuma

Pelerinim

Bu pelerini kayınvalidem bana hediye olarak örmüştü. Haftalar geçti resmini koyamadım. Ce kendi resmimi yayınlamamı istemediği için ablama modellik yaptırdım.

Bu aksesuar o kadar hoşuma gitti ki sürekli giyiyorum. Yarım olmasına rağmen sıcacık tutuyor ve şapkasındaki büyük ponponu çok hoş duruyor. Paşa'nın annesi olan ablam (resimdeki odur) , büyük yeğenim voodoo bird, küçük yeğenim prenses hepsi şişti. Sırayla hepsine öreceğim. Prensesinki bitmek üzere yakında aşamalarıyla yayınlayacağım.

Yapılışı ise çok basit. Uzun bir atkı gibi dikdörtgen bir parça örüyorsunuz, sonra şapka için bir kare birleştirip süslüyorsunuz.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Daha İyi Fotoğraf Çekelim

Daha İyi Fotoğraf Çekelim
Gelişen teknoloji sayesinde hepimizin elinde olan dijital makinalar (hatta artık cep telefonları bile) eski film takarak çalıştırdığımız fotoğraf makinalarının yanında süper işler yapabiliyor. Ancak malesef fotoğraf makinalarımızı alırken işlevlerine göre değil son çıkan ürünü ve en fazla piksel değerine sahip olanı alıyoruz.

Malesef elimizdeki çok fonksiyonlu makinaların hakkını vererek kullanmıyoruz. Bunda bazı makinaların menülerinin İngilizce olmasının da sebebi olabilir.

Hangi ortamlarda hangi özellikleri kullanmalıyız, flashı hangi anlarda patlatmalıyız, yakın ve uzak çekimlerde seçilecek fonksiyonlar ne olmalı? Bu konular hakkında değişik yerlerden okuduğum bilgilerle az da olsa fikir sahibiyim. Ancak hem daha iyi öğrenmek hem de herkesin faydalanması amacıyla kendi pek uzmanım demese de bize göre uzman olan Ayça'dan yazılar yazmasını rica ettim. Kendisi de ilk yazısını yazdı ve devam edip bizleri bilgilendirecek.

Daha iyi fotoğraflarla süslenmiş bloglarda görüşmek dileğiyle.

6 Ocak 2009 Salı

Savaşlar Bitsin

Savaşlar Bitsin
Günler geçti ben gündemdeki savaş ve diğer olaylar hakkında yazı yazmadım.

Yazmadığım için acaba duyarsız olarak algılanıyor muyum diye düşünmeden edemedim.

Her insan ve müslüman gibi içim acıyor.

Sadece o kadar çok bahsediliyor ki yazılanlar çizilenler artık amacından sapmış durumda. Kınamakla çözüm olmuyor. Basın bunu abartmak yerine daha kayda değer şeyler yapmalı. Herkes tüm dünya.

Malesef insan hayatları siyasilerin elinde. Devletler arası çatışmaların kurbanı oluyor insanlar. Bizim dua etmekten başka yapacağımız hiç birşey yok.

Bazı ürünler var söz konusu ülkenin üretimi olan. İçlerinde McDonald's da var. Peki şu son zamanlarda Mc'e müşteri akınına sebep olan gnctrkcll kampanyası neden o firmayla yapılıyor başka biriyle değil. Turkcell firması neden duyarlı değil.

O kadar çok söylenecek söz var ki... Biz sadece rüzgarda sürüklenen yapraklarız.

Kendi Şablonumu Kendim Yaptım (Yazı Dizisi 7) - Şablona İlave Bir Sidebar Ekleme

Dün Tarifsiz Bir Gece sitesini oluştururken istediğim 3 kolonlu bir şablon kullanmaktı. Birkaç hafta önce Delfina da bana benzer bir soru sormuştum. O zamanlar yaptığım araştırmalar sonucunda kafamda bişey oluşmuştu ama tam çözememiştim.

