27 Kasım 2009 Cuma

Bayram Sevinci

11:43:00 19 Comments


Herkese iyi bayramlar, artık bir önceki pek de neşeli olmayan yazının gerilerde kaması iyi olur. Çiçeklerimi geri almış arkadaş, ancak ben soracaktım nedenini o sormamış. Neyse napalım artık.



Sevgili Papatya'cım bana ciciler getirmiş, odama renk getirsin diye. Doğrusu Çarşamba sabahı mesajını aldığımda biraz ne yapacağımı bilemez bir heyecana kapılmıştım.
 

Kendisinin üniversitenin civarında işi varmış, buluştuk. Bir şeyler içip sohbet ettik. O kadar şeker biri ki teefonda sesi cıvıl cıvıl geliyordu. Yaşına göre oldukça olgun biri. Ayrıca ben yüzün kalbin güzelliğini yansıttığına inanırım ve yüzünden okunuyordu bu.

Hediyelerin dağınık odamda en güzel yeri aldı inan (fotoğraf çekmek için yer değiştirdim), ve sadece odama değil hayatıma da renk getirdi, yeni bir arkadaş edinmiş olmam sebebiyle.

Hayırlı bayramlar, keyifli tatiller.

24 Kasım 2009 Salı

Çiçeğim :(

14:27:00 39 Comments


Anlaşılmıştır artık ben kasımpatlarını çok severim. Önceki hafta sonu marketten kendime bu iki saksıyı almıştım okula götürmek için. Malesef, odamda güne bakan pencere yok ve çiçek yetiştiremiyorum. Diğer yandan odasında güneş alan yeri olanlar hiç çiçek yetiştirme konusunda bir gayret göstermiyorlar şaşıyorum. Neyse ben de artık dayanamadığım için bu saksıları aldım ve odamın önündeki koridorun (koridor güneş alıyor) camına koydum, geçen hafta Çarşamba günüydü sanırım.



Odaya her giriş çıkışımda kokluyor, seviyordum. Ancak dün okula gelince çiçeklerin yerinde hiç birşey olmadığını gördüm yüreğim ağzıma geldi. Yine çok daha önceleri o koridorda yer alan camların (4-5 tane) hepsini çiçekle donatmıştım ama birer birer kaybolmuştu. Ya birileri almıştı ya da üniversitemizin alim kedileri tarafından devrilmişti.

Bu sefer de üzüldüm çünkü gün boyu odamda fazla içimi açan birşey yok, onları görmek iyi geliyordu. Akşam çıkarken çiçeklerimi öğrencilerin kullandığı bir odada gördüm saksıları ve yine şok oldum. Birileri hiç sorma gereği duymadan almış, oraya götürmüş, güneş görmeyen bir yere koymuş ve üstlik bugün kimin aldığını sorunca gördüm ki kurutmuş. Çiçeğin 5 adım ötede durması yada yanında durmasının ne farkı var bunun kime ne kazancı var anlamadım gitti. Üstelik koridorda başka öğrenciler de ilgilendiğini görmüştüm.
Böyle küçük sevinçlerim birer birer gidiyor ya daha ben ne yapayım. Bu yüzden biraz keyifsizim. Çiçeğin alınması değil beni üzen, insanların bu hale gelmiş olmaları.

Aynı zamanda öğretmen sayılabileceğimiz için akrabalarım falan kutluyorlar günümüzü, ancak daha hiç bir öğrenciden  bir tebrik almadım. Oysa işleri düşünce kapısı ilk çalınan ben olurum. Biz biraz farklı türde öğretmeniz. Öğretiriz, bilgiyi alan alır, almayan umrunda olmaz.

Buradan tüm öğretmenlerimizin demek isterdim ama malesef diyemeyeceğim sadece gayretli, kendini geliştiren, karşılık beklemeden öğrencilerine katkı yapan, fedakar öğretmenlerimizi kutluyorum, canı gönülden. Böyle olmaya devam etme beceerisini ve azmini gösterdikleri için.

