ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Ara Sira

Temmuz 01, 2017 3 Comments

Son on gundur falan acayip bir duygusal durumdaydim. Normalde icimde kendiliginden dogan nese ve mutluluk kaybolmus, icime bir huzun dolmustu. Nedeni bir cok sey olabilir, asiri yorgunlugum, kafama taktigim herhangi birsey falan. Nedeni muhim degil simdi zaten ben de hatirlamiyorum. Sadece dokunani yakarim halleri, icimden tasan sinir, neye catacagini bilememe durumlari. Haliyle bu haldeyken hersey ama hersey gozume batiyordu. Ozellikle de esimin yaptiklari, yapmasinin gerekli oldugunu dusunup yapmadiklari, hersey... Dolayisiyla evde gergin bir ortam hakimdi. Bu donemde en son oglumun dogumunda gelmis olan babannemizin bir haftaligina bize gelmis olmasi pek iyi bir tesaduf degildi ama bence iyi idare ettim. Olabildigim kadar huzuru korumaya calistim. Zaten son iki gunumuz daha var kamufle edebilirim.

Bunlari yazdim ama asil anlatmak istedigim baska. Bu gecenin ortalarinda Nova'nin uyanmasiyla uyandigimda icimdeki o huznun kalktigini, eski nesemin geldigini farkettim. Birden bire ve ustelik yine kocamla atismistik uyumadan once. Gayet yogun bir kirginlik icindeyken ve hatta bu sebeple zor uyumusken, birkac saat sonra gecmis bitmis olmasi (cozume dair bir girisim de olmadi) cok ilginc geldi. Anlam veremedim neydi bu degisiklige sebep. Yildizlar mi, gezegenler mi, hormonlar mi yoksa bilmedigimiz baska gucler mi? Ilk defa bu kadar keskin sekilde farkediyorum bu duyguyu.

Dolayisiyla bu sabah mutlu uyandim, son on gundur kafamda evirip cevirdigim bunlarin hesabini kocama soracagim dedigim maddelerin hepsi ucmus gitmis. Hatta ekstra ilgiler falan. Kendime sastim yeminle, dur bu ne hal diye.

Elbette yine meseleleri konusmadan atlamayacagim ama acaba nedne oldu, nasil oldu, baska neler neler var boyle hayatimizda olan, biz neyiz bu kadar pasif miyiz, yere goge sigdiramadigimiz akil bu kadar mi ustunmus, dusunceler duyguyu etkiler diye dusunurdum, oysa duygum ondan bagimsiz miymis.... seklinde deli sorularla basbasa kaldim.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Yine Diş Kontrolü!

Ocak 20, 2014 19 Comments
Geleli daha dün bir bugün iki soluğu diş kontrolünde aldım. Benim titiz kocacım kendi randevusunu ben yokken yapmış benim randevumu da geldiğim ilk güne almış. Neyse ki bu sefer doktor azarlamadı da keyfim yerine geldi :)

Slovakyada eşimin ve kızımın devlete bağlı sağlık sigortası vardı ama bana yapmamışlardı. Ben özel bir sağlık sigortası yaptırıyordum fakat buna diş dahil değildi. Hatta eşimin sigortası da devlet sigortası olmasına rağmen diş kontrollerini kapsamıyordu ki Hollanda'da hepimizin diş de dahil sigortalanacağını öğrenince çok sevinmiştik.

Aslında ülkemizdeki sağlık sigortası da dişi kapsıyor ama nedense ben ve tanıdığım herkes diş tedavilerini özel merkezlerde yaptırıyor. Herhalde bir dönem sigorta ve devlet hastanelerindeki bezdirici yoğunluk buna sebep. Şimdilerde randevulu sistemle daha kolaylaşmış olsa da diş kontrolleri genelde mecbur kalınmadıkça yapılmıyor.

Hollanda'da ise bize aile hekiminin yanı sıra bir de aile diş hekimi atandı. Bizim mahallede ev tipi bir muaynehane. İlk taşındığımızda kontrole ve tanışmaya gittik, diş röntgenlerimiz çekildi, dişlerimizin bir nevi haritası kayıt altına alındı. Bundan sonra da İstanbul'da olsam önemsiz bulacağım her konu için tedaviye başlandı. Sekiz ayda altı kere kontrole gittim, her gidişimde dişlerim temizlendi, bir dolgu ihtiyacım vardı o yapıldı ve ağız bakımı ile ilgili yönlendirmelerde bulundu.

