7 Ocak 2011 Cuma

Slovakya'nın Yakın Geçmişi

Burada bulunduğumdan beri insanlarda, yaşam tarzında olan farklılıkların nedeni üzerine zaman zaman düşünüyorum. İnsanlar nasıl böyle sakin ve telaşsız olabiliyorlar, neden bu kadar çok sayıda kadın çalışan var, ve neden neredeyse herkes çalışıyor.

Ce ile de konusuyoruz zaman zaman, tabi o çalıştığı yerde daha doğrudan izlenimler edinebiliyor.

Ben pek bilmiyordum, biraz arkadaşının anlatmalarından biraz Wiki'den öğrendiğim kadarıyla, ikinci dünya savaşından sonra Doğu Blok'u ülkelerinden biri olan Çekoslavakya komünist yönetimle 40 yıl yönetildikten sonra 89 da demokratik yönetime geçmiş ve 93'te de Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak barışçıl şekilde ayrılmış.

Bence sorularımın bir çoğu yakın geçmişteki komünist yaşamdan kaynaklanıyor. Eşimin arkadaşı küçükken bu değişim olmuş ve hem kendi anılarından hem de büyüklerin anlattıklarından o zamanlara ait konuşmuşlar ve eşim bana da anlattı.

Komünizmi birçok genç gibi bende İstanbul Üniversitesinde öğrenciliği başlayınca öğrendim. O zamanki    anlayışıma göre komünizm sürekli var olan sağcı solcu kavgaları  idi benim için. Hala var olmakla birlikte eskiden daha ateşliydi ki, fen fakültesi ile edabiyat fakültesi arası kapılar kapalıydı (edebiytatta daha yoğundur bu hareket, fenciler biraz daha asosyal takılırlar). Ancak o zamanlar kendi kendime (okuyup araştırdıktan sonra) vardığım sonuç, komünizmin bir  Platon ideası olduğu. İdeal bir yaşam standardı ama gerçekçi değil. İnsan doğasına aykırı ki insan, doğası gereği, değişmeye, rekabete, gelişmeye açık, aklını kullanan meraklı bir yapıdadır. Oysa komünizm insanların önceden belirlenmiş standartların dışına çıkmasına pek izin vermez. Bir çeşit kralcılık ama bunu sağlıklı bir toplum için yapıyoruz maskesi altındaki kralcılık. George Orwell'ın 1984 kitabını da defalarca okumuştum, orda da bu konu gayet güzel işleniyor.

Eşimin arkadaşı (bundan sonra V. diye bahsedilecektir) da düşüncelerimi doğrular cinsten çıktı ve bazı mevzulara gerçekten çok şaşırdım.

Toplumda herkes çalışmak zorundaymış, işsiz oranı sıfır, ancak bir insan hangi işe başladıysa onla emekli olurmuş. Kişinin kedini geliştirmesi gerekmez, parlak fikirleri olan kişiler desteklenmezmiş.

Belki hoşa gidebilecek bir uygulama bu, evlenecek çiftler başvurduğunda onlara bir ev tahsis ediliyormuş, onlar da maaşlarından biraz kesilerek bu evi ödeyip sonunda sahip oluyorlarmış. Sanıyorum şimdiki ev sahiplerinin çoğu bu şekilde olan kişiler, henüz evli olmayan V.'de bu konuda kiraya mahkum şansız kişilerden. Gerçi bu ev işinde muhemelen seçme şansı verilmiyor ki bu da olumsuz bir durum.

Kiliseye gitmek yasakmış, aslında yasak değilmiş ama hükümet kendi gücünün üstünde bir güç oluşmasını engellemek için papazları hükümet ajalarından seçiyormuş, böylece giden kişiler olursa bunlar bildiriliyormuş. İnsanlar da pek gitmiyormuş.

Tatile gitmek ancak komünist olan diğer ülkelere gidebilmek ile sınırlıymış. Liberal ükelerde bulunan yaşam tarzlarını, çeşitliliği görüp de isyan etmesinler diye.

