30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kayıp Giden Zamanlar

Kayıp Giden Zamanlar
Kızım doğduğundan beri Türkiye'ye gitme hayalleri kuruyorum. İlk başta 40'ında gider hem kırkını gerçekten de uçakta uçururuz diye ummuştum. Olmadı.

11 Mayıs'ta doğan tatlı yeğenimin ilk yaş doğum gününe yetişiriz dedim o da olmadı.

23 Mayıs'ta doğum yapan canım arkadaşımın doğumuna yetişiriz, güzel kızını görürüz istedim o da olmadı.

Bugün ablamın doğum günü, Egehan'ın doğum gününü kaçırınca, belki ablamınkine yetişir yeniden ikisini birden kutlayacak bir parti yaparız diye konuştuk bana özel, o da olmadı.

Yakında diğer yeğenimin doğum günü ve kuzenimin oğlunun sünnet düğünü var onlara yetişir miyim bilmiyorum. Sanki hiç gidemeyeceğiz diye korkuyorum.

Bütün bu zaman içinde annem yeni bir eve taşındı. Dekorasyona o kadar meraklı olduğum halde, evinin taşınıp-döşenmesine yardımcı olamadım. Herkesler evi gördü ben göremedim.

Yine annem ve büyük ablam umreye gidip geldiler, bu süreçte yanlarında olamadım.

O kadar çok şey kayıp gidiyor ki uzaktayken, artık yurt dışında yaşıyor olmanın hiç bir cazibesi kalmadı benim için. Kesin dönüş hayalleri ile yanıp tutuşuyorum. Kısmet...

Herşeyi herkesi çok özledim...

Dipnot. ablamın isteği üzerine nazar değmesin diye kızımın fotoğrafının yer aldığı dünkü yazıyı siliyorum. Affınıza.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Polorize Gözlük

Polorize Gözlük
Daha kızım doğmadan önce eşime araba sürerken kullanması için gözlük aldık. Sürüşte numaralı gözlük kullandığı için, güneş gözlüğünü de numaralı yaptıracaktık. Numaralı güneş gözlüğü yaptırırken her tür çerçeve uygun olmuyormuş. Mağazada uygun çerçeveler Poloroid markasında vardı ve gözlük camları polarize oldu.

Daha önce bu markayı ve polarize bir gözlüğü denememişti eşim. Taktığında diğer güneş gözlüklerine göre çok farklı olduğunu hemen anladı (ben de takıp denedim). Daha netti ve gözler çok rahat ediyordu. Özellikle çok güneş olduğunda güneş gözlüğü taksanız dahi gözlerinizi kırpmak zorunda kalırsınız ya, işte o sıkıntı hiç yoktu. Camların polarize olması sebebiyle parlama yapmıyor, daha net görünüyor ve cam rengi açık olsa dahi gözler hiç rahatsız olmuyor.

Eşim o kadar memnun kalınca normal zamanlı kullanım için bir tane daha almaya karar verdi. Aynı mağazaya gittiğimizde gözlüklerdeki indirimi görünce ikimize de aldık birer tane daha. O kadar rahat ki, sanırım bundan sonra polarize olmayan gözlük kullanamayacağım. Tam bilmiyorum ama başka markalarda da bu özellik varmış. Güneş gözlüğü alacaksanız bu özelliğe dikkat etmenizi tavsiye ederim.

25 Mayıs 2012 Cuma

Altın Yumurtlayan Tavuk

Altın Yumurtlayan Tavuk
Anne olunca öğrendim, kaka altın renkli ise iyi, yeşil ise kötüymüş. Çok şükür birkaç kez dışında hep altın renkte oldu kakalarımız. Helo'nun altını açtığımda altın rengi kaka gördüğümde sevinip eşime sesleniyorum, kocacım zengin olduk yine altın yumurtlamış bizim tavuk :)

Altını temizleme işini doğduğundan beri pamuk ve sıcak su ile yaptım. Birkaç gün öncesine kadar her altını açtığımda hemen üşüyordu, elleri buz kesiyor ve çenesi titriyordu bazen. Ben de çabuk çabuk yapıyorum bu yüzden alt değiştirme konusunda oldukça da hızlandım.

