23 Kasım 2011 Çarşamba

Benden mail bekleyenlere

Benden mail bekleyenlere
Nerden baslasam bimiyorum. İlk defa istanbula geldigime bu kadar pisman oldum. Bu yaziyi okuyan ablalarim uzulecek ama oyle stresli gunler geciriyorum ki, pismanligim ondan. Bazi resmi isler icin gelmistim, hic birsey yolunda gitmedi ve geldigimde beri hergun deli danalar gibi kosturuyorum. Sabah evden cikiyorum aksam giriyorum, her gun birkac ilce degistiriyorum. Annemlerde kalmama ragmen annemin evine cok yakin oturan arkadasimi daha hic goremedim, onu da uzdum. Fiziksel yorgunluk umrumda degil, keske aksilikler olmasa sinirlerim cok yiprandi. Gecen gun vapura yetismek icin resmen kostum, hizli yurume degil, ardimdan kapi kapanip da kendime geldigimde ne yapiyorum ben dedim, kocaman gobekle kostugumu bile unutmusum. Malesef bes ay bitmemesine ragmen herkes gobegimin yedi sekiz ay buyuklugunde oldugunu soyluyor : (

Sinirledigimde hic sucu olmamasina ragmen hincimi esimden cikariyorum, yanimda olmadigi icin, bir sihirli degnek ile hayatimi kolaylastirmadigi icin, nasil olacaksa.

Okula da gitmem gerekti sik sik, ama hic birsey yolunda degil. Oyle uzuldum ki yine, ne olacak hic bilmiyorum. Seytan kulagima bin turlu nane fisildiyor ama esim ve ailemin hatri icin kovuyorum, ne zaman patlayacagim bilmiyorum. Cok umutsuzum.

Bu kosturmacalarin hic biri bebek icin degil, ona ne birsey aldim henuz, ne de eskisi gibi ilgilenebiliyorum onunla, beslenmem bile bozuldu, umarim iyidir.

Beni en cok geren ise icine dustugum durum. Sadece blog icin benden cevap bekleyenlere degil, macaristandaki hocama karsi da sozunu tutmayan, guvenilmez biri gibi oldum. Uc gecedir bunun yarattigi sıkıntıdan uyuyamiyorum, bu gece de sabahi edince, b yaziyi yazmaya karar verdim. Oysa bu ben degilim, baskalarina karsi sorumluluklarim hep kendimden once gelmisti. Sanki kontrol edemiyorum hic birseyi. Aklima semsin mevlanayi meyhaneye gondermesi geliyor, kendinden hic beklenmeyen bir duruma girmeye zorlanmisti, bende oyle hissediyorum, sanki bir sinavdayim, allah sonunu hayir etsin.

İnternete girme konusunda hem zamansizliktan hem de baglanti sebebiyle sorun yasiyorum. Cep telf na aldigim gunluk/haftalik internetle gayet yavas bir baglantim var, abartmiyorum su anda bu yaziya basladigimdan itibaren 34 dakka gecti. Mail kutumda 200 lrde olan mesaj sayisi suan 800 u gosteriyor. Biliyorum bir kismi spam ama spam olmayanlari farkedemiyorum, kafami toplayamiyorum.

Simdi bunca sey yazdin sonuc ne diyeceksiniz, verdigim sozleri tutmak istiyorum ama ne desem bos. Hic birsey bilmiyorum, herhalde bir hafta sonra donunce ancak yeniden toparlanabilecegim : /

21 Kasım 2011 Pazartesi

21. Hafta, Yoğun Günler

21. Hafta, Yoğun Günler
Geçen hafta ne kadar sevinçli ise benim için bu hafta o kadar sıkıntılı geçti. Giriştiğim işlerin sürekli aksilik çıkarması, bazı kişilerin tepkileri, koşturmacaların getirdiği yorgunluk... Sinirlerim öyle yıprandı ki, ağlamamak için zor duruyorum bütün gün.

Yine de hayatımdaki bütün bu aksilikler, depremzedelerin yaşadığı sıkıntıların yanında öyle ufak kalıyor ki, sürekli kendimi telkin etmeye çalışıyorum. Ne olacak işler planladığım gibi gitmediyse, hayatımda anormal değişiklikler yok sonuçta, elbet zamanla herşey yoluna girer. Bunları düşünürken anladım ki ben rutinlerime çok bağlıyım. Genelde uzun vadeli planlar yapamam, korkarım ama günlük planlarıma öyle bağlıymışım ki, rutinlerim bozulunca dengem altüst oldu. Diğer yandan bir çocuk sahibi olmak demek, tamamen plansız bir hayata merhaba demek aslında. Bu yüzden en azından bu takıntımı hafifletmeye yönelik çalışmalarda bulunmalıyım diyorum kendime.

Bu hafta nihayet detaylı tarama testimiz oldu, dört gözle bekliyorduk zira hem sağlığını hem de hala netleşmemiş olan cinsiyetini merak ediyorduk. Çok şükür herşey yolunda, ancak burdaki doktor kendisi bu detaylı tarama testini 23. ve 24 haftalarda yaptığını, benimkinin daha erken olduğu için bu haftada özellikle kalp kaslarının tam gelişmediğini söyledi. Yapılan ölçümlerde normal değerler arasında çıktı her ölçüm ancak şimdi içime kurt da düştü. 24. haftada yeniden yapmalı mıyız acaba?

