9 Mayıs 2016 Pazartesi

İçe dönük zamanlar

Yoğun bir iş gününün ardından eve geldiğinizde birkaç dakika sessizce uzanmak, gözleriniz kapalı (veya açık halde boş boş tavana bakmak), hiç kimseyi görmeden, konuşmadan kendinizle başbaşa kalmak ihtiyacı duyar mısınız? Veya o gün çarşı pazar çok gezdiniz, bir sürü insan/kalabalık/gürültü içinde kaldınız, eve dönünce yine birkaç dakika sessizliğe ihtiyacınız vardır değil mi? İşte bu yazıda bu ihtiyacı "içe dönük zamanlar" olarak ifade edeceğim ve ta bebeklikten yetişkinliğe herkesin kendiyle başbaşa kaldığı bu özel andan bahsedeceğim.


Her insanın bu anlara ihtiyacı var. Çünkü ne kadar sosyal olursak olalım, yaşadıklarımızı sindirmeye, dışa dönük tüm zamanlarda bilinçli veya bilinçsiz maruz kaldığımız etkileşimleri dengelemeye, biraz duraksamaya ihtiyacımız var. Mola ver, ruhunu şarj et, beynini dinlendir ve yeniden yola devam et. Her konuda olduğu gibi bu sosyal yaşamda da denge şart, ihtiyacımız olan ise, ne aşırı sosyallik ne de aşırı yalnızlık. Tabi ki her insanın bunlara dayanma limitleri farklıdır (çünkü aynı uyarana maruz kalmıyoruz, kalsak bile ruhumuzdaki etkileri aynı değil) ama en sosyal insanın bile içe dönük zamanlara ihtiyacı vardır.

Bebekler ve çocuklar dış dünyayı keşfederken o kadar çok yeni uyarana maruz kalırlar ki, ara sıra mola vermeleri gerekir. Yenidoğan döneminde sık sık uyuyarak bu resetlenmeyi sağlarlar ama biraz büyüyüp uykuları azaldığında, siz de farketmişsinizdir, tek bir oyuncakla aheste aheste oynarlar, boşluğa bakarlar veya ellerini incelerler. Bebeklerin içe dönme ihtiyaçlarının geldiğini, gözlerini sizden kaçırmasından ve karnına doğru bakmasından, veya boşluğa/duvara/bir nesneye dikkatlice bakmasından anlayabilirsiniz. Oyun istediği zamanlardaki gibi çırpınmaz, gözleri parlamaz ve heyecanlanmaz. Bunu farkettiğinizde bebeği yalnız bırakmak en iyisidir. İlla ki benimle etkileşsin diye diretmeyin. Bırakın öğrendiklerini sindirsin, ruhu biraz dinlensin.

Çocuklarda da bu ihtiyacı gözlemek zor değil. Okuldan geldiklerinde veya bir süre yoğun bir şekilde oyun oynadıktan sonra biraz mola vermek için uyumak isteyebilirler veya kendi kendine sakince oynama/ kitap okuma/ tablet&telefon ile oynama gibi sakin etkinlikler yapmak isterler. Gün içinde bu döngülerin sayısı birçok kez olabilir. Yoğun etkileşimli hareketli dönem ve sakin oyunlu içe dönme dönemi şeklinde birbirini takip eder. Kızımdaki bu ihtiyacı çok bariz şekilde farkediyorum ve o zamanlarda kardeşi ile bile etkileşmek istemiyor. Biraz dinlendikten sonra hareketli temposuna kaldığı yerden devam ediyor.

Yetişkinler de işyerinde yoğun çalışırken ve anneler de yoğun bir şekilde çocuklu hayata maruz kaldıklarında (bilirsiniz bolca aksiyon, gürültü ve yorgunluk içerir) içe dönük zamanlara ihtiyaç duyarlar. Kısa molalarla içimize döneriz, biraz dengelenir ve kaldığımız yerden devam ederiz. Bu anların sayısı, sıklığı ve süresi elbette yine kişiden kişiye değişir.

Sanıyorum konunun özünü anlatabildim, şimdi değinmek istediğim tablet/telefon gibi cihazların bu amaca hizmet ederken kullanılması. Elbette ki çocuklarda ve yetişkinlerde imkan bulunabiliyorsa diğer rahatlama yöntemlerini kullanmak daha iyi olacaktır ama bulunmadığında bunları kullanmanın (ancak tabi ki bu ihtiyaç süresince, daha uzun değil) sorun olmayacağını düşünüyorum. Kendim için konuşacak olursam gün içinde bir dakikayı geçmeyen sürelerde telefonuma bakmak, bu sırada üç beş ig fotoğrafı ile içimi açmak veya bir blog yazısı olumak ihtiyacı duyuyorum ve yapıyorum. Böyle kısa molalarla kendimi resetlemezsem tüm gün full enerji çocuk bakımına tahammül edemezdim. Molalarım çok kısa olduğu için ne yazık ki başka hobilerimi yapamıyorum, elime kitabımı aldığım anda bırakmam gerekiyor veya ipleri tığımı bulup çıkarana kadar daha oturamadan aranıyorum. Yani benim için en hızlı ve kısa süren rahatlama yöntemi şimdilik telefon gibi görünüyor.

