Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Anane Evi

Temmuz 25, 2018 5 Comments
Annemin 9-10 yaşlarındayken inşa edilip taşındığı, şimdi yaklaşık 63 yıllık olan evde tatildeyiz bir haftadır. Evde ara sıra gelip kalan birkaç aile dışında kimse yaşamıyor. Elbette biraz tadilat yapılmış, ilk haline göre bazı değişiklikler geçirmiş ama asıl yapısını da koruyor. İki katlı ama üst katının zemininin tahta olması nedeniyle üst katta yürürken titreşmesi, tüm seslerin her yerden duyulması, tahta merdivenleri, içine oturulacak kadar geniş alt kat pencere pervazları, bahçede yer alan tuvalet ve banyosu gibi....

Ben de çocukluğumda çok severdim bu evi, şimdi benim çocuklarıma da çok ilginç geliyor. Kızım anne yaşasın ben de ayakta çişimi yapıyorum diye seviniyor alaturka tuvaleti kullanırken 😀 Oğlum anne bu evde banyo yok mu hani nerde diye şaşırıyor, her gün Deniz sonrası, bahçedeki ağacın altında kova ve maşrapayla yapılan banyosunu alırken... Üst kattaki odanın içinde bulunan gömme banyoyu da ilginç buluyorlar ama biraz ürkütücü geldiğinden girmek hoş değil(miş). Giriş kattaki odada, nispeten alçakta bulunan taştan lavaboya ise hiç bir tabureye çıkmadan yetişmek oğlum için büyük sevinç. Teyze ve kuzenleriyle hepimiz bir arada uyuyalım diye yattığımız, üç yataklı odanın ortasına attığımız yer yatağında üçümüz bir arada uyumamız büyük keyif. İlk gece çok yadırgadıkları halde, sabah dinlenmiş olarak uyandıklarında sonraki gecelerde başka hiç bir yerde yatmayı istemediler (babaları henüz aramıza katılmadı Hollanda’dan ).

Denize giderken, anne bu ev denize çok yakın di mi bak hemen geldik deyip sevine sevine gitmeleri, ayaklarımızı sokmaya gidip dayanamayıp mayosuz havlusuz donla denize girmeleri.... Zaten evin arkasındaki bahçeden çeşit çeşit meyve ve sebze toplama işi de maceraya gitmek aslında, yok onun adı bahçeye gitmek değil(miş), böğürtlen gibi meyvelerden toplasak da hep yesek, ne güzelmiş. (Kırmızı Dut)

Hava karanlık oldu, aydede çıktı, dün çok yağmur yağıp şimşekler çaktı, evet aynı şimşek mcqueen gibi işte onun şimşek lakabı bu şimşekten geliyor, karıncalar duvarda sıra sıra olmuş düğüne gidiyor, bahçedeki erik ağacından kafamıza, omzumuza durmadan erik bombası düşüyor, evin içinde yemek yemek yok karıncalar doluyor, denizdeki yengeçler ayağımızı ısırır mı, yok onlar bizi görünce kaçıyor, dalgalar nasıl oluyor, yosunları kim yiyiyor, köpek balığı gelir mi, biz de balık tutmaya gidelim mi? (Eren) Anne ben hiç kayığa binmedim, binelim mi?

İşte hala devam eden anane evi tatilimizin özeti.




2 Ocak 2018 Salı

Kültür Şoku

Ocak 02, 2018 8 Comments
Bugün alışveriş yaptığım adam paketimi hiç yüzüme bakmadan fırlatırcasına verdi, paramın üstünü de öyle. Ne bir “buyrun/iyi günler/ iyi akşamlar/ bereket versin” gibi bir söz, ne de bir bakış! Hayırlı işler lafım ağzımda kaldı, çıktım gittim.

Tabi bunu çok çok yadırgadım. Belki adamın ters anıydı, canı sıkkındı falan ama, bu yaşadığım ilk tecrübe değil İstanbul’da. Bu yüzden başlıktaki şok kelimesini abarttım biliyorum ama şaşkınım.

