7 Aralık 2019 Cumartesi

Dag Sinterklaasje

Aralık 07, 2019 5 Comments
Dün itibariyle Hollanda’nın en önemli en büyük dönemini geride bıraktık ve Sinterklaas’a hoşçakal dedik. Şimdi sırada Kerst (Christmas-Noel) var. Fakat bu ülkede Noel, diğer ülkelerdeki gibi coşkulu kutlanmaz. Sinterklaas hepsinden daha önemlidir. Öyle ki benim çocuklarım iki ay kala bir takvim hazırladı ve her gün işaretleyerek kaç gün kaldığını saydılar.

Sinterklaas, aslında çok eskiden Türkiye Antalya’da yaşamış Aziz Nikolas’ı temsil eder ve Noel Baba (Santa Claus)’dan çok daha önce var olduğu hatta ona ilham olduğu söylenir. Fakat her nasıl olduysa, hikaye Türkiye’den İspanya’ya kaymış ve her yıl Kasım aynın ortalarında İspanya Madrid’den buharlı gemisi (stoomboot), beyaz atı (Amerigo) ve siyah renkli yardımcıları siyah piet’ler (zwarte piet) ile yola çıkar ve bir kaç gün sonra törenlerle ülkeye giriş yapar. Bizim kasabamızda da coşkuyla karşıladık kendisini.

Amsterdam’a giriş töreni. Caddeler boyu insan kalabalığı oluyor

Bizim kasaba 2019
Bizim kasaba- mor şapkalı olan Helodunya, zwarte pietten kurabiye alıyor
Sinterklaas ülkeye girdikten sonra doğumgünü olan 5 Aralık’a kadar ülkede kalır.  Bu süreçte çocukların mektuplarını, resimlerini, yazılı veya kes yapıştır şeklinde hazırladıkları hediye listelerini toplar ve büyük gün (5 aralık akşamı) paket akşamı (pakjesavond), çocuklar tarafından sabırsızlıkla beklenir. Çünkü o akşam listelerindeki hediyelere kavuşurlar.

Fakat bu süreç Hollanda’da öyle titizlikle işlenir ki hayran olmamak elde değil. Neredeyse tüm ülke bu oyuna seferber olur. Yaşlı genç herkes çocukların ne kadar önemsediğini bilir ve onlara coşkuyla ortak olurlar. Sinterklaas’ın yola çıkışından itibaren her gün neler olduğunu anlatan özel haberler çıkar tv’de (sinterklaas journal) ve tüm çocuklar heyecanla haberleri takip eder. Bu haberlerde sinterklaas ve pietlerin neler yaptığından, hediyelerin toplanışı, bazen hediyelerin ve atın başına gelen talihsiz olaylar gibi gayet heyecanla beklenen haberlerdir bunlar. Mesela bu yıl, trenden kopan bir kompartıman içinde at ve hediyeler tek başına bilinmeze doğru yol almış, pakjesavond’a son bir gün kala çocuklar hediye alamayacaklarının tedirginliğini yaşamıştı. Neyse ki son anda kurtarıldı 😉 Bu haberler nasıl birşeymiş diye merak ederseniz bir örneği burada https://sinterklaasjournaal.ntr.nl/ Bu haberler okullarda da izlenir ve çocuklar birbiriyle hep bu konularda muhabbet eder. Mesela akşam haberinde heyecanlı bir bilgi öğrenen çocuk, okula gider gitmez arkadaşlarına anlatır, hepsi birden heyecanlanır vs. 

Şehre giriş töreninde, Sinterklaas, önce bir gemiyle bir limana yanaşır, bazen atıyla bazen başka araçlarla şehre giriş yapar, halkı selamlar, tüm çocukların ellerini sıkar, onları dinler, bu arada etrafta dans edip dolaşan zwarte piet’ler çuvallarından özel kurabiyeler (papernoten)  ve şekerler dağıtır, çocuklar yanlarında getirdikleri torbaları doldurur. Bu dönemde her yerde bu kurabiyelerden bulabilirsiniz, hatta dükkanlar bir kase içinde kapı yanında servis ederler. Bu törende çeşitli gösteriler olur, bando takımı, şarkılar, danslar, tam bir şölen. Çocuklar da siyaha boyanmış yüzleri ve  kostümleri ile dolaşır. Hatta bütün ay boyunca okula bile kostümle gidenler olur.



İlerleyen günlerde neredeyse her okula piet’ler gelir, pepernoten dağıtır, çocukların spor derslerine girer şaklabanlıklar yaparlar, hatta çocuklara piet diplomaları verilir, futbolcu piet, yüzücü piet gibi. Resim derslerinde bu konuyla ilgili resimler, craftlar yapılır, kelime oyunlarında bu tema ile ilgili kelimeler öğrenilir gibi. Her yerde ve her an mevzubahis Sinterklaas’tır.

Ebeveynler için en kritik yanı ise, ülkeye girdiği 15-16 kasımdan 5 aralığa kadar her akşam ayakkabılarına havuç bırakıp küçük hediye bekleyen çocuklardır. Pakjesavond’a kadar çocuklar son akşam alacakları nispeten büyük hediyelerden başka, ayakkabı içine sığabilen büyüklükte hediyeleri her akşam beklerler. Bu hediyeler, kalem, sticker, minik bir şeker veya meşhur harf çikolatalar gibi hediyeler olduğu gibi, bazen içi boş şaka hediyeleri, bazen Sinterklaas’tan gelen bir mektup veya çocuğa sorduğu bir bilmece notu gibi ebeveynin yaratıcılığına kalmış herşey olabilir. Bu dönemde yine evler sinterklaas temalı süslerle süslenir. Bizim evde olduğu gibi hatta cama kocaman “ welkom sint en piet” yazılır, sonra da anneler temizlerken yorgunluktan bayılır (bknz:ben).

