3 Ekim 2016 Pazartesi

Anneliği Yapma, Yaşa!




Tam olarak ne zaman başladığını söyleyemem ama bir süredir anneliğimde bir başka aşamaya geçtiğimi hissediyorum. Anneliği yaşama dönemine. Önceki süreçten çok daha farklı, oldukça rahat ve zevkli...

Bu hep yaptığım / söylediğim "anı yaşamak" olayından biraz daha farklı. Tabi içinde daha yoğun olarak onu da barındırıyor ama anneliğin üstümüze bindirdiği sorumlulukların ağırlıklarından kurtulma hali diyebilirim.

Kısaca anlatmaya çalışacak olursam, mesela kızımın ilk iki yılında çok zorlandığımı düşünürüm şimdi geriye bakınca. Elbette tecrübesizliğimden böyle olması normaldi belki. Gün içinde ona yapmam gerekenlerin (yemek, bakım, oyun, öğretme...) ağırlığı altında ezilmişim. Kafam sürekli onları planlar, daha iyisini nasıl yaparımı sorgularken ister istemez üzerimde bir baskı oluşturmuşum (şimdi yok diye farkını daha iyi anlıyorum), yine ikinci çocuk olunca da bu sefer de, bu yüklerin üzerine ikisini nasıl idare ederim, beraber nasıl oynatırım... düşünceleri eklenmişti. Bütün bunları düşünmek, sorgulamak gereksiz demiyorum (aslında şimdi biraz ona da yakınım ya neyse) asıl demek istediğim bunları düşünürken istemsizce kendimize yüklediğimiz " -meli -malı" ların getirdiği ağırlık çok fazlaymış. Bunlardan kurtulunca hayat daha güzelmiş.

Mesela iki çocuktan biri okula gidiyor olsun diyelim. Eğer bir gün okul iptal olduysa, "eyvah iki çocukla şimdi ben ne yapıcam" şeklinde ufak bir panik yaşıyor musunuz? Yoksa gitmediği için "bugün harika bir gün olacak" deyip hemen eğlenceli bir plan mı yapıyorsunuz. İşte başlıkta bahsettiğim iki farklı durumu çok iyi özetleyen olay bu. Annelik yapıyorsanız, okula gitmemesi biraz stres yaratır; lakin yaşıyorsanız keyif verir.

Anneliği yaşamak, çocuklarla her koşulda bir arada olmaktan rahatsız olmamak anlamına geliyor. Biliyorum bazen aşırı dozda çocuğa maruz kalıp insanın kendini odaya kapatası geliyor. Fakat aslında bu his çocukların varlığından ziyade, onlara yapmamız gereken işlerinden, sürekli susmalarını, oyuncakları dağıtmamalarını söylemekten, yani onları kontrol etmeye çalışmaktan ileri geliyor. Çok sevdiğim Yaban Elma, okulsuz eğitimi anlattığı yazılarından birinde şöyle demişti: önce çocuklarla 24 saat evde kalmaya alışmamız gerekiyordu... Çok basit bir cümle ama beni çok düşündürmüştü, iki çocukla tüm gün evde kalsam çıldırmadan günü bitirebilir miydim? (Tabi kastım tv yi aç çocuk bütün gün otursun değil).

Tatil notlarımda yazmıştım, babaları yokken çocukların sorumluluklarını üstlendim (neredeyse tek başıma), sonra eşim yurt dışı seyahatlerine başladı (şu anda da bir haftalık seyahatte), gece gündüz tek başımayım. Günün planlamasını kafamda yapıyorum ama bozulursa gerilmiyorum. Çoğunlukla akışa bırakıyorum. Bu arada kendimi de ihmal etmiyorum artık, kahvemi soğutmadan içebiliyorum mesela.

Kızım günde altı saat okula gidiyor, ara sıra oyun ablası geliyor ve bunları üzerimdeki yükü azalttığını inkar edemem ancak benim için elzem değil şimdi. Yani bunları ben ihtiyaç duyduğum için değil, çocuklar için yapıyorum. Oğlum oyun ablasından dil öğrensin, kızım okulda eğlensin diye. İkisinin de evde olduğu, kapımızın hiç çalınmadığı günler de oldu, oluyor ama artık idare ediyorum. Aslında idare ediyorum lafı doğru değil, bu zorlanma hissini de içeriyor. Bunu kanıksadım, normal geliyor artık öyle diyeyim.

