Arkadaşlar o kadar sevindim ki anlatamam yorumlarınıza. Bugün daha iyi hissediyorum, çünkü işlerin birkaç tanesi bitti. Eşime göre ben kendi kendime sıkıntı yapıyorum. Planladığım işler planladığım zamanda olmayınca beni afakanlar basıyor. Oysa daha rahat olmalıyım.
Çoğu kişi tezini bitir dön demiş, ancak tez öyle şıp diye bitmiyor ki anacım. Keşke bitse. O yüzden hem yapacağım hem de yazacağım, sıklığı değişebilir elbet.
Sevgili Karen Hanım benim tez konumu merak etmiş. Güya ben burada kimliğimi saklayacaktım. Şu ana kadar verdiğim bilgilerle kimliğim kolayca bulunabilir. Özgeçmişim ve (dolayısıyla resmim görülebilir). Ama adımı soyadımı burda yazmayacağım. Çünkü ad-soyad aramalarında öğrencilerimin burayı bulmasını istemiyorum.
Dün Anne Kaz'ın hayat hikayesini okudunuz mu? Annekaz'la bloglar aracılığıyla tanıştık. Çokça her gün e-postalarla birbirimizi anlattık ve arkadaş olduk. Doğrusu onun azmine ve yaptıklarına hayranım. Dün de konuştuk. Genelde anlık beklentiler içinde oluyoruz bir işi yaparken, ancak o işin, iyiliğin ileride bize nasıl dönebileceğini, neler kazandırabileceğini kimse tahmin edemez. Allah büyük.
Yazdığımız bu bloglara epey zaman harcıyoruz. Eminim bunlar bize maddi yada manevi geri dönecek. Manevi geri dönüşümler başladı bile. Arkadaşlık, destek, moral, yardımlaşma...
Ben de biraz hayat hikayemi anlatayım. Uzunca bir yazı olabilir. İsteyen burada bıraksın.
Orta halli (belki daha da altında) bir ailenin 3. kızı olarak dünyaya geldim. İki ablam var: Virgo, büyük olan, Paşa'nın annesi küçük olan. Sıcak bir aile ortamında, çocukluğumu doya doya yaşayarak büyüdüm. Evde şımarık olsam da, dışarda okulda çekingen, konuşmayan utangaç bir kızdım. Annem terzi olarak yıllarca evden çalıştı. Babam ise erken emekli olmuş biraz rahatına düşkün bir adamdır (annem haklı olarak bu durumdan şikayet etse de, ben kıyamıyorum babacığıma). Babam 31 yaşında evlenmiş ben doğduğumda ise 45 yaşında olduğundan ve birkaç sene sonra emekli olduğundan ben babamın sabah işe gidip akşam geldiğini hiç hatırlamıyorum. Babam hep evdeydi. Dolayısıyla eşimle bana göre asıl ideal olan aile ortamı kendiliğinden oluşmuştu. Bizce hem anne hem baba evde olmalı ve çocukla eşit miktarda ilgilenmeli. Tabi ki bu mükemmel durum neredeyse mümkün değil ama benim için mümkün olmuştu şans eseri.
Evde okula giden ablalarım olduğundan okula gitmeye hevesli ve meraklı bir çocuktum. Tüm okul dönemimde çok başarılıydım. İlkokulda tüm notlarım 5 (o zamanlar normaldi) ortaokulda yine tüm notlarım 5 (yoksa 10 muydu bir ara 10 luktu notlar ama neyse) ve okul birinciliği, lisede de çoğu notlarım 5 ve dereceli mezuniyet aldım. Hatta o yıllardaki kredili sistem nedeniyle liseyi 2,5 yılda bitirdim. Üniversiteyi ilk yılımda kazandım ancak hayal kırıklığı ile.
Neden derseniz bizim gibi çalışkanların mühendislik yada tıp kazanması gerekiyordu ben fen fakültesi kazandım. ÖYS'nin son kurbanlarından olarak (eskiden sınavdan önce tercihler yapılıyordu, puanı bilmeden) Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nü kazandım. İstanbul dışı tercih maddi durumumuz nedeniyle hiç yapılmadı (belki başka şehirlerin tıbbı olurdu ama ben tıp istemiyordum, hayalim endüstri mühendisliği, mimarlık yada çevre mühendisliği idi)
Fiziği kazanmam ise tam bir kader bence. Çünkü onun üstündeki tercihlerim o yıl birkaç puan artması nedeniyle kaçırılmış, hemen üstündeki Biyoloji'nin de kodunu yanlış yazmıştım. Dolayısıyla fizik beni çağırmış zaten.
İlk yıl pek sevmeyerek girdim, çünkü hala çevreye karşı mahçuptum, daha iyi bir bölüm olmalıydı. Tekrar sınava girdim öss yi geçtim öys'ye geldiğimde fikrim değişti. Girmedim.
Gitgide sevmeye aşladım. İkinci sınıfta da vasat bir öğrenci olarak devam ettim. Üçüncü sınıfın başında eşimle tanıştık, çıkmaya başladık. O da okula bir süre ara vermiş sonra büyük bir dönüş yapmıştı. Bir sürü ders aldı hepsini başardı. Tüm okulu resmi olarak 5 yılda gözükse de (bir süre devam etmemişti) devam ettiği süre 2,5 yılda bitirdi. Ben de onun hızıyla daha da çalıştım ve 4 senede bitirdim fiziği, tüm derslerimi bütünlemeye dahi bırakmamıştım. Bu arada söyleyeyim bu bölümden 4 yılda mezun olmak büyüüüük başarıdır.