Benim çocuklarım da her akşam yatmadan önce sinterklaas’a teşekkür eden şarkılarını söyleyip, havuçlarını koydular, bazen ona yaptığı resimleri de ayakkabının yanına bıraktılar. Bir sürü hediye aldılar. Sadece bir gün ikisine ortak gelen ama nispeten pahalı bir oyuncağı bıraktığında, sinterklaas bir de mektup bırakmış. Pahalı bir hediye olduğu için beş gün boyunca küçük hediye gelmeyeceğini belirtmiş :) 

Bu ayakkabı bırakma olayı o kadar yaygın ki, okula da bir gün tek ayakkabı götürüyorlar ve sabah sınıfa girdiklerinde ayakkabıların içinde hediyeler buluyorlar. Fakat şaşkın pietler hediyeleri bırakırken bazen sınıfta bazı şeylerin yerlerini değiştirmiş, sandalyeleri devirmiş olabiliyor veya ayakkabıları saklayıp sınıfa ipuçları bırakıp bilmeceleri çözerek bulmalarını isteyebiliyor. Çok oyuncu bu pietler çoook. 

Yine büyük marketler, kağıttan ayakkabı yapmak üzere kartonlar veriyorkar. Çocuklar bunu boyuyor kesip yapıştırıyor ve markete bırakıyor. Marketten de birer hediye alıyorlar böylece. 

Okula gelen piet’lerden başka yine sinterklaas’da her okulu ziyaret ediyor, yine okul civarına sabahleyin törenle geliyor, sonra sınıfları gezip yine hediyeler dağıtıyor. Sinterklaas’ın bir de kalın bir defteri var, çocuklar hakkında bilgilerin yazılı olduğu, ama bunu ne kadar vurguluyorlar emin değilim.

Yine okullardan başka, alışveriş merkezlerine, oyun alanlarına, çocukların gittikleri spor ve sanat okullarına, işyerlerine ( çalışanların çocukları için), gibi bir çok yere ziyarete geliyor Sinterklaas ve pietler. 

Ve nihayet 5 aralık akşamı, çocuklar uyumadan önce piet’ler ev ev dolaşıp, kah kapıyı tıklatıp hediyeleri bırakıp kaçarak, kah bacadan atarak, kah çatı penceresinden tırmanarak genelde çuval içindeki hediyeyi bırakıyor. Bazen çocuklar uyuduktan sonra da gelebiliyorlar, o zaman çocuk hediyesini sabah buluyor. Yine burada bu iş için komşular, arkadaşlar, opalar, omalar seferber oluyor. Hatta gerçekten piet kostümü giymeler, ceplerinden döküldüğü için kapının önüne kurabiyeler fırlatmalar veya ellerindeki siyah is izlerini kapıya bırakmalar gibi çok yaratıcı teslimat fikirleri mümkün. (Zwarte pietler hep çatılarda dolaşıp bacalardan girdikleri için kara ve pisler). 

Bu ulusal oyun çocuklar büyüyüp de olayın gerçekliğini kavradığında yine kardeşlerden saklanarak devam ettirilirmiş. Genelde 8,5-9 yaşlarında çocukların sorgulayıp gerçek olmadığını anladıkları dönemmiş. Kızım (7,5) hala tüm kalbiyle inanıyor ama bazı şüpheleri de olmaya başladı. Belki seneye artık büyü bozulacağı için, onun bu son sinterklaas’ı olabilir diye, eskisinden biraz daha fazla özen gösterdim. Unutulmaz kılmaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur. 

İnsan düşünüyor, neden böyle kocaman bir toplumsal yalan bu kadar titizlikle sürdürülüyor diye ama hollandalılar çocuk yetiştirme işini çözmüş. Hem soğuk ve karanlık kış aylarına renk geliyor, hem çocukların hayal dünyasını çok iyi besliyor. Gerçekten bu büyülü süreci yaşasanız siz de hak verirdiniz. Ben bile öyle seviyorum ki. Eğer hollanda’yı kış aylarında ziyaret etmek istiyorsanız, bu kesinlikle sinterklaas zamanı olmalı. Sanılanın aksine noel dönemi bir Almanya kadar yoğun değildir burada. Bu yüzden christmas market’lerden fazla bir şey beklememenizi tavsiye ederim.

Sinterklaas dönemi çok güzel olmasına güzel de benim için inanılmaz yorucuydu. Her gün için planlar yapmak, hediyeleri ayarlamak, okuldaki bin tane olayı takip etmek (gitmek gelmek katılmak vs), çocukların bitmek bilmeyen beklentileri derken son gün neşemdem göbek atıyorum diye kızım bana küstü. Anne ya neden öyle yapıyorsun, hiç gitmesin Sinterklaas. Heee ooooooldu canım. Dag sinterklaasje dag daaaaag daaaaaaaag. (Güle güle sinterklaas güle güüüle, güle güüüleeeeeee)


3 Aralık 2019 Salı

Demir Bacak

Aralık 03, 2019 6 Comments
Hollanda’da her yerde eleman açığı olduğundan bahsetmiştim. Çocuklarımın devam ettiği yüzme okulu da ben bildim bileli eleman arıyor, daima açıktalar. Hatta bu sebeple oğlumun dersleri pazartesiden başka güne kaydırılmıştı geçen aylarda. Öğretmen yetersizliği nedeniyle pazartesi dersler olmayacakmış. Biz de haftalık programımıza tek uyan gün perşembeyi seçmiştik.

