27 Haziran 2012 Çarşamba

3. Ay ♥

20:46:00 10 Comments
Bu yaziyi 4 gun gecikmeli olarak yaziyorum ama mazeretimiz var, yolculuk yaptik ve sonunda nihayet Turkiye'deyiz. Yolculugumuz cok guzel gecti, bunda yaklasik bir hafta once emzigi almaya baslamasinin da etkisi buyuk. Ucakta ve yolda hep uyudu kuzum.

Bu ay oyle cok gelisme oldu ki, unutmamak icin hep kafamdan gecirip durdum. Neredeyse her yeni gunde yeni huylar edindi, kimi gunler eyvah, kimi gunler oh cok sukur dedim. Oncelikle doktor kontrollerimizden bahsedeyim.

2. ayi dolduktan bir hafta sonra doktor kontrolune gittigimiz icin, 2. ay yazisinda bu bilgiler yok. Kontrolde kilosunun 5170 grama kafasinin 39 cm.e ulastigini ogrenmistik. Bir ayda yaklasik 1100 gr almisti. 3. ay kontrolumuz ise biz buradayken olacakti ve ilk asilari da o zaman yapilacakti. Burda uc ay bittiginde basliyormus asilar. Turkiyede olacagimizi soyleyip randevuyu erkene aldik ve gelmeden once  asilarimizi olduk. 18 gunde yaklasik 500 gr daha aldigini ogrendik (5650 gr) ve asilarimizi olduk. Iki bacaktan yapildi asilar, biri karma asi idi ama digerini unuttum, gerci Slovakca adlarini not aldik.

Asi olurken biraz agladi ama cok degil. Biraz da onu sabit tutmaya calismamizdan hoslanmadi. Evde agri ve ates icin surup vermemizi, asi yerlerine soguk kompres yapmamizi soyledi doktor. Masallah evde ates vs olmadan atlattik.

Bu ay en buyuk sıkıntımız kusmalarindandi. Buraya da yazdigim gibi doktora gittik ve ilac kullanmaya basladik. Ancak o yazima kayinvalidemin yaptigi yorum beni dusundurdu. Mide stresten cok etkilendigi icin benim stresim onun kusmasina sebep olabilirdi. Dusununce kusmalarinin tavan yaptigi donemlerde gercekten cok stresli idim. Ve dun bir daha sahit oldum ki benim moralim tamamen etkiliyor kusmasini. Bir de emzik kullanmaya baslamasi iyi gelmis olabilir cunku tukuruk salgisi cogaliyor ve bu da mide asidini seyreltiyor olmali.

Geldigimizden beri ilaclari cok duzenli kullanmasam da kusmalari bitmis gibiydi. O kadar mutluyduk ki hepimiz, fakat dun bir mevzuya cok sıkıldım ve agladim. Emzirirken bile ağliyordum ve bittiginde hic olmadigi kadar kustu. Oyle cok kustu ve sonrasinda uzun sure memeyi almak istemedi ki birakacagindan korktum. Neyse ki aldi sonra ama benim ruh halimden cok etkilendigini anladim. Bu yuzden artik hic birseyin beni ve onu etkilemesine izin vermeyecegim.

Bu ayin ikinci haftasinda kizim sabahtan aksama kadar surekli aglamisti. Bebegi aglatmadan buyutmeye calistigim halde hic susmuyor, aglar halde birakmak zorunda bile kaliyordum. Sanki aglamayi huy edinmis gibiydi ama cok sukur o da sonra gecti. Sonradan dusununce sanirim o zaman yine midesi ona rahat vermiyordu.

3. ayin ortalarindan itibaren de daha once cikardigi sesler belirgin bir sekilde degisti ve bize bolca gulucuk vermeye basladi. Su anda her gecen gun yeni sesler cikariyor, benim cikardigim sesleri taklit etmeye calisiyor, kahkaha atarak guluyor. Oyle tatli oluyor ki onunla konusmak, ozellikle sabahlari boyle bir saat minciklayip konusuyoruz.

