bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2018 Pazartesi

Sevdiğine İyi Bak

Aralık 17, 2018 10 Comments
Tam iki haftadır yazamıyorum. En son oğlumun  hastalandığını ve iyileştiğini yazmıştım. O hafta sonu iyiydik fakat sonraki Pazartesi’den itibaren yine hastalandık. Bu sefer oğlumla ben. Bir hafta öyle nasıl geçti anlamadık.

Bu haftaya güzel başlamıştı aslında. Tekrar iyileşmiş, haftasonu keyifli vakitler geçirmiştik. Fakat ben nedense biraz duygusaldım. Hastalığın melankolisi hala üzerimde olmalı ki, beynim eskiden yaşadığımız zorlukları hatırlatıyor ve beni olur olmadık zamanlarda ağlatıyordu.

~ara not: bu yaziya gunler oncesi baslayip, cumartesi sabahi tamamlayip yayinlamistim. Fakat malesef yazdigim onca sey kayboldu, sadece ilk iki paragraf kaldi. Ve ben de yeniden taslaga dondurdum ki sonra tamamlayip yayinlayabileyim. Iste simdi o an geldi. Bu sefer bilgisayardan yaziyorum (daha hizli ama turkce kararkter yok malesef, duzeltmekle de ugrasamayacagim, kusura bakmayin.~

Cogunlukla yalnizliktan kaynaklanan bu zorluklari, Allah'in yardimiyla esimle beraber atlattik ama diger ailelere verilen destekleri gorunce icim sizlamiyor degil. Bu konu herhalde icimde ukde olarak hep kalacak. Fakat iyi yaptigimizi dussundugum birsey var ki, birbirimize iyi baktik, bakiyoruz. Sagolsun esim her zaman cocuklariyla ilgilenen, ev islerine yardim eden, beni mutlu etmeye calisan bir insan oldu. Tabi ben de ayni sekilde ona ve cocuklara iyi baktim. Boylece sevgimiz hic eksilmedi. Hatta bu ara cocuklarin oynamayi sevdigi bir oyun var. Anne seni doksan dokuz seviyorum diyor oglum. k harflerine vurgu yaparak. Ardindan kizim ben yuz seviyorum diyor, oglum ben bin seviyorum. Hayir ben on bin. yuz bin. milyon. trilyon, katrilyon, ve akillilik edip ben sonsuz seviyorum diyor kizim. Ardindan da ekliyor 'he heee ben en cok sen sonsuzdan daha buyuk sayi soyleyemezsin' ..

Ben de diyorum ki iki tane sonsuz var, bir eksi sonsuz biri arti sonsuz. Biriniz onu digeriniz onu sevin boylece kavga bitiyor sarmas dolas oluyoruz. Iyi ki Eren benim kardesim anne diyor Dila, Eren de gidip gidip ona sariliyor. Cok sukur birbirlerini cok seviyorlar.

Gecenlerde arkadasimla ev islerini konusurken esimin her sabah bizden once kalkip kahvaltiyi hazirladigini, yumurtalari pisridigini, suyu kaynattigini, bulasik makinesi dolu ise bosalttigini falan soyleyince sasirdi. Sen mi soyledin de yapiyor kendiliginden mi diye sordu. Hayir dedim hic istemedim, nasil basladi bilmiyorum ama o bunlari yaparken ben cocuklarin wc banyo isleriyle ilgilenirim, sonra kahvalti ederlerken cantalarini hazirlarim, sonra saclar, giyinme fasli bende. Boyle aramizda bir isbolumu olustu kendiliginden. Sonucta ikimiz de ailemiz icin cabaliyoruz, kimin hangi isi yaptigi farketmiyor.

Gectigimiz hafta tam tekrar iyi olduk derken,  Carsamba gunu kizimin binicilik dersinde talihsiz bir kaza yasadik. Normalde dersi izliyorum ama o gun oglum cok usumus cafede oturmak istemisti. Arkadasimla tam cocuklari almaya giidiyorken, Dila'nin ogretmeniyle bize dogru geldigini gorduk. Agliyor ve titriyordu. Attan dusmus, cafeye gitip sakinlestirmemizi onerdi. Medikal yardim sordum, cafede calisanlar ilk yardim bilgisine sahipmis onlardan iste dedi.

Nasil oldugunu sordugumda, hic hatirlamiyordu. Ne dusus anini, ne de neden oldugunu. Cok korkmus ve bir nevi sok icindeydi. (zaten kizimda boyle anlarda normalin ustunde bir panik hali oluyor, ki bunu hep soylerdim ama tabi insanlar anlamazdi. O gun arkadasim da gorunce hak verdi, bu konuda ayrica birseyler yapmaliyiz) Basinda kask ve sirtinda koruyucu yelek olmasina ragmen nasil dustuyse, kafasini ve sirtini incitmis. Sonradan ogretmenle detayli konustugumuzda az cok ogrendik. Derste baska bir ati suren kiz, kosturma asamasinda ne olduysa korkmus ve ciglik atmis. O ciglik atinca butun atlar urkmus ve hizlanmis. Dila, arkadasimin kizi ve bir cocuk daha (emin degilim ama) attan dusmusler. Arkadasimin kizi popo ustu dusmus yine binmis. Dila'yi ogretmeni gormemis ama herhalde yere sirtustu dusmus kafasini carpmis ama ogretmen yanina gittiginde, oturur pozisyondaymi (hemen kalkmis) ve o da onu almis zaten. Dilanin durumunu gorunce hemen acile gitmemizi tavsiye etti kiz, oncesinde yardim talep ettigim calisanlar sadece otursun su falan verin demislerdi :/

Acilde konrollerde birsey cikmadi, agrisi icin agri kesici verildi, olay anini hatirlamayisi (hala kopuk kopuk) soktan diye soylendi. Cok sukur daha hastanede iyi olmustu, jimnastikte yaptigi hareketleri yapmaya baslamisti.

Tabi ki gozlem altinda tutun dediler, hep takip ettik birsey olmadi.

O gece bir de oglum mide gribi oldu, uc kere yataga kustu, resmen sabahladik. Zaten kalbim okuz oturmuscasina agirdi hic uyuyamazdim.

Takip eden birkac gunde cocuklar normale hemen donduler ama ben donemedim. 40 yildir hayatta bir cok aci tatli seyi tecrube edip, o duygularla nasil basedecegimi ogrenmis olsam da, 7 yillik anneligimde cocuklarla ilgili kaygilarimla hala nasil basedecegim konusunda cok yol almam lazim. Ya bir sey olsaydi dusuncesiyle kavgalar edip, tekrar cocuklari ciktiklari yere sokup herseylerden sakinma hisleriyle dolup tastim.

