30 Ağustos 2009 Pazar

Wordless Sunday : Finike

12:40:00 21 Comments
Çok zaman geçti ama hala tatil resimlerimi yayınlayamamıştım. Sırayla yayınlamak istiyorum çok güzel yerler çünkü. İlk olarak Finike'den başlayacağım ama birkaç seri olacak çünkü herkesin tanıması gereken biryer bence.














































Bayrama özel bayraklı fotoğraf. Bizi bu günlere getiren tüm emektarlara tabi başta Ata'mıza minnettarız.

28 Ağustos 2009 Cuma

100 Maddelik Mim

10:55:00 43 Comments
Sevgili Böcük beni taaa ne zaman mimlemişti, 100 maddede kendimi anlatmam konusunda. Hergün yazmaya yeltendim ama o kadar zamanım olmadı. Bugün sahurdan sonra uykum kaçıp ilhamlar basınca aklıma değişik bir şekilde yazmak geldi. 100 madde olmayabilir zaten 100 adımda yazan var mı bilmiyorum kendisi de 50 tane yazmıştı. Bende elimden geldiğince yazacağım.

Şimdi herkesin bir dilek tutmasını istiyorum. Ardından işte ben

GeCe

İsmim G ile başlar, ikinci harfi E değil
30 yaşındayım ama gösterdiğim yaş değil.

1,65 boyunda, 60 kg civarında
55 e inince olacağım tam endamımda.

Hayvanları severim olsaydı bir çiftliğim,
Her çeşidinden besler, beyaz attır favorim.

Ressam derlerdi ama bıraktım çok eskiden
Annemin terziliğinden anlarım her stilden.

Yemek yapmayı sever yeni şeyler denerim,
Lakin telaştan bıktım, ev hanımlığı hayalim. :))

Yaratıcıyım durmaz zihnim vır vır öter,
Doldurdum ortalığı ablam diyor yeter.

Çocukları severim, çok da önem veririm.
Bana göre çocuk değil, "küçük adamlar" derim.

Fiziğin F sini bilmezdim küçücükken
Şimdi sorsan yine "tamam bildim" diyemem.

Kitaplar milyar tane, okunacak çok şey var.
Hepsini okuyamazsam gelir bana dünya dar.

Okudukça bilgimin az olduğunu anlarım
Şu kocaman alemde çok minik bir noktayım.

Meraklıyım her konuda, araştırmadan duramam.
Öyle hızlıyım ki pişmanım bu huyumdan.

Derler GeCe sen hızlısın, şu işe bir bakıver.
Ben çalışıp dururken diğerleri yatıver.

Yardım etmeyi severim keşke olsa mecalim,
Tüm enerjimi varımı, muhtaçlara sererim.

Mütevazıyım inceyim, galiba biraz fazla.
Biri düşüncesiz davransa, olurum hemen hasta.

Kimi zaman duygusal, kimi zaman mantıklı.
Romantik sayılmam, bence zaman kaybı.

Ruhum durmaz ağlaşır, dünyadaki kötülüğe
Ne geçecek eline, hepsi döner geriye.

Saat sabahın beşi ilham geldi gitmez
Ben ne zaman uyuyacağım, yoksa bu şiir bitmez!

Diyeceksiniz ki şimdi GeCe bir bu eksikti.
Olamadım dünyada herkes gibi tek meslekli.

Kaç özellik oldu bilmiyorum ama kısaca ben böyleyim. Şimdi bu yazıyı okuyan herkesin bu mimi yazması ZORUNLUDUR. Herkes kendini tanıtsın bakalım. Yoksaaa yukarıdaki dileğiniz gerçek olmayacak hihahahaa (psikolojik baskı).

İsteyen herkes yazabilir efendim. Sevgiler.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Kırmızı Mutfak İçin Yaptığım Tema

11:38:00 20 Comments



Bu temayı yapalı yine çok uzun zaman oldu ama sahibinin bloglamaya başlaması biraz zaman almıştı. Beraber bolca konuşarak tasarımını oluşturduk. Kırmızı renkler ağırlıkta ve biraz da altın yaldızlar, yeşiller kullandık. Kendisi bana gerçekten çok yardımcı oldu, resimler araştırdı, fikirler getirdi.

Blog tasarımı yapmanın en keyifli yanlarından biri de yeni arkadaşlara sahip olma imkanı vermesi. Blog sahibi çok şeker sıcacık bir insanmış bunu anladım. İlk iki yazısını okuyunca siz de öyle düşüneceksiniz. Blogunda tariflerden başka masa dekorasyonlarına yer verecekmiş. Bu kısmı özellikle merakla bekliyorum. Sizler de Kırmızı Mutfak'ın büyüsüne kapılmak isterseniz kapısını bir tıklayın.

25 Ağustos 2009 Salı

Son Temalar

12:16:00 13 Comments


Geçen hafta Piti Piti için bir tema yapmıştım paylaşmayı unutmuşum. Gerçi onu takip edenlerin haberi olmuştu.