Helocum cinsiyetini saklama konusunda ise tam bir uzman oldu. Bu detaylı tarama bir saate yakın sürmesine rağmen, yine cinsiyeti göremedik. En son Janka'nın bence kız demesi var elimizde. O da kesin bir sonuç değildi tabi. Bebeğimiz diğer bebeklerin aksine baş aşağı değil de dimdik popo üstü oturuyordu. Poposunun üstüne oturduğundan ayrıntılar görülemedi malesef. Daha hareketlenecek dönecek zamanları olacakmış ama, birçok bebek bu aylarda baş aşağı durmaya başlıyormuş. Bizimki böyle başı havalarda geziyor şimdi sonumuz ne olacak bilmem, eğer dimdik durmaya devam ederse, öncelikli tercihim olan normal doğum hayallerim suya düşecek.

Şimdi Helo'ya şarkı söyleyip duruyorum dönsün diye

Dön bebeğiiiim, dön çaresiiiiz başım...

Tabi herşeyden önemlisi sağlık, o sağlıklı olsun da keyfi bilir ne yapalım :)

14 Kasım 2011 Pazartesi

20. Hafta, Yolun Yarisi

20. Hafta, Yolun Yarisi
Yirminci haftayı geride bırakırken, heyecanım günden güne büyümekte. Turkiye yolculugumuz sebebiyle günler de genelde sakin ve hazırlıklarla geçti. Sali gunu alisverise cikip gereginden fazla dolasinca, diger gunler cikmak istemedim, evde dinlendim.

Aslinda carsamba gunu hayatimda donum noktasi diyebilecegim bir gun oldu. O yuzden 20. hafta benim icin en guzel haftalardan biri olarak gecti. Uzerine yillarca emek verdigim doktora tezimdeki calismayi tez savunmasindan once gonderememis, sonrasinda bir dergiye gondermistim. İlk ciddi calismam oldugu icin insan kendinden suphe etse de buyuk oynamaya karar verip, alanimdaki bir numarali dergiyi sectim. Editorler okuyup degerlendirdiginde, yanlislarim cikarsa da bunu uzmanindan duyup, en kotu ihtimalle hatalarimi gorup duzeltirim diyordum. Dergi populer olunca cevap gelmesi de cok uzun surdu, tam dort ay hergun kontrol ediyordum ki son zamanlarda umudum tukenmis, 3-4 gunde bir bakar olmustum. İste gecen hafta, yakin bir ogrencim& arkadasimla konusurken onun sorusu uzerine baktim, panelde aylardir gormeye alistigim durumum degismisti, kalbim yerinden firlayacak gibi oldu.

Durum gostergesinde kucuk gozden gecirmelere ihtiyac var yaziyordu ama uzerine tiklayip ne olduklarina bakamiyordum ve yaklasik bes saat de bakamadim. Hemen ceme yazdim, o girip okudu ve bana anlatti. Sadece bir kac dergi formati yazim hatasi ( ki onca sayfadan olusuyor) , calismam ozgun ve faydali bulunmus, soylenilen duzeltmeler yapildiginda dogruca basima gidecekmis.

Bilimle ozellikle fizikle ilgili olmayanlar icin bu pek anlam ifade etmeyebilir ancak soyle anlatayim. Bu ilk ciddi makalem ve onlarca makalesi olan proflarin bile bazi uyarilar, duzeltmeler almasi cok normaldir, calismayla ilgili. Calismamin, matematiksel fiziksel veya mantiksal hic bir hatasi yokmus, bu teorik fizik icin anormal derecede iyi birsey ve bunu soyleyen en buyuk dergilerden biri olan bu derginin dunyada cok taninmis benim de cok takdir ettigim bir bilimadami olan bas editoru. Allahim hayallerimin bile otesinde bir sonuc bu. Ustelik bir farki daha var, bu makalenin yazari tek kisiden olusuyor, yani sadece ben ( yazar sayisi 1 den 100 lere kadar degisebilir).

O gun saatlerce agladim ve sukrettim, iki gece boyunca heyecandan uyuyamadim. O kadar uzun senedir bir sonuc almayi bekliyordum ki, tam umidimi yitirdigim anda geldi.

Tabi bu sevincim Heloya da yansidi, kipir kipr sevindi. Sonra cuma gunu uzun bir yolculugun ardindan geldik ve sevdiklerimizle hasret giderdik. Gerci cts ve pazar konsolosluk evraklarini tedarik etmekten bitap dustuk o ayri. Yine cuma gunune daha onceden almis oldugumuz detayli tarama testi de iptal olmak zorunda kaldi, neyse yarin gidicez insallah. Bu sefer cinsiyetini kesin ogreniriz herhalde : )

Bir de siparis verdigim yikanabilir bezler geldi, yavas yavas ihtiyac listemizdeki esyalar olusmaya basladi ya onlar da ayri bir keyif veriyor, minik seylere dokunup da hayallere dalmak ne guzelmis...

8 Kasım 2011 Salı

Mamavit ve Tommee Tippee


Burada doktor kontrollerimde nedense hiç bir doktor bana hap konusunda birşey dememişti ve hala da önerilmiş değil. Acaba hamilelik hapları markette dahi satıldığından bu konu annelere bırakılmış bir husus mu yoksa kan değerlerine bakıldığında ihtiyaç varsa mı veriliyor bilmiyorum. Bir sonraki gidişimde sormayı düşünüyorum ama ben en başından beri kendi seçimim olan resimdeki hapı kullandım ve devam ediyorum. Bu hap hamileliğin 9 ayı boyunca ve hatta emzirme süresince kullanılabiliyormuş. İçinde her gün için iki kapsül var biri balıkta olan yağları ve asitleri içeren DHA kapsülü, diğeri de multivitamin kapsülü. İstanbul'da doktoruma gösterdiğimde o onaylamıştı bu hapı.

Bu gün hap bittiği için eczaneden yenisini almaya gittim. Meğer kutuya bir de Tommee Tippee biberon koymuşlar. Biberon alışverişini daha gündeme getirmemiştim ama az çok bilgim vardı BPA Free olması yönünde. Paketten çıkan ürün yenidoğan bebekler için minik bir şişe.