Fakat tabi ki kabullenmek gerekiyor. Cunku her an yanlarinda da olsak (3-4 aylikken nasil gozunun onunde yataktan dustugunu hatirla diyorum kendime) ve bazen okulda, parkta, hatta evde bile cesitli kazalara maruz kalabilirler ve her an kollayamazsin. Tek yapabilecegim (ta bi ki alinmasi gereken onlemler disinda), onlara da hep soyledigim gibi 'hic merak etme annecim, ben hep dua ediyorum, melekler sizi koruyacak'

Gunlerce bu olayi cok yakinlarim disinda kimseye soylemedim. Cts gunu sosyal medyada bir kelime oyunu gordum ve instagram uzerinden paylastim. Bu minik oyun bir anda benim ruhuma iyi gelen bir ilaca donustu (ki baslangicta planlamamistim). Ne cok guzel dilek aldim, o zaman da bu kazayi ve sayelerinde sifalandigimi paylastim. Sagolsin bir cok kisi dualarini sevgilerini gonderdi. Ve aslinda bu yazinin en basinda yazdigim ' desteksizlik sikayetinin' ne kadar yanlis oldugunu anladim. Cunku sanal dostlarim bugun benim gercek insanlarimdan daha yakin.

Minnettarim.



11 Aralık 2017 Pazartesi

19. Yıl

Aralık 11, 2017 10 Comments
Bu gün eşimle çıkmaya başladığımız günün yıldönümü, 19 yılı bitirdik. Aslında artık yaşgünlerini, özel yıldönümleri paylaşmaktan hoşlanmıyorum ama bu günü başka bir amaçla yazmak istiyorum.

 Bugün özel bir kutlama yapmadık, zaten her fırsatta keyifli şeyler yapıyoruz, yine her zaman yapabiliriz ancak bu sefer doğa bize bir sürpriz yaptı. Hollanda’da kar yağdı :) Sadece kar yağışını izlemek bile neşe veriyorken, çocukların karda oynamaları, yol manzaraları epey keyiflendirdi doğrusu. Şimdi gayet huzurlu ve mutluyum.



Oysa dün eşime kızmıştım. Söylediği bir söz (tabi ki onu ina etmek istememişti her zaman olduğu gibi) benim farklı yorumlayıp alınmama sebep oldu. Her ne zaman böyle bir olaya kafamı takıyorsam, sonra konuyu incelediğimde o sözün eskilerden kalma (çoğunlukla çocukluğumdan) bir yarayı kanırttığını farkediyorum. Böyle bir mesele ise genelde aşırı tepki vermiş oluyorum. Üzerinden zaman geçtiğinde bunu farkediyorum ama ilk anda farketmem kolay olmuyor.

Çocukluğumu doya doya yaşadığımı düşünürüm hep. Ailem de harikaydı. Annem babam ilkokul mezunu olsalar da dünya görüşleri geniş insanlardı ve bizi ellerindeki imkanlar dahilinde çok iyi yetiştirdiler. Hatta eşim ilk anne baba olduğumuzda, senin anne baban sana çok iyi ebeveynlik yapmış/yapıyor diye farkına varmamı sağlamıştı. Biz yaşımız ufak da olsa aile içinde saygıyla, fikirlerimiz sorularak, dayak nedir bilmeden büyütüldük. Elbette bizim de çocukken eksikliğini hissettiğimiz şeyler oldu sonuçta hayat dört dörtlük değil fakat bunların çoğunlukla maddi imkansızlıklar sebebiyle yüreğimde yer etmiş yaralar olduğunu görüyorum. Halbuki şimdiki aklımla hiç bir önemi olmayan mevzular bunlar; çocukken sahip olmak isteyip olamadıklarım, evimizi güzel bulmayıp kendimi ezik hissetmem gibi şeyler...

Dün yine böyle bir kırgınlıkla tüm gün eşime küsünce (tabi yatmadan önce konuyu açıklığa kavuşturup barışmıştık), bu sabah kendisine de söyledim. Dün sana kızdığım için bugün seni daha çok seviyorum, bunu daha çok hissediyorum. Çünkü normal günlük sıradan hayatımızda, ona olan sevgimi veya değerini hissedecek anlar fazla olmuyor, doğrusu kimi zaman gün içinde yoğunluktan aklıma bile gelmiyor. Oysa dün küsmüş ama yine de ayrı duramıyor, içim sürekli içimi yiyiyor, barışmak için can attığım halde küskünlüğümü sürdürmek için direniyorken, hayatımda ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu daha iyi idrak ediyordum. Onsuz hiç birşeyin anlamı olmadığını, yanımda o yoksa hayatımın aynı tadı olmadığını...

Dile kolay ömrümün yarısını birlikte geçirdiğim adam, 19 yaşında fakültenin bahçe duvarında otururken önümden geçtiği ve onu ilk gördüğüm gün hala aklımda. Bugün 38 yaşımda ömrümün tam yarısında hep benim yanımdaydı. Zaman ne çabuk geçmiş, sankidaha dün gibi. Hep başka kişiler için duyduğum 20 yıldır beraber, 30 yıldır evli gibi sıfatlara biz de erişmişiz ne acayip. Oysa biz hala fakültedeki aklı bir karış havadaki yüreklerimizdeyiz. 


12 Eylül 2017 Salı

2017. Yaz

Eylül 12, 2017 0 Comments
Hollanda'ya dönüşümüzün üzerinden 10 gün, okulların açılmasının ardından 1 hafta geçti ve ben hala 2017 yazına dair notlarımı yazamadım. Üstelik bugün itibariyle sabah 11 derecede okula gidip, gün boyu da maksimum 14 dereceyi görünce artık bizim için yaz dönemi bitmiş oldu. Bu akşam yorganlara da geçtik şimdi kış gelebilir :))

Yaz bitip de çocuklar normal rutinlerine dönünce, birden bire farkediliyor ki ne kadar büyümüşler, ne çok şey öğrenmişler, ne kadar olgunlaşmışlar. Bugünlerde hergün hayretle buna tanık oluyorum ve şükrediyorum. Artık evimizde 5,5 yaşında bir genç kız ve 2yaş 8 aylık bir delikanlı var. Ve tabi 90 yasindaki inatlari. Inatcilar bir degil iki olunca evlere senlik oluyor tabi ki:))