Temel olarak yapılan şey koda ekstra şablonun komutlarını eklemek. Bunun için internette ingilizce birsürü ders var onlara da bakabilirsiniz. Ancak bunlardan birine mesaj da atmıştım. Sidebarın yeri nasıl ayarlanıyor diye. Çünkü kodda buna dair bir bilgi yok ve ortada yazı yanlarda sidebar mı yoksa bir yanda yazı diğer yanlarda sidebarlar mı olsun bunu nasıl belirliyoruz diye. Tabi cevap vermediler ama dün akşam kafamda bir ışık yandı. Bugün dikkatlice okuyunca ve bir daha deneyince anladım ki çok basitmiş. Peh. Kodu nereye koyarsan sidebar orada oluyormuş.

Şimdi adım adım başlayalım. Daha önce var olan şu şablonu değiştireceğim.


Şablonu düzenlemek için yerleşimden html düzenleye geliyoruz ve aşağıdaki bölümü buluyoruz.

/* Outer-Wrapper--- */
#outer-wrapper { width: 900px; margin:0 auto;
padding:0px;
text-align:$startSide;
font: $bodyfont; }

#main-wrapper {
width: 660px;
padding: 0 10px 0 10px; float: $startSide;
word-wrap: break-word; /* fix for long text breaking sidebar float in IE */ overflow: hidden; /* fix for long non-text content breaking IE sidebar float */ }

#sidebar-wrapper {
width: 220px;
float: $endSide;
word-wrap: break-word; /* fix for long text breaking sidebar float in IE */
overflow: hidden; /* fix for long non-text content breaking IE sidebar float */}

Outer wrapper'ı değiştireceğiz. Koda bakarsanız burası main wrapper (yazıların girildiği bölüm ve sidebar wrapper dan oluşuyor. Bu kodu yenileyip içerisine bir sidebar wrapper daha ekleyeceğiz adı newsidebar olsun.

#newsidebar-wrapper {
width: 133px;
margin-left: 30px;
margin-right: 15px;
float: left;
word-wrap: nowrap; /* fix for long text breaking sidebar float in IE */overflow: hidden; /* fix for long non-text content breaking IE sidebar float */}

Bu kodu yukardaki bölüme ilave ediyoruz. Gördüğünüz gibi sidebar wrapper ile aynı sadece ismi değişik. Bir de margin ayarları var burda hazır girilmiş ancak bu ayarları zaten istediğimiz gibi değiştirebiliyoruz. Bu kodu buraya eklemekle bitmiyor malesef bir şey daha eklemek lazım.

Yukarıdaki kodu da aşağılarda biryerde şu ifadeyi bulduktan sonra yapıştıracağız. Kodu resim olarak koydum çünkü işleme alıyor. (Yukarıdaki ve hemen aşağıdaki kodları resim olarak koyduğum için kopyalanmayacaktır. Bunun için sizin html düzenlenin içinde zaten var olan sidebar için div id kodunu resimdeki kadar kopyalayın ve tekrar yapıştırın adını da newsidebar wrapper olarak değiştirin)

Gördüğümüz gibi bu yukarıdaki kod main wrapper'ın nasıl çalışacağını gösteren kod. Bu kodun benzeri her bir wrapper için mevcut. Biz yeni sidebar eklediğimiz için bu sidebarın id kodu da yer almalı (hemen yukardaki pembe yazılı div id=newsidebar yazan kod)

İşte bu noktada sidebarın yeri belirlenmiş oluyor. Eğer mainden önce konursa (yani yazı yazılan bölüm) yeni eklenen sidebar solda çıkacak (sol sidebar-main-sağ sidebar gibi)

Eğer mainden hemen sonra konursa main-yeni sidebar-eski sidebar şeklinde dizilecek.

