Amsterdam'daki Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amsterdam'daki Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2016 Cuma

Ozledim

Ekim 21, 2016 6 Comments
bu postu yaz basinda aldigimiz ancak henuz neredeyse hic kullanamadigim masaustu bilgisayarimdan yaziyorum. tabi ki klavyem turkce degil, bu yuzden turkce karakterlerle simdi ugrasamayacagim ama yillardir hep telefondan yazdiktan sonra, klavye ile seri bir sekilde yazmayi cok ozlemisim. hatta acaba hala hizli yazabilir miyim diye merak ediyordum, yaziyormusum :)

en son postu yazali on gun olmus. o zamandan beri her aksam yeni yazi yaziyorum. ama tabi ki beynimden, bir turlu gercege donusemedi. diger yandan ulkemizden gelen her konudaki karamsar haberler yuzunden bir yanim benim siradan hayatimi yazsam ne olacak, yazmasam ne olacak deyip duruyor. diger yandan biliyorum ki ben nasil her aksam yana yakila okunacak gundem disi blog yazilari ariyorsam, bizi okumak isteyenler de olabilir diye dusunuyorum. hepsini gectim, nedendir bilinmez icimde bir yazma arzusu var (yok kendimi yazar kefesine koymuyorum, sadece blog yazmak hayatimin parcasi haline gelmis, yazmayinca eksikligini hissediyorum). neyse iste bu hissimi tatmin etmek icin buradayim suan. oysa ne yazacagima dair bir planim da yok.

aslinda yazacagim konular var, yok degil. fakat onlar icin yine kafami toparlayamiyorum. Biraz once kizimi uyuttum, oglum asagida babasiyla oynuyor. bugun de dahil bu hafta cok mizmizdi, kafa daginikligim biraz da bundan.

burada okullar her 1,5 ayda bir tatil yapmak zorundaymis, bu yuzden yilda 4 kere tatil oluyor. gectigimiz pazartesi gununden itibaren bir haftalik sonbahar tatiline girdi Helo'cum. bizim okul sonbahar tatilini 1 hafta tutmus, bazilari 2 hafta yapiyormus. fakat toplamda esit oluyorlar tabi. dogrusu bu tatil icin pek organize olmadim. haliyle evde sikildilar. yine hergun disariya ciktik falan ama hava ciddi derecede soguk ve cogu gunler de yagisli olunca alistiklari tempoda yogun gecemedi. bu da sabahtan aksama kadar bana yapistiklari ve birak ev islerini yapmayi neredeyse yemekleri bile zor hazirladigim anlamina geliyor. bir haftadir her aksam onlarla sizip kaliyorum, azimliyim bu aksam uyumayacagim, onlar uyuduktan sonra kendime ayirdigim zamani yasamayinca, bir seyler eksik kaliyormus hayatimda. bir haftadir soyle boyleyim.

gerci simdi dusununce cok da bos gecirdik sayilmaz tatili. gecen hafta sonunu bir turlu gidemedigimiz Brugge'de gecirdik. onu ayri bir post olarak yazmak istiyorum. yazabilirsem yani...

Hollanda'da uc yili geride birakirken bazi seyleri elbette kaniksamaya basladik. gecenlerde daha 1 yillik olan arkadasim birsey dedi, hollanda'da adet boyleymis seklinde. ben de o zaman farkettim evet dedim zaten ben de oyle yapiyorum :) Mevzu ise suydu:

Sabah cocuklari okula birakmaya giden anneleri, sabahin korunde markete gidenleri (kadin erkek farketmez) incelerseniz hepsinin ise veya bizim tabirimizle dugune gider gibi sIk sIkIdIm giyinmis, saclar makyajlar yapilmis, kokular surunulmus oldugunu gorursunuz. hatta her sabah 9 da iyi giyinmis sekilde cikan ve arabasiyla  bir yere giden komsumun, aslinda ise degil de sadece markete gidip geldigini anlamam uzun zaman alsa da, olayi anladiktan sonra benim de esofmanli paspal halimle buna anlam verememeyi birakip onlara donusmem zor olmadi. sabah ilk is uyaninca o gunu tum gun boyunca gecireceginiz iyi bir kiyafet giyiyor, sacinizi makyajinizi yapip asagiya iniyorsunuz. sonra da cocugu okula gotur-al, markete git-gel veya kapi caldi ne giysem dertleri olmadan hep gayet duzgun halde gunu geciriyorsunuz. tabi ben evde de surekli hareket halinde oldugum icin yine nispeten rahat ama esofman olmayan kiyafetler giyiyorum, ve boyle bakimli olunca insan kendini daha iyi hissediyor ve tabi ki gunde bin kere giyin soyun olmuyor. yemegimi de oyle yapiyorum evi de onlarla temizliyorum ama napiyim, zaten yillardir disar kiyafetlerim dolapta bekliyordu biraz da onlar eskisin. esofmanla pijamayla yillar gecmesin.

boyle minik bir hazirlik gune iyi baslamaya yardimci oluyor, ve ayrica gecenlerde twitterda not ettigim gibi ne kadar inkar etsem de kadinlik ruhumuzun da beslenmeye ihtiyaci var. yeniden giyim kusam konularina ilgi duyacagim, pinterestte stil fotograflarini da begenecegimi hiz ummuyordum. evet sanirim artik annelik-disi hayatim / heyecanlarim yeniden boy gosteriyor :)




12 Şubat 2014 Çarşamba

Bahçe İşleri

Şubat 12, 2014 16 Comments
Bir yere giderken hep başka bahçeleri inceliyorum. Öyle güzel öyle bakımlılar ki, umarım bir gün ben de onlara yetişebilirim. Uzun zamandır yağmur, soğuk derken bahçeyle hiç ilgilenmedim. Daha önce yazdığım gibi  bahçe malzemelerimiz eksikti. Eşim sevgililer günü hediyesi ne istersin diye sorunca ben de hemen bahçe aletleri dedim :)