Bu yaz bizim icin bir ilk yasandi ve ilk defa ablalarim bize kalmaya geldiler. Aylar suren uzun pasaport-vize macerasindan sonra kizimin okul tatilinin baslamasindan bir hafta once gelip bir ay kadar kaldilar. Iki ablam ikiser cocuklari ve birinin damadi olmak uzere, 7 misafirimiz vardi. Biz de 4 kisi olunca ilk 10 gun 11 kisi bir evde geri kalan zamanda ise ikisi dondugu icin 9 kisi bir evde yasamis olduk. Cocuklar icin essiz bir deneyimdi, benim icin ise keyif. Onlara gore kadar yogun bir program yaptik ki, biraz alismakta zorlandilar :p Istanbul rehavetinden sonra buradaki aktif hayat biraz yorucu geldi, biz de bir gun gezmeli bir gun evde dinlenmeli seklinde ayarlamaya calistik. Bir suru yere gittik ve en ilginclerinden biri, kac yildir amsterdam'da yasiyor olmamiza ragmen hep yaz o tarihte turkiyede olmamiz nedeniyle Amsterdam Gay Pride' a katilmamiz oldu. Gercekten onlar icin de buyuk sansti. Tam o tarihte buradaydilar.



Cocuklar tabi ki iyi kotu aliskanliklar edindi, birazcik siveler degisti. Nidalari ooov seklinde olan Novacim cumlelerin sonuna bee getirmeye basladi (bir araya gelince biraz trakya agzina kayiyoruz), oyunda kaybettikleri zaman 'kendimi tebrik ediyorum' demeyi ogrendiler birseye kizdiklarinda 'hani bana dondurma verecektin hani hani' diye cikisir oldular :)) Bir arada altalta ustuste, bol oyunlu bol kavgali guzel gunler gecirdiler.

Biz de turkiye tatilimizi onlarin donuslerine denk getirmeye calistik. Ayni ucakla, cocuklarla beraber dondum, esim bir hafta kadar sonra geldi, o gelince bir haftalik Mugla- Dalyan tatili yaptik, ardindan yine Istanbul, biraz orda ziyaret gezme alisveris derken gunler cabucak gecti. Aslinda gecen sene kaldigimiz 6 haftaya gore 3 hafta oldukca kisaydi ama Helocum doydugunu ve okulunu ozledigini soyledi. Sanirim oncesinde de gorusmus olmanin etkisi vardi. Zaten 3 hafta icinde o kadar cok sey yaptik ki, gunler yogun gectiginde 1 gun insana 1 hafta gibi uzun geliyor.

Velhasil kurkcu dukkanina geri donduk. Ozlemisiz evimizi ve serinligi. O ne sicakti oyle. Sanirim bizim bunyelerimiz buranin iklimine alistigindan fazla sicaklarda duramiyoruz. Elbette orda surekli yasasak daha farkli cozumlerimiz olurdu veya bizim de dengelerimiz degisirdi. Boyle gitgel durumlarda hersey sasiyor.

Tabi akil da sasiyor. O kadar cok sey degismis oluyor ki her gidisimizde sasiyoruz. Cevre, gundem, insanlar, davranislar, fiyatlar... Eskiden 1 tl ye oje alirdik simdi en az 4-5 tl. Diyeceksiniz ki ojeye gelene kadar ne zamlar var ne fiyatlar... Evet hepsinin farkindayim ama oje fiyati bizim tatilimizin gundemine bomba gibi dustu.

Oglum ojelere merak saldi. Aslinda ben pek surmem, ablasi iste biraz heveslenmis birkac cocuk boyu ojeye sahip olmustu. o surerken isterdi ve ben de esirgemezdim cunku henuz hayir erkekler surmez demek icin cok erken ve dogrusu ilerde de der miyim onu da bilmiyorum. Neyse konu bu degil, oglum bir avm de bir mavi oje begendi fiyati da tam 12.99 tl. Almam icin yerlere yatiyor zirliyor agliyor, 5 tl olan baska bir tondakini teklif ediyorum hayir illa o ton olacak ve alacak. Almadim (sonra almadigim icin kafami taslara vurdum ya neyse) o gunu bana zehir etti. Bazen bir anlik oluyor krizleri oyle sandim degilmis. Ve dondukten 1 hafta sonra ayni ojeyi burada kendi buldu ve aldi.  Onune gelen seyi boyuyor, sadece tirnak degil, kagit araba vs...

Iste bu da ojesi uyurken de onunla uyuyor.



Neyse ne anlatacaktim nereye geldim. Evet yogun ve guzel bir yazin ardindan yeni kazanimlarimizla yeni aylara yeni krizlere yeni sendromlara haziriz efendim. Daha sik gorusmek dilegiyle.

28 Mayıs 2017 Pazar

Bir Günlük Tatil

Mayıs 28, 2017 1 Comments


Sanırım son on gündür falan Hollanda'da hava mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor, Türkiye'den bile sıcak. Hatta dün okyanusta yüzdüm o derece. 

Biz de bu sıcak havayı kaçırmıyoruz tabi. Her gün okuldan sonra parklara (genelde içinde su bulunan) göl kenarlarına, pikniklere gittik ve görünüyor ki önümüzdeki hafta da böyle olacağı için gitmeye devam edeceğiz. Dün ise Amsterdam'a 1-1,5 saat uzaklıktaki bir kasabaya gittik. Bu kasaba Hollanda'nın Antalya'sı olarak bilinen bölgede yer alıyor. Biraz daha  güneyde olmasının yanısıra, okyanusun o hırçın dalgalarını kesen, onu sanki bir iç denize dönüştüren bir koyu var. Kasabanın adı Hallevoetsluis.

 

 

 
Bundan üç yıl önce bir ağustos ayında, o yıl eylül sonunda yapacağımız yaz tatilini beklemekten bitap düşmüş, bari küçük bir tatil yapalım diye bir haftasonu için gelmiştik buraya. Tabi ki yüzme beklentimiz yoktu. Fakat o zaman da yüzmüş ve kasabayı çok beğenmiştim. Tam bir sahil kasabası. Hani İstanbul'un karmaşasından çıkıp Ağva'ya veya Kumburgaz'a geçince bir his dolar içinize. Hala İstanbul'dasınuzdır ama birşeyler değişiktir. Denizin kokusu mu, balkonların bahçelerin yeşili mi buna sebep bilmem. Ben her ne zaman böyle bir sahil kasabasına gitsem aynı hisle dolarım.

