Yemek Tarifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek Tarifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2014 Perşembe

Herkes İçli Köfte Yapabilirmiş

Şubat 13, 2014 9 Comments

Yeni evlenen her kadın gibi ben de kocama tüm hünerlerimi sergileme gayretiyle içli köfte yapmaya girişmiştim yıllar önce. Hüsranla sonuçlanan girişimimden şu an tek hatırladığım, yuvarlarken çok zorlandığım ve daha pişirme aşamasında paramparça olmuş köfteler. O zamandan sonra bir daha hiç denememiştim bir kaç ay öncesine kadar, nerden baksan en az yedi yıl var. 

Belki de trakyalı olduğumuzdan aşırı düşkün olmadım hiç bir zaman içli köfteye, aklıma bile gelmezdi hatta. Nadiren restoranlarda yerdik ama bir sofrada içli köfte varsa reddedemeyecek kadar da severdik eşimle.

Herşey geçen ekim ayında Almanya'daki kuzenimi ziyaretimizde onun tesiri ile başladı. Bize leziz içli köfteler hazırlamış ve yanımıza bile vermişti. Önceden de yapardı ama evlenip Almanya'ya gidince ordaki arkadaşlarından öğrenmiş, restoranlara yapıyormuş arkadaşı. Ben yapamadığımı söyleyince bana püf noktalarını anlattı, sonra da bana bir cesaret geldi o geliş :) Yılbaşında annemlerdeyken çok miltarda yaptım, bir kaç hafta sonra da ablamın günü için. Yarın sevgililer günü diye yılbaşından beri yememiş olan eşime yapmak istedim bugün de.

Elbette ki çok usta köfteciler gibi değilim, bulgurlu katman farklı kalınlıklarda oluyor, köfteler yamuk yumuk ve farklı farklı boylarda olabiliyor ama olsun. Tadı gerçekten çok güzel oluyor ve bu gün eşim diğerlerine göre bu seferkini daha lezzetli buldu. Yavaş yavaş olacak :)

Üşenmeyin yarın siz de yapın eşinize, bloga yazdım aslında o kadar zor değil ve  aşırı zaman almıyor. Üstelik hem gözleri hem mideyi fazlasıyla doyuruyor.


Aşkla kalın.

23 Ocak 2014 Perşembe

Aperatif Kereviz Sapı Salatası

Ocak 23, 2014 3 Comments

Kereviz sapını sık alırım ama paketi bitiremem çoğu zaman. Salataların ve çorbaların içine koyuyorum genelde. Dün yine kocaman bir paket alınca, bozulmadan bitirebilmek için sadece kereviz sapının olduğu salatalar var mı diye bakındım internette. Biliyorum ki bizim kültürümüzde fazla yoğun kullanılmıyor ama avrupada yaygın. Çocukların kitaplarında bile var celery. Hakikaten google görsellerde kereviz sapı tarifleri ve bir de celery recipes diye aratınca fark çok bariz şekilde görülüyor.

Yukarıdaki fotoğraf da alıntı bir yabancı siteden. Ben de akşam benzerini yaptım ve yedik ama fotoğrafım akşam olması nedeniyle pek güzel çıkmadı. Artık ikinci yapışımda yeniden çekerim.

Orjinal tarifte üzerindeki beyaz krema için otlu peynir ve başka bir krem peynir karıştırılmıştı. Sarımsak da vardı. Aslında malzemelere pek dikkat etmedim çünkü hangi malzemeye ne yakışır kafamda kolayca uydurabiliyorum. Dolayısıyla fotoğrafı görür görmez nasıl yapmam gerektiğini biliyordum.

Önce kereviz saplarının sırtındaki kılçıkları soyuyorum ben. Yerken koparması ve yutması zor oluyor yoksa. Bıçakla bir ucundan tutup aşağı doğru sıyırın. Tüm kılçıklar temizlenince yaklaşık üç parmak kalınlığında kestim.

Üzerine koyacağım malzemenin içinde mutlaka sarımsak olmalıydı fakat çok yoğun değil, bir diş yeter. Kibrit kutusu büyüklüğünde (tabi yapacağınız miktara göre değişir ben iki sap için yaptım) beyaz  peyniri iki kaşık yoğurt ile (sert kısımlarından) ezip krema haline getirdim.

Kereviz saplarının içini doldurmadan önce limon suyuna buladım, içlerini doldurdum ve dizdim. Üzerine sumak ve nane serptim, bir kaşık zeytin yağını tümünün üzerine gezdirdim ve bir de biraz hareket katmak için bir tanecik ıspanak yaprağını minik minik doğrayıp serpiştirdim.

Üzerine koyacağınız baharat ve süslemeler size kalmış ama sarımsak ve limonu eksik etmemeli. Mesela minik doğranmış domatesler, taze sarımsak ve nane, maydanoz da eklenebilir. Ancak üzeri komple dolup da görüntü bozulmasın.

Tadı öyle güzel oldu ki favorilerim arasına girdi. Tavsiye ederim.

12 Temmuz 2013 Cuma

Nereden Nereye. Çökertme Kebabı

Temmuz 12, 2013 8 Comments

Ramazanın gelişiyle birlikte sosyal medyada menüler paylaşılmaya başlandı. Doğrusu benim çok hoşuma gidiyor bu durum. Uzun zamandır hep alel acele, karnımız doysun da nasıl olursa olsun anlayışında yemekler yapıyordum. Böyle menüleri, sofraları görünce bana yeniden bir heves geldi. 

Dün mesela hayatımda ilk kez yapraklarıyla birlikte enginar pişirdim. Enginarı zaten severdim, çok uzun zamandır yememiştim ve geçen gün markette görünce hemen atladım. Yapraklı hali bence daha güzel olmuştu.

Bu akşam da çökertme kebabı yaptım. Paylaşımlarda resmini görmedim sadece ismini yazmışlardı. Hiç duymamıştım ve merak edip google'a danıştım.