Ay basindan itibaren elini inceleyip agzina goturmeye calisiyordu. Gozlerini ellerine odakliyor, sonra yavas yavas yaklastiriyor. Bunu oyle buyuk bir ciddiyetle yapiyor ki hali cok komik oluyor. Simdilerde ise emzigini cikarip takmaya, bazi oyuncaklarini yakalamaya calisiyor. Reflu dolayisiyla surekli yuksek yattigi icin ters donme gibi hareketler yapamiyordu ama bu sabah itibariyle oyle hareketendi ki kendini atarken bir kac kere ters dondu. Kendi bile ne olduguna sasiriyor donunce :)

Gezmeyi cok seviyor ve biz zaten hastaneden geldigimizden beri surekli geziyoruz. Slovakyada yesil alanlar cok bol ve bir cok kere ormana, gol kenarina falan gittik. Ozellikle polenlerin ucustugu donemlerde dahi cikardik ki, bebekken maruz kalindiginda ilerde alerji olasiligi azaliyormus. Bakalim gorucez. 3. ayin son bir haftasinda hava sicakliklari 30 dereceleri asinca badi ile durmaya basladi. Ciplak olmayi cok seviyor, yatakta saga sola kivrilip ciplak cildine temas ettikce kiritiyor :) Terlemedigi surece cereyanda kalmasi gibi durumlara pek dikkat etmedim. Camlarin ve klimalarin acik oldugu ortamlarda da tuttum. Terlemesine de pek izin vermemeye calistim ama Istanbuldaki nem cok fazla, burda bazen terliyor.

Slovakyada gunduz uykularimiz yok denecek kadar azdi. En fazla yarim saat 3-4 kere uyuyordu ama ben bunu yeterli buluyordum. Zira gece uykusu 11-12 saat kadar oluyor. Bu aydaki bebekler icin gunde ortalama 14-15 saat uyku gerektigi icin gun icinde kalan sureyi de yarimsar saatlik uykularla da olsa tamamliyor. Bu yuzden cok dert etmiyorum. Fakat buraya geldigimizde uyku sureleri biraz daha uzadi. Bunda havanin etkisi oldugunu dusunuyorum. Hani tatile gidince oksijen bollugundan erkenden uyanir ve dinc oluruz ya, kizim da Slovakya'da ondan daha az uyuyor olmali. Havasi cok temiz cunku.

Cok sukur gece uykularimiz fena degil bir kere 4-6 saat suren kesintisiz uykusu oluyor, sonraki sefer ise zaten sabah olmus oluyor, sabah 9-10 a kadar gece uykusunun etkisi suruyor. Bir keresinde 8 saat kesintisiz uyumustu, cok sasirdim ama reflu sebebiyle cok rahatsiz oldugu donemlerdi, rahatlayip uyusun diye hic bozmadim uykusunu.

Son on gundur de uyuyacagi zaman bir eliyle kulagini bir eliyle de uzerinde ne varsa onu (onluk, tisort vs) tutmaya basladi. Bazen de battaniyenin kosesini falan veriyorum kavriyor. Saniyorum uyku arkadasi edindirme zamani geldi. Muzikli uyku arkadasi almistim ama kavramakta zorlaniyor, simdilik ortulerle idare edecegim. Umarim bundan sonraki adim kendi kendine uyumasi olur, cunku artik yastigini sallayarak da uyutabiliyorum bazen.

Slovakyada sallanan ana kucagindan almamistim, buraya gelince yegeniminkini kullanip sevdi, gider gitmez alacagiz. En azindan gunduz biraz uzerinde birakip bir yandan islerimi yapabilirim.

Orada yalniz oldugumuz icin kalabaliga karsi nasil tepki verecegini merak ediyordum. Ikinci gunde alisti, insanlarin ilgisinden mest oluyor. Buyuk anneler, dedeler hepsi cok seviyor, Helocum kucaklarinda keyif yapiyor :)



20 Haziran 2012 Çarşamba

Bize Biraz Müsade

16:16:00 14 Comments
Nihayet aylar süren bekleyişimiz sona erdi.

Kucaktan kucağa atlamaya,
Pasta börekler lüpletmeye
Ev yapımı limonataları hüpletmeye
gidiyoruz yarın Türkiye'ye.