İşte dün de öyle oldu, oysa yaşadığımız yerde de bol su (göl, kanal) ve bol yeşil var. Bahçeler yazlıkçı evleri gibi ama işte şıpıdık terlikler, güneş kremi kokusu yok.  Yazlık elbiselerini giymiş insanların lakaytlığı yok belki ondan. 

Ah nasıl iyi geldi anlatamam. Öğle saatlerinde vardıktan akşama kadar kumsalda oturduk. Hava 31 derece olmasına rağmen rüzgar bunaltmıyordu. Arada denizde ıslanıp serinliyorduk tabi. Kumlardan sakındığımız atıştırmalıkları yemek, sıcaktan kaynamış suları içmek, arabalı satıcıdan alınmış dondurma yemek... Yaza dair özlediğimiz ne varsa yapabildik.

Akşam yola çıkmadan önce bir restoranda yemek yedik. Önceden geldiğimizde yine orada yemiştik bir Akdeniz-Yunan restoranı: Limani http://tolimani.nl/ Zengin mezeler, soslar herşey çok lezizdi. Hollanda restoranlarına göre geniş bir menü seçeneği vardı. Salatalar, yemek yanındaki aperatifler. Aslında çoğu bizim Akdeniz mutfağımızdaki yemekler ama gel gör ki burada türk restoranı deyince hep aynı yemekler, kebap döner birkaç dolma salata o kadar. Oysa Yunanlılar ne güzel sunuyor mutfağını dedik yerken. 


Tabi açık havada marinaya karşı oturup yemenin keyfi de başkaydı.

 

Yemekten sonra eve döndüğümüzde, aynen bir Ege kasabasına gidip tatil yapıp dönmüş gibi bir his vardı. Bu sadece bana olmadı, birlikte günü geçirdiğimiz ve buraya ilk defa gelen arkadaşıma da oldu. Ve işte o his bana günlerce yetecek biliyorum. Bu gittiğimiz yerin yakınlarında birkaç tane daha benzer yerleşim var. Bundan sonraki sıcak havalarda onları da keşfedelim diyoruz şimdi. Hergün tatil olsun insanı değilim ama böyle tatiller de çok iyi geliyor doğrusu ☺️

19 Mayıs 2017 Cuma

Günün Özeti-19 mayıs 2017 cuma

Mayıs 19, 2017 9 Comments

 
Her günümüz bu kadar yoğun değil ama bugün gerçekten çılgın bir gündü. Üstelik daha bitmedi. Biraz önce eşim geldi çocukların akşam yemeği işini ona devrettim (normalde hep beraber yeriz ama ayakta duramıyorum uzanmam lazım) ben odama kaçtım. Biraz soluklanıp gideceğim. Bu saatten sonra yemek ve uyutma faslı oluyor tabi ki ancak en azından onlarda eşimin desteği oluyor. 

Sabah, gece uykum kaçtığı için 7 yerine 7,30 kadar uyudum ve uyanınca hızlı bir duş alıp 7.45 de çocukların yanına gittim. Kahvaltıya oturmuşlardı. Hemen Helo'nun beslenmesini hazırlayıp kendim de birşeyler yedim ve 8 de okul için hazırlanmaya başladık. Kıyafet ve saç faslı 15 dakika sürüyor ama bu sabah oğlumun da gelmek istemesiyle (normalde onu almayıp bir koşu bırakıp geliyorum) onu hazırlayıp çıkmak 8.20 yi buldu. 8.28 de çalan zili okulun bahçesinde karşıladık ve aceleyle içeri gönderdim. Kapıda öğrendim ki kızımın haftaya salı olacak olan okul gösterisinin bir provası bugün herkese açık halde saat 10.30 da olacakmış. Tabi ki gitmeliydim. 

Okuldan çıkınca oğlum ne yöne yürüyeceğine karar verir ve bu sabahki rotası, son dönemdeki takıntısı tavuskuşuna bakmak için çiftlik oldu . Çiftlik 9.30 da açılıyor, tabi ki açık değildi ama civarında dolanıp tavuskuşunu aradık. Bulamadık. Ağır ağır eve döndüğümüzde saat 9 u biraz geçiyordu. Eve dönerken yüzme havuzunun yanından geçiyoruz ve bugün yüzmeye gitmek ister misin diye sordum oğluma (tamam ben kaşındım biliyorum fakat onun yaşındayken ablası o kadar çok aktiviteye gitmişti ki bu konuda biraz vicdan azabım var, bu yüzden fırsatları kaçırmamaya çalışıyorum). İsterim dedi. Birkaç kez gitmiştik daha önce, sonra da uzun bir ara vermiştik. Her hafta soruyordum istemiyordu hiç. En son geçen hafta ablasının dersinde o da havuza atlamak isteyince yeniden başlamalı dedim. Bebek ve toddler saati saat 9-10.30 arası. Hemen gerekli malzemeleri çantaya attım ve 9.20 gibi havuza vardık. Nova bugün çok cesurdu gerçekten, kendi kendine suda durmayı denedi ve başardı. Defalarca yaptı. Ağzını kapatıp suyun içine sokmayı öğrendi. Artık dudakları morardığında hala çıkmak istememesine rağmen zorla çıkardım, hızlıca giyinip hemen gösteriye gittik. (Bunların hepsi yanyana, bir kare otopark alanının bir tarafında Helonun okul, bir tarafında çiftlik bir tarafında yüzme havuzu diğer tarafında Novanın okulunun ve gösteri yapılacak yerin olduğu bina var). Neyse ki bizimkilere sıra gelmemiş, fakat kalabalıktan kıza kendimi gösteremiyorum. Geldiğimi bilmeli, herkesin anneesi oradayken benimki yok diye üzülmesin. En son artık sahnenin yan tarafına geçip epeyce yaklaşıp gözüne girmeye çalışıyordum ki kızım öğretmeniyle bana yürüdü, çişi gelmiş :) Koşa koşa wc ye gittik, o sırada oğlum da sallanıyor biliyorum çişi geldi ancak inadı tuttu ısrarla yapmak istemedi. Tam kızı bıraktım gösteri başlamak üzere oğlum kucağımda başladı işemeye. Haydi koş yine tuvalete. Neyse ki fazla kaçırmadan yakaladık. Kalabalığı defalarca yardığım için belki küfür yedim ama napıyım. Geldiğimde bizimkiler sahnedeydi, neyse ki müzik başlamamıştı. Oh yetiştim.

