Novadünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Novadünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2018 Pazartesi

Okulun İlk Günü

Eylül 03, 2018 4 Comments
Hollanda’nın yaşadığımız bölgesinde okulların ilk günüydü bugün. Evet bazı yerlerde 1 hafta önce/sonra farkı oluyor, neden bilmem, tatillerde trafik olmasın diye birşeyler duydum ama emin değilim.

Kızım, daha önce yazdığım gibi üçüncü gruba başladı. Gece heyecandan zor uyudu, ben çok az uyudum. Sabah erkenden maille gittik sınıfa. Herşey çok hızlı olup bitti, öğretmenle tokalaştık, sırasını bulduk, alelacele bir poz aldık tamam. Hayallerindeki instagramlık pozları yakalayamadım. Olsun. Eve gelince oyuncu annenin şu paylaşımını gördüm, onun da kızı okula başlamış. Ne yazık ki benim aklıma böyle güzel cümleler gelmiyor ama, onun o sırasına ilk oturuşunu, soru dolu gözlerle etrafı inceleyişini, heyecanını beynime kazıdım. Unutur muyum? Belki. Belki de bu yazıyı tekrar okuduğumda hatırlarım. 




Sonra oğlumun okuluna geçtik biraz yürüyerek. Erken gittiğimiz için boştu. Birkaç arkadaşı geldi ama yüzü hala asıktı. Sonra ben ne olduğunu anlayamadan fırlayıp kapıya koştu. Sevdiği arkadaşı gelmiş, yüzünde güller açtı. Gerçekten o güllerin açtığını ruhumla gördüm 💗

Okuldan sonra tam 1,5 saat arkadaşıyla bahçede oynadı kızım. Yetmedi bizim sokaktaki parkta 1 saat oynadılar. Bahçede kuş gibi sekerek uzaklaşmalarını, kuytularda fısır fısır konuşmalarını, hayali oyunlarında ettikleri danslarını, kıkır kıkır gülüşlerini uzaktan izlediiiim izledim. Gönül defterime yazdım 💗

Bu aralar kızım da oğlum da beni çok sevdiklerini hiç olmadıkları kadar çok dile getiriyor. Kızım bana bir şarkı yazdı, hem de İngilizce. Tek seferde ağzından çıktı ve onu söylerken kaydettik. Defalarca dinleyip ezberledik, her akşam uykudan önce söylüyor bize 

Mama
I love your hug, I love your kiss
And this is what your love in the wrist
No time for yes, no time for ear
Let’s go like for a little big boom bim bom

(Son iki satırı melodiye uysun diye uydurduğunu söyledi, ama mecazi anlamlara da yorulabilir tabi 🙈)

Herhalde hayatım bundan daha mükemmel olamazdı 🙏🏼

Bir gün sonra edit: şarkıyı yeniden söyledi ve üçüncü satır aslında şöyleymiş
No time for rest, no time for year


16 Kasım 2017 Perşembe

Toplumla Uyumlu Çocuklar Yetiştirmek

Kasım 16, 2017 5 Comments

Çocuk sahibi olunca, gözümüzde öyle değerli ve biricik varlıklar olduklarını hissediyoruz ki, en güzel, en akıllı, en becerikli bizim çocuğumuz olsun, onu tüm diğer çocuklardan daha donanımlı yetiştirelim, farklı olsun, kalitesiz müziklere ve dizilere maruz kalmasın, çevresinde bayağı insanlar olmasın... diye uzayıp giden umutlara kapılıyoruz.

Her ne kadar, insan özünde önce birey olsa da, bu birey toplum içinde var oluyor ve toplumla olan ilişkileri tüm hayatını etkiliyor. Toplum içinde ne derece yer edindiğine bağlı olarak psikolojisi de etkileniyor. Çok aykırı yetişmiş bir insan, çevresinıode benzer zevklere sahip bir topluluk bulamayınca kendini yalnız ve mutsuz hissediyor.

Bizim gibi anavatanından başka ülkede çocuk büyütenler için bu durum ilave bir çelişkiye daha yol açıyor. Anne baba kendi kültüründe büyümüş ve çocuğunu o şekilde yetiştirmeye eğilimli ancak, çocuk başka kültürle büyümüş bir toplumun içine girecek. Bu iki farkı düzgün bir şekilde birleştirenler, kültürel olarak zengin, ekstra özelliklere sahip çocuklar yetiştirmiş oluyorlar. Bizim de kendi çocuklarımız için gayretimiz bu yönde. 

Üye olduğum Facebook grubunda açıkça olmasa da özünde bu çatışmayı işaret eden sorunlarla karşılaşmış anneler fikir danışıyorlar. Bir yanda alışılagelmiş beklentiler, diğer yanda yeni ülkenin standartları. Bazen eskisinden vazgeçilemiyor, yenisi için fırsat doğmuyor ve bu durumda insan bocalıyor.

Bunlardan biri şöyleydi. Haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar çalışan annebabanının çocuğu için, okul, anneye çalışma saatlerini düşürme önerisinde bulunuyor. Çünkü çocuk haftanın 5 günü okuldan sonra da afterschool denen merkezlere gidiyor ve Hollanda’da çok yaygın olan arkadaşlara gidip gelmeleri (playdate) pek yapamıyor (anne haftasonu yapmaya çalıştıklarını söylüyor ama çoğu Hollandalı aile haftasonu farklı programlar yapıyor). Dolayısıyla çocuk da bu playdate’lere özeniyor.

Grupta okul size karışamaz şeklinde yaklaşımlardan tutun daha iyimser yorumlara, farklı önerilere kadar çeşitli fikirler sunuldu. Bir yorum da Hollandalıların kariyerleri düşük olduğu için sizin kariyer yapmanızı çekemiyorlar şeklindeydi. İçimden güldüm. Biz neden kariyer kariyer diye tutturmuştuk acaba? İşsizler ordusunda kendimize iş bulmak için olmasın. Burada ise, çiçekçi de tamirci de çöpçü de yaptığı işten hayatını sürdüreceği ölçüde kazanıyor ve mutlulukla çalışıyor. İşsiz kalma sıkıntısı yok ise neden hem çalışıp hem çocuğuna zaman ayırmasın? Genelde ufak çocuklu anneler 3-4 gün çalışıyor ve zamanlarını çocukla geçiriyor. Bu o kadar olağan bir durum ki, çok çalışıp çocuğuna vakit ayırmamak anormal karşılanıyor.

Yine de bu yazıda asıl bahsetmek istediğim bu aile ve tutumu değil elbette. Onlar kendi doğrularına kendileri karar verecekler, seçimlerinin çocuklarına olan artı eksi getirilerini kendileri dengeleyecekler. Yalnızca o çocuk açısından bakınca içim biraz buruluyor, çünkü, çocuk sanki herkes böyleyken neden ben böyleyim diye düşünüyor gibime geliyor.

Aslında, ben de bu zamana kadar çocuklarımda böyle kültür farklılıklarından doğan çelişkilere maruz kaldım. Şimdi de onlardan bahsetmek istiyorum aklıma geldiğince.

Birincisi yemek mevzusu. Kızım zaten zor yiyen bir çocuk ama bir de ben onu Türk mutfağına alıştırınca olan oldu. Okula başladığı 4 yaşına kadar öğle yemeklerimiz sıcak yemeklerdi. Fakat Hollandalılar öğlen sandviç yiyor ve kızım hiç yemez. Beslenmeye sıcak yemek koyamıyorum elbette. Zengin sandviçler onun için fazla karışık, şimdilik arasına tahin pekmez sürdüğümüz ekmek (soran arkadaşlarına fıstık ezmesi diyormuş bu arada) ve yanına bazen salatalık bazen zeytin bazen salam gibi ilavelerle 1,5 yıldır aynı menüye ısrarla devam ediyoruz. Ben saat 2,5ta eve geldiğinde normal bir öğle yemeği ile açığı kapatmaya çalışıyorum, sanki ara öğün ile öğle yemeği yer değiştirmiş gibi oluyor ama yeme içme sıkıntısı partilerde, okul yemeklerinde falan kendini gösteriyor. Genelde aç kalıyor.

Bir diğer farklılık yüzme derslerinde ortaya çıktı. Buradaki bütün çocuklar 4 yaşından itibaren yüzme derslerine gider ve diploma alırlar. Bu diplomalar olmadan tatillerde bile derin havuzlara giremezler. İlk diplomanın alınması ortalama 1 yıl sürüyor ancak kızımınki biraz daha uzun oldu (daha bitmediği için tam süre veremiyorum). Çünkü 4 yaşında başladığında öncesinde bireysel olarak gittiğimiz havuz eğlenceleri, tatillerdeki yüzmelerden öte bir tecrübesi yoktu. Sudan da korkuyordu, alışması zaman aldı derken haliyle uzadı. Fakat şimdi de onunla başlayıp bir üst seviyeye geçen çocukları görünce, benim ne zaman, neden ben de geçmiyorum şeklinde sıkıntıları başladı. Neyse ki yakında bir level atlayacak da bu ara yine hevesli.

Oysa Hollandalılar 1-2 aylıktan itibaren yüzme derslerine başlıyorlarmış. Kızım gibi olmasın erken başlayalım deyip de, Eylül ayından beri düzenli olarak oğlumu götürdüğüm bebek ve toddler yüzme derslerinde oğluma yine geç kaldığımı gördüm. Onun yaşındakiler almış başını gidiyor. Bizimki suya dalmakta pek gönüllü değil. Oysa, şu akıllarının başına gelmediği kör cahillik döneminde (ortalama 2 yaş öncesi) çocuklar daha kolay alışıyor. Umarım 4 yaşına geldiğinde diğer Hollandalı arkadaşlarına yetişmiş olacak ama şu yüzme olayında Hollandalılara yetişemedim malesef.

Bir diğer mesele de aktiviteler. Her çocuk en az bir spor, bir sanat, bir de yüzme derslerine gider okul dışında. Daha fazlasını yapan da var elbet. Kızım bu yıl ritmik jimnastik ve piyano dersleri alıyor, yüzme de var. Bunlar düzenli olanlar. Oğlum sadece yüzme olarak kaldı ona da birşey bulmam lazım. Lazım diyorum neden çünkü diğer çocuklar böyle donanımlı yetişirken benim de elimden geleni yapmam gerekir. Zaten kurslara erişim ve fiyatlar çok makul olunca, yapmamak çocuğu bir nevi mahrum etmek anlamına geliyor. Evde yemek var ama sadece ekmek veriyormuşsun gibi.

Sonra mesela daha ufak çaplı farklılıklar da var. Havalar güzelken tüm işi gücü bırakıp parklara götürürler çocukları. Anne evde işim var evde oynayın demez mesela. Güneşi alması, tırmanıp koşması, taklalar atması lazımdır. Okulda demir çubuklarda takla atamayan çocuk yoktur hiç, hepsi fır fır döner. Okul çıkışında çocuğu takla atsın diye sabırla bekler.

Çocuklara karşı gösterdikleri sabır da ciddi oranda farklı ayrıca. Çocuğa dikkatini vermeleri, büyük insan gibi dinlemeleri, söz hakkı vermeleri. Sen çocuğuna böyle yapmasan olmaz, olmuyor. Neden benim annem öyle değil diyor.

Bu liste uzar gider ve elbette her zaman iyi örnekler yok, kötü örnekler de var çocukların karşılaştığı. Fakat çocukların saf kalbi, iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt etmede ve farketmede çok başarılı. Dolayısıyla, toplumda bizden daha iyi örnekleri gördüğünde bunları talep etmeye daha yatkın çocuklar. Ne diyelim biz de onlar sayesinde daha iyi insan oluyoruz.




Bazen düşünüyorum da acaba çocuklarım büyüdüklerinde nasıl olacaklar? Bu farklılıklar onları nasıl etkileyecek, nasıl bir insan olacaklar, iki kültürden hangisine yakın, hangisine yatkın olacaklar? Umarım keşkelerinin çok olmadığı bir çocukluk verebiliriz onlara. Mutlu, huzurlu ve sağlıklı yetiştirebiliriz...