İşte bu aşamaya gelince öyle güzel ki annelik, öyle çok şükür anı oluyor ki anlatamam. Onlar için yaptığım hiçbir iş yük vermiyor omuzlarıma, ayağımın altında dolaşmaları kızdırmıyor. Bazen çok uykusuz falan olunca günü sonlandırmak yorucu oluyor kabul ama bu negatif stres yüklü bir yorgunluk değil tatlı bir yorgunluk oluyor. Nitekim böyle olunca günlerimiz gerçekten keyif dolu geçiyor.

15 yorum:

  1. Ah Gece çocukların en güzel zamanları şimdi. Birlikte yapılacak ne çok şey var :) Bizimkilerin o zamanları geldi aklıma sokağa çıktığımda ben bir yöne gideeken inatla diğer yöne giden Bilgiç hallerini bile özledim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eminim şimdiki halleri de güzeldir ve evet iki farklı yöne giden iki bıcırığım var :))

      Sil
  2. İyi de ara sıra çocuktan "kurtulup" biraz "oh beee" nefesi almanın nesi yanlış, neden bu insanlara "anneliği yaşamayan" etiketi yapıştırılıyor hemen? ;) Her annenin "ayyy uyusa da azıcık kendime zaman ayırsam" ya da "oh be pazartesi geldi okula gidiyor" diye düşünmeye hakkı olduğunu, bunun yaşamakla ya da yapmakla alakası olmadığını, tamamen "insanca" bir duygu olduğunu düşünüyorum ben..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cerencim bunun yanlış olduğunu söylemiyorum ki, sadece kendim için konuşacak olursam bu farkın artık ortadan kalktığını söylüyorum. Nasıl desem onlar da hayatın bir parçası oluyor. Nasıl ki hayata dur akma biraz mola istiyorum diyemiyoruz yaşamaya devam ediyoruz çocuklar da öyle oluyor. Onlarla hep beraber yaşıyoruz. Kastettiğim şu çocuklar doğduktan sonra onları sürekli kontrol etme, birşeyler yapma ihtiyacının ortadan kalkması. Bu olmayınca çocuklar okulda olmuş yada olmamış anne için farketmiyor. Demek istediğim buydu. Tabi ki annenin yalnız kalmak isteği olabilir, bunu yapabilir de. Fakat çocukların varlığı buna engel değil. Yazının içinde de belirttim, biz asıl yoran çocuk değil çocuğa yapmamız gerektiğini düşündüğümüz işlerin külfeti. Akışa bırakınca öyle dengeli oluyor ki herşey

      Sil
  3. Sanırım ben anneliği yaşamayı atlıyorum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şunu bunu yapayımları azaltınca oluyor

      Sil
  4. Bu yazının altına imzamı atmak istiyorum :)
    Hislerim tam da bu şekilde, yaşamımız da çok benzer (babanın olmayışı vs.)
    Çok şükür halimize :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu duyduğuma çok sevindim çünkü acaba ben mi tuhafım diyordum. Sanırım bu aşamaya her anne geliyor ama bu dönemler bloglarda yazılmıyor artık ilk dönemlerde olduğu gibi

      Sil
  5. ne kadar doğru yazmışsın, bende şimdi şimdi az buçuk hafifleme hissetmeye başladığımı farkettim geçenlerde. İkinci çocuk için cesaretimi senden almıştım, çok zçok zorlandığım günler de oldu, ikincide bu planlama işinden farkında olmadan sıyrıldığımı görüyorum, mutlu oluyorum. Hatta geçenlerde konuştuk, ilkinde istemeden dünya onun etrafında dönüyor hissine kapılıp her şeyi kontrol altına almaya çalışıyoruz ikincide bakıyoruz ki olacağına varıyor ve "bir şekilde işler yürüyor" kısmını görmeye başlayıp kendimizin farkına varıyoruz, bu da anneliğin keyifli moduna geçmek oluyor sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E mutlu evetbence de aynen öyle