Dışarıya çıktığımızda sıcak su bulabilme imkanım varsa aynı şekilde temizlemeye devam ediyorum. Ancak bazı zamanlar su bulma imkanım olmuyor ve o zaman ıslak mendilleri kullanıyorum. Toplamda 2 kere falan ıslak mendili kullandım ama geçen gün konsoloslukta kullandıktan sonra kakamız yeşil oldu :(

Aslında orda da sıcak su bulabilirmişim ama akıl edemedim. Mendil ile silerken hava sıcak olmasına rağmen üşüdü biliyorum. Hemen sonraki kakası yemyeşil olmuştu ve birkaç kaka böyle devam ettikten sonra çok şükür düzeldi. Fakat her mendil kullandığımda böyle mi olacak diye korkuyorum. Gerçi havalar daha da ısınacak ama mendilin ısısı kapalı popo ısısına göre oldukça düşük.

Bu konuda tecrübeli annelerin yardımına ihtiyacım var. Islak mendili nasıl kullanıyorsunuz, bizim durumumuzdaki gibi üşütme söz konusu mu? Ben nerde yanlış yaptım?

Sonradan güncelleme: Gelen yorumlardan öğrendim ki yeşil kakanın sebebi üşütme değil emme bozukluğuymuş. Yorumları okumayacaklar için bu yazı yanlış yönlendirme yapsın istemedim. Fakat genelde hep aynı şekilde emdiği halde, bizde yeşil kaka üşüdüğü dönemlerde oldu. Ya tesadüftü ya da üşütmeyle gerçekten alakalı bilemiyorum. Ancak sorum hala geçerli.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

2 Ay ♥

Zaman hem çok hızlı geçiyor hem de çok yavaş. Öyle hızlı ki 2 ay nasıl geçti anlamadım, kızımdan başka hiç bir şeyle meşgul olamadım çünkü. Çok yavaş geçiyor, günlerimiz öyle dolu ki. Sanki 2 aydır değil de yıllardır bizimleymiş gibi.

Her günümüz bir macera, her gün yepyeni ve başka. Rutin diye birşey kalmadı ve bu bilinmezlikte zaten en fazla bir gün sonrasını planlayan ben, bir saat sonrasını bile planlayamamaya mahkum oldum. Bu düzensiz döngü içinde yuvarlanırken, bir hafta öncesini bile unutur olduk, hatta eşimle konuşuyoruz önceden nasıl yapıyorduk diye. Bir ay önce nasıl uyutuyorduk nasıl besliyorduk kızımızı. İşte bu yüzden yazmalıyım, tabi hafızamda kaldığı kadarıyla.

İkinci ayın başlarında sanırım yenidoğan sivilcesi denilen illete yakalandık. Öyle çoğaldı ki pamuk yüzü ve kafası komple sivilce oldu. Helo'da rahatsız olduğuna dair bir belirti yoktu ama oldukça kötü görünüyordu. Doktorumuz alerjik olduğunu ve narenciye, çilek, fıstık, çikolata gibi şeyleri yemememi söyledi. Bir de fenistil diye bir damla verdi. İkinci günde %80 oranında geçmişti çok rahatladım, toplamda 4-5 günde tamamen bitti çok şükür.

İlk ay kontrolümüz 41. günde oldu (doğumdan bir hafta sonra doktoruna gitmiştik). Bu ülkede boy ölçümü yapmıyorlarmış. Kafası 36cm (ilk kontrolde 31 di yanlış hatırlamıyorsam), kilosu da 4090 gr olmuştu. Doğum kilosunun üzerine 1400, minimum kilosunun üzerine 1700 gr almış yani, çok sevindim. Zaten doğduğunda çırpı gibi olan bacaklar ve parmaklar dolmaya başlamıştı :) Boyunu da biz kendimiz ölçtük 1,5 aylıkken 59 cm (doğumda 49 idi) olmuştu ama biraz hatalı da ölçmüş olabiliriz.