Bu gün hariç her gidişimde azarlanıyordum çünkü dişlerime bakma konusunda üşengeçim. Yeterli özeni göstermediğimi de hemen anlıyordu :p Bu gün ise kontrolüm var diye sabah akşam dişlerime özel zaman ayırdım, sevip okşadım :)

Diş bakımı konusunda doktorumuzun ısrarı ile kullandığımız malzemeleri değiştirdik. Bunlardan sırayla bahsedeyim:

Diş fırçası: ömrü hayatım boyunca klasik diş fırçası kullandım ve genelde çabuk çabuk özensiz fırçalardım. Doktor elektrikli fırça alın dedi ve tek fırça iki başlık alarak eşimle elektrikli fırçaya geçtik. Aman allahım nasıl fark ediyor anlatamam. Dişler gıcır gıcır temizleniyor. Biz doktorun tavsiyesiyle philips almıştık, bazıları düşünce falan hemen bozuluyormuş. E bir de hollanda markası ya ondan onu tavsiye etti herhalde :) Ancak gerçekten iyi bir fırçaymış, her modelde var mı bilmiyorum ama hem fırçalama hem de fırçalama + beyazlayma modu var.

Diş macunu: yıllardır sensodyne kullanıyoruz ama elektrikli fırça ile miktarı çok azalıyor. Fakat normal fırça ile fırçalarken bile sensodyne ile diğer macunlar arasındaki fark büyük. Diğerlerinde diş üzerinde bir tabaka kalıyor sanki, sensodyne ile daha temiz.

Mini diş fırçası: diş ipi kullanıyor musunuz? Ben yıllar öncd deneyip beceremeyip vazgeçmiştim ve hiç kullanmıyordum. Doktor diş ipinin yerine kullanılan aşağıdaki resimdeki mini fırçalardan almamızı önerdi. Kullanımı çok daha kolay. Kürdandan daha ince, ucu fırçalı ve floroidli, ayrıca esnek olan bu fırçayla, dişleri fırçaladıktan sonra, günde bir kez diş aralarını fırçalıyoruz. ( Tek fırça ile her diş arası temizleniyor, sonra çöpe atılıyor) Çoğu dişin arasına giriyor, girmeyenleri zorlamıyoruz. Normalde et falan kaçmadığı sürece diş aralarında yemek birikmiş olabileceğini hiç farketmezdim. Ancak öyle birikiyormuş ki. Her temizlikte çıkan ve kokan (ıyy) miktara şaşıyorum.

Ağız gargarası; günde bir kez yapmam gereken ama yine ihmal ettiğim ağız gargarasını ara sıra yapıyorum. Geçenlerde eşimin çıkamayan yirmilik dişi ağrı yapmıştı. Doktor bu gargarayı dişine şırınga ile sıkmasını söyledi ve böylece acılarını dindirdi.

Elektrikli fırçayı ve bulabilirseniz mini fırçaları şiddetle tavsiye ediyorum.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Yapraklı Enginar

Temmuz 29, 2013 11 Comments

Babam sevmediginden annem kereviz, enginar, brokoli gibi yemekler pisirmez, dolayisiyla evlenene kadar nadiren yedigim bu yiyecekleri evlendikten sonra duzenli olarak pisirmeye basladim. Ancak slovakya ile baslayan yurt disi maceramizda tum yemek duzenimiz altust oldu. Kimi yiyecekleri hala bulamiyorum. Enginari ise cok sevmeme ve onceden epey pisirmeme ragmen bulamadigimdan nerden baksaniz en az uc yildir hic yememistim. Gecenlerde markette sapli,yaprakli halini gorunce nasil pisirecegimi bilemesem de ozledigim bir yiyecege kavusma askiyla sepete ativerdim. Daha once hep soyulmus ve temizlenmis olanlardan aliyordum ama yaptigim arastirmalar sonucunda artik sadece yaprakli alacagim. Hem de artik nasil pisirecegimi cozdum :)

Bu yazida okudugum bilgileri kisaca paylasayim.