Hollanda'da internet alışverişi çok yaygın, neredeyse tüm alışverişleri online yapıyoruz. Genelde eşim yaptığı için konuya çok hakim değilim ama bankanın verdiği pos makinasi gibi şifre üretici bir cihaz var. Bu cihaz türkiyedekilerden farklıymış çünkü orda da vardı bizim. Telefona falan gerek kalmadan ve hatta sitelere üye olmak zorunda kalmadan alışveriş yapılabiliyor. Herkes online alışveriş yapıyor diyebilirim. Kargo teslim edildiğinde evde kimse yoksa komşuya bırakıyorlar, sana da hangi numaraya teslim edildiğine dair bir kağıt. Durmadan kargocular geliyor sokağa. Özellikle bizim sokakta gündüz saatlerinde bir tek ben evde olduğumdan kargo teslimat müdürüne dönmüş durumdayım. Mesela biraz önce de geldi bir tane :)

tırmık, sert kıllı süpürge, taş aralarındaki otları yolucu bir alet, eldiven

Ne diyordum, bahçe aletlerini de internetten aldık. Yapı markete git, orda zaman harca, üstelik bi dünya otopark parası öde daha pahalıya geliyor. Bir de marketlerde ihtiyaç duymadığın halde görüp dayanamayıp sepete atılanlar oluyor esktra harcama olarak :) Sanırım gün gelecek insanlar alışverişin her türlüsünü internetten yapacak ve boş vakitlerini keyif zamanlarına ayıracaklar. 


Ön bahçemizin üç tarafı yarım metre genişliğinde ekili alandan oluşuyor. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi girişte iki top çalının kırpılıp yuvarlak yapılması lazım. Sol taraftaki sıradaki yapraklar toplanacak (köklerin arasına girince çok zor oluyor ayıklaması) kuru dallar kesilecek ve çiçekler budanacak.  Ön taraf yine aynı şekilde yapraklar temizlenip çiçekler budanacak.


Yukarıdaki resimde görülen sağ sırayı bugün temizledim, üstteki resimde görülen bir çöp kovası sıkıştırılmış halde yaprakla doldu. Allahım ne kadar çok varmış. Toprağı tırmıkladım, yabani otları ayıkladım ve bazı çiçekleri budadım. Çamın hemen önünde bir gül var, onun da budanması lazım.

Yeri gelmişken  söyleyeyim, her kapının önünde biri biraz daha büyük iki çöp kovası var. Büyük olan ev atıkları için ve iki haftada bir alınıyor. Çöp poşeti içinde çöpleri koyuyoruz. Küçük olan organik çöpler için, dallar yapraklar, doğradığımız sebze kabukları vs. Bunlar da haftada bir toplanıyor. Herkes çok sıkı riayet etmiyor galiba ama biz eskiden beri alıştığımız için, cam, plastik, kağıt ve tetrapak çöplerini de ayırıyoruz ve kasaba merkezindeki ilgili yeraltı konteynırlarına atıyoruz.


Biz eve taşındığımızda bu ön bahçe taşları gayet beyazdı. Çok iyi seçilmiyor ama taşların arasında otlar ve yosunlar var.Bir de ekili alanın sınırlarından taşan topraklar oralardaki taşları çamurlamış, kapkara olmuş. Toprak alanın temizlemesi bitince bu taş aralarını temizlemek ve taşları beyazlatmak lazım. Su ve fırça ile yıkarsam olur gibime geliyor bir yolunu bulacağız artık.

Bir de arka bahçe var ki onu da geç olmadan elden geçirmeliyim. Zira ortancalar yaprak vermeye başladı, fazla büyümeden budama işini yapsam iyi olacak. Yapraklı dalları kesmeye kıyamıyorum çünkü.

Tüm işler bitince bahçenin son halini de paylaşırım. Bana bol enerji dileyin anacım :)

8 Kasım 2013 Cuma

Kendi işini kendi yapanlar ülkesi

Kasım 08, 2013 7 Comments
İlk taşındığımız zamanlarda, temizlik konusunda epey bir tedirginlik yaşadım. Sokağımızdaki her ev oldukça bakımlı ve hepsinin önünde iki araba olunca, acaba temizliklerini kendileri mi yapıyorlar, ben bu şekilde görülürsem yadırganır mıyım, çok kro bir Türk imajı çizermiyim diye korktum vallahi. Her gün böyle gizli gizli insanları gözlüyorum, pek bir bilgi edinemesem de yan eve bir kadın geldiğini, çamaşırları alıp gittiğini, aynı kadının ütülü çamaşırlar getirdiğini gördüm. Tabi şok oldum. Ütü için bile özel yardımcı varsa diğer işleri herhalde hiç yapmıyorlar deyip daraldım.

Ancak zaman geçtikçe, başta temiz olan camların silinme vakti geldi. Ay nasıl gözüme batıyor anlatamam, ben şimdi nasıl sileceğim diye her gün kafamda kuruyorum. Gece bile silmeyi düşündüm ama bu ülkede hava kararmıyordu ki. O zamanlar 11 de bile hala aydınlıktı. Bir sabah kafama koydum, artık ne derlerse desinler camları sileceğim, zaten Helo dan dolayı camlar anormal derecede batık, sokaktan bakınca üst kattaki parmak izleri bile gözüküyordu o derece. Kızı pusetine attım kapıdan çıktım, kilitlerken bir adam yanıma geldi. Karşı evin camlarını dışardan merdivenle siliyormuş o sırada. Kendini tanıttı kartını verdi, bu sokakta şu şu şu evlere geliyorum diye bir çok evi işaret etti. Tam da cam silmeye karar verdiğim gün bununla karşılaşmak hiç hoş olmadı ama öyle azmetmişim ki, kararımdan caymadım, kartı aldım yoluma koyuldum. O adamı çağırmayı pek düşünmedim doğrusu. Çünkü yeni taşındığımızdan epey masraf yapmıştık ve biraz tasarruflu yaşamaya çalışıyordum.

Biraz park biraz alışverişin ardından gelmemiz öğleni buldu. Camlar çok büyük olduğu için silecek sopa vs almıştım. O günü nedense çok iyi hatırlıyorum. Dönerken güneş parlıyordu, hava açmış ışıl ışıldı her yer. Son birkaç gündür yağışlıydı da o yüzden böyle tam temizlik havası gibi bir hava vardı. Benim gibi düşünen başkaları da varmış demek ki, bizim sokağa yaklaşırken bir kadının dışardan ön camı sildiğini gördüm. Nasıl sevindiğimi tahmin edersiniz. Eve yaklaşınca bir de ne göreyim yan komşum (ütü için gelenin olduğu ev değil, diğer ev ama o da çok süslü ve havalı bir kadındı) aynı camı sandalye üzerinde temizliyor. Oh oh içimden göbek atıyorum, demek ki anormal bişey değil, hemen içeri girdim ve camları silmeye koyuldum.