Kızım da okuldan geldiğinde yarım saat kadar yalnız kalmaya ihtiyaç duyar. Kendi kendine mırıl mırıl konuşarak oyuncakları ile oynar veya bazen tabletten birşeyler seyreder. İçe dönük anının süresi bitince yeniden cıvıldamaya, hoplayıp zıplamaya başlar.

Geçenlerde bir arkadaş toplantısında kızım 5-6 çocukla bir araya gelmişti. Bir süre oynadıktan sonra hepsi telefon istedi. Biz anneler olarak "a zaten birbirinizi az görüyorsunuz telefonu boşverin" düşüncesinde olsak da, onların asıl istediği, telefonu içe dönme aracı olarak kullanmaktı. Gidip yalnız kalacakları bir oda yoktu, şahsi oyuncakları yanlarında değildi, üstelik bazıları okuldan gelmişti yani telefon içine kapanabileceği tek araçtı. Çoğu bir süre oynadı, dinlendi ve ardından hep beraber bu sefer daha etkin şekilde oynamaya devam ettiler.

İşte böyle anlarda telefon kullanımını zararlı bulmuyorum (elbette göze ve zihne etkileri, radyasyon vs bahsetmiyorum, bağımlılık anlamını kastediyorum). Bu içe dönük anlarda kullanılıyorsa, ve süre bitince bırakılıyorsa, bağımlılık yaratmıyor. Tabi burada kontrolü elden bırakmadan, ihtiyacı bittiğinde kaldırıp, diğer oyunların yerine asla telofonu koymadan kullanılmasından bahsediyorum.

Bu yüzden çocuklarımızı iyi gözlemlemek, onların hareketli/sakin dönem sürelerini ve o süre içinde ne kadar kaldıklarını öğrenmek, sakin dönemlerde yapacak birşey bulamıyorsa onları dinlendirecek oyunlar sunmak, fikirler vermek iyi olacaktır. İlla ki telefon değil, suyla oynamak, müzik dinlemek, müzik aleti çalmak, resimleri incelemek gibi yavaş oyunlar da bunun yerini tutacaktır.

Siz çocuklarınızda böyle anları farkediyor musunuz? O anlarda çocuğunuz neler yapıyor? 



6 yorum:

  1. Doğu parmak emiyor öyle anlarında. Geçiyor bir köşeye, sakinliyor. Örneğin çok yorucu bir gün geçirdik, canımız çıktı. Ben de müdahale etmiyorum hiç. Parmak olayına henüz kırmızı alarm ihbarı vermiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah canım ne tatlı doğrusu kendini sakinleştirme yöntemini iyi bulmuş, muhtemelen anne karnında da emiyordu parmağını o ana dönüyor olabilir. İleride bu alışkanlığını bıraktırmaya çalıştığında, yerine yenisini koymadan deneme derim, ikiniz için de sancılı olabilir

      Sil
  2. Benim zıpanın içe dönmeye niyetlendiğini hiç görmedim. Bebeyken de elleri ayakları durmaz, gözleri sürekli fıldır fıldır dönerdi.
    Arada bir içe dönse de ben de rahatlasam hiç fena olmazdı hani ;) sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben her çocuğun böyle olduğunu düşünüyorum, belki tamamen durmuyordur ama yavaşlıyordur. Bir de büyüdükçe daha belirgin oluyor bu ayırımlar. Kolaylıklar diliyorum:)

      Sil
  3. Kızım ilk doğduğunda bilişsel anlamda gelişsin diye kaptım çıkardım, hayata kattım 5 duyusunu kullandırttım aman ne hataymış, minicik bebeği ne çok uyarana maruz bırakmışım. Sanmıştım ki arabasına yatırıp herkesin yaptığı gibi tülbenti takarsam çocuğun zekası ilerleyemeyecek, halbuki bebek bile olsa ihtiyacı azıcık sakinlik sessizlik kendi minik dünyasında olma hali.. Tabii ben bunu algılayana dek çocuk büyüdü, aşırı uyarana karşı kendi kendini kapayamayan bir beyni oldu (bakınız: regülasyon bozukluğu teşhisi) ben mineden oldum bilmiyorum, hep düşünüp durduğum bir konudur bu ama olan oldu.. Neyse asıl sorunun cevabı çocuk içine kapanamadığı için aşırı ağlıyordu bence, onun tepkisi buydu. şimdi huzursuzlanıyor, beraber ya da yalnız kitap okumak iyi geliyor, bir de tekrarlayan oyunlar oynuyor yani bir şeyi biyerden alıp biyere koyma sonra geri koyma falan gibi.. Tuhaf ama rahatladığı sürece bence sorun yok :) Artık öğrendim yani :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı çocuklar gerçekten yoğunlukta bile o içe dönüşü gerçekleştirebiliyor, belki sizin durumda sürekli aşırı uyarana maruz kalınca, bir daha sakin kalamayacağı endişesi de doğurmuş olabilir. Elbette ki hergün veya düzenli olmuyor bizim durumda da ama bunun geçici birsey olduğunu farketmeleri de önemli. Maya için şimdi işlerin düzelmesine çok sevindim.

      Sil