Gösteriden sonra bir on dakika kadar durup çıktık. Bu sefer sabah göremediğimiz tavuskuşuna bakmaya yine. Baktık ki çiftliğin çitinden atlayıp dışarı çıkmış (arada geziyor öyle serbest bir kuş bizimki) biraz onu izledik ve yine ağır ağır zorla eve geldik. Oğlum bu sabah erken kalktığı (6 dan beri uyanıktı) ve yüzmede yorulduğu için uykusu gelmişti. 10-15 dak kadar evde oyalandıktan sonra 11.45 gibi uyudu (normalde 13 civarı uyur). Hemen makinaya çamaşır attım, ortalığı topladım. Bir çorba ve yemek koydum, bir yemeğin de malzemelerini hazırladım. Yemekler pişerken dağınık oyuncakları topladım, mutfağı masayı falan sildim. Yerdeki kırıntıları süpürdüm. Birka arkadaşımla WhatsApp dan yazıştım ve 1 saat sonra oğlum pıtır pıtır yanıma geldi. Yorgun diye belki iki saat uyur hayallerim suya düştü. O biraz arabalarıyla oynarken çorbayı blenderdan geçirdim yağını tuzunu ekledim ve beraber bir kase çorba içtik. Saat 2 olmuş ve Helo'yu okuldan almak için evden çıkma vaktimiz gelmişti. 14.15 de çıkış zili çalıyor ama sınıflar sırayla çıktığından 5-10 dakka gecikebiliyor çıkışları. Çıkınca yine okulun bahçesinden ayrılamadılar. Saat 15 te yine zorla eve girebildik.

Bir sonraki dışarı çıkış için yarım saatimiz kalmış. Kızımın üstünü çıkardım, çorbasını verdim ve o bu arada biraz dinlenme videosu seyretti. Ben de önceden hazırladığım yarım yemeği pişmeye bıraktım (allahtan saati ayarlanan ocağım var, kurup bırakıyorum) kurumuş çamaşırları katladım, bu sefer de onun yüzme dersi için çantasını hazırladım ve 3.45 deki ders için 3.35 de evden çıkabildik. Koşa koşa gittik başlamasına 2 dakka kala yetişmiştik ama mayosunu unutmuşum. Normalde çantasına hep fazla mayo koyarım var sanıyordum yokmuş. Bir posta ağladı, öğretmene sordum atlet kilotla yüzmesine izin vermedi. Unutulmuş eşyalardan oluşan bir ihtiyaç dolabı varmış ordan bul giydir dedi. Bir koşu gittim aradım tarafım neyse uygun birşey buldum. Eve de giderim ama çocukla git gel en az 15 dak ve ders zaten 45 dakika geriye ne kalacak. 

Neyse kızı postaladıktan sonra yüzme havuzunun cafesine oturduk (ilk defa oturuyorum) ve bir cappucino içtim nihayet. Oğlum da biraz oturdu sağolsun, arabalarıyla falan oynadı masada. Fakat yarım saat çabucak bitti (45 dakikanın bir kısmı mayo arama bir kısmı kahve sipariş ver bekle ile zaten geçmişti). Hemen havuzun kenarına gittik, kızım çıktı duş aldı, giydirdim ve eve gideceğiz ancak her zamanki gibi cafeden birşey alalım sızlanması başladı. Bu sefer açlar diye patates kızartması ve içecek aldım. Birazcık oturup yediler sonra cafenin bahçesine kaçtılar. (Bir sınıf arkadaşı da bahçedeydi) Bahçe de çok büyük ve göl kenarında. Oturduğum yerden gözümle göremiyorum diye mecburen peşlerine gittim. Bunlar bir oyuna başladılar hadi kızım hadi oğlum yok gelmiyorlar. 5.30 da artık oğlanın kakası gelmiş olduğu için (normalde yüzme dersi 4.30 da bitiyor) ben gidiyorum istersen kal diye blöf yaparak eve geldik. Ayağımda bir tırnağım çatlayıp derinden kopmuştu orası acımaya başladı. Eve gelince baktım şişmiş. Hemen oturmak isterdim ama ne mümkün, bahçedeki çalılıkta onlarca buluna tırtıllardan bir kavanoza koyup okula götürme sözü vermiştim önceden. Tutturdu toplayalım diye. Bir kavanoza birkaç tane topladık, eve girdik, oğlum kaka yaptı, biraz fazla batırdı, onu temizledim, kızın üstünü değiştirdim ve tam oturdum ki kapıdan kocam girdi (saat 17.45). Görünce sanki hep oturuyormuşum gibi oldu. He he ne demezsin. Öyle çok oturdum ki kalçam uyuştu  😂 

 
Neyse o da biliyor tabi ne kadar yorulduğumu, dedim üstünü değiştirir değiştirmez gel ben yatacağım. Evet o evden 9 da çıktı geldi rahat ev kıyafetini giydi. Ben 8 de giydiğim kıyafeti (tamam iş kıyafeti değil benimki ama normal ev kıyafeti de değil) an itibariyle hala çıkarmış değilim😣 

Ve şuan karnım acıktı fakat bu günü yazmayı tercih ettim. Çok yoğundu çok yorucuydu ama böyle çok yoğun günlerde bana bir yaşam enerjisi geliyor, keyfim yerinde hatta. Hayret bişey 😀

22 Aralık 2016 Perşembe

Cocuklarla Maldivler Tatilimiz - 2

Aralık 22, 2016 3 Comments
Bir onceki yaziya kaldigim yerden devam etmeye calisayim...


Yan tarafa ekledigim haritada goruldugu uzere, yuzlerce irili ufakli adadan olusuyor Maldivler Cumhuriyeti. Fakat bu fotografi koymamin bir diger amaci, adalarin etrafinda gorulen cok acik mavi bolumleri iyi resmetmis olmasi. Maldiv adalarini denizin icindeki bir dagin tepe noktalari olarak dusunebilirsiniz. Eger sular birkac metre az olsaydi, genisce bir kara parcasi su uzerinde olacakti. Fakat su anki durumda adalarin etrafinda gercekten buyuk bir alan oldukca sig bir sekilde uzaniyor (oyle ki belinizi bile gecmiyor yukseklik), ardindan kayaliklar basliyor ve sonra da muthis derin bir ucurum. Nereden biliyorsun derseniz, ilk gidisimizde zemini cam olan bir tekne ile epey acilarak, baliklari falan gozetlemistik. O ucurum bolgesine geldigimizdeki hissttigim dehseti anlatamam. Ben hayatimda boyle birsey gormedim, dipsiz kapkaranlik bir kuyu gibiydi.