Doğrusu bu markayı bilmiyordum, internetten araştırdım. Doğala daha da yakın sloganı ile üretilmiş ürünler oldukça iyiymiş. Özellikle dikkatimi çeken emzik kısmı oldu ki hiç bir biberonda böyle görmemiştim. Aynı anne memesi gibi dizayn edilmiş ve ayrıca anti-kolik özelliği varmış. Şimdilik kullanmadığım için görüş bildiremeyeceğim elbette.

Bebeğin mümkün olan en uzun süre boyunca anne sütü almasının önemi tartışılamaz. Tabi bunu emzirmek yoluyla yada biberonla yapmak mümkün. Ancak ten teması da olduğu için emzirmenin yerini hiç bir biberon tutamaz. Fakat arada bir bebeğin beslenmesi işini babanın da yapması gerektiğini düşünüyorum. Eşimle de konuştuk günde bir kere onun beslemesi, ilgilenmesinin iyi olacağına karar verdik. Belki sabahları işe gitmek için kalktığı saatlere denk gelen bir besleme döngüsünü o alabilir ve ben de biraz daha fazla uyuyabilirim :) Kısmetse yani.

7 Kasım 2011 Pazartesi

19 Hafta, Ufukta Başka Bir Ülke

19 Hafta, Ufukta Başka Bir Ülke
Bugün itibariyle 19. haftayı bitirip 20. ye başladık. Geçen hafta boyunca genelde evde idim, tabi sık sık yürüyüşe çıkıyorum. Bu günlerde hava soğuk olmasına rağmen esintisiz ve pırıl pırıl güneşli. Kemiklerin gelişimi için de mümkün olduğu kadar D vitamini almak için güneşli günleri kaçırmamalıyım. Malum önümüz kış. Gerçi buralarda karlı havalarda bile güneş yüzünü gösteriyor.

Bu hafta gece uykularım geri geldi. Sanırım yastık kullanmaya başlamamın etkisi oldu. Yan yattığımda üstte kalan bacağım ister istemez öne doğru düşüyordu bu da karnımın sıkışmasına neden oluyormuş. Bacaklarımın arasına ve göbeğin altına yastık koyduğumda bacağım düşmüyor ve rahat ediyorum. Böylece daha iyi uyuyabildim.

Kendimi bazen abuk subuk davranışlar yaparken yakalıyorum. Elime kaşık alıp şarkı söylemek, göbek atmaya çalışmak gibi. Bir de bazı şeyleri unutuyorum yada saçma sapan laflar ediyorum. Farkedince de bolca gülüyoruz haliyle.

Dün akşam içinde harf şehriyelerden olan çorbadan içiyorduk. Kaşığımıza gelen harflerden isim türetmece oynadık eşimle, daha isim bulamadık bebeğe düşünüyoruz işte. O kadar komik isimler çıktı ki, gülmekten çorbaları püskürttüm ağzımdan. Bir de uluslararası isim olsun diye uğraşıyoruz, telaffuzu kolay olsun, başka komik anlamlara yorumlanmasın gibi. Buse ismini düşündük mesela ama sonra vazgeçtik Bus-e (e otobüsü) olarak yorumlanır diye. Bakalım nasıl karar vericez.  Benim beğendiklerime Cem bir bahane buluyor onunkilere ben, kendi aramızda bile Helo diyorum artık, yapışıp kalacak bu isim, göbek adı Helo olsun bari :p

Yine bu hafta içinde Cem ilk defa bebekle uzun uzun konuştu. Doğrusu ben bile o kadar konuşmadım. Daha şimdiden anlaşma yaptılar içerde, bana karşı birlik olacaklarmış. Bazen bazı şeyleri çok kuruntu yapıyorum, eşim de bana kızıyor, işte bunun için daha sonra birlik olup bana kızacaklarmış :)

Geçenlerde çıktığım uzun yürüyüştee 10 derece hava olmasına rağmen önüm bağrım açık ve ince kıyafetlerle dolaşmıştım. Sanırım o zaman midemi üşütmşüm, iki gün boyunca ne yesem gırtlağıma gelmiş şekilde dolaştım. Ama sonra aklıma geldi nane limon çayı yapmak. Annem olsa hemen hatırlatırdı ama ben daha o kıvama gelemedim. Neyse yapıp içtim geçti. Tabi bu akılsızlığıma da hayıflandım bolca.

Ve son bir haber bu hafta gelişen... Bizim bebik gezgin olacak diye yazıyordum twitterda zira şimdiden 3 ülke gördü, kaç kez uçtu, yakında yine uçacak. Temmuz ayından beri beklediğimiz bir haber vardı. Bu haber geçen hafta geldi, biraz daha kesinleşti. Karşı taraftan bekleniyoruz bir engel kalmadı. Şimdi tek yapmamız gereken vize almak o da sorunsuz olursa, 1-1,5 ay içinde yeni bir ülkeye taşınacağız ve kısmetse muhtemelen doğum da orda olacak. Vize işlemleri için yine Türkiye'ye geliyorum. Umarım yolunda gider ama artık herşeyin hayırlısını diliyoruz ikimiz de, eğer bu değişiklik minik ailemiz için hayırlı olacaksa olsun.

6 Kasım 2011 Pazar

18. Hafta Cinsiyetimizi Öğrendik Galiba :)

Bugün taslaklarimdaki bu son yaziyi da yayinlarsam normal zamana yetismis olacagim yuppi. Bundan sonra Pazartesi gunleri haftalik yazilar olacak (tabi yarin da) arada da baska seyler yazarim belki.