Daha sonraları çok daha fazla gözlem yapma imkanım oldu tabi ki. Herkesin bahçesi olduğundan, insanlar bahçelerini ve kapı önlerini süpürüyor, otları ayıklıyor, evindeki tamirat işlerini yapıyor, eşya  vs taşıyor, yani normal insanlar gibi davranıyorlardı. Fakat daha sonra bunu biraz abarttıklarını da gördüm ve neredeyse bizim Türkiye'de yapmayacağımız işleri bile kendilerinin yaptıklarına şahit oldum. Camları sildiğini gördüğüm komşumun eşi, arabasının yıkama ve iç temizliğini hep kapı önünde yapıyor. Fakat görseniz her biri için özel aletleri, malzemeleri var. Geçenlerde mutfaklarını değiştirdiler, mobilyalar ve beyaz eşyalar dahil her şey evin önüne yığıldı, taşıma ve montajı kendileri yaptılar sanırım gördüğüm kadarıyla. Cem bu ülkede insan gücünün değerli olduğunu ve hizmet sektörünün çok pahalı olduğunu söyledi. Bu yüzden insanlar genelde işlerini kendileri yapıyorlarmış.

Zaten kendimi bildim bileli her işimi kendim yapmaya alışkın biri olarak buna memnun oldum ama galiba ben hiç bir zaman şöyle hanımağası gibi baş köşeye kurulamayacağım bu gidişle ona yanarım :)

7 Kasım 2013 Perşembe

Amsterdam'da Bisiklet Yolu Kuralları

Kasım 07, 2013 7 Comments
Aslında bu sadece Amsterdam için geçerli değil elbette, tüm Hollanda ve hatta bisikletin yaygın olarak kullanıldığı diğer ülke şehirleri için de geçerli. Mesela daha önce Macaristan'da da tanık olmuştum. Budapeşte'de pek yaygın olmasa da Szeged'de çok vardı bisikletliler. Bir yaya olarak ne kadar dikkat etmem gerektiğini daha o zamanlar anlamıştım. Amsterdam ise dünyada en çok bisikletin olduğu şehirlerden biri, daha önce bisiklet yığınları fotosu çekmiştim ama şimdi bulamadım, aşağıdakini internetten aldım.


 Yayalıktan bisiklet kullanıcılığına terfi edince, kurallara daha dikkat etmeye başladım haliyle. Geçenlerde sevgili Tüten ve ailesi bizi ziyarete geldiklerinde, şehri gezerken bisiklet yolunda neredeyse ezileceğinden bahsedince, özellikle turistik gezi yapmayı planlayanlar için bir yazı yazmanın iyi olacağını düşündüm.
genelde eşim olmadan sürüşe çıktığımızdan adam gibi bir fotomuz yok, bu da evden ayrılmadan önce

Amsterdam'da bisiklet yolları bazen otoyol ile yanyana olduğu gibi, bazen bir ara kaldırımla ayrılmış olabiliyor. Fakat her iki durumda kırmızı renkli asfalt veya taşla belirtilmiş oluyor. Kırmızı yol gördüğünüzde bunun bisiklet yolu olduğunu derhal anlamalısınız. Bir diğer unutulmaması gereken husus da trafikte önceliğin daima bisiklette olduğudur, ne yaya ne motorlu araç, daima bisikletlilere öncelik verilir.

Yaya olarak dikkat edilecek hususlar:
-Kırmızı yol gördüğünüzde yola atlamadan önce mutlaka sağınıza solunuza bakıp dikkat edin.
-kırmızı yol üzerinden yürümeyin
-Kırmızı yol üzerinde asla bekleme yapmayın, kaldırım muamelesi etmeyin.
-Bisiklet yolları sadece bisikletler için değil aynı zamanda motorsiklet ve motorsiklet benzeri motorlu araçlar için kullanılıyor. Dolayısıyla aniden bir motorsiklet gelmesi çok muhtemel.
-Bazen yaya geçitlerinde ışıklarda beklerken, asla kaldırımdan dışarı taşmayın (eğer ara kaldırımsa arkadan, kenar kaldırımsa önden mutlaka bisiklet ve motorsiklet geçebilir)
-Bebek arabaları ile gezerken, bebek arabasının bu yola taşmadığından emin olun.
-Yaklaşan bir bisiklet varsa, ben koşarak geçerim o gelene kadar demeyin, bisiklete panik yaptırmayın ve geçmesini bekleyin.
-Bisikletin size yol vermesini asla beklemeyin, durmazlar.
-Bisikletler sağa ve sola döneceklerini, döneceği yönde kol kaldırarak belirtirler. Köşede duruyorsanız bu işaretlere dikkat edin.
-Bazı yerlerde trafik lambaları gibi ayrıca bisikletler için de daha küçük olan lambalar bulunuyor, karşıya geçişlerde bu lambalara da dikkat edin.

Bisiklet sürerken dikkat edilecek hususlar:
-Mutlaka bisiklet yollarından gidin, kırmızı yol yok ise trafiğin akış yönünde yolun mümkün olduğunca kenarından gidin.
-Yol ağızlarında ve dönüşlerde mutlaka yavaşlayın araç gelip gelmediğini kontrol edin.
-Eğer bisiklet yolunda yavaş seyrediyorsanız, diğer bisikletlerin sollaması için sağdan gidin,
-Dönüşlerde arkanızdan araç gelsin ya da gelmesin mutlaka dönüş yönünü işaret eden kolunuzu kaldırın.
-Bir çok bisikletin aynı anda yolculuk ettiği yerlerde ani duruşlar yapmayın, tenha yerlere kadar bekleyin.
-Bisikletinizi park ederken, kilit ve zincir kullanın, bisiklet park yerlerine bırakmayı tercih edin.

Araç kullanırken dikkat edilecek hususlar:
-Bisikletler trafikte her zaman öncelikli olduğu için ortak yollarda seyrederken önünüzde bir bisiklet varsa mutlaka onu bekleyip, onun hızında arkadan gitmelisiniz.
-Uygun şartlar sağlandığında sollayabilirsiniz.
-Karşıdan gelen bir bisiklet varsa ona mümkün en  geniş yolu bırakacak şekilde sürmelisiniz.
-Dönüşlerde mutlaka bisiklet ve yayalara öncelik vermelisiniz, buralarda yavaşlayıp durmalısınız.
-Bisiklet sürücülerinin dönüş sinyallerine dikkat etmelisiniz.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Umarım turistlere faydalı olur, çünkü benim de az daha başıma geliyordu, bisiklet kazaları hiç de küçümsenecek şeyler değiller.