Bundan çok uzun yıllar öncesine ait kafamda bir anı var. Annemin evindeyim (demek daha evlenmemişim en erken 7 yıl önce), öğleden sonra çıkan yemek programlarından birini izliyoruz annemle. ( öğleden sonra evde olduğuma göre ya daha eski bir zaman bu çalışmıyorum, yada işte olmadığım bir gün. Neyse)

Tv deki yemeğin görüntüsü kısmen aklımda. O zamanlar oktay ustanın programı var mıydı bilmiyorum ama sanki o gibi bir imge var kafamda. Yemekte kibrit çöpü büyüklğünde kesilip kızartılmış patatesler var. Kibrit çöpü gibi patates fikri çok hoşuma gidiyor, yıllar içinde ara sıra aklıma geliyor ama üşeniyorum. Tarifte diğer ayrıntıları hiç hatırlamıyorum varsa yoksa kibrit patatesler.

Bu gün akşam üstü şu çökertme kebabı nedir diye baktığımda patateslerin rendelenip veya çok ince doğranıp kızartıldığını görünce, bu anı hemen su yüzüne çıktı. Evet tv deki tarif bu olmalıydı, aslında patatesler de rende değil kibrit gibi olmalıydı. Üzerinde yoğurt ve salçalı sos olduğu görüntüsü geldi önce. Yoğurdun üzerine konulan birşey vardı ama anımsayamıyorum. Google daki gibi et miydi değil miydi diye zihnimi yoklarken birden berraklaştı. Minik minik fındık şeklinde köfteler vardı tvdeki tarifte. Yani kibrit patates, üzerine sarımsaklı yoğurt, onun üzerine köfteler ve salçalı sos.

Ben evde kıyma kalmadığından et ile yaptım. Patatesleri de üşenmedim minik minik kestim. Etleri önceden, süt, zeytinyağı, minik kıyılmış soğan ve sivri biber, karabiber, kimyon, maydanoz ile marine ettim. Hepsini bir tavaya alıp ağır ağır pişirdim. Üzerine de salça, yağ, nand ve kekik içeren bir sos yaptım.

Gerçekten çok lezzetliydi. Sanırım bundan sonra bol bol yapacağım ama köftelisi daha iyi olacak gibime geliyor. İnternette köfteli çökertme kebabı diye aradım, o da varmış. Bir sonraki denemem o şekilde olacak.

Afiyetle.

15 Ocak 2012 Pazar

4 Ocak 2012 Çarşamba

Cevizli Ezme

Ocak 04, 2012 6 Comments

Burda bir çok yiyecekte olduğu gibi kahvaltılık seçenekler ile de ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Çok sayıda peynir çeşidi varken, zeytinler kötü, ekmeğe sürmek için ise tatlı seçenekler ağırlıklı. Tabi domuz içeren ezme, sos gibi şeyler de var ama onlar tabi ki kapsam dışı.

Böyle olunca ben de kendim çeşit yaratmaya çalışıyorum. Cevizli ezme de sıklıkla tükettiğimiz bir seçenek. Aslında gerçekten böyle mi yapılıyor, yoksa asıl tarif bu mudur bilmiyorum. Yıllardır yaptığım için benim elimin alıştığı ve damak tadımızın beğendiği tarif şöyle.

Ben az miktarlarda yapıyorum ve genelde bir küçük bal kavanozu doluyor. Bunu bir haftada tüketiyoruz, yazacağım ölçüler bu miktarı içeriyor.
  • 3 yemek kaşığı salça
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Küçük bir soğanın yarısı, orta boy ise dörtte biri
  • 2-3 diş sarımsak
  • Bir avuç kadar dövülmüş ceviz (ben cevizi en son ekliyorum, kıvamı istediğim koyuluğa gelene kadar)
  • Mutlaka kimyon
  • Karabiber -tuz
  • Kekik
  • İstenilen miktarda acılığı verecek kadar pul biber.
Bütün malzemeleri karıştırıp, kavanoza yada kapaklı bir kaseye koyuyorum. Soğanların mümkün olduğunca ince kıyılması gerekiyor, cevizler de ne kadar iyi dövülürse o kadar iyi, resimdeki cevizler biraz büyük kalmış benim.

Bu karışımın özellikle ceviz eklenmemiş halini, sos olarak kullanmak mümkün. Cipsler, krakerler gibi. Biraz önce poğaça yaptım, iç malzemelerini değişik değişik koydum mesela. Bir kaç tanesine de bu cevizli ezmeden yaptım.

Fırına kavuştuk ya, hamur işleri denemeye başladım. Ancak buranın suyundan mı unundan mı anlamadım hamur kabarmıyor. Bugün yaptığım hamuru İstanbul'da çokça yapardım ve mayalı hamur öyle kabarırdı ki burda aynı tarif sönük kaldı. Galiba undan kaynaklanıyor çünkü un, bildiğimiz uçuşan un değil baya şeker gibi ağır tanecikli. Değişik unlarla değişik denemelere devam edeceğim.

2 Eylül 2011 Cuma

Hayatımda Yediğim En Güzel İmambayıldı

Eylül 02, 2011 8 Comments

Biraz önce yaptım ve yedim, çok güzel olmuştu. Tamam annem de çok güzel yapar ama eğer canın istemeden yiyorsan pek lezzetli gelmez. Eğer canın çok istemişse ve o yemek de güzel yapılmışsa ondan daha lezzetlisi olamaz.

Gerçi annemin imambayıldısını ve diğer sebze yemeklerini, sebzelere burun kıvıran torunlar bile yer. Ben de yerim hep yedim. Sonuçta her yemeğin besini alınmalı, zaten çok da seçme lüksümüz yoktu küçükken, annemiz ne yaparsa yerdik.