Oncelikle soyulmus enginarlar pek tavsiye edilmiyormus. Soyuldugu zaman hemen karardigi icin limonlu suda bekletilmesi gerekirmis. Ozellikle pazarlarda satilan ve tum gun suda bekletilip satilan enginarlar, o kadar cok miktar icin limon kullanilmasi hesapli olmadigindan bir cesit kimyasal suyun icinde bekletiliyormus. Ve bu da hic saglikli degil takdir edersiniz.

Yaprakli enginar satin alinirken sapindan tutup sallanarak tazeligi anlasilirmis. Eger taze ise sallanir, kart ise sallanmazmis. Ve genelde yaprakli halde tuketmek enginar taze oldugunada yapilmaliymis. Kart ise ayiklanmaliymis.

Benim aldigim enginarlarin sapi cok kisaydi, sallamayi denedigimde pek ise yaramadi belki de kartti bilmiyorum ama nasil ayiklayacagimi bilemedim. Oldukca zahmetli bir ismis ve internette bir cok bilgi var ama ben Dila'dan vakit bulamam diye, once haslayayim boylece kolayca soyarim diye dusundum.

Iki enginari duduklu tencereye koyup sadece su ilavesiyle hasladim. Pistiginde ise yapraklari soymadan once yemeyi denedim ve sahaneydi. Kartsa da yedik gitti.

Pistikten sonra yapraklar kolayca ayriliyor. Yapragin govdeye birlestigi yerde beyaz etli bir kisim oluyor. O kismi dislerinizle siyiriyorsunuz. Tabi oncesinde limon+zeytin yagi+tuz dan olusan bir sosa batirmaniz cok lezzet katiyor. Boyle tum yapraklar bitince ustte sac gibi tuylu bir bolge oluyor ve haslandigi icin kolayca siyriliyor (haslanmamis halde zormus) ve nihayet sonunda soyulmus satilan canak seklindeki enginar kalbi kaliyor, onu da sosla yiyoruz biz tamam.

Iki hafta ustuste alip yedik, Dila da bayildi. Resimde goruldugu gibi yapraklarini kendi basina gayet dogru sekilde yedi. Gecen hafta markette goremedim gorur gormez alacagim yine.

Enginarin dolmasi falan yapiliyormus yaprakli halde, dogrusu onunla ugrasamadim, bu sekilde cok cabuk oluyor ve lezzeti de guzel. Turkiye'de simdi zamani gecmis olabilir ama gorurseniz almanizi tavsiye ederim.

27 Haziran 2013 Perşembe

Fizik Beni Çağırıyor

Haziran 27, 2013 4 Comments
Çok değil bir kaç ay önce bu hislere yeniden düşeceğimi hayal dahi edemezdim. Ancak içimden geçiyordu, gün gelecek deli gibi işimi özleyeceğim. 

Kızım dünyaya geldikten sonra üniversiteden iki yıl olan ücretsiz izin hakkımın bir yılını aldım. İznimin dolduğu sırada Hollanda'ya taşındık. Hem burada  ne kadar kalacağımız belli olmadığı için hem de üniversite son yıllarda yaşadığım sıkıntıların etkisiyle işimden ayrılmaya karar verdim. Gerçi kadromla ilgili sorunlar da vardı (bknz yökün 50-d kadrolarına yaptıkları, itüde atılan asistanlar vs) ama sorunlar olmasa bile geri dönmeye içim elvermiyordu.

Hollanda'da taşındığımız yer Amsterdam'ın Badhoevedorp isimli kasabası. Burada bir çok cadde ve sokağa benim çalışmalarımda sık sık haşır neşir olduğum bilim adamlarının isimleri verilmiş.

Bu sokakların birinden yada bir kaçından neredeyse her gün geçiyorum. Aklım takılıyor, özlüyorum. Sabahlara kadar ders çalışmak istiyorum. Uzun bir süredir hiç bir şey okumadım fiziğe dair, kafamda kurgular yapıyorum.

İki gün önce posta kutumda fakülteden bir arkadaşımın bazı ödüller aldığına dair bir mail okudum. Branşlarımız farklıydı ama yaşımız aynıydı. Benimle yaşıt birkaç kişi doçent oldu. Ben hala sürünüyormuşum gibi hissediyorum. Gerçi onlar ne evli ne de çocuk sahibi. Öyle olsalardı bu kadar hızlı ilerlemeleri zordu (yaş 33-34) ama içimden bir kıskançlık dalgası geçiyor ne yalan söyleyeyim.

