19 Kasım 2018 Pazartesi

At Aşkı

Kasım 19, 2018 1 Comments

Daha önce Burada kızımın binicilik derslerine başladığını yazmıştım. Günler öyle hızlı geçti ki 10 haftayı geride bıraktık. Ödemeleri en az 10 haftalık paketler halinde yapmamız gerekiyor ve şimdi süremiz dolduğu için tamam mı devam mı sorusunu cevaplamamız. Tabi ki devam, daha hiç doyamadı.

Bu on hafta boyunca her hafta farklı bir atı sürdü, aynı atı iki kere üstüste sürdüğü de oldu tabi ama genelde değişiyordu. Kurstaki bütün atların ismini öğrendik neredeyse, Ambar, Bambi, Falkor, Mistiral, Nico, Lucas, Max... Bunlardan başka daha onlarca at var, sanırım kimi şahsa ait, kimi de kursa. Her seviye için de kurslar mevcut. Ben de bir ara gitmek istiyorum.

Kızım beginner rijd ile başladı. Bir süre daha devam edecek, sonrasında beginner + ve daha ileri seviyeler, diplomalar vs varmış. Şimdilik daha ne kadar devam edeceğini bilemiyorum ama oyun ablamız çocukluğunda 4 sene gitmiş, arkadaşıma gelen başka bir oyun ablası 8 sene, kızımın şimdiki öğretmeni (oldukça genç) neredeyse hayatı boyunca (öyle ki kendi atı varmış), böyle uzun veya kısa vade devam eden kişileri görmek meğerse çok yaygınmış.

Zaten daha önce de belirttiğim gibi kızım için , asıl hevesi, biniciliğin spor kısmı değil, hayvanla ilişki kısmı. Fakat elbette birşeyler de öğreniyor. Zaten spor aşamasına geçmeden önce illa ki hayvanla aranda bir ilişki kurulması gerekiyor. Hatta çok sevdiğim bir bölüm var derslerde. En sonunda öğretmen bir komut veriyor ve at üstündeki tüm çocuklar öne doğru yatıp atın boynuna sarılıyorlar. Bir nevi teşekkür. Çok duygusal görünüyor ❤️

Kızım bu zamana kadar, atı harekete geçirmeyi/ durdurmayı, yönlendirmeyi, tırıs koşturmayı, atı sürerken bir eliyle de vücudunun farklı yerlerine dokunmayı (kaskı düzeltmek, bacağı kaşımak vs..), inmeyi/binmeyi gibi hareketleri öğrendi. Tabi sürüş haricinde de, nasıl davranmak lazım, eyer, dizgin takıp çıkarılması (kendi yapamıyor henüz ama yardımcı oluyor), saçlarının ve tüylerinin taranması gibi şeyler de var.

Her hafta, binicilik dersinin olduğu günü heyecanla bekliyor, koşa koşa gidiyor ve hiç ayrılmak istemiyor. Bu birkaç saatin ona getirdiği şifa bir yana, her hafta atları görmekten, sevmekten oğlumla ben de fevkalade memnunuz. Umarım hep böyle devam eder 🙏🏼

13 Kasım 2018 Salı

Şarkıcı

Kasım 13, 2018 7 Comments
Geçenlerde Hollandaca dersinde bir soru cevaplamıştım, şimdiki işi yapmasaydınız ne olmak isterdiniz gibi birşey. Şarkıcı demiştim, canım hocam kızcağız da aaa profosyonel olarak söylüyor musun diye cevap verdi. Evet dedim son 6,5 yıldır her akşam söylüyorum :))

Çocukken şarkı söylemeye bayılırdım. Saatlerce aynanın karşısında avazım çıktığı kadar. Görenler bir garip aşık sanabilirlerdi söylediğim aşk şarkılarını duyunca... Fakat beni asıl ilgilendiren ses ve melodiyi çıkarabilmekti. Yüzde elli duyma kaybı olan birinin şarkı söylemesi biraz ironik aslında. Hep merak etmişimdir acaba başkaları da benim duyduğum gibi mi duyuyor şarkılarımı diye. Şahsen kendimi fena bulmuyorum aslında.

Kızımı doğduğundan beri her akşam şarkıyla uyuttum. Sadece ninni ve çocuk şarkıları değil, türkü, TSM, slow pop, arabesk, alaturka, yabancı slow (genelde slow şarkıları seçiyordum tabi) çeşit çeşit söyledim. Oğlum da uzun zamandır şarkıyla uyumaya alıştı. Fakat onun olmazsa olması ten teması, kızımızla de şarkı. 