Aşağıda da daha önce yaptığım Hand Craft temasının arka fonlarını değiştirerek oluşturduğum yeni versiyonları mevcut. Bunları da bir ay önce yapmıştım ama yazmayı unutmuşum. İsteyenler aşağıdaki linklerden ücretsiz indirip kullanabilir.








24 Ağustos 2009 Pazartesi

Süslü Kırlentlerim

16:50:00 38 Comments



O kadar da düzenledim topladım yine yamuk yumuk çıkmış resimlerde kanepelerim. Efendim evlenirken İkeadan aldığım bu kanepelerden çok memnunum biraz dağınık durması dışında. Evim küçük olduğu için yanları ve arkası fazla geniş olmayan, sonracığıma kolay temizlensin diye kılıfları çıkabilen ve altı yere değmeyen (silmek için çekmek gerekmesin diye) koltuk istiyordum. Şansımıza İkea da yeni açılmıştı o zamanlar beğenerek ve severek aldım. Ve inanılmaz rahatlar. Arka bölümü 3 farklı seviyede eğimlenebiliyor istediğiniz pozisyona ayarlanabiliyor. Kılıflar da yıkanıyor tabi. Üstelik farklı desenleri de var onlardan da alıp evime değişiklik katmayı düşünüyorum. Bu arada en ucuz fiyatlı koltuklardan biri bu ürün.

Neyse çok tanıtım yaptım. Kanepelerimin üzerinde yer alan renkli kırlentlerime bir değişiklik yapmak istiyordum uzun zamandır. Yavaş yavaş başladım hepsine bir şeyler yapacağım. Resimde iki farklı örnek görülüyor. Tamamen doğaçlama ve canım ne isterse yapıyorum. Fondaki renge uymasına dikkat ediyorum sadece.

Bu kadar ufak bir değişiklik bile hemen evin havasını değiştiriyor. Ayrıca arka tarafları hala düz olduğu için istersem düz de kullanabilirim. Ağır misafirlerde düz, neşel misafirlerde desenli :))

Nasıl buldunuz?

Ödüller Mimler

12:12:00 15 Comments
Güya hafta sonu yazacaktım ama hiç bloguma girmedim bile.

Cumartesi günü eşimin birkaç ihtiyacını almak için alışverişe çıktık ama bana alıp döndük, herşeyde inanılmaz indirimler varmış 1 aydır doğru dürüst çıkmadığımdan görmemişim.

Pazar günü sevgili evciğim beni özlemiş, onu sevip okşamamı istedi. Her yerini okşadım.

Ve bugün ancak fırsat oldu. Bir çok kişi de bu ödülü aldı, şimdi ben kime vereceğim. Sona kalan oldum yani.

Bana bu ödülü verenler ( haberdar olduklarım tabi) Zuzuların Annesi , Serrose , Nestal , İçimden Geldiği Gibi , ve PrettyCool hepsine kocaman sevgilerimi gönderiyorum yaratıcı buldukları için. Ha sahi dün de çok yaratıcı şeyler yaptım evde ileride paylaşacağım.

Gelelim ödülün kurallarına:

Ödülün Kuralları
1- Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 Yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- 7 Bloğun linklerini yayınlayın.
6-Ödüllendirdiklerinizi haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.

İlk üç madde tamam diğerlerini yapalım. 7 kişi seçiyorum. Almayanları bulmak için çok zorlandım valla. Eğer yanılmışsam affola.


Yaratıcı olmak bana göre sadece nesnel şeyler üretmek değil, değişik yazılar da öyle. Bu yüzden bu blogların hepsi benim için öyle.

7 ilginç şey yazayım

1- Çocukluğumdan beri tırnaklarımı yediğim için (artık yemiyorum ama bir buhran anında bakıyorum bitivermiş) tırnaklarım zayıf ve biraz dışa doğru :)) Ama çok sevimliler.

2- Bir işim varsa onu bitirmeden başkasına geçemem takıntılıyım. Oysa Ce aynı anda azar azar hepsini yapmamı söyler.

3- El attığım her işte en iyisini yapmak gibi bir takıntım var ama bu huyumu sevmiyorum çünkü beni yıpratıyor.

4- Benim doğal sarışın olduğuma kimse inanmıyor. Aslında şuan kumrala döndü ama 20 yaşıma kadar sapsarıydım sonra kesmek ve boyamak gibi bir hata yaptım birdaha da sarı olmadı ama sarıya yakın diyebilirim şuan. Eskiden de yolda hep boyamın numarasını sorarlardı çünkü tenim buğday ve yanınca zenciden farksız oluyorum. Sarı saç esmer ten bağdaşmıyordu tabi.

5- Fizik bölümü istemediğim bir bölümdü ve en son tercihimdi ama şimdi hayatım oldu.

6- Eşime evlenme teklifini ben etmiştim :)) Sevgiliyken bu konuyu açtım ve sordum. Ama daha sonra evlenme tarihimize dair belirsizlikler ortadan kalktığında o romantik bir teklif yapmıştı.