Yalniz bu ucurumun bir avantaji var, yine internetten buldugum asagidaki gorselde de gorundugu uzere, bu ucurum bir dalgakiran vazifesi goruyor (gorselde koyu renkli yerler denizin derin bolumu, acik renkli yerler sig alanlar) ve ayrica sanirim kopekbaligi gibi baliklarin kiyiya yaklasmasini engelliyor :))


Bu durumda maldivlere gidince ne yapilir sorusunun cevabi bir miktar cevaplanmis oluyor. Deniz gercekten cok sig oldugu icin soyle doya doya yuzeyim, bir acilip geleyim olayi yok ne yazik ki. Kiyilarda cocuklarla oynar gibi takilmak gerekiyor ve tabi bir de herkesin yaptigi gibi dalmak.

Buraya gelen herkesin yaninda mutlaka snorkel ve deniz gozlugu oluyor ama usta dalgic olmaniz gerekmez. Suyun altina girebilen herkes eger deniz gozlugu varsa (gozluksuz net gorulmuyor ve tuzdan yanabilir) etrafinda yuzen baliklari gorecektir. evet cok fazla ve cok guzel baliklar var, daha denize adiminizi attiginiz ilk adimda bile.

Maldivler denizine turkuaz rengini veren beyaz kumlaridir ve bu kumlari da mercan resiflerinin uzun yillar sonucunda ufalanip kuma donusmesiyle olusmus. bu yuzden adadan mercan parcalari goturmek dogal dengeyi bozmamak acisindan yasak. genelde beyaz kumlu sahilin ardindan bu mercan kayaliklari uzanir ve oldukca renkli baliklara ev sahipligi yapar. Yer yer bu mercan kayaliklari ufak obekler halinde kiyiya oldukca yakin yerlerde de bulunabilir ve 50cm capindaki bu kayaliklarda yasayan onlarca harika baliga sasar kalirsiniz. yani en azindan bize oyle oldu. Asagidaki gorsel bizim kaldigimiz adanin yukaridan gorunusu, kumsal ve mercanlar gayet iyi farkediliyor.


Ve buralarda asagidaki gibi sayisiz baliklar gozlenebiliyor.




Biz ozel olarak dalis ekipmani getirmemistik yanimizda ama her tatilde yanimizda olan deniz gozlukleri bize yetti. Yuzdugumuz yerde bulunan 5-6 mercan obegini kizimla dalarak izledik. Helodunya 7 ay kadar once, Hollanda'da tum cocuklarin gittigi yuzme derslerine baslamisti ancak, sualtindan gitmeye korkuyordu. Bu yuzden yuzme dersi gunleri onun aglamalariyla, benim ikna etme cabalarimla kabus gibi geciyor, kimi zaman dersleri ekmek zorunda kaliyorduk. Tesaduf bu ya, tatile gitmeden iki hafta once bir cesaret geldi ve suya dalmayi ogrendi ancak pek tercih edecegi bir secenek degildi tabi hala isteksizdi. tatilde ise bu baliklari gorunce kendiliginden defalarca daldi ve sayelerinde dalma konusunda hicbir korkusu kalmadi.

Denizdeki baliklar sadece kayaliklar etrafinda degil, serbest halde de oldukca yogundu. Beyaz kum uzerinde beyaz olduklari icin disaridan pek farkedilmeyen ama dalinca birden gozumuzun onunde beliriveren asagidaki baliklar ayaklarimizin arasinda yuzuyordu mesela.


Bir de kucuk kopek baliklari vardi tabi. Kiyinin bir metre ilerisinde, yer yer yarim metre yer yer bir metre genisliginde tum kiyiyi kaplayan hamsi gibi ufacik yavru baliklardan olusan bir suru uzaniyordu kiyi boyunca. binlerce ufak balik. denize girerken o suruyu yarip geciyorduk. iste kopek baliklari (bunlar beyaz renkli boylari bir yarim kol uzunliginda) bu surunun pesinde dolasiyor. ara sira saldiriya gecip baliklar da kacmak icin suyun ustune sicradiklarinda kiyida bekleyen balikcil da onlari yakaliyordu. instagrama kopek baliginin videosunu koydugumda pek korkulu tepkiler geldi ama onlarin gercekten insan yemeye ihtiyaclari yok :) onlerinde binlerce balik, karni tok sirti pek :)

Maldivler'de cocuklarla neler yaptik diye toparlayacak olursam,

-bol bol yuzduk. baliklari inceledik, kovayla yakalamaya calistik, her aksam yemeginden sonra iskeleye gidip ton baligi gibi kocaman baliklara ekmek attik.

- tabi ki bol bol kumlandik, kaleler tuneller yaptik. kabuklar toplamaya calistik (fazla yok), bir tane yengecin ust  kabugunu bulduk. 

- denizin disindaki hayvanlari kesfettik. once yengecler tabi ki cunku yuzlerce var. tirnak butuklugunden yumruk buyuklugune, kabuguyla veya kabuksuz gezen farkli renklerde yengec. kumsalin uzeri minik yengez izleri ile doluydu. bunlar agaclardan dusen hindistan cevizlerini yemeye bayiliyorlarmis. feci hizli kactiklarindan yakalamak mumkun olmadi. Bundan baska farkli ebatlarda ve renklerde kertenkeleler, bukalemun turu hayvanlar... onceki gidisimizde odamiza ilk giriste odada bir iguana karsilamisti bizi :) Bir de degisik oten kuslar ve tavuk benzeri kuslar gorduk.

- dogasini kesfettik. Hollanda'da cocuk parklari biraz farklidir. cocuklarin hayal guclerini beslemesi acisindan, hic birseye benzemeyen kutukler, cubuklar halatlar gibi dogal malzemelerden olusan parklar bolca bulunur. cocuk tirmanir hoplar ziplar doner. kizim da boyle oyunlara cok aliskindir ve denize girdigimiz plajin gerisinde ayni bu parklardaki kutukler gibi govdesi olan kocaman bir agac vardi. o agacta cok zaman gecirdi cocuklar. uzerinde yuruduk, tirmandik, altinda saklandik, denizden sikildiklari her anda o agactaydik.


- ve tabi doga yuruyusleri yaptik. adanin etrafini dolasmak 10-15 dak surmuyor. cocuklarla dolasirken diger agaclari, yapraklari, cicekleri, agaclardan dusen hindistan cevizi ve daha bilmedigim nice boyle kabuklu tohumlari topladik, inceledik. 