Sevgiler.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Pasta Şehri Açıldı

12:07:00 20 Comments

Daha önce banner tasarımını gösterdiğim Pasta Şehri'nin tüm tasarımı nihayet bitti. Bir çok açıdan farklı bir çalışma oldu benim için. Çok renkli olmasına rağmen yine de göz yorucu olmadı ve sıcak canlı bir hava oluştu sitede. Sevgili Funda da sağolsun çok yardımcı oldu zira kaç haftadır elim değmemişti ama o hiç ısrarcı davranmadı. Kendim için demiyorum ama genelde tasarımsal çalışan kişilere (terziler, grafikerler, vb) baskı yapıldığında yaratıcıığı ve şevki kaçıyor. Annemden de biliyorum.

Bloga baktığınızda yandaki etiketlerde hoş bir süpriz var, baş harfleri anlamlı bir şekilde dizildi. Etiketleri pufidik görünümlü çerçeve ve yazılarla yazdım, pasta keklerinin pufidikliğini çağrıştırması açısından.

İnşallah sitenin ziyaretçileri (ve müşterileri ) bu değişimden hoşnut olur.

Yine kaç gündür sizleri okuyamadım, göz ucuyla Smilena'ın doğum gününü kaçırdığımı gördüm. Buradan kutluyorum onu, nice sağlıklı huzurlu yıllar hayatım.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kasım Mimleri

19:50:00 17 Comments


Merhabalar öncelikle geçmiş olsun dilekleriniz için çok teşekkürler, bu sefer kolay atlattım çok şükür. Yaklaşık bir yıldır penceremde olan her daim açan kasımpatlarım, kasım ayında iyice coştu. Resimlerde tek tek göreceksiniz ama 30 dan fazla böyle çiçeğim var. Geçenlerde yağmurlu bir sabahta çekmiştim bunları. Şimdi kasımpatları eşliğinde mimlerimi cevaplayayım, iki tane var. Birisi Tuğba'cığımdan diğeri Zeynep'çiğimden ki Zeynebiminki unutulmuş mimdi.



1.Bloğuna neden bu ismi verdin?
Bloğumun ismi yanda da yazıldığı üzere eşimin ve benim baş harflerinin Türk alfabesindeki okunuşlarının birleşimi. Yani ikinci harfler e olmak zorunda değil ki böyle bir yanılgı var. Neyse efenim bizim çıkma yıllarımızdan beri eşim müzikle de ilgilendiği için bir radyo açma hayalimiz vardı ve adı belliydi GeCe Radyosu, ben de oradan çalmıştım.

2.Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Bloğuma (özellikle buna, malum birçok tane var) yazarken biraz seçiciyim, kayda değer şeyleri yazmak, insanlara birşey katmasına az da olsa vesile olmak için dikkat ederim. Diğer yandan görsellik ve düzgün Türkçe ile yazılmış olmasına da dikkat ederim.

3.En son satın aldığın garip şey?
Garip değil belki ama biraz önce tam 4 tane sıvı arap sabunu aldım evde de 2 tane var. Garip olan şu ki arap sabunu takıntımı herkese yaymak için alıyorum bunları. Şimdi hafta sonu birilerine götüreceğim onları ki, ben bu kadar faydalanıyorken herkesin faydalanmasını istiyorum.

4.Şeker gibi olduğun anlar?
Genelde pozitif olmaya gayret ediyorum. Eğer zorla üstüme gelinmemişse gayet neşeliyimdir. Bazen kötü rüyalar görünce etkisi altında kalıyorum ve o gün yüzüm asık olabiliyor.

5.Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Bebek sorusu ama eskiden kızmama rağmen artık kızmıyorum, o istediği zaman gelecek diyorum çıkıyorum işin içinden.

6.Seksin sendeki rengi?
Siyah

7.Aynaya bakınca gördüğün?
Bu dünyada sabah işe giderken sadece yüzünü yıkadığında aynaya bakan biri varsa o da benim. Gayet mesafeleyiz kendisiyle ama bu kendimle barışık olmamdan kaynaklanıyor, çok şükür hiç bir kompleksim yok.

8.Kendini okutan blog dediğin?
Biraz roman tadında, güzel görselleri olan ince düşünülmüş bloglar.

9.Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Üsküdar-Kabataş motorları, vapurlar, Kabataş- Beyazıt tramvay, sıkça Nautilus, Capitol, arada Moda, Altıyol. Tramvayda vapurda sürekli kitap okuyan birini görürseniz o benim :)



Diğer mimim Tuğba'dan, bunun soruları çokmuş kısa kısa cevaplayayım, çünkü diğer mimi yazarken yemeği yaktım:(

En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın? Domuz gribine.