7- Aslen Tekirdağ'lı olduğumuz için rumeli havaları ve roman havaları kanımı kaynatır. Gayet ciddi GeCe bu havalarda sapıtabilir :)) hihi

21 Ağustos 2009 Cuma

Acıktım

13:30:00 35 Comments
Allah'ım gücenme ama Ramazan'ın ilk günü hep böyle oluyorum ya. Şimdi tam öğle yemeği saatim geldi midemde gurultular başımda farklı bir ağrı. Akşama çook var.

Ders de çalışamıyorum ağrıdan napcam ben. (dersten kastım tez ve sunum çalışmaları)

Bana paslanmış mimler var ama konsantre olamıyorum yarın inşallah.

Herkese sabır diliyorum.

Bu durumun iyi yanı: ağrılar ve açlık bana sürekli

oruçlu olduğumu---> Ramazanı -----> Allah'ı ---> Duayı

hatırlatıyor. Bol bol şükredip dua ediyorum.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Hoşgeldin Ey Güzel Zaman

10:15:00 17 Comments

Tatile çıkarken yanıma hiç kitap almadım, çünkü Ce dedi ki "her zaman yaptığın şeyleri yapma tatilde, farklı olsun. Düşün dinlen, iç dünyana yolculuk yap."

Ben de almadım kitap falan, bolca yaptım dediklerini çünkü normalde zaten çok fazla kitap okuyorum, hem işi gereği hem de hobi olarak.

Ama dayanamadım. Çünkü fazlaca boş zamanım vardı. Tatilin ilk haftasında otelin kitaplığından 3 tane ince kitap bitirdim, bir tanede kalın bir ingilizce kitaba başladım ama yarım kaldı o otelden ayrıldık. Bir de ordan dergiler aldım ondan daha sonra bahsedeceğim.

İkinci hafta kaldığımız otelde keyfime uygun bir kitap bulamadım, hiç okumadım.

Üçüncü hafta annemlerin yanında 4 gün kaldım kalın iki kitap bitirdim. Resimde göreülen işte o kitaplardan biri.

Necip Fazıl Kısakürek'i nasıl bilirsiniz bilmem. benim edebiyat dersleriyle sınırlı, yazar ve şair olarak bilgim vardı fazlası yoktu. Herhalde pek denk gelmemişim kitaplarına da.

O ve Ben isimli kitabında hayatını ve efendisini anlatıyor. Efendisi ise Altun Silsilenin 33 halkası imiş. Yani peygamberden sonra gelen 33 derviş-veli nin sonuncusu bu efendinin babasıymış, onun soyundan geliyormuş.

Necip Fazıl hayatının olumsuzluklarını, efendisiyle tanışmasını, onun müridi oluşunu, hatalarını kısaca erdemli bir insan olma çabalarını anlatıyor. Bol bol da konuşmalarına yer veriyor.

Kitabın içinden bir yazı çok hoşuma gitti, ablam da okumuştu o da aynı kısmı beğenmişti. O yazıyı buraya alacağım. Necip Fazıl ile Efendisi arasında bir konuşma.

HAS İSİM

Varlığın Tâcına dair Zonguldak'ta yazdığım yazı şöyle başlıyor:
-Yâ (M.....!)
Noktalı yerde O'nun ismi, hâs ismi... Mukaddes hâs isim... Yani mukaddes isme, nida saygısıyla hitap ediyordum.
-Onu çıkar oradan, buyurdular; Allahın Resulüne, hâs ismiyle ve nida saygısıyla hitap olunmaz.
-Niçin Efendim?
-Hayâ meselesi!.. Allah bile Kur'ânında, Sevgilisine hâs ismiyle nida ederek hitap etmedi.

Büyük sır karşısında yandım, kül oldum. Bizzat Allah'ın haya gösterdiği sır...

- Kur'ânın hiç bir yerinde böyle bir hitap yok mu?
Kısa ve sert:
-Hiç bir yerinde!..

Gerçekten "de ki" mânasına gelen "gûl" kelimesi ile başlayan birçok ayette, bu hitaptan sonra isim gelmediği, gözümün önünden geçiverdi. Buna karşılık birçok tefsircinin "de ki yâ M.....!" diye kullandıkları klişelerdeki kabalık içimi burktu.

Bu güzel ayın böyle mükemmel bir yaratıcının kulu olmanın doyumuna varmak dileğiyle, herkese hayırlı bir Ramazan diliyorum.

Tarifsiz Bir Gece'de ise resimdeki dergilerden birinden bir tarif yazdım. İftariyelik olarak düşünebilirsiniz.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Alıntı Resimleri Url ile Ekleyin

11:00:00 28 Comments
Bir Yastıkta sitesinde farkettiniz mi bilmiyorum uzun zamandır resimler büyük büyük ekleniyor. Daha önce büyük resim ekleme ile ilgili yazılar yazmıştım. Bu yazdığım biraz daha farklı bir yazı olacak.

Bazı arkadaşlarımız bunu kullanıyor biliyorum, bilmeyenler için anlatacağım gerçekten çok pratik.