16 Ekim 2017 Pazartesi

Gunun Ozeti-16 Ekim 2017 pazartesi

Ekim 16, 2017 6 Comments
Cumartesi 19, pazar 22 dereceyi gormemizin ardindan bugun 24 derece ile hollanda havasi bizi oyle mutlu etti ki bugun pek guzel gecti. Eylul basinda turkiyeden donusumuzun ardindan 15 derece birden soguga gelmis, paltolari, cizmeleri coktan cikarmistik. Bu gun ise yeniden tisortleri sandaletler. Hatta cocuklar ciplak ayak dolastilar ya neyse :)

Sabah 6,30 da uyandi Novacim. Dun yaptigimiz piknigin yorgunlugu ile kizim ve oglumla uyumustuk. Gece iyi uyudular denebilir. Sabah erken kalkmalari da gayet makuldu. Zaten kendileri uyanmasalar bile (genelde olmuyor ama) alarmimiz 7 de caliyor.

Bugun oglumun okulu yoktu, kahvalti ve okul hazirligi ardindan oglumla Helo'yu okula biraktik. Bisikletle gittiler ama Novacim biraz yavas ilerledigi icin, giderken onu suruklemek zorunda kaldim. Okuldan sonra markete gitmek istedi, aslinda acil ihtiyacim yoktu ama zaman gecirmek icin hayhay dedim. Demez olaydim, tabi ki hem market poseti hem de bisikleti tasimak zorunda kaldim. Bir daha markete o bisikletle (ablasindan kalan uc tekerlekli nostaljik pembe bir bisiklet) gelmek yok diye anlastik. Gerci yolun yarisinda akil edip posetleri de arkasina koyarak ve bir yandan da onu ittirerek nispeten kolay geldik. 8.20 de ciktigimiz eve 10 da donduk. Eve gelince biraz oyun oynarken ortalik toplamaya giristim. Arada onunla oynayarak salonu ve mutfagi toparlama, yerleri silme isini 12 de zorla bitirdim. Normalde pazartesi sabahlari oyun ablasi geliyor ama bugun gelemedi. Biraz ust kata ciktik, camasir makinesini calistirdik. Bu arada pisen brokoli corbasindan yedik beraber, biraz tablet izledik bu arada. Saat 2 ye dogru Helocugumu almak icin okula gittik. Yine bisikletle ama bu sefer denge bisikletiyle. Iki tekerlekli bu bisikleti biraz daha hizli kullanabiliyor.

14,15 te kizim sinifindan ciktiktan 15.30 a kadar okul bahcesinde oynadilar. Hava da cok guzeldi  zaten doysunlar istedim, gerci kotu olsa da oynuyorlar ya neyse :)) Bahcede genelde en son kalan biz ve amerikali arkadasi oluyor kizimin. Hani su babasi bakan. Kizim kendi arkadasiyla oynuyor, oglum da kiz kardesiyle. Hatta bir sure sonra o da okula baslayinca okul arkadasi olacaklar (zaten simdiden tanisiyorlar tabi ama resmiyet kazanmis kendi arkadasi olmus olacak :)) Bugun bahcede kizimin bisikleti ile arkadasina bisiklet surmeyi ogrettim, o henuz bilmiyordu ve sanirim ozel bir caba da sarfetmediler ogrenmesi icin. Ben egilip pesinden kosarak (bilirsiniz pek yorucu bir istir) defalarca surmesine yardim ettim ve en sonunda 5-10 mt kadar kendisi gidebildi. Bunu goren babasi cok sevindi (ic ses neden on ayak olmuyorsunuz be adam bak iste cocuk hevesli sen yapsan surecekti diye soyleniyor tabi ). Ben boyle ici kaynayan bir anneyim, usenmem. Hatta kucuk kardesini de bindirip gezdirdim ve sonra okuldan cikarken elimi tutup benimle geldi minik hanim Ava. Eve gitmeyecekmis benimle gelecekmis, yerim seni. Oyle tatli bir sari seker ki, bayiliyorum. 'No no wait mine' derken telasla kosturmasi, mimikleri gozumun onunden gitmiyor. Onlar pek mincirmali sevmez ama arada oksayip opuyorum dayanamayip :)


Okuldan sonra biraz uzakta olan buyuk parka gotureyim diye istiyordum daha ufak cocuklari olan arkadasim aradi. Onunkiler uyanmis hadi parka gidelim diye. 15.45 gibi parka geldik 16.50 ye kadar parkta kaldik. Park cok kalabalikti herkes akin etmis. Kostular oynadilar cok eglendiler. Zor ciktik oradan ama saat 17'deki Helonun ritmik jimnastik dersine yetismemiz gerekiyordu. Haydi parktan dogruca jimnastige. Boyle olacagini bildigim icin jimnastik cantasini yanima almistim zaten :)

Kizim jimnastikteyken mekanin cafesinin bahcesinde oturduk, Burasi da cimenlik bir bahce, icinde birkac oyun alani var cocuklar kosturup duruyor. Bizim ufaklar oynarken biz de oturup birer kahve icebildik nihayet. Gunes, sohbet, cocuklarin nesesi hepsi birden cok iyi geldi. Saat 6 da ders bitti eve donduk (tabi ki ders cikisi giyin soyun, eve getir bir yarim saati buluyor) kapida esimle karsilastik.

Gordugunuz uzere yemek yapmaya firsatim olmadi bugun. Sabah yaptigim corbadan baska hicbirsey yoktu evde. Arkadasim gelip beni almadan bir iki dakika once saat 3,5 ta firina dondurulmus balik gratenlerinden atmis, firini ayarlayip cikmistim. Eve gelip de cocuklar sofraya oturduklarinda, onlar corbalarini yerken bir miktar makarna hasladim (baligi seviyorlar ama bu balik soslu pek hoslarina gitmiyor yine de azicik ondan da yediler), bize de bir salata yaptim, yemek hazir. Artik masada uyuyacak kadar yorgun olduklari icin (oglum artik gunduz uyumuyor zaten) zorla yemeklerini bitirdiler ve Novacim 7,30 da Helocum da 7.45 de uyudu. Ben de biraz dinlenmenin ardindan kalktim blogumu yaziyorum.

Cocuklarla cogu gunlerim bu yogunlukta geciyor ve nasil aksam oluyor anlamiyorum bile ama bu tempomuzu sevmedigimi soyleyemem. Dahasi hepimiz bu rutine alistik, oglum kalkar kalkmaz bugun neler yapacagiz diye soruyor. Bugun gibi hic boslugumun olmadigi gunlerde dahi, bir kahve icimlik, bir sohbetlik zamanlar sunuyor evren bana ve ben de tabi ki sukredip duruyorum.

12 Eylül 2017 Salı

2017. Yaz

Eylül 12, 2017 0 Comments
Hollanda'ya dönüşümüzün üzerinden 10 gün, okulların açılmasının ardından 1 hafta geçti ve ben hala 2017 yazına dair notlarımı yazamadım. Üstelik bugün itibariyle sabah 11 derecede okula gidip, gün boyu da maksimum 14 dereceyi görünce artık bizim için yaz dönemi bitmiş oldu. Bu akşam yorganlara da geçtik şimdi kış gelebilir :))

Yaz bitip de çocuklar normal rutinlerine dönünce, birden bire farkediliyor ki ne kadar büyümüşler, ne çok şey öğrenmişler, ne kadar olgunlaşmışlar. Bugünlerde hergün hayretle buna tanık oluyorum ve şükrediyorum. Artık evimizde 5,5 yaşında bir genç kız ve 2yaş 8 aylık bir delikanlı var. Ve tabi 90 yasindaki inatlari. Inatcilar bir degil iki olunca evlere senlik oluyor tabi ki:))

Bu yaz bizim icin bir ilk yasandi ve ilk defa ablalarim bize kalmaya geldiler. Aylar suren uzun pasaport-vize macerasindan sonra kizimin okul tatilinin baslamasindan bir hafta once gelip bir ay kadar kaldilar. Iki ablam ikiser cocuklari ve birinin damadi olmak uzere, 7 misafirimiz vardi. Biz de 4 kisi olunca ilk 10 gun 11 kisi bir evde geri kalan zamanda ise ikisi dondugu icin 9 kisi bir evde yasamis olduk. Cocuklar icin essiz bir deneyimdi, benim icin ise keyif. Onlara gore kadar yogun bir program yaptik ki, biraz alismakta zorlandilar :p Istanbul rehavetinden sonra buradaki aktif hayat biraz yorucu geldi, biz de bir gun gezmeli bir gun evde dinlenmeli seklinde ayarlamaya calistik. Bir suru yere gittik ve en ilginclerinden biri, kac yildir amsterdam'da yasiyor olmamiza ragmen hep yaz o tarihte turkiyede olmamiz nedeniyle Amsterdam Gay Pride' a katilmamiz oldu. Gercekten onlar icin de buyuk sansti. Tam o tarihte buradaydilar.



Cocuklar tabi ki iyi kotu aliskanliklar edindi, birazcik siveler degisti. Nidalari ooov seklinde olan Novacim cumlelerin sonuna bee getirmeye basladi (bir araya gelince biraz trakya agzina kayiyoruz), oyunda kaybettikleri zaman 'kendimi tebrik ediyorum' demeyi ogrendiler birseye kizdiklarinda 'hani bana dondurma verecektin hani hani' diye cikisir oldular :)) Bir arada altalta ustuste, bol oyunlu bol kavgali guzel gunler gecirdiler.

Biz de turkiye tatilimizi onlarin donuslerine denk getirmeye calistik. Ayni ucakla, cocuklarla beraber dondum, esim bir hafta kadar sonra geldi, o gelince bir haftalik Mugla- Dalyan tatili yaptik, ardindan yine Istanbul, biraz orda ziyaret gezme alisveris derken gunler cabucak gecti. Aslinda gecen sene kaldigimiz 6 haftaya gore 3 hafta oldukca kisaydi ama Helocum doydugunu ve okulunu ozledigini soyledi. Sanirim oncesinde de gorusmus olmanin etkisi vardi. Zaten 3 hafta icinde o kadar cok sey yaptik ki, gunler yogun gectiginde 1 gun insana 1 hafta gibi uzun geliyor.

Velhasil kurkcu dukkanina geri donduk. Ozlemisiz evimizi ve serinligi. O ne sicakti oyle. Sanirim bizim bunyelerimiz buranin iklimine alistigindan fazla sicaklarda duramiyoruz. Elbette orda surekli yasasak daha farkli cozumlerimiz olurdu veya bizim de dengelerimiz degisirdi. Boyle gitgel durumlarda hersey sasiyor.

Tabi akil da sasiyor. O kadar cok sey degismis oluyor ki her gidisimizde sasiyoruz. Cevre, gundem, insanlar, davranislar, fiyatlar... Eskiden 1 tl ye oje alirdik simdi en az 4-5 tl. Diyeceksiniz ki ojeye gelene kadar ne zamlar var ne fiyatlar... Evet hepsinin farkindayim ama oje fiyati bizim tatilimizin gundemine bomba gibi dustu.

Oglum ojelere merak saldi. Aslinda ben pek surmem, ablasi iste biraz heveslenmis birkac cocuk boyu ojeye sahip olmustu. o surerken isterdi ve ben de esirgemezdim cunku henuz hayir erkekler surmez demek icin cok erken ve dogrusu ilerde de der miyim onu da bilmiyorum. Neyse konu bu degil, oglum bir avm de bir mavi oje begendi fiyati da tam 12.99 tl. Almam icin yerlere yatiyor zirliyor agliyor, 5 tl olan baska bir tondakini teklif ediyorum hayir illa o ton olacak ve alacak. Almadim (sonra almadigim icin kafami taslara vurdum ya neyse) o gunu bana zehir etti. Bazen bir anlik oluyor krizleri oyle sandim degilmis. Ve dondukten 1 hafta sonra ayni ojeyi burada kendi buldu ve aldi.  Onune gelen seyi boyuyor, sadece tirnak degil, kagit araba vs...

Iste bu da ojesi uyurken de onunla uyuyor.



Neyse ne anlatacaktim nereye geldim. Evet yogun ve guzel bir yazin ardindan yeni kazanimlarimizla yeni aylara yeni krizlere yeni sendromlara haziriz efendim. Daha sik gorusmek dilegiyle.

16 Temmuz 2017 Pazar

Nova'ya Mektuplar:30. Ay

Temmuz 16, 2017 1 Comments


Canım oğlum, aylık mektuplarına çok uzun bir ara verdim ne yazık ki. Çoğu zaman ay dönümünde yazacak fırsatım olmadı, aradan günler geçtiğinde ise bir sonraki aya yaklaşmış oluyorduk. Öyle mi böyle mi derken yazılmadan kaldı. Şimdi tam 2,5 yaşında oluşunun şerefine yeniden yazıyorum ve bundan sonra aksatmadan yazmaya çalışacağım.