En son hangi şarkıdan nefret ettin? Hadise'nin Eurovizyon şarkısı, adını unuttum bak

En son hangi fast food ürününden tiksindin? Et döner

En son hangi sakatatı yedin? Kokoreç yedim ama sadece denemelik, pek yiyemem.

En son hangi yerli şarkıyı beğendin? Bu konuda kara cahilim ama geçen radyoa bir şarkı duydum ancak kimin söylediğini bilmiyorum, düetti ve ağlıyorsan diye birşeyler geçiyordu nakaratta. 90 lı yılların slovları tadındaydı.

En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin? Bu konuda cahil sayılmam ama şimdi üzerinde düşünmem lazım.

En son hangi yerli filmi beğendin? Çok oldu bir yerli filme gitmeyeli ee kem küm.

En son hangi yabancı filmi beğendin? En son Suretlere gittim ama bayılarak beğendiğim ve evde izlediğim FlashForward dizisi yakında yazıcam.

En son hangi kitabı okudun? Kitaplar desek daha iyi olur, şu anda 4 kitap birden okuyorum, Özgürlerin Kaderi isimli kitabı çok beğendim, Malazgirt Savaşı'nı anlatıyor.

En son hangi bilgisayar oyununu oynadın? Uzun zamandır oynamıyordum geçende canım istedi, Gem Mine oynadım.

En son hangi mizah dergisini okudun? Ce internetten bir sürü çizgi roman indirmiş onlardan.

En son neyden korktun? Dün akşamki rüyamda çok korktum.

En son kime veya neye küfrettin? Genelde bana yapılan haksızlık beni kızdırmıyor, incitiyor. Değer mi diyorum insanı üzmeye bu kadar kaba olmaya.

En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir) Okulda konuşulan bazı hoşlanmadığım mevzularda odadan çaktırmadan.

En sevdiğin 5 film? Çok çok var sanırım şimdi düşünemeyeceğim zira ev hala havalanmadı kokuyor yanık yanık.

En sevdiğin 5 şarkı? Bu da çok var ama yerlilerden aklıma gelen şimdi Rumeli türkülerinden Deryalar.

En sevdiğin 5 yemek? Salatalar, Fast Food, patates kızartması, tavuk, köfte.

En sevdiğin 5 isim? Ayşegül, Selin, Aykız, Gökçe, Cankız.

En sevdiğin 5 oyun? Oyun oynamayı unuttuk desem ama şöyle diyeyim keyif aldığım etkinlikler, film/dizi seyretmek, hobilerimle uğraşmak, sevdiklerimle vakit geçirmek/dertleşmek, aşkımla yürüyüş yapmak.

En büyük korkun nedir? Ufak tefek korkularım oluyor anlık duruma göre, yanlış anlaşılmak, haksızlığa uğramak gibi ama onları da biraz düşünüce anlıyorum. Öyle börtü böcekten korkmam, erkek gibi kızım biraz.

En nefret ettiğin 5 klişe nedir? Uff aklıma gelmiyor, affedin.



Sıra geldi mimleneceklere, 1. mimi yapmadıysa eğer Paşa, Çocukla Çocuk, Malla, Yemek Kokusu, Kaldera Volkana

2. mimi Öykü (beyaz kedi ), A Cup Of Relax, Smilena, Pelince ve Huysuz Balığa paslıyorum

Arzu ederseniz...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ebruli İpten Etol

09:44:00 34 Comments


Daha önce yeğenime bir etol örmüştüm ve kendime de örmek istiyordum. Ancak birebir aynısını yapmadım bu sefer, kullandığım ipin de oldukça gösterişli olmasından dolayı daha sade bir model yaptım.

Tamamen tığ ile ördüm ancak bu resimdeki ikinci denemem. İlk yaptığımda çok fırfırlı oldu, benim istediğim omuzlarda düz durup omuzdan aşağı biraz valonlanmasıydı.



Bunun için annem gazeteden bir yaka kesti. Ortası çıkarılmış bir daire gibi düşünebilirsiniz. Sonra onu omuzlarıma koyup fazla kabarık/fırfırlı duran yerleri katladık ve iğneledik. Son halinde oval bir şekildeydi. Örerken bu gazete kağıdına koyarak arttırmalarımı yaptım. Ön ve arkadan arttırma yapmazken omuzlardan arttırdığımda oval şekli elde ettim.

