amsterdam günleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amsterdam günleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2014 Çarşamba

Bahçe İşleri

Şubat 12, 2014 16 Comments
Bir yere giderken hep başka bahçeleri inceliyorum. Öyle güzel öyle bakımlılar ki, umarım bir gün ben de onlara yetişebilirim. Uzun zamandır yağmur, soğuk derken bahçeyle hiç ilgilenmedim. Daha önce yazdığım gibi  bahçe malzemelerimiz eksikti. Eşim sevgililer günü hediyesi ne istersin diye sorunca ben de hemen bahçe aletleri dedim :)

Hollanda'da internet alışverişi çok yaygın, neredeyse tüm alışverişleri online yapıyoruz. Genelde eşim yaptığı için konuya çok hakim değilim ama bankanın verdiği pos makinasi gibi şifre üretici bir cihaz var. Bu cihaz türkiyedekilerden farklıymış çünkü orda da vardı bizim. Telefona falan gerek kalmadan ve hatta sitelere üye olmak zorunda kalmadan alışveriş yapılabiliyor. Herkes online alışveriş yapıyor diyebilirim. Kargo teslim edildiğinde evde kimse yoksa komşuya bırakıyorlar, sana da hangi numaraya teslim edildiğine dair bir kağıt. Durmadan kargocular geliyor sokağa. Özellikle bizim sokakta gündüz saatlerinde bir tek ben evde olduğumdan kargo teslimat müdürüne dönmüş durumdayım. Mesela biraz önce de geldi bir tane :)

tırmık, sert kıllı süpürge, taş aralarındaki otları yolucu bir alet, eldiven

Ne diyordum, bahçe aletlerini de internetten aldık. Yapı markete git, orda zaman harca, üstelik bi dünya otopark parası öde daha pahalıya geliyor. Bir de marketlerde ihtiyaç duymadığın halde görüp dayanamayıp sepete atılanlar oluyor esktra harcama olarak :) Sanırım gün gelecek insanlar alışverişin her türlüsünü internetten yapacak ve boş vakitlerini keyif zamanlarına ayıracaklar. 


Ön bahçemizin üç tarafı yarım metre genişliğinde ekili alandan oluşuyor. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi girişte iki top çalının kırpılıp yuvarlak yapılması lazım. Sol taraftaki sıradaki yapraklar toplanacak (köklerin arasına girince çok zor oluyor ayıklaması) kuru dallar kesilecek ve çiçekler budanacak.  Ön taraf yine aynı şekilde yapraklar temizlenip çiçekler budanacak.


Yukarıdaki resimde görülen sağ sırayı bugün temizledim, üstteki resimde görülen bir çöp kovası sıkıştırılmış halde yaprakla doldu. Allahım ne kadar çok varmış. Toprağı tırmıkladım, yabani otları ayıkladım ve bazı çiçekleri budadım. Çamın hemen önünde bir gül var, onun da budanması lazım.

Yeri gelmişken  söyleyeyim, her kapının önünde biri biraz daha büyük iki çöp kovası var. Büyük olan ev atıkları için ve iki haftada bir alınıyor. Çöp poşeti içinde çöpleri koyuyoruz. Küçük olan organik çöpler için, dallar yapraklar, doğradığımız sebze kabukları vs. Bunlar da haftada bir toplanıyor. Herkes çok sıkı riayet etmiyor galiba ama biz eskiden beri alıştığımız için, cam, plastik, kağıt ve tetrapak çöplerini de ayırıyoruz ve kasaba merkezindeki ilgili yeraltı konteynırlarına atıyoruz.


Biz eve taşındığımızda bu ön bahçe taşları gayet beyazdı. Çok iyi seçilmiyor ama taşların arasında otlar ve yosunlar var.Bir de ekili alanın sınırlarından taşan topraklar oralardaki taşları çamurlamış, kapkara olmuş. Toprak alanın temizlemesi bitince bu taş aralarını temizlemek ve taşları beyazlatmak lazım. Su ve fırça ile yıkarsam olur gibime geliyor bir yolunu bulacağız artık.

Bir de arka bahçe var ki onu da geç olmadan elden geçirmeliyim. Zira ortancalar yaprak vermeye başladı, fazla büyümeden budama işini yapsam iyi olacak. Yapraklı dalları kesmeye kıyamıyorum çünkü.