En son nerede kalmıştık hatırlamıyorum ama artık, galiba'lı, gerçekten'li, o zaman'lı cümleler bile kurabilen bir çocuksun. Her şeyi anlıyor ve söyleyebiliyorsun. Şarkılar söylüyor, bazen kendin uyduruyor, hikayeler anlatıyorsun. Dil konusunda hiç bir sıkıntımız yok çok şükür. Hollandaca ise anlayışın gayet iyi (imiş) ve bir ay kadar önce suskunluğunu bozup konuşmaya başladın. Tam cümle formunda değil elbet ama kelimelerle derdini anlatıyorsun.

Hiç uğraşmadan kendi kendine verdiğin tuvalet eğitimiyle gündüz bezini de bıraktık tam 2 yaş 2 aylık iken. Gece annenin tembelliği olmasa o da olacak ama şimdilik devam ediyoruz. 

2 yaşını 15 gün geçe başladığın oyun okuluna da alıştın. Hatta ilk kez geçtiğimiz hafta, ilk defa okul öncesi mızmızlanmadın ve okula gitmek istiyorum dedin. Orada Damla ile iyi oynuyorsun, Diego'ya hayransın ve Yuna'dan hoşlanıyorsun. Öğretmenlerinle de aran iyi.

Artık bebeklik emareleri birer birer biterken geriye tek kalan hala meme. Onu da çözmemiz lazım ama hala gelişme olmadı. Telkinler pek işe yaramıyor nasıl bir yol bulacağım hala çözemedim. Ama artık epey seyreldiğini belirtmeliyim.

Gelelim huyuna suyuna :) Terrible two hiç bu kadar terrible olmamıştı ablanda. Üstelik tecrübeli anneyim, bence bu ataklarına karşı doğru davranışı gösteriyorum  ama atlatman benim davranışım ile değil zamanın dolmasıyla mümkün olacak sanırım. Çok inatçısın, yerlere yatıp seni kucaklamaya çalışan kollarımdan kurtulacak kadar güçlüsün.

Pek kilolu bir çocuk sayılmazsın ama yeme şeklin hoşuma gidiyor. Çoğunlukla sağlıklı seçimler yapıyorsun ve ablana göre daha geniş bir yelpazen var. Üstelik senin yiyiyor olman onu da özendirip yemesine vesile oluyor 🙏🏼 Çok atlayıp zıplayan bir anlam olduğu için onun yaptığı herşeyi yapmaya çalıştığın için bedensel becerilerin de iyi durunda. Yakın zamanda tek ayak üzerinde sekmeyi çalışmaya başladın şimdi birkaç adım zıplayıp ilerleyebiliyorsun.

En çok sevdiğin hayvandan bahsetmesek olmaz. Tavuskuşu. Önceden çiftliğimizde vardı, kış boyunca başka bir yerdeydi herhalde görünmedi, baharda tekrar geldiğinden beri her sabah onu görmeye gidiyoruz. Daha çiftlik açılmamış oluyor ama sırf tavuskuşunu görmek için etrafını dolanıyoruz. 

Arabalar hala en favori oyuncakların. Okula giderken ve uyurken bir iki tane elinde olugor hep. Onun dışında balık tutmak Yeni heveslerinden. Oyuncak olanlarını bahçedeki şişme havuzda oynuyorsunuz ama uzun ağaç dallarını da olta yapmayı çok seviyorsun. Geçen gün aramızda geçen şu konuşmayı da eklemeden geçemeyeceğim. Ormanda iki eline iki sopa almış yürürken iki tane sopan var bak biiir-iki dedim, sen de hemen ardından hayır beeeş tane var, dööört beş demedin mi? Şaştım kaldım☺️

İnadının çok tuttuğu ve benim sabrımın az olduğu günler kızdığımda hatanın farkına varıp boynuma sarılıyorsun ve "seni dok deviyom" diyorsun ya ölüp bitiyorum.




14 Mart 2017 Salı

Nova'ya Mektuplar: 26. Ay

Mart 14, 2017 4 Comments


 Canim oglum;

En son yazdigim 21-22 ay mektubundan sonra ancak yazabiliyorum. 2. yasini yazarken ilk firsatta bosluklari dolduracagim demistim ama olmadi. Simdi ise hatirlamakta zorlaniyorum. Umarim bu donemde cektigim video ve fotograflar anilardaki bosluklari doldurur. Bu mektubunda bu ana kadar yaptigin seylerden bahsetmek istiyorum.

Cumle kurmaya basladigin andan itibaren iki ay gecmis oldu bile. ve bu iki ay nasil hizli gelisme kaydettin hergun sasiriyorum. Su an herseyi ama herseyi konusabiliyorsun. Baglacli edatli cumleler kuruyorsun, hatta espri bile yapmaya basladin. onceden de sarki soylemeyi severdin (daha cok uydururdun o zaman kelimleri) simdi epey iyi sekilde soyluyor, eslik ediyorsun. hatta ben sarki soylerken hayiy döyleme diyip beni susturuyorsun. Bazi anlar o kadar cok konusuyorsunuz ki ablanla resmen basim sisiyor. dakikada 50 kere anne deme potansiyelin var. Gerci bu ara "annea" nidalarin "annem" e donustugu icin, icim gidiyor seslenislerine ama biraz daha az anne lafini duymayi tercih ederdim dogrusu :)

Renklerin neredeyse tamamini, bazen arada sayi atlayarak bazense hic atlamadan tamamen dogru sekilde ona kadar sayabiliyorsun. temel yonelim kavramlarini dogru biliyor ve dogru kullaniyorsun (yukarida asagida icerde disarda vs), kucuk buyuk kocaman gibi kavramlari da... Hayvanlarin cogunu da ogrendin, ciflik hayvanlarini ve hayvanat bahcesi hayvanlarindan bir cogunu biliyorsun. Hatta bazilarinin hollandacalarini bile. Gecen ay hollandaca tek tuk kelimelerden olusan konusmani bir adim ileriye tasidin ve basit cumleler kurmaya basladin. Simdilik cok fazla degil ama beni sasirmaya devam ediyorsun. Gecen hafta twittera yazdigim su not, sadece soyledigin sey acisindan degil ayni zamanda zamanlama acisindan da sasirtmisti. cunku daha chantal kapidan girer girmez soyledin (onceden hep bir sure onunla oynadiktan sonra konustugunu duymustum, herhalde beynin bu sekilde aciliyor saniyordum),  demek ki onu gordugun an beynin hemen hollandaca moduna gecti, ilginc.



Yilbasi doneminde yasadigimiz ogle uykusu krizlerini atlattik sayilir. Artik daha farkinda oldugun icin sanirim, oglen uyumaya ihtiyacin oldugunu anliyorsun ve fazla diretmiyorsun. simdilik duzenli sekilde gidiyor 1-1,5 saat olmak uzere. Aksam uykularin da 8,30 civari olmus oluyor ama biraz daha erkene alabilmeyi isterdim. Sanirim ogle uykulari kalkarsa ancak biraz daha erken olabilir. Meme emmeye hala devam ediyorsun, bu aralar biraz zorlanmaya basladim, azaltma isine giristik. Ayrica son iki haftadir falan aksam uykularini babana devrettik, meme uyku iliskisini kirdik denebilir.

Bu arada hayatinda bir yenilik oldu ve oyun okuluna basladin. Subat ayinin basinda haftada bir sabah 3 saat olmak uzere okula gittin. Sinifin en kucugu oldugunu soylememe gerek yok sanirim (2-4 yas arasi cocuklar var) Yarindan (14 mart) itibaren haftada iki gun gitmeye baslayacaksin. Ilk birkac gidisin cok zordu dogrusu. Istemedin agladin fakat ogretmenlerine bakilirsa, benden ayrildiktan sonraki zamanda cok iyi durmussun. Bu tavrina gore ogretmenlerin kolay alisacagini soylediler. Gercekten de son iki seferde, bastan ayrilmamak icin mizirdansan da cok iyi vakit gecirmissin ve okuldan ciktiktan sonra daha farkli bir havaya girmistin. Kendinden emin tavirlar, arkadaslarina el sallamalar, benim okulum demeler... Gecen haftaki gidisinde okuldaki cocuklardan birinin dogum gunune denk geldik (haftada bir gun gittigin icin denk gelmesi zor olasilik) ve sana verdikleri hediyeye bayildin. Ablanla paylasmadin, iki gece onunla uyudun. Yani sana ozel ilk okul hediyendi. 

En son mektupta da belirtmisim bez kullanmamaya basladigini. Hala birakmadik ama bu aralar hic istemiyorsun. Onceden kaka sinyalini iyi biliyor ve cis sinyalini tam anlayamiyordun ama artik cis sinyalini yakaliyorsun ve benim yardim etmeme asla izin vermeden, pantalonunu indirip salondaki oturaga yapiyor, temizliyor ve kalkiyorsun. Yine pantalonunu cekmek de sana ait. Bugun ilk defa disari bezsiz ciktin ve hatta suan bezsiz uyuyorsun. Fakat sanirim baglayacagim henuz hazir degilim :) Hic birsey yapmadan herseyi kendin halletin bu tuvalet egitimi konusunda.

Son birkac haftadir ise yeni favorin kek yada pasta yapmak. Malzemeleri tek tek koyup karistirmayi cok seviyor ve neredeyse hergun talep ediyorsun. Bugun de yine kek yaptik. Bazen karisimi kurabiyeye donusturuyorum, bazen pogacaya. bazen de yapacak bir seyim yoksa brokoli falan kizartmak icin yumurtali unlu bir sosa. Napiyim illa tutturuyorsun.

oyunlardan arabalar hala favorin, araba nufusu hizla artiyor. Onun disinda kitap okumak, puzzle yapmak, hoplamak ziplamak, dans etmek, boya yapmak yazi yazmak, kagitlari kesmek gibi gunde milyon tane aktivite yapiyoruz. Birkac hafta once oyuncak kutuphanesi kesfettik, oradan yeni oyuncaklar odunc aliyoruz ve onlarla oynamaktan da cok hoslaniyorsun.

yazmadigim 4 ay icinde yuzme derslerine basladik ama iki haftadan sonra gitmek istemedin, simdilik ara verdik. zaten bu dersler yuzme havuzunda hep var, istersen o gun katiliyorsun, istemezsen katilmiyorsun. Bundan baska muzik okuluna basladik haftada bir gun olmak uzere. iki yada uc kere birlikte katildik, sonra babanla gitmeye basladin ve simdi benden cok babani tercih ediyorsun onun icin.

Bundan sonra bir daha bu kadar ara vermeden yazacagim mektuplarini. İyi ki varsin, nice aylara bebeğim.

Annen
Amsterdam







15 Ocak 2017 Pazar

Novacım 2 yaşında !!

Ocak 15, 2017 11 Comments


Zaman su gibi geçiyor, 13 ocak cuma günü oğlum 2 yaşını doldurdu. Ele avuca sığmayan, tatlı, bıcır bıcır konuşan bir yumurcak oldu.

Son iki aya ait aylık mektuplarını yazamadım. Gerek kişisel gündemimizin yoğunluğundan, gerekse ülke gündeminin. Fakat ne yazık ki unutuluyor. Yazmadığım hergünün hatırası bir sonraki günde bilinmezliğe karışıyor. Onları ilk fırsatta toparlayıp yazacağım.


Kızım kardeşine doğum günü hediyesi olarak bir değil dört tane kart hazırladı. Anne, ben kardeşimi çok çok çok çok seviyorum diyor. Kartlara da yazdı bunu. İki çocuklu hayatın başlarında "nasıl olacak acaba" şeklindeki endişelerimin akibetini izlediğim günlere ulaştık. Çok şükür birbirlerini çok seviyorlar ve iyi anlaşıyorlar. İyi ki doğmuşsun diyoruz Nova'ya sık sık iyi ki doğdun!  :)

Nice güzel yaşlara oğlum. Seni çok seviyoruz.