Ardından Ce ile yüksek lisans yapmaya ve hayatımızı bilime adamaya karar verdik. Yüksek lisansımın 2. yılında ben kadroya girdim. Onun bölümü farklı Astronomi ve Uzay Bilimleri, o da kadroya girecekti ama bir sürü haksızlıklar, olumsuzluklar oldu. 5 yıl kadro bekledi. Olmayınca şimdiki işine girdi. Şimdi doktorası bitecek ama bilim dünyası (ve özellikle de onların bölümü) bir daha zor bulacakları bir beyni kaybetti.
Neyse kendimden bahsediyordum. Ben kadroya girdim ama bizim bölümde biraz farklı işler. Fizik Bölümü Anabilim Dallarına ayrılmış ve her anabilim dalı kendi öğrencisini alıyor. Benim Anabilim Dalımda bana rakip olacak kişiler yoktu o yıllarda. Bir tek ben vardım. Dolayısıyla girmem sorun olmadı.
Eşimle 8 yıl sonra evlenebildik, sırf bu yüzden. O işini bulduktan 9 ay sonra, tüm masrafları kendimiz üstlenerek (sadece eşya ve düğün değil komple ev tadilatı da) başardık çok şükür.
Çalışma konuma gelince, teorik kozmoloji diyeyim. Ce'nin astronom olması nedeniyle evrene olan ilgim daha da canlanmıştı. Çünkü konuşuyorduk ve tartışıyorduk bol bol. Bizim bölümde ise bu konuda çalışan birkaç hoca vardı. Einstein'ın teorileri, Genel Rölativite Teorisi, evren modelleri, kozmoloji ... vs konularında dersler aldım. Yüksek lisans tezi özel bir kozmolojik modelin inşası üzerine idi. Şimdiki tezim ise ekstra boyutları içeren bir model.
Çalışmalarım matematiksel ve hesap ağırlıklı. Şunu söylesem daha iyi anlaşılabilir. Yüksek lisans tezimin hesapları için, paketli satılan A4 kağıtları var ya, onların iki paketi kadar kağıdı sadece hesap yapmak için harcadığımı söyleyeyim. Sonuçta ortaya çıkan tez 100-120 sayfa civarı.
Tezimin insanlığa doğrudan faydası yok. Kabul etmesi zor ama malesef öyle. Bizim çalışmalarımız biraz fantastik ve ileriki bilimsel araştırmalara ışık olmasını umuyoruz. Diğer yandan bir deney aletine bağlı değilim. Tüm çalışma beynime ve benim hevesime bağlı ilerliyor. Yaparsam olur, yapmazsam olmaz. Bolca kitap, makale okumam, biraz hayal kurmam ve oturup hesap yapmam gerekiyor.
Hesaplarda kullandığım matematiğin lise yada üniversite matematiği ile alakası yok fazla. Tansörler ağırlıklı olarak yer alıyor. Hesaplar sayılardan değil harfler ve simgelerden oluşuyor.
Tezimin şu anda en can alıcı ama en önemli noktasındayım. Bir miktar hesap yapıcağım ama tezin asıl özgün kısmını oluşturacak. O yüzden korkuyorum biraz da olumsuz olursa diye. İnşallah bu yıl içinde bitirip vermek istiyorum, ancak iş problemleri de var daha önce bahsetmiştim.
Yıllar sonra en iyi öğrendiğim şey, bir problemi çözmek. Artık ezberlemek veya bilmek değil önemli olan, nasıl bulabileceğini öğrenmek. Tek bir denklemin ne anlama geldiğini bulmak için iki ay araştırdığımı biliyorum. Ancak bir şekilde bulunuyor. Püf nokta ise zihnine o problemi yüklemek. Başka meşguliyetler olsa da bir şekilde zihin arkaplanda o problemi araştırıyor, çözmeye çalışıyor ve bir sabah bakmışsın boom cevap aklına geliyor.
Bu yönteme hem benim hem de eşimin kullandığı birşey, her konuda kullanabilirsiniz, tavsiye ederim.
Ufuk beni mimlemişti ancak yazı çok uzadı. Madem kendimi tanıtmaya başladım onu da yarın yazarım.
Son olarak şunu söylemeliyim. Bu yazıyı okuyunca beni gözünüzde büyütmüş, biraz çekingenlik hissine kapılmış olabilirsiniz. Üniversite çalışanları toplumda böyle karşılansa da bu benim en sevmediğim ve kaçındığım şey. Zira biz de insanız sadece fazla yaygın olmayan birşeyle meşgulüz. Ancak burada sürekli aynı türde insanlar bir arada ve bunun övünülecek, abartılacak bir yanı yok. Ben bu işi bir statü için değil heves ettiğim için yapıyorum. Sıfatını toplumda çıkar amacıyla kullananlar olsa da, buna hep karşı oldum ve hiç öncelik kazanmak için bunu kullanmadım. Zira sadece bizde bu tutum var, yurt dışında insanlar kapılarına ünvanlarını dahi yazmıyorlar, sadece adları ve soyadları.
Görüşmek üzere.
Leia mais...