Tüm işler bitince bahçenin son halini de paylaşırım. Bana bol enerji dileyin anacım :)

8 Aralık 2013 Pazar

Amsterdam'da Kanal Üstü Evler

Aralık 08, 2013 9 Comments

Amsterdam'ın kanallar şehri olduğundan defalarca bahsetmiştim. Vikipedia bilgilerine göre yüz ölçümünün 166km2 si kara, 53km2 si su imiş. O kadar çok kanal var ki bir nevi Venedik diyebiliriz. Venedik'teki gibi suya sıfır olan (yani temeli suyun içinde, duvarları suya değen) binalar da varmış (benim karşıma çıkmadı henüz) ama onları artık yadırgamıyorum. 

Daha ev aramalarımız sırasında karşımıza çıkan bu kanal üstü evler (özel bir adı var mı bilmiyorum) beni daha fazla şaşırtıyor. Zemin sert yani suyun hareketinden etkilenmiyor ama tamamen suyun üzerinde. Bunlar görünüm açısından normal evlerden farklı değil, birkaç katlı olanlar, suya bakan tarafta balkonu yola bakan tarafta bahçesi olanlar... Su aşığı biri olarak ev aramalarımız sırasında böyle bir eve gönül vermiştim ama Helo için güvenli olmayacağı sebebiyle hiç düşünmedim. Aşağıdaki ise tamamıyla su üzerinde bulunan bir ev, bazıları toprak ile aynı hizada oluyor.

Bu evlere su basar mı, zemini çürümez mi gibi sorular benim de aklımı çeliyor. Ancak adamlar suyla uğraşa uğraşa bu işin uzmanı olmuşlar. En son elli yıl önce bir sel mi taşkın mı nedir bilemeyeceğim suyla ilgili bir vaka olmuş. Ondan sonra da işe ciddi kafa ve para harcamışlar. Mesela biz de su vergisi diye bişey veriyoruz. Kanalların bakımı için bu vergi. Fakat hakikaten çok güzel bakıyorlar, Venedik'in aksine hiç koku yok, sık sık otlar dallar toplanıyor, delikleri açılıyor falan. Suyun ıslahı meselesini de çözmüşler.


Bu fotoğrafını koyduklarım daha çok kulübe havasında olsa da gayet modern ve lüks su evleri var. 


Aşağıdaki de internetten bulduğum bir yapı projesi çizimleri


Bizim kasabanın ana kanalı (ana cadde gibi bir de ana kanalımız var, kocaman gemiler bile geçiyor) üzerinde bu tip evlerden bir sürü var. Her geçişimde hayranlıkla seyrediyorum. Bir gün aklıma video çekmek geldi. Bunları çekeli uzun zaman oldu hava gayet açıkmış ama tabi ki hareket halinde çektiğim için biraz titrek. Videoları cep telefonundan yüklemeyi başaramadım linklerini veriyorum şimdilik, daha sonra bilgisayardan açtığımda düzenlerim



İkinci videoda değirmenin hemen önünde bulunan ev oda+kahvaltı hizmeti veren bir pansiyon. Muhtemelen başka böyle evler de vardır. Amsterdam'a turistik gezi yapmak isteyenler böyle bir deneyim yaşayabilirler. Şahsen benim haberim olsaydı geçen kış turistik olarak geldiğimizde tecrübe etmeyi çok isterdim. Kanalda ördekler, kazlar geçiyor, onlara ekmek atarak balkonunda kahvaltı etmek ne keyifli olurdu.

Sevgiler

8 Kasım 2013 Cuma

Kendi işini kendi yapanlar ülkesi

Kasım 08, 2013 7 Comments
İlk taşındığımız zamanlarda, temizlik konusunda epey bir tedirginlik yaşadım. Sokağımızdaki her ev oldukça bakımlı ve hepsinin önünde iki araba olunca, acaba temizliklerini kendileri mi yapıyorlar, ben bu şekilde görülürsem yadırganır mıyım, çok kro bir Türk imajı çizermiyim diye korktum vallahi. Her gün böyle gizli gizli insanları gözlüyorum, pek bir bilgi edinemesem de yan eve bir kadın geldiğini, çamaşırları alıp gittiğini, aynı kadının ütülü çamaşırlar getirdiğini gördüm. Tabi şok oldum. Ütü için bile özel yardımcı varsa diğer işleri herhalde hiç yapmıyorlar deyip daraldım.