Bir süredir imam bayıldı aklıma düştü. Daha önce ilgimi fazla çekmediğinden annemin nasıl yaptığına dikkat etmemişim, karnıyarığı biliyorum çok seviyorum çünkü. Dolapta bekeyen üç tane patlıcanın bozulmaya başladığını görünce paçalarım tutuştu. Zira burda patlıcan çok pahalı, en son 2.7 euro idi. Neyse dedim birini yapayım imam bayıldı, diğer ikisini de akşama salata yaparım közleyerek.

Daha önce Ev Cini'nin yönlendirmesiyle Kantin'in tarifini okumuştum. Başka bir kaç yerde de baktım, karnıyarık gibi patlıcan kızartılmış, ama ben kızartmak istemiyordum ve kantinin tarifini yaptım. Tabi elimdeki malzemeler sebiyle birebir aynı olmadı.

Biber ve maydanoz evde yoktu. Bende sadece soğan sarımsak, domates, ve patlıcanla yaptım ama muhteşem oldu. Ama hatırladığım kadarıyla annem de koymuyordu biber ve maydanoz, neyse...

Önce bir buçuk soğanı yay şeklinde kestim (ay bunun bir adı vardı unuttum-neden bir buçuk diyeceksiniz, daha önce kalmış yarım soğanım vardı da ondan, yoksa bir de yeterdi belki), onlar yağda kavrulurken yine bir buçuk domates (kabukları soyulmuş- domatesin birisinin yarısı çürüktü ondan
o da bir buçuk oldu) ekledim. sanırım 6 tane idi sarımsak koydum ama bunları iri iri kestim. Bütün atılıyor ama tadı daha çok geçsin diye böldüm ben.

Bir tane patlıcanı çizgili soydum, ortasını oyup malzemeyi de tencereye attım. Sonra ortası yarık kısmı tencerenin dibine bakacak şekilde bütün patlıcanı harcın üzerine koyup kapağı kapadım.

Ha bu arada başta koyduğum birkaç kaşık zeytinyağı biraz daha arttırdım sonradan. Çünkü patlıcanın içinden çıkarıp koyduğum parçalar yağı emdi hiç yağ kalmadı. Bende biraz daha ekledim ki şöyle yağlı sulu olsun, ama sanırım sitede söylediği kadardır anca. Yani normal yemekleri az yağlı yaptığım için bunda biraz daha fazla kullandım.

Bir süre sonra acaba patlıcan pişiyor mu diye baktım. Çünkü malzemelerin üstünde ve havada kalmıştı. Siz kemer patlıcan kullanınca sorun olmayacaktır ama benimki tombul patlıcandan olunca böyle havada pişiyormuş gibi olmuştu. Dedim en iyisi bunu açayım yayayım tencereye, açarken ikiye bölündü, e olsun daha iyi iki tane ortası oyuk patlıcanım oldu :)

Arada bu üstteki patlıcanı ters yüz ettim, arada da eşimle konuşuyorum gtalktan. Sonra bi bakayım dedim, eyvah hafif yanık kokusu. Ama yanmamış çok şükür, sitede dendiği gibi karamelize olmaya başlamış. Hemen şöyle bir karıştırdım, malzemeyi patlıcanların içine koydum, biraz beklettim yine ateşte ve deneme sürüşüne hazır.

Enfes, anneminkinden bile güzel :) Yanında yoğurt kaşıklayınca hele. Şimdi ikincisini yemeğe gidiyorum.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Peynirli Biber

Ağustos 22, 2011 11 Comments

Geçenlerde canım lor peynirli biber kızartması istemişti, marketten de lor peyniri olmasını umduğum bir peynir almıştım. Dün yapayım dedim. Ancak evde yeşil biber yoktu, zaten burdaki yeşil biberler de, kırmızı biberlerden farksız, dev gibiler ve sadece renkleri yeşil. Ben de kırmızı biberle yaptım.

Peyniri açıp bakınca gördüm ki, tadı lora benziyor ama krem halde, biraz değiştirmeye karar verdim, içine kekik, karabiber, sarımsak tozu ve pul biber kattım. Biberler kızardıktan sonra içine atıp biraz pişirdim. Tadı enfes olmuştu ama asıl anlatmak istediğim o değil.

Bu peynir karışımını pişirmeden de sos olarak tüketebilirdik. Çünkü gerçekten o hali daha güzeldi. Sonra aklıma geldi bizim lor peynirden tek farkı daha sıvık olması. O zaman bir sos tarifi vermeye karar verdim

Bu peynire benzetmek için lor peynirini biraz yoğurtla (yoğurdun suyu da olabilir) rondodan geçirin, ardından dediğim baharatları ya da zevkinize göre baharatlar katın. Bu sosu, çıtır tavuklarda, cipslerde, patateste falan kullanabilirsiniz. Gerçekten de çok güzel olacak deneyin derim.

Peynir ve biber ikilisi ile neler yaparım diye düşünürken burada gördüğüm tarif beni benden aldı. Bu biberlerden önceden ablamın rahmetli kayınvalidesi yapardı. Onlar da yugoslav göçmenidir ve bu göçmenlere özgü bir turşu. Öyle nefis birşey ki tadı hala damağımda. Lor peynirlerini biberlere doldurup turşu gibi hazırlardı (linkte başka peynir demiş ama eminim lor peynirinden yapıyordu), ancak o dilimlemeden bütün bütün koyardı kavanoza, sonra sofrada dilimlenirdi. Kahvaltılarda yeniyordu çoğunlukla. Şimdi kışlık yiyecekler hazırlanırken yapmanızı tavsiye ediyorum, öyle değişik öyle güzel ki, tam turşu gibi de değil, peynir ile biberin uyumu harika. Buradan ablama sesleniyorum yapsın diye, gelince yiyeceğim. :)

Burda hiç durmaz yapardım ama ne tazecik incecik biberler var ne de lor peyniri :(

2 Ağustos 2011 Salı

Patates Püresini Bir de Böyle Deneyin :)

Ağustos 02, 2011 9 Comments

Eğer siz de benim gibi sütlü tatlıların içine (puding, muhallebi) , çok az da olsa su katıldığında farkediyorsanız ve bunu beğenmiyorsanız patates püresini böyle yapmanızı öneririm. Ne alaka diyeceksiniz bakın anlatayım.