Bir kaç hafta önce derste yeni bir öğretmen vardı. Tek bacağı olmayan demir bacaklı bir adam. Ama direkt oğlumun olduğu grupla değil yan grubun derslerine girmişti. Yine de oğlum görünce bir kaç saniye bakakalmış sonra derse devam etmişti. Çok fazla karşılaşmış olmasa da insanların bazı uzuvlarının eksik olabileceğini daha önce konuşmuştuk.

İki hafta önce ders saatinde gittiğimizde, duş bölümü fazla kalabalık değildi ve biraz işkillendim ama çocuğu gönderip izlemeye koyuldum. Baktım havuzda Nova’dan başka kimse yok ve o adam onunla ilgileniyor. Önceki derslerde gözüne gelen uzamış saçlarını bir tokayla tutturmaya karar vermiş ama bu sefer yine unutmuştum. Hemen geri dönüp tokayı taktım, azıcık o hocayla konuştum ( bu arada orada dolaşan başka bir kadın hoca beni azarlarcasına birşeyler söyledi, anlamadım ama erkek hoca boşver onu sen git diye beni teskin etti. Ben de oğlumun biraz korktuğunu falan söyledim (suya kafadını sokuyor ama bir türlü ayağını yerden koparamıyor, kontrolü kaybedeceğini sanıyor), dedi merak etme, benim kızımda öyleydi ben halledeceğim. Teşekkür ettim çıktım.

Hemen koşup resepsiyona vardım tabi, dedim havuzda kimse yok, biri de birşey söyledi anlamadım ne iş? Meğer asıl öğretmen hasta diye gelmemiş, herkesi aramışlar onlar gelmemiş ya da başka zaman gelecekmiş. Dedim beni kimse aramadı, gerçekten de listesini kontrol etti beni işaretlememiş, benim suçum vs özür diledi. Sonra dersi izledim ve adam oğlumla bire bir ders yaptı, baktım bol bol gaz veriyor, benimki mutlu mesut hoplayıp duruyor. Dersin sonunda yanına gidip teşekkür ettim. Beni aramadıklarını, onların suçu olduğunu söyledim. Adamla hollandaca konuşuyoruz (bu arada ben çat pat konuşmaya başladım a dostlar), giderken bana bir nevi şifre vermek için merhaba diye seslendi. Ya türktü ya arap kökenli bilmiyorum ama hollandalı değil tipinden belli. Böyle aramızda hoş bir elektrik oldu ve en önemlisi oğlum bu hocaya bayıldı.

Geçen hafta bayan öğretmen yine yoktu tüm çocuklara bu ders verdi, benimki sevine sevine girdi ve çıktı anne bu öğretmeni çok seviyorum hep bu gelsin dedi.

Dün ise havuzdan tüm velilere gönderilmiş bir email aldık. Anlaşılan bazı veliler bu tek bacağı olmayan adamdan memnun değilmiş, istememişler galiba, emailde diyor ki işte bu adam yeterli düzeyde bilgi sahibidir, bacağı yok diye ayrımcılık yapmıyoruz, kabul edin yada etmeyin gibi sert bir çıkış. Bravo dedim ve eşime hemen mesaj at oğlumuz çok memnun biz istemiyoruz diye.


Tabi bu birebir ders olayı olmasaydı bu kadar çabuk sever miydi bilmiyorum ama yine severdi muhtemelen, çünkü gerçekten oldukça neşeli ve pozitif davranıyor. Belki de herhangi bir insana göre hayattan daha zevk alarak yaşıyordur.

Şimdi muhtemelen Nova bu hocayla devam edecek ve zaman neyi gösterir bilmiyorum ama oğlumun bu farkındalıkla büyüyor olmasından çok memnunum.

28 Kasım 2019 Perşembe

Yazamadan Biten Hikaye

Kasım 28, 2019 17 Comments
Kuşumuz Lily’i yanlışlıkla kaçırdıktan sonra araya yaz tatili girmiş, döndükten sonra yeni bir kuşun hevesiyle yanıp tutuşmaya başlamıştık. Biraz yeniden okul telaşına alışma, biraz da araştırma derken yeni kuşumuz Loly’i evimize getirdiğimiz tarih 2 Kasım, bize alışıp kafamıza konmaya başladığı tarih 5 Kasım ve onu kaybedip toprağa verdiğimiz tarih 25 Kasım. Sadece 23 gün geçirdiğimize inanamıyorum. Çünkü o kadar kısa sürede o kadar alışmış ve samimi olmuştuk ki, eski kuşun haftalar süren alışmasına karşın bunun üç günde alışması, çocuklarım okuldan gelince daha kapıda seslerini duyup cıvıldaması, vın diye uçup üstlerine atlaması, onlar oynarken illa yanıbaşlarında pıtır pıtır dolaşması... Başlangıçta şaşırıp Lily diye seslendiğimiz halde hiç hata yapmadan Loly diye bahsetmeye bile alışmıştık.