Ancak zaman geçtikçe, başta temiz olan camların silinme vakti geldi. Ay nasıl gözüme batıyor anlatamam, ben şimdi nasıl sileceğim diye her gün kafamda kuruyorum. Gece bile silmeyi düşündüm ama bu ülkede hava kararmıyordu ki. O zamanlar 11 de bile hala aydınlıktı. Bir sabah kafama koydum, artık ne derlerse desinler camları sileceğim, zaten Helo dan dolayı camlar anormal derecede batık, sokaktan bakınca üst kattaki parmak izleri bile gözüküyordu o derece. Kızı pusetine attım kapıdan çıktım, kilitlerken bir adam yanıma geldi. Karşı evin camlarını dışardan merdivenle siliyormuş o sırada. Kendini tanıttı kartını verdi, bu sokakta şu şu şu evlere geliyorum diye bir çok evi işaret etti. Tam da cam silmeye karar verdiğim gün bununla karşılaşmak hiç hoş olmadı ama öyle azmetmişim ki, kararımdan caymadım, kartı aldım yoluma koyuldum. O adamı çağırmayı pek düşünmedim doğrusu. Çünkü yeni taşındığımızdan epey masraf yapmıştık ve biraz tasarruflu yaşamaya çalışıyordum.

Biraz park biraz alışverişin ardından gelmemiz öğleni buldu. Camlar çok büyük olduğu için silecek sopa vs almıştım. O günü nedense çok iyi hatırlıyorum. Dönerken güneş parlıyordu, hava açmış ışıl ışıldı her yer. Son birkaç gündür yağışlıydı da o yüzden böyle tam temizlik havası gibi bir hava vardı. Benim gibi düşünen başkaları da varmış demek ki, bizim sokağa yaklaşırken bir kadının dışardan ön camı sildiğini gördüm. Nasıl sevindiğimi tahmin edersiniz. Eve yaklaşınca bir de ne göreyim yan komşum (ütü için gelenin olduğu ev değil, diğer ev ama o da çok süslü ve havalı bir kadındı) aynı camı sandalye üzerinde temizliyor. Oh oh içimden göbek atıyorum, demek ki anormal bişey değil, hemen içeri girdim ve camları silmeye koyuldum.

Daha sonraları çok daha fazla gözlem yapma imkanım oldu tabi ki. Herkesin bahçesi olduğundan, insanlar bahçelerini ve kapı önlerini süpürüyor, otları ayıklıyor, evindeki tamirat işlerini yapıyor, eşya  vs taşıyor, yani normal insanlar gibi davranıyorlardı. Fakat daha sonra bunu biraz abarttıklarını da gördüm ve neredeyse bizim Türkiye'de yapmayacağımız işleri bile kendilerinin yaptıklarına şahit oldum. Camları sildiğini gördüğüm komşumun eşi, arabasının yıkama ve iç temizliğini hep kapı önünde yapıyor. Fakat görseniz her biri için özel aletleri, malzemeleri var. Geçenlerde mutfaklarını değiştirdiler, mobilyalar ve beyaz eşyalar dahil her şey evin önüne yığıldı, taşıma ve montajı kendileri yaptılar sanırım gördüğüm kadarıyla. Cem bu ülkede insan gücünün değerli olduğunu ve hizmet sektörünün çok pahalı olduğunu söyledi. Bu yüzden insanlar genelde işlerini kendileri yapıyorlarmış.

Zaten kendimi bildim bileli her işimi kendim yapmaya alışkın biri olarak buna memnun oldum ama galiba ben hiç bir zaman şöyle hanımağası gibi baş köşeye kurulamayacağım bu gidişle ona yanarım :)

7 Kasım 2013 Perşembe

Amsterdam'da Bisiklet Yolu Kuralları

Kasım 07, 2013 7 Comments
Aslında bu sadece Amsterdam için geçerli değil elbette, tüm Hollanda ve hatta bisikletin yaygın olarak kullanıldığı diğer ülke şehirleri için de geçerli. Mesela daha önce Macaristan'da da tanık olmuştum. Budapeşte'de pek yaygın olmasa da Szeged'de çok vardı bisikletliler. Bir yaya olarak ne kadar dikkat etmem gerektiğini daha o zamanlar anlamıştım. Amsterdam ise dünyada en çok bisikletin olduğu şehirlerden biri, daha önce bisiklet yığınları fotosu çekmiştim ama şimdi bulamadım, aşağıdakini internetten aldım.