- ve tabi diger birbirinden ilginc ve devasa agaclari kesfettik, salkimlarinda tarzancilik oynadik.


- bir haftada 1,5 gun kadar yagisliydi hava. bu ayrica heyecan katti. denizdeyken bara kacmak, yagmurun dinmesini beklerken arada yagmurun altina kacip islanmak, geri gelmek, yagmurda dolasmak, canlari sikilinca oyunlar uydurmak...


- aksamlari hava 7.30 civari karariyordu. aksam yemegi 7.30 da baslayip bizim kalkmamiz bir saati bulunca, uykudan once karanlikta oyunlar bulmak gerekiyordu. genelde restoranin onundeki kumluk alanda kuma sekiller cizmece (kizim icin seksek oglum icin tasitlar-simdi arabaya bin simdi ucaga bin diye komutlar vererek oradan oraya kosturdum), ardindan iskeleye yuruyup baliklara ekmek atmaca, sonra bara gidip sut icmece ve ardindan uyku seklinde gecti.

-yanimiza yolda ve orada oynamalari icin kitap ve bir miktar oyuncak almistik ama dogrusu cok az kullanildi. disarda neredeyse hic oyuncak aramadilar. odada hazirlanirken falan beklemeleri gerektiginde oynadilar sadece. 

Biz neler yaptik diye soracak olursaniz, sezlonga oturup guneslenme veya her odanin onunde bulunan hamaklarda sallanarak uyuma gibi seyleri hic yapamadik. hamaga bir kez 5 sn fotograf cekilmek icin oturdum diyebilirim. ama masaj yaptirdik bak :) biraz tedirgin oldugum icin hayatimda hic masaj yaptirmamistim daha once, bu sefer bosverdim :) Bu tatilimiz ayrica esimle cikma yildonumumuzu de iceriyordu. Tam o gune bana bir randevu aldik masaj icin. Genelde ciflere ayni anda masaj yapiliyor ve cift indirimi oluyormus ama tabi ki birimizin cocuklara bakmasi gerekiyordu. Fakat kaderin cilvesi bu ya,  tam masaj gununden once bir guzel yandim, degil el surmek parmak bile degdiremiyorum sirtima. dedim kocacim sen git madem ben de sonraki gun giderim. boylece ikimiz de birer gun arayla yaptirmis olduk. 

dogrusu masaj yaptirmadan once ayh 5 yillik annelik yorgunlugu var uzerimde acaba nasil olacak, cok farkedecek mi, kus gibi hafifleyecek miyim diye merak ediyordum. ne mi oldu hic. kollarim ve omuzlarim disinda hic bir yerimde bir fark hissetmedim. ayni kisi ayni masaji esime de yapmisti o cok farkli hissetmis. herhalde asiri hareketli yasamim bir nevi spor olmus ondan boyleyim diye yargiya vardim. ama yine de masaj yaptirmayi cok sevdim, esimle ara sira yaptirmak uzere sozlestik.

Bitirmeden bir aciklama yapmak istiyorum. Maldivler tatili daha cok dogal yasama donus gibidir. Eger tek otel olan bir adada kaliyorsaniz, gece hayati pek olmaz, yapacak fazla birsey yoktur. Turkiye otellerine giderken giyindigimiz tasli pullu kiyafetler burada gereksizdir. hatta yanimizda cok fazla kiyafet goturmenin de geregi yoktur, ayakkabi olarak sadece parmak arasi terlik yeter.

Bugun tatilden doneli bir hafta oldu bile, yine eski yogun tempomuza hizli bir dalis yaptik. Simdi tatil nasildi diye dusununce, aklima guzel hatiralar geliyor, kalbime bir huzur doluyor. Cok sukur.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Hayat Önceden de Hep Böyle Yoğun muydu?

Eylül 19, 2016 2 Comments
31 Ağustos'ta tatilden dönüşümüzün ardından 20 gün geçti ama ben zaman nasıl geçti anlamadım. Geldiğimizden beri koşturuyorum ve yatağa sızlayan bacaklarla giriyorum. Günlerdir rutinimi yeniden kurmaya çalıştım ama eh işte yeni oldu sayılır.

Bu seferki dönüşümüzde, dönüş sonrası işler normalden biraz daha fazlaydı. Gitmeden önce evin bazı eşyalarını yenilemiş ama montajını bitirememiştik. Biz tatildeyken eşim gardrobu genel hatlarıyla tamamladı (an itibariyle monte edilecek beş kapağı ve duvar sabitleme işi var). Gelince oğlumun odasına yığdığımız tüm eşyaları elden geçirip, atılacaklar/yıkanacaklar ayrılıp, yeni yerlerini planlayıp yerleştirme işi vardı. Aslında bomboş bir günüm olsa bir günlük iş. Ama her gün azar azar yaparak 10 günde falan anca tamamladım. Neyse ki şimdi herşey yerini bulmuş durumda.

(Konmari metoduyla dolapları düzenlerken)

Tabi bu tatil dönüşü çamaşırlarına bir on kat eklenmesi anlamına geliyor (ki dolaptaki herşeyi yıkamadım zaten), geldiğimizden beri hergün çamaşır yıkıyorum. Evdeki çamaşır sepetleri yetmiyor artık diye iki tane daha çamaşır sepeti aldım.

Günlük işler zaten hiç bitmiyor, yemek, bulaşık, topla, sil... Çocuklu evde bu işler ne kadar yoğun oluyor anneler çok iyi bilir. Bunları da geçtim sonuçta hep yaptığımız şeyler alışkınım ama evde duramıyoruz ki hiç, iş yapabilelim!

Beni bu güzel havalar mahfetti. Bugün de bir arkadaşıma dedim, geldiğimden beri hollanda çok sıcak, o klasik serinliğini daha hiç yaşamadık ve ben hala sıcaktan bunalıyorum o serinliği özledim! Gerçekten Türkiye'de sıcağa fazlasıyla doymuştum, burda da orası gibi sıcaklar oldu. İyi hoş ama sıcak hava yan gelip yatınca güzel. Çocukların peşinden koşarken, her bir yerinden terler boşanırken pek de keyif verici olmuyor doğrusu.

Yine de çocuklara kıyamadığımdan, her fırsatta dışarı çıkardım. Hatta gün boyunca sadece 2-3 saat evdeydik diyebilirim (oğlum uyurken o da). Yaza doysunlar, açık havada bol bol oynasınlar dedim ama şimdi de içeri gelmek istemeyen, evde canları sıkılan bıcırıklarım var. Neyse bir orta yol bulucaz inşallah.