Omuz bitiminden sonra da sutaşı modeli kullandım gördüğünüz gibi. Farklı şekillerde örülebilir sanırım en önemli noktası oval olmasıydı.

Düğme yerine de bir tane topçuk yaptım. Oldukça şık duruyor.

Not: Geçen hafta aşırı yoğun sınavlarım nedeniyle sizleri ziyaret edemedim. Hafta sonu telafi edecektim ki 2 gündür boğazlarım şişti, pek bir halsizim. Artık ilk fırsatta inşallah. O kadar direndim hasta olmayayım diye kendime dikkat ettim , çünkü geçen hafta başında öğrencilerimden birinin domuz gribi olduğunu öğrenmiştim. Genelde bu konuda soğukkanlı olduğumu sanırdım değilmişim, Allahtan 10 günden fazla oldu hiç bir belirti çıkmadı bende. Bademciklerim şişti ama durumum o kadar da kötü değil. Herhalde bu domuz gribi belirtisi değil.

Gerçi her gün yüzlerce kişiyle aynı havayı soluyorum tramvayda vapurda, sadece o öğrencide değil ki. Ne kadar uzak dursak da farkında olmadan olabilir, kendimize elimizden geldiğince dikkat etmekten başka yapacak birşey yok.

İyi haftalar.

12 Kasım 2009 Perşembe

Poşetsiz Alışveriş

21:10:00 23 Comments


Ibeking'in Pazar Filesine Dönüş sitesini biliyorsunuz. Benim siteyle tanışmam oldukça uzun zaman önce idi ancak artık poşet kullanmama kararım bir kaç hafta öncesine dayanıyor.



Geri dönüşüm konusunda Ce de ben de çok dikkatliyiz. Evlendiğimizden beri tüm pet şişeleri, kağıt karton atıkları, camları ayırdık. Artık kızartma yağlarını da biriktiriyorum. Sadece poşet kullanıyorduk ki minumum kullanımda tutuyorduk.




File yada bir bez çanta alıp tamamen plastik kullanımını bırakmak istememize rağmen gerçekten büyük bir adım ve güçlü bir irada gerekiyordu. Çünkü malesef o kadar yaygınlaşmış ve bunu o kadar alışkanlık haline getirmişiz ki. Satıcılara direneceksin, mümkünse toplu alışveriş yapmayacaksın (başlangıçta 2 bez çanta aldık), o çantaları unutmadan yanında taşıyacaksın..

Şimdi durumdan öyle memnunum ve içim çok daha rahat. Çevremde herkese söylüyorum, aldığım ilk tepki çöpleri nereye koyacağız oluyor. Ben de çöpleri naylon poşete koymak zorundayım keşke bahçeli ya da balkonlu bir evim olsaydı çöp kutuma atar, çöpçüler gelince de onu dışarı çıkarırdım (annem yıllardır böyle yaptı ve hala da yapıyor). Şimdi çöplerimi atmak için biraz daha ince olan ve doğada kısa sürede eriyebilen poşetlerden kullanıyorum. Ve mümkün olduğu kadar az kullanmaya çalışıyorum.



İnsan böyle bir yaşam tarzına geçince, aksi durumları çok daha fazla farkediyor. Marketten poşet almasam da o kadar çok plastik kullanımı var ki şaşıyorum. Marketlerdeki neredeyse her ürün plastikte, sabunlar, bakliyatlar, et, şarküteri bütün ambalajlar plastik.

Bunun dışında nadir de olsa dikkatli firmalar da gözüne çarpıyor insanın. Geçen hafta body shop sadece bir kese kağıdıyla verdi aldığım ürünü. Üstelik üzerindeki yazılar da sentetik değil. Çok takdir ettim.

Dünyada milyonlarca kişi dikkat etmezken benim dikkat edip de sarfiyatını azalttığım poşet sayısı ne kadar azmış gibi görünse de aslında yıllık bazda düşünürsek kayda değer bir miktar oluyor. Ne kadar olursa olsun doğaya zarar vermekten kaçındığım için mutlu ve kendi adıma düşen görevi yerine getirdiğim için huzurluyum.

10 Kasım 2009 Salı

Atamın Işığında

09:05:00 11 Comments


Mustafa Kemal özgürlük demek 



En güzel şarkıdır dudaklarda



İşte başımızda nöbette yine





KİM DEMİŞ bizden uzaklarda.