Geçtiğimiz pazartesi günü yine çocukların etrafından ayrılmıyordu. Lily’nin aksine yerde çok daha fazla zaman geçiriyordu ve ben de hep korkuyordum. Olmadık yerleresıkışacak veya yanlışlıkla basacağız diye. Nitekim yine masaya oturup bacağını sallandıran oğlumun bacağının arkasına yapışmış onunla sallandıktan bir süre sonra gözden kaybolmuştu. Dedim Loly nerde göremedim, dikkat edin çocuklar. Aradan beş dakika geçti bir cikleme, oğlum üzerine basayazmış ama basmamış ayağını kaldırmış, hemen kaçtı iki üç metre uzaklaştı ama biraz korktu sanırım, boynunu büktü içine sindi bir garip hale büründü. Alıp kafesine koydum, güvende hisseder ne bileyim su içer falan diye ama öyle ilginç ki resmen baygınlık geçiriyor gibiydi, zemine yattı, ayakta duramıyordu. Kanadı falan kırık mı bir yeri zedelenmiş mi diye baktım hiçbir şey yoktu, sadece titriyordu. Öylece bıraktım. Ah bırakmaz olaydım, gerçi ne yapacağımı da bilmiyorum ya bir kaç dakika sonra üstüste cılız ciklemeleri duyuldu. Elime aldım, sevdim okşadım, gözleri yarı açık (sonradan anlıyorum meğer son can çığırtılarıymış) ama hala sıcak sanki kalp atışını da hissediyorum ama emin de değilim o pıtpıtlar onun kalbinden mi yoksa benim paniklemiş vücudumun parmaklarıma yaptığı zonklamalar mı anlayamıyorum. Hemen çoluk çocuk veterine koşturuyoruz, veteriner kalbini dinliyor evet malesef ölmüş :( Diyorum neden, kontrol ediyor bir yara yok, belki korkudan diyor.

Sonra kedisi kuşları yakalayıp getirdiği için bir çok şoka girmiş kuş gören arkadaşım diyor ki şoka girmiş. Kalpleri çok zayıf şoka girince kriz geçirip ölüyorlar. Kurtarmak çok zor.

Bu gün kendime yeni yeni geliyorum, günlerdir son ciklemeleri kulağımdan gitmiyor, avucumun içinde kayıp giderken hissettiğim çaresizlik beni allak bullak ediyor, son nefesini belki avucumda vermiş oluşu beni ürpertiyor. Tabi bir yandan da çocukları sakinleştirmeye çalışmak. Oğluma onun suçu olmadığına ikna etmek... Fakat onlar yine de benden daha kolay kabullendi.

Bir önceki gün instagrama çocuklarla oynayan Loly fotoğrafını koymuştum. Belki de nazara geldi güzel kuşum. Hiç unutmayacağım <3 p="">





21 Kasım 2019 Perşembe

Gönlünden Geçeni Yap Annecim

Kasım 21, 2019 10 Comments
Dün bir arkadaşım Benim Annem Benim Babam serisinden Altan Erkekli’nin röportajını attı izlemem için. Yaran hala taze biliyorum ama izle dedi. İzledim. Çok güzeldi ve hatta ağladım ama farkettim ki eski insanların bir çok özelliği ortakmış. Benim babam da orda anlatılan baba gibiydi ve belki daha nicelerimizin babası da öyle; şimdi mumla aradığımız erdemlerle dolu insanlardı.

Diyor ki Altan Erkekli, “babam sadece bana babalık etmezdi. Okul arkadaşlarımı, mahalledeki çocukları hepsini kendi çocukları gibi gözetir, sakınırdı. O zamanlar bir komşunun herhangi bir şeye ihtiyacı olsa koşar gider, üşenmeden yapardı. Bahçesinden taşan çiçeklerden koparır gelene geçene, eliniz acımasın diye sapını da sararak verirdi. Gazeteyi okurken hiç kırıştırmaz, ilk alınmış gibi muntazam haliyle bırakır, ondan sonra okuyacak olana tertemiz bırakmak gibi ince düşüncelere sahipti.” Bu özelliklerin bir çoğu babamda da vardı, canım babam.

Akşam annemle konuştuk. Ona da anlattım, evet öyleydi dedi baban da. Sonra onunla ilgili başka hatıralar da anlattı. Kalbim aşkla doldu ama ağlamadım. Çok çok şükür ettim.

Tabi annemin de ondan aşağı kalır yanı yok. O da durmadan ‘iş oluş hareket’ halindedir. Kuzenimin kızından aldığı 4 kitabı bitirmiş, oyalanmak için ördüğü patikleri çoğaltmış, ona buna hediye etmiş, bir bir saydı. Bazen annemin eli açıklığını eleştirenler oluyor, sana yaptılar mı, yapıyorlar mı neden kendini yoruyorsun diye. Elbet kötü niyetli değil ama yorulmasın, dinlensin istiyorlar. Fakat annesinin kızı olarak onu çok iyi anlıyorum, yaptıkları yorucu değil keyif verici onun için. Dedim annecim kimseye kulak asma, canının istediğini yap. Mesela örgünü örme aşamasında, o sana terapi oluyor, bittiğinde bir şey üretmiş olduğun için kendini değerli hissettiriyor ve birine hediye ettiğinde -orasını Allah daha iyi bilir ama- belki sadaka oluyor. Ve toplamda sana geri dönen manevi kazanç parayla ölçülmeyecek kadar fazla oluyor. Varsın maddi karşılığı olmayıversin.

Üstelik 40 yıl terzilik yapmış, gece gündüz binlerce şey üretmiş bir kadını alıp da şimdi sen burada hiç bir şey yapmadan otur diyemezsiniz. Onun ölümü olur bu. Yapacak ki çoğalsın, yapacak ki canlansın. Kendi de diyor zaten çok hızlı yapmıyorum ki, bir haftada bir patik örüyorum çok mu?

Canım annem.
Özledim😢



18 Kasım 2019 Pazartesi

Üşüyen Omuzlarım

Kasım 18, 2019 10 Comments
İstanbul’da hava hala yaz gibi seyrediyor ama biz uzun zaman önce kışa giriş yaptık. Haliyle paltolar, yorganlar çoktan beridir kullanılıyor evde. Fakat bu kış artık yaşlanmaya başladığımdan emin oldum. Çünkü omuzlarım üşüyor.