27 Ekim 2013 Pazar

Kasabamızın Çiftliği

Ekim 27, 2013 5 Comments
Amsterdam'a taşındığımızda ev aramaları süresince, evin eşimin işine yakınlığı ve bahçeli olması dışında pek bir şeye odaklanmamıştık diyebilirim. Zaten çok da aramamıza gerek kalmadı çok şükür. İkinci baktığımız evi tutmuştuk.

Oturduğumuz yerin adı Badhoevedorp. Merkeze 15-20 dakka, eşimin işine ve havaalanına 10-15 dk mesafede bir kasaba. Normalde merkeze bu kadar yakın olup da böyle bir yerleşimin olması zor bir olasılık. Çünkü aşırı yeşil, neredeyse tüm evler bahçeli ve çok bakımlı bir muhit. Burada expat fazla yok ve evler genelde kendi mülkleri, dolayısıyla daha çok seçkin kesime ev sahipliği yapıyormuş. 

Böyle bir kasabada ev bulmamız kadar önemli başka bir şans da evin kasabadaki konumu. Sanki Helo için özellikle planlanmış. Mahallenin çocuk parkı bir kaç ev yanımızda, parkın hemen yanında bir kanal ve ördekler, kanal boyunca bir bisiklet yolu, kanalın diğer yakasında küçük bir orman, ormanın içinde küçük bir çiftlik var. Ayrıca yine çok yakında kasabanın havuzu, havuzun olduğu meydanda okul ve kreşler, hemen yanında tenis kortları ( ki buraya başka yerlerden geliyorlarmış insanlar oynamak için), aynı uzaklıkta ters yönde stat ve spor merkezi ( kasaba festivalleri burada yapılıyor) yer alıyor. Her şey o kadar yakın ki mesela eşim havuza şort ve terlikle yürüyerek gidiyor :)

Biz de bahsettiğim çiftliğe sık sık gidiyoruz kızımla. Burada biraz vakit geçirmek ikimize de iyi geliyor.

Burası ormanın içinde çiftliğe giden yol

Yine ormandan bir kare

Çiftlikteki her hayvanın resmini çekmemişim. Hindiler ve tavuşkuşları bunlar. Farklı cinslerde tavuk ve horozlar,  güvercinler ve kuşlar da var.

Bir inek bir at ve iki eşek


Eşek ve ineklerin yanına girilmiyor ama kendilerini sevdiriyorlar.

Keçiler güneşleniyor.

Keçileri sevmek için alana giriş serbest.

Çeşit çeşit tavşanlar var


Hamster ve fare çeşitleri

Bir tane de domuz var :)

Yukarıdaki resimde ise girişi gözüküyor. Çocuklar için oyun alanı ve elmalı turta kahve gibi şeylerin satıldığı minik bir cafe var.

Helo oyunlara dalıyor hemen. Zemin aynı zamanda horoz ve tavukların eşelendiği alan ;)

Artık büyük salıncakta sallanabiliyor kuzum.

Bu çiftliğin yakınında herhangi bir ev yok. Dolayısıyla kime ait bilmiyorum. Sanki çocuklar için düzenlenmiş bir alan gibi. Genelde gönüllüler çalışıyor. Hafta sonu gittiğimizde 10-14 yaşlarında çocukların da çalıştığını görmüştük. Hayvanları suluyorlar, yemliyorlar ve ahırları temizliyorlar. Tabi hepsinde tulumlar ve çizmeler var. Şahsen ben çocuk olsam haftada bir iki saat bu şekilde geçirmek isterdim. Doğayla ve hayvanlarla olmak bir harika.

Bu çiftliğin geliri nerden sağlanıyor bilmiyorum ama cafe ve ufak objeler satan bir dükkan var. Bir de çıkış kapısında bir kumbara. Genelde her gidişimizde başka kişiler de oluyor. Epey ziyaret alıyor olmalı. 

Bir kaç hafta önce şehir merkezinde böyle bir yere gittik. Amsterdam Mamas diye bir site var ve orada çocuklar için etkinlik mekanları listelenmiş. Bu listede yer alan merkezdeki bu yer bizi hayal kırıklığına uğrattı. Apartmanların arasında küçücük bir yer, bir kümeste birkaç tavuk ve tavşan o kadar. Bir de ufak bir park. Bizim burdaki çiftlik ondan çok daha güzelmiş ve hiç başka yerleri aramamıza gerek yokmuş.






7 Ağustos 2013 Çarşamba

#hergün1şükür dördüncü kısım ve iyi bayramlar

Ağustos 07, 2013 1 Comments
Bu yazilari 40 gun boyunca yazmayi planliyordum ve bayramla birlikte tam 40 olacakti. Ancak ay icinde bir gun yazamadim. Tamami bittiginde buraya bir post olarak ekleyecektim ama bayraminizi kutlama vesilesi ile yazmak istedim.

Bu sabaha kadar bayramda ailemizin yaninda olamayacagimizi fazla kafama takmiyordum ama dun gece az uyuyup tum gun uzerimde bir rehavet olunca, kafamda eski gunlerin hayalleri, onlarin sebep oldugu huzun ile bugun pek keyfim yoktu. Neyse ki ucak biletimizi aldik 10 gun sonra kavusacagiz ve bunun verdigi motivasyon ile keyfimi korumaya calisiyorum.

Simdi kaldigimiz yerden resimlere geceyim

29.gün: Çeşitli tatlarda sebze-meyveleri, rengarenk çiçek-bitkileri gördükçe Allah ne güzel yaratmış, rahmeti ne kadar bol diye düşünüyorum.#hergün1şükür

30.gün: paylaşıldığında sevinçler artar, acılar hafifler. Hep bir ağızdan dillerden dökülen dualar, şükürler daha etkili olur. Hayatımız boyunca tanıyacağımız kişi normal şartlarda belki yüz kişi iken, sosyal medya sayesinde binleri buluyor. Birimizin çocuğu hastalansa hepimiz dua ediyoruz. Bu gün bu yazıyı okuyacak durumda olduğumuza şükredip, duaya ihtiyacı olanlara hep birlikte dua edelim. #hergün1şükür #uyanberkin

31.gün: bu mübarek gecede Allah, Cebrail ve diğer melekleri yeryüzüne gönderir, hepsi birden müminlerin affı için dua ederlermiş. Melekler gökyüzünden inerken bereket ve rahmet getirir, Yeryüzünde her yer secde eden meleklerle dolarmış. Çok şükür bu güne erişmeyi nasip edene, çok şükür kalbimizden geçen her şeyi bilene. Çok şükür her zaman sığınabilmek için kapısını açık tutan, Rahman ve Rahim olan rabbime.#hergün1şükür Tüm duaların kabul olması ümidiyle... Hayırlı kandiller.