Sonra düşündüm. Yurt dışına ilk çıktığım zamanlar ben de insanlarla konuşurken (özellikle erkeklerle) göz teması kuramıyordum. Çok iyi hatırlıyorum eşim beni uyarmıştı. Burada insanlarla konuşurken yüzüne bakman lazım yoksa şüphe çekersin, ayrıca onlara dikkatini verdiğini göstermen gerekir aksi saygısızlık kabul edilir demişti. O günden beri uğraştım büyük ölçüde düzelttim bu huyumu. Fakat şimdi düşünüyorum da ben o alışkanlığı nasıl edinmiştim, neden yapmıyordum, neden çekiniyordum? Yanıtı çok basitmiş, gerçekten Türk toplumunda böyle bir kabul var. Karşı cinsler birbirlerine; günah diye, hocalar öğrencilerine; yüz bulmasınlar diye, yöneticiler çalışanlarına; otoriteleri sarsılmasın diye, sokaktaki vatandaş mahallenin çöpçüsüne; ikinci sınıf diye yüzüne bakmaya, göz teması kurmaya tenezzül etmiyor. Edeceği birkaç kelamı varsa da, yarım ağızla söylemiş olmak için söylüyor, yürekten söylemiyor. 

Oysa ne büyük bir fark yarattığını görüyorum yıllardır Hollanda’da. Hem bana hem karşımdakibe daha iyi geliyor bu. Gerçekten çok alışmışım da. Minibüsten, taksiden inerken/ binerken selamımı veriyorum. Marketten çıkarken yüksek sesle kasiyerlere ve önümde arkamda bekleyenlere iyi günler diliyorum. Bunu yapınca başlar bir dikleşiyor, ağızlar açık kalıyor, kimi karşılık veriyor kimi vermiyor ama şaşırıyorum. Bu da mı bitti ülkemizde? 

Oysa yurt dışında yaşayıp da ülkesine çok sık gelenlerden biriyim. Senede en az iki kez bazen 3-4. En son eylül başında geri döndükten sonra Hollanda’ya, şimdi yine gelince teyzem telefonda anneme demiş. E daha biz görüşemedik buradayken (evleri yürüyerek yarım saat mesafede) ne çok geliyor bu kızın diye :) Annem de onlar gezmeyi seviyor demiş naapsın.

Ne diyecektim geçen yaz geldiğimizde, deniz tatilinde bir dede benimkilerle yaşıt iki torununu denize soktu. Büyüğünü havaya attı ve hiç yakalamadan suya bıraktı. Hazırlıksız yakalanan çocuk su yuttu, korktu ve ağlamaya başladı. Dede ağlama, alışıcan birşey yok diye diye ufağı attı bu sefer. Ufak olan öyle korktu ki bir daha annesinin kucağından denize inmedi. Ben de 5mt öteden adamı içimden pataklıyorum ama birşey yapamıyorum. Çocuklara hiç yoktan çocukluk travması yarattı dedeleri. Tabi bu belki de yaşadıklarının benim şahit olduğum ufacık bir kesiti. Ve bu adam gibi olan binlercesi. Şok üstüne şok yaşıyorum gördükçe. Ne kadar da çocukların tercihlerini dinlemeyen, saygı duymayan bir ülkeymişiz. Burada yaşarken gözüme batmıyordu hiç (gerçi o zaman anne olmadığım için onun da etkisi olabilir) Hollanda’da özgür ve değerli çocukları gördükten sonra farkı daha çok farkediyorum. 

Biraz önce de kız çocukları 9 yaşında evlenebilir haberi ortaya çıktı. Gerçi diyanet sonra yalanlayıp asılsız haber demiş ama böyle düşünen ve buna olur veren yetişkinler yoktur diyemeyiz. Biliyoruz ki önceden de vardı hala da vardır, hiç yakıştırmadığımız tipler bile bu kafalarda olabiliyor. :( Neden çünkü çocuğu sayan, birey olarak gören yok.

Yurt dışına ilk çıkışta her insan bir yıl kadar bir kültür şoku yaşar, bir çok şey farklıdır, hayret edilecek çok şey vardır. Ben artık hollanda için bu tip bir hissi yaşamıyorum ama ömrümün 30 yılını geçirdiğim ülke için yaşıyorum ne garip. Üstelik dediğim gibi bu kadar sık geliyorken. Fakat biliyorum ki burada yaşadığı halde her geçen gün oluşan yeni şeylere karşı aynı benim gibi hisler besleyenler de var. Yaşadığın ülkede kültür şoku :/

Ne diyeyim umarım bundan sonraki şaşkınlıklarım iyi şeyler için olur ve “yazık çok yazık” yerine ben “vay be, bravo” gibi hislere bürürünürüm.