Kızımın gece uykuları düzene girdi sayılır. Zira başlangıçtan beri üç aşağı beş yukarı aynı düzende gidiyoruz. Çok şükür geceleri iyi uyuyor. Başlarda babası da bir kez kalkıp sağdığım sütü biberonla veriyordu ama son zamanlarda uyandırmıyorum, çünkü beni de fazla yormuyor kızım. Babası da zaten 6.30 da kalktığı için uykusunu alsın istiyorum. Ancak 5 de işten geldiğinde neredeyse yatana kadar onda Helocum. Ben de bu arada yemek yapıyorum, ev işlerini ayarlıyorum falan. Babası ona genelde müzik dinletiyor, ben gün içinde bu konuda pek ihmalkarım nedense ama çıplak sesimle durmadan şarkı söylüyorum tabi.

40'ının çıkması gerçekten sihirli birşeymiş. Birden bire tavırları bakışı duruşu değişti. Önceden daha bebeksi idi. Hani böyle sürekli uyuyan kendi halinde olur ya bebekler. Kırkında sonra ise daha hareketli oldu, bizi algılamaya başladı, tepkiler veriyor, konuşuyor, numara bile yapıyor bize artık. Elleri kolları pek durmuyor son zamanlarda. Sürekli gezmek istiyor. Evin içinde gün boyu volta atıyoruz. Tabi bunda babasının da etkisi var. Kocacım da pek hareketli biridir, öğrenciliğimizde yürüyerek ders çalışırdı bir dakka oturmaz yerinde. Demin yazdığım gibi akşamları babası uyutuyor ve o da evin içinde kucakta volta atarak uyuttuğu için bizim kız gezmeye fena alıştı. Uyumak için sadece kucakta pışpışlamamız yetmiyor bir de yürümemiz gerekiyor. Kollarım belim kopuyor bazen ama bir yandan da spor oluyor. Kendi kendine uyumayı öğretmeye çalışacağım ama şimdi henüz daha çok küçük ve yakında Türkiye'ye de gideceğimiz için, alışkanlık bile edinse bozulacak diye erteliyorum.


Zaten son iki haftadır falan kusmalarla başımız dertte. Maşallah emme konusunda hiç problemimiz kalmadı ve çok şükür süt de yetiyor ama biraz fazla emiyor galiba. Kusmasını azaltmak için beslendikten sonra bir süre dik tutuyoruz ve yüksek yatırıyoruz. İnternette bir de sık sık az az beslenmesi öneriliyor. Bugünden itibaren buna dikkat etmek için biberonla ölçülü vermeye karar verdim. Fakat bu sefer de ya doymadığı için ağlıyor veya uyusa bile çok kısa süre sonra acıkıp uyanıyor. Aslında kızım çok aç gözlü değil. Doyduğunda kendi bırakıyor memeyi ve aç değilse kesinlikle ağzını açmıyor ama yine de kusuyor işte. Özellikle uyurken ağzına geldiğinde yüzünü buruşturuyor, bazen uyanmasına sebep oluyor acılığı.

Kusmalar yüzünden gündüz uykularımız çok düzensiz ve az. Bazı günler gayet iyi uyurken çoğunlukla uyanık oluyor ve eşim geldiğinde pili bitmiş bir beni buluyor karşısında. Birkaç kere depresif hallerim bile oldu, sinirimden ağladığım, çatacak kimsem olmadığı için eşime carlayıp onu üzdüğüm...

Doğduğundan bir kaç gün sonrasından beri geceleri yanımızda uyuyor. Bir gece beşiğinde iken kusmuştu ve ben kalkıp onu doğrultana kadar böğürmeye başlamıştı. Öyle korktum ki o gün, ondan sonra hemen müdahale edebilmek için yanımıza aldım. Gerçekten birçok kez de daha hızlı şekilde müdahale ettim. Kusmalarının azalır azalmaz yeniden beşiğine yatıracağım ama nedense bu boğulma olasılığı fobim haline geldi. Öyle korkutuyor ki beni Allah korusun. Gerçi vücut ona göre tepki veriyor, öksürüyor falan ama bebek kendini kaldıramadığı için öksürürken bile çok zorlayıcı olabiliyor.