Aslında geçen sene başlamıştı hatırlıyorum fakat bu yıl kaçınılmaz oldu. Tabi omuz üşümesi illa ki yaşlılıkla ilişkilenmesi gerekmeyebilir. Benim etrafımda gördüğümden itibaren çıkardığı sonuç bu. Yaşlıların önce omuzları üşüyor, o üşüme öyle bir şey ki tüm vücudun sıcak olsa dahi, seni üşümüş hissettiriyor. Annem her sabah uyandığında yeleğini alır, bazen omuzlarım üşüyor diye şalına sarılır. Keza babam da öyleydi, yorganı omuzlarını iyice saracak şekilde örterdi. Bana yaptıkları tüm uyarılara rağmen, neredeyse hayatım boyunca örtümü sadece göğsüme kadar çekip kollarım dışarda uyudum. Bir de diğer uçtan ayaklarımı çıkarırdım tabi. Yine hayatım boyunca neredeyse hiç atlet giymedim ve neredeyse hayatım boyunca banyodan çıkınca saçlarımı kurutmadım (sayılıdır kurutmalarım). Hollandada ve slovakyada olduğumuz kışlar boyunca şapka/atkı/eldiven çok nadir kullandım ve işte şaşılacak şey o ki, şimdi diğer yerlerim değil sadece omuzlarım üşüyor.

Geceleri illa ki omuzlarıma kadar çekip sarılıyorum yorganıma babam gibi, annem gibi bir şal edinmeliyim ilk fırsatta. Onlar gibi çocuklarımı üşümesinler diye gece defalarca örtmeye başladım. Zaten patiklerimi de yıllar önce çıkarmıştım. Gitgide onlara benziyorum.

Gidip kendime bir şal öreyim en iyisi.
Çok seviyorum kendisini❤️


13 Kasım 2019 Çarşamba

Geçen Hafta

Kasım 13, 2019 6 Comments
Geçen haftanın başında eşimin olmayışı nedeniyle endişelerimi yazmıştım. Hepsi bitti geçti çok şükür. Kurduğum kadar zor olmadı ama yorucuydu, bu gün hala kendime gelebilmiş değilim. Hem yapacaklarımı kafamda kurup durmaktan, hem de ya alarmı duyamazsam diye bölük pörçük uyumaktan, dört gece neredeyse hiç uyumadım. Eşim geldikten sonra ise, her gün çocukların saatinde onlarla uyuyakalıp arayı kapatmaya uğraşıyor vücudum. Gerçi hava da öyle soğuk ki, insanın canı battaniye - yatak -çay’dan başkasını istemiyor.

Salı günü ilk defa (hatta hayatımda ilk defa) telefonda ingilizce iş görüşmesi yaptım. İngilizceyi normal hayatta kullanıyorum ama ‘ business english’ durumu yok gibi birşey. Haliyle hem iş görüşmesi olması hem de ingilizce olması beni aşırı gerdi. Telefon görüşmesi yarım saat kadar sürdü, sanırım çok kötü değildi. Cuma günü tekrar aradılar ve bir eğitim meteryali gönderdiler. Onu çalıştıktan sonra tekrar durum değerlendirmesi yapacağız. Verdiğim uzun aradan sonra bir iş bulabilme kapasitemin hala mevcut olduğunu görmek beni heyecanlandırsa da, bu işi gerçekten isteyip istemediğimden emin değilim. Bu yüzden böyle bir zaman tanınması beni çok rahatlattı. Allah tam da gönlüme göre verdi.

Yine salı günü kızımın 5-8 arası olan jimnastiği vardı. Çok programlı hazırlandım. Arabayla dört kere gel git yapmamak için, orada oğlanı oyalayacak oyuncaklar ve orada yiyebileceğimiz akşam yemeği (lahmacun ayran) hazırladım ve 5’te vardık. Bir çok kişi bizden önce varmış, geç kaldığımızı sanıyordum ki meğer kış saati nedeniyle dersler 4,5-7 şeklinde değişmiş ve haberimiz yokmuş. Saat 7’de ders bitince, artık tüm oyunlara doymuş ve bıkmış olan oğlumla sevinçten havaya uçtuk. Hemen eve geldik.

Geçen hafta çocukların okulu cuma günü öğretmenler çalışması nedeniyle kapalıydı. Onlar evdeyken online hollandaca dersimi yapamadığım için cuma sabahki dersimi, çarşamba sabahına almıştım. Meğer o hün de grev varmış okullar yine kapalıymış. Bir bakıma kocasız haftanın iki günü okulun olmaması işime geldi ama diğer yandan evdeki çocukları meşgul tutmak kolay değil. Neyse ki çarşamba sabahı ben dersimi yaparken, oyun ablası çocuklarla oynadı. Ama tabi bu sürede normal zamanda hiç akıllarına gelmeyen oyuncakları istemek ve müzik setinin cd sürücüsünün içine cd’yi sıkıştırmak gibi gayet ‘sıradan’ konularla dersi 3-5 kez böldüler. Öğleden sonra arkadaşımı ziyarete gittik orda biraz oynadılar. Sonra eve gelince gece 1’ e kadar süren perşembe sabahı kahvaltı davetimin hazırlıklarında bana bir miktar yardım ettiler (uyuyana kadar).

Perşembe günü onlar okuldayken kahvaltıyı yaptık, çok güzel geçti. Her planım yetişti ve tatmadığım halde hepsinin lezzeti yerindeydi. Yemeklerim genelde beğenilir ama kendi kendime şunu farkettim. Eğer telaşla ve sıkıntıyla yaparsam o yemek sonunda çöpe gidiyor. Bu sefer kendime bunu hatırlattım, saat kaç olursa olsun acele etmeden, olduğu kadar, yetişmezse yapmam diyerek, yavaş yavaş keyif alarak yaptım. Hem yetişti hem de nefis oldu. Bunu kendime hep hatırlatmalıyım. O gün öğleden sonra oğlanın yüzme dersini yaptırıp günü kapattık.