32.gün: Bugün belki yaklaşan bayram nedeniyle evinizde temizlik yapacaksınız veya tatlıları hazırlayacaksınız. Belki de çoluk çocuk çarşıya gideceksiniz bayram kıyafeti almaya. Yaptığınız her hazırlıkta ne kadar yorulursanız yorulun tüm bu hazırlıkları yapabiliyor olmak büyük bir şükrü hakediyor. Bayramı kutlayanayacak olan hastalar ve yalnız geçirecek olan insanlar var. Biz de sevdiklerimizin yanında olamayacağız ama en azından arayıp kutlayanileceğimiz kişilere sahibiz. #hergün1şükür

 33.gün: yeryüzünde belki de en cömert gönlü en bol toprak anadır. Bir verirsin bin alırsın, yedirir, içirir, serinletir, ısıtır, çoğaltır en sonunda hiç sitem etmeden koynuna alır. Toprak ananın sunduğu tüm nimetler için şükürler olsun #hergün1şükür

 34.gün: her insanın ilahi güce inanması mümkün olmayabilir, belki henüz bunu anlamasını sağlayacak bir neden bulamamıştır, belki de Allah onun gözlerini ve kulaklarını hakikate mühürlemiştir. Çok şükür ki inananlardanım (nedenimi bulmuşum) ve çok şükür ki insanların şaşmış adaletinin çok üstünde bir dengeyle adaleti sağlayan yüce güç var #hergün1şükür

 35.gun: Her köşesini özenle hazırladığımız, yorgun argın geldiğimizde derin bir oh çektiren, en lüks yerlerde bile onun konforunu aradığımız, bizi sıcacık kucaklayan huzurlu bir evimiz olduğu için şükürler olsun.#hergün1şükür



31 Temmuz 2013 Çarşamba

#hergün1şükür üçüncü kısım

Temmuz 31, 2013 6 Comments
Helo'cum su anda yanimda uyurken son gunlerim sukur yazilarini paslasmak istedim. Zira ozellikle bugun cok ihtiyacim var. Uyuyali bir saat oldu ama hala icimin titremesi gecmedi, bu gun beni cok zorladi hala kendime gelemiyorum. 15,5 ayinda kopek disleri de tamamlanmis ve 16 disi olmustu. Bugun 16 ay 1 haftalikken (aslinda son iki haftadir devam ediyor) arka azilarin huysuzlugu tavan yapti. Bir blogda gordum bugun, iki yasinda daha kopek disleri yeni cikiyor cocugun bizimkini kovaliyorlar. Gercekten sabrimi cok zorladi bu disler hic ara vermeden onu da beni de epey yiprattilar.

Yine de uyurken masum haline bakmaya doyamiyorum. Resimlerine bakinca icim eriyor, eminim o benden cok daha fazla zorlaniyordur.

Daha once birinci ve ikincisini yazdigim yazilardan sonra son on gunun #hergün1şükür yazilari da soyleydi.

18.gün: meleklerin secde ettiği yaratılmışların en yücesi insan olduğum için şükürler olsun. #hergün1şükür Bahşedilen akıl ve irade sayesinde seçme özgürlüğüm olduğu için... Böyle yüce bir varlık iken, bize verilen kalp-akıl-beden gücünü doğru şekilde kullanıp diğer hayata alnımızın akıyla geçebilmek dileğiyle.

19.gün: bir önceki yazıda insanın en yüce yatatık olduğunu yazmıştım. Ne kadar önemli de olsak, sonsuz evrende bir kum tanesi kadar ufağız. Evrende konumumuz, güneşin ve ayın uzaklığı o kadar ince bir ayarla dengede ki bir cm bile bozulsa yaşam altüst olurdu. Bu muazzam düzeni yarattığı için şükürler olsun. #hergün1şükür ne kadar üstün nitelikli bir yaratık olsak da, büyük gücün karşısında ne kadar aciz olduğumuzu unutmamak dileğiyle.

20.gün: doğduğumuz andan ölüme kadar hiç bitmeyen sınavlardan geçiyoruz. Hepsi daha erdemli bir insan haline gelebilmemiz için. Bir sınavı geçene kadar defalarca yaşıyoruz onu, geçtiğimizde de bir sonraki ve biraz daha zoru çıkıyor karşımıza. Yaşadığımız sınavların zorluğu metanetimizi arttırıyor, bir süre sonra her sınavı daha sakin karşılıyor, eninde sonunda geçeceğimizi biliyoruz. Üstesinden geldiğim her sınavda bir merhale yükseldiğim, oluştuğum yeni ben için şükrediyorum. Yaşadığım her sınav beni O'na yaklaştırıyor, ereğime yavaş yavaş ulaşıyorum.#hergün1şükür Tüm sınavları hakkıyla geçip mümkün en yüksek mertebeyle öbür hayata yolcu olmak dileğiyle.

21.gün: hayat boyunca gözümüzün önünden bir çok yüz geçer. Fakat içlerinde biri vardır ki farklıdır, özeldir hemen ona takılır gönlümüz. Benim için en güzel ve özel olan kişiyi bulduğum için şükürler olsun.#hergün1şükür

22.gün: hayatım boyunca başıma gelen en güzel şey hamile olmak ve sonrasında bebeğimi kucağıma almaktı. Özellikle ileri aylarda ise kızımla yürüyüş yapmak en sevdiğim şeylerden biriydi. Bu mucizevi duyguları yaşamak kısmet olduğu için şükürler olsun#hergün1şükür Allah dileyen herkese nasip etsin.#direnhamile

23.gün: hayatımıza keyif katan kişiler ve eğlenceler için şükürler olsun #hergün1şükür

24.gün: sağlığımızı korumak ve sürdürmek için çalışan emektar sağlık çalışanlarına, ileri tıbbın sunduğu imkanlara ve hastalıklardan koruyan ilaçlara, tedavi yöntemlerine, kısacası ortaçağ ile kıyaslandığında insan ömrünün iki kat uzamasına vesile olan bilimsel araştırmalara şükürler olsun #hergün1şükür

Kendimi bildim bileli hayal kurmayı seven biriyim. Bazen içim daraldığında kalabalık içinde olsam da içime kapanır hayallere dalarım. Ruhum iyileşir kendime dönerim ve hayata kaldığım yerden devam ederim. Bu günlerde kızımdan hiç fırsat kalmadığından kısacık hayallerle neşemi korumaya çalışıyorum. Doğrusu bu mekanizmayı çok seviyor ve varlığı için şükrediyorum.#hergün1şükür

26.gün: özgür yaşadığımız için şükürler olsun#hergün1şükür Ne kadar özgür olduğumuz konusu tartışmaya açık olsa da, burada kastettiğim birilerinin kölesi olmadan yaşayabilmemiz, gezebilmemiz ve yaşam standartımızı seçebilmemiz. Özgürlüğün kıymetini yoksun kalmadan anlayanlardan olmak ümidiyle...