Aramızda yatmasını çok seviyoruz ikimiz de, uyurken onu seyretmek koklamak şahane. Gece öyle sesler çıkarıyor ki, bazen şaşıyorum nasıl çıkartıyor diye. Ellerindeki zerafetin tersine çıkardığı sesler kro bir adam gibi :p Gırtlaktan gelen hırıltılar, mıkırdanmalar şeklinde. Bir de artık asla ellerini örttürmüyor. Battaniye altında ise çok kızıyor illa dışarıda olacak ve yukarı kaldıracak. Zaten emerken, uyurken falan elleri hep yanaklarında ya da gıdısında falan oluyor. Ten teması almaya ihtiyaç duyuyor herhalde. Tabi biz de bol bol dokunuyoruz ama ne kadar seveceğimize de karışıyor hanım. İstemediği zaman elimi itiyor, başını çekiyor falan. Neyi ne kadar istediğinin çok bilincinde.

Göğsümde uyumayı da seviyor ancak rahat bir pozisyon bulana kadar cırlıyor. Sağa sola dönüyor, kayıyor, kollarını ayarlıyor, beni yastık gibi yoğuruyor :)

İki gün önce Bratislava'ya gittik konsolosluğa. Sabah uçakla gidip trenle döndük. Sabah 6 dan önce çıkmıştık ve gece 11 de dönünce yorgunluktan bittik. Helo genelde uyumluydu, yalnız uçakta kemere bağlı olmayı sevmedi ve biraz ağladı. Trende ise bol bol şarkı söyledi gür sesiyle :) Ama napalım 5 saatlik çok uzun bir yolculuktu.

Artık beni ve babasını tanıyor, bize gülücükler atıyor ve konuşuyor. Bazen mızıldanmalarıyla bizi yorduktan sonra gülüyor şımarık şımarık ve biz de hemen tav oluyoruz. Cem'e diyorum kendini nasıl affettireceğini bile biliyor bu yaşta bıdık.

1.5 ay civarından beri arada bazı yemekleri tattırıyorum. Cem'in babannesi de tatırmamızı söylemişti. Parmağımın ucunu yemeğe daldırıp suyunun tadını alacak kadar. Bazen bizimle o da sofraya oturuyor. Her seferinde yeni tadı karşılayışı ve yalanışı bizi bitiriyor.

Banyoya da iyice alıştı. Çok seviyor özellikle banyodan sonra kurutma makinesi ile kuruturken keyif yapıyor. Kurutma keyfini bu videodan görebilirsiniz.  Aile üyelerine açtığımız şifreli sitemizden bir parça :)

Önceki hayatımız komple değişti, artık kızımla öyle canlı hareketli bir yaşamımız var ki tadından yenmiyor.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bebeğim Ağlamadan Acıktığını Anlıyorum

Bebeğim Ağlamadan Acıktığını Anlıyorum
Daha önce tavsiye ettiğim kitapta da geçiyordu ve ben oldukça şaşırtıcı bulmuştum. Aynısı bana da oluyor, göğüslerimde bir an için yoğun bir süt akışı ile gelen sızı hissediyorum. Ardından bir kaç sn sonra kızım uyanıyor ve emmek istiyor. Uyanıkken de çalışıyor bu alarm. Bir şekilde vücudum kızımın açlığını anlıyor. En şaşırtıcısı da zamanlama, eğer yanında değilsem uyarıyı alır almaz başına gidiyorum ve tam da o anda uyanıyor.  Her defasında hayretler içinde kalıyorum.

Benzer deneyimi yaşayanlarınız var mı acaba?

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Novinka Mamka

Dün annemden uzak olduğum için melankoliktim ve canım hiç yazmak istemedi. İlk anneler günümde babası kızımla bizi fotoğraf çekti. Yukarıdaki foto da Helo'yu elinde çiçekle çekme çabalarından. Sonunda tuttu ama artık çok hareketli olduğundan oldukça zorlanıyoruz fotoğraf çekerken.