Örnek olarak ben sola ekledim. Ancak resimden de görüldüğü gibi mevcut genişlik ayarları üzerine bir ilave yapıldığı için sağdaki sidebar aşağıya kaydı.


Bunu düzeltmek için toplan genişlik ile herbiri için ayrı ayrı verdiğim genişliklerin eşit olması lazım. Kendi kodlarımdan düzelteceğim.

Sidebarların ikisinin de margin lerle birlikte toplamı 380 piksel benimki. Dış genişliği 900 piksel ayarlamışım. Çıkarırsam kalan 520 pikseli main kısım için yapacağım. Onun marginleri de 10+10 imiş yani 500 piksel mainbara kalan miktar oldu.

İşte Oldu....

Sol sidebarın genişliği daha dar olduğu için, kiraz resmi küçük kaldı. Sol ile sağ tarafı aynı yapsaydım düzelecekti.

Hadi bakalım buyrun değişim başlasın.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Tarifsiz Bir Gece



Kendime bir blog daha açtım ismi çok beğendiğim için iki tene aldım, tarifsiz1gece ve tarifsizbirgece diye. Kendimi övüyorum sanmayın ilk yazımda yazdım nedenini. Daha şablona ilave edeceğim şeyler var ama şimdilik, renkler ve stil istediğim gibi oldu. Diğer yandan 3 kolonlu minima şablon kullandım ve 3. yü kendim ekledim. Bu işi nasıl yapacağınızı anlatan ingilizce yazılar var daha ilerde uygulamalarıyla çevirip yazacağım.

Cd'lerimizi Mp3 Yapalım

Bir önceki yazımda evdeki arşivden bir parçayı mp3 yapıp buraya koymuşum. Bunu yapmak için bir çok dönüştürücü program var. Bizim evdeki program CDex isimli bir programdı. Biraz önce baktım bu iş için farklı programlar mevcut. Hangisi iyi hangisi kötü yorum yapamayacağım çünkü hepsini denemedim ancak kullandığım gayet basitti ve işini yapıyordu. Normalde müzik cd lerindeki parçalar kopyalanamıyor. Bu programlar diğer ses formatlarına dönüşüm yaparak cd lerinizi arşivlemenize ve paylaşmanıza imkan veriyor. Bu sitede bizim kullandığımız ve diğerleri mevcut, bedava indirilebilir.

4 Ocak 2009 Pazar

Sevdiğim Şarkılar

Yeni Evlendiğimizde Cd Raflarının Doluluk Oranı (şimdi biraz daha arttı, hatta cd çantaları var birsürü)


Primal Scream-Screamadelica (Inner Flight)

Sevgili Htc tarafından yine mimlendim sevdiğim şarkılar konusunda. Bu gerçekten üzerinde bir tez kadar durulabilecek bir konu ama kısaca yazmaya çalışacağım.

Müzik kulağımın oluşması (hatırladığım geçmişten itibaren) 5-6 yaşlarında (büyük ablamın genç kızlık döneminde çokça dinlemek zorunda kalmam sebebiyle) Cengiz Kurtoğlu, Ferdi Tayfur, İbrahim Talıses gibi sanatçılarla başlar. Aynı dönemde Türk sanat Müziği hayranı olan babam başta Zeki Müren ve Bülent Ersoy, Muazzez Abacı ile benim zihnimi beslemeye devam etmiştir. İlk okulun ilk yıllarında çoğunlukla TRT de her hafta sonu çıkan Çocuk Korosunun şarkılarıyla meşgul olurken, ilkokulun son yılları Sezen Aksu (Ada Vapuru), Seyyal Taner (Ellerin bağlı mı yar? tam ismi bu muydu hatırlamıyorum) ve Ajda Pekkan (Alladı Pulladı) ile hareketli oynak pop müziğini keşfettim. Bu şarkıları şaşırmadan söylemek bir mucizeydi o zamanlar. Sonra Tarkan ,Tayfun, Burak Kut, Sertab Erener gibi popçulara bağlandık çıkan her şarkıyı ezberleyip okulda yarışırdık ortaokul yıllarında. Lisede de benzer şekilde devam etti, ta ki üniversiteye gelene kadar. Yani 90 lı yılların tüm popüler şarkılarını bilirim.