Bize kolay bir yolculuk dileyin anacım. Yarın sabah buranın saatiyle 6 da başlayacak yolculuğumuz, tahminen Türkiye saatiyle 16 da bitecek. Bakalım nasıl geçecek.

Not: Kızım doğduğundan beri gecedesign@gmail.com mail hesabıma bakamadım. Doğrusu çok da üzerine düşmedim, çünkü baktığımda cevap veremedikçe daha da üzülüyorum. Bir süre daha bize izin verin. İnşallah gelince tüm işlerime (akademik ve tasarım) kaldığım yerden devam edeceğim.

2. Not: Cumartesiden beri hava 30 dereceyi geçti burda, yandık tutuştuk. Orası daha sıcaktır napıcaz o sıcaklarda bakalım :/

19 Haziran 2012 Salı

Travel Bebek Arabası

10:49:00 3 Comments
Helo'nun 3 ayı dolmasına az kaldı. Bu süre zarfında bebek arabamızı bol bol kullandık. Burada kucakta bebek taşımak yasak gibi birşey. Resmi bir yasak yok elbette ama insanlar kucakta bebek taşımayı yadırgıyor. Geçen hafta bir gün bunalıp da, kızımı kucağıma alıp bahçeye inmiştim. Yolda herkes bana tuhaf tuhaf baktı, köpeğini gezdiren yaşlı bir kadın da ikinci karşılaşmamızda dayanamayıp birşeyler söyledi. İşaretlerinden anladığım kadarıyla, bebeği öyle taşımamamı, kanguru kullanmamı söyledi.

Fakat kanguru, sling kullanan da fazla yok. Bebek arabası kullanımı daha yaygın ve her gün bebekleri dışarı çıkarıyorlar. Havanın nasıl olduğu farketmiyor, çocuklar temiz hava alıyor. Eşimle konuşuyoruz İstanbul'da bu kadar çok bebek arabası yok diye. Burda yollar da, binalar da, otobüsler de bebek arabaları ve engelliler için düzenlenmiş durumda elbette.

Neyse, ben bizim bebek arabamızdan bahsedecektim. Uzun süre araştırmış ve sonunda biraz da kampanyalı ürüne denk geldiğimiz için Hauck Malibu All in One almıştım. Üç parçadan oluşan travel set. Bu model ile ilgili yorumlara bakmıştım ama fazla bulamamıştım, şimdi ben de yazayım da belki ilerde araştıran olur.

Bebek arabası alırken yaptığım araştırmalarda üç özellik vurgulanıyordu. Birincisi hafif olması, ikincisi kolay açılıp kapanması (mümkünse tek elle), üçüncüsü katlandığında az yer kaplaması (bazı modeller bagajlara sığmıyormuş). Ben de bunlara dikkat ettim ve bu açıdan oldukça memnunum. Sadece açıp-kapama için iki el gerekiyor ama oldukça pratik. O kadar da olsun dedim çünkü oldukça uygun fiyata almıştık.

Üç değişik oturma bölümü var, bildiğimiz oto koltuğu monte edilebiliyor, portbebe ve normal pusetin oturma bölümü. Oto koltuğu ve portbebe sürücüye dönük takılıyorken, puset halinde dışarı dönük oluyor.

İlk üç ay portbebe kullanılıyor, sonra bebekler yatay durmaktan sıkılmaya başlıyorlarmış. Biz sadece 2 ay kullandık. Kızım son zamanlarda sıkılmaya başladı, oldukça hareketli çünkü. Bu sürede evde de onu kullandık, ben salonda oturduğum zaman, kızım portbebede uyuyordu.

Bu arada birkaç kere dışa dönük haldeki versiyonu da kullandık dışarda. Sırt yüksekliğini ayarlamak çok kolay ve güzel düşünülmüş. Sadece belli seviyeler değil istenilen her seviyede yükseklik ayarlanabiliyor ve neredeyse dümdüz oluyor. Dışa dönük olmasa yenidoğan zamanından itibaren çok rahat kullanılabilir.  Keşke itme konsolu iki yöne de ayarlanabilse.