Bilgisayarımızdan yüklediğimiz kendi resimler değil de mesela başka bir sitede görüp paylaştığınız resimleri blogunuzda nasıl yayınlıyorsunuz. Ben eskiden önce resmi bilgisayarıma kaydedip, sonra bloga yüklerdim. Bloga bilgisayardan resim eklediğimizde resim kotasını da doldurmuş oluyorduk. Bir Yastıkta'nın kotası %25 dolunca endişelenmeye başlamıştım ama şimdi hiç kotaya katkı yapmadan resim ekliyorum.

Şimdi alıntı yaptığımız resimleri nasıl eklediğimi anlatacağım. Bu türlü herhangi bir blogdaki yada sitedeki resimleri ekleyebiliyoruz.

Dün Bir Yastıkta'da da yer verdiğim Atölye Afra'dan bir resim ekleyelim.

Resmin üzerine gelip mouse ile sağ tıklayınca "Resmin Url sini kopyala" - Google Chrome da , "Kopyala" - Internet Explorer'da , "Resmin Adresini Kopyala" - Firefox da şeklinde kısayollar göreceksiniz. Bunu tıklıyoruz böylece adres kopyalanıyor. Aşağıdaki resimde de görülüyor.



Daha sonra blogumuzdan resim ekleye gelip url ile ekle bölümüne yapıştırıyoruz. Aşağıdaki resimde görülen yere.



Bundan sonrasını biliyoruz resim ekle deyince resim ekleniyor.

Ancak burada birkaç püf nokta var. Bu şekilde resim yüklemesi yaptığınızda resmin gözüken boyutu (eni boyu ) ne ise sizde de o görünüyor. Yukarıda birinci resimde görüldüğü üzere ben yazı içindeki resmin adresini kopyaladığımda aşağıdaki gibi küçük görünümü elde ettim.



Ancak bu durum zaten farklı değil. Bilgisayardan resim yüklediğimizde de bu en boyda resim yüklemiş oluyoruz amacımız büyük yüklemek.

Bunun için resmin üzerine tıkladığımızda yeni sayfada çıkan büyük resmin url sini kopyalamalıyız. Ya da url adresinde yazan tüm adresi de kopyalayabiliriz aynı şey. Aşağıda da büyük hali kopyalarken olan resim görünüyor.



Ancak şimdi büyük halini kopyaladığımızda ise resim eni boyu yine aynı gözükür ve eğer resim sizin yazı alanınızdan geniş ise resim taşar, aşağıda görüldüğü gibi.



Böyle taşmasını istemediğimiz için ben son olarak resmin html kodunda bir değişiklik yapıyorum. Mesela bu resmin kodlarına baktığımda width: 1024px; height: 1024px;" yazıyor. Sırasıyla genişlik ve uzunluğu belirtiyor bu ifade. Görüldüğü üzere genişlik ve uzunluk ikisi de 1024 px imiş. Benim yazı alanım maksimum 600 px resimlere izin veriyor. Dolayısıyla bu rakamları 600 ile değiştireceğim.



İşte şimdi 600*600 boyutunda güzel bir resim oldu. Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şu. Şansımıza bu resim kare imiş. Eni 600 yapınca boyu da 600 yapmak gerektiğini anladık. Ancak bazen kare olmayabiliyor ve mesela 785*650 gibi bir uzunluk olsun. Eni 600 yaptığımda boyunun ne olması gerektiğini hesaplamak matematik problemi gibi bişey. Önce oranı bul, sonra o oranda küçült vs. uzun iş. Bunun için çok kolay şekilde kodda yüksekliği silerek sorunu çözüyoruz.

Yani width: 1024px; height: 1024px;" kodunda height:1024; yazan yeri sileceğim. Sadece genişlik sınırı getireceğim. Ancak " işaretine dikkat onu silmiyoruz.

Bu şekilde yüksekliği sildiğimizde onun olması gereken yüksekliği ne ise kendini ayarlıyor ve resimde herhangi bir çarpılma olmadan görüntüleniyor.

Eğer yükleyeceğimiz resmin genişliği benim yazı alanımdan (benimki 600 px idi bu değerden) küçük ise hiç bir değişiklik yapmıyorum. Eğer küçük resimi (mesela 550px olsun genişliği olan resmi ) büyütürsek resim kalitesi bozulur flulaşır.

Bu şekilde alıntı resimler kotanıza sıfır katkı ile yükleyebilirsiniz. Tabi eğer orjinal adresteki resim silinirse sizin blogunuz da da görüntülenmeyecektir.

18 Ağustos 2009 Salı

Sevindim

16:00:00 16 Comments

Bu resmin yazacağım konuyla hiç bir alakası yok ama bu posta sıkıştırayım dedim.

Daha önce
bu,
ve bu yazılarımda belirttiğim üzere araştırma görevlilerinin geleceği ile ilgili sorunlar vardı ve bu sorunlar benim için de geçerliydi.

O zamandan bu zamana ülkenin dört bir yanındaki üniversitede çalışanlar ve temsilciler her fırsatta bu konu üzerine eylem yaptılar, dava açılmıştı. Bu konuda çok şeyler yazıldı çizildi ve sonunda davayı araştırma görevlileri kazandı.