****
Yazim tarihi: 2 Kasim

24-30 Ekim tarihlerini kapsayan 18. haftamızın ennn önemli gelişmesi ayın 24 ündeki doktor kontrolümüzdü. Janka bizi bekliyordu ama saat kaçta olduğunu bir türlü hatırlayamıyordum. Sabah makul bir saatte kalkar gideriz dedik ve gittik. Giderken hamile kartımın ufak bir bölümünde, daha önce görmediğim randevu tarih ve saatlerini yazdığını görmüştüm. O saate göre geç kalmış durumdaydık ama napayım, acele etmedim yine de. Diğer randevuların geçmesini bekledik ve sonra bize sıra geldi. Bu sefer yine idrar örneği verdim, ne için bilmiyorum.

Doktor hem vajinal hem de usg muayne yaptı. Bebeği uzun uzun gördük. Daha doğrusu Cem gördü, doktor ona anlatıyor ben de Cemin yüzünü büyük bir heyecanla okumaya çalışıyorum. Neyse sonunda cinsiyetini sorduk o da biraz daha ayrıntılı baktı ve bana göre KIZ dedi. Tam kesin cinsiyet 20. haftadaki detaylı taramada belli olacakmış. Cem de bir anlığına kız olduğunu görmüş. Sonra bize usb ile resim ve videolar verdi. Ancak bu görüntüler normal ultrason görüntüleri, bir de 3-boyutlular var ya hani onlardan değil. Oysa türkiyedeki muaynelerdeki tüm görüntüler 3-boyutluydu.

Dönünce hemen yakınlarımıza haber verdik. Burdaki yazılarda da belirttim nedense içime hep erkek doğuyordu, sonra kendime kızdım nasıl anneyim hissedemedim diye. Şimdi eşim hala diyor daha kesin değil diye ama sanırım bu sefer hissediyorum kız olacak. Karnım da başlangıçta sivri gibiyken, cinsiyeti öğrenmeden birkaç gün önce aynada kendime bakıp da " aa karnımın şekli değişti galiba kız bu" demiştim.

Cinsiyet konusunda gerçekten özel bir tercihim hiç olmadı ama kız çocuktan biraz korkuyordum ne yalan söyliyeyim. Sanki çevremde gördüğüm kız çocukları öyle süslü öyle bilmiş şeyler ki, çok sade ve erkek mantıklı bir kadın olarak kız çocuğunu süsleyip püsleyemem, onun ihtiyaçlarını karşılayamam gibime geliyordu. Ama sonradan düşündüm, tamam son yıllarda kendimi salmış olabilirim (tez ve iş sıkıntıları gibi birçok nedenim var) ama ben de zamanında bulunduğum ortamların en kokoşu, sonra kız yeğenlerimin saçlarını şekil şekil yapan, arkadaşlarımın ve akrabalarımın moda makyaj konularında destekçisi ben değil miydim? Üstelik hamileliğimin başından beri bir kokoşluk gidiyor sormayın. O zaman ben kız çocuğa da yeterim herhalde dedim ve konuyu kapattım.

Şimdi buraya yazınca ne saçma geldi bak. Birkaç gün önce ne anlamlı yazılar yazmışım dert ettiğim şeylere bak. Üstelik çok daha önemli konular var. Ancak bunları da düşündüğümü inkar edemem, aklıma gelen binlerce konudan biri bu konu da.

Annemlerin 5. torunu olacak Helo. İki kız ve iki erkek torunun ardından kız ya da erkek diye onların da bir tercihi yoktu ama en son kız bebek sevmemizin üstüne 12 yıl geçti. Zaten erkek bebeğimiz de şu an tam lokumluk çağında.

Kayınvalidemin tarafında ise ilk torun olacak, eşim de iki erkek kardeş olduğu için babannemizin kıza çok sevineceğini biliyorum. O da sağlıklı olsun cinsiyeti farketmez diyordu ama en başından beri içine kız doğuyordu, ne kadar temiz kalpliymiş annecim.

Haftanın geri kalanında Van'daki deprem haberlerinden pek keyifli geçmedi. Genelde evdeydim, arada dışarı çıktık, ders çalışmaya çalıştım. Bu hafta deli gibi portakal yedim ve uykusuz gecelerim başladı.

Geceleri bebeğin hareketini hissetmeye başladım. İlk başlarda mide guruldaması gibi birşey hissediyorum, tam emin olamıyorum o mu diye ama bu günlerde artık ayırt edebiliyorum. Gece bir o yana bir bu yana dönüp duruyorum, aslında bir rahatsızlığım yok, nedense uyanıyorum ve tekrar dalamıyorum. Bu anlarda da hareketlerini hissetmeye başladım işte. Tek tek hareketler değil de hareket grubu gibi. Gündüzleri ben de hareket ettiğim için sanırsam ayırt edemiyorum fazla.

Çok beğenerek okuduğum kitapta (daha sonra ayrıntılı bahsedeceğim) içerde annenin hareketlerine alışan bebeğin, anne hareketsiz kaldığında bunu tehdit olarak algıladığını (acaba anneme bişey mi oldu neden hareket etmiyor diye korkuyormuş) ve bunun üzerine tekmeleyip annesinden tepki gelmesini beklediği yazıyordu. Bu açıdan düşününce gece sık sık uyanmak, şikayet edilecek bir durum olmaktan çıkıyor. Sonuçta bebek annesinin ve dolayısıyla kendisinin hayatta olduğunu bilmek istiyor.

Akşamları yatmadan önceki rutinimiz oluştu. Önce hapları ve sütümüzü içiyorum, sonra yatıp teteskopla dinliyoruz Helo'yu. Ardından babamız göbüşü kremliyor. Sonra uyuyoruz, daha doğrusu Cem hemen dalıyor da ben artık ne zaman dalabilirsem.