Cuma günü yine çocuklar evdeydi, haftanın çoğu işinin bitmiş olması huzuruyla keyifli kalktık. Elmalı turta istemişlerdi, onu pişirdik. Kahvaltıdan sonra ikinci el mağazasına uğrayıp bırakacaklarımızı bıraktık, ve tabi yine başka şeyler aldık. Oradan cumartesi günkü doğumgününe hediye almaya gittik. Normalde oyuncak mağazalarında bakınmayı çok seviyorlar fakat hep acelemiz oluyordu. Bu gün dedim istediğiniz kadar bakın, başka işimiz yok😂 Onlar doya doya baktılar, sonra hediyemizi aldık, birşeyler yiyip alışveriş merkezinden ayrıldık. Haftanın diğer jimnastik dersi cuma akşamıydı ve onun saati değişmemişti ne yazık ki (5-8). Sadece komşumuzun kızı da haftada bir gün cuma günü iki saatliğine gidiyor (başka grupta) ve ben kızımın öğretmenine sormuştum Emma’nın babası getirip götürecek bu seferlik bir saat erken alabilir miyiz diye. O da tamam dedi sağolsun ve cuma akşamı komşumuz iki kızı götürüp getirdi🙏🏼 Teşekkür etmek için turtanın yarısını da onlara verdik, çok iyi denk geldi☺️

Tüm haftaya bakınca gerçekten işimi kolaylaştıran fırsatların verildiğini farkediyorum ve buna minnettarım ama düşününce belki bunlar her zaman hep oluyor fakat biz farketmiyor olabiliriz. Sanırım niyet olunca yollar kendiliğinde açılıyor.

Yine bir diğer endişem jimnastikçi annesi olmakla ilgiliydi. O konuda da çok güzel gelişmeler oldu. Bulduğum fb grubuna özel bir post yazdım hollandadaki birkaç anneyi buldum, sonra sağolsun Ceren bir arkadaşını tanıştırdı fb aracılığıyla. Ve bu sabah ise hiç ummadığım birşey oldu.

Kızım geçen haftasonu minik not defterlerinden almak istemişti fakat çok beğenince arkadaşlarıma da alacağım dedi. Dün okulda sevdiği arkadaşlarına dağıtmış, bir defterin üzerinde kedi resmi vardı, onu da yanında oturan erkek arkadaşına vermiş. Çünkü onun tam o desende bir kedisi varmış ve kedileri çok seviyormuş. Bu arada çocukların tek kişilik masalarda oturduğunu ama bunların 4-lü ve 6-lu gruplar halinde olduğunu belirteyim. Bu masalar düzenli olarak değişiyor ve şu an kızımın oturduğu grup da yanındaki arkadaşı da yeni değişmişti. Bir birbirilerini tanıyorlar elbette ama ne kadar yakın olduklarını bilmiyorum. Neyse bu sabah annesi not defterini göstererek teşekkür etti, çok tatlı bir hareket olduğunu, sevindiğini vs söyledi. Sonra Dila’ya jimnastikten bir kızı tanıyıp tanımadığını sordu. Kızım tanıyormuş ama yaşı büyük tabi, meğer 12 yaşındaki kızı da aynı derslere gidiyormuş. Bunu duyunca ne kadar şaşırıp sevindiğimi tahmin edersiniz aradığım şey yanıbaşımdaymış meğer. Kadına bahsettim size danışabilir miyim diye, her zaman dedi. Telefon numarasını alacağım (sabah acelemiz vardı) ve iletişimde kalacağız. Nasıl mutluyum anlatamam. Annesini jimnastikte eşim de ben de hiç görmediğimiz için bilmiyorduk.

Cuma akşamı eşim çocuklar uyuduktan sonra geldi, beraber sarılıp dizi izlerken omzunda uyuyakaldım. “Yorgunum evet ama sen olmasan yine uyumazdım, yalnızlığın getirdiği sorumluluk, diken üstünde olma hali uyutmuyor çünkü. Şimdi göz kapaklarımın kapanması, sorumlulukları devredebileceğimin getirdiği rahatlama hissinden ötürü” dedim ona da. İşte o yaslanacağın omzun değeri paha biçilemez. Biliyorum çocuklarına tek başına ebeveynlik yapanlar da var. Onları çok iyi anlıyor ve Allah’tan güç kuvvet diliyorum.


8 Kasım 2019 Cuma

Eleman Açığı

Kasım 08, 2019 6 Comments
Belki hep vardı ama son yıllarda hollandada neredeyse her yerde bir eleman açığı var. Hatta işsizlik oranı sıfır değil, sıfırın altında eksilerde imiş. Eleman bulamadıkları için dükkanlar kapanıyor, her dükkanın kapısında bizimle çalışmak ister misiniz yazıyor, hatta bir keresinde Mc Donalds’ta hollandaca konuşamayan sadece ingilizce konuşan birine rastlamıştık ki eşim, düşün ne kadar zorda kaldıklarını demişti.

Bu süreçte büyük dükkanların çoğu (sadece marketler değil) kasa sayılarını düşürüp, kendin alıp kendin ödediğin otomatik kasalara geçiş yaptı. Üstelik bazılarında denetimci bile yok. Tabi 5 kasaya 5 eleman bulmaktansa bir eleman denetleyici bulmak daha kolay olabilir. Yine insanlar bazı şeyleri ödemeden çıkıp geçse bile, bu 5 kasiyerin maaş ve diğer servislerinin tutarından daha hesaplı olabilir.

Tabi sadece mağazalar değil, neredeyse her sektörde bir açık var. En çok farkında olduğumuz ise okullar. Öğretmen açığından düşük nüfuslu okulların kapatılması ve hatta bazı bölgelerde eğitimin dört güne düşürülmesi konuları gündemde.