E bunun haricinde çocukları oraya buraya götür işleri de çoğaldı. Çocuklar büyüdükçe annelik, çocuğa bakmaktan, onu oradan oraya taşımaya evrimleşiyor. Okula götür, kursa götür, arkadaşına götür, bekle bekle bekle... Beklerken kardeşi oyala, işte böyle günlerimiz. Helocum okuldan hariç üç gün okul sonrası aktiviteye gidiyor, e bir gün de keyfi geziler desen, haftasonunu ise hiç sayma kahvaltıdan sonra evde yokuz derken evi otel gibi kullanır olduk. Fakat hala aklımız fikrimiz gezmede. Geçen annem telefonda dedi ne çok geziyorsunuz, çok para harcıyorsunuz diye sitem ediyordu (ki yakında yine elma bahçesine gitmiştik), dedim anne bak elma bahçesi bize 13 dak mesafede, gittik bir torba elma armut topladık 5,5 eu tuttu. Hadi çay kahve de içtik 10eu de. Orda 3 saat oynadı çocuklar. İstanbul'da bütün bir öğleden sonrayı geçirmek için kaç para harcanır bi düşün. Yolu, yemeği, oyunu derken. Burda hiç maliyetsiz gezebiliyor insanlar. Sandviçini hazırlayıp bisikletine atlayıp parklara ormanlara gidiyorlar. Doğru dedi ne desin. 

Ne diyordum, hal böyle olunca iki hafta sonrasına bile programlarımız belli oluyor. Çocuklar da zaten çok seviyor.

Şimdi bu süreçte o kadar çok paylaşacak şey birikti ki. Yazmayı istediğim birkaç gezi, çocukların mektupları, yeni öğrendikerim, gelişmeler falan. Hayat hızla akıyor be ben yazamıyorum. Bundan sonra yazacağım inşallah. Bu başlangıç olsun tez zamanda da devamı gelsin :)



8 Eylül 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri 3

Eylül 08, 2016 7 Comments
Tatili bitirip dönmemizin üzerinden bir hafta geçti bile ama başladığım seriyi tamamlasam iyi olacak. Toplam 6 hafta kaldık ve bu güne kadar hep ikişer haftanın özetini yazmıştım. Son iki hafta da şöyle geçti.

3. ve 4. haftaları Tekirdağ'da geçirdikten sonra annemleri orada bırakıp İstanbul'a döndük eşim geleceği için. Üç haftadır babalarını görmeyen çocuklar bir sabah uyandıklarında onu evde bulunca çok sevindiler. Antalya'daki tatilimize gidene kadar İstanbul'da birkaç günümüz daha vardı. Bu sürede ailecek gezdik, tatil alışverişi yaptık ve babanneyi ziyaret ettik. Annemler olmadığı için yemek işleri bana düşmüştü ve ne yalan söyleyeyim bir ay mutfağa girmedikten sonra özlemişim. Güzel güzel yemekler pişirdim :)

Sonra önceden ayarladığımız otele gittik. Eşim ve ben gideceğimiz yerlerde çok aşırı lüks veya üstün hizmet arayışında değiliz. Temiz olsun, yenilebilecek yemekleri olsun ve bir diğer olmazsa olmazımız yeşil olsun. Ne yazık ki bir çok otel yüksek binalardan, tam teşekküllü aquaparklardan ağaç çiçek için alan ayırmıyor. Eşim otel seçerken (evet ben hiç aramam hep o bakar) uydu görüntüsüne bakıp ne kadar yeşil olduğunu inceler. 

Gittiğimiz otelden bu açıdan çok memnun kaldık. Aşırı güzel bir bahçesi vardı. İki katlı evler şeklindeydi odalar. Çiçekler ağaçlar bol bol serpiştirilmişti aralarına. Havuz kenarında ağaç gölgesinde oturabiliyordunuz. Hatta havuzun bir kıyısını (şezlongla doldurmaktan vazgeçip) bir sıra çiçekle doldurmuşlardı. Otelden plaja geçiş hattında bile bir sıra kumları doldurup çiçek ve ağaç ekmişler. Benim gibi doğa aşığı için çok hoş ayrıntılardı bunlar. Dolayısıyla çok beğendim. Yemekler, havuz, diğer hizmetler de beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı.

Çocuklar da çok sevdi çok oynadı. Gündüz havuz ve denizde, akşamları oyun parklarında oynayıp durdular. Novadünya bütün gün dışarda olmaya feci alıştı tabi. Hala bu isteği devam ediyor ve neyse ki geldiğimizden beri Hollanda havası orayı aratmıyor, hep dışarılardayız.

Ne kadar güzel olursa olsun otel tatili bence 4-5 günden sonra rutine dönüyor ve sıkıyor. Bana öyle oldu. Eşim 7 gece 8 gün almış tatili, doğrusu son günler geçmek bilmedi. Su aşığı ben doydum demek ki. Tekirdağ'da kaldığım 15 günde toplam yüzdüğüm süre yarım saati geçmemiştir (oğlum bensiz durmuyordu, beraber girdik ama çıkmak istiyordu). Otelde babasında durdu ve sırayla yüzdük. Çocuksuz günlerdeki kadar çok değil elbet ama yine de fena değildi ve ben doydum. Helocum zaten hiç sudan çıkmadı, biz sırayla yüzerken bize eşlik etti.

Otelde bir ilk daha gerçekleştirdik ve ailecek fotoğraf çekildik. Oğlum bundan pek hoşlanmadı ama çok güzel fotoğraflarımız oldu valla. Hiç böyle fotoğrafçıda çekilmiş güzel resimlerimiz yoktu. Eve gelince çerçeveleri doldurdum.



Antalya'dan döndükten sonra İstanbul'da son birkaç günümüz daha vardı. Onlar da  yakınlarımıza doyma buluşmalarıyla, valiz hazırlıklarıyla geçti bitti. Çok şükür kolay bir uçuşla döndük yine yuvamıza. Geldiğimizin hemen ertesi günü okula başladı kızım (normalde hafta başında başlamıştı biz geciktik) ve o günden beri koşturmalar son hızıyla devam ediyor...

Şimdi düşünce, başlarındaki korkuyu saymazsak çoğunlukla güzel bir tatildi. Çocuklar akrabalarına, onların sevgisine doydular. Birçok yeni şey kattılar ve ben de tekrar evimi özleyecek kadar aylardır biriktirdiğim tüm özlemimi giderdim.
Çok şükür.