Çabucak uykuya dalmayı öğrenmem lazım :/

tam tekme atmak uzereyken :) Burada ayaklar gözükmüyor, sadece kafa ve gövde.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Kendi Uydurduğum Çocuk Şarkısı

Resmi gecen gun yuruyuste cekmistim

Yıllar once yegenlerime soyledigim uyduruk sarki aklima geldi dun. Bunu ya Eda (su an 12 yasinda) ya da Emre icin (su an 9 yasinda) uydurmustum tam hatirlamiyorum, ama daha yakin oldugu icin sanirim Emre'nin beni bayiltana kadar soylettirdigini hatirliyorum. Aslinda oyle aman aman bir sarki degil ama sayilari ogretmek amaciyla uydurmustum ve cok da ise yaramisti.

Sarkinin basinda onar onar yuze kadar sayiliyor. Su an yine tam emin olamiyorum ama Emre zaten yirmiye kadar saymayi biliyordu. 2-2,5 yaslarinda (belki de 3 tam emin degilim) bu sarkinin etkisiyle birgun tuvalette isini yaparken (ablam da yaninda) birden baslayip sayilari birer birer yuze kadar saymis, ablam da hemen beni aramisti. Cunku sayilari ogretmek gibi bir girisimimiz yoktu zaten ama sarkidan onar onar saymayi ogrendigi icin ardindan kendi kafasinda nasil birer birer sayacagini yorumlamis ve tek seferde birden yuze kadar yanlissiz saymis. Yine dedigim gibi tam yasi ablam daha iyi biliyordur ama 3 bile olsa o yas icin iyi bir gelisme sanirsam :)

Simdi aklima gelince hem unutmamak adina hem de belki yeni konusmaya baslayan bebek sahibi annelere fikir olmasi acisindan yazayim diye dusundum. Tabi isteyen baska versiyonlarini da uretebilir. Benim sarkimda cadilar oldugu icin cok seviyorlardi. (hah simdi hatirladim, Eda Sihirli Annem dizisini cok seviyordu kucukken, onun icin boyle cadili uydurmustum, dizinin yapim yili da 2003 mus, muhtemelen o yil icinde soyluyordum)

Sarki soyle

Ooon yirmi otuz kıııırk
Elli altmis yetmis seksen doksan yuz
Dere tepe duz
Ordek suda yuz
Yuz babam yuuuuuz (sesi azaltarak burda bir duraksama)

Yuze yuze gittim
Bir eve geldim
O evde cadi var
Burnunda da beni var
Kafasinda sapka
Bana oyle bakma
Yerim seni yerim seni
Hapur hupur yerim seniiiiiii

Sarkida soylerken uzattigim yerleri yazida da uzattim, ikinci bolumu de nispeten heceleyerek tekerleme gibi soyluyordum. Sarkiyi soylerken kollarimla yuzme hareketleri yapmak ve cadinin burnunu benini sapkasini tarif etmek, en sonunda da yerim seni bolumlerinde cocugu minciklayip gidiklamak ve isirmak kahkahalarla gulmelerine sebep oluyordu :)

4 Kasım 2011 Cuma

16. ve 17. Haftalar Cinsiyet Öğrenme Çabaları

16. ve  17. Haftalar Cinsiyet Öğrenme Çabaları
Hala gerçek zamana yetişemedim, o yüzden aralıksız yayınlıyorum taslakları. Yaklaşan bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Mutlu bayramlar...

Yazım tarihi: 25 Ekim

10-16 Ekim ve 17-23 Ekim tarihlerini içine alan 16. ve 17 haftaları da bitirdik çok şükür. Son iki seferdir hep iki haftalık yazmak zorunda kaldım zira bu haftalarda da Türkiye'de idim ve yoğun günlerim devam etmişti. 20 Ekim günü ise tekrar Slovakya'ya döndüm.

16. haftada arkadaşımın doktora tezi savunması vardı ve bir de üçlü test yaptırmak için doktordan aldığım randevu. Perşembe günü işten erken çıkıp annemle ablamın doktoruna gittik. Bu doktor hamile kalmadan önce kontrollerimi yaptırdığım ve güvendiğim bir doktordu. Ultrasonda Helo'ya baktı ve uzun uzun inceledi. En son 21 Eylülde gördüğüm için çok özlemişim doğrusu. Bir ara cinsiyetine dair erkeğe benzer işaret gördüğünü ama emin olamadığını söyledi, bir an gördüğü için. Sonrasında da bacak bacak üstüne atarak bir eli başına doğru keyif yapan pozlar verdi. Bir daha da göstermedi yaramaz bıdık.

Bu kontrolde üçlü test isteğimi belirttim ama doktor üçlü yerine 4 lü test yapalım daha garanti dedi. Sonrasında acaba neden öyle dedi, yoksa daha pahalı mı diye düşündüm. Bundan başka kullandığım hapları da görmek istedi. Test için ise günü tam anlamıyla dolsun diye cumartesi gününe randevu verdi. Buradaki doktor 16. haftayı sürdüğüm tarihi üçlü test için önermesine rağmen, oradakiler 16. haftanın bitmesini bekliyorlar sanırım. Gerçi sonrasında bunun bebeğin gelişim yaşı ile ilgili olduğunu anladım. Mesela cumartesi günü kontrolde 15+6 günlük iken, bebeğin ölçümlerinden çıkan yaşı 16+4 ve 16+2 gibi değerlerdi (malesef tam neyi ölçtüklerini anlamadım, biri kafa çapı diğeri de vücut çapı gibi bişey olmalı, bunların ebatlarından karşılık düşen tarihi yazıyorlar). Yani Helomuz normal yaşından önde gidiyor, Slovakyadaki doktorumuz da bunu bildiği için o tarihi vermiş olmalı.