27.gün: bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hataları farkına vardığımızda tevbe edip geri dönebilme şansımız olduğu için, merhameti sonsuz bir Mevla'mız olduğu için şükürler olsun. #hergün1şükür


29 Temmuz 2013 Pazartesi

Yapraklı Enginar

Temmuz 29, 2013 11 Comments

Babam sevmediginden annem kereviz, enginar, brokoli gibi yemekler pisirmez, dolayisiyla evlenene kadar nadiren yedigim bu yiyecekleri evlendikten sonra duzenli olarak pisirmeye basladim. Ancak slovakya ile baslayan yurt disi maceramizda tum yemek duzenimiz altust oldu. Kimi yiyecekleri hala bulamiyorum. Enginari ise cok sevmeme ve onceden epey pisirmeme ragmen bulamadigimdan nerden baksaniz en az uc yildir hic yememistim. Gecenlerde markette sapli,yaprakli halini gorunce nasil pisirecegimi bilemesem de ozledigim bir yiyecege kavusma askiyla sepete ativerdim. Daha once hep soyulmus ve temizlenmis olanlardan aliyordum ama yaptigim arastirmalar sonucunda artik sadece yaprakli alacagim. Hem de artik nasil pisirecegimi cozdum :)

Bu yazida okudugum bilgileri kisaca paylasayim.

Oncelikle soyulmus enginarlar pek tavsiye edilmiyormus. Soyuldugu zaman hemen karardigi icin limonlu suda bekletilmesi gerekirmis. Ozellikle pazarlarda satilan ve tum gun suda bekletilip satilan enginarlar, o kadar cok miktar icin limon kullanilmasi hesapli olmadigindan bir cesit kimyasal suyun icinde bekletiliyormus. Ve bu da hic saglikli degil takdir edersiniz.

Yaprakli enginar satin alinirken sapindan tutup sallanarak tazeligi anlasilirmis. Eger taze ise sallanir, kart ise sallanmazmis. Ve genelde yaprakli halde tuketmek enginar taze oldugunada yapilmaliymis. Kart ise ayiklanmaliymis.

Benim aldigim enginarlarin sapi cok kisaydi, sallamayi denedigimde pek ise yaramadi belki de kartti bilmiyorum ama nasil ayiklayacagimi bilemedim. Oldukca zahmetli bir ismis ve internette bir cok bilgi var ama ben Dila'dan vakit bulamam diye, once haslayayim boylece kolayca soyarim diye dusundum.

Iki enginari duduklu tencereye koyup sadece su ilavesiyle hasladim. Pistiginde ise yapraklari soymadan once yemeyi denedim ve sahaneydi. Kartsa da yedik gitti.

Pistikten sonra yapraklar kolayca ayriliyor. Yapragin govdeye birlestigi yerde beyaz etli bir kisim oluyor. O kismi dislerinizle siyiriyorsunuz. Tabi oncesinde limon+zeytin yagi+tuz dan olusan bir sosa batirmaniz cok lezzet katiyor. Boyle tum yapraklar bitince ustte sac gibi tuylu bir bolge oluyor ve haslandigi icin kolayca siyriliyor (haslanmamis halde zormus) ve nihayet sonunda soyulmus satilan canak seklindeki enginar kalbi kaliyor, onu da sosla yiyoruz biz tamam.

Iki hafta ustuste alip yedik, Dila da bayildi. Resimde goruldugu gibi yapraklarini kendi basina gayet dogru sekilde yedi. Gecen hafta markette goremedim gorur gormez alacagim yine.

Enginarin dolmasi falan yapiliyormus yaprakli halde, dogrusu onunla ugrasamadim, bu sekilde cok cabuk oluyor ve lezzeti de guzel. Turkiye'de simdi zamani gecmis olabilir ama gorurseniz almanizi tavsiye ederim.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

#hergün1şükür ikinci kısım

Temmuz 20, 2013 2 Comments
Ilk alti gunu burada yazmistim. Bu gune kadar yazdigim diger sozler ise soyle.



7.gün: En güzel dini arayıp bulmak için çok uğraşmama gerek kalmadan inanan biri olarak doğup büyüdüğüm için, gören ve işitenlerden olmamı nasip ettiği için, bu mübarek günlere erişmeyi nasip ettiği için şükürler olsun. #hergün1şükür



8.gün: bazen insanın dile getiremediği arzular geçer kalbinden. Sonra bir bakarsın aniden oluverir. En yakınımızdaki bile farketmezken, bizi duyan, gözeten, sevindiren yüce bir yaratıcımız var. Kalbimizden geçen her ana ortak olan, rızkı bol, her daim gözeten koruyan rabbime şükürler olsun #hergün1şükür

9.gün: iş bulmanın, sevdiğin işi yapmanın, emeğinin karşılığını almanın zor olduğu bu günlerde, eve ekmeğimizi getirmemize vesile olan bir işim&mesleğim olduğu için şükürler olsun #hergün1şükür

10.gün: Allah'ım verdiğin nimetler için ve onları yememe izin verdiğin için şükürler olsun.#hergün1şükür Bu duada şükür birden fazla.
1- nimetleri yarattığı için, 2- nimetlere erişebildiğimiz için ( ülkemizde bulunuyor olması, satın alma imkanımızın olması) 3- o nimeti yiyebilecek sağlığa sahip olmamız ( hastalık, alerji ve ya yemek yiyebilmeyle ilgili bir sorunumuz olabilirdi)




11. Gün : hayatmızı kolaylaştıran her türlü eşyanın varlığı için şükürler olsun #hergün1şükür Yaşadığımız çağı bu yüzden seviyorum. Makineler, yolları kısaltıp sevdiklerimize kavuşturan uçaklar, arabalar. Gözden ırak olanları yakınlaştıran telefonlar ve internet. Bütün bunlar insan icadı ama insana bunu başarabilecek aklı ve cesareti veren yaradandır.