Gelelim oto koltuğuna. Oto koltuğunu arabaya taktığımızda, ya da evde kullanırken istenilen eğimde kullanmak münkün olduğu halde, bebek aranasına monte edildiğinde biraz dik kalıyordu. Yaslanarak oturur vaziyette gibi. İlk aylarda malesef kullanamadık ve bu durum sinirimi bozuyordu. Bebek için fazla dikti ve beline destek için yastık vs koyduğumda ise kayıyordu, kullanmak imkansızdı yani. Sonradan düşündüğümde aslında olumsuz bir özellik olmadığını düşündüm çünkü, bebekler zaten ilk iki ay portbebede yatacak, ondan sonra oto koltuğuna geçilecek. Şu an oto koltuğunu bebek arabasında çok rahat bir şekilde kullanıyoruz, çok yatay değil, kızım çevreyi de görmek istiyor artık. Tasarlanırken bu açıdan düşünülmüş olmalı.

Yalnız bir olumsuz özelliği var ki bu sadece bebek arabasına takılması ile ilgili değil, arabada da geçerli. Bu koltuk 0-13 kg olarak belirtildiği halde şu anda kızım içinde sıkışmaya başladı (daha 6 kg bile değil). Yanlardan sıkışık duruyor ve kendisi de sıkılıyor. Muhtemelen yakında başka bir oto koltuğu daha alacağız. Bu açıdan başka markaları incelediğimde, hem daha yayvan hem de bebek arabasına monte edildiğinde çok dik olmayan (yani ilk aydan itibaren kullanabilecek) modeller olduğunu gördüm.

Sonuçta eğer belirttiğim ayrıntılar sizin için önemli değilse, kullanımı, güvenliği, hafifliği ve sağlamlığı açısından bir de süspansiyonlu oluşu nedeniyle bebeği fazla rahatsız etmemesi açısından tavsiye edebileceğim bir ürün. Ancak oto koltuğu ile kullanılan model arıyorsanız, mutlaka bebek arabasına takıldığındaki eğimine ve genişliğine dikkat edin diyorum.

Kıyaslama açısından iki model koyuyorum. Üstteki bizim markanın oto koltuğu, alttaki ise bebek arabasında iken daha yatay durduğunu gördüğüm ve iç hacmini geniş bulduğum bir model, markası Jane.


Bu zamana kadar kullandıktan sonra tecrübe ettiğim kadarıyla, yayvan ve eğimi iyi olan bir oto koltuğu ve yönü değiştirilebilen puset yeterli aslında. Portbebeye gerek yok. Eğer böyle bir ürün bulursanız çok uzun süre kullanabilirsiniz.

14 Haziran 2012 Perşembe

Bebek Reflüsü

17:53:00 54 Comments
2. ay yazımızda Helo'nun kusmasıyla ilgili olarak bebek reflüsü olabilir diye yorumlar gelmişti. Ben daha önce Blogcu Anne'nin yazılarından bebek reflüsünden haberdardım ancak onun yazısında betimlediği belirtilerden hiç biri bizimkine uymuyordu. Şöyle yazmış Blogcu Anne
Bebek reflüsünün belirtileri şunlardan bir ya da birkaçını içerebilir: sık sık hıçkırma ya da geğirme, sık sık tükürme ya da fışkırtır şekilde kusma, gece sık uyanma, yetersiz kilo alımı, yutkunmada zorlanma, birden ya da sakinleşmemecesine ağlama, emerken kendini geriye atarak belini bükme, sürekli emme isteği ya da meme emmeye ilgisizlik
Hıçkırma ve geğirme yok, kusmalar var ama fazla emen bebeklerde de kusmalar olabiliyor, kilo alımı iyi, kendini bükme, emmek istememe gibi durumlar da hiç yok. Dolayısıyla doğrudan bebek reflüsü diyebileceğim işaretler yoktu. Kusmaları aile büyüklerinin dediği gibi fazla emmekten, üşümesinden yada nazardan olabilirdi :/

Fakat bizim sıkıntımız geçmedi. Yaklaşık 1 aylık olduğundan beri (şu an 3 ayı doldurmasına 10 gün kaldı) kusmaları devam ediyor. Çoğunlukla peynir halde çıkarıyor. Emdikten sonra fazla gelen sütler  emdikten hemen sonra çıktığı halde bizimki emmeden 2 hatta 3 saat sonra bile kusabiliyor, sık sık  midesindekiler ağzına geliyor, sürekli bir geviş getirme hali (çıkarmıyor yine yutuyor malesef). Ağzına gelenler boğazını yakıyor, gözleri kıpkırmızı oluyor ve boğazı yandığı için de acı acı ağlıyor :( Bu nedenle uykusu çok etkileniyor. Özellikle gündüz uyuduktan 10 dakika sonra boğazının yanması ile uyanıyor, tekrar uyuyamıyor. Bütün gün uyutmaya çalışmakla geçiyor.

