Helodünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Helodünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2019 Cuma

8/03 Helodunya Okuyor

Mart 08, 2019 1 Comments
Eski yazilarima bakinca hatirliyorum cocuklarima her ay yazdigim mektuplari. Simdi ise daha cok yaziyorum ama onlari daha az konu ediyorum. Oysa hayatimin neredeyse tamamini isgal ediyorlar. Fakat bu blogda yazilarimi, biraz da hayatimin eksik kalan yanlarini aktiflestirmek icin arttirdim. Dolayisiyla gayet anlasilabilir bir surecteyim.

Gectigimiz Eylul ayi itibariyle, kizimin okuma yazmasina iliskin ne yapacagini bilememe hallerimiz nihayetinde sonuca erdi. Simdi ikinci cocukta sudan cikmis baliga donmeyecegiz. Bizim gibi anadilinden farkli bir ulkede, hatta hakim olmadigi bir dilde cocugu, okuma yazmaya baslayacak cok kisi oldugunu biliyorum. Bu yazim biraz da onlara isik tutar belki.

Daha once bahsetmistim, Hollanda'da basisschool (ilkokul, elementery school) 4 yasinda basliyor. Ilk iki yil anaokulu formatinda ama yine diger cocuklarla ayni binada, ayni bahcede, benzer programlara tabi durumdalar (ayni giris cikis saatleri, ayni tatil gunleri vs). Ilk iki yilda bol oyunlu ama nispeten okul hayatina giris seklinde bir egitim sistemi var. Yine dersler, temalar, yapilacak odevler. Okuma yazma konusunda da bol bol el alistirmalari, ufaktan harflere giris, ama asla zorlama ve harf/ sayi yazdirma gibi seyler olmuyor. Daha cok sanatsal aktiviteler seklinde cocuklarin el becerilerini gelistiriyorlar. Gorunce hayret ediyordum, cok iyi dusunulmus ama gelecekte yazi yazmasina yardimci olacak cizimler, boyamalar vs.

Bir cok cocuk ikinci yilda okumaya heves duyuyor. Okulda zaten bazi harfleri ve iki uc harfli kelimeleri ogreniyorlar. Fakat bu konuda cocugun talebi disinda bilgi verilmiyor sinifta. Bazi cocuklar ailesinin destegi ile okumayi cozebiliyor. Biz yabancilara tavsiye edilen suydu, okumayi ogretmeyin (anadilinde dahi) ilk once dogru kisilerden Hollandaca okumayi ogrenecek sonra anadil ogrenilecek. Cunku asil kullanacagi dili dogru ogrenmesi daha onemli. Biz de bu yuzden ustune dusmedigimiz gibi kacindik da. Simdilerde ise anadilde okumayi ogrenmis olsa da sorun olmayacagi gorusu oldukca yayginlasiyor. Sonucta kizim icin, ucuncu sinifa geldiginde durum suydu: harflerin cogunu taniyor, bazi basit kelimeleri okuyabiliyor ama turkce harfleri biliyor olsa da okuma yok.

3. sinifa gelince ise (ki tam olarak 6 yasinda olmus oluyorlar) okuma ve yazma basliyor. Siniflarda her cocugun ayri masasi sandalyesi, cekmecesinde kalemleri defterleri, yazi ve matematik alistirmalari icin dergileri (workbook) oluyor. Ilk haftadan itibaren haftada 5-6 ses ogrenerek, ogrendikleri kadarini iceren kelimeleri de okuyarak okuma ve yazmaya basliyorlar. Burada el yazisi ile yazmayi ogretiyorlar ve bu yuzden bence daha zor ama buna ragmen aynen ogretmenin dedigi gibi, Ocak ayina geldigimizde tum sesler bitmisti, tum harfler ogrenilmisti (okuma ve yazma) ve simdi her seyi okuyup yazabilir haldeler.

Turkiyede oldugu gibi burada da harfleri sesler ile ogretiyorlar ve o sesleri yanyana getirdiklerinde okuma ve yazma oluyor. Bizdekinden farkli olarak burada iki harfli sesler de var. Mesela 'ee', 'eu' , 'oe' , 'aa' , 'ij' gibi. Bunlari da, ayni yeni bir harf gibi ogrendiler. Cok basit bir ornek olarak "moeder' vereyim. Okunusu mudır, yani oe = u sesi veriyor. Alfabedeki u sesi ise bizdeki 'ü' sesi gibi telaffuz edildigi icin aslinda u sesini veren baska bir harf yok, sadece "oe" u sesini veriyor. Sonucta alfabedeki her bir harfin ve cifli harflerle olusmus her bir sesin, soylenisleri birbirinden farkli. Boylece duydugunu yazarken hangi ses hangi sembolle gosterilmis ise (tekil harf mi coklu harfli kaliplar mi) onu yazdiginda; bizimkinden farkli olmuyor aslinda. Sonucta yine duydugunu yaziyor. Hani turkce duyuldugu gibi yazilan bir dildir ya.


Tabi yine de bazi karisikliklar olmuyor degil. Mesela Turkce'de de ozellikle "ğ"nin icerdigi sozcuklerde yazim hatalarina bolca rastlanir. Cunku dogru telaffuz edilmemis olabiliyor ve sonucta dogrusunu duymamis oluyorsunuz. Simdi kizim da Hollandaca'yi iyi konusuyor olmasina ragmen konusurken yanlis soyledigi veya yuvarladigi yerleri yazarken o kisimlari haliyle yanlis yazabiliyor. Mesela Hollandacadaki g harfinin okunusu girtlaktan bir k sesine benziyor. Bu durumda bazi kelimelerde g mi k mi var karisabiliyor. Bu hatalari bol bol dikte calisarak cozecek zamanla.

Bu ogrenme surecinde neler yaptik onlardan bahsedeyim. Bize en cok soylenen, hic birsey yapmaniza gerek yok, okulda ogrenecekler ama gunde 10-15 dakka okuma yapabilirseniz yeter dendi. Eve hic odev gelmedi, yazma alistirmalarini sadece okuldaki calisma dergilerine yapildi, sayfalarca defterlere hic yazilmadi. Bazen bir bakiyorum yeni harfi sadece iki satir yazmislar ve o kadar. Oldukca sasiriyordum tabi ki fakat gayet de sorunsuz ogrendiler.

Biz evde hic Hollandaca konusmadigimiz icin, esim diger cocuklardan geri kalmamasi adina haftalik ogrendikleri harfleri iceren kelimeleri bulup bir tablo hazirladi. Her aksam yatmadan once bu kelimelerden 5-10 tanesini okuyup, duraksamadan okuduklarina isaret koymak suretiyle okuma hizini arttirmayi ogrendi. (Her aksam akici okuyamadiklarini tekrar tekrar okudu). Ogrendikleri kadar harfleri iceren okuma alistirmalarini (asagidaki gorsellerde fotokopi okuma dergileri bunlar), okulda yapip bitirdikten sonra, onlari tekrar okuduk ve ayrica kutuphaneden duzenli olarak aldigimiz (yine seviyesine gore gruplandirilmis) kitaplari da okuduk.

Bu arada Hollanda'da yasayanlar icin not: Kutuphanede kitaplarin sirtinda zorluk derecesini belirten bazi simgeler oluyor. Bunlar birkac sekilde gruplandirilmis Kolaydan zora dogru soyle:
1) Ay, Yildiz, Roket ve Gunes ( Maan, Ster, Raket, Zon)
2) E S, E M3, E E3, E M4, E E4
3) AVI Start, AVI M3, AVI E3, AVI M4, AVI E4, AVI M5, AVI E5, AVI M6, AVI +

Kitaplari secerken, tam olarak ne seviyede oldugunu gorebilmek icin, bir alt ve ust siniflardan kitaplar aliyor ve gelisimine bakiyorduk. Bazen sinifta kabul edilen seviyesinden bir ust seviyeyi okuyunca motive oluyordu.  Sinifta her cocugun okuma seviyesi farkli cunku bazi cocuklar baslangicta da okuma yazmayi biliyor olabiliyor ve her cocugun gelisim hizi da ayni degil. Yil sonunda her cocuk okumayi ogrenmis olsa bile seviyeleri yine farkli olacak cunku daha iyi bilenler yine ilerlediler ama az bilenlerin onlari yakalama sansi da var tabi ki.

Matematik konusunda da basit islemleri ve saatleri ogrendiler bu zamana kadar. Ve bence cok hos alistirmalar vardi. Kizim matematik gorevlerini her zaman oncelikli olarak ustlendi bu zamana kadar ve cok seviyor.

Okulda derslerden haric yine bol oyun, bol resim/sanat ve spor aktiviteleri var. Oyle ki her gun kosa kosa sevincle gidiyorlar ve hic bunalmadan bu sureci atlattilar. Oyle saskinim ki? Meger okuma yazma veliyi ve cocugu darlamadan da ogrenilebiliyormus :))


Bu gune kadar sadece iki dergi yazi yaptilar, bazen fotokopi kagitlari da oluyordu elbette. Bir de kucuk dikte defterleri var biten.

Yukaridaki yazi kitaplarinin ic yuzu :)

Matematik dergisi yine iki adet bitmis.

Okumaya dayali aktivite dergileri. Bunlardan daha cok yaptilar.

Yine okuma icin fotokopi dergileri.

Bunlar da calisma kagitlari. 



17 Aralık 2018 Pazartesi

Sevdiğine İyi Bak

Aralık 17, 2018 10 Comments
Tam iki haftadır yazamıyorum. En son oğlumun  hastalandığını ve iyileştiğini yazmıştım. O hafta sonu iyiydik fakat sonraki Pazartesi’den itibaren yine hastalandık. Bu sefer oğlumla ben. Bir hafta öyle nasıl geçti anlamadık.

Bu haftaya güzel başlamıştı aslında. Tekrar iyileşmiş, haftasonu keyifli vakitler geçirmiştik. Fakat ben nedense biraz duygusaldım. Hastalığın melankolisi hala üzerimde olmalı ki, beynim eskiden yaşadığımız zorlukları hatırlatıyor ve beni olur olmadık zamanlarda ağlatıyordu.

~ara not: bu yaziya gunler oncesi baslayip, cumartesi sabahi tamamlayip yayinlamistim. Fakat malesef yazdigim onca sey kayboldu, sadece ilk iki paragraf kaldi. Ve ben de yeniden taslaga dondurdum ki sonra tamamlayip yayinlayabileyim. Iste simdi o an geldi. Bu sefer bilgisayardan yaziyorum (daha hizli ama turkce kararkter yok malesef, duzeltmekle de ugrasamayacagim, kusura bakmayin.~

Cogunlukla yalnizliktan kaynaklanan bu zorluklari, Allah'in yardimiyla esimle beraber atlattik ama diger ailelere verilen destekleri gorunce icim sizlamiyor degil. Bu konu herhalde icimde ukde olarak hep kalacak. Fakat iyi yaptigimizi dussundugum birsey var ki, birbirimize iyi baktik, bakiyoruz. Sagolsun esim her zaman cocuklariyla ilgilenen, ev islerine yardim eden, beni mutlu etmeye calisan bir insan oldu. Tabi ben de ayni sekilde ona ve cocuklara iyi baktim. Boylece sevgimiz hic eksilmedi. Hatta bu ara cocuklarin oynamayi sevdigi bir oyun var. Anne seni doksan dokuz seviyorum diyor oglum. k harflerine vurgu yaparak. Ardindan kizim ben yuz seviyorum diyor, oglum ben bin seviyorum. Hayir ben on bin. yuz bin. milyon. trilyon, katrilyon, ve akillilik edip ben sonsuz seviyorum diyor kizim. Ardindan da ekliyor 'he heee ben en cok sen sonsuzdan daha buyuk sayi soyleyemezsin' ..

Ben de diyorum ki iki tane sonsuz var, bir eksi sonsuz biri arti sonsuz. Biriniz onu digeriniz onu sevin boylece kavga bitiyor sarmas dolas oluyoruz. Iyi ki Eren benim kardesim anne diyor Dila, Eren de gidip gidip ona sariliyor. Cok sukur birbirlerini cok seviyorlar.

Gecenlerde arkadasimla ev islerini konusurken esimin her sabah bizden once kalkip kahvaltiyi hazirladigini, yumurtalari pisridigini, suyu kaynattigini, bulasik makinesi dolu ise bosalttigini falan soyleyince sasirdi. Sen mi soyledin de yapiyor kendiliginden mi diye sordu. Hayir dedim hic istemedim, nasil basladi bilmiyorum ama o bunlari yaparken ben cocuklarin wc banyo isleriyle ilgilenirim, sonra kahvalti ederlerken cantalarini hazirlarim, sonra saclar, giyinme fasli bende. Boyle aramizda bir isbolumu olustu kendiliginden. Sonucta ikimiz de ailemiz icin cabaliyoruz, kimin hangi isi yaptigi farketmiyor.

Gectigimiz hafta tam tekrar iyi olduk derken,  Carsamba gunu kizimin binicilik dersinde talihsiz bir kaza yasadik. Normalde dersi izliyorum ama o gun oglum cok usumus cafede oturmak istemisti. Arkadasimla tam cocuklari almaya giidiyorken, Dila'nin ogretmeniyle bize dogru geldigini gorduk. Agliyor ve titriyordu. Attan dusmus, cafeye gitip sakinlestirmemizi onerdi. Medikal yardim sordum, cafede calisanlar ilk yardim bilgisine sahipmis onlardan iste dedi.

Nasil oldugunu sordugumda, hic hatirlamiyordu. Ne dusus anini, ne de neden oldugunu. Cok korkmus ve bir nevi sok icindeydi. (zaten kizimda boyle anlarda normalin ustunde bir panik hali oluyor, ki bunu hep soylerdim ama tabi insanlar anlamazdi. O gun arkadasim da gorunce hak verdi, bu konuda ayrica birseyler yapmaliyiz) Basinda kask ve sirtinda koruyucu yelek olmasina ragmen nasil dustuyse, kafasini ve sirtini incitmis. Sonradan ogretmenle detayli konustugumuzda az cok ogrendik. Derste baska bir ati suren kiz, kosturma asamasinda ne olduysa korkmus ve ciglik atmis. O ciglik atinca butun atlar urkmus ve hizlanmis. Dila, arkadasimin kizi ve bir cocuk daha (emin degilim ama) attan dusmusler. Arkadasimin kizi popo ustu dusmus yine binmis. Dila'yi ogretmeni gormemis ama herhalde yere sirtustu dusmus kafasini carpmis ama ogretmen yanina gittiginde, oturur pozisyondaymi (hemen kalkmis) ve o da onu almis zaten. Dilanin durumunu gorunce hemen acile gitmemizi tavsiye etti kiz, oncesinde yardim talep ettigim calisanlar sadece otursun su falan verin demislerdi :/

Acilde konrollerde birsey cikmadi, agrisi icin agri kesici verildi, olay anini hatirlamayisi (hala kopuk kopuk) soktan diye soylendi. Cok sukur daha hastanede iyi olmustu, jimnastikte yaptigi hareketleri yapmaya baslamisti.

Tabi ki gozlem altinda tutun dediler, hep takip ettik birsey olmadi.

O gece bir de oglum mide gribi oldu, uc kere yataga kustu, resmen sabahladik. Zaten kalbim okuz oturmuscasina agirdi hic uyuyamazdim.

Takip eden birkac gunde cocuklar normale hemen donduler ama ben donemedim. 40 yildir hayatta bir cok aci tatli seyi tecrube edip, o duygularla nasil basedecegimi ogrenmis olsam da, 7 yillik anneligimde cocuklarla ilgili kaygilarimla hala nasil basedecegim konusunda cok yol almam lazim. Ya bir sey olsaydi dusuncesiyle kavgalar edip, tekrar cocuklari ciktiklari yere sokup herseylerden sakinma hisleriyle dolup tastim.

Fakat tabi ki kabullenmek gerekiyor. Cunku her an yanlarinda da olsak (3-4 aylikken nasil gozunun onunde yataktan dustugunu hatirla diyorum kendime) ve bazen okulda, parkta, hatta evde bile cesitli kazalara maruz kalabilirler ve her an kollayamazsin. Tek yapabilecegim (ta bi ki alinmasi gereken onlemler disinda), onlara da hep soyledigim gibi 'hic merak etme annecim, ben hep dua ediyorum, melekler sizi koruyacak'

Gunlerce bu olayi cok yakinlarim disinda kimseye soylemedim. Cts gunu sosyal medyada bir kelime oyunu gordum ve instagram uzerinden paylastim. Bu minik oyun bir anda benim ruhuma iyi gelen bir ilaca donustu (ki baslangicta planlamamistim). Ne cok guzel dilek aldim, o zaman da bu kazayi ve sayelerinde sifalandigimi paylastim. Sagolsin bir cok kisi dualarini sevgilerini gonderdi. Ve aslinda bu yazinin en basinda yazdigim ' desteksizlik sikayetinin' ne kadar yanlis oldugunu anladim. Cunku sanal dostlarim bugun benim gercek insanlarimdan daha yakin.

Minnettarim.



3 Eylül 2018 Pazartesi

Okulun İlk Günü

Eylül 03, 2018 4 Comments
Hollanda’nın yaşadığımız bölgesinde okulların ilk günüydü bugün. Evet bazı yerlerde 1 hafta önce/sonra farkı oluyor, neden bilmem, tatillerde trafik olmasın diye birşeyler duydum ama emin değilim.

Kızım, daha önce yazdığım gibi üçüncü gruba başladı. Gece heyecandan zor uyudu, ben çok az uyudum. Sabah erkenden maille gittik sınıfa. Herşey çok hızlı olup bitti, öğretmenle tokalaştık, sırasını bulduk, alelacele bir poz aldık tamam. Hayallerindeki instagramlık pozları yakalayamadım. Olsun. Eve gelince oyuncu annenin şu paylaşımını gördüm, onun da kızı okula başlamış. Ne yazık ki benim aklıma böyle güzel cümleler gelmiyor ama, onun o sırasına ilk oturuşunu, soru dolu gözlerle etrafı inceleyişini, heyecanını beynime kazıdım. Unutur muyum? Belki. Belki de bu yazıyı tekrar okuduğumda hatırlarım. 




Sonra oğlumun okuluna geçtik biraz yürüyerek. Erken gittiğimiz için boştu. Birkaç arkadaşı geldi ama yüzü hala asıktı. Sonra ben ne olduğunu anlayamadan fırlayıp kapıya koştu. Sevdiği arkadaşı gelmiş, yüzünde güller açtı. Gerçekten o güllerin açtığını ruhumla gördüm 💗

Okuldan sonra tam 1,5 saat arkadaşıyla bahçede oynadı kızım. Yetmedi bizim sokaktaki parkta 1 saat oynadılar. Bahçede kuş gibi sekerek uzaklaşmalarını, kuytularda fısır fısır konuşmalarını, hayali oyunlarında ettikleri danslarını, kıkır kıkır gülüşlerini uzaktan izlediiiim izledim. Gönül defterime yazdım 💗

Bu aralar kızım da oğlum da beni çok sevdiklerini hiç olmadıkları kadar çok dile getiriyor. Kızım bana bir şarkı yazdı, hem de İngilizce. Tek seferde ağzından çıktı ve onu söylerken kaydettik. Defalarca dinleyip ezberledik, her akşam uykudan önce söylüyor bize 

Mama
I love your hug, I love your kiss
And this is what your love in the wrist
No time for yes, no time for ear
Let’s go like for a little big boom bim bom

(Son iki satırı melodiye uysun diye uydurduğunu söyledi, ama mecazi anlamlara da yorulabilir tabi 🙈)

Herhalde hayatım bundan daha mükemmel olamazdı 🙏🏼

Bir gün sonra edit: şarkıyı yeniden söyledi ve üçüncü satır aslında şöyleymiş
No time for rest, no time for year


31 Ağustos 2018 Cuma

Helo’ya Mektuplar: 77. Ay

Ağustos 31, 2018 9 Comments
Canım kızım;

İki gün sonra okul açılacak ve sen 3. grup olacaksın. Hollanda’da okuma yazmanın yoğun olarak öğretildiği yıl bu yıl. Türkiye’de olsaydık 1. sınıfa başlayacaktın ki iki ülkede de okuma öğrenme yaşı aynı seneye tekabül ediyor. Tek fark orada ilk öğretimi bitirmek için senin yaşındaki biri 8 yıl okuyacak, sen ise toplam 8 yılın 2 yılını geride bırakmış oldun. 

Bu yıl yeni bir öğretmen, yeni sınıf ve arkadaşlarla başlayacaksın eğitime. Eski sınıfından birkaç arkadaş var ama sevdiğin arkadaşların başka şubeye düştü. Fakat daha önce üçüncü sınıfları tanımak amacıyla şimdi yeni öğretmeninin sınıfına gitmişsiniz ve öğretmenini çok sevmişsin. Şansına bu öğretmen geldi ama arkadaşlar mı öğretmen mi konusunda ikilemde kalmıştın. Belki ısrar edersek şubeni değiştirebilirdik ama istemedin. Arkadaşlarımla yine oynarım dedin. Bunları daha okul kapanmadan konuşmuştuk.

Geçen gün okulun açılmasından korktuğunu, eski öğretmenlerini ve sınıfını istediğini, onları özlediğini söyledin. Ve ağladın. Biliyordum aslında seni korkutan bilmediklerindi. Sınıfın nasıl olacak, arkadaş edinecek misin, öğretmenin seni sevecek mi? Ya iyi yapamazsam dedin, öğretmen bana kızar mı?

Dedim öğretmenin anlamı öğreten kişi demek, o çocuklar yanlış yaptığında onları düzeltsin, öğretsin diye var. Onun işi bu zaten, hiç merak etme. Yanlış yapa yapa öğreneceksin.

Ve öğretmenin de arkadaşların da seni çok sevecek. Bak gör daha ilk günlerde afspraak (playdate randevusu) yapalım mı diyecekler. Çünkü sen çok sevgi dolu bir çocuksun. Herkes seni seviyor, oynamak istiyor. Onlara iyi davranıyorsun.

Gerçekten öyle bir karakterin var, bu sadece benim gözlemim değil. Her tanıyan senin ortama sevgi yayan bir enerjin olduğunu söyler ki bu adının anlamıyla da örtüşüyor. Çok sevdiğim Farsça anlamına göre, gönülden seven demek Dilâ.

Yani zaten olduğun gibi davrandığın zaman işler her zaman yoluna girecek bebeğim, çünkü sevgi her kapının anahtarı.

Biraz önce uyku öncesi sevişmelerimizde konuştuğumuz gibi,
- beni ne kadar sevsen de doymuyorum anne!
- seni ne kadar sevsem de doymuyorum yavrum!

29 Mart 2018 Perşembe

Helodünya 6 yaşında !

Mart 