5 Mayıs 2011 Perşembe

Bloglamaya Nasıl Başladım

Sevgili İçimden Geldiği Gibi beni böyle bir konuda mimlediği için çok sevindim doğrusu. Genelde okuduğum kişilerin neden ve nasıl yazmaya başladıkları benim de merakımı çekmiştir. Ancak şahsen kendim bu konuda yazmayı hiç düşünmemişim şimdi farkettim.

Mimi alınca hakikaten sordum kendime nasıl oldu da yazmıştım, ve düşüncelere daldım. Üzerinden epey zaman geçti ama az biraz da olsa hatırlıyorum.

Bir yıl önce yeni aydınlık odama geçene kadar, ünversitedeki odam (yaklaşık 8 yıl orada kaldım), hiç bir camı olmayan, karanlık bir odaydı. Tüm gün floresan lambanın altında oturmak ilk yıl gözlerimi çok yormuştu ama sonra alıştım. İlk iki yıl odamda hiç bilgisayar yoktu. Ben de ofisi yeniden düzenleyerek, bir duvarını kaplayan tahtaya bir manzara resmi çizerek onu yaşanılır bir yer yapmaya çalışmıştım, gerçekten de oldu.

İki yıl sonra bilgisayarım odaya gelince (evde kulanıyordum ama okulda yoktu, laptoplar müthiş pahalıydı) karanlık odama yeni bir pencere açılmış oldu. Tüm dünya gün boyu elimin altında. Bütün gün bilgisayar başında oturmamam lazımdı ama mutlaka çalışma arasında mola vermeliydim.

Blogları keşfetmem bir gün yemek tarifi ararken Portakal Ağacı'nı görmemle başladı. Aslında onu blog gibi algılamamıştım. Orada bir yazıda Crebro'nun sitesine yönlendirme vardı. O zamanlar Crebro polimer kil çalışmalar yapıyordu. İşte Crebro'da yaptığı şeylerden başka hayatına dair yazılar ve resimler (ki başta beni çok şaşırtmıştı, nasıl insan internete kendi resmini koyardı vs) blog yazmanın ne olduğunu göstermişti bana. Uzun bir süre hem onu hem de onun linklerinden itibaren girdiğim bir çok blogu takip ettim.

Takip ettiklerim arasında çizerler ilgimi çekiyordu, çünkü eskiden beri içimde kalan bir ukteydi çizmek. Orta eğitimim boyunca çizimle aram hep iyi oldu. Üniversitede defterlerin arasında kendim yaratmaya çalıştığım karikatürist karakter denemelerim vardı. Asistan olunca sınavlarda gözetmen olarak beklerken, kağıda hiç düşünmeden elimi serbest bırakarak ve hatta bakmadan karalamalar yapar, ardından biraz inceleyip neye benzeyeceğini düşünür birkaç ilave ile harika figürler çıkartırdım.

Çizerlerin bloglarını görünce bir tablet aldırdım eşime. Bir süre uğraştım hatta birkaç resim bile var bu blogda. Ancak sonra bıraktım çünkü gerçekten o kadar uzun zaman alıyor ki. Genelde renkli resimler yapmak istediğim için bütün o tonlamalar falan benim gibi acemi biri için saatler sürüyordu. Bu yüzden o kadar zaman ayırmadığım dönemlerde çizmekten koptum. Aklıma zaman zaman başka şeyler geliyor ama bu günlerde eskisi kadar herşeye merakla atlayan bir tip değilim.

Her şeyi yapmak, denemek istediğim dönemdi blogu ilk açtığım zamanlar, her denememi de paylaştım. Ancak zamanla bakış açım değişti. Herkes iyi bildiği şeyi yapsın, isteyen denesin ama ciddi durumlarda işi uzmanına bırakmak en iyisi. Diğer yandan her şeye yetişmek, hepsini en iyi yapmak çok yorucu, ben yoruldum en azından.

Bu günlerde, unutmak istemediğim, keyif aldığım yada faydalı olacağını düşündüğüm şeyleri yazıyorum blogumda. Biliyorum artık eskisi kadar neşeli bir blog değil belki, ama tamamen benimle birlikte değişen canlı bir şey sanki.

Bu mimi tüm arkadaşlarımın yazmasını arzu ediyorum, çünkü gerçekten merak ettiğim bir konu ve ilerde bir tez konusu olursa, eminim arşivlerimiz iyi bir kaynak olacaktır :)

3 yorum:

  1. Senin hikayende çok hoşmuş.:)teşekkür ederim paylaşım için.

    YanıtlaSil
  2. iyiki yazmaya karar vermişsin ve iyiki bizde seni tanımışız...

    YanıtlaSil
  3. özlemişim yazılarını sevgili gece:)hiç de neş'eden yoksun değil bloğun bence.mesela az evvel macarcada su kelimesinin 14 harften oluştugunu yazıp ,peşinden vay macar erkeklerinin haline bağlantısı kurman beni ziyadesiyle güldürdü :)))çok selam.

    YanıtlaSil