 Yayalıktan bisiklet kullanıcılığına terfi edince, kurallara daha dikkat etmeye başladım haliyle. Geçenlerde sevgili Tüten ve ailesi bizi ziyarete geldiklerinde, şehri gezerken bisiklet yolunda neredeyse ezileceğinden bahsedince, özellikle turistik gezi yapmayı planlayanlar için bir yazı yazmanın iyi olacağını düşündüm.
genelde eşim olmadan sürüşe çıktığımızdan adam gibi bir fotomuz yok, bu da evden ayrılmadan önce

Amsterdam'da bisiklet yolları bazen otoyol ile yanyana olduğu gibi, bazen bir ara kaldırımla ayrılmış olabiliyor. Fakat her iki durumda kırmızı renkli asfalt veya taşla belirtilmiş oluyor. Kırmızı yol gördüğünüzde bunun bisiklet yolu olduğunu derhal anlamalısınız. Bir diğer unutulmaması gereken husus da trafikte önceliğin daima bisiklette olduğudur, ne yaya ne motorlu araç, daima bisikletlilere öncelik verilir.

Yaya olarak dikkat edilecek hususlar:
-Kırmızı yol gördüğünüzde yola atlamadan önce mutlaka sağınıza solunuza bakıp dikkat edin.
-kırmızı yol üzerinden yürümeyin
-Kırmızı yol üzerinde asla bekleme yapmayın, kaldırım muamelesi etmeyin.
-Bisiklet yolları sadece bisikletler için değil aynı zamanda motorsiklet ve motorsiklet benzeri motorlu araçlar için kullanılıyor. Dolayısıyla aniden bir motorsiklet gelmesi çok muhtemel.
-Bazen yaya geçitlerinde ışıklarda beklerken, asla kaldırımdan dışarı taşmayın (eğer ara kaldırımsa arkadan, kenar kaldırımsa önden mutlaka bisiklet ve motorsiklet geçebilir)
-Bebek arabaları ile gezerken, bebek arabasının bu yola taşmadığından emin olun.
-Yaklaşan bir bisiklet varsa, ben koşarak geçerim o gelene kadar demeyin, bisiklete panik yaptırmayın ve geçmesini bekleyin.
-Bisikletin size yol vermesini asla beklemeyin, durmazlar.
-Bisikletler sağa ve sola döneceklerini, döneceği yönde kol kaldırarak belirtirler. Köşede duruyorsanız bu işaretlere dikkat edin.
-Bazı yerlerde trafik lambaları gibi ayrıca bisikletler için de daha küçük olan lambalar bulunuyor, karşıya geçişlerde bu lambalara da dikkat edin.

Bisiklet sürerken dikkat edilecek hususlar:
-Mutlaka bisiklet yollarından gidin, kırmızı yol yok ise trafiğin akış yönünde yolun mümkün olduğunca kenarından gidin.
-Yol ağızlarında ve dönüşlerde mutlaka yavaşlayın araç gelip gelmediğini kontrol edin.
-Eğer bisiklet yolunda yavaş seyrediyorsanız, diğer bisikletlerin sollaması için sağdan gidin,
-Dönüşlerde arkanızdan araç gelsin ya da gelmesin mutlaka dönüş yönünü işaret eden kolunuzu kaldırın.
-Bir çok bisikletin aynı anda yolculuk ettiği yerlerde ani duruşlar yapmayın, tenha yerlere kadar bekleyin.
-Bisikletinizi park ederken, kilit ve zincir kullanın, bisiklet park yerlerine bırakmayı tercih edin.

Araç kullanırken dikkat edilecek hususlar:
-Bisikletler trafikte her zaman öncelikli olduğu için ortak yollarda seyrederken önünüzde bir bisiklet varsa mutlaka onu bekleyip, onun hızında arkadan gitmelisiniz.
-Uygun şartlar sağlandığında sollayabilirsiniz.
-Karşıdan gelen bir bisiklet varsa ona mümkün en  geniş yolu bırakacak şekilde sürmelisiniz.
-Dönüşlerde mutlaka bisiklet ve yayalara öncelik vermelisiniz, buralarda yavaşlayıp durmalısınız.
-Bisiklet sürücülerinin dönüş sinyallerine dikkat etmelisiniz.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Umarım turistlere faydalı olur, çünkü benim de az daha başıma geliyordu, bisiklet kazaları hiç de küçümsenecek şeyler değiller.


