18 Temmuz 2016 Pazartesi

Çocuk Sever Toplumlar

Geçtiğimiz cuma günü İstanbul'a geldik. Geldikten hemen sonra gelişen gündem olaylarına burada değinmek istemiyorum. Twitter'da bolca yazdım, blogum masum kalsın arzusundayım...

Bu yazıyı bir süredir düşünüyordum ve İstanbul'a gelip de çocuklarım açısından yaşam farklarını daha ciddi hissedince maddelemek istedim. Tabi bu kıyaslama, yaşadığımız yer Amsterdam ile, İstanbul'da merkezi olan dolayısıyla çok fazla yeşilin ve oyun alanının olmadığı bir semt arasında olacak. Tabi bir çok açıdan  genele yaymak mümkün.

-Hollanda'da çocuklar toplumda çok öncelikli bir konumdadır ve gerçekten saygı görürler. Diyelim ki herhangi bir yere gittiniz ve çocuğunuz yanında. Kişi sizi selamladıktan sonra çocuğun boyuna iner ve onu da selamlayıp el sıkışır. Asla görmezden gelmez, laf şakaları yapmaz ve küçümsemez. Okulda öğretmenler her sabah çocuğun elini sıkar, günaydın der, nasıl olduğunu sorar, iltifat eder. Vedalaşırken de aynı şekilde. Sokaktaki insanlar, market çalışanları, çocuk için olsun olmasın gittiğimiz doktorlar, cafelerdeki çalışanlar herkes çocuğu görür ve birşeyler söyler. Çocuk kendini en ufak yaştan itibaren birey gibi hisseder.

- Her yerde ama her yerde oyun köşesi vardır. En resmi makamlarda, hastanelerin her bölümünde (sadece çocukla ilgili olan yerde değil), belediyelerde, cafelerde, restoranlarda, marketlerde... Kiminde bir masa sandalyeler, kağıt ve boyalar, kiminde birkaç oyuncak. Gerçekten bunun bütçesi hiç de fazla değil ama nedense ülkemizde önemli verilmiyor. Çocuklar buna oyun alanlarının varlığına alışkın olduklarından (ve yeni oyuncak her zaman cezbedicidir) bekleme süresince sakince oynarlar, kırma dökme gibi şeyler yapmazlar, bekleme süresi bitince ikiletmezler. Çünkü heryerde zaten oyun vardır ve oyuna doymama gibi bir durum söz konusu değildir.

- Çocukların öncelikli ihtiyacının oyun olduğunun bilincindeler. Okulumuzdan bazen makaleler geliyor. Bir tanesinde şöyle diyordu. Günümüz bilgi çağında bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Bilgisayardan herşeyi öğrenebilir çocuklar. Ama sosyalleşme ve oyun ihtiyacını gidermiyor bilgisayar. Okul olarak bunu ön planda tutmaya çalışıyoruz şeklinde bir yazı. Gerçekten de çocuklar okullarda oyuna doyuyor ve sadece okul değil okul dışı aktivitelerle hem sosyalleşme hem de oyun/eğlence ihtiyacını gideriyor. Benim için ilk çocukluk çağında çocuğun oyuna doyması çok önemli. Okuldan akademik anlamda aşırı beklentim yok. Fakat kurguyu öyle güzel yapıyorlar ki çocuk öğrenmeye heves ediyor, oyunlarla öğreniyor ve hiç baskı hissetmiyor. 

- Her çocuk okul sonrası spor&sanat aktivitesi yapıyor. Hollanda'da okullar sabah başlar ve öğleden sonra 2-3 gibi biter. Bu saatten sonra neredeyse her çocuk bir aktivitededir. Her türlü spor (yüzme, tenis, futbol, hokey, jimnastik, tırmanış aklınıza ne gelirse) ve sanat (dans, müzik aleti, resim, heykel, ritm, bale...) aktiviteleri kolay ulaşılabilir mesafelerde ve her kesimden insanın bütçesine uyacak şekildedir. Çocuklar aynı anda birkaç farklı aktiviteye gider, yetişkin olana dek bir çok şey dener, böylece kendisi için en uygun şeyi bulabilir. Bunların kişiliğine kattığı katkılar bir yana, çocuk gerçekten çok eğlenir ve tatmin olur.

- Bol bol oyun randevusu yapılır. Bazı günler okuldan çıkınca arkadaşlar birbirlerine gider ve oynarlar. Bu durumda aileler de kaynaşır veya sırayla çocuklara baktıkları için işlerini yaparlar.

-Otobüslerde çocukların tek başına koltukta oturma hakkı vardır ve hatta öncelik onlardadır. Çünkü hareket halindeki araç çocuklar için tehlikelidir.