Geceleri de devam ediyor ağzına gelmeleri, çok derin uykudaysa uyanmıyor ama uykusunda inleme gibi sesler çıkarıyor.

Öyle üzülüyorum ki bu haline, elimden de hiç bir şey gelmiyor. Bütün gün kucağımda taşımaktan fiziksel olarak, çaresizlikten de ruhsal olarak yoruluyorum. Ağladığında sakinleştiremiyorum bazen, o zaman kendimi perişan hissediyorum.

İnternette bununla ilgili önlem olarak önerilen her şeyi denedim. Tek seferde çok emmesin, az ve sık emsin, emdikten sonra dik tutulsun, 45 derecelik açıyla yatırılsın (sürekli öyle yatıyor, kızım yatak keyfi yapamadı hiç), her şeyi denedik. Bir de mutlaka gazını çıkarmasını bekliyoruz. Fakat şikayetleri hiç azalmadı. Belki de bu az halidir bilmiyorum tabi.

Tek istediğim yediklerinin ağzına gelmesiyle oluşan yanmalarının azalması, birazcık rahatlaması. Görseniz boğazı yanarken, gözleri kıpkırmızıyken bile gülmeye çalışıyor yavrum.

Neyse çok dertlendim ama bugün nihayet doktora gittik. 2 hafta önce aramıştık doktoru ancak bugüne boş yer varmış. Ultrasonla baktı anormal bir şey yokmuş. Bebek reflüsü için bir şurup verdi, bir de mide için yararlı bakteriler içeren bir ilaç. Önlemleri tekrarladı, dik tutun sık ve az emzirin o kadar.

Şurubu biraz önce kullanmaya başladım, daha pek etki etmedi gibi ama umarım iyi gelir ve rahatlatır.

Merak ediyorum, aynı sıkıntıları yaşamış olanlar varsa bu durum nasıl ne zaman geçecek? Bir de benim bilmediğim önerebileceğiniz rahatlatıcı yöntemler, ne bileyim bitkisel bişeyler falan var mı?

Sonradan ilave: İnternette sadece bu yazıya rastlayanar için güncelleme yapmak istedim. Kızım şu an 6 ay 5 günlük ve reflü problemimiz tam 3,5 aylıkken gittiğimiz bir doktorun yönlendirmeleri üzerine son buldu. Bahsettiğim ilaç pek bir işe yaramadı ne yazık ki.

Genelde reflüsü olan bebeklere az ve sık emmesi tavsiye edilir. Midesi fazla şişmesin diye. Ancak İstanbul'da gittiğimiz bir çocuk doktoru bunun tam tersini söyledi. Daha doğrusu ne zaman emeceğine bebek karar verecek, sen üstelemeyeceksin. Eğer zorlarsan bebek reflüsünü kronik reflüye dönüştürebilirsin dedi. Uzun uzun anlattı.

Bebeklerin ilk 6 ay mide kapakçıkları çok esnek oluyormuş ve yiyeceklerin yukarı kaçması çok olası. Ancak midenin belli bir miktarı (şekil çizerek gösterdi yaklaşık 2/3ü ) dolu olduğunda midesindekiler kaçmadan dururken, bu miktarı biraz geçtiğinde hemen çıkarır dedi. Bebek kendisi midesinin ne zaman boşaldığını, ne zaman ne kadar emeceğini bilir, ancak sık sık meme uzatılırsa aç olmasa bile (bazen ten teması vs) emmeyi reddetmeyebilir. Bu yüzden karnı acıkmadan ona meme sunmamak lazımmış. Bebekler karnı acıktığında önce mızıldanır, ardından ihtiyacı giderilmezse ağlamaya dönüşür. Bu mızıldanmayı mutlaka bekle, hatta ağlamasını bile bekleyebilirsin dedi. Geceleri ise sık emmek istemezse uyandırma, bebekler 8 saate kadar aç durabilir dedi.