Bu akşam ışıkları kapatacağım 1 dakikalığına ama bu avizeyi yakıp atamı ve canlarını veren tüm şehitlerimizi anacağım.  Atatürk'ün ışığını, gelişmiş öngörüsünü, parlak zekasını resemetmek için aklıma böyle birşey geldi. 1 dakika bile sürmedi. Çıktı alıp avizelerimden birine kılıf gibi koydum ve resmettim. Özellikle çocuklu ebeveynlerin çocuklarıyla yapması güzel bir aktivite olur. Hatta ofislerimizde bile kullanabiliriz. Masamızda sık sık görmek daha azimli olmamızı sağlayacaktır. Bu topraklar kolay elde edilmedi, kazandık ama kaybetmemek için de çok çalşmalıyız. Babasından büyük bir para miras kalmış bir insanın parasını işletmediği takdirde varlığının suyunu çekmesi gibi, bu vatan mirası da çok çalışıp medeniyetimizi arttırmadığımız sürece elimizden kayıp gidebilir. Hepimiz aldığımız hür nefeslerin vefa borcunu ödemek adına boş durmadan üretmeli, çalışmalı, gelişmeliyiz.

Yapmak isteyen olursa diye resmi ekleyeyim


9 Kasım 2009 Pazartesi

Ev Yapımı Doğal

09:31:00 30 Comments


Annem her yıl evde tarhana yapar ve kızlarına da dağıtır. Geçenlerde okulda hocalarımdan biri Trakyalıların tarhanalarının iyi olduğunu söylemişti  bir sohbet sırasında,  ve ardından bana sormuştu özel bir pişirme yönteminiz var mı diye.



Ben de anlattım ama, özellikle sucuklu tarhanayı bilmiyorlarmış. Sanırım çoğu kimse bilmiyor, ilk fırsatta yapıp Tarifsiz Bir Gece'ye koyacağım. Müthiş bir lezzet.



Anneme bu durumu anlattığımda, onlara da götürmem için bana fazladan tarhana vermişti. Ben de bir çeşit özel paketleme yaparak vermeyi düşündüm.



Aklımda yağlı fırın kağıdını kese kağıdı gibi katlayıp, birkaç küçük dikişle dikmek ve şık bir etiketle sunmak vardı. Pazar günü deneme amaçlı bir tane yapayım dedim.



Sonra bir baktım yağlı kağıtlardan evde kalmamış, birden aklıma normal fotokopi kağıdına güzel fontlarla birşeyler yazıp, çıkartıp onu katlamak geldi. İyi ki de gelmiş. Üstelik şansıma aldığımız zaman hayal kırıklığına uğradığımız, hafif sarımtırak fotokopi kağıtlarından vardı bolca. Eskimiş kağıt gibi. Şimdi bu tarz amaçlarla bitiririm ben onları yaşasın.



Word'de birkaç şey yazdım ve yazıcıdan kağıdı çıkardım. Yalnız yukarıda görülen katlanmamış kağıt  yanlış oldu. Çünkü yazı ortalanmalıydı, ki ikinci çıktıyı öyle yaptım. Katlandığında ek yeri arkaya geliyor böyllikle. Arka kısmını yapıştırdım alt  birleşim yerini de zımbaladım. Tarhanayı, paketin içine önce buzdolabı poşetine koyduktan sonra yerleştirdim. Ağzına da delgeçle açtığım deliklerden kendir ipi geçirip bağladım. Doğal bir ürün için doğal görünümlü bir sunum oldu.

Bu deneme için yaptığım ama çok beğendiğim tarhana paketini de akşam kayınvalideme götürdüm.

8 Kasım 2009 Pazar

Yoksa Yaşlanıyor Muyum?

13:57:00 25 Comments


Annem yıllar önce deseydi, GeCe senin çeyize örgü bir yatak örtüsü  koyalım, hayatta kabul etmezdim, etmedim de. Yıllar önce stoklanmış kalın ağ ipi danteller boşu boşuna evde kaldı ( aaaa aşimdi yazarken hatırladım anneme gideyim hemen)



Sonracığıma geçen yıl ben bu resmi görüp de (lütfen bakın aynısı olmuş mu) bu afgan battaniyesine başlamıştım. O zaman pembe daha açık renkti, ama sonradan aynı rengi bulamayınca daha koyu birtanesine başladık. (Neredeyse bir bebek battaniyesi kadar açık renkli örgüler kaldı).