Bana göre bunun asıl nedeni çoğu kişinin part time çalışıyor oluşu. Tabi bunu tercih etmelerinin sebebi de vergiler. Hollanda’da haftalık çalışma saatine göre (dolayısıyla toplam kazancınıza bağlı olarak) ödeyeceğiniz verginin miktarı değişiyor. Çok kazanan daha çok vergi veriyor ama bu vergiler öyle az buz değil. Şöyle ki mesela 3 gün çalışıp elinizde kalacak para ile, 5 gün çalışınca elinizde kalacak para arasında fazla fark olmuyor. Ve insanlar da haliyle o kadar fark için neden kendimi yorayım diyor. Bu durumda iş veren de aynı iş için bir değil iki eleman almak zorunda kalıyor. Toplamda bakıldığında devlet bu işten karlı çıkıyor gibi, iki kişiden vergi almak belki tek kişiden yüklü vergi almaktan daha çoktur. En çok zarar işverende gibi görünüyor ana tabi ki finans uzmanı değilim, sadece genel durumdan bahsediyorum.

Okullarda ise neredeyse her sınıfın iki öğretmeni var, Üç gün biri iki gün diğeri. Sonuçta bir okulda ihtiyaç duyulan sayının iki katı öğretmen çalışıyor. Haliyle de yetmiyor.

Diğer yandan çalışanlar bu durumdan memnun görünüyorlar, çünkü hem özel hayatlarına hem de kendilerine hem de işlerine dengeli vakit ayırmış oluyorlar. Çoğunlukla mutlu olmalarının sebebi belki de bundan...

Evin Yasak Odası

Kasım 08, 2019 17 Comments
Bu gün konuşma dersindeki arkadaşlarla bizde toplandık. Neyse ki her şey yolunda ve planladığım şekilde gitti. Yemek öncesinde hep beraber evi gezdik. Her odaya sırayla girip çıktıkları halde yatak odası kapısına gelince ip gibi sıraya dizildiler, sadece kafalarını uzattılar. Tanıdık geldi mi? Ben odanın içinden içeri girebilirsiniz dediğim halde bir iki kişi dışında giren olmadı. Dışardan bakınca komik görünse de çok şaşırdım. Tamam biz türk milleti olarak yatak odasına “ayıp girilmez” yaftası yapıştırmışız ama bunu yapanların bazıları türk bile değil. Hayret ki ne hayret.

Çocukken gittiğimiz bazı evlerin yatak odalarının kapısı kapalı olurdu. Müthiş merak ederdim. Bizimki genelde açıktı, ancak dağınıklık toplanamadıysa, gelen kişi görmesin diye kapanırdı o kadar. Teyzemlerde ise toplu olduğunu hep bilirdim ama yine de kapalıydı. İçerde kimse yok niye ki? Kirlenmesin diye derdi annem. Fakat ne kiri, misafirliğe gittiysek sokak kıyafetimi giymemişimdir herhalde. Yatağa çıkıp zıplayacağım da yoktu, peki nedendi.

Nedenini hala anlayamıyorum. İçerde kimse yoksa, içindeki sıradan yatak dolap gibi mobilyalara başka anlamlar yüklemenin amacı ne? Yoksa yaşanan çılgın gecelerin seslerini çocuklara fısıldayacaklarından mı korkuyorlar? Bomboş bir odanın ne ayıbı olabilir, neyi ihlal edecek? . Asıl bu engelin kendisi, o masum beyne, masum olmayan şeyleri çağrıştırmıyor mu? Çocuk biraz daha büyüdüğünde hımm burası ayıp oda diye meraklı gözlerle bir işaret aramaya teşvik etmiyor mu?

Elbette ki özel hayatın gizli kalması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu durumda olduğu gibi, anlam kaymasına uğrayan o kadar çok şey var ki? Birileri bir şey söylemiş veya yapmış, sonra kimse neden diye sormamış. Ya da sormuş da benim gibi cevabını bulamamış.

Var mı bir bilen?

4 Kasım 2019 Pazartesi

Günün Tebessümü

Kasım 04, 2019 4 Comments
Bu hafta akşamları dışarı çıkamayacağım için, yazıldıktan beri haftada iki kere gitmeye gayret ettiğim spor salonuna gittim bu sabah. Daha önce hep diğer günler gittiğim için denk gelmiyordum muhtemelen ama bugün, komşular gününde tanıştığım sokağımızın omalarından W. de aynı dersteydi. Ders öncesi beni selamlayınca tanıdım (ne yazık ki görsel hafızam çok zayıf sanki bütün omalar birbirine benziyor burada😬) ve ders başladı.

Sokağımız U şeklinde bir sokak ve birbirine paralel olan çizgideki evler bahçeli ve merdivenli, U’nun alt çizgisi de 4 katlı uzun bir apartmandan oluşuyor. Bu apartmandaki daire sayısı, bahçeli evlerden daha fazla ve hepsinde yaşlılar oturuyor. Genelde hollanda’da insanlar yaşlanınca bahçeli evi satıp düz ayak evlere geçiyorlar. Hatta yeni doğmuş bebeğiyle merdivenli evde zorlanan arkadaşım böyle bir daireye geçmişti de, alt katındaki yaşlı kadın gürültüden şikayet edip, burası yaşlılar için bahçeli eve gidin diye sitem etmişti.

Neyse bizim sokağın oma ve opaları da göl manzaralı geniş balkonlu dairelerinde mutlu mesut yaşıyorlar sanırım ve gelip geçerken de bizi gözetliyorlar :)) Komşular gününde tanışıp konuşunca W, bizi tanıdığını, çocuklarımın karakteristik özelliklerini sayıp, hangi saatlerde gelip geçtiğimizi falan söyleyince ispat etmişti:)) Yine de bundan çok memnunum çünkü arada sırada çocuklara çok iyi davranıyorlar, hediyeler falan veriyorlar, gözetiyorlar vs.