Dün akşam yine üçümüz koyun koyuna yattık ve şarkılara başladık. Bazı şarkıları beraber söylüyoruz. Oğlum Gülpembe’yi söylerken baştan sona eşlik eder, kızım Mirkelam’dan Hatıralar’ı. Üçümüz birlikte ise Yıldızların Altında’yı söylüyoruz fakat Kargo’nun tarzında :))

Anne bu şarkının en çok neresini seviyorum biliyor musun diyor kızım. Yoksun yanımdaaaaaa derken o daaa hecesinin yükselip alçalan volumle uzatılmasını seviyormuş. Ben de “bir sey istemem neye yarar hatiralar” kısmını seviyorum diyorum. Ne de olsa yıllardır hatıralarım, uzaktaki yakınlarıma dair en değerli varlığım.

Çocuklar büyüyor, hayatı bir roman misali yaşıyorken...
Amsterdam 


6 Kasım 2018 Salı

Yaprak Dokumu

Kasım 06, 2018 2 Comments

Babannem oldugunde 100 yasinin uzerindeydi. Su an tam emin degilim ama sanirim 103 ya da 104 yasindaydi. Belki oncesinde kaybettigi bebekler de olmustu ama galiba yakinlari icinden en erken olarak once kocasini, sonra evine aldigi gelinini ve 10 yaslarindaki torununu, ardindan bazi cocuklarini ve damatlarini kaybetti. Son 10-15 yilini cocuklarinda sirayla gezerek yasadi fakat son zamanlarda 6 cocugundan gidebilecegi 2 cocugu kalmisti. Babam ve halam. Bunun disinda akrabalarindan , komsularindan bir cok kisiyi birer birer kaybetti. Koyden haber gelirdi mesala, babannem derdi ' o da mi olmus' , durgunlasirdi ve 'bir ben kaldim' derdi. 

Onun o huznu bana cok aci verirdi. Bu yuzden uzun yasamayi guzel birsey olarak goremiyorum. Bense bu yasima kadar bir cok olume sahit oldum. Annem ve babam hala saglikli ve hayattalar ama dedem, ananem, babannem, halalarim, enistelerim ve komsularimizdan bir cok kisinin cenazesinde, cenaze evlerinde, dualarinda bulundum. Olumun hayatin dogal akislarindan biri oldugunu kabullendim.

Gectigimiz bir kac hafta boyunca sarsici haberler aldim. Once yukarida bahsettigim halamin, benden sadece 2 yas buyuk olan kizi aniden kalp rahatsizligi gecirdi ve kalbine stent takildi. Operasyon basarili ve simdi iyi ama su gercek yuzume carpti. Artik ben de o yaslara geldim iste! Hani yavas yavas tanidiklarimizin yaprak dokumlerine sahit olacagimiz yaslar... Onceden cevremdeki goclerin icinde cocuktum ve genctim, artik degilim. Evet hep diyoruz olumun yasi yok diye ama biraz da var sanki... Yaslandikca ihtimaller cogaliyor.

Bu haberin ardindan teyzemin kocasi ciddi bir rahatsizlik gecirdi ve hastaneye kaldirildi (sonra cikti iyi simdi) Evet o nispeten yasliydi ama babamdan gencti. Babam da babannemin ruh haline coktan girmisti zaten, onun da arkadaslari birer birer gocuyordu. Enisteme de cok uzulmus fakat uzuntusunun ardindaki bir diger gercegin bu his olduguna yuzde yuz eminim. Onu taniyorum.

Uc gun once de ayni halamin Berlin'de yasayan buyuk kizinin esinin olum haberi geldi. Son birkac yildir kanserle mucadele ediyordu. Belki kurtuldu ama o da benden sadece 10 yas buyuktu, 50 yasinda.

Butun bu yakinlarima tek tek uzulmemin haricinde ayni babannem gibi, babam gibi hazan mevsimine girmis olma dusuncesi bana agir geldi sanirim. O yuzden bir suredir ortalikta yoktum. Icimde hala bu duyguyla nasil basedebilecegime dair cozemedigim sorular var.  Karistim. Altust oldum. Yeniden cozulunce gelecegim.


12 Ekim 2018 Cuma

Eski Düğün Fotoğraflarımızı Ne Zaman Çok Güzel Bulacağız?

Ekim 12, 2018 7 Comments


9 Eylül evlilik yıldönümümüzdü. O gün basit bir şekilde kutlamıştık ama zaten ikimiz için de her zaman birlikteliğimizin başlangıç tarihi çok daha önemlidir, asıl kutlamaları o güne saklarız hep. Fakat aklıma geldi eşime sordum, bizim hiç o güne dair videolarımız var mı burda, bari onu seyredelim (böyle bir geleneğimiz yok, zaten doğru düzgün medya da yok). Hem çocuklar da görmüş olur?