12.gün: genelde şükretmek deyince aklımıza sağlık, evlat, ekmek gibi şeyler için şükretmek geliyor. Oysa anlık küçük mutluluklar da şükrü hakediyor. Dinlediğiniz bir müzikte duyduğumuz huzur, çok susadığımızda içtiğimiz bir bardak limonata, çok beğenip aldığımız bir ayakkabı, bizi mutlu eden herşey... Bugün belli bir konu yazmayacağım. Bu yazıyı okuduğunuzda aklınızdan geçen sizi memnun eden ilk şey için şükredin. Küçük büyük farketmez. Benim bu günkü mutluluk sebebim resimde belli :) üşenmezseniz yorum olarak bu gün neye şükrettiğinizi tek kelimeyle yazabilirsiniz. #hergün1şükür



13.gün: kimi zaman kardeşten öte, birlikte ağlayıp güldüğümüz, delice eğlendiğimiz dostların varlığı için şükürler olsun. #hergün1şükür Hayat dostlarla keyifli.



13.gün: nimetlerin azizi su için sonsuz şükür.#hergün1şükür . Sıcak ve uzun oruç günlerinde ne kadar önemli olduğunu daha iyi idrak ettiğimiz, sular birkaç gün kesik olduğunda perişan olduğumuz suyun kıymetini bilip tasarruf edenlerden olmak dileğiyle.



14.gün: Gönlümüze koyduğu binbir duygu içinde bence en mukaddesi olan AŞK'ın varlığı için şükürler olsun. #hergün1şükür . Kalbinde O'nun ve Peygamber aşkını, dünyada eş, evlat, dost ve O'nu hatırlatan her yaratılmışa aşk duyanlardan olduğum için... Aşk'ı bilenlerden olmama izin verdiği için, aşk ile bakan gözün gördüğü güzellikleri görmeyi nasip ettiği için...

15.gün:bazen bir kaza veya olumsuz bir durum öncesinde aklımıza birşey geliverir duraksarız. Sonradan farkederiz ki iyi ki o uyarıyı dikkate almışız yoksa kötü birsey olacakmış. Bizi bu şekilde uyaran koruyucu meleklerimizi gönderen yaradana şükürler olsun #hergün1şükür



16.gun: Bir evde olabilecek en güzel ses çocuk kahkahası bence. Evimizde eksik olmadığı için şükürler olsun.#hergün1şükür Görüldüğü üzere salonun hali çocuk yuvasından hallice, diğer kısımlarının da aşağı kalır yanı yok. Ne kadar dağınık olsa da onunla oyun oynarken yüzündeki mutluluğu hiç bir şeye değişmem.



17.gün: renkleri, doğayı, gökyüzünü, denizi, gözlerdeki pırıltıyı gören gözlerimiz için şükürler olsun.#hergün1şükür

11 Temmuz 2013 Perşembe

Hollanda'da Cicekler

Temmuz 11, 2013 16 Comments
Tasinali neredeyse iki ay oldu bu ulkeye. Hakkinda dogru duzgun hic birsey yazmadim. Tasinmamizdan kisa bir sure sonra baslayan Gezi direnisi suresince, magdur olan ve hayatlarini kaybeden insanlar varken, kendi sevinclerimizi degil paylasmak sevinemez olduk. Ramazan ayina girmemizle birlikte biraz daha kendime gelebilmek amaciyla #hergün1şükür etikletli gorseller paylasmaya basladim instagramda. Evlatlarini topraga gonderen analar varken, daima halimize sukredip, giden canlara bol bol dua etmeyi hatirlamak amaciyla...

Bu ulkede beni en cok sasirtan seylerden biri, onca yesilligine ragmen, her yerden cicek fiskiriyor olmasina ragmen insanlarin evlerine buket bukether daim taze cicek aliyor olmalari. Insanlar evlerine ve ziyarete gidecekleri kisilere bir buket goturuyorlar. Dusunuyorum da istanbuldaki evimde (5 yil yasadim) eve aldigim cicek sayisi 4-5 defayi gecmez. Cevremdeki insanlar da boyleydi. Su an fiyatlar nasil hic fikrim yok ama eve canli cicek almak bir lukstu.

Buradaki akima ben de kapildim. Bunda fiyatlarinin uygunlugunun da etkisi var. Kocaman demetler 2-5 euro arasinda degisiyor. Devasa aranjmanlari da 10-15 euroya alabiliyorsunuz. Turk lirasina vurdugunuzda fiyati ucuz gelmeyebilir. Ancak burada 1tl=1 euro gibi dusunun. Turkiyedeki 1tl lik sey burda 1 euro. Dolayisiyla aldiginiz buketlerin (benim genelde aldiklarim 3 euro) 2-3 tl oldugunu dusunun. Oldukca ucuz degil mi?

Ustelik buket taze ise 10-15 gun capcanli duruyor. Oyle ki o cicekten sıkılabiliyorsunuz bile. Cicekler bu kadar yaygin olunca, vazolar da cesitli ve bol oluyor. Esyali bir ev tuttuk ve bahcemizde bir kucuk oda var. Bir kac gun once o odayi kesfe ciktim bir de ne goreyim dolapta boy boy vazolar. Evin icinde de vardi zaten bu sabah hepsini bir saydim tam 26 tane, buyuk-kucuk, cam-porselen cesit cesit vazolar. Neredeyse hepsi iyi durumda. Kendi evimi dusundum acaba benim vazom var miydi, kac taneydi diye. Belki bir iki tane hatirlayamiyorum. Ev sahibimiz bu vazolari biraktigina gore, yeni evinde nasil vazolar var cok merak ediyorum dogrusu. Henuz onlara gitmedim ama yolda gordugum evlerdeki dekorasyonlar beni benden aliyor.

Genelde bahceli evlerin oldugu bir yerlesimdeyiz. Kocaman on camlarinda tul-perde pek bulunmuyor. Bunun yerine cok degisik vazolar, dekorlar falan var. Ahsap harfler oldukca yaygin, biblolar, perde islevini goren sarkitlar falan var. Yillar once hayranlikla baktigim dekorasyon fotograflarindaki evlerin hepsi burada sanki.