Patates püresi yapmak için (kabuklu yada kabuksuz) patatesleri haşladığımızda aynı pudingdeki gibi su tadı alıyorum ben. Aynı şey patates salatası için de geçerli. Bu su tadı hoşuma gitmiyor, çünkü patatesin güzelim tadını bozuyor.

Ben de patatesi kendi suyu  ile haşlıyorum. Kabuklarını soyup ufak dilimliyorum, ardından yapışmayan bir tencereye az sıvıyağ ekleyerek KAPAĞI KAPALI şekilde pişmeye bırakıyorum. Buhar çıkışı olmasın mümkünse, kapağım delikli ise oraya bir ambalaj kağıdı parçası falan tıkıştırıyorum.

Tabi arada tencereyi hop hop sallamak yada karıştırmak lazım. Unutursanız benim gibi (bknz resim) yakabilirsiniz. Ama bu tadı bile güzel.

Bir süre sonra patatesler yumuşayacak, bence patatesin haşlanma süresinden daha kısa bu süre. Karıştırırken parçalanmaya başlayacaklar. O zaman oldu demektir, rondoya alıp püre haline getirebilirsiniz.

Rondoya kattığımda içindeki su oranı haşlamaya göre nispeten az olduğu için sulandıracak birşey lazım, sert bir bulamaç oluyor yoksa. Ben bu aşamada sütü katıyorum. Margarin tereyağ falan da eklenebilir ama ben pek kullanmam, zaten tavaya yağ koymuştum ve sütte de yağ var.

Sonra afiyetle yiyoruz, tadı öyle nefis oluyor ki tek başına bir yemek bile olabilir.

11 Şubat 2011 Cuma

Yoğurtlu Yumurta (Veyahut Çılbır)

Şubat 11, 2011 9 Comments

Öğlen yemeği için evde pek bir şey kalmamışsa, yapılabilecek en güzel tariflerden biri. Biz ailecek yoğurtlu yumurta diyoruz ama çılbır da aynı şey yada benzer birşey tam emin değilim. Benim bildiğim çılbırda ilave bazı malzemeler (kimi zaman et, yufka, ıspanak vs) oluyor ki bunda yoğurt ve yumurtadan başka birşey olmadığı için, ben yoğurtlu yumurta diyorum. Yapması 5 dakika yemesi ise 1 dakika :) Ben yumurtayı severim ama sevmeyenler için yumurtayı farketmeden yemenin en güzel yolu. Yapılışını buraya yazdım.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Daily Life Photographs

Aralık 04, 2010 11 Comments
Elbetteki her günümüz böyle şahane yemeklerle geçmiyor. Geçen hafta Pazar günü, yine Szeged'e gideceğim diye kocişime bir ziyafet çekeyim dedim.Çok sever çiğ böreği. Zaten burda hem yufka yok hem de fırın yok. Mikrodalgamız var ama daha başarılı tarifler araştırmadım ve denemedim.


Hani böyle yabancılar tüm malzemeleri koyup kuşbakışı fotoğraf çekiyorlar ya, ben de onlara özendim ve çeşit çeşit çektim.


Çiğ börekleri yaparken ben bir yandan açıyorum, eşim de kızartıyor. Bu yüzden oldukça hızlı oluyor. 22 tane böreği açıp yapmak ve ardından yemek 1 saatte bitmişti.


Normalde annem büyük bir yufka açıp ondan 4-5 tane çiğ börek çıkarır. Ben de hem oklava olmadığından hem de kıvamından (yada unundan bilemeyeceğim, un maceram burada) biraz zor açılan bir hamurdu.


İçine soğan karabiber ve kıymalı karışımı önce pişiriyorum. Aslında adı üstünde malzemeler çiğden koyulmalı ama hiç bir et ürününü (salam sucuk gibi şeyler de dahil) pişirmeden yiyemediğim için ben iyice pişmesini tercih ediyorum.


Hamurlar kapatılıp, kocaya verilir, o da bir güzel kızgın yağda pişirir.


Elbetteki burda da ayran yok. Sanki ayran yok da yoğurt da mı yok var ama nedense insanın aklına gelmiyor. Bu börek için yanına yaptığımız zamana kadar hiç ayran içmemiştik. Ben 1.5 aydır eşim ise 6 aydır,..


Çıtıy çıtıy olduu.


 Ve de köpüklüü..
:P

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Yeni Bir Mim : İnternette Yemekteyiz

Temmuz 19, 2010 11 Comments
Ara sıra tv izlediğimde Yemekteyiz programına takılıyor gözüm. Genelde insanlardan çok yemek tariflerine ya da dekorlara bakıyorum. Ancak malesef öyle çok beğendiğim dekorlara rastlayamıyorum. Ben de düşündüm ki biz blogcular kendi aramızda böyle hayali bir oyun oynayalım. Masa dekorları ve menüler için fikirlerimizi yazıp, yarışmacı adaylara alternatif fikirler sunalım.

Şimdi kendi kafamda tasarladığım masayı ve menüyü anlatmaya çalışacağım.
Masa örtüm beyaz olurdu. Ya delik işi ya da kenarları dantelli ketenden. Artık hep gördüğümüz için parlak renkli suplalardan sıkıldım. Bir markette büyük cam tabaklar gördüm. Neden olmasın dedim. Altına da davetlinin isminin yazılı olduğu pasta altı süsleri kağıdından. Bu kağıtlar renkli olsa süper olur. Mesela benim beyazdan başka ikinci rengim, ortanca çiçeğinin tonları, pembe mor ve yeşilimsi renkler. Dolayısıyla bu kağıt da bu renklerden birinde olabilir, ya da suluboyayla boyanabilir.