Araştırma görevlisi alımına getirilen yeni uygulama yıllar önce kadroya giren kişiler için uygulanamazdı, çünkü o zamanlar geçerli şartlar ve imkanlar farklıydı. İnsanlar o koşulları kabul ederek bu işe girmişlerdi.

Ancak uzun zamandır doktora bitirmek üzere olanlar işsizlik korkusuyla doktorasını bitiremiyor, maksimum uzatma haklarını kullanıyordu. Hatta artık en kısa sürede değil en uzun sürede tez bitirmek moda diye espri yapıyorduk aramızda.


Bugün gelen bir habere göre bizim üniversitemizde artık Doktora yeterliliğini verenler 33a ya geçirilecekmiş (33a kadrosu kalıcı kadro denilebilir, ancak şu varki devletin her memuriyetinde olduğu gibi, bunda da şartlara uygunsuzluk durumlarında işten çıkarmalar olabilir, ki bu her işte vardır. Ancak bizimkisi tezin dolayısıyla öğrenciliğin bitti anda işsiz kalmana neden olan şeydi)

Doğrusu kocaman bir oh çektim ama hala içimde bir tereddüt. Kadromuz resmen geçmeden rahat edemeyeceğimiz doğru ama en aazından ümidimiz oldu.

Yoksa bu ümitsiz, karamsar geleceği düşünerekten tezime yanaşmak dahi istemiyordum.

Ama en azından daha önce yazdığım hayatımdaki belirsizliklerin sıkıntılarından birinden kurtulmuş oldum ( eh bu da amma uzun belirtili isim tamlaması oldu).

Alttaki resim de tatilden dönen hocamın hediyesi, damla sakızlı kahve. Hiç görmemiştim değişik geldi. Ama şekersiz içtim pek hoşuma gitmedi bir de şekerli deneyeyim.

Üstteki resim ise resimden de anlaşılıyor, pek çikolata yemem ama naneli çikolata diye hemen aldım, çok severim naneliyi. Gerçi her çeşidi vardı. Bayanlar için yapmışlar incer ve zarif kalorisi hafif ?!!

Ancak içine nane esansı değil de bildiğin nane şekeri koymuşlar kıtır kıtır çikolata arasında ı ıh beğenmedim.

Bu yazı ne kadar saçma olmuş böyle bir ordan bir burdan bahsetmişim, olsun bu da ruh halimdeki şaşkınlığın göstergesi olsun.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

İşbaşı

11:36:00 14 Comments
Hafta sonu geldim ama hala bitmeyen işler yüzünden pek okuyamadım bloglarımı. Sanırım zaman alacak tek tek ziyaret etmem çünkü okumadığım tüm yazıları okumadan içim rahat etmiyor. Her yazınızı tek tek okuyorum.

Yeni güncellenen bloglardan okuduğum Di'li Gçmiş Zamanlarım blogundaki Lösemili Çocuklarla ilgili bu yazıyı haberdar etmek, hepinize selam etmek için bir kısa post yazayım dedim.

İşe gelmemeye öyle alışmışım ki, doğrusu çok zor geldi. En sıkıntı veren ise yapılacak yığınla iş olması. Eylül sonunda sunum yapacağım demiştim ona hazırlanmam lazım. Yine tatil resimlerimi ve ne zamandır aklıma gelmeyen ama tatilde beynime üşüşen yaratıcı fikirlerimi buradan paylaşacağım.

İnşallah.

Hadi bakalım.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

ÖSYS Sevincimiz

20:02:00 15 Comments

Bugün geçen yazımda belirttiğim tatilden de döndüm. Annemlerin yanına gitmiştim, onlar da yarın dönecekler ama arabada bana yer kalmayacaktı. Ben de otobüsle erkenden döneyim dedim. Bu hafta Virgo ablamın büyük kızı Ezgi'nin (eskiden Voodoo Bird olarak blogu vardı ama silmiş geçenlerde, yeni bir başlangıç yapacakmış, yeni kimliğiyle :) ) Yerleştirme sonucunun sevincini yaşadık. Hala o kadar sevinçliyim ki ilk yazım bu konuda olsun dedim. Bizden kimsenin haberi yok bu yazıdan şaşıracaklar.

Yeğenim hayatı boyunca ne kadar uğraşsam da çok çalışkan biri olmadı. Biraz eğlenceye düşkün biri idi ama Allah bozmasın çok şanslı oldu hayatı boyunca.

Çok istesem de Anadolu liselerini kazanamadı (gerçi İstanbulda kazanmak daha zor diğer illere göre) normal bir düz liseye gönderdik. İlk okul birinci sınıftan beri arkadaşı olan kişi ile de aynı sınıftaydı. Ezgi'nin şansına o yıl liseler 4 yıla çıkarıldı (kurban mı - şanslı mı bilemiyoruz o zamanlar) ve ikinci sınıfta başlayacak olan alan seçimine eşit ağırlık, sosyal fenin yanı sıra yabancı dil eklendi.