Kendimi henüz anne gibi hissetmiyorum. Sanki bebeği besleyen, uyutan, altını değiştiren biriyim sadece. Cem konuşmaya başladığında daha çok hissedersin diyor. Ancak kesin olarak hissettiğim bir şey var ki yüreğim hiç bilmediğim duygularla dolu. Ağladığında gözleri karartan güldüğünde dünyalar kadar sevinmene neden olan bir his. Rabbim anneler ve evlatlarını hiç ayırmasın. Ben annemden ayrı olsam da. Üzgünüm anneciğim :(

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Banyo Süngeri


Daha hamileliğimde alışveriş listemi hazırlarken banyo filesi yerine sünger almaya karar vermiştim. 3. ayda yaptığım İstanbul ziyaretimde ise satın aldım ama sonra valizde yer kalmayınca annemde bıraktım. Sonradan gördüm ki burda da varmış (daha önce görmemiştim, kaydırak gibi aparatlar vardı ve file de hiç görmedim) ve hemen aldım. Okuduğum kadarıyla eğer lavabo büyükse, süngeri lavaboya koyup da bebeği yıkamak mümkünmüş. Ben de bebek için ayrıca küvet almayıp, bizim küvete koyup sünger üzerinde yıkarım diye düşünmüştüm.

Sonradan bizim yıkandığımız küveti pek hijyenik bulmadım. Çok eski olduğu için ne kadar temizlesem de gözüme pis geliyor. Bu yüzden ayrıca bebek banyo leğeni de aldık ama daha çok içindeki dereceye vuruldum, daha önce görmemiştim.


Plastik bir derece var. Basitçe üç kısımdan oluşuyor. Aşağıdaki resimde siyah kısımda su sıcaklığı 36-38 derece arasında ise gülen bebe simgesi, >38 ise alev sigesi çıkıyor. <36 da ise bir simge daha çıkıyor ama şimdi hatırlamıyorum, pek görmedim çünkü :)


Yaklaşık üç haftadır hergün tek başıma yıkıyorum kızımı. Sünger ise işimi çok kolaylaştırıyor. Önce küvete su dolduruyorum ve süngeri koyuyorum. Aynı deniz yatağı gibi sünger suda batmıyor ve üstünde biraz su oluyor. Hatta bebeği koyduğumda dahi batmıyor. Fileye göre sırtına sıcak su değdiği için daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bebek süngere tamamen yatırılabilir ama ben kulaklarını daha iyi kontrol edebilmek için bir elimle başını hafif kaldırıyorum, gövdesi tamamen yatmış oluyor. Diğer elimle ise su doküyor yada sabunluyorum. Helo banyo yapmaya çok alıştı, yatınca seviniyor ve ayaklarını çırparak eşlik ediyor :)

Aşağıdaki resimde ise sıcak su torbamız :) Bazen karnını üşüttüğünde (normalden fazla kustuğunda üşüttüğünü düşünüyorum) gece ayaklarının altına koyuyoruz sabaha düzelmiş oluyor.


Dip not:Resimde sağdaki oyuncağı da ben örmüştüm

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Dr. GeCe , Asistan Helo

İşte yeni bir hizmetle karşınızdayız sevgili okurlar. Dr GeCe ve asistanı Helo sizler için gece gündüz demeden araştırarak çeşitli problemlere çözüm arayacak. Sevgili asistanım Helo, ona karşı gösterdiğiniz ilgiye karşılık olarak gönüllü denek olmayı kabul etti ve kendisi tüm araştırmalarımızda kobay olarak kullanılmayı göze aldı. İlk araştırma konumuz "gündüz (veya gece, bizim durumumuzda gündüzdü) sürekli emmek isteyen, uykuya dalamayan bebek nasıl uyutulur ve uyku düzeni nasıl kurulur" bu yazımızda deneyimlerimizi paylaşacağız. İlerleyen zamanlarda, diş nasıl çıkarılır, bezden nasıl kurtulunur gibi konularda araştırmalarımızı sunmayı umuyoruz.