Bu vazo depodan cikti bu sabah, bir de pastel pembesi vardi cok hostu. şakayik gulleri demeti 3 euroydu bugun aldim.

bahcemizdeki ciceklerden ufak bir demet, lavanta papatya ve yabani gul

satin aldigim kasim patlari, yesil olan cok degisik geldi. Bunlar 20 gunden fazla oldu hala capcanli duruyor evde suan. 3 euroya almistim.

yaklasik iki hafta boyunca canli kalan guller 5 euroydu butun demet

eve ilk geldigimizde evsahibinin alip bizim icin hazirladigi guller.
Gununuz aydinlansin, sevgiyle.

17 Mayıs 2013 Cuma

Amsterdam'da İlk Günler

Mayıs 17, 2013 18 Comments
Şöyle bol fotolu bir post yazmak isterdim blogcum ama yok. Çoğunlukla evde çekilmiş fotolar var. Geldiğimizden beri hava kapalı ve yağmurlu. Doğru düzgün gezemedik. Yine dışarı çıktık elbette ama ya mecburi resmi işlemler için ya da market için.

Kaldığımız yer genelde iş plazalarının olduğu bir bölgede yüksek bir apartman. Yüzlerce rezidans dairesi var. Bölge olarak Amsterdam'ın güneyinde, Amsterdam Zuid metro istasyonu çok yakın. Plazaların arasından fazla güneş girmediğinden olsa gerek acayip soğuk ve rüzgarlı. 10 dakika yürüme mesafesindeki markete giderken daha alçak binaların olduğu bir yerleşimden geçiyoruz, orası daha ılık ve güneşli. Havalar ortalama 10 derece geldiğimizden beri, pazar günü 20'nin üstüne çıkacakmış o zaman gezeriz inşallah.

Yanımıza fazla kalın kıyafet almamıştık,  Slovakyadan ev eşyalarıyla birlikte kargolanan tüm diğer kıyafetler bir depoda bekletiliyor. Ev tuttuğumuzda oraya teslim edecekler. Eşim incecik bir montla işe gidip geliyor garibim. Dışarda insanlar hala kışlık mont ve atkı giyiyorlar. Dila'yı da kat kat giydirmek zorunda kalıyorum çıkarken.

İki eve baktık, ikisi de bahçeliydi. Kızım için öncelikli tercihimiz bu yöndeydi çünkü. İki ev de birbirinden güzeldi ama ilki biraz daha ufak ve sınırlı süre için kiralıkmış. İlanda belirtselerdi hiç gitmezdik ama yazmamışlar. O evde ön kapıdan çıkar çıkmaz çocuk parkı vardı. Öyle yakındı ki. Bir sürü evin ortasında bir avlu olduğunu düşünün kapıdan iki adım. Dila bayıldı. Çocuklar vardı parkta oynayan hemen peşlerine takıldı. Buradaki çocuklar slovakyadaki gibi soğuk değil, hepsi Dila'yı seviyor, elini tutuyor, öpmek istiyor. Yani bu güne kadar böyle oldu. O evden ve parktan ayrılmak istemedi, bayağı ağladı giderken. Aslında evi tutabilirdik ama bir süre sonra iyice alışmışken nasıl ayrılırız diye düşündüm, 10 dakika için bile bu kadar tantanadan sonra.

İkinci ev yine bahçeli ve çok şirin bir semtte yer alıyor. Konumu yine Amsterdam'ın güneyinde sayılır. Eşimin iş yeri havaalanına yakın dolayısıyla o civarda baktık. Bu evin yeri havaalanının kuzeyinde 15-20 dakikalık mesafede. Evi görmeye giderken (çok kısa sürede gitmemize rağmen) geniş yeşil alanlar, otlayan inekler, atlar falan gördük. Şehir içinde bunları görmek bana inanılmaz geliyor.

Bu evi de çok sevdi Dila, çünkü kocaman bahçesi var. Hem önde hem arkada, arka bahçesi kapalı, ön bahçesi avlu gibi. İlandan aldığım resimler aşağıda.

arka bahce

oda

banyodan bir görünüm, penceresi kocaman genelde burda banyolar aydınlık

çatı katı, biz gittiğimizde biraz daha topluydu langırtı falan bırakacaklar mı bilmiyorum, ama şahane oyuncaklar vardı dila oynadı

çocuk odası, bu odadaki eşyalar istersek kalabilirmiş. Ben kalsın istedim. 
Kızıma romantik beyaz bir oda yapmak istiyordum ama olmayacak galiba. Bu odadaki eşyaları inceledim çok kullanışlı. İnternette yatak bakıyordum ama ne beşik ne de karyolayı uygun bulmuyordum. Kızım çok deli yatıyor, genelde enlemesine, karyoladan düşmesi muhtemel. Beşik de artık büyüyeceği için istemiyordum (zira bir tane var zaten). İçimden geçen şöyle kocaman kare bir yatak olsa, fazla yüksek olmasa (kendi inip çıksın), kenarları da hafif yüksek olsa şeklindeydi. Bunu bir marangoza özel yaptırırım diye düşünüyordum. İnanamadım ama bu yatak tam da öyle. Kocaman ve neredeyse kare, yanda kapı gibi bölümü var. Biraz süslemeler yapıp kızsal bir havaya büründürürüm ben bu odayı :) Dolap da alçak, çocuğun kendi başına kullanabileceği gibi. Masa ve sandalyeler mutfağa inmişti. Dila oturdu, tepesine çıktı falan. Ev sahibi de onu çok sevdi, sonradan öğrendik bizi de kiracı olarak sevmiş ve evi vermek istemiş.


Genelde bütün ev ilanlarında aşırı modern mutfaklar görüyordum. Çok sevmeme rağmen takıntılı değildim ama şansıma bu mutfak country stilde :) Çok güzel, açık mutfak şeklinde (yine açık olmasını istiyordum, Dila gezinirken mutfakta işimi yapayım diye), ön bahçeye bakıyor.


Salondan bir görünüm. İlave eşyalar gelecek. Tv ünitesi, tv ve kanepe istedik, ev sahibi de kabul etti  alıyorlar. Ayrıca yatak odası da boştu onlar da alınıyor. Yine şansımıza kullanılmamış eşyalı bir ev oluyor.

Ne anlatıyordum nereye geldim. Daha anlatacak çok şeyim vardı ama diğer yazıya kalsın onlar da. Sevgiler.