Ve bana kalırsa bu yaşam tarzı insanları biraz monotonlaştırmış.

Şimdilerde ise, işsizlik varmış, gelir dağılımı eşit değilmiş, bir anda milyonerler çıkmış (devlet ihalelerini alan yakınlar falan) ancak V. işteki rekabetin, gelişime açık oluşun daha iyi olduğunu düşünenlerden.

Peki ilk komünizmden çıktıklarından nasıl tepki vermişler, benim asıl merak ettiğim oydu. Çok ama çok şaşırmışlar, dükkanlara hiç haberdar olmadıkları ürünler gelmiş, var olduklarını bile bilmiyorlarmış.

Bu durum bana pek şaşırtıcı gelmeedi zira 2006'da Italya'ya gittiğimde oda arkadaşım Küba'lı bir kızdı.  Benden 5 yaş büyük olmasına rağmen eğitim aşamasında aynı seviyede idik ve ben her gün dersleri takip ederken onun derslere neredeyse hiç girmediğini görüyordum. Hergün alışveriş yapıyor bana aldıklarını gösteriyordu ( gittiğimiz kurum bize ekstra harçlık ödüyordu ve onları harcamanız gerekmiyordu, bu yüzden ekstra olurdu). Her akşam danslara gider, süslenir püslenir falan, ama iyi kızdı bana çok yardımcı olmuştu.
.
Neyse o zaman büyük bir heyecanla aldıklarını kendi ülkesinde bulamadığını biliyordum. Daha öncesinde Castro'nun bir belgeselini seyretmiş, vay be adam ne iyi diye bir izlenim edinmiştim. Yani belgesel öyle yanlıymış ki o zamanlar bunu anlamıştım. Arkadaş gruplarında bazen işten bezince, keşke Küba'da yaşasak puro içip siesta yapsak gibi hayalleri olanlara "sakın haaa" yaklaşımıyla çıkışırdım ki son okuduğum kitaplardan birinde aslında Kübalıların ne kadar zor yaşadıklarını anladım. Kitabın adını unuttum ama ilk devrim zamanı yaşananlar anlatılıyordu ve devrim bitip de insanlar açlıktan kırılırken Castro'nun refah içinde yaşamasını gören devrim yanlıları bu sefer nasıl devrim karşıtı olduklarını.

Bütün bu konuşmalardan sonra eşime birşey daha sordum. Şimdi biz demokratiğiz ama aslında yine de belli başlı güçler tarafından yönetiliyoruz, ya hükümet yada para babaları tarafından. Herşey bu kişilerin tekelinde, farklı olan ne?

Komünizm mi liberalizm mi her zaman tartışılacak ve belki hiç bir zaman ideal yaşam bulunamayacak, ancak doğanın kanunu bence hep geçerli olacak: büyük balık küçük balığı yer ve doğada güçlü olan hayatta kalır.

3 yorum:

  1. sevgili gece.. birkaç ay önce prag'a gitmiştim ve kominizmin verdiği sıkıntıları insanların yüzünden anlamak hiçde zor olmadı..bu kadar disiplinli ve kuralcı yönetimden çıkmanın stresini hala mimiklerinde taşıyorlardı..kesinlikle doğanın kanunu herp geçerliliğini koruyacak..
    sevgiler

    YanıtlaSil
  2. yazdiklarini buyuk bir zefkle okudum gece cim bende komunizimden cikan bir ulkede yasiyorum bilmiyorum orda insanlarin dusuncesi ne sekilde ama burda cogunluk ozelliklede orta yas ve ustu komunizimden ciktigi icin mutsuz cunki ozmanin sartlarindan daha memnunlarmis issizlik sifir, fatura derdi yok, egtim ucreti yok,ev sorunu yok vs vs.ben uc yildir buradayim ve her gecen gun hersey okadar pahalaniyor ve okadar cabuk lukse alisiyorlarki anlatamam
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. en azından gaflet anında bize verilmiş bir hak var ; kimin tarafından yönetileceğimizi seçebilmek
    selamlar

    YanıtlaSil