Sonracığıma ablam ve annem de bana eşlik ettiler ( ama daha çok annem yaptı diyebiliriz) benim örtüm nihayet bitti. Aslında çok uzun zaman önce bitmişti (mesela bayramdan önce konusuyorduk ki o zamanın çok öncesinede bitmişti) ama bir kenar oyası kalmıştı.

Geçen hafta annem getirdi, bende dün yayıp kullanmaya başladım. Dünkü havanın güzelliğinde canlı renklerini pozladım.

Öyle hoşuma gitti ki odaya her girişimde içim açılıyor.

Bundan başka, bir süredir vintage tarzı yatak örtülerine kafayı takmıştım.



29 ekimde yağmurda üşenmeyip eminönüne gittim, resimdeki örtüyü aldım. İki yastık kılıfıyla birlikte 80 lira koca bir örtü, tek kişilikleri de 60 dan başlıyor. O kadar pahalı değil yani. Geçen hafta misafirler geldiğinde de yaymıştım.



Ce "ne bu yamalı babanne örtüleri gibi" diyor :) ama ben bayıldım. Pembe değil mavi tonları istiyordum ancak beğendiğim desen o renklerde yoktu.



Bir tarafı resimdeki gibi tek desenden oluşuyor, diğer yüzü yamalı ve minik minik pileli :)) İki yönlü de kullanılıyor.



Vintajlaşma süreci hızla devam ediyor, bakalım nereye kadar gideceğim. Kim derdi ki dantelli havlular ve çiçek desenli nevresimler hoşuma gidecek ( varsa yoksa modern geometrik desen derdim eskiden)



Yoksa gitgide yaşlanıyor muyum?

6 Kasım 2009 Cuma

Buyrun Sabah Kahvesine

10:55:00 19 Comments

Ablam hala soruyor, gün resimlerini ne zaman koyacaksın diye. Ancak hava pek açık olmadığından ve resimler de aceleyle çekildiğinden üzerinde bayağı oynamam lazım. Genelde son zamanlarda hiç bir düzenleme yapmama gerek kalmıyordu. Neyse daha önce Martha'da görüp aaa bak bizim adetimizi çalmışlar ama daha da şık yapmışlar diye diye bayıldığım, Türk kahvesinin gül yaprağında sunulmuş lokumla ikram edilmesi işini kesinlikle yapmak istiyordum.

Arkadaşıma sıkı sıkı tembihledim, gelirken bana gül al diye. O da kırmızı almış ki tam da düşündüğüm renkti. Bizim misafirler, GeCe yeni adetler çıkarıp başımıza iş açma dediler. Ama ben özellikle görücü gelecek arkadaşlarıma diyorum kesinlikle bu şekilde ikram edin. Hem çok şık hem de lezzetli (biz yaprakları da yemiştik de :))  )

Neyse efenim yana koydum 10 Kasım için imza kampanyasını. resme tıklayıp bir imzamızı atıp geliyoruz. Siz de yazın ve duyurun. Atamızın arkasındaki ordu çoğalsın.

Sevgiler.

5 Kasım 2009 Perşembe

Mimlenmiştim

11:27:00 11 Comments

Bir Yastıkta'da dün akşam yayınladığım bu oyuncaklardan yukarıdakini çok beğenmiştim. Bu yüzden mime bu resmi ekledim.

Sevgili Frambuazlı Ruh Pastası beni mimlemişti. Aslında bir mimim daha vardı ama onun kimden paslandığını ve soruları unuttum. Çok özür diliyorum ama bulamadım da. Sorular ve cevaplarım aşağıda.

Dolabında hangi renkler daha fazla?
Yeşili (koyu) ve kahverengini çok fazla kullanıyorum, ama siyah, lacivert, füme gibi genelde koyu renkler çoğunlukta. Yazın beyazı da eklemeye çalışıyorum bolca kreme alışkın bünyeye biraz fazla açık gelse de.

Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Aslında kendime giyim alışverişi yapmak benim için bir işkencedir. Genelde herkesin giydiği şeyleri giymeyi sevmem ama üniversitede çalışınca haliyle son çıkan tüm modayı aynı anda yüzlerce kişide görüyorum. Görünce hemen bıkıyorum, kendime istemeye özenmeye bile fırsatım olmuyor. Aynı zamanda annem terzi olduğu ve bir kıyafetin maliyetinin aşağı yukarı kaça patladığını bildiğim için uçuk fiyatlı dükkanlara hiç uğramam.