Varmış bir iki dvd, buldu çıkardı. Fakat izlemek bu güne kaldı. Oğlum görünce sanırım hoşlanmadı ve kaçtı. Biz kızımla biraz hızlı hızlı izledik. Ve ne kendimi, ne video kalitesini, hiç birşeyi beğenmedim. Kızım babasını çok komik buldu, saçları çok uzunmuş, beni beğendi ama neden saçlarımı kıvırcık yaptırmışım o düz severmiş 😅

Kısa bir zaman önce pinterestte yukarıdaki fotoyu görüp vurulmuştum. Kocama dedim hiç güzel fotoğraflarımız yok, böyle fotoğraflarımız olsun istiyorum. Evlendikten 12 yıl sonra, beraberliğimizin başlangıcından 20 yıl sonra, böyle şık giyinip fotoğraf çektireceğiz tamam mı? Üstelik karede çocuklarımız da olacak. Söz verdi, tamam dedi. Hadi bakalım evren duy sesimizi. 


10 Ekim 2018 Çarşamba

Bilimadami Yetistirmek

Ekim 10, 2018 2 Comments
Bilim eğitimi almış biri olarak, son zamanlarda nedense üstüste karşıma çıkan “bilim ne kadar gerekli, çocukların öğrenmesi şart mı?” gibi konularda biraz ahkam kesmek istiyorum izninizle. Tabi bunlar benim düşüncelerim olacak, bir iddiam olmadığını önceden belirteyim.

İlk olarak Hollanda’daki anne gruplarında karşıma çıkmıştı. Duymuşsunuzdur Hollandalı çocuklar dünyanın en mutlularıymış. Bununla birlikte, yüksek öğrenimin özellikle tıp, bilim, mühendislik gibi kısımlarına gitgide azalan bir eğilim varmış. Bu kimi anneleri endişelendirdi, kimisini de aman canım bilim adamı olmayıversin, sporcu olsun, sanatçı olsun gibi yorumlara meylettirdi. Doğrudur çocuk mutlu olduğu şeyi elbette yapsın ama bir dönem var ki, ergenlik öncesi geç çocukluk diyeceğimiz dönem, belki 4-11 yaş gibi bir aralık bu, o dönemde çocuklar müthiş açık oluyorlar ve herşeyi hızlıca ve kolayca öğrenmeye yatkınlar. Ve bu yaşlardaki çocuklar evlerinde/ etraflarında ne türde meteryaller varsa onlarla ilgilenip gelişiyorlar. Mesela en ünlü müzisyenlere, sanatçılara ve bilim adamlarının hayat hikayelerine bakın, doğduklarından itibaren ilgili ortama maruz kalmışlar. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor, bu yaş aralığındaki çocuğun iştahlı merakını yeterince doyurabilecek miyiz, doyurmak için ne yapmalıyız?

Günümüzde genel aile bireylerine bakacak olursak, çoğunlukla anne babaların bilim ve matematiğe karşı mesafelerinden ötürü, çocukların ilgisinin yeterince beslenmediğini düşünüyorum ben. İlk çocukluk dönemini hatırlayın. Nasıl da nesneleri öğretmek kadar sayıları da öğretmeye önem veriyoruz ama sonra birden bire belli konulardaki eğilimler doyumsuz kalıyor. Yani aslında muhtemelen anne babanın yaklaşımı, çocukların eğilimlerini şekillendirip yön veriyor. Bu durumda bilim adamı yetiştirme zorluğu dediğimiz şey, aslında, her çocukta olduğuna inandığım merak duygusunun bilimle ilgili olanlarının sürdürülebilir olmasının zorluğu. 

Tabi bu tek şekilde ele alınacak bir konu değil. Çocukların yaklaşımına göre, sordukları sorulara cevap verme tarzımızdan, onları düşünmeye yönlendirme becerilerimize, evde ilgili meteryaller bulundurmaktan, etraftaki bilimle ilgili aktivitelere özendirmeye, doğada zaman geçirip gözlemlemeye kadar içinde çocuktan çocuğa, aileden aileye, ortamdan ortama değişiklikler içeren çok değişkenli bir konu. Sadece bilim öğretmek açısından değil, hayat tecrübesi olarak, düşünmeyi, soru sormayı, araştırmayı öğretmek çocuklara kazandırabileceğimiz en önemli değerlerden birkaçı.

Bu becerileri edindikten sonra, çocuk, merakı doğrultusunda kendi kendine öğrenmeyi gerçekleştirecektir. Bu kazanımları edinmiş çocukların, bilim adamı olabilmesi için bence hiç bir engel yoktur. Biraz daha büyüdüklerinde, okuyarak, araştırarak, inceleyerek, deneyerek, gözlemleyerek,  meraklarını geliştireceklerdir. İşte bu süreçte başlıca iki farklı yöntem ortaya çıkıyor:

1- Asla karışma, çocuk kendi kendine öğrenebilme becerisine sahiptir, bırak herşeyi en baştan keşfetsin.

2- bir öğretmen/ eğitmen bulmalıyım ki çocuğumun sorularını cevaplayıp tatmin etsin.

Bunlar hakkında düşüncelerim de bir sonraki yazıya...