1 Kasım 2013 Cuma

Kütüphane dönemine girdik

Kasım 01, 2013 6 Comments
Geçtiğimiz haftalarda merkez kütüphaneyi ziyaret etmiş ve çocuk bölümünde zaman geçirmiştik. Sonrasında 19 yaşa kadar herkesin ücretsiz üye olduğunu ve kitap alabildiğini öğrenince, geçtiğimiz hafta sonu yeniden kütüphane yollarına koyulduk.


Helo kitapları gerçekten çok seviyor. Çocuğunu öven annelerden olmadığım için abartmıyorum. Doğduğundan beri önce bez kitaplara daha sonra da normal kitaplara bakıyor. Kitaplara başlamak için yırtmadığı dönemleri beklemedik. Yırttığı şeyler de oldu ama genelde o dönemdeki kitapları kalın sayfalıydı. Şu an her türlü kitabı zarar vermeden okuyor, kimi zaman köşesinden kitabını alıp kendi başına takılıyor, kimi zaman yanıma gelip okumamı istiyor. Her akşam uyku öncesi kitap okuma faslımız o kadar uzun zamandır var ki kaçıncı ayda başlamıştık hatırlamıyorum bile.

Hal böyle olunca kitaplarından sıkılmaya başlamıştı. Yeni kitaplar da aldım ama artık tek tük satın almam da yetmiyor. Bu yüzden kütüphane bize hem maddi açıdan hem de onun iştahını karşılaması açısından çok iyi oldu.

Üye kartı babasında olduğu için foto çekemedim ama kendi adına bir kütüphane kartı var çok şirin. İlk üyelikte çocuklara aşağıdaki gibi bir hediye kutusu veriyorlarmış.


İçinde kitaplar ve broşürler vardı. Çantayı çok sevdi.

Her kitap alma sırasında maksimum beş kitap alabiliyormuşuz ve üç haftada iade edilmeliymiş. Eğer bunu geçerse kitap başına 10 cent gecikme bedeli alınıyormuş ama günlük mü haftalık mı nasıl oluyor bilmiyorum henüz. Türkçe kitaplar da varmış diye duydum ama kütüphanede bulamadık, sormaya fırsat da olmadı bir dahaki sefer artık.

İlk seçtiğimiz kitaplar aşağıda. Eve ilk geldiğimizde kitaplara fazla ilgi göstermedi birkaç saat. Sonra bir başladı pir başladı, bir haftadır diğer kitaplarına elini sürmedi. Bundan sonra aldığımız kitapların fotoğraflarını bloga koyacağım ki unutmayayım.


Kitapları seçerken dili anlamadığımız için sadece resimlerine bakarak karar verdik. Helo'nun bu dönemde ilgi duyduğu karakterleri ve konuları seçiyoruz. Artık kavram-nesne öğreten kitapları geçtik, bir olayı anlatan hikayeli kitaplara başladık. Yukarıdakiler bu türde kitaplardı. Özellikle doktor jan isimli kitabı çok sevdi. Aşağıda içinden bir kısım görünüyor.


Bir diğer kitap sayıların ve bu aralar tiryakisi olduğu her türlü taşıtın yer aldığı bir kitaptı. Hiç ummadığım halde sayfalarındaki resimlerden çok kocaman yazan rakamlara odaklandı. Günde defalarca sayıları göstererek sayıyoruz ve bazı rakamları tanıyor artık. Kalemle ve parmağıyla 1 i çiziyor, sırayla sayarken bazı sayılarda sonrakini kendisi söylüyor.


Sonuncunu da kalın ve hikayeli oluşu sebebiyle seçtim. Çok ama çok güzelmiş. 5-6 hikaye var, yazısı az kurgusu güzel, son fotodaki sayfa ise favorisi, piyano var ya ondan :)







27 Ekim 2013 Pazar

Kasabamızın Çiftliği

Ekim 27, 2013 5 Comments
Amsterdam'a taşındığımızda ev aramaları süresince, evin eşimin işine yakınlığı ve bahçeli olması dışında pek bir şeye odaklanmamıştık diyebilirim. Zaten çok da aramamıza gerek kalmadı çok şükür. İkinci baktığımız evi tutmuştuk.