Gerçi hep kıyafet oldu ama ev dekoru ile ilgili mağazaları, mutfak eşyaları satan yerleri, kitapçıları, oyuncakçıları gezmeyi severim.

Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Tamamen spor, genelde de böyle giyinirim. Kot kazak tişört spor ayakkabı vs..

Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Bence seksi olan insandır kıyafet değil. Mesela seksi bir abiyeyi yaşlı bir bayan giyse seksi durmaz. Tabi kıyafetin de bazı artıları var. Kişiye göre değişiyor bence. Bazı kişilerde göğüs, bazılarında sırt ya da bacak dekoltesini iyi bulabiliyorum. Kendimde ise bacak ve göğüs dekoltesi diyebilirim.

Asla giymem dediğin kıyafetler? 

Aşırı süslü, her yerinden birşey sarkan, çok parlak, tak takıştır tarz bana uymuyor.

Fiyatları gereği ulaşılması zor markalardan beğendiğin?
Sanırım bu onuda biraz cahilim. Yok.

En fazla yatırım yaptığın sektör? 

Kitap, ev dekoru eşyaları ve çevremdeki çocuklara oyuncak kıyafet kitap.

Kitap, film, spor arasından daha çok vakit ayırdığın hangisi?
Kitap

Dışarıdayken yemek için en çok tercih ettiğin yer?
Genelde avmlerde olduğumuzdan biraz sınırlanıyoruz tabi. KFC başta her türlü fast food ve makarna restoranları diyebilirim.

Bu mimi pasladıklarım, Nestal, Yelda , Kelebek Gibi, lOlla, Ayça, Zuzuların Annesiiiii.

Hadi bakalım kolay gelsin.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Hayat İşte

16:21:00 23 Comments
Pazar günü nihayet, artık meşhur olmuş ilk kadınlar günümü gerçekleştirdim. Cuma günü akşamından (hatta perşembe tatilinden) başlayan telaşımın sonucunda, vücudumda ağrımayan yer yok şuan. Popom bile ağrıyor inanın, tabi ben de günlerdir blog okuyamaz durumdayım.

Bu sabah yorgun ama mutlu uyandım. Uzun zamandır görmediğim yakınlarımla görüşmek, bebeklerini sevmek, onları ağırlamak bana çok iyi geldi. Alt kattakiler eminim rahatsız oldu ama 3 yıldır ilk defa olsun o kadar.

Bu sabah kendimi daha bir güzel gördüm aynada, düşündüm... 30 yaşımdayım yıllar sonra belki de diyeceğim ki en güzel göründüğüm yaş 30 lardı. Ne çocuksuluğun saf bakışları var gözlerimde, ne de yaşlanınca oluşan yılların yorgunluğunun izleri var yüzümde. İkisinin tam ortası.

Üstüne üstlük İstanbulda hava hem yağmurlu hem güneşli, nasıl güzel. Tam 2 farklı gökkuşağı gördüm sabah. Resmini de çektim ama cep telefonumla, yine evde kalmış makinem. Birde böyle havalarda deniz yeşil görünüyor, bilmem gördünüz mü, çok başka, maldivlerdeki deniz gibi oluyor.

Bugün öğlen, orta okulda arkalı önlü, lisede yan yana oturduğum, üniversitede aynı üniversite ama başka bölümden arkadaşım bana uğradı. Kendisi dersanede çalıştığı için çok seyrek görüşüyoruz. Nasıl özlemişim, iyi geldi.

Yemekte sohbet ederken, "geçende B. yi gördüm dedi. Sana selam söyledi" dedi. Ve anlattı...

B. benim orta okulda 3 yıl aynı sırayı paylaştığım, en yakın ama aynı zamanda en büyük rakibim olan kız arkadaşım. Sınav öncesinde ben hiç çalışamadım der, sonra 5 leri alırdı. Çocukluk işte.

Mezun olup da diplomalarımızı aldığımız günü hiç unutmuyorum. Benim diploma notumda 4,96 onunkinde 4,94 yazıyordu ki, derin bir oh çekmiştim geçtim diye. O zamanlar 5 ler bol keseden atılmıyordu ve 3 yazılı bir sözlü notu ve hatta dönem ödevi ortalaması karne notu oluyordu. Kursa gitmek falan neredeyse çok nadirdi. Biz gitmedik yani.