Takım olması şart değil bir kaç renkte tabaklar ve bardaklara dantel sarılmış mumluklar. Masada yüksek objeler olmamalı, insanların birbirini görmesini engellememek için. Peçeteler ise kesinlikle çiçekle bağlanmış, benim masamda ortanca tercihim olacağı için bir miktar ortanca ile.


Bu şeffaf menüleri gördüğümde çok beğenmiştim, peçeteler önce böyle bir menüye sarılacak, bağlandığı kurdelaya çiçek iliştirilecek.

Aşağıda ise çiçeklerin sunumu için örnek yer alıyor. masada çiçekler iki şekilde yer alacak. Biri yuvarlak balık akvaryumu gibi cam kavanozda su içinde ortancalar, bir de masanın diğer yerlerine dağıtılmış, küçük kavanoz yada bardaklarda küçük ortancalar.

Peçete için bir resmim yok ama peçeteler pembe renkli keten olacak. Beyaz masaya biraz canlılık katacak.

Sırada ikram edeceğim yemekler var. İyi yaptığımı düşündüğüm yemekleri menüye ekleyeceğim, bir de çabuk yapabileceklerimi tabi.

Açılış - sütlü tarhana çorbası
Ara sıcaklar - Soslu tavuk, elma dilimli patates, balzamik sirkeli sebze sote.
Salatalar - yeşil salata , kabak ezme
Ana yemek - Hünkar beğendi
Tatlı- Frambuazlı karamelli çikolatalı kuskus (Yemek.Name haziran sayısından denemedim ama eminim beğeneceğim)

Sıra geldi mimleyeceğim kişilere. 5 kişiyi mimlemek istiyorum, siz de bunu başkalarına paylaşabilirsiniz. Mim adı olarak "İnternette Yemekteyiz" yazarsanız aramalarda bütün mimlenen kişiler görünebilir.

Birinci kişi masa dekorlarına bayıldığım Kırmızı Mutfak

İkinci kişi pratik tariflerine ve dopdolu masalarına bayıldığım Papatya Prenses

Üçüncü kişi bize Cezayir usulü bir sofra hazırlamasını beklediğim Tuğba'nın Dünyası

Dördüncü kişi romantik resimlerle bize güzel bir sofra hazırlayacağına inandığım Pofidik Şekerim

Beşinci kişi ise harika yemek fotoğrafları ile bize göz doyuran bir masa sunacağını umduğum Yemek Vakti Aylin

Masa dekorasyonlarınızı ve yemek önerilerinizi resimli yada resimsiz anlatabilirsiniz. Ya da kendi resimlerinizi kullanabilirsiniz. Zira hayalinizdeki görüntülere ait resimleri internette bulmak o kadar kolay olmuyor.

Merakla bekliyorum.

7 Şubat 2010 Pazar

Kabarmayan Cupcake Tarifi ve Blog Teması Kazanan Talihli

Şubat 07, 2010 21 Comments
 

Bugün kabarmayan cupcakeler yaptım. Aklımda bazı fikirler vardı, cupcake kağıtları ile ilgili. Birkaç deneme yaptım ama malzesef benim kabarmayan cupcakelerime kağıtlar çok küçük geldi. Başka bir sefere paylaşırım inşallah.

 

Börek ve poğacalarla aram iyi ama bir türlü kekler ile barışamadım. Zaten fazla yapmıyorum ama yapınca da kupkuru birşey oluyor. Ben de durumu kurtarmak adına biraz süsledim.

Tarifi ise biraz ondan biraz bundan, galiba kek yaparken göz kararı ölçüler işe yaramıyor :p Ya benim fırınımda sorun var ya da ben de. Bundan sonra kek pişerken "kabaramazsın kel fatma annen güzel sen çirkin" şarkısını söyleyeceğim.  Belki işe yarar :p

Eveeet sıra geldi talihliyi açıklamaya. Yorum yapanların içinden temayı isteyenleri aşağıdaki gibi listeledim.

1-cingifilli,
2- çatı katı,
3-Pırıltılı cadı,
4-CEYLAN,
5-sevim,
6-ebru,
7-emel,
8-NeSTaL,
9-tub@,
10-annemineli,
11-3prenses,
12-TUANA,
13-DaiSy,
14-Serap
15-ilknur,
16-Katya Guler,
17-hilal,
18-ebrugzo,
19-Aysultan

Random.org'un bana verdiği sonuç 9 numara. Listede 9 numarada yer alan Tub@ kazanan talihli oldu.


Tuba'nın sitesine baktım ve blog adına göre biraz daha farklı bir banner oluşturdum.

Biraz da değişiklik yaptım tabi.Buradan daha iyi bakabilirsiniz. Tuba'cığım tebrikler. Eğer mail atarsan bana, şablonu gönderebilirim.

Bu tarz hediyelerim devam edecek. Boş vakitlerimde yaptığım temaları hediye edeceğim.

Görüşmek üzere sevgiler.

28 Aralık 2008 Pazar

Yeni Yıl Babetlerim Bittiiiii

Aralık 28, 2008 38 Comments


Bu yazımda yapmayı planladığım babetlerden bahsetmiştim. Nihayet bitti. Aslında bir kaç ufak işi daha kaldı, resimden de anlaşılacaktır. Bir ayağın püskülleri eksik. Bu babet şekli ve tasarımı ile tamamen kendi uydurmam, esinlendiğim birşeyler oldu tabi. Annekaz da böyle bir babet görmüştüm ama beyaz kısmı çorap gibi örgü idi. O zamanlardan daha kalbime işlemişti.

Tamamını tığ ile ördüm. Ama kırmızı altı kısım şişle örülse daha çabuk bitebilir böyle uzun sürdü. Ancak bir o kadar da sağlam oldu, dışarda bile giyilse paralanmaz.