- Her yerde ama her yerde park vardır. Her çocuğun biraz yürüyerek erişeceği bir park mutlaka mevcuttur. Hollanda'ya gelirseniz bu parkların çoğunun hiç bir anlam ifade etmeyen yapı ve metaryellerden oluştuğunu görürsünüz. Bazen bir kaç kütükten ibarettir. Fakat çocuklar buralarda bile çok güzel oynarlar. Bu parkların neden böyle olduğu hakkında çok güzel bir yazı okumuştum burada.

- Mahalle parklarından başka çocuklar için eğlence merkezleri çok fazladır. Fakat kastettiğim pilli jetonlu oyuncaklar değil. Hava çoğunlukla kapalı olduğu için kapalı olan merkezlerde çocuk sabahtan akşama kadar tırmanır, trombolin zıplar, tünellerden dolaşır, kayar oynar. Bu gibi yerlerin çocuk başı fiyatı ortalama 7-8 eu dur. Veliler sadece 1-2eu öder giriş için. Ve burada tüm gün kalabilirler. İstanbulda bir keresinde gittiğimiz bir eğlence merkezinde (ve evet hepsi jetonla giriliyordu) bir karta doldurduğumuz 50tl yarım saatte bitmişti ve ben şok olmuştum.

- Çocuklar için her haftasonu bir aktivite bulmak, bunlara maddi ve mesafe olarak ulaşmak mümkündür. Çok ilginç şeyler olabiliyor. Mesela bir arkadaşımın kızı katılmıştı çok hoşuma gitti, örnek olarak yazayım. Bir uzman eşliğinde çocuklar ormanda dolaşıp bitkileri tanıyorlar ve yenilebilir olanları öğrenip örnekler topluyorlar. Sonra bunları ezip doğrayıp bir baharat karışımı hazırlıyorlar ve tereyağına karıştırıp ekmeğe sürüp yiyiyorlar. Düşününce aslında böyle bir aktivitenin organizatör açısından maliyeti neredeyse sıfır. Fakat çok da eğitici olduğu bir gerçek. Bunun gibi aktiviteler için etkinlik takvimleri, aplikasyonlar var ve her hafta birçok farklı aktivite bulmak mümkün.

- Doğaya ulaşmak daha kolay. Çoğu çocuk yürüme mesafesinde ağaçlara kırlara ulaşır. Kendi çocuklarım için söyleyebilirim ki doğada hiç bir oyuncak ihtiyacı duymadan zaman geçirmek hep öncelikli tercihleri oluyor.

- Her semtte çocuklar için ücretsiz hayvan çiftlikleri var. Çocukların hayvanlarla etkileşmesine çok önem veriliyor. Keçilerle koşturmak, tavuk ve ördekleri kovalamak, tavşanları sevmek, hayvanları beslemek... Bizim çiftlikte bir tek eşek, at ve inek serbest değil çitin gerisinden sevilebiliyor ama bu da tamamen önlem amaçlı, iri hayvanlar çocuklara zarar vermesin diye.

- İkili ilişkilerde mesafeli oldukları için, çocuklara izinsiz dokunma, mıncırma, şap diye öpme gibi ülkemizde çok yaygın yapılan (aslında asla yapılmaması gereken) davranışlara maruz kalmıyor çocuklar.

Daha çok ayrıntı var ama en genel bulduklarımı yazdım. Bunlar çoğunlukla tüm avrupa ülkelerinde üç aşağı beş yukarı benzer şekildedir. Birkaç yıl önce ama Türkiyede ilişkiler daha sıcak, insanlar daha samimi diye düşünsem de, bu sıcakkanlılığın sevgi göstermenin tek yolu olmadığını, çocukla ilgilenip, tam dikkatini vererek, yetişkin bir birey kadar değer verip, konuşmasını kesmeden sakince dinleyerek... de sevginin gösterildiğine yakınen şahit oldum.

Bütün bunları niye yazdım? Son birkaç günde bu ülkeden gitmeliyim kaygısı yaşayan insanların arttığını ama çocuklar açısından iyi olur mu olmaz mı kaygısını da beraberinde taşıdıklarını gördüm. Böyle düşünenlere belki biraz fikir verebilmişimdir.