Daha önce yazdığım gibi başlarda silikon meme uçları ve biberon ile besleniyordu Helo. Silikon uçları ilk bir kaç dakikadan sonra çıkarıyordum ama başlangıçta çok dolu olup da kaybolmaya yüz tutmuş uçları tutamıyordu. Birkaç hafta önce silikon uçlardan birini evde kaybettim, ara tara bulamadık. Birkaç gün tek uçla idare ettim ama sürekli yıkamak sterilize etmek vs zor geliyordu, bir gün aman yeter bir de uçsuz vereyim dedim ve sorunsuz aldı. Meğer Helo dünden hazırmış da ben bilmiyormuşum. Oh ne ala, şimdi sterilizasyon derdi yok, biberondan da kurtulduk ne güzel diye sürekli emzirmeye başladık. Bir de yatarak emmeyi de öğrendi Helocan, sırt ağrılarından da kurtulduk, benden keyiflisi rahatı yok.

Fakat işler umduğum gibi gitmedi. Herhalde meme emmenin keyfine vardığından olacak bizimki sürekli emmek istiyor, biraz emdikten sonra 10-15 dak. lık şekerleme uykusu yapıyor, ardından yine uyanıyor emmek istiyordu. Neredeyse bütün gün hiç derin uykuya dalmadan sürekli emmek istemeye başladı. İşin kötü yanı, sürekli emzirdiğim için yemek yemeye dahi vakit bulamıyordum, yemeyince süt olmuyor, sürekli emdiği için yeniden süt dolması için vakit kalmıyor, günün sonunda sıksam damla çıkmayacak hale geliyordu göğüslerim. Ve Helo hiç tokluk hisetmiyor tabi. Aç olduğu için o zamana kadar sorunsuz olan gece uykularına geçişi bile etkilendi. Çok ağlıyor uyuyamıyordu. Bu olay birkaç gün devam edince, artık sütümün kesilmeye başladığını bile düşünür olmuş, moralim bozulmuştu. Bir gece yine böyle bir kriz yaşadıktan sonra düşündüm. Ne değişti, ne oldu diye.

Önceden emse de arada biberonla sağdığım sütleri veriyordum gün içinde. Çünkü yorgun oluyordum ve arada özellikle sırtımı dinlendirmek istiyordum. Biberonla verdiğim zaman, bir memedeki süt miktarını çok kısa sürede bitiriyor sonra doyup uyuyordu. Oysa memeyi doğrudan emdiğinde daha çok yorulduğundan olsa gerek, tamamen boşaltması uzun sürüyordu. E arada uyuduğu için de daha bitmeden yeniden acıkmış oluyordu, aynı havuz problemi gibi. İki musluğu olan havuzda, biri doldururken diğeri boşaltırsa hiç dolmaz (ya da çok uzun sürer) ya aynen onun gibi olmalıydı midesi. Öyleyse hızlı ve kısa sürede emmesini sağlamalıydım, tabi bunun için ise göğüslerin aynı biberon gibi dolu olması yada biberonla vermek gerekirdi.

Önce cıvımış memelerin yeniden dolması için zamana ihtiyaç vardı. Bunun için nispeten uzun uyuduğu geceleri sağdım ve bir süre biberonla verdim. Sağdıkça süt artıyor ve zamanla göğüsler yine dolmaya başladı. Tam dolu memeyi emdiğinde de biberon etkisi oluyor (hızla ve kısa sürede emiyor) ve hatta doyduğunda kendisi bırakıyordu ki çok şaşırdım. Demekki önceden doymuyordu. Şimdi sürekli sağıyorum, memelerin tam olarak süt dolması için zamanı ayarlıyorum. Bazen biberonla doyduğu halde keyif memesi isterse boş olanı veriyor, diğerini biriktiriyorum, Bir şekilde ayarlamaya çalışıyorum yani.

Tam doyduğunda ise uykuya dalması kolay oluyor ve uzun süre tok kaldığı için uyanmadan birkaç saat uyuyabiliyor.

Bu yaşadığımız bize has bir deneyim herkeste işe yarar mı yaramaz mı bilemem ama bazı açılardan fikir verebilir diye paylaşmak istedim.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Kırk bir gündür


her sabah güneşle uyanıyoruz. Artık yastıklarımızda minik ince telli saçlar da var. Çamaşır askılığında minik çoraplar, evimizde HAYAT var.

Nice 41 günlere, darısı tüm isteyenlere...