Oturduğumuz yerin adı Badhoevedorp. Merkeze 15-20 dakka, eşimin işine ve havaalanına 10-15 dk mesafede bir kasaba. Normalde merkeze bu kadar yakın olup da böyle bir yerleşimin olması zor bir olasılık. Çünkü aşırı yeşil, neredeyse tüm evler bahçeli ve çok bakımlı bir muhit. Burada expat fazla yok ve evler genelde kendi mülkleri, dolayısıyla daha çok seçkin kesime ev sahipliği yapıyormuş. 

Böyle bir kasabada ev bulmamız kadar önemli başka bir şans da evin kasabadaki konumu. Sanki Helo için özellikle planlanmış. Mahallenin çocuk parkı bir kaç ev yanımızda, parkın hemen yanında bir kanal ve ördekler, kanal boyunca bir bisiklet yolu, kanalın diğer yakasında küçük bir orman, ormanın içinde küçük bir çiftlik var. Ayrıca yine çok yakında kasabanın havuzu, havuzun olduğu meydanda okul ve kreşler, hemen yanında tenis kortları ( ki buraya başka yerlerden geliyorlarmış insanlar oynamak için), aynı uzaklıkta ters yönde stat ve spor merkezi ( kasaba festivalleri burada yapılıyor) yer alıyor. Her şey o kadar yakın ki mesela eşim havuza şort ve terlikle yürüyerek gidiyor :)

Biz de bahsettiğim çiftliğe sık sık gidiyoruz kızımla. Burada biraz vakit geçirmek ikimize de iyi geliyor.

Burası ormanın içinde çiftliğe giden yol

Yine ormandan bir kare

Çiftlikteki her hayvanın resmini çekmemişim. Hindiler ve tavuşkuşları bunlar. Farklı cinslerde tavuk ve horozlar,  güvercinler ve kuşlar da var.

Bir inek bir at ve iki eşek


Eşek ve ineklerin yanına girilmiyor ama kendilerini sevdiriyorlar.

Keçiler güneşleniyor.

Keçileri sevmek için alana giriş serbest.

Çeşit çeşit tavşanlar var


Hamster ve fare çeşitleri

Bir tane de domuz var :)

Yukarıdaki resimde ise girişi gözüküyor. Çocuklar için oyun alanı ve elmalı turta kahve gibi şeylerin satıldığı minik bir cafe var.

Helo oyunlara dalıyor hemen. Zemin aynı zamanda horoz ve tavukların eşelendiği alan ;)

Artık büyük salıncakta sallanabiliyor kuzum.

Bu çiftliğin yakınında herhangi bir ev yok. Dolayısıyla kime ait bilmiyorum. Sanki çocuklar için düzenlenmiş bir alan gibi. Genelde gönüllüler çalışıyor. Hafta sonu gittiğimizde 10-14 yaşlarında çocukların da çalıştığını görmüştük. Hayvanları suluyorlar, yemliyorlar ve ahırları temizliyorlar. Tabi hepsinde tulumlar ve çizmeler var. Şahsen ben çocuk olsam haftada bir iki saat bu şekilde geçirmek isterdim. Doğayla ve hayvanlarla olmak bir harika.

Bu çiftliğin geliri nerden sağlanıyor bilmiyorum ama cafe ve ufak objeler satan bir dükkan var. Bir de çıkış kapısında bir kumbara. Genelde her gidişimizde başka kişiler de oluyor. Epey ziyaret alıyor olmalı. 

Bir kaç hafta önce şehir merkezinde böyle bir yere gittik. Amsterdam Mamas diye bir site var ve orada çocuklar için etkinlik mekanları listelenmiş. Bu listede yer alan merkezdeki bu yer bizi hayal kırıklığına uğrattı. Apartmanların arasında küçücük bir yer, bir kümeste birkaç tavuk ve tavşan o kadar. Bir de ufak bir park. Bizim burdaki çiftlik ondan çok daha güzelmiş ve hiç başka yerleri aramamıza gerek yokmuş.