9 yorum:

  1. Okurken ağlamak istedim. Çocuklar dünyanın her yerinde aynı çocuk, ama kimi savaşın içinde büyüyor, kimi yoklukta, kimi de sizin yazdığınız şartlarda. Keşke sadece çocuklara aynı imkanları tanıyan ve tüm dünyanın kabul edeceği bir kanun olsaydı. Onlar doya doya yaşasalardı çocukluklarını her yerde. Ütopik bir düşünce di mi? Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke olsaydı o zaman eşit haklarda büyüyen çocuklar büyüdüklerinde dünyayı daha güzel yaparlardı

      Sil
  2. Ne güzel bilgilendiriyor, eğitiyor ama aynı zamanda düşündürüyorsunuz. Yazınızı okurken pek çok farklı duyguyu aynı anda yaşadım; Mutlu oldum, hüzünlendim, üzüldüm. İsyan ettim...
    "Çocuk olmak"... Nasıl ve nerede...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O isyan duygusunu ben de çok yaşıyorum, tamam kendi çocuklarım için mutluyum ama diğer çocuklar, sevdiklerimin çocukları için hep keşkelerim dilime geliyor

      Sil
  3. Merhaba yurtdışında yaşamanın hiç zorluğu yok mu birde hemen hemen her yerde karışıklık terör iç savaş var ülkemizden uzaklaşmak care olur mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette ki hayatın devam ettiği her yerde zorluklar da var, orada da olacak ama bazı şeyler daha farklı. Yaşadığım ülke için konuşacak olursam insana değer verilir, adalet sağlamdır. Terör için gerçekten ciddi mücadele verilir. Bunun dışında elbette ki adaptasyon, dil konusunda sıkıntılar, yalnızlık gibi olumsuz durumlar da var. Fakat bunlar daha çok bireyden kaynaklanan sıkıntılar, toplumdan değil. Bireysel sıkıntılar kişiden kişiye değişebileceği gibi yine çözümü kişinin elinde olan konulardır ve çözülmesi mümkündür. Bu yüzden bunları ayrı tutuyorum

      Sil
  4. Gece ben çocuklara yönelik aktivite ve oyun alanı (tekdüze plastik parklar ve jetonlu oyuncaklar hariç) olmayışını; yeşil ve doğal alan kıtlığına bağlamıyorum. Tek suçu şehir planlaması, belediyecilik ve rantçılığa atmıyorum.
    Bu yönde bir talep de yok çünkü! Bizde sosyalleşmek adına süslenip püslenip ciks kafelere gitmek, avm lere gitmek daha önemli. Evi kirlenmesin, yanlışlıkla duvarı koltuğu boyamasınlar diye çocukların eline kağıt kalem bile vermeyen anneler dolu etrafım...
    Koşmayın, bağırmayın, orası pis ellemeyin, burası temiz kirletmeyin diyerek sürekli sınırlanıyor çocuklar. Çocuğa tahammülsüzlük had safhada. Anneleri bireysel olarak eleştirmiyorum, bütün sosyal düzeni ve kültürü eleştiriyorum bu noktada.

    Türkiye'de yaşasaydım, ben de bu davranışları benimseyecektim. Ben de yeşil alan olmayışını kanıksayıp, çocuğumu pahalı eşyalarla dekore edilmiş pahalı kreşlere yollayarak içimi rahatlatıp, özel temalı cup cake'li doğum günü partilerinde Zara kids kataloğundan fırlamış gibi en şık kıyafetler içinde çocuklarımla sosyalleşecektim... Ülkenin normu bu çünkü!

    Çocuk odaklı yaşamanın, çocuğu doğaya, doğala, oyuna doyurarak büyütmenin; bu iş için ne kadar ciddi bir mesai ve emek harcandığını görerek öğrendim burada da. Yaşadığım ülkenin de normu bu. Bu beni "çocuğuyla ilgili, fedakar, süper anne" yapmıyor. Aksine bütün çocuklar Nasıl büyüyorsa benimkiler de öyle işte... Ne bir eksik, ne bir fazla. Kimseden hiçbir farkım yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet söylediklerinde haklısın kesinlikle toplumun eğilimi çok etkiliyor fakat artık internet sayesinde dünyanın heryerinden haberdar olduğumuz için elindeki ile yetinmeyen anne sayısı artıyor. Çocuğu için egeye yada kırsala kaçan, doğal yaşam alanları arayan aileler çoğalıyor. Bu talep ilerde devlet hizmetlerinin kalitesini de arttırır umarım

      Sil
    2. 1 ay oldu İstanbul'dan Ege'ye kaçalı. Sebepleri çok ama en önemlisi 2 çocuğumuzu daha iyi yetiştirebilmek. Çocukken daha iyi yetişebilirlerse, yetişkin olduklarında daha mutlu bireyler olurlar. Ve evet, son derece haklısınız, internet sayesinde artık toplumların normları yavaş yavaş evriliyor. Umarım daha iyiye, daha güzele doğru.

      Sil