Neyse cumartesi günü de tekrar doktora gittik, doktor doğumda olduğu için bir süre bekledik. Sonrasında hızlıca muayne etti, cinsiyetini öğrenmek istiyordum ama bu sefer de eliyle kapadı Helocuk ve doktor da fazla uğraşamadı aciliyetten. Kullandığım multivitamin haplarını onayladı, yanında ayrıca kapsül halinde bulunan DHA ları artık içmeme gerek olmadığını söyledi. Ama ekstra bir demir hapı verdi. Sonrasında da üçlü test için kan vermek için laboratuvara gittim. Sanırım doktor yine telaştan dörtlü test yaptırırız sözünü unuttu ve ben de sesimi çıkarmadım :) Sonuçlar bir sonraki cumartesi günü ben döndükten sonra alabileceğimizi söylediler.

Bu haftanın en güzel günlerinden biri pazar günkü akraba günümüzdü. Normal tarihi gelmemiş olmasına rağmen ben gitmeden önce katılabileyim diye öne alındı ve benim için çok keyifli geçti. Hamile halimle beni ilk kez gördüler, hoş sohbetler ettik ve minik hediyeler ile şımartıldık.

Pazartesi ile başlayan 17. haftamızda Perşembe günü uçuştan önce yetiştirmem gereken işler ile çabucak geçti. Pazartesi işten erken çıkıp eminönünde biraz alışveriş yaptık, unisex birşeyler aldık Helo'ya. Eminönü'nde yapılan bu hamile alışverişleri özendiğim birşeydi. Neredeyse çevremdeki herkes için bir gelenek haline gelmişti. Tam onlar gibi olmasa da bunu yaşamak istedim. Aksi gibi son günlerde havanın çok soğuk olması nedeniyle hızlı bir alışveriş oldu. Çarşamba gününe kadar hergün okulda idim gündüzleri, akşamları da bir arkadaşımla görüşme ve kendi aramızda kutladığımız yeğenimin doğum günü partisiyle geçti. Perşembe sabahı valizimi hazırladım ve öğlen yola çıktım. Akşam 11 sularında babamıza kavuştuk:)

Geldikten sonraki günler genelde evde dinlenme ile geçti. Biraz da dolaştık tabi. Cumartesi günü üçlü test sonucumuzu annem aldı ve sonucun risk taşımayan bölgede olduğunu öğrenip rahatladık.

Slovakya'ya gelirken yanımda annemlerde bulunan klasik tansiyon aletini getirdim. Hergün teteskopla Helo'yu dinlemeye başladım. Bazı anneler bu zamanlarda hissediyormuş ama ben hissedemiyorum ve teteskop ile sesini duyabildim. Şimdi Cem'le her akşam yatmadan önce bir süre bebeğimizi dinliyoruz :)

3 Kasım 2011 Perşembe

Kilo ve Beslenme Düzenim, Büyük Konuşmanın Cezası

Kilo ve Beslenme Düzenim, Büyük Konuşmanın Cezası
Kilo konusunda çok büyük konuşmuşum. Allah da büyük konuşmama kızmış olacak ki hayatımda gördüğüm maksimum kiloda hamile kalmışım.

Genelde uzun zamandır 63-65 kilolarda olan ben (vücüt kitle indeksime göre ideal kilom 58 yani normalde biraz fazlam var), eşimden ayrı olduğumuz ve tezi bitirdiğim sıkıntılı süreçte kilom 68-69 ları bulmuştu. Ancak görünüş itibariyle öyle kilolu biri değil daha çok yapılı biri gibi duruyorum çünkü kaslı bir vücudum var. İnsanlar kilomu duyduklarında biraz şaşırırlardı, nerede saklıyorsun o kadar kiloyu hiç göstermiyorsun derlerdi, sanırım kaslar daha ağır çektiği için böyle.

Bu yaz tatilde öyle yüzmüştüm ki döndüğümde bacaklarım, karnım falan taş gibiydi. Çimdik atar gibi tutmaya çalışırsınız ya derinizi, gerginlikten tutulmuyordu o derece. Neyse ben tatilden döndüğümde İstanbul'daki evde tartıldığımda kilomun 72 olduğunu görüp, şok olmuştum. Ancak yemek yeme ve yememe durumlarında birkaç kilo oynuyor bende. Bu kiloyu kafama takmadım çünkü tatile gitmeden önce başladığım sportif yaşama uyarak kilo verecektim ama tabi o sırada hamile kalmış olduğumu bilmiyordum.

Hamile olduğumu öğrendiğimde çok sevindik elbet ancak kilo gerçeği de yüzüme çarptı. Zira yıllardır hep büyük konuşmuşum. 65 kiloda iken derdim ki, bir on kilo vermeden hamile kalmamalıyım olamaz vs. Şimdi tükürdüğümü yalamakla kalmadım, hayatımda gördüğüm maksimum kiloda hamile kaldım, al gör gününü der gibi. Ancak sonradan bebeğin varlığından o kadar memnun hale geliyor ki insan kaç kilo olduğum umrumda değildi, yeter ki o sağlıklı olsun, kilolar elbet verilir.

İstanbul'daki tartılmadan sonra Slovakya'ya geldiğimde uzunca bir süre kimse kilomu sormamıştı. Zaten hemen kontrollere de başlamamıştım. 11. haftadaki ilk ciddi kontrolde Dr. Janka kilomu sormuştu ben de tam emin olmadığım için 70 dedim, 72'den korkarak. Sonra da 13. haftadaki ikili test maceramızda ilk defa tartıya çıkmıştım. İşte o klinikte tartılana kadar kaç kilo olduğumu, ne kadar aldığımı vs bilmiyordum. Ne doktorlar sordu ve tarttı ne de ben inceledim. Doğrusu karnım dışında hiç bir değişiklik yoktu ama ilk aylarda rahim genişlediğinden ayda 400 gr, 3 ayda 1.2 kg kadar alınacağını biliyordum.  İşte kız bana tartıyı getirip de tartıldığımda, kıyafet ve ayakkabılarla birlikte 72.8 kg çıktım. Aman nasıl da sevindim neredeyse oynayacağım sevincimden. Ya baştaki 72 sonradan düştü de ben üzerine kilo aldım ya da İstanbul'daki tartı yanlıştı. Ya da yatmaktan kaslarım eridi yağa dönüştü. Yağlar kaslara göre daha hafif çekiyor.