Önce uzun bir zincir çekip etrafına sık iğne yapmaya başladım. Burdaki zincirin uzunluğunu şöyle ayarladım. Ayağımın tam ortasına uzunlamasına koyunca yanlardan örmem gereken miktar (atıyorum 3 cm ise) boyu da örüldüğünde yukardan ve aşağıdan 3 cm eklendiğinde ayağımın uzunluğu olmalı. Yani ayağıöım toplam uzunluğundan 6 cm eksik bir zincirle başladım. Etrafını dolandıkça oval bir şekil aldı bu arada dönme yerlerinde büzgü yapmayacak kadar arttırdım. Sonra arttırmayı bırakıp biraz da büzerek kayık gibi olmasını sağladım ve topuk kısmı istediğim yere gelinceye kadar devam ettim. Daha sonra ön kısmını biraz üzerine döndürmek için ileri geri azaltarak ördüm ve kırmızı bölüm bitti.

Fileli çorap kısmını ise iki parçada yapyım. Önce üçgen şeklinde bir file ördüm onu ayağın üst kısmına gelen yere diktim. Diktikten sonra bilek etrafından kırmızı kısmı da birleştirerek döne döne yukarı çıktım. Bağcığını zincir çekerek yaptım, uçlarına ponpon yapacaktım ama üşendim. Püskül yaptım. Kırmızı kurdela da güzel olur diye düşünüyorum.

Model olarak yeğenimi kullandım yani benim ayaklarım değil ama aynı numarayız.

Bir tarifle yazımı bitireyim benim çok sevdiğim, özellikle kahvaltılara yakıştırdığım lor peynirli biber kızartması. Biberi doğrayıp kızarttıktan sonra başka bir tavaya alıp (fazla yağlı olmasın diye) lor peyniri ekleyip bir iki çevirin, peynir ısınsın yeter. Afiyetle yiyin. Bence biber ve lor peyniri birbirine lezzet olarak çok yakışıyor, biber kızartması sevmeyen Ce bu tariften sonra yemeğe başladı.

16 Kasım 2008 Pazar

Bir Cennettir Türkiye

Kasım 16, 2008 10 Comments
İlk okuldan itibaren Türkiye'nin bir cennet olduğu, dört mevsimin aynı anda yaşandığı öğretilir. Çocuk aklımızla bunu idrak edebiliriz ancak Türkiye'de yaşayan biri olarak bu değerin farkında olamayız.

Ce ile yeni tatlar keşfetmeyi severiz. Tropikal bir meyve olan guava suyunu da hafta sonu denedik (denemediğimiz bir o kalmıştı). Çok güzel bir lezzeti var, bardağa koyunca pembe renkli domates suyu gibi görünüyor. Resmini ararken ayrıca Kylie Minogue'nin kanser tedavisinde bu meyve suyundan içtiğini öğrendim.

Çok olmasa da birkaç ülkede bulunmuş olduğum için ülkemizin zenginliğini sadece algılamış değil, tamamen idrak etmiş durumdayım. Ve gerçekten ülkemizde yetişen sebze meyve zenginliğinin herhalde başka bir ülkede bu kadar olamayacağını düşünüyorum.

İtalya bizimle hemen hemen aynı enlemde olmasına ve İtalyan yemekleri çok meşhur olmasına rağmen artık benim için bir orjinalliği kalmadı. İlk başlarda ben de hevesli meraklıydım ancak bir süre sonra anladım ki yemeklerin neredeyse hepsi hemen hemen yakın tatlarda. Sanki yemeğin içindeki malzemeler ne olursa olsun şu pizzalarda aldığımız peynirli ya da kremalı tat hepsinde var. En son İtalya'da kalışımda Türk yemeklerini o kadar özledim ki normal bir domatese bile hasret kalmıştım. Düşündükçe ağzım sulanıyor. Bizim yemeklerimiz ekşili- acılısı , tuzlusu-baharatlısı, tereyağlısı-zeytinyağlısı, her bir yemeğin bir diğerine benzemeyen tadı var.

Yemek çeşitlerinin bitki örtüsünden başka kültürle de şekillendiğini göz ardı etmemek lazım. Ülkemizin her köşesindeki farklı kökenlerden gelen insanların oluşturduğu kültür de çok önemli. herhalde italya'da bizim kadar köken yoktur.

Mesela orda kahvaltıda zeytin yok (sadece salata ve makarnalarda bazen) , salatalık domates gibi şeyler de yok. Ya corn flakes tereyağı, karper peynir, bal reçel ya da croissant gibi hamurlar.

Ama en önemli eksiklikleri ise yoğurt tabiki. Yoğurt kültürü sadece küçük bardaktaki meyvalı yoğurtlar. Yemeklerde yoğurt kullanmak ya da ayran nerdeeee. Bir de bizim peyaz peynirimiz onlarda yok. Bin türlü peynir var ama şöyle tuzlu sert, ya da yağlı yumuşak peynirsiz bir kahvaltı olur mu?

Hep aynı tatlarda yemekler yemekten gına gelmişti, arkadaşımla markete gittik şöyle tuzlu bişeyler alalım da kendimize gelelim diye. Zorla turşu bulduk, sonra domates aldık ama bi tuhaf. Marketteki sebze reyonları da farklı sanki çoğu ürün ithal gibi. Hele kabakları salatalıklardan ayırmak imkansızdı.

Diğer yandan meyvelerimizi zenginliğini de Maldivlere ve Mısır'a gidince farkettim. Maldivler'de mango, ananas, papaya, passion fruit, hindistan cevizi ve değişik bir kavun (daha ufak tadı da biraz farklı) dışında meyve yok. Bir de ithal karpuz ve muz. Bütün bu meyveler de neredeyse birbirine yakın tatlar. Mısır da da zeytin yoktu, biraz daha bize benzemekle birlikte tatsız tuzsuz kavun ve karpuz.

Bizimkileri düşünüyorum da, yaz meyveleri kış meyveleri çeşit çeşit. Yine ekşisi tatlısı, serti sulusu bir sürü meyve. Erik (çeşit çeşit) kiraz vişne portakal mandalina elma armut kayısı (ha italya da şeftali gördüm ama kayısı görmedim) şeftali kavun (bir sürü çeşit) karpuz üzüm greyfurt (italya da vardı ama ithal genelde avrupalılar pek bilmiyor) muşmula, nar ve daha bir sürü.