Yoga dersinden çıkınca, kafesinde biraz oturken, W. beni görüp yanıma geldi ve biraz sohbet ettik. Daha iyi bir sohbet için, bir başka yoga dersinden sonra bana buluşma teklif etti. Seve seve kabul ettim. Üstelik komşular gününden sonra kafamda keşke onunla rastlaşsam da bazı şeyler sorsam diye iç geçiriyordum. Çünkü kendisi bizim çocukların okulunun eski müdürüymüş. Şimdi o gelip de talep edince öyle memnun oldum ki anlatamam. Bir yerde yabancı olunca, bu tarz girişimleri hep kendiniz yapmanız gerekiyor. Tabiri caizse yıllardır biz kovalayan onlar kaçan kişiler olmuştu. Şimdi ilk defa teklif onlardan gelince, bu durum şaşkınlık dolu bir mutluluk verdi bana. Yavaş yavaş bazı şeyler değişiyor mu ne?

O yanımdan ayrıldıktan sonra, kolum için geldiğim fizyoterapist benimle konuşmaya başladı. Spor salonunun alt katında fizyoterapist odaları var, üstte spor alanı. Daha önceki gelişlerimde hep karşılaşmıştık ama öncelikle benden giden bir selamlaşma ile sınırlı kalmıştı. Bu gün ilk defa adam, halimi hatrımı, kolumu, neler yaptığımı falan sordu. Ben şok. Dediğim gibi yine önceden hep ben ilk tepkiyi başlatan oluyordum. Tabi sokakta verilen selamları saymıyorum, orda ben selam vermeden de verenler oluyor, ciddi sohbetleri kastediyorum.

Nitekim bugün farklı bir gündü çok da iyi geldi.




3 Kasım 2019 Pazar

Endişe Yumağı

Kasım 03, 2019 8 Comments
Son birkaç gündür kontrol edemediğim bir şekilde endişelerle doluyum. Sürekli kafamdan senaryolar ve onlara çözüm planlar dönüp dolaşıyor. Bu haftanın popüler endişeleri başlıca şöyle:
- eşim pazartesi akşamından cuma akşamına kadar iş için ülke dışında olacak. Normalde seyahat etmek işinin bir parçası değil, oldukça nadir. Daha önce çocuklarla kaldığım olmuştu ama onlar ufakken daha kolaydı. Şimdi özellikle okul sonrası aktivitelerine getir, götür (malesef bazıları çok geç), ikisini de yanında taşı, özellikle evden çıkmaya ikna edemediğim oğlanı buna seferber et. Çok gözümde büyüyor, nasıl yapıcam bilmiyorum.

- perşembe sabahları yaptığımız konuşma dersini ayda bir birimizin evinde yapmaya  karar vermiştik. Kasım bendeydi. Ne yazık ki diğer haftalar uymadığından bu perşembe çağırdım. Eşim evde yokken alışveriş, hazırlık nasıl yapayım diye kafamda bir hafta önceden kurmaya başladım. Oysa misafiri çok severim ve o kadar büyütmem bu işi gözümde. Bu sefer neden bilmem engel olamıyorum beynime.

- bu hafta yine yapmam gereken bir iki yeni şey var ve böyle durumlarda hep eşimin desteğine ihtiyaç duyarım, onunla konuşur dertleşirim falan. Şimdi o olmadan nasıl üstesinden gelirim diye tedirginim.

- Helo’cum bu yıl jimnastiğe daha ciddi devam ediyor. İki gün üçer saat antremanda. Genelde ben bırakıp eşim alıyordu arabayla. Eskiden eve çok yakındı kolaydı. Şimdi 8,5 ta uyuyan oğlumu yanımda sürükleyip, 8,5 gibi eve gelip, kızın yemeğini yedirip, ikisini yatırma işini nasıl halledeceğim bilemiyorum. Aslında beni asıl geren şey işlerin kendisi değil, düzeni bozulan, inatçı çocukların şu meşhur gazabı. 

- Daha yoğun spor yaptığı için ve üstüne son 10 günü hasta geçirip iştahı iyice kapandığı için süzüm süzümsüzülen kızçeme duyduğum endişe bunların içinde en yoğunu. Nasıl beslesem, takviye vermek lazım mı, bi deri bir kemik kaldı, arada oluşan ağrılarına ne yapmalı, ne almalı... şeklinde kafamda bin tilki. Bir jimnastikçi annesi olmak gibi hiç bilmediğim sulara yelken açtım. Sağlıklı beslenme ile ilgili bildiğim temel şeyler var ama yoğun spor durumunda ne oluyor bilmiyorum. İşte sonra jimnastik yaparken hayatını kolaylaştıracak aparatlar varsa (mesela koruyucu şeyler, kas gevşeticiler, ağrısı olursa kremler vs) nedir nerden alınır gibi ayrıntılar. Bu sebeple iki ingilizce gymnast mothers grubuna iyi oldum, tr deki çocuk doktorumuza sorular sordum ve igden takipleştiğimiz benden biraz daha eski bir jimnastikçi annesi ile yazıştım. Sorularım yavaş yavaş cevap buluyor ama her geçiş döneminde olduğu gibi jimnastikçi anneliğine geçiş de beni biraz zorluyor. 

- bunlardan başka işe başlama/ bulma ile ilgili kaygılarım da var tabi ama onlar başka bir yazının konusu. Şimdilik derin derin nefesler alarak, birkaç soru daha araştırıp günümü bitireyim. Gün ola harman ola.