Bugünlerde hala düzenli olarak kilo takibim yapılmıyor, ama İstanbul'da 3 gün arayla gittiğim iki kontrolde de hem kilo hem tansiyon ölçümü yapıldı. Orada her gidişte yapılıyormuş. 16. haftadaki kontrolde de 73.8 çıktım yine kıyafetlerle. Sevindim elbet çünkü hala fazla kilo almış değilim. Şimdi başlangıç kilomu bilmediğim için ne kadar kilo aldığımdan emin olamayacağım bir gerçek ama insan vücudunu tanır ve hisseder ya fazlalıklarını, ben karnımın büyümesi dışında hiç bir yerimin değişmediğini görüyor ve hissediyorum. Bu yüzden aldığım kilolar sadece bebeğe ve rahim büyümesine gitmiş olduğu için rahatlıyorum.

Tabi bu güne kadar böyle gitmesinde Helo'nun payı büyük. Cem'e de diyorum bu bebek annesini güzel ve bakımlı istiyor anlaşılan. Allah nasip ederse sonrasında da formda olmaya çalışacağım. E Helo bana pek sıkıntı vermedi ben de bebeğimi dinlerim :) Hamileliğimin ilk 3 ayı belirtiler konusunda çok rahat geçti. Yorgunluk halsizlik hissetmedim, hiç uyuya kalmadım, toplamda sadece 7-8 kere kustum (onların da nedenini anladık, duygusal gerilimlerde hemen kusmaya başlıyordum, sonra bebeğim üzülmemi istemiyor diye düşünüp hep kendimi kontrol altına aldım ve kesildi), fazla midem bulanmadı. Tek sorunum sürekli bir mide gazı ve geğirme isteği oldu ve hala devam ediyor.

Bana göre daha ağır bir hamilelik geçiren arkadaşımla konuştuğumda bu iyi durumun bebekten mi benden mi olduğunu bilemediğimi söyledim. Çünkü hepsi birbiryle ilişkili, ben pozitif olduğum için mi (yani ağrı ve rahatsızlıkları gözümde büyütmüyorum -ki normal hayatımda da hep ağrılarımı umursamam, çünkü ağrını düşündüğünde daha çok hissedersin- ) rahat hamilelik geçirdim yoksa bebek fazla etki yapmadığı için mi pozitifim bunu ayırt edemem. Ancak bu dönemde normal hayata göre yine de hiç bir belirti farklılık yok değil, sanırım bunu kabullendiğim için rahattım. Sürekli midemi düşünüp huzursuzluğu hissetsem belki ben de hasta olurdum bilmiyorum.

Yukarıda yazdığım fazla kilolarım uzun zaman boyunca alınmış kilolardı ve çok yemekten değil az yemekten ve öğün atlamaktan kaynaklanıyordu. Birkaç kere denediğim diyetisyen kontrolünde zayıflamalarda günde 7 öğün azar azar yiyerek beslendiğimde metobolizmam çalışmaya başlayarak kilo vermiştim fakat devam ettirememiştim. Neyse hamileliğimin en başından beri beslenme düzenim tam da bu hale geldi. Günde 2-3 saatte bir acıkıyor ve çok az yiyebiliyordum. Mesela bir oturuşta sadece bir kase çorba, sonraki acıkmada salata, sonrakinde meyve gibi... Normalde bir öğünde yediklerim bölünmüş oluyordu. Bu açıdan çok iyi beslendiğimi ve bu yüzden belki de kilo verdiğimi düşünüyorum. Tabi Slovakya'da olmamın da faydası oldu. Çok sık fast food yemiyoruz, genelde ev yemekleri tüketiyoruz, ağır tatlılar yerine nadiren sütlü tatlı ve bol bol meyve yiyorum.  İstanbul'daki 24 günlük kalışımda da bu alışkanlığımı arada bozulmalar olsa da sürdürdüm.

Beslenme konusunda tek memnun olmadığım durum su tüketimimdi. Normal hayatında en az 2 litre su tüketen ben (zoraki değil keyifle bayıla bayıla) hamileliğimde su içemez oldum. Şu ana kadar beni tek rahatsız eden şey su oldu. Canım çekiyor, duramıyorum susuz ama ne zaman su içsem midem huzursuz oluyordu. Sonradan suyu lıkır lıkır içmemem gerektiğini anladım, bütün gün elimde şişeyle ufak yudumlar halinde tükettim. Bu durum 3 ay bittikten sonra nispeten azaldı ve bu günlerde tekrar dilediğim kadar dilediğim miktar içiyorum çok şükür.

2 Kasım 2011 Çarşamba

14 ve 15. haftalar

14 ve 15. haftalar
Bu hamilelik yazılarımda çenem fazlaca düşüyor sanırım eskisine göre, ancak yalnızlığımdan olsa gerek, kimseyle birşey paylaşamadığım için tüm duygu ve düşüncelerimi dökeceğim tek yer blogum oluyor sanırsam :)

*****
Yazılış tarihi: 10 Ekim

26 Eylül ile başlayan 14. haftamız ve 3 Ekimle başlayan 15. haftamızı tamamladık. Ancak bu sürede İstanbulda bulunduğum için koşturmaktan yazamadım.