Birinci senenin sonunda derslerinin durumuna ve de ilgi alanına bakarak yabancı dili seçmesine yönlendirdik alan olarak, ancak yukarı da bahsettiğim diğer arkadaşı sosyali seçmişti ve ayrılmak ona zor gelmişti.  Bu yüzden 2. sınıfını pek de istemeyerek ve biraz da ilgisiz tamamladı. 3. sınıfa geçtiğinde arkadaşının yanına sosyale gitmek kararı almıştı ancak uzun konuşmalardan sonra alanında kalması yönünde ikna ettik. İlk başta çok seviyordu dil derslerini ancak başarısız olmak onu üzüyor ve yapamayacağından korkuyordu. Hocaları da durmadan çok zor çok zor deyip duruyorlarmış. Sınıf öğretmeni olan İngilizce öğretmeni ile konuşmaya gittiğimde doğrusu çok da teşvik edici değildi. Başarısızlığına bakarak geçmesini söylediler tahminime göre uğraşmak istemiyorlardı.

Ben yapabileceğine inanıyordum belki de çok sevdiğim için, sık sık beraber çalıştık, umut aşılamaya çaşıltım ve o yıl da bitti.

4. sınıfa geldiğinde o sene başında dershaneye yazılmıştı ve YDS (Yabancı Dil Sınavı+ OSS) ye hazırlandı. Bu arada bu ekstra dördüncü yılın pek verimli geçmediğini, öğretmenlerin çoğunlukla OSS ye hazırlansınlar diye dersleri boş geçtiğini, diploma noları yükselsin diye açık sınavlar yaptığını belirtmeliyim.

Dershanede de durumu gelişme gösteriyordu ama son aylarda özellikle motivasyonu kaybolmuştu, çünkü hakikaten bende inceliyordum deneme sınavları aşırı zordu. Belli bir sayıda netin üzerine çıkamıyordu. Sınava 2 ay kala doğru düzgün disiplinli çalışmayı bırakmıştı diyebilirim, çalışıyordu ama olması gerektiği kadar sıkı değildi ne kadar üzülsem de.

Bu arada lisedeki bahsettiğim ingilizce öğretmeni o yıl bir dershane ile anlaşmış YDS sınıfı açmış ve bütün öğrencilerini çağırmıştı. Biz ise bunu haber almamızdan daha önce kayıt yaptırdığımız için o dershane değil başkasıydı ve bu yüzden öğretmeni o dahil başka dershaneye giden birkaç öğrenciyi sınıfta ikinci plana atmıştı. Ve Ezgi'nin oraya giden arkadaşalarının denemelerine baktığı üzere o dershanenenin denemeleri daha kolaydı.

Sınav zamanı geldi çattı, biz de ailecek dualarla gönderdik sınava. Ne kadar merak etsek de sınav sonrasında tv den netlerine bakmadı. Heyecanla bekledik sonucunu. Puanları açıklandığında gördük ki, durumu çok da kötü değil bir yerlere girebilecek sıralamada. Puanı düşük görünmesine rağmen başarı sırası 15 binlerdeydi ve puana göre değil de başarı sırasına bakıldığında bir sürü yer kazanabiliyordu. Herhalde bu sene dil puanlarında topluca bir düşüş vardı.

Tercih zamanı ise ablamla yoğun bir araştırma yaptık. Başarı sırasına göre kazanabileceği yerler olasılığını çıkardık. Bunun dışında biraz da daha yüksek olasılıklara yer verdik. Dershanenin rehberlik birimine de gitti ama kendisinden önce başka birine verilen yanıtı duyunca hiç konuşmadan çıkmış bizimki, çünkü 40 puan yüksek olmasına rağmen kıza sen bununla bir yere giremezsin tekrar dershaneye gel demişler.

Sonuçlar bu hafta açıklandığından beri o kadar çok dershane yanlış yönlendirmesine tanık oldum ki, iyiki dikkate almamışız diyorum.

Biz tercihlerimizi dilden ve biraz da eskiden beri gönlünde yatan sağlık meslek yüksek okullarından yana yaptık. Ama sonuç dilden oldu. Dilden girenlerin öncelikli tercihi İngilizce Öğretmenliği ya da İngilizce Dili ve Edebiyatıdır ve bunların puanları oldukça yüksektir. Şehir dışında bazı öğretmenlikleri kazanma şansı olmasına rağmen İstanbul dışına istemedi ve bizde İstanbul içi makul tercihler yaptık. Şu anda 3. tercihi olan İ.Ü. Eski Yunan Dili ve Edebiyatı bölümüne yerleşti.  İlk 5 tercihimiz İstanbuldaki devlet okulları, sonraki 6-7 tercihimiz vakıf üniversitelerinin burslu ve burssuz Sağlık Meslek Okulları geri kalan tercihlerimiz vakıf üniversitelerinin burslu ve %50 burslu dil bölümleri idi, Mütercim tercümanlık, turist rehberliği gibi.