İtalya'da arkadaşımın oda arkadaşı Venezuelalı idi. Onunla yemekler üzerine sohbet ederken onlar da da fazla meyve çeşidi olmadığını (ekvator civarında olduğundan) yoğurdun aslında Araplara özgü bir yiyecek olduğunu sandığını öğrendim. Yoğurdu yemeklerde ve sarımsaklı kullandığımızı duyunca çok şaşırdı. Sarımsak ile yoğurdu bağdaştıramadı. Tabi onlarda birbirinden fazla farkı olmayan iki mevsim olduğundan bizdeki dört mevsimin çok güzel olduğunu, kar yağışını hiç görmediğini söyledi.

Başka insanların ağzından böyle şeyler duyunca bizim için aslında sıradan olan şeylerin nasıl güzel olduğunu anlayabiliyoruz. Gerçekten ülkemiz içindeki farklı iklimlerden oluşan bitki örtüsü zenginliğiyle nadir ülkelerden birisi.

Diğer yandan tanıdığım herkese yoğurdun kökeninin Türkler olduğunu anlatıyorum Ce'nin de dediği gibi "Türklerin tek geleneği yoğurtdur". Buna sahip çıkıp herkese anlatmalıyız. Baklava ve Karagöz'ü yunanlılara kaptırdık, bari bu kalsın elimizde.


Bizim tek eksiğimiz herhalde yemek servisi konusunda daha tutucu olmamız, bu resim mail olarak gelmiş TAVUK KANADI NASIL SERVİS EDİLİR? diye, bakar mısınız seksiliğe.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Son Zamanlarda...

Ekim 18, 2008 13 Comments
Ne zamandır el işi olarak birşey eklemiyordum. Sebebi aslında hiç birşey yapmamamdan değil aksine, aynı anda birçok şey yapmak istememeden kaynaklanıyor. Henüz tamamen bitmiş birşey yok elimde ama birkaç tanesi yakında bitecek. Yandaki resmi Kırmızı Minder yayına ilk başladığı zamanlarda, yönlendirdiği bir sitede görüp kaydetmiştim. Malesef linki bilmiyorum ve açıkçası tekrar bulmak zor geliyor. Bu odanın sadeliği ve örtüsü hoşuma gitmişti. Bir süre sonra aynı renklerde ben de yapmaya başladım. Her renkten birer yumak alıp örmüştüm ki, tekrar almaya gittiğimde aynı renk pembeden bulamadım. Ben de daha koyu pembe ile (eskisi aynı resimdeki gibiydi) tekrardan başladım. Uzun zaman da sürse, örmesi çok keyifli olduğu için yaparım diyordum. Ancak kablam (küçük ablam) ve annem de bu motiflerin tadını alınca bize de ver hep beraber yapalım dediler. Şimdi üç koldan yapılıyor, tam olarak ne kadar oldu bilemiyorum ama üçte biri bitmiş olabilir. Aşağıdaki resimde benim yaptıklarım görünüyor.


Bunu yaparken aklıma değişik fikirler de geldi. Daha doğrusu hatırladım. Babannemin evinde sedirlerin üzerinde bu tarz örtüler vardı. Ancak ortası kumaştı. Babannem eski kıyafetleri keserek kenarlarına bir sıra bu şekilde örüp birleştirmiş ve renk renk örtüler yapmıştı. Küçükken üstünde tepinirdik ama hiç farketmediğim bu ayrıntıyı hatırlayınca bir tuhaf oluyor insan. Bu fikirden yola çıkarak deneme amaçlı, eski kullanmadığım polar görünümlü kazağımı kestim ve aşağıdaki motifi yaptım. Gerçekten çok hoşuma gitti, bunu da tamamlayıp tek kişilik bir yatak örtüsü yapmak istiyorum yeğenime.





Ayrıca henüz yapmadım ama yeni doğacak bebeklere hediye olarak ortası renkli polar kareler ve kenarları da böyle örülerek çok sevimli battaniyeler örmek istiyorum. Biraz daha süslü püslü tabi.









Bu sürekli çalışmalardan başka kısa zamanlı iki işim daha var elimde. Bir tanesi tüylü bir amigurumi (yandaki resim) ilk defa denedim. Olduğu kadarıyla çok şeker görünüyor. Yakında bitecek biter bitmez koyacağım bloga, diğeri de yine bugün başladım bir bebek atkısı onun resmi de aşağıda. Bu atkıyı Annekaz'da bugün gördüm çok beğendim, hemen başladım. Ancak ben şapkasıyla birlikte takım yapacağım ve şapka için de atkıya uyumlu bişeyler uyduracağım.

Diğer yandan madem aramalarımda yemek tarifleri var bugün yaptığım tamamen GeCe uyduruğu bir yemek tarifi koyayım.

Geçenlerde almış olduğum ama biraz daha beklese çöpe gitmek zorunda kalacak bir demet pazım vardı. Ben bunu haşlayayım istersem sonra soğanlı yemek yaparım ya da başka birşey yaparım diye haşladım. Bir yandan örgülerimle meşgulgen mutfaktan kokular geldi. Dibi tutmuş geriye kalan bir avuç pazı... Pazıların içine beyaz peynir koyup rondodan geçirdim, içine sarımsak, karabiber tuz ekledim. Hemen bir çırpıda 7-8 tane çıkacak kadar krep hamuru karıştırdım. Pazı pürelerini koyup sardım. Üstüne biraz dil peyniri (evde o vardı yada kaşar peyniri de olur) koyup fırında erittim. Harika bir yemek oldu. Sonradan akılıma krepler tabağa sevis edildiğinde üzerine dökmek üzere salçalı bir sos yapılsa daha iyi olur gibime geldi. Bir dahaki sefere öyle denerim.