Doktorun tavsiyesi üzerine bu acıkma işaretlerini bekledim. Belki de kızım bir seferde çok içtiğinden bilmiyorum tekrar acıkması 3,5-4 saati buluyordu. Bu aralıklarla emzirdiğimde kusmaları birden bire kesildi.

Daha önce yaklaşık 3 saatte bir emziriyordum ama onun talep etmesini beklemiyordum. Dolayısıyla hep kusuyordu. Yine mide doluluğunu dikkate alarak emdikten hemen sonra verilen su (yada başka birşey) seviyeyi aşmasına sebep olur ve kusturur. Buna da dikkat etmek lazım.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Uçurmaya Az Kala

13:45:00 15 Comments

Ne bitmek bilmez işlermiş allahım yarebbim. Kızım bugün iki ay iki haftalık oldu hala işlerimiz bitmedi. Önce doğum belgesi çıktı, bilmem Türkiye'de de öyle mi, diploma gibi birşey. Yaldızlı kabartma mühürlü falan. Sonra doğum belgesi ile nüfus kağıdı için başvurduk konsolosluğa. Yaklaşık bir ay sürdü. Burdan yapılan başvuru Türkiye'ye gitti, orda kimlik no çıktı ve cüzdanı hazırlandı, sonra buraya geldi. Çoğu zaman postada geçiyor tabi. Her gün internetten kimlik no sorgulaması yaptık çıktı mı diye. Çıktığında oldukça sevinmiştik.

Sonra sırada pasaport başvurusu vardı. Kimlik no çıkmadan pasaport çıkmıyor. Bunun için de hep beraber konsolosluğa gittik. Konsolosluk başkentte, başkent burdan 5 saat uzaklıkta. Giderken uçakla gittik, dönüşte trenle geldik. Aynı gün içinde gidip geldiğimiz için Helo'yu iki kez uçağa bindirmek istemedik. Nitekim öyle eski ve minik bir uçaktı ki yalıtımı çok iyi değildi herhalde bizim bile kulaklarımız her zamankinden fazla etkilendi. Kızım da inişte biraz ağladı ama bence çok iyi dayandı. Tren ise fena değildi ama sıkıldığı için ağladı onda da. Zaman geçmek bilmiyor tabi hep aynı yerde.

Başvuru sürecimiz ayrıca zordu. Önceden pasaporta konulacak resmi burda çektirmek istedik ve fotoğrafçıya gittik. Fakat bizim bıdık her zaman hafif uyumasına rağmen orda uyanmak bilmedi, çektiremedik. Sonra evde beyaz bir çarşafa yatırıp kendimiz çekmeye çalıştık. Fotoğraf biyometrik olacak, gözler tam karşıya bakacak. Işık farklılığı gölge vs olmucak, gülümsenmeyecek falan. Onlarca denemeden sonra bir poz yakaladık ve onu fotoğrafçıda bastırdık. En boy oranı doğru olmasına rağmen bizim fotoğraftaki kafa çok büyükmüş. Konsolosluk kabul etmedi o gün orda başka bir fotoğrafçıya gittik. Zorla çekildik bir poz, hemen aldık ama o da olmadı, gözler hafif yan kaymış. Haydi bir daha git çektir. Yakın da değil fotoğrafçı taksiyle gidip geliyoruz, kız helak oldu zaten yollarda.

En son foto oldu gibi ama emin de değiller bakalım Türkiye'deki emniyet müdürlüğü kabul edecek miymiş. Olmazsa yeniden gelmemiz gerekirmiş ama allahtan bir çeşit belge imzaladım annenin gelmesine gerek kalmasın diye. Bebek için başvurularda hem anne hem baba gelmesi lazımmış normalde.