Üniversitenin başlarında anlamasam da (o zaman ingilizcem yoktu) kendimi özellikle rock müzik dinlemeye zorladım ve çok sevdim. Bu dönemde hala severek dinlediğim favorilerim başta Bon Jovi (neredeyse tüm şarkılarını bilirim), biraz Metallica, Scorpions, daha da vardı ama hatırlamıyorum.

Üniversitenin 3. yılının başlarında Ce ile tanışıp çıkmaya başladık. Tanışmamızın başlarında bana dinlemem için verdiği Strangelove cd si ile çok komik bir anım var. O zamanlar daha cd çalarlar yeni çıkıyordu ve çok pahalıydı. Bizim evde de henüz yoktu, Ce bana cd yi verince bunu dinleyebilecek bir aygıtımın olmadığını söyleyemedim. Cd birkaç gün durdu bende henüz vaktim olmadı diye kaytarmıştım sonra hafta sonu gidip Beko'dan 3 cd yi aynı anda çalabilen (breh breh) büyük bir müzik seti aldım (neredeyse o yaz tatilinde çalışıp biriktirdiğim tüm paramı vermiştim çok pahalıydı) sonra durmadan o cd yi dinledim zaten başka cd'm de yoktu. İnanılmaz sevdim hala severim. Ce'den sonra müzik ufkum oldukça genişledi çünkü kendisi çok iyi bir koleksiyoncudur ve şaşırtıcı bir kulağı vardır. Daha internetten alışverişler bu kadar yaygın değilken yurtdışından siparişle cd ler alır ve kargo ile gelirdi. Sonraları yabancı radyolardan parça kayıtları yapmaya başladı (daha ilk saniyede parçanın iyi mi kötü mü olduğunu anlar), artık albümler indiriyor. Allahtan dvd ler çıktı da evde yer meselesinden kurtulduk. Şimdi Rocktan Caz'a, dijital parçalar da dahil olmak üzere geniş bir yelpazede müzik dinliyorum. Evde sürekli çalan radyo Oxi-gen ve Ce'nin seçmeleri sayesinde müzik üzerine fazla kafa yormam gerekmiyor.

Şimdi sevdiğim parçalardan aklıma gelenleri listeleyeyim.

1- Yukarıya koyduğum şarkı geçenlerde Delfina'ya önerdiğim Primal Scream'ın Inner Flight'ı süper dinlendiricidir. Anne Kaz'ın yazısı tam zamanında yetişti çünkü bu parça video olarak internette bulunmuyor. Ben evden mp3 haline getirerek koydum.
2-Strangelove, Wellington Road, bu parçayı da bir ara koyacağım. Dini anlamı olan bir parça ama harika birşey benim için.
3-Irene Kral, California
4-Cass Eliot, Make Your Own Kind of Music (bu şarkı Lost'ta çalan parçalardan biri, ilk sezonda galiba John yeraltındaki kapağı ilk bulduğunda içerde Desmond kahvaltı edip spor yapıyordu. Bu o anda fonda çalan şarkıdır. Bunu da koyarım bir ara)

Türkçe Poplardan
1-Sezen Aksu'nun eski şarkıları, Sen Ağlama, Geri Dön ...
2-Aşkın Nur Yengi'nin ilk iki albüm şarkıları
3-Candan Erçetin-Yalnızlık

Türk Sanat Müziği
1-Agora Meyhanesi
2-Bir İhtimal Daha Var
3-Yalnız Benim İçin Bak Yeşil Yeşil (Emel Sayın)
4-ooo daha çok var bu kadar yeter