7 Ocak 2017 Cumartesi

Novadünya Konuşuyor

Ocak 07, 2017 2 Comments
Kızımla kıyaslandığımda oğlum için o kadar çok yazmadığım şey var ki bunu da kaçırmak istemedim. Zira bu bilişsel sıçrama o kadar barizdi ki günü saatini bile biliyorum. 4 ocak sabahı kahvaltıda iken ablasının yumurtasındaki salamdan istemiş, babasının itirazlarına rağmen alıp yemiş ve "suduk aaldım beğendim" (sucuk diyor salama da) şeklinde ilk üç sözcüğün durmaksızın ardarda sıralandığı cümlesini kurmuştu. Ondan sonra da devamı geldi. Artık ikili ve üçlü sözcüklerden oluşan tüm cümleleri kurabiliyor, nerede ne söyleyeceğine doğru karar veriyor. Bu son üç gündeki hızı bile inanılmaz.

Aslında ben bu kadar erken konuşmaya başlamasını beklemiyordum. Zira hem erkek çocukları geç konuşur, hem de çok dile maruz kalan çocukların daha geç konuşması normaldir. Novacım iki yaşına 9 gün kala geçmiş oldu, 20 aylıkken konuşmaya başlayan ablasına göre geç ama onun içinde bulunduğu şartlar için çok erken. Doğrusu onunla gurur duydum.

Hollanda'ya taşındığımızda 15 aylık olan ablası, öncesinde yine yurtdışında olmamıza rağmen yabancı dile Nova kadar maruz kalmadı. Oğlum doğduğundan beri İngilizce Hollandaca ve Türkçe duyuyor. Üstelik ilk yıl neredeyse hiç kitap okumalı veya oturmalı bilişsel becerilerini geliştiren aktiviteler yapamadık. 9. ayında yürüyene kadar öncelikli hedefi sadece yürümekti ve diğer tüm oyunları reddediyordu. Bütün gün sabahtan akşama kadar yürüdük. Hatta eşim Dila'ya yaptığın gibi bilişsel oyunlar oynayın bak geri kalacak diye bana sitem ederdi. Eh sanki ben yaptırmıyorum, doğrusu az da olsa oturmak hoşuma giderdi.

Neyse ki yürümeyi öğrendikten sonra oturup arabalarla, yapbozlarla oynamaya başladık. Ablası boya kesme işleri yaparken o da başındaydı. Başlarda sadece kalemleri dağıtıyordu tabi.  Böyle bire bir oyunlarda, bebekler sözcükleri daha iyi öğreniyor çünkü tane tane, nesnelerle ilişkilendirerek konuşuyoruz. Sonra kitap sevgisi de başladı. Kitaplardaki nesneleri önce biz söyledik o tekrar etti sonra bu ne, şu ne diye sorduğumuzda hepsini söyler oldu.

Sanırım son 3 aydır falan herşeyi söylüyordu ancak tek kelime halinde. Öyle ki on gün kadar önce mesela, memea, memea diye bağrınırken, meme ne? Meme ver diyeceksin de bakayım diye ısrar ettiğimde bile duraksıyor söyleyemiyordu. İşte bu yüzden birden bire açılması çok şaşırtıcıydı.

Bu arada Hollandacası ne durumda derseniz, geçtiğimiz Eylül ayından itibaren haftada iki gün 2,5 saat onun için oyuna gelen ablamızın dediğine göre, onun söylediği herşeyi anlıyor, evet hayırlı sorulara doğru cevap veriyor ve 20 civarı kelime söyleyebiliyor. Ki o da, Nova'nın gelişimini çok iyi buluyor. Bakalım iki yaşını geçtikten sonra başlayacağı oyun okulunda neler olacak bu açıdan.

Tabi konuşmaya erken başlamasında hiç susmayan ablasının da etkisi büyük. Çoğu zaman oğlumdan duyduğum yeni kelimelere şaşardım, bunu ben öğretmedim hangi ara öğrenmiş diye. Fakat kızıma kardeşiyle konuşurken nasıl konuşacağını anlatmıştım. Taleplerini basit tutmasını, istemediği birşeyi yaptığında avaz avaz hayır diye bağırmak yerine ne yapmasını istediğini söylemesini (mesela sadece "hayıııır" değil "hayır yırtma" demesini) vurguladım. Söz konusu ikinci çocuk olunca olumsuz kelimeler de öğreniyor tabi, ablasından ilk öğrendiği kelime kakaydı :)

Evde bu durumun sonuçları ise pek fena, resmen atışmaya başladılar biri hiç susmazdı şimdi diğeri de eklendi. Birbirlerine kızdıkları zaman bebeksin anlamında bebeeeek diyorlar, oğlum da nüansın farkında bazen bana bile bebet diyor:))

Çok şeyi söylüyor söylemesine de her kelime doğru değil, böyle tatlı tatlı konuşurken benim kalbim eriyor içim gidiyor. Her sesini her mimiğini kayda almak istiyorum ama ne yazık ki mümkün olmuyor.

15 Kasım 2016 Salı

Nova'ya Mektuplar: 21 ve 22. Ay

Kasım 15, 2016 0 Comments
Canım oğlum, geçen ay ha yazdım ha yazacağım derken baktım yeni aydönümün yaklaşmış, ikisini bir arada yazarım diye yazmadım. Keşke yazabilseydim ama çok yoğunduk be annecim. Günlerimiz öyle yoğun ki, sanırım doğduğundan beri en çok koşturduğum zamanlar bunlar. Şikayetçi değilim ama herşeye yetişmek kolay değil.

Artık eskisine göre biraz daha yoğun ilgi istiyorsun. Daha doğrusu şöyle, önceden sabahları özellikle bölük pörçük de olsa bir saate yakın kendi başına oynardın, ben de temel işleri bitirirdim. Şimdi genelde beraber oynamamızı istiyorsun ancak oyunlar öğretici oyunlara evrildi. Kitap okuma, kağıt kalemli çalışmalar, oyun hamuruyla oyunlar, renk, sayılar ve yeni kavramlara olan heveslerin, yapbozlar... Yani oyunların hep konuşmalı, bol tekrarlı oluyor ve benden yanında olmamı talep ediyorsun haliyle. Ablan evde olduğunda ise bu rolü o defvralıyor ve çok güzel oynuyorsunuz beraber. Bir de Chantal geldiğinde (haftada iki sabah 2,5 saat senin için geliyor) aynı oyunları onunla oynuyorsunuz Hollandaca olarak, kitapta herşeyi göstererek soruyor, onun söylediklerini tekrar ediyorsun.

Evet bu ayların önceliği konuşma çalışmaları oldu. Tam cümle kurmaya başlamadın ama bildiğin ve kullandığın çok kelime var. Neyi ne kadar bildiğini anlamak için baban resimli kelime ansiklopedisini gösterip soruyor. Çoğunu biliyorsun şimdiden, sayısını bilmiyoruz ama herhalde 100 civarı kelimen var diye düşünüyorum. Hollandaca kelimelerinin sayısı çok olmasa da, (10-15 kadar) Chantal konuştuğundan daha fazlasını anladığını söylüyor.

Bu geçtiğimiz iki ay içinde tuvalet eğitimine senin isteğinle ve tabi ki ablanın önderliğinde başlamış olduk. O ne yaparsa yapmak istediğin için uzun zamandır seni de wc ye tutuyordum. Kakanı zaten farkediyor ve yapıyordun çoğu günler ama artık kaka hiç şaşmadan oturağa yapılıyor. Hatta ola ki bezine yapmak zorunda kalınca, hiç kıpırdayamıyorsun ve çok rahatsız oluyorsun. Klozete çiş olayını pek iyi beceremediğimden (ve her seferinde komple soymak zor geldiğinden) oturağı salonun başköşesine koyduk ve çişler de artık oraya yapılıyor. Daha bezi tamamen atmadın ama evdeysek gündüzün çoğunu bezsiz geçiriyor ve oturağa yapıyorsun. Sana kalsa akşamları da bağlanmasını istemiyorsun ama yatak ıslanmasın deyince ben "damam" diyorsun. Tamam deyişine bayılıyorum öyle tatlı söylüyorsun ki. Belki cesaret edip gece bezini de atsak birkaç denemeden sonra başarırsın ama gecelerimiz hala düzene girmedi. Hele bir süre rahat geçen birkaç aydan sonra bu ay son azıların huzursuzlukları başladı. Ne kadar ilerledi göremiyorum ama gerçekten oldukça fazla etkileniyorsun ve memeye yapışık geçiyor bütün gece. Değil saat başı uyanmak, neredeyse hiç uyumuyoruz diyebilirim. Bir an önce bitmesini diliyorum. Belki memeye düşkünlüğün azalır da uykularımızın kalitesi artar diye beklemekteyim.

Genelde uyumlu, sakin, ne istediğini bilen, şevkât dolu bir çocuksun ama geçtiğimiz yaz giriş yaptığımız iki yaş sendromunun artçıları da olmuyor değil. İnadın, kendini yırtarcasına ağlamaların biraz daha çoğaldı. Belki de tecrübeli olduğumdan bilmiyorum şimdilik aşırı yılmış değilim.

Biraz sevdiğin şeylerden bahsedeyim, elbette ki başta arabalar (senin dilinde meme) ve diğer taşıtlar, banyoda oynanan plastik ördeklerin, Türkçe çocuk şarkıları (Ali babanın çiftliği, diğer hayvanlı şarkılar ve elbette ki otobüsün tekerleği dönüyor), gerçek otobüse binmek (otobüse şarkıdan ötürü dındındın diyorsun), yürümek (bebek arabası artık sadece eşya taşıyor), saçımın topuz olması (gol diyorsun, gece yarı uyanık halinde bile saçımın topuzu bozulmuşsa talep ediyorsun), emerken saçlarımla oynamak başlıcaları diyebilirim.

Bu iki ayda yaprakların dökülüşüne şahit olduğun için diline eklenen sözcüklerden "ağad düç " deyişin, bunu söylerken elinle ağacı gösterip düşme işareti yapman içimin yağlarını eritiyor, o parmaklarını öpücüklere boğasım geliyor. Yine beni çağırışın da keza; aaaan-ne auttu şeklindeki anne otur deyişin ve işaret parmağınla gösterişin.

Hay nasıl da unutuyordum en önemli meselemizi! Renkler evet ve mor. Aman Allahım tam bir mor hastasısın. Renkleri öğrenmeye çalışıyorsun bu ara ama özellikle pembelerin mor olduğu konusunda ısrar ediyorsun, ben de tamam mor o deyince gülerek hayııı peeembe diyorsun. Pembe mavi (mame diyorsun daha i sesinde çok başarılı değilsin) ve moru karıştırmadan biliyor ve söylüyorsun.

Şu andaki bıcır bıcır halini o kadar çok seviyorum ki, içime sokarcasına seviyorum seni. Öyle tatlısın öyle güzelsin ki rabbime her an şükrediyorum. İyi ki varsın melek yüzlüm. Nice aylara.

Annen
Amsterdam

8 Eylül 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri 3

Eylül 08, 2016 7 Comments
Tatili bitirip dönmemizin üzerinden bir hafta geçti bile ama başladığım seriyi tamamlasam iyi olacak. Toplam 6 hafta kaldık ve bu güne kadar hep ikişer haftanın özetini yazmıştım. Son iki hafta da şöyle geçti.

3. ve 4. haftaları Tekirdağ'da geçirdikten sonra annemleri orada bırakıp İstanbul'a döndük eşim geleceği için. Üç haftadır babalarını görmeyen çocuklar bir sabah uyandıklarında onu evde bulunca çok sevindiler. Antalya'daki tatilimize gidene kadar İstanbul'da birkaç günümüz daha vardı. Bu sürede ailecek gezdik, tatil alışverişi yaptık ve babanneyi ziyaret ettik. Annemler olmadığı için yemek işleri bana düşmüştü ve ne yalan söyleyeyim bir ay mutfağa girmedikten sonra özlemişim. Güzel güzel yemekler pişirdim :)

Sonra önceden ayarladığımız otele gittik. Eşim ve ben gideceğimiz yerlerde çok aşırı lüks veya üstün hizmet arayışında değiliz. Temiz olsun, yenilebilecek yemekleri olsun ve bir diğer olmazsa olmazımız yeşil olsun. Ne yazık ki bir çok otel yüksek binalardan, tam teşekküllü aquaparklardan ağaç çiçek için alan ayırmıyor. Eşim otel seçerken (evet ben hiç aramam hep o bakar) uydu görüntüsüne bakıp ne kadar yeşil olduğunu inceler. 