Neyse ki kabul edilmiş resim ve pasaport yola çıkmış. Beklerken ufak bir endişe krizi de yaşadık. Emniyetin elindeki çipli pasaportlar tükenmiş ve ihale sorunu nedeniyle yeni pasaport başvuruları askıdaymış. Bu engele takılmaktan bir günle kurtulmuşuz, bizden sonraki günün başvuları beklemedeymiş. Başvurudan iki hafta sonra geldi ve babamız Pazartesi günü almaya gitti yeniden konsolosluğa. Tabi tüm günü gidiyor gidip gelmekle. Şimdi ise pasaportlara oturma izni yapıştırılması işi kaldı. Bunun için de bu sabah yabancılar polisine gittik.

Onlar da üç gün çalışıyorlar haftada. Başvuru için listede yazan belgelerin hepsini hazırlamış olmamıza rağmen, meğer bebek durumunda listede yazmayan gizli belgeler de istiyorlarmış. Bırrr. Yetiştirebilirsek Cuma günü başvuru olacak ama sanırım en az bir hafta çıkmasını bekleyeceğiz. Bu durumda ne bebek şenliğine yetişebileceğim ne de yeğenimin doğum gününe. Bir sonraki hafta sonu olan sünnet düğününe yetişebilmemiz ise çok kritik, olabilir de olmayabilir de. Kısmet bakalım.

Yani diyeceğim o ki kafayı uçurmaya az kaldı.

Üstteki resim ne alaka derseniz, kızıma doğmadan önce aldığım tüm ayakkabılar çok büyükmüş, geçen gün bunu aldık ama bu bile büyük geldi, ordaki en ufak boy idi halbuki :(

4 Haziran 2012 Pazartesi

Keşke Bebek Festivaline Gidebilsem

12:55:00 3 Comments
Geçen yıl gitmiştim, Çiğdem'i görmeye. Hani şu Kımılnaz ve Kıpırcan isimli oyuncakların fikir annesi, yaratıcısı, tasarımcısı olan namı diğer Soran Anne. Onunla ilk görüşmemizdi -hoş bir daha görüşemedik ya- ve sıcacık sohbeti, gülen yüzlü, enerjik tavrı bana çok iyi gelmişti o zaman.

O zamanı hatırlıyorum da. Üzerinden bir yıl geçti ama ne kadar da farklıydı herşey. O günlerde ruh gibi dolaşıyordum ortalıkta. Tezim bitmiş ama stresini atamamış, uzun zamandır ayrı olduğum kocacımla ne zaman kavuşacağımıza dair hiç bir işaret yoktu. Şimdi ise biz kavuştuk, hamile kaldım ve kızımız kucağımda. Tam bir yıl sonra ne kadar da çok şey değişmiş hayatımda.

Şimdi Bebek Festivali'ne bebeğimle katılmayı çok isterdim. O kadar güzel bir organizasyondu ki, heryer cıvıl cıvıl, püfür püfür boğaz, müzik, eğlence. Geçen yılpek tadını çıkaramamıştım şimdi gitsem her bir standa teker teker uğrar, promosyonlardan faydalanır, müziğin tadını çıkarırdım ve tabi geçen yıl telaştan unuttuğum Zuzucan bebeklerden alırdım. Zaten bu günlerde kızım da oyuncaklara ilgi göstermeye başladı. Her sabah vik vik öten fil ile konuşuyoruz, dönenceyi yakalamak için çırpınıyoruz ve kocaman açılmış gözlerle kitabımızı inceliyoruz.

Bugün nihayet pasaportlarımızı almaya gitti eşim. Önce nüfus kağıdının çıkması (burdan doğum kağıdı Türkiye'ye gitti, nüfus kağıdı geldi) ardından pasaport için başvurup çıkması (o da Türkiyeye gidip geldi) için çoook uzun zaman bekledik. Geriye sadece pasaportlara oturma izninin yapıştırılması kaldı, ona da bu hafta başvurucaz ama bakalım ne zaman çıkacak. Sonra inşallah gidiyoruuuuuuz.

Ha sahi unutuyordum. Dün facebookta gördüm, Çiğdem bir kampanya düzenlemiş Zuzucan oyuncakları için, şifre ile gidene oyuncaklarda indirim yapmış. Çok da iyi yapmış. Şifre aşağıdaki resimde yazıyor :)