Halk Müziği
1-Deryalar
2-Hasretinden Yandı Gönlüm
3-Havada Bulut Yok
4-Allı Turnam
5-Çemberimde Gül Oya
6-Neredesin Sen

Ben de Delfina'yı, Annekaz'ı, Voodoo Bird'ü, Malla'yı, İçimden Geldiği Gibi'yi mimledim.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Takip Ettiklerim Listesi

Takip Ettiklerim Listesi
Bir süredir beni izleyen yorum bırakan arkadaşlarımın sitelerini blogrolla eklemek yeni bloglar keşfetmek istiyordum. Son bir saattir bununla uğraştım, takip listemde 99 olan sayı şuan 155 i gösteriyor. Ne kadar çok hayat ne kadar çok öğrenilecek şey var inanamıyorum ki bunların ötesinde kimbilir neler neler var daha.

Benim blogumu benden habersiz takip edenler varsa Gece'nin Yıldızları'na katılıp kendilerini farkettirsin lütfen, ben de sizlerden haberdar olmak istiyorum.

Diğer yandan birden fazla blogu olup da bazılarını etkin şekilde kullanmayan kişiler. Kullanmadığınız diğer bloglarınızı gizleyin. Hangisini blogrolla ekleyeceğimi seçmek zaman alıyor. Mesela benim de 6 blogum var ama GeCe ismine tıklayınca sadece bu çıkıyor.

Yazının sonunda beni yorumlarıyla destekleyen ama benim geri dönemediğim arkadaşlarımdan özür ve af diliyorum. Artık etkin şekilde ben de izleyeceğim.

Herkese sevgiler.

2 Ocak 2009 Cuma

Boyun Egzersizi

Okunacak 1000'i aşkın maillerimde neler var kimbilir. Tesadüfen buna tıkladım ve bayıldım. Hazırlayan kim bilmiyorum ama ellerine sağlık iyi düşünmüş. Resmin üzerine tıklayıp büyütün ve okuyun.


Bir başka mailden de şunu öğrendim, doğru mu bilmiyorum elbette ama sanırım mecbur kalınca denemekten bişey çıkmaz.

Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye zorlanırsanız PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. gibi). Makine parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor. Bu konuyu çok nadir kişinin bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye bildirelim...
T.C. MERKEZ BANKASI
BİLGİNİZE...

1 Ocak 2009 Perşembe

2009'dan Beklediklerim


Yeniyıl oldu bitti, bir gün önce ile bir gün sonra arasında hiç bir farkın olmadığını anladık. Yine de çok güzel ve eğlenceli geçti benim için. Sevgili Ce'ciğim benim de isteklerimi göz önünde bulundurarak, yeğenlerimin de bir arada olmamızdan keyif alacağını düşünerek benim ailemle yeni yılı geçirmemiz kararını destekledi. Oysa ben onlara gitmek isterse de gidebileceğimizi söyledim ve istiyordum da, neyse belki gelecek yılbaşında.

Babam torunlarını ve kızlarını eğlendirmek için yeni yıla özel süprizler hazırlar. Birkaç yıldır hediye çekilişleri için hazırlık yapıyordu, bu sene hepimizi şaşırttı. Öncelerde bir hafta kala ufak büyük hediyeler alır onları kağıtlara yazıp çekiliş hazırlardı. Bir lira karşılığında belki 50-60 kez çekiliş yapılır kazanılan paralar ve hediyeler çocuklara dağıtılırdı. Çekilişte bazılarına komik laflar ya da öpücük gibi maddi karşılığı olmayan şeyler de çıkıyordu.

Bu sene ise günlerce düşünmüş taşınmış ve çarkıfelek hazırlamış. Masa büyüklüğünde bir daire tahta kesip, puanlara bölmüş, yine aldığı çeşit çeşit hediyeleri yarışma sonucunda dağıttı. Amma ev tam bir karmaşa idi. Sorulan kelimeyi bilmek için Paşa'ya yardım edilse Prenses zırlıyor, diğeri Prenses bildi diye kızıyor, bağrış çağrış şeklinde yeni yıla girdik. Bir hafta yetecek kadar kafamızı şişirdik.