O yaz mezun olduktan sonra, herkes hayatına yön verecek liseyi seçme telaşında. Başka bir arkadaşımdan duydum ki, o süper liseye gidecekmiş ve diploma notu da 5 miş, kesin girermiş. O zamanlar süper liselerin sayısı çok az ve diploma notuna göre alıyorlar. 5 notu olanlardan kontenjanını doldurmaya başlıyorlar. Dedim ki olamaz ben gözlerimle gördüm 5 değildi. Yoo dedi bana evde gösterdi, üzerinde 5 yazıyor.

Herhalde bu liseye girebilmek için müdürle görüşmüşlerdi daha sonradan. Neyse.

Bana diğer arkadaşlarım, sen de başvur dediler. Ama o lise uzaktı ve servis parası verebilecek durumda değildi babam. Ben yürüme mesafesinde sıradan bir düz liseye gittim.

Aradan yıllar geçti, liseyi 2,5 yılda bitirdim (kredili sistem sağolsun) ve hemen üniversiteyi kazandım. Yine maddi sebepler yüzünden şehir dışını hiç yazmadım. İstanbul'da kaldım.

Ben üniversite 1 de iken B. ile otobüste karşılaştık. Lise forması giyiyordu ve son sınıftaydı. Bana yine hava attı, hazırlık okuduğu için ingilizcesinin iyi olmasından ve üniversite için hedeflerinin daha iyi olduğundan bahsetti. Ben üniversiteli olduğum halde o yine üste çıkmıştı.

Daha sonra kendisinin Edirne tıbbı kazandığını öğrendim, tıp tercih edeceğim bir bölüm olmasa da benden yüksek puanlı bir yerdi, kıskandım. Tabi o zamanlar düşünmüyorum hiç, aldığım eğitimleri karşılaştırmayı. Ben her seviyeden öğrencinin olduğu bir lisede, o seçilmişlerin olduğu bir lisede idi. Neyse.

Bir daha hiç haber almadım. Google da zaman zaman onu aradım, hiç birşey yok. Ne facebook ne üniversiteye ait birşey (bazı üniversiteler sınav sonuçlarını yayınladığında internetten o kişiler çıkabiliyor). Sadece bir atama listesinde adı geçiyordu. Bir sağlık ocağına atanmış o kadar. Mezun olduğunu anladım, sevindim.

İşte bugün arkadaşım bana selamını getirdi ya, onu tesadüfen, eski mahallemdeki sağlık ocağında görmüş. Orada doktormuş. Konuşmuşlar, beni de sormuş. Çok değişmiş dedi. Görsen tanıyamazsın. Çok kilo almış, belki diyor 48 beden, boyu senden uzundu, sanki kısalmış diyor. Beyinle ilgili bir rahatsızlık geçirmiş. Belki tedavide kilo almıştır o kadar çok. Evlenmemiş, aynı yerde oturuyormuş. Hiç eski B. gibi değil.

Şaşırdım ve üzüldüm. O zamanlar çocuktuk elbet, farkında olmadan yapılıyordu kıskançlıklarımız. Yine de insan sanki en son hatırladığı gibi kaldığını düşünüyor herşeyin.

Bir yandan da biraz kırgınım. Ben o kadar aradım bulamadım ama o benim adımı Google da yazsa özgeçmişimin olduğu site karşısına çıkar ilk sırada, orda telefonum mail adresim iş adresim her şey var. Acaba söylenecek söz mü yok, bir selam maili çok mu bana.

Şimdi yerini biliyorum ya, anneme gittiğimde uğrasam mı, güzel bir çiçek yaptırıp. Ama diyemem ki beğenmediğin okulda hoca oldum ben, hava atmak için uğradım sanar mı? Yoksa beni bulmak çok kolay iken bulmamasından aslında hiç umrunda olmadığımı mı çıkarmalıyım?

Uzun bir yazı oldu biliyorum. Allah nasip ederse yıllar sonra bu yazıyı okuduğumda hangi şartlar altında olacağım kim bilir. Geriye dönüp baktığımda bugünkü hislerimi hatırlamak için yazdım. Hayat böyle bişeymiş.

1 Kasım 2009 Pazar