      Sil
  6. Gececim ben o noktaya hiç gelemeyenlerden olucam sanırım...
    Yani tabi ki çocuklarımı manyakça seviyorum:) hep birlikte keyif aldığımız anlarımız, ahenk içinde oynadığımız, gezdiğimiz, eğlendiğimiz, yemekler yediğimiz, sohpetler edip kitaplar okuduğumuz, öpüşüp koklaştığımız pembe minnoş anlarımız da çok var :)) onların varlığı bana müthiş bir mutluluk, huzur ve güç katıyor...
    Ancak genel tabloya bakınca; zorluk, bıkkınlık, huysuzluk kısmı ağır basıyor bende.. Rahat bir oh çektiğim anlar bunları kreşe ve uyumaya dehlediğim anlar oluyor :)

    Bir de hep deniyor ya bu günleri özleyeceksiniz diye. Mesela minik Bebek hallerini, süt kokularını özlüyor muyum? Hem de Nasıl.. Peki ya uykusuzluk, sürekli kucakta pışpışlama, emzirme sıkıntıları? O zaman da ağır basan tablo buydu çünkü... O günlere dönmek ister miyim? Asla! :)))

    O yüzden hayırlısıyla bu günleri de atlatıp, büyüdüklerini göreyim, azıcık rahata ereyim istiyorum:) yavaş annelik, günü dolu dolu yaşama, küçük çocuklu hayatımdan keyif alma kısmı pek benlik değil. :-) günü kurtarma ve "bugün de bitti çok şükür" deme eğilimindeyim hep :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında şöyle düşünüyorum ben biraz da, sıkılsan da sıkılmasan da elimizdeki durum bu, o yüzden mümkün olduğunca kendime negatif yük eklemiyorum. Bu şekilde yaklaşınca daha kolay oluyor inan

      Sil
  7. Yaşamak şöyle dursun yapamıyorum bile :( demişsin ya planım bozulursa gerilmiyorum diye, daha önce de dikkatimi çekmişti benzer bir ifade kullanmıştın. Ben bunu yapamıyorum mesela. Kafama taktığım birşey varsa ve bu bozulursa çok geriliyorum. Hele de vesile olan kişi oğlum olursa. Bazen çok sabırlıyım ama kafama taktığım ufacık bir şey yüzümden bazen çok büyük hale gelebiliyor. Bağ yok aramızda biliyorum en çok ondan sözümüzü dinlemiyor. Dinlemedikçe daha çok geriliyoruz. Kısır döngü gibi. Bir de istediği birşey için çok tutturuyor. Tuttu mu ucunu birdaha bırakmıyor, istiyor söyküyor söylüyor en son kızana kadar. Kızınca bağırınca kesiliyor ama sonra daha kötü oluyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Geçen gün iyi bir haller oldu bana kızmamaya başladım. Buna hep karar veriyorum da uygulayamıyordum. Bakış açın değişince ferçekten farklı oluyor. 5 gün devam etti 6. Gün koptum yine. Ve her krizden sonra pişman olup karar veriyorum sonra uygulayamıyorum. Baya bir iç dökül oldu. Yazmazdım aslında ama az evvel bir kriz daha atlattık onun etkisi olsa gerek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aramızda bağ yok demişsiniz ama olmaz olur mu, her anne ile çocuğun bağı var. Hepimiz benzer hislere büründük ama ne kadar gerilirssk gerilelim bunun bir işe yaramadığını gördük. Tavsiyem çocuğa zaman verin, dilediği hızda dilediğini yapsın. Ona zaman verince çocuklar tatmin oluyor ve onlar da anneye zaman veriyor. Kolaylıkşar diliyorum

      Sil
  8. Çok sabırlı biri değilim,düzenim bozulduğunda homurdanmayada başlarım ama çocukla o kadar çok şey değiştiki hayatımda herşeyın planladığım gıbı olmadıgı gercegı gıbı el mecbur kabullendım:) Mola hakkımı saklı tutuyorum hatta bende onunla ilgili yazıcam.Yalnız söylediğin durumu daha yenı yenı fark ediyorum kendimde önceden görev oldugunu düşündüğüm ne çok şey varmış diyorum.Ama bulunduğun noktaya gelebilmem için biraz daha vaktim var nerdeyse üç sene olucak yeni alışıyorum:))))

    YanıtlaSil