Diğer yandan öyle tezatlar içindeyim ki, hazır evde Helo ile ilgileniyorken bir kardeşi olsa, bir süre ikisine de baksam sonra işe dönsem diye geçiyor kafamdan.   Üstelik yaş da geçiyor. Fakat bu istek sadece mantıklı düşüncelerden ötürü değil,içime bir bebek özlemi düştü hatta birkaç gece önce rüyamda gördüm onu. Yine bir kızdı, Helo'nun bebekliğinin aksine çok saçı vardı ve ismini de söyledim rüyamda Almıla idi.

Bu ismi son zamanlarda olmasını geçtim neredeyse hiç duymadım. Anlamını bile bilmiyordum. Rüyadan sonra baktım hoş bir anlamı varmış.

Fakat daha neredeyse hiç rahatlamamışken yeni bir bebek fikrine eşim sıcak bakmıyor. O da kardeş olsun istiyor bir gün ama ne zaman olmalı, nasıl yetişiriz kaygıları taşıyor.

Ben de iki arada gidip geliyorum. Tabi biz istediğimiz zaman olaylar şıp diye olacak değil. İş meselesi de kardeş meselesi de hayırlı zamanda hayırlısı ile olsun diye dua ediyorum sürekli. Kısmet...

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Neyi Bekliyorsun

Mayıs 20, 2013 12 Comments
Dün akşam kafamda bir ışık yandı ve kendime bu soruyu sordum. Hayatım boyunca kendimi ikinci plana attım, isteklerimi erteledim ya da geçiştirdim. Genelde bundan şikayetçi değilim, fedakar olmak bana mutluluk veriyor. Bir nevi acıların çocuğuyum gururu yaşıyor insan, hastalıklı bir düşünce olduğunu biliyor olsam da.

Öyle aman aman içimde kalan birşey yok da ( Allah'a şükür Allah rızkını bir şekilde ulaştırıyor veya gerçekleştiriyor) bir tek zayıf bir kadın olma hayali yıllardır süregeliyor.

Çok aşırı kilolu değilim ancak kilit soru şu kendimden memnun muyum? Bunu samimi şekilde soruyorum hani 50 kilo olursun da "ay ben şuramı beğenmiyoruuum, göbeğim çıktı seliluitim var" şeklinde değil. Evet istediğim görünüm bu değil ve abartılı bir cevap değil cevabım. 

Diyet, düzenli beslenme, sağlıklı yaşam ne derseniz deyin, bu aşamaya geçmekte sorun yaşamıyorum da sürdürmekte zorlanıyorum, sonuçları kısa sürede alamayınca motivasyonum kayboluyor, bir sonraki zamana erteliyorum, o bitsin, şu geçsin, kızım yürüsün, emzirme kesilsin .... Bütün gerekçelerim mantıklı, sudan sebepler değil ve haklıyım ama zaman da su gibi akıp geçiyor, istediğim şartlar sağlandığında ya çok geç olursa.

Akşam kafama dank etti, elbet istediğim görünüme kavuşacağım ama 40 yaşımdayken mi 50 yaşımdayken mi olacak bu?  Şimdiki yaşlarım (34) belki de güzel olduğum son demler, kırışıklıkları az, enerjim var, saçlarım fazla beyaz değil... Şimdi zayıf ve güzel olmayacağım da yaşlanınca mı olacağım. O zaman daha önce zayıflamadım diye pişman olmayacak mıyım, resimlere bakınca ( bu gidişle sayısı çok az olacak çünkü kendimi beğenmiyorum diye kaçınıyorum resim çekilmekten) geçmiş yıllarıma üzülmeyecek miyim?

Bu düşünceler çok değişik değil elbet, hep işitiriz de içselleştirmek için sana özel bir an gelmesi gerekir hani, kafana dank eder bir anda. İşte ondan oldu bana dün akşam.

Ve nihayet ilk defa bu işe sıkı sıkı sarılmamı sağlayacak bir motto buldum, bir yıl da sürse artık kaçarı yok istediğim görünüme kavuşacağım. Ben şimdi bu yaşlarımda güzel olmak istiyorum daha sonra değil.