Yunan Dili Edebiyatı çok popüler değil ama kazandığı yer başarı sırasının üstünde bir yerdi, ve neredeyse bütün arkadaşları, bir yerleri kazansalar da yanlış tercihlerle puanlarını verimli kullanamamışlar . Bahsettiğim hocanın dershanesine gidip de gayet iyi bir puan alan (Ezgiden 60 puan yüksek) Açıköğretim İngilizce Öğretmenliğine yerleşmiş o hocasının yönlendirmesiyle.

Bu habere bu kadar sevinmemin bir diğer sebebi benim hemen yanıma gelmiş olması, gözümün önünde olacak sık sık görüşebileceğiz ve her sıkıntısında yanında olabileceğim.

İnşallah hayırlı olur ve biraz daha fazla çalışarak iyi bir yere gelir. Bizim üniversitede Çift Dal ve Yan dal imkanları da var onları yapabilir.

Ona söylediğim bir sözü buradan herkese söylemek istiyorum kısmen geçerli çünkü herkes için. Üniversitede hangi bölüm olursa olsun herşey sıfırdan öğretilir hiç bilmiyormuşsun gibi. Lisede böyle değildir, iyi okullardan ve iyi öğretmenlerden gelenler yarışa önde başlar. Ancak burada hepiniz aynı seviyedesiniz, yunan dilini hiç biriniz bilmiyorsunuz, kim daha çok çalışırsa bundan sonra o öne gececek. Korkmana gerek yok dedim.

Bu arada sözel bölümü seçen arkadaşı düşük bir puan almıştı ve açıköğretim dışında tercih yapmadı. Zaten istatistiklere göre bu yıl dilden girenlerin yerleşme olasılığı %70 lerde iken sözelden girenlerinki %20 lerde idi. Ve o arkadaşı msn de keşke bende dili tercih etseydim dedi ki yıllar önce "aman bir kursa gider öğrenirim diyordu".

Öss tercihlerinin puanı öğrendikten sonra yapılması büyük şans elbette, bizim zamanımızda öyle değildi ancak gerçekten çok iyi araştırmak gerekiyor. Analitik düşünmeye alıştığım için bu tercih araştırmasını çok bilimsel yaptığımı söylemeliyim. Bu arada Ezgi şanslı demiştim ya önümüzdeki yıl alan dışı tercih yapabileceğinin açıklanmasıyla çoğu kişi tercih yapmayıp aday sayısı azaldı. Bu duruma sevindiğimi söylemeliyim çünkü bende alan dışı mağdurlarındanım çok puanım gitmişti. Ancak bazı açılardan da korkularım var başka bir yazıda paylaşırım onu da. Bu yıl yerleşenler hakikaten çok şanslı gelecek yıl işler çok zorlaşacak.

Görüşmek üzere herkese sevgiler.

9 Ağustos 2009 Pazar

Döndüüüüüm

18:59:00 34 Comments
Merhabalar bugün itibariyle evime ve bloğuma kavuştum. Ancak yarından sonra kalan bir haftalık iznim için annemlerin yanına gideceğim. Şimdilik yüzlerce resim arasından birkaç tanesini düzenledim ve paylaşmak istedim.


İlk durağımız resimde de görüldüğü gibi Antalya Finike idi. Ce gitmeden önce tatil duraklarımız hakkında ciddi bir araştırma yapmıştı. Havaalanına yakın olması önceliğimizdi ve tabi bir plajı olması da. Neredeyse tüm Akdeniz kıyılarını Google Earth'den araştırdı ve kumsalı olanları belirledi. Bunların içinde Finike belki de en büyük sahil şeridine sahip olan bölge idi.  Giderken Antalya havaalanını dönerken de Dalaman'ı kullandık. Yollarda fazla zaman kaybetmeden tatilimizi değerlendirmeye çalıştık.


Finike turistik olarak fazla gelişmemiş olsa da ilçe merkezine bayıldım. Yukarıda merkezden bir kesit görünüyor. Evler ve caddeler sanki bir Avrupa şehrindeymişsiniz gibi temiz, bakımlı ve her yer yemyeşil. Yollarda portakal ağaçları, palmiyeler dizilmiş. Parkları oldukça fazla ve çok da büyük bir marinası var. İleride daha fazla resim koyacağım.


Bu resim de Finike plajından. Plaj oldukça geniş.  Kumu güzel, seyrek de olsa yuvarlak  taşlar var ama denizin içi taşlı değil. Su berrak ve sıcak. Sabahtan öğlene kadar oldukça durgun, öğleden sonra serinletici bir rüzgar çıkıyor ve deniz biraz dalgalanıyor. Ama akşamüstünden itibaren yine süt liman oluyor.

Finike bana göre yeterince tanıtılmıyor. Bu yüzden konaklama seçenekleri çok değil. Daha çok küçük işletmeler var.  Kaldığımız otel o kadar ucuzdu ki doğrusu biraz korkarak gitmiştim. Ancak hem temizlik hem de yemekler açısından memnun kaldım. Sadece biraz amatörler.