Annemlerde bir araya gelince hep böyle olur, annem çocukları yatıştımaktan yorulur, bir kenarda muhabbet eden annelerini bakın çocuklarınıza diye uyarmaktan gına gelir. Arada hep beraber zıplar dans ederiz, arada oturur yer içeriz vs. Sofra hazırlayıp toplamaktan (biz de yardım ediyoruz tabi ama kalabalık evde daha farklı oluyor tam 11 kişiyiz) günün sonunda yorgun ve bıkkın düşsek de bu anları çok özler tekrar biraraya gelmek isteriz.
Böylece keyifli bir yeniyıl geçirdik. Hediyelerimizi ve fazla kaçan aburcuburlarla kilolarımızı aldık ve hayata devam etmeye başladık.


Hatice beni mimlemiş, bu yıldan beklentilerim konusunda. Bu yıl... Gerçekten çok şey bekliyorum ama biraz önce başladığım kitap da tam zamanında hayatıma geldi. Sorun çözme problemine dair bir kitap ve okuduğum kadarından şikayetlerimin aslında benden kaynaklandığını anladım. Ce ile aramızda şu konuşma hep geçer. Ben bir kitap okurum ve kitap bitince, biraz mahçup "aşkım biliyomusun bu kitapta aynen senin bana söylediklerin yazıyor" derim. O da sitem edip üzülür "ben sana söyleyince dikkate almıyorsun, başka biyerden okuyunca kıymetli oluyor " diye. İnanmazsınız ama gerçek Ce böyle biridir. Binlerce kitaptan öğrenebileceğimden fazlasına sahiptir. Neyse efendim en büyük sorunumu çalışmaya başlama sürecimde yaşıyorum. Motive olduktan sonra tıkır tıkır ilerliyorum ancak başlamak çok zor benim için. Bir süredir tekrar başlayamadığım (etkin şekilde tabi yoksa hep bişeyler yapıyorum daaa) tezime dönüp bitirmek. Bu sorunumu çözüp başlamam lazım. Çok uzattım şimdi listelersem eğer,
  • öncelikle sağlık mutluluk huzur
  • sonra tezimi başarılı birşekilde bitirmek
  • en az iki makale artı poster bildiri yayınlamak
  • girdiğim derslerle ilgili öğrencilere zengin içerik sunmak amacıyla daha çok araştırma yapmak
  • tezini bitirince (sene ortalarında ) Ce askere gideceği için sağlıkla gidip dönmesi
  • ardından hayırlı zamanda hayırlı mekanda hayırlı bir evlat
  • eğer işimi kaybedersem yeni iş fırsatları
  • üds kpds den iyi bir puanım olsa da bir de toefl a girip iyi bir puan almak
  • hep ertelediğim spora başlamak ve devam etmek (sağlık için)
  • kilo vermek
bir de sıra gelmeyen küçük dileklerim var
  • blogumun şablonunu değiştirmek (terzi kendi söküğünü dikemez)
  • başka bir site açmak temalarımı yayınlamak
  • daha çok tema yapmak
  • etsy dükkanı açmak
  • tablet çizimlerime vakit ayırmak
  • kafamdaki amigurumi ve örgü projelerini bitirmek
  • evimde daha düzenli olmak
  • çabuk yemekler değil de evlilğimizin başlangıcındaki gibi harika yemekler yapmak
  • sevdiklerimle daha çok zaman geçirmek
  • evimde misafir ağırlamak (evlendiğimden beri sayılıdır, herkese uzak oturuyoruz daha çok istiyorum)
bu liste uzar gider.....



Kimleri mimleseeeem. Bu sefer de Annekaz , Smilena, Embir, Gülhan, Virgo ebe olsun.