27 eylül sabahı erkenden (6,13) treni ile Kosiceden ayrılıp Budapesteye, ardından havaalanına geldim. Öğle saatlerinde kalkan uçak bekleme iniş eve geliş vs neredeyse 12 saat bir yolculuktu. Genelde oturarak geçse de yolculuk insanı yoruyor. Ardından tabi hemen ertesi gün işe gittim. 

İstanbul'a geldiğimden itibaren gerek okulda gerek evde, çevremdeki insanların ilgileri beni çok iyi hissettirdi. Çünkü daha önce sadece eşimden gördüğüm ilgi -her ne kadar çok da olsa- insan biraz şımartılmak istiyormuş. Yine de kimseleri yormak bana hizmet etmelerine izin vermek istemedim. Zaten kendime dikkat ediyorum ama, ne yapacaklarını bilemeyenlere ben sadece hamileyim hasta değilim dedim.

Bu güne kadar göbeğimde ekstra bir büyüme olmadı, var olduğu kadarki kısmı haraketlerime biraz engel olsa da enerjim, kıpır kıpırlığım devam ediyor. Artık ikinci trimeistere girdiğimiz için ise çok daha rahatım. Ancak bu rahatlığımdan memnun değilim çünkü önceki zamanlarda ortaya çıkan belirtileri bebeğin dili olarak algılıyordum, şimdilerde uzun süre hiç bir belirti hissetmeyince içime kurt düşüyor.

Tek devam eden şey sık sık yemek yeme isteğim, acıktığımda olan mide gazlarım ve eğer evhamlanırsam midemde hissettiğim sıkıntı. Uzun zamandır ruhsal durumumu kontrol altında tutuyorum ama 6 ekim günü İstanbulun kurtulusu sebebiyle yapılan törenlerden dolayı trafikte saatlerce sıkışınca ve yetiştirmem gereken işlerim de olduğu için inanılmaz gerilmeye sıkılmaya başlamıştım. Midem hemen alarm verdi, Helo beni uyardı. Hemen kendimi iyi hissettirecek şeyler düşünmeye başladım ve geçti.

14. haftanın sonunda pazar günü ablamlarla Haliç sahil gezisi yaptık, bolca yürüdük, oturduk yemek vs yedik. O günün öncesinde hafif boğazım acımaya başlamıştı o günden sonra arttı. Hemen pazt günü doktora gittim ama sistem arızası nedeniyle muayne olamadım, salı günü muayne olduğumda, faranjit olduğumu öğrendim ne yazık ki. Gebelikte kullanılabilen ilaçlardan başladım ve çok şükür kısa sürede iyileştim. 

Geldiğimden beri hergün işe gelmek ve yapmam gereken işler yüzünden günlerin nasıl geçtiğinin farkında değilim. Şu an o kadar uzun geliyor ki yaşadığım günler, her gün birşey yaptım, bir iş bitirdim ve hala yapacaklarım da var. Cem'i çok özledim ama moralimi yüksek tutuyorum, dönünce beraber paylaşacağımız çok şey olacak ama burdaki ailemi uzun bir süre göremeyebilirim. 

Bu haftalarda bebeğin durumunu öğrenmek adına hiç bir şey yapamadım. Slovakyadaki doktorum burada olduğum zamana denk gelen 3 lü tarama testini yaptırmamı salık vermişti. Faranjit sebebiyle kadın doğum doktoruyla görüştüğümde (ona hapları onaylatmak ve durumumu açıklamak için), ikili testin sonuçları iyiyse üçlü test istemediklerini söyledi. Test sonuçlarım iyi olmasına rağmen Janka'nın istemesi yüzünden ben de yaptıracağımı söyledim ve önümüzdeki perş günü için randevu aldım. Bu randevuda cinsiyetini de öğrenmeyi umuyorum, zira hem çevremdeki insanların tahminleri, hem de gitmeden önce birşeyler almak istediğim için cinsiyetini merak eder oldum. Her ne olursa olsun benim için çok önemli değil ama özellikle kıyafetlerdeki çok belirgin farklar yüzünden cinsiyetini öğrenmek istiyorum. Helocum bize kendini gösterirse ve fırsat bulabilirsem biraz bebek alışverişi yapmak istiyorum ama bir yandan da daha erken olduğu için tedirginim. Neyse bakalım zamanı gelince düşünürüz.

Geldiğimden beri hep annemde kaldım, kendi evime hiç gitmemiştim. Geçtiğimiz cumartesi günü önce babannemizi ziyaret ettik Helocumla, sonra da biraz evime uğradım. Anne bebek vapur keyfi yaptık hava da çok güzeldi, içimden İstanbul'u anlattım bebeğime. Ancak cenaze sebebiyle (başbakanın annesi, evim Karacaahmet mezarlığına çok yakın), Kadiköyden eve giderken araçlar farklı yöne yönlendirilmiş olduğu için inmek zorunda kaldım ve uzunca bir yol yürüdüm, ayaklarıma kara sular indi, sıcak ve çantam bir yandan, bayağı sinir oldum ama evimize gelince dinlendim, birkaç parça eşyamı alıp yine annemin evine yollandım. Sabah dokuzda evden çıkmış akşam hava karardıktan sonra (7,5 suları) girmiş, saatlerdir yollarda olmaktan dolayı cıcıcğım da çıkmıştı.

Dün yani, pazar günü hava da yağmur yağarak benim dinlenmeme vesile oldu, bütün gün evde dinlendim. Bugün ise yeni haftamıza iyi bir şekilde başladık. Şu saatlerde karnının acıktığını zillerle duyuran Helocuk yüzünden daha fazla yazamayacağım için satırlarıma son veriyorum.