Gittiğimiz otelden bu açıdan çok memnun kaldık. Aşırı güzel bir bahçesi vardı. İki katlı evler şeklindeydi odalar. Çiçekler ağaçlar bol bol serpiştirilmişti aralarına. Havuz kenarında ağaç gölgesinde oturabiliyordunuz. Hatta havuzun bir kıyısını (şezlongla doldurmaktan vazgeçip) bir sıra çiçekle doldurmuşlardı. Otelden plaja geçiş hattında bile bir sıra kumları doldurup çiçek ve ağaç ekmişler. Benim gibi doğa aşığı için çok hoş ayrıntılardı bunlar. Dolayısıyla çok beğendim. Yemekler, havuz, diğer hizmetler de beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı.

Çocuklar da çok sevdi çok oynadı. Gündüz havuz ve denizde, akşamları oyun parklarında oynayıp durdular. Novadünya bütün gün dışarda olmaya feci alıştı tabi. Hala bu isteği devam ediyor ve neyse ki geldiğimizden beri Hollanda havası orayı aratmıyor, hep dışarılardayız.

Ne kadar güzel olursa olsun otel tatili bence 4-5 günden sonra rutine dönüyor ve sıkıyor. Bana öyle oldu. Eşim 7 gece 8 gün almış tatili, doğrusu son günler geçmek bilmedi. Su aşığı ben doydum demek ki. Tekirdağ'da kaldığım 15 günde toplam yüzdüğüm süre yarım saati geçmemiştir (oğlum bensiz durmuyordu, beraber girdik ama çıkmak istiyordu). Otelde babasında durdu ve sırayla yüzdük. Çocuksuz günlerdeki kadar çok değil elbet ama yine de fena değildi ve ben doydum. Helocum zaten hiç sudan çıkmadı, biz sırayla yüzerken bize eşlik etti.

Otelde bir ilk daha gerçekleştirdik ve ailecek fotoğraf çekildik. Oğlum bundan pek hoşlanmadı ama çok güzel fotoğraflarımız oldu valla. Hiç böyle fotoğrafçıda çekilmiş güzel resimlerimiz yoktu. Eve gelince çerçeveleri doldurdum.



Antalya'dan döndükten sonra İstanbul'da son birkaç günümüz daha vardı. Onlar da  yakınlarımıza doyma buluşmalarıyla, valiz hazırlıklarıyla geçti bitti. Çok şükür kolay bir uçuşla döndük yine yuvamıza. Geldiğimizin hemen ertesi günü okula başladı kızım (normalde hafta başında başlamıştı biz geciktik) ve o günden beri koşturmalar son hızıyla devam ediyor...

Şimdi düşünce, başlarındaki korkuyu saymazsak çoğunlukla güzel bir tatildi. Çocuklar akrabalarına, onların sevgisine doydular. Birçok yeni şey kattılar ve ben de tekrar evimi özleyecek kadar aylardır biriktirdiğim tüm özlemimi giderdim.
Çok şükür.


11 Ağustos 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri-2

Ağustos 11, 2016 6 Comments
Bir mekan/düzen değişikliği yaşandığında üç aşamalı bir etkisi oluyor bende. Birincisi, "oh yeni yer, içim açıldı, gönlüm ferahladı" dönemi. İkincisi "yeter bu kadar, ben evimi & düzenimi özledim" dönemi ve son olarak da "buna da alıştık, yeni düzen kurduk, insan herşeye alışıyor" dönemi.

Gelişimizin üzerinden yaklaşık bir ay geçtiği ve eşim olmadığı için ikinci dönemin etkisini çok yoğun olarak hissettim. Evet etrafta yardımcı olacak çok kişi oluyor ama, çocuklar genelde beni tercih ettiklerinden veya diğer kişilere babaları kadar alışkın olmadıklarından, eşimin varlığının getirdiği faydanın, bu toplamdan daha fazla olduğunu yaşayıp idrak ettim. Yokluğunda eksikliğini çok hissettim, daha çok yoruldum ve ne yazık ki kendime fazla vakit ayıramadım. Genelde erken yatan çocuklarım, biraz daha geç yatmaya başladılar. Evet tatil sonuçta, geç yatsınlar farketmez ama benim tek dinlenme fırsatım, onlar uyuduktan sonra olduğu için, bu durum bana pek de iyi gelmiyor. 

Fakat son birkaç gündür üçüncü aşamadayım ve hayret ediyorum. Bu yeni düzene bile alıştık, bir şekilde idare ediyorum ve zor gelen durumlar artık zor gelmiyor. İnsanoğlu ne kadar değişken. Bazen düşünürüm; hani şu dizilerde bolca konu edilen, uygarlığın sonu gelse de, insanlar teknoloji olmadan ilkçağ şartlarında yaşasa, acaba hayatta kalabilir miyiz diye? Evet sanırım o şartlara da uyum sağlardık.

Fotoğraflar sırayla :
üst: yolda duran hurda traktörle oynarken / oğlumun öğle uykusunda kahve keyfim ve mavi çizgili çarşaflar
Orta: bahçedeki incir ağacı hergün 10-15 kg incir veriyor / çocuklar üst kattaki bahçeye bakan yan pencereyi keşfetmiş
Alt: teyzemlerin köpeği paşa bize kahvaltıya geldi / bahçedeki ağaçta çocuklar. Alçak duruyor ama gerçekte insan boyundan yüksekteler

Bir önceki yazımda tatilimizin ikinci kısmını Tekirdağ'da geçirdiğimizden bahsetmiştim. Annemin büyüdüğü eski bir köy evinde kalıyoruz. Eli yüzü düzgün bir ev ama pek de lüks sayılmaz. Çocukların bu farklılıkları tecrübe etmesini istiyordum. Gerçi ufaklık hatırlamaz belki ama kızımın belleğinde yer etsin. Su şişelerine doldurduğumuz güneşte ısınmış sularla, ağaçların altında, bahçede duş alınabileceğini, kalabalık sofralarda, bahçede ne yemek varsa kapış kapış yenileceğini, her sabah toplanan incirlerle kahvaltı edilebileceğini, hergün bahçenin süpürülüp yıkanması gerektiğini, bahçenin bir köşesinde duran kuşların suyunun dökülmeyeceğini....

Meyve ağaçlarını, sebze bahçesindeki sebzeleri, bahçeden toplanıp haşlanan mısırları, her gün suladığımız çiçekleri, günde on kere koşa koşa bakkala gitmeyi, denizde yengeç aramayı, limanda kıyıdaki kayıklara binmeyi, köy düğünündeki küçük kızların prenses kıyafetleriyle oyun havalarında dans edişlerini, her gün çekirdek yemeyi, dedenin gittiği balıktan getireceği balıkları heyecanla beklemeyi, ayıklanırken izlemeyi, denizde grup halinde şakalaşarak yüzmeyi, kuzenlerle günde yüz kez kavga edip barışmayı ama illa ki her sabah özlem gidermek için sarılıp öpmeyi...

Ben çocukluğumda aynı evde benzerlerini çok yaşayıp çok keyifli anılar biriktirdiğim için, çocuklarım da yaşasın, onların da bir "köy"ü olsun istiyordum hep. Sanırım oldu...

Ne yazık ki bu haftasonu köy hayatını sonlandırıp tatilin üçüncü aşamasına geçeceğiz. Kızımın buradan ayrılması pek kolay olmayacak ama kim bilir belki başka yaz tatillerinde yine geliriz? 


3 Ağustos 2016 Çarşamba

Türkiye Tatili Günlükleri-1

Ağustos 03, 2016 5 Comments
Canım yazmak istiyor ama ne yazsam bilemiyorum. Genelde günlük yaşantımızı devam ettirirken, hayatın içimdeki tesirleri, esinlendirdikleri ile ortaya çıkıyordu yazılarım. Şimdi tatil modundayım ya, sanki her açıdan off modundayım. Oysa hayatımız yine devam ediyor ve zihnime çeşitli anılarla gönlüme zengin zuhurlar birer birer nakşolunuyor.

Tatilimizin üçüncü haftasının içindeyiz bugün. İlk geldiğimiz gün darbe olmuştu diye yazmıştım. Eve geldikten bir saat sonra. Çok üzüldük çok korktuk. O hafta neredeyse hiç evden çıkmadık. Bir tek yakındaki bakkala markete, üst sokaktaki ablama o kadar. Diğer yakada oturan babanne-dedeye bile gidemedik. Neyse ki onlar geldi.

Hollanda'da günün çoğunu dışarda geçirmeye alışkın çocuklar bunaldı tabi. Ben de ortalığın biraz yatışmasıyla aktivite arayışlarına giriştim. Eşim ilk haftanın hafta sonu döneceği için o gitmeden bir kez bizi gezdirmiş olsun diye hep beraber Büyükada'ya gittik. 50 yıldır İstanbul'da yaşayan annem hiç gitmemişti. Babam sağolsun zamanında çok gezmiş, sonra da annemi götürmemiş :( Biz piknik alanına gittik ama çoğu kişi denize gidiyordu adalara. Fakat o kadarı bile bize öyle iyi geldi ki anlatamam. Sonraki üç dört gün boyunca gözlerimi kapadığımda Ada'yı görüyordum.

O günden sonra bir hafta hergün çocukları gezdirdim. Bir gün Rahmi Koç müzesi, bir gün Eyüp Sultan ve Feshane, Adapark, Kidzania, akraba ziyaretleri, yakın parklar. Kimi zaman günde iki kez çıktık. Çoğu kişi için çocukları dışarı çıkarmak büyük iş. Hazırla, dışarda idare et, ihtiyaçlarını gider, zaptet. Ben alıştığımdan mıdır nedir hiç üşenmiyorum, çık desinler üçümüzü 10 dakikada hazır ederim :)) Nitekim yaptım da.

Çıkmak gezmek zor değil de, İstanbul çok sıcaktı. Gündüz dışarda durmak zor. Bu yüzden olsa gerek insanların çoğu için zaman kullanımk daha farklı İstanbul'da. Neredeyse herkes akşam serinliğinde uyanık kalıyor ve gündüz öğlene kadar uyuyor. E bu da tabi benim çocuklara ters. Sabah 7-8 de kalkan çocuklar erken yatıyorlar. Bu yüzden akşam gezilerim mümkün olmuyor. Gündüz de sadece öğleden sonraya kalıyor. Fakat öğleden sonraları da çok sıcak. Ben de çoğunlukla sabah serinliğinde kendi kendimize ufak geziler yaptırdım, öğleden sonraları da sıcak mıcak demedik idare etmeye çalıştık.

İkinci haftanın sonunda ise Tekirdağ'a geldik. En son kızım bebekken 4 yıl önce gelmiştim. Özlemişim. Annemler her yıl gelip boş olan ananemin evinde kalıyorlar. Çeşit çeşit çiçekler ve meyve ağaçlarıyla dolu bu kocaman bahçeli, içerden merdivenli eski ev çocukların çok hoşuna gitti. Tabi denize çok yakın olması da bonusu. Geldiğimizden beri hergün sabahtan akşama kadar bahçe ve denizdeyiz. Tabi ben Nova'nın peşinde koşmaktan pert oluyorum ama neyse.

Çocukların keyfi pek şükela ama sıcak çok fena. Tüm gece onların terlerini kontrol etmekten, yelpaze ile serinletmekten uyuyamıyorum. Deniz keyfim ise diz boyunda yüzmek ve kumda oynamaktan ibaret ama bir şikayetim yok .:))

Dün çocuklara salıncak da kurdum daha ne olsun :)


Buraya bol foto koyamıyorum ama instagramda sık sık paylaşıyorum. Dilerseniz bekleriz :))

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Oğlumcum

Temmuz 11, 2016 3 Comments

Geçen gün kızımı yazmıştım, şimdi de oğluma dair notlar yazmak istiyorum. Şu an meme emerek uyuyor ve öyle tatlı ki, sevgisi içimden dolup taşıyor.

Gerçekten her ikisinde de farkediyorum, duygusal olarak tatmin olmuş, bedensel ihtiyaçları dengeli şekilde karşılanmış çocuklar, uyumlu, huzurlu çocuklar oluyorlar. Bu sabah oğlum için yine böyle hissettim. Hafta içi her sabah yaptığımız bir rutinimiz var. Çoğu onun kontrolünde ama buna rağmen bana zaman ayırıyor. Bu konuyu ayrıca yazmak istiyorum aslında; çocuklar sandığımızdan daha bilinçli, çoğu zaman kontrol bizdeymiş gibi zannetsek de aslında onlarda.