Krepleri öğlen yemeği için yapmıştım, akşam ise fazla acıkmadık. Kalan kreplerin yanına çok sevdiğimiz kabak soteyi yaptım. Kabaklar doğranıp biraz zeytinyağı ilave edilmiş tencerede, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakılır. Sonra üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenir. Kabağı en çok bu şekilde kullanıyorum. Çok pratik oluyor. Bir diğer yemeğimiz ise haşlanmış mısırdı. Böylece hafif bir şekilde karnımızı doyurduk.

26 Nisan 2008 Cumartesi

Fırında Lahana

Nisan 26, 2008 0 Comments
Beyaz lahana ile fazla çeşit yemek yapılmaz genelde. Ya sarma ya da kapuska tarzı bir yemek. Salata ve turşuyu saymıyorum tabi yemek olarak. Haftanın hergünü mutlaka bir sebze yemeği de olsun diye düşündüğümden, sebze yemeklerinin alışılmışın dışındaki tarifleri ilgimi çeker. Gerçi fırında lahana bir yan yemek değil ana yemek gibi oldu. Tarifi yine nepisirsem.com'dan aldım ama tabi biraz kendime uyarladım.


Resimde görülen bir tepsi yemek, bir ortaboy lahananın yarısının üçte ikisi kullanılarak yapıldı. Kalan üçte birden de coleslaw salata yapmıştım. Diğer yarısı duruyor tabi, ne yapacağım bilmiyorum :(

Önce lahanaları ince şeritler halinde doğrayıp tuzlu suda haşlayın. Diğer yandan domatesleri, yeşil biberleri, kırmızı biberleri ve bir miktar salamı küçük küçük doğrayın. İçine haşlanmış mısır katıp karıştırın. (Ben dolabımda muhakkak dondurulmuş mısır bulunduruyorum. Salatalara bazen pilava katıyorum. Sıcak suda biraz bekletilip içine çeşitli soslar katarak şu dışarda bardakta satılan mısırlar gibi yapılıp yenebilir de). Lahanalar haşlandıktan sonra suyunu süzüp onları da karışıma ekleyin. Bir tepsiye yayın.

Diğer yandan üzeri için sosu hazırlayalım. Tarifte daha farklı bir sostu ama ben beşamel sos yaptım. Süt, un, biraz margarin ve bir tutam tuz ve karabiber ekleyip muhallebi gibi pişirin.

Tepsiye koyduğumuz karşımın üzerine kaşar peyniri rendesi serpip bir kısmını üzeri için ayırın. Sonra beşamel sosu döküp üzerine kalan kaşar peynirini koyun. Fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun.

Tad olarak değişik ve güzel. Bundan sonra lahana ile yapılabilecek yemekler listesinde başta benim için.

20 Nisan 2008 Pazar

Tatlı Ekşi Soslu Tavuk (Çin Usulü)

Nisan 20, 2008 0 Comments
Arada sırada farklı bulduğum, deneyip beğendiğim yemek tariflerini paylaşacağım. Daha önce bir salata yazmıştım. Şimdi yazacağım yemeği ise nepisirsem.com adresinden öğrenip çok önceleri yapmıştım. Bu yemeği yaptığımı bile unutacak zaman sonra tekrar siteye bakınca ne kadar güzel olduğunu hatırlayıp yeniden yaptım. Tabi bu sefer resmini de çektim. Genelde herkes gibi ben de tariflere sımsıkı bağlı değilimdir. Evde olan malzemeler elverdiği kadar ve bir malzeme yoksa alternatif olarak başka şeyler koyarak yapıyorum. Buraya tarifleri yazmaya karar verdikten sonra ise kafamda ölçüleri aklımda tutmaya çalışıyorum çünkü neredeyse hiç ölçü kullanmadan gözümün kararıyla yapıyorum her yemeği. Şimdi nasıl yazacağım bilemiyorum.

Yemek kabaca üç aşamadan oluşuyor. Sebzeler, tavuklar ve domates sosu.

Sebzeli kısmı yapmak için soğan, dolmalık biber ve havucu iri iri doğrayıp az yağda soteleyin. Sebzelerin diriliği kaybolmayacak kadar ateşte kalmalı. Tabi biraz da tuz eklenmeli.

Fileto şeklindeki tavukları küçük küçük doğrayın. Un, yumurta, kabartma tozu ve su ile yapacağınız boza kıvamlı sosa bulayıp, kızgın yağda kızartın. Kızarmış tavukları sebze karışımının içine atın.

Domates sosu için ise, rendelenmiş (yada robottan geçirilmiş) domatesleri, biraz salçayı bir tencereye koyup pişirin. İçine şeker, biraz sirke ve limon suyu katın. Kaynayana kadar karıştırın.

Tarifi aldığım sitede domates sosu da sebze ve tavuklarla karıştırılıyordu. Ben ayrıca üzerine koydum, herkesin istediği miktar alabilmesi için. Aşağıdaki resim sosu koymadan önceki görünümü, yukarıdaki de soslu olan. Çin yemeklerini sevenler beğenecektir. Biz bayıldık.

Tarifte hiç ölçü vermedim. Ölçüsüz yapamam diyenler yukarıda yazdığım siteye bakabilir. Ben o ölçüleri bire bir kullanmadım. Çünkü iki kişi için çok fazlaydı. Afiyet olsun.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Şehriyeli Salata

Nisan 12, 2008 0 Comments
Aslında tarifte arpa şehriye vardı ama evde sadece tel şehriye kalmıştı. Ben de onunla yaptım. Belki çok küçük makarnalar ile de olabilir. Şehriyeleri haşlayıp, içine küçük doğranmış salatalık turşusu, haşlanmış mısır ve garnitür, taze soğan, maydanoz ekledim. Limon, tuz, zeytinyağı ile harmanladım. Doyurucu bir salata oldu. Diyet yapanlar için bir öğün yemeği de olabilir.