Finike'de iken 1 saat uzaklıktaki Olimpos'a gittik bir gün. Doğrusu övüldüğü kadar beğenmedim Olimposu. Biraz keyifçiler için denizin uzaklığı dezavantaj. Ancak daha çok entellektüel kişilerin olduğu, gördüğüm kadarıyla doğal olsun diye işletmelerin biraz eski püskü kaldığı bir yer gibi göründü bana. Denizin berraklığı  ve rengi güzel ama hem deniz hem kumsal tamamen taşlık. Bir de Finike'dekinin aksine deniz birdenbire derinleşiyor. Çok iyi yüzemeyenler ve çocuklular için bence pek uygun değil. Çocukluğumdan beri bolca yüzdüğüm için yüzüşüm fena değildir. Hatta ortalama bir bayana göre çok iyi yüzerim. Ce yanında getirdiği Temel Yüzme Dersleri kitabı ile sonunda kelebek yüzüşünü de öğrendim. Bir o eksik kalmıştı hehe. Kelebek stili hem çok zor hem de çok güçlü kol kasları gerektiriyor. Biraz yorulsam da yüzüyorum denebilir.


Olimpos plajına giderken girişi ücretli olan bir alanı geçmek zorundayız. Burada antik kentin kalıntıları var ve yaklaşık 15 dakika pek de düzgün olmayan bir yolda yürünüyor. Araç giremiyor. O gün terliğimin de ayağımı acıtması yolu bana çekilmez kılmıştı.

8 gece Finike'de kaldıktan sonra midibüs ile Muğla-Dalyan'a gittik. Daha doğrusu önce Finike otogarına, ardından Fethiye'ye, Fethiye'den Ortaca'ya, Ortacadan Dalyan'a gittik. Bu yolculuk inmeler, binmeler beklemeler ile 6 saat kadar sürdü. Ama yorgunluğumuza da değdi. Sanıyorum özel araçla daha kısa sürecektir ne de olsa komşu şehir. Ancak yolun büyük kısmı deniz kenarında bol bol kıvrılıyor.



Dalyan doğal olarak değişik bir yapıya sahip. Denizden karaya doğru kıvrımlı şekiller oluşturan bir kordon var. Plaja ulaşmak için malesef yarım saat kadar ya tekne ile ya araç ile gitmeniz gerekiyor. İztuzu plajı Caretta Carettaların üreme yeri olduğundan sahil yakınında yerleşim yasak ve genelde yumurtalarından gece çıktıkları için 8 den önce boşaltılması gerekiyor.


İztuzu plajı ise denize ulaşana kadar ayaklarınızın yanacağı kadar geniş, bir tane bile taş bulamayacağınız kadar ince kumlu. Bu blogu yazmadan önce gittiğimiz için bahsetmemiş olabilirim ama biz bu su kaplumbağlarının ürediği tüm plajlara gittik. Diğer plajlar Patara ve Sarıgerme'de İztuzu ile tamamen aynı şekilde. Kumsal geniş ve kumu aynı. Deniz git git derinleşmeyen bir yapıda, su inanılmaz berrak. Bu Caretta'lar işi çok iyi biliyor.

İleride yine hem kordonun hem de plajın resimlerini koyacağım. Hatta uzun zamandır aklımda olan projeji hayata geçirirsem eski resimlerimi de koyacağım.

Genelde tatil için sakin yerleri tercih ediyoruz ama Dalyan umduğumuz gibi sakin değilmiş. Yerli turistler çok az olmasına rağmen yabancılar bir hayli fazla. Üstelik gece hayatı da canlı. Etrafta herkes ingilizce konuşuyor, yerel halkın tamamı öğrenmiş, Patara'da da böyleydi. Neredeyse yollarda Türkçe yazı bulmak imkansız.

Otel olarak yine yarım pansiyon seçtik ki sanırım orda her otel böyle, çünkü insanlar sabah plaja gidiyor ve akşama kadar kalıyor. Diğer yandan o kadar çok restoran kafe var ki, bizim oteldeki yabancıların çoğu sadece kahvaltıya katılıyorlardı. Fiyat olarak yine çok makuldü, diyebilirim ki iki hafta kaldığımız günlük fiyatı toplasak reklamlarını bolca gördüğümüz bir günlük tatil ücretini bulmuyor. Yani 1 hafta fiyatına 2 hafta kaldık.

Tek olumsuz diyebileceğim, plaja gitmek için hergün ödenen para idi ki ne dolmuş ne de dolmuş tekneleri (public boat adları tabi, herkes öyle diyor) pek ucuz değil. Ancak senede birkaç gün için verilmeyecek para değil tabiki.


Tatildeyken çok az da olsa bloglara bakabildim, biraz okudum. O kadar merak ettim ki, uzun süre ara verince oluşan soğukluk olmadı bende. Herhalde sınırı geçmişim artık. Ancak bu hafta da pek giremeyeceğim, önümüzdeki haftadan itibaren "full performance" ( sanki başka ülkedeydim daha dilime alışamadım :P )  döneceğim.