Neyse sabah yedide uyandık hep beraber. Aslında bu gece yaşadığımız bir ilki de yeri gelmişken not edeyim. Beşiği bizim yatağa bitişik şekilde yanyana uyuyoruz. Gece bir ağlama sesine uyandım. Yatağa bakıyorum yok, yanına altına etrafına bakıyorum yok. Kocamı uyandırdım aramaya başladık, meğer ablasının odasına gitmiş orada bulduk. Artık ne yapıyordu bilmem kalbim yerinden çıktı. İyi ki merdivenlerin kapısı kapalıydı (asla açık bırakmam ama olur ya). Fakat yanımdan inerken nasıl oldu da hissetmedim şaşkınım. Nerde kalmıştık sabah uyanınca ablayla oyun ve kahvaltı faslının ardından, ablasını okula bırakmak için hazırlandık. Giderken acele ettiğimiz için bebek arabasında oturuyor ama dönüşte illa ki yürüyor. Okuldan çıkınca bir rutinimiz var, izlediğimiz bir güzergah ve yaptıklarımız asla değişmiyor. Kesinlikle bebek arabasına oturmuyor, elini kolunu sallaya sallaya okul bahçesinin arka kapısından çıkıyor. Buradan çıkıp çiftliğe giden yolu çok iyi biliyor ve çiftliğe doğru gidiyoruz. Yolda kuş seslerini dinliyoruz, bazı çiçeklere taşlara dokunuyor. Çiftliğe gidince dışardan (ilk başlarda girmek istiyordu ama saat erken açık değil henüz) hayvanlara bakıyoruz. Birkaç farklı horoz sesi var onları dinliyoruz. Kapısını açmaya çalışıyor ama hayır kapalı vazgeçip yoluna devam ediyor. İkinci durağımız gölün kenarında taş atmak. İlk günlerde onlarca taş atıyordu ama artık öğrendi ve sıkıldı, üç beş tane atıp yola devam ediyor. Bütün bu işlerde herşeyi o yönlendiriyor. Gölden sonra ormandan çıkıyoruz ve geri dönüşüm çöplerinin olduğu alana varıyoruz. Bazı sabahlar bebek arabasına yüklemişimdir, bu sabah yoktu. Yok dedim yola devam ettik, varsa atıyoruz beraber. Burası okulun ve etrafındaki birkaç binanın otoparkı. Otoparkı bir uçtan bir uca yürüyüp havuzun kapısına geliyor. Açık ise içeri dalıp (bazen havalansın diye açık oluyor) havuz malzemelerinin satıldığı otomatın düğmelerine basıyor. Ordan çıktıktan sonra yürümeye devam. Bisiklet dayanan çubuklarda sallanıyor, esniyor sonra yola varıyoruz. Yolun bazı noktalarında tekerlekli araçlar için kaldırım alçak oluyor ya, o noktalardan birkaç kez karşıdan karşıya gidip geliyoruz. Bu süreç biraz gergin benim için. Arabalara dikkat etmesi lazım, fakat her geçen gün daha iyiye gidiyor ve neyse ki çok araba geçen bir yol değil.

Bu yolun sonunda bizim eve kadar uzanan kanal var. Yine evden arabanın altına attığım bayat ekmekleri veriyoruz ördeklere. Onlara veda edip karşıya geçiyoruz (yine birkaç kere) yolun kenarına ekilmiş güllleri kah koparıp kah dokunup kah koklayarak, varsa arı ve uğur böceklerine bakarak, sokağımızın sonundaki parka varıyoruz. Bir kez kaydıraktan kayıp diğer evlerin bahçe duvarlarından yürüyüp çitlerinden falan atlayıp eve varıyoruz.

Gelince bir süre beni istemez, kendi kendine oynar. Bu arada ben de mutfağı, masayı temizlerim. Bazen de bu sabah olduğu gibi lavaboyu fırçalar. Bunun için illa ki önlüğünü takmak ister ve sandalyeyi çekmemi söyler. O oynarken işimi bitiririm. Sonra süpürgeyi çalıştırırım. Beraber süpürürüz genelde ama bu sabah oyun oynamamızı istedi. Sevdiği kitabının taşıtlar sayfasını açmamı istiyor ve onları sormamı istiyor. Ben sorduğumda tek tek gösteriyor ama bazen bilinçli olarak şaşırıyor ve ben de değişik sesler çıkarıyorum ve gıdıklıyorum. Kıkır kıkır gülüyor. Bu sabah ayrıca kutulardan kule pastası yapıp devirdiğimiz oyunu oynamak istedi. Happy birthday to you şarkısını söylerken etrafında dönüyor (ablasından öğrendi) ve şarkı bitince deviriyor kuleyi. Bu oyunun adı onun dilinde guuguu (to you demeye çalıyor). Oyuna doyduktan sonra esnedi ve yukarı çıkıp uyumak istedi. Meme isteyip bana sarıldı ve kısa sürede uyudu. 

Şimdi öğle yemeklerini hazırlayacağım ve geri kalan işlerimi tamamlayacağım. Onlar da yetişecek biliyorum çünkü çocukların ihtiyaçlarını giderince ve acele etmeyip, nasıl yetişecek derdine düşmeyince herşey yoluna giriyor.

İyi haftalar..,





1 Şubat 2016 Pazartesi

Kardeşler Arası İlişkiye Dair Notlar

Şubat 01, 2016 3 Comments
Oğlum her geçen gün büyürken, çocuklarımın arasındaki ilişki de günden güne zenginleşiyor. Bu zenginliğin içinde pek  tabi ki kavgalar, paylaşamamazlıklar da var. Ancak çok şükür ki son bir kaç aydır belli bir ritm tutturdular ve birbirlerine karşı çok nazikler. Elbette bu ilişkiyi çocukların karakterleri de etkileyecektir ama anne baba olarak yapabileceğimiz bazı şeyler var. Bu yazıda bu güne kadar yaptıklarımızı yazayım, büyüyüp yeni şeyler icat ettiklerinde ise yeni çözümlerimizi. Tabi ki sizin aile dinamikleriniz farklıdır, farklı uygulamalara ihtiyaç duyulabilir, benimkiler sadece fikir sunacaktır :)

Hayır'ı öğretmek. Sanırım yaptığım en iyi şey bu. Daha 5-6 aylıktan itibaren oğlum kızımın oyuncaklarını almak oyununu bozmak istiyordu. Tabi ki asıl amacı bu değil, sadece merak ediyor ama gel de bunu ablasına anlat. Ben genelde bebeklikten itibaren (her ikisine de yaptım) yasaklı olan şeyler için gözlerine bakarak kararlı bir tonda hayır dediğim için, ablasına da bunu öğrettim. Normalde kardeşi oyununu bozacak diye panikleyip çığlık atıyordu. Sonra çığlıktan korkan bir bebek ve ağlamalar eşliğinde kaos. Kızıma kardeşi istemediği birşey yaparsa hayır demesini öğrettim. Şimdi kardeşi daha yaklaşırken o da aynı benim tonlamamda hayır diyor üstüne basa basa. Genelde yine de yaklaşıyor oğlum ama en azından temkinli yaklaşıyor. Kızım da ne yapacağını bildiği için daha sakin ve huzurlu.

Saçını çekerse kurtar.  Saç çekmeler illa ki olacak ama aslında bebeğin niyeti saçı çekmek değil, dokunup öğrenmek. Kızımın saçını tuttuğunda, o da genelde hareket halinde olduğu için saçı çekiliyor ve canı yanıyordu. Birkaç defa kardeşine karşılık verdi tabi. Fakat ona anlattım, kardeşin çekmeye çalışmıyor sana dokunup seni sevmek istiyor. Bu durumda kıpırdamadan yavaşça kardeşinin elini tutup saçını kurtar. Evet bundan sonra artık saç çekmeler bitti :)

Şiddetli oyunlar yok. Mutlaka farketmişsinizdir aslında bebekler doğduklarında onlar için şiddet kavramı yok. Başka bebeklerle karşılaştıklarında çok nazik dokunurlar veya kedilerin kuyruğunu asla çekmezler. Oyuncakları attıklarında veya fırlattıklarında ise amaçları zarar vermek değildir, ne ses çıkaracaklarını, ne tepki vereceklerini öğrenmeye çalışırlar. Daha ilerleyen zamanlarda şiddet uygulamaya başlamaları genelde çevreden veya diğer çocuklardan görerek oluyor bence. Kızım genelde hırçın biri değil, fakat bazen düşüncesiz davranışları oluyor tabi. Oyununa yaklaşmasın diye ittirmek, kolundan tutup ters yöne döndürmek gibi denemeleri oldu. Tabi daha doğru düzgün dengede duramayan bebek düşüyor bu durumda. Bu tip hareketler kesinlikle yasak, itmek, oyuncak fırlatmak, zarar vermek yok. Aynı şey sana yapılsa hoşuna gider mi? O daha dengede duramıyor, düşer, yaralanır. İstemediğin zaman sen ondan uzaklaş. Bu tip telkinlerin sonucunda, artık şiddetli davranışlar yaşamıyoruz pek fazla. Ve abla yapmayınca kardeş de yapmıyor, en iyi rol modeli o çünkü. Kardeş nazik ve naif olunca çok daha iyi anlaşıyorlar.

Bol bol sarılmak. Belki abartıyorum ama sık sık kucaklayıp sarılıyorum çocuklara. Tek çift nasıl yakalarsam. Sarılma bizim evde çokça yaşandığı için normal bir olay artık. Son zamanlarda iki kardeş oynarlarken birbirlerine sarıldıkları oluyor sık sık. Kızım okuldan gelince koşup sarılıyor illa ki. Ya da bazen oyun arasında durup dururken. Tabi her zaman diğeri sarmalanmaktan memnun olmuyor ama temas her zaman iyidir. Yalnız bir önceki madde gereği sarılırken fazla sıkmak, düşürmek yok. Tabi zaman zaman kazalar oluyor olmuyor değil o zaman da anne devreye girip hepsini kocaman sarıyor :)

Oğlum oyun oynarken ablası gelip sarılmıştı..


Devam edecek...

26 Ocak 2016 Salı

Novadünya 12 Aylık

Ocak 26, 2016 8 Comments
(Karla tanışan masum köylü)

1 yaş yazısını yazarken bu aya dair gelişim notlarını yazmamıştım, hatırladığım kadarıyla daha da geç olmadan yazsam fena olmayacak.

Bu ay içinde iki tatil yaptık, ikisi de Nova açısından eğlenceli ve sorunsuz geçti. İlk tatil yeri, evimizden 1,5 saat uzaklıktaki bir yere idi. Hollanda şartlarında en uzun araba yolculuğumuz yarım saati geçmediği ve bu sürede bile koltukta oturmak istemediği için yolu nasıl geçireceğiz diye endişeliydik. Ablasını bir üst modele, Nova'yı da ablasının oto koltuğuna terfi ettirdik ki, daha yüksek etrafı seyrede seyrede gitsin. Tabi birkaç hafta önceden başladık kullanmaya. Ben de bu sayede yıllar sonra ön koltuğa terfi etmiştim ki gelen gideni arattı :))

Giderken yolun yarısında, gelirken tamamında, iki iri koltuk tarafından epeyce işgal edildikten sonra geriye kalan daracık alanda seyahat ettim. Bugünlerde ise (gerçi yine mesafelerimiz kısa ama) artık daha rahat önde oturabiliyorum.

İkinci yolculuğumuz uçakla yaptığımız kar tatilimizdi. Uçak yolcuklukları iyi geçti sayılır, karlarla oynadı (dokundu mıncıkladı yürüdü birazcık kaydı vs), karıştıracak bir sürü yeni yer buldu ve sonuçta onun için dolu dolu geçti diyebilirim.

Bu ay mevcut sekiz dişine hala yenileri eklenmedi, oysa o kadar sıkıntısı olmuştu, sanki boşuna sıkıntı çekmişiz gibi oluyor böyle. Madem gelmeyecektiniz ne diye kapıyı çalıyorsunuz ha diye söylenip durdum :))

Yürümeyle ilgili hiçbir sıkıntısı yok artık. Hatta koşmaya başladı. Kısa bacaklı bir insan koştuğunda nasıl olduğunu tahmin edersiniz, çok komik görünüyor. Bir de zıplamaya çalışıyor kendince. Yere çömelip hızla ayağa kalkıyor ve parmak uçlarına yükseliyor. 

Bu ara burada yazdığım mini disco şarkılarına kafayı takmış durumda. Günde defalarca onları istiyor. Videodaki hareketleri kendi de yapmaya çalışıyor; kollarını kaldırıyor/indiriyor, çömeliyor/kalkıyor, zıplıyor, etrafında dönüyor falan. Gerçekten çok dikkatli takip ediyor. Fakat bu dans hevesi sadece o şarkılara karşı değil, radyodaki müziklerde de başlıyor dans etmeye. En ilginci de geçenlerde kızımın bale kursunda verdiği tepkiydi. Bale dersinden sonra, yetişkinlerin katıldığı bir çeşit dans spor dersi var. Bizim dersten sonra orayı terketmemiz zaman aldığından bu dersi de seyredebiliyoruz ve Nova resmen cama yapışıyor onları seyretmek için. Sanırım hamileliğimde çok göbek attım :) Şaka bir yana ilerde dansla ilgili birşeyler yaparsa çok sevinirim.

Gündüz uykuları genelde iki kez, gece uykuları da en iyi ihtimalle en az 2-3 kez emzirmeli olarak devam ediyor. Daha sık uyandığı zamanlarda bile doğrusu pek şikayetçi değilim. Çünkü sıkıntısı olmadığı zamanlarda uyumayı seven (ya da en azından direnmeyen diyelim) bir çocuk olduğunu biliyorum.

Aylardır oynadığı yürüme/taşıma/sürükleme oyunlarının yanı sıra iki ay önce başladığı, nesneleri içiçe koyma, kapakları açma kapama, oyuncakları toplama gibi oyunlarda daha iyi :) Ahşap puzzleları denemeye çalışıyor, sesli oyuncakları seviyor, ablasının boyama karalama çalışmalarına ortak oluyor. Hatta alıp kaçıyor.

Ve evet artık kardeşler arasındaki güç dengesi biraz Nova yönüne geçmeye başladı. Hala elinden kaptırmama konusunda tecrübesiz tabi. Fakat ablasının çok değerli iki oyuncağını (biri tülbenti biri de pelüş atı) o boş bulduğu anda kapıyor, ablası da onu kovalayıp yakalıyor ve koltuğun erişemeyeceği tepesine koyuyor. Bir süredir hep ordalar. Yalnız ben tülbentin veya oyuncağın birebir eşdeğerini versem bile, bıdık oğlum farkı anlıyor ve hayır illa ki ablasınınkini istiyor. Sanırım asıl derdi onlar değil :))


13 Ocak 2016 Çarşamba

Nova 1 Yaşında

Ocak 13, 2016 11 Comments

Instagramda ikinci bebeğini ilki kadar sevip sevmeyeceğini merak eden arkadaşıma demiştim, " öyle çok seveceksin ki, ilkini bile eskisinden daha çok seveceksin". 

Nasıl mutlu olduğumu, varlığına ne kadar muhtaç olduğumu, nasıl sevginle bizi aydınlattığını anlatacak kelimelerim yok. Varlığın için öyle şükran doluyum, öyle mutluyum ki... İyi ki doğdun, iyi ki bizi seçtin meleğim.

Bu karman çorman dünyada, geleceğine dair hiçbir söz veremem. Ancak kesinlikle emin olabilirsin ki her zaman seni çok ama çok seveceğiz. 

Canım oğlum...

15 Aralık 2015 Salı

Novadünya 11 Aylık

Aralık 15, 2015 4 Comments

Bu ay o kadar uzun geldi ki, bir önceki ayın yazısını okudum bu yüzden. En son nerede kalmıştık acaba herşey karmakarışık bu ara kafamda. Çünkü gerçekten çok yorgunum.

En son dişlerin zorladığından bahsetmişim, onun sancısı hiç bitmedi tüm ay zorladı ve hasta etti. Bu sabah damakta ufacık yarıklar gördüm ama daha ortada diş yok. Diş çıkarma döneminde kızım da oğlum da hep hasta oluyorlar, özellikle azılarda daha yoğun oluyor bu ki kızım azı ve köpek dişleri sürecinde geçirdiği ağır hastalıkla emmeyi bırakmıştı. Öyle ağır bir bronşit olmuştu ki nefes alamadığından ememiyordu ve antibiyotik  şurupları da içemediğinden (kusuyordu) iğnelerle iyileşmişti.

Ve aynısı Nova'ya da oldu. Neredeyse 15 gün ağır şekilde hastaydı: tıkalı burun, öksürük, göğüste hırıltı. Hiç yemek yemedi ve geceleri kucakta uyudu. Ve ilk antibiyotiğini almak zorunda kaldı. Tamamen iyileştikten üç gün sonra yeniden başladı, hala devam ediyor hafif de olsa. Bu yorgunlukta zayıf düşen bedenim de daha fazla dayanamadı ve ben de hastalandım. E evin diğer üyeleri de hastaydı zaten. Ayh yazarken fenalık geldi, şimdi hepimiz hafif öksürüklüyüz çok  şükür. 

Geçen ay yürümeye başladığını ama ara sıra elimi tuttuğunu yazmıştım, artık elimi de tutmuyor, dışarda, evde, her yerde kendi başına yürüyebiliyor, hatta koşma derdinde. Eşik yüksekliğindeki basamakları hiç tutunmadan inip çıkabiliyor.

Hasta olduğunda çok zayıflamıştı, nitekim aylık kontrolde iki ay öncesi ile aynı kiloda olduğunu gördük. Bir ayda aldığı kiloyu (evet almıştı farkediyordum çünkü) geri verdi :( Boyu da bir cm uzamış görünüyor.  Çok değil ama önceden fazla fazla olduğu için hala iyi durumda.

Bu ay bol bol bisikletle dolaştık, dışarda olmayı ve bisikletle gezmeyi çok seviyor. Giderken şarkılar söylüyor ve kafasını iki yana sallıyor :) Ablasıyla iletişimi de iyice arttı. Onun peşinde sürekli. Fakat önceki aylara nazaran ablası onunla daha ilgili. Oyunlarına katıyor, sabah uyanınca ve okuldan gelince özleyip sarılıyor, onu göremeyince hemen Eren nerde diyor. Sanırım ikisi de büyüyor :))

Uyku meselesine gelirsek bu ay hiç olmadığı kadar kötüydü diyebilirim. Neredeyse saat başına varan sık uyanmalı gece uykuları, dayanabilse hiç uyumayacağı gündüz uykuları var. Bu ay gündüz uykularında günde bir kere uyuduğu çok oldu. Fakat hala iki kez uyuyor diyebilirim ama bire düşmesi yakındır. Hafta sonları babası uyutuyor ve göğsünde yatırıp beraber uyuyorlar. Bir tek o zamanlarda uzun uyuyor ve haftalık uyku kontenjanını dolduruyor galiba :). Neyse bu da geçecek elbet.

Oturup oyun oynama gibi bir tarzı yok genelde, hep yürüsün, hep karıştırsın. Elinde koca süpürgeyle dolaşsın, ağır çekmeceleri açıp boşaltsın, kutuları kovaları kaldırsın derdi bu. Nadiren de olsa oturduğunda ona kitap okumaya, puzzle yaptırmaya, kutudan şekilleri atarken onları tanıtmaya falan çalışıyorum. Bu ay kutuların, biberon, suluk şişe gibi şeylerin kapaklarını kapamaya, oyuncakları kutunun içine koymaya, birşeyleri içiçe geçirmeye falan başladı. Minik nesneleri tutabiliyor, yürürken ayağıyla topa vurabiliyor, hep yatakta zıplayan ablası gibi yapmak için dizlerini kırıp yaylanıyor, o da zıplıyormuş ne var :)

Yaşına bir ay kaldığına hala inanamıyorum, zaman ne hızlı geçiyor, daha dün gibi doğumu. İyi ki geldin iyi ki bizim oldun bitanem...

14 Kasım 2015 Cumartesi

Novadünya 10 Aylık

Kasım 14, 2015 2 Comments

Canım oğlum dün 10. ayını doldurdu, şaka gibi geliyor. Şunun şurasında yaşına ne kaldı ki. Bir yaşından sonra herşey daha hızlı sanki. Ne kadar dolu dolu yaşasam da hiç doyamıyorum.

Bu ayı düşününce aklımda çok güzel anılar var, bir kısmı İstanbul'da bir kısmı Amsterdam'da bol bol gezdik. Harika sonbaharın tadını çıkardık, her haftasonu bir parti havasındaydı; kalabalık, dostlar, eğlence parkları, doğa gezileri. Tabi günler hala çok yorucu ama böyle tatlı kaçamaklar yorgunlukları unutturuyor.

Bu ayın en önemli haberi Nova'nın artık yürümeye başlaması. Daha önceki aylarda belirttiğim gibi zaten elimden tutarak rahat yürüyordu, arada koltuklardan koltuğa boşlukları kendi geçiyordu falan ama boş bir alana doğru yürüme konusunda çok cesur değildi. Tam 9 ay 21 günlükken o cesaret geldi yürümeye başladı fakat hala gün içindeki tüm yürüyüşleri bağımsız değil. Anneyle yürümek daha hızlı ve pratik tabi :)) Yine de elimi tutması yarı yarıya azaldı diyebilirim. Zamanla daha da iyiye gidecektir.

Yürürken çömelip kalkmayı, düşen bir şey almayı beceriyor. Ay başından itibaren merdivenleri de keşfetti, merdiven çıkıp inmek istiyor. Günün belli bir zamanını merdiven mesaisi olarak geçiriyoruz, ayağını kaldırmayı beceriyor. Oyuncakların yer aldığı dolabı daha iyi karıştırmak için kutunun üzerine çıkmayı akıl ediyor, yürürken önüne çıkan oyuncaklardan ayağını yükseğe kaldırıp atlatıyor.

Bu ay yeni diş yok ama son iki üç gündür azı mı köpek dişi mi tam anlayamadığım dişlerin (ikisi de beyaz çünkü) sancısını çektik. Hele dün gece bu yüzden ateşli geçti. Son bir haftadır da stomach flu sıkıntısını yaşadık (bitti sayılır), bu yüzden neredeyse bir haftadır yemek yemiyor, sadece emiyor. Ancak ondan önce iştahı yerindeyken, karnının acıktığını bana çok güzel ifade ediyordu. Beni mutfağa götürüp kucağıma çıkmak istiyor ve varsa tezgahtaki yiyeceklere, yoksa dolaba uzanıyor. Fazla su içmeyen ablasına göre suya düşkün, pipetle içmeyi öğrenmişti (yaklaşık iki ay önce) suyu pipetle epey içiyor ve susadığını da yine benzer şekilde ifade ediyor.

Bu ay bilişsel becerileri arttığı için (ya da daha iyi ifade edebildiği için belki) iletişimimiz daha arttı. Benim söylediklerimi anlıyor, tekrarlıyor karşılık veriyor. Geçen gün mandalinalarla oynarken hadi ablana da bir tane götürelim dedim ve başka hiç birşey demeden bir mandalina aldı, koltukta oturan ablasının yanına gittik ve yanına bıraktı. İçine koy, çıkar, ver, gel gibi komutları anlayıp karşılık veriyor. Hiç öğretmediğim halde alkış yapıyor ve dans ediyor :)

Erkekler genelde az konuşur derler ama çok konuşan kızıma göre daha çok konuşuyor Novacım. Çok şaşırıyorum bazı söylediklerine. Bilinçli olarak anne, baba, gel, mama, meme, dede, ver diyor ve hep aynı şeyler için kullandığı bazı özel sesler var. Ayın ortalarında bir akşam uykuya hazırlanırken memme memme memme dedi (genelde emerek uyuyor), sonra ben ışığı söndürmeye gittim kızdı "ve ve ve" diye ağlamaya başladı. O akşam v sesini çalışmıştı ama "ve"hiç dememişti vavava diyerek öğrenmişti. Aradan birkaç gün geçtikten sonra yine benzer uyku öncesi durumda, gözlerimin içine bakıp annne dedi, hemen ardından büyük bir çabayla ağzının şeklini değiştirerek memme dedi. Sadece tek kelimelik: Anne memme. O kadar netti ki şok oldum, çünkü aynı ses tonundaki kelimeleri takılmış gibi tekrarlıyordu ama böyle farklı iki kelimeyi ilk defa yanyana kullandı.

Dışarıya çıkmayı çok seviyor, genelde hergün iki kere çıkıyoruz (bazen daha fazla). Bisikletle gezmeye bayılıyor, giderken şarkılar söylüyor.

Gündüz uyku sayısı üçten ikiye düştü, genelde hala yarım saatlik. Ablasının evde olduğu günler ise bir türlü uyuyamadığından bir kere kısacık uyuyor. Gece uykuları kesintili de olsa yaklaşık 11-12 saat sürüyor.

Ablasıyla oyuncak paylaşamama halleri başladı. Çöp kutusunu veya tuvaleti karıştırmak istediğinde ters yöne yürüttüğümde tepinip ayak diretmesi çok komik. İstemediği birşeyi yaptırmak neredeyse imkansız.

Bir çocuğun günden güne büyümesine, yeni şeyler başardığındaki neşesine, mutlu olduğundaki gülen gözlerine şahitlik edip de insanın dertlerden arınmaması imkansız. Hayata dair yaşanılan tüm acı şeylere çocuklar şifa oluyorlar ve ben hergün bunu defalarca hissedip şükrediyorum. İyi ki varsınız annecim.






19 Ekim 2015 Pazartesi

Novadünya 9 Aylık

Ekim 19, 2015 6 Comments

Bu ay dönümü yazısını 6 gün gecikmeyle yazabiliyorum ne yazık ki :( İstanbul'da yoğun ve yorucu geçen günler nedeniyle, ay dönümü yazılarını yazarken içine girdiğim duygusal yoğunluğa günlerdir kavuşamadım. Şimdi de çok konsantre olamıyorum ama zaman geçtikçe hatırladıklarım azalacak, çok geç olmadan yazmalıyım.

Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi artık oldukça büyüdü Nova'cım. Fotoğraf çekimleri de oldukça zorluyor, hiç bir fotoğrafta net hallerini yakalayamıyorum. Ayrıca doğduğundan beri neredeyse kel olduğu için, son zamanlarda oldukça belirginleşen saçları da ifadesini biraz değiştirdi. Bu yüzden gözüme farklı geliyor artık.

Bu ay doktor kontrolünü tatile gideceğimiz için bir hafta erken yapmak zorunda kaldık. Boyu 75cm olmuş, kilosu da tam 10kg (9.950). Dışarı çıktığımızda hala sling ile taşıyorum ama bazen belimi zorluyor ağırlığı. Yine de kucakta taşımaya göre daha rahat ve güvenli. Kucağımda olduğunda, her nerede olursa olsun kayıp yere inmek istiyor. Tabi ki yürümek için :)

Bu ay yine bol bol yürüdük. Beraber yürüdüğümüz için onunla birlikte ben de gün içinde binlerce adım atıyorum. İstanbul'dakiler biraz zayıflamış buldular beni :P Zaten tek parmağımı tutarak yürüyordu ve sağa/sola/geri dönüşleri rahatça yapıyordu ama bu ay yürürken durup çömelme, yerdeki oyuncağı alıp kalkarak tekrar yürüme alıştırması yaptı bol bol. Hala parmağımı tutuyor tabi bunları yaparken, yine de çömelip kalkarken bana veya başka bir yere dayanıp güç almıyor, sadece bacak gücü ile yapıyor. Hatırlıyorum da Helodünya bu çalışmaları bağımsız yürümeye başladıktan sonra yapmıştı. Nova ise önceden tüm alıştırmaları bitirip doğrudan koşmaya geçecek galiba.

Aslında bu güne kadar çok yürüdüğü için ilk adımlar heyecanı yaşayamayacağım gibi hissediyorum. Genelde biraz uzağıma bırakıp hadi  bana gel dediğimde biraz korkuyor ve hemen yere çömelip oturuyor düşmemek için. Fakat kendi isteğiyle ellerini bırakıp adım attığı çok oldu. Dolayısıyla ilk adımları ne zamandı bilmiyorum. Hele geçenlerde koltuğun kenarına bırakıp bir kaç saniyeliğine arkamı döndükten sonra, o koltuğu sıralayıp, arada olan boşluğu aşıp (nasıl yaptı hiç bilmiyorum göremedim), diğer koltuğu da sıralayıp yanıma geldiğini gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. Hepsi çok kısa sürede olmuştu.

Yürümeyi sevdiği kadar karıştırmayı da seviyor. Hatta daha çok olmalı ki bu yüzden tüm evi gezip duruyoruz. Hem bizim evde hem de misafir geldiğimiz evlerde incelenmemiş yer bırakmadı. Dolaplar, çöp kutuları, banyolar, ağır da olsa çekmeceler favorisi. Kendi başına açıp boşaltıyor yaramaz.

Bu ay algıları çok açık ve kolayca öğrendiğini farkediyorum. Ben hiç öğretmedim ama kendi kendine gel gel yapmayı öğrenmiş eliyle. Aba, baba, anne, mama kelimelerinden sonra dedeye geçti ve ona seslenerek dede ge ge diyor el hareketiyle birlikte. Dedesini çok seviyor öyle ki bugün dedesi biraz hafifçe öksürdü ve bunu duyunca önce dikkatlice yüzüne baktı, sonra yanına gidip kucağına başını koydu ve sarıldı. İlk başta tesadüf bir hareket zannettik fakat babam  çok hoşuna gidince bir 4-5 defa daha aynısını yaptı ve hepsinde gidip sarıldı :) 

Çoğu bebek gibi çamaşır makinesine ve elektrikli süpürgelere hasta. Geçen gün teyzesi çamaşır asarken, kıyafetleri alıp önce silkelediğini görünce, o da aynısını yapmaya başladı. Silkeleyip silkeleyip teyzesine uzattı. Yine aynı gün balkondaki toz bezlerini alıp taa makineye götürdü ve içine koydu. Yıkansınmış hay allahım :)

Böyle bilinçli hareketleri günden güne çoğalıyor. Isırmayı çok sevdiği oyuncağını benim ağzıma zorla sokup kikirdiyor. Sevdiği bir kişiyi görünce koşup bacağına sarılıyor ( tabi koşmaktan kastım elimden tutup koşması), istemediği bir yöne yürütmeye çalışınca tepiniyor ayak diretiyor, sevinince hopluyor, etrafında hareket halinde olan çocuklara deli oluyor, peşlerinden bağıra bağıra koşmayı seviyor.

Bu ay hem dişlerden hem de ablasının getirdiği hastalıklardan, çoğunlukla hasta idi. Hala burun akıntısı ve öksürük var. Tam 3 diş çıkardı ve 8 dişli (üst alt 4 bitti) bir yumurcak oldu. Hala kaşınıyorlar hiç ara yok :(

Hastalıklardan dolayı ek gıda işi de nanay :( Kimi günler hiç yemiyor kimi günler çok az, düzenli ve planlı öğünler hazırladığım kızıma göre beslenme konusunda ihmal ediyornuşum hissine kapılıyorum bazen ama bir yandan da anne sütü aldığı için memnunum. Zaten gelişimi de şu ana kadar başladığı persentil eğrisinde devam ediyor. Geceleri ise hasta olmadığı zamanlarda en az 3 kez, hastaysa neredeyse tüm gece emmek istiyor. Ne yazık ki sık ve hırçın emmekten memeucu  yaralarım pek iyileşemiyor.

Çok şükür mutlu, neşeli güler yüzlü bir bebek. Dışardaysa keyfi yerinde, dışarı çıkmak için kapıya yapışıyor. Kedileri, köpekleri gördüğü zaman seviyor, kuşları ördekleri dikkatle inceliyor. Kumları, toprağı mıncıklamaya, çiçeklere dokunmaya bayılıyor. Ablasına hala hayran, onların sevişmelerini seyretmeye doyum olmuyor.

Çok şükür.



 

14 Eylül 2015 Pazartesi

Novadünya 8 Aylık

Eylül 14, 2015 14 Comments

Canım oğlum dün 8. ayını da bitirdi ve ben hala inanamıyorum. Daha dün gibi hamile hallerim ve doğumu, zaman nasıl da hızlı. Artık karşımda algıları tamamen açılmış, herşeye meraklı ilgili, neşeli, bıcır bıcır bir bebek var. 

Gerçi artık bebek demesem daha iyi olacak. Bu ay dr kontrolü olmadığı için kilo ve boy değerlerini bilmiyorum ama uzun süre taşıyamayacak kadar ağır, kıyafetleri küçülüyor (74 ler artık sıkıyor diğer boya geçtik) ve sanki neredeyse bir toddler oldu.

Bu hissimizde yürüyor oluşunun da etkisi var. Hala elimi bırakmıyor ama sadece parmağımı tuttuğundan görenler hayrete düşüyor. Sekizinci ayın başlarında, ne kadarlık olduğunu soranlara yedi aylık deyince, yedi aylık yürüyen bebek görmenin şaşkınlığını yaşayanlara bolca şahit olduk. Gerçekten kendi başına yürüyebilen ve annesinin elini tutmuş bir çocuk gibi görünüyor çünkü. Yürümeyi çok ama çok seviyor, sürekli yürüyoruz beraber. Geri dönmesi falan gerektiğinde, parmağımı tutan elini değiştirip geri dönüyor. Bu el değiştirmeleri ve dönüşleri çok rahat ve seri şekilde yapabiliyor.

Emekleme işinde ise sınıfta kaldık :) Hala tam anlamıyla emeklemiyor. Emeklemediği için kol kaslarının gelişimi geri kalmış değil, dizlerinin üstünde duruyor, tutunup kalkıyor, kol gücü gerektiren herşeyi yapıyor. Hatta öyle güçlü ki bir tokat ile herşeyi devirebiliyor. Kucağımdayken elimdeki bardağı zorla kendine çekebiliyor mesela, bir kere sımsıkı tuttuğum bardağı bir tokatla yere düşürdü, bir kere de elektrikli diş fırçasını :)

Helo da nesnelerin seslerini ve düşüşlerini öğrenmek için sürekli yere atardı ama bu oğluş bir başka. Elindekini bir fırlatıyor tak tuk sesleri yankılanıyor evde. Daha çok hangi ilk hızla atarsam ne kadar ses çıkar araştırmasında gibi :) 

7. ay yazısında ek gıdaya fazla başlamadığımızı söylemiştim. Ay dönümünden bir iki gün sonra birdenbire değişti ve resmen çocuğum yemeklere saldırmaya başladı. Açmış. O zamandan sonra her gün ortalama iki tam öğün ek gıda aldı. Bunun dışında bazen ek diğer ara öğünler oldu bazen olmadı, bunu tamamen Nova'nın talebine göre yaptım. Kimi zamanlar iyi süt içiyor ve acıkmamış oluyor, kimi zamanlar da daha çok diğer şeylerden yemek istiyordu. Yani belli bir saat ve beslenme düzeni kurmadım ancak açlığına göre vermemin daha doğru olduğunu hissediyorum. Çünkü kızımda her gün saati saatine hazırlanan öğünler çoğunlukla yenmiyordu ve sanırım çocuğun bıkmasına sebep oluyordu.

Gerçi son on gündür ek gıda süreci sekteye uğradı çünkü Novacım hastalandı. 4 gün 4 gece süren düşmeyen ateşin, dişten olmadığını hissediyordum ama ne olduğunu ateş bitip de kızarıklıklar çıkınca anladım, 6. Hastalıkmış. Tabi bu arada bir tane daha dişi çıktı ve burnu da sürekli aktı. Sonuçta 8. ayı beşi tamamen çıkmış, biri çıktı çıkacak haldeki dişlerle kapattık. Hastalık süresince anne sütü dışında hiç birşey yemedi, üç gece boyunca ağzı memede uyudu ve hiç yürümek istemedi ki bu onu tanıyanlar için çok anormal bir durumdur :(

Konuşma çalışmalarına devam, a harfini içeren hecelerden sonra e ve i harfini içerenlere geçti. Meme bebe , diddi, bibi gibi sesler çıkarıyor. Son bir haftadır kendini sıkarak çığlıklar atmaya başladı. İstediği birşey yapılmayınca yaygarayı basıyor. Ayrıca sesli ifadelerle dilediğini anlatabiliyor. Kıkır kıkır gülüşü ise  yüreğimizi eritiyor :)

Hala en çok ablasının peşinde koşmayı, kağıtları kartonları ısırmayı, bahçeye kaçmayı, sularla oynamayı, kuma bitkilere dokunmayı seviyor. Ablası tuvaletteyken yanına gitmek için çığlık atıp, lavaboda elleriyle ona su sıçratmaya ise bayılıyor :))

Çok şükür seni bize verene.