17 Eylül 2013 Salı

Biz onların öğrencisiyiz

Unutmadan yazmak istediğim bir olay var. Amsterdam'a gelmeden önce son gece Helodunya'nın bazı tavırları beni oldukça şaşırttı. Bunları gördüğüm zaman demek ki kızımın bu hayata dair misyonu buymuş diye iç geçirdim defalarca. Şimdi mantıklı düşününce ona böyle bir sorumluluk yüklemenin yanlış olduğunu düşünüyorum tabi. Çocuklar gerçekten tüm duyguları anlıyorlar ve beni şaşırtan kızımın o akşam bir şeyleri düzeltmek için kendini feda etmesiydi. Durun en başından anlatayım.

Bir aya yakın Türkiye'de bulunmamıza rağmen babannesi ile iki kez, eşimin babasıyla bir kez görüşebildi Helodunya. Bunda onların tam o sırada ev taşımaları, eşimin ilk iki hafta yanımızda olmaması sebebiyle benim tek başıma kızımla karşıya geçip ziyarete gidememem, eşim geldikten sonra da Antalya tatili, doktor kontrolleri vs sebep. Öyle böyle derken sadece dönmemizden önceki akşam babannede kalabildik.

En son dedesiyle 9 aylıkken gelişimizde temas kurabilmiş ve o zaman da pek hoş bir anısı olmamıştı. Üç katı kucağımda kızımla çıkıp yorulunca, dedesi kapıda onu aniden kucağımdan alınca basmıştı yaygarayı. Dedesi de bir an için düşünememiş olsa gerek, kucağımdaki bir paket değil canlı duygulu bir insan. Zaten o anda yol yorgunu olan kızım, bir de tanımadığı biri tarafından annesinin kucağından çekilince, o kişiye karşı bir mesafe koymuştu. Sonraki saatlerde araları biraz yumuşamıştı ama etkileşimleri hep mesafeliydi. ( Yazıda karışmasın diye dedeleri ayırayım, eşimin babası M. Dedesi, benim babam A. Dedesi olsun be bu yazıda genelde kayınpederimden bahsediyorum)

Geçmişteki bu tecrübeden sonra bu kez karşılaştıklarında kayınpederim temkinli ve mesafeliydi. Uzaktan seviyor, gülümsüyor ya da konuşuyor fakat yaklaşmıyordu. Dila da onu görünce başını bana gömüyor, uzaktan kaçamak bakışlar atıyor oldukça çekingen davranıyordu.

Yemek saatine kadar Dila babannesi ile gayet rahat etkileşmiş, ona kendini sevdirmiş ve beraber oyun oynamışlardı. Masada konumlarımızı ayarlarken dedesine fazla yakın koymamayı planlamıştım. Herkes ufak sohbetler eşliğinde yemeğini yiyiyor, ben daha çok Dila ile meşgul oluyordum. Yine pek yemedi ama bir kase yoğurdu kendi başına yemekte ısrar etti ve tabi ki bolca döktü. Ben de bir ara şakayla karışık kızgınlıkla Allahım Yarabbim Dila döküyorsun gibi birşey söyledim. Allah dediğimde taklit ediyor ama yarabbim kısmını pek duymuyordu, hoşuna gitmiş olacak ki "aebbim" demeye başladı. Biz onu duyup bir kahkaha patlattık. Hepimizin güldüğünü görmek çok hoşuna gitmiş olacak ki onlarca kez aebbim deyip ardından hehihehe diye gülerek bizi güldürdü. Gerçekten çok komik olduğu için hepimiz gerçekten gülüyorduk ve on dakika kadar böyle sürekli güldük.

Sonradan günü kafamdan geçirdiğimde bu gülme anının onun o akşamki planının ilk evresi olduğunu düşünüyorum. Oyunu bir kez yapıp bırakabilirdi ama bırakmadı. Bizi o kadar çok güldürdü ki ortamdaki soğuk ve mesafeli hava dağıldı, herkes kıvama geldi.

Yemekten sonra saat sekiz civarı olmuş ve uykusu gelmişti. Uyumak için diğer odaya götürmeye çalıştım bir kaç kez. Her seferinde kapıya tutunuyor, utangaç bir eda ile ama aslında bana bak diyen gözler ile dedesine bakıyordu. Dedesi de tv izliyordu. Odada serbest bıraktığımda ise onunla etkileşmeye çalışıyor ama bir tepki alamıyordu. Onu öyle görünce tamam dedim dedesiyle ilgili bir mesele var. Bu gece onu çözmeden yatmayacak anlaşıldı.

Kayınpederim onun sinyallerini anlayamayınca ben dillendirdim, Dila senden birşeyler bekliyor dedim. Fakat o da ne yapması gerektiğini kestiremiyordu. Ben de Dila'ya puzzle oyuncağını verdim, git dedene nasıl yaptığını göster dedim. Beraber yere oturdular (ama hala mesafeliler) , Dila puzzleı yaptıkça alkışladık hep beraber, bazı parçalarda dedesi de tuttu beraber yaptılar böylece ilk tensel temaslar gerçekleşti.

Uyku konusunu gündeme getirdim yine reddedildim galiba daha istediği olmamıştı. Sonra beraber top oynadılar, ben tatil videolarını gösterdim, bu sırada yanyana oturdular, dedesi başını okşadı, sonra biraz daha oyun. Aralarındaki mesafe kalkmış, temas başlamıştı fakat tam kucaklaşma olmamıştı hala. 

Bu arada uykusu da epey gelmişti, saat ona geliyordu. Normalde bu saatlerde de yattığı oluyor ama o gün erken uyanmıştı öğle uykusundan ve çok uzun süredir ayaktaydı. Bazen düzeni bozulduğunda çarşafta sallamayı teklif ediyoruz. O da dedesinin sallamasını istedi. Bu çok şaşırtıcı bir durumdu bence çünkü açıkça ifade etmişti artık dedesinin ilgilenmedini istediğini ve genelde bu sallama uyutma kısmı özel anlarımızdandır fazla müdahale istemez. Çarşafta ona dönük yatırdım ve sallamaya başladık. Uyumak ne kelime gittikçe azdı, çarşafın içinde tepinmeye, akrobatik hareketler yapmaya başladı ve her yaptığı kuduruklukta dedesinin tepkisini merak ediyordu. Dakikalar sonra uyumayacağını anlayınca vazgeçtik, diğer odaya götürdüm ağladı. Salonda babası ve dedesinin yanında oturacakmış, kucağımda onlarla maç seyretti, sonra kucağımda daldı, aldım odaya götürdüm, odaya girer girmez ağladı, bu böyle üç kez devam etti. En son seferde çok uzun süre kucağımda dalmasını beklememe rağmen diğer odada yine uyandı ve ağladı ama bir şekilde uyuttum sonra. Çok uykusu olmasına rağmen ısrarla yanında durmak istiyordu dedesinin.

Sabah olunca da biraz geç kalktığı için dedesi dükkana gitmişti ( kırtasiye dükkanlar var) evde onu aradı, sonra biz onu ziyarete gittik, on dakika kadar gördük ve havaalanına yola koyulduk.

Dışardan bakınca bu olanlar çok normal gözükebilir ama işin iç yüzünü bilenler için  farklı. Kayınpederim babasız büyümüş ve belki bu yüzden çok sıcak bir baba olamamış. Eşimin babasıyla ilişkileri benim babamla olana göre çok daha mesafeli. Eşimin erkek kardeşi de çok yakın bir zamanda evden ayrılıp iş için Ankara'ya yerleşti ve kayınpederim belli etmemeye çalışsa da bundan çok etkilenmiş. Üstelik kaynımı sürekli eleştirir ve o kadar başarılı olmasına rağmen pek takdir etmezdi. İşte Dila dedesinde eksik bir şeyler hissetmiş olmalı ki o gece sanki onu iyileştirmek için uğraştı durdu. Ona sevgisini verdi, beraber eğlendiler, ten teması kurdu ( ki eminim uzun zamandır çocuklarına dokunmamıştır), bir nevi ruhuna dokundu. Belki daha zamanı olsaydı işi dedesinin sırtına binip atçılık oynamaya kadar ilerletecekti ve dedesine çocukluğunu yaşatacaktı  :) Kimbilir belki bir dahaki sefere olur.

Bu yaşadıklarının ardından kayınpederimin ne hissettiğini, etkilenip etkilenmediğini bilmiyorum ama ertesi sabah her zamankinden daha mutlu göründü bana. Üstelik Dila yine sabah mahmurluğu yüzünden çekingen davranıyorken, dedesi daha girişkendi bu sefer.

Normalde benim babama dedi diyordu ve biz acaba bu dedesine ne desek başka bir şey mi desek diye düşünürken ona da dedi demeye başladı. Onlar oynarken çektiğim videoları seyrederken ona da dedi diyor ve bir ay boyunca her gün gördüğü diğer dedesinden pek de ayırt etmiyor, onu da çok sevdi.

Dila'nın isim anlamı gönülden seven demek. Hamileyken de ona bir çok isim soruyordum, hangisini istersin diye. Defalarca verdiği cevap Dila idi. Demek ki  kızım bu dünyaya sevgi verecek, sevgisinin ışığı ile insanları mutlu edecek diye düşünüyorum. Yine de her ne şekilde davranırsa davransın, her zaman başımın tacı, gözümün bebeği o.


3 yorum:

  1. İnsanlar kendilerine koyulan isimlerden alırlarmış bir çok kişilik özelliklerini. Hatta eğer verilen isim tam oturmamışsa, rahat edememişse hep başka isimlerle çağırılırlarmış.

    Ben çocukların büyüklere göre empati yeteneklerinin daha fazla olduğuna inanırım. bir de masumiyetlerinden kaynaklı olsa gerek...

    YanıtlaSil
  2. Gececiğim ben bununla ilgili okumuştum hem de Nilufer hanımdan duydum; çocuklar etrafındaki herkesi mutlu etmeye çalışırlarmış ve aslında bu onlar için büyük yükmüş dünyanın merkezinde kendileri olduğu için herşeyin kendilerinden kaynaklandığını düşüürlermiş; bu nedenle ortamda gerginlik varsa mutlaka o ortamı yumuşatmak isterlermiş. Bazen Gürayla tartıştığımızda sesler yükseldiğinde Aren hemen şaklabanlığa başlar ve mutlaka ortamın enerjisini değiştirmeye çalışır.

    Ama okurken kıyamadım Dila'ya, kuzum nasıl da dedeyi etkilemek istemiş. Ben inanıyorum çocukların gönül gözüyle gmrdüklerine. Aren de babam ona karşı bana kalırsa çok ilgisiz olmasına rağmen dedem de dedem diyor. Napıyor ediyor babamın ilgisini çekiyor ve kendine yönlendiriyor. Ve ben çok kızgınım bu konuda çünkü babam ilgili bir dede deil

    YanıtlaSil
  3. Dila'nin anlami "sevgi dolu" saniyordum (yaklasmisim aslinda) ve adi gibi diye yorum yapacaktim, son paragrafi okumasam :) cocuklarin isimlerini sectiklerine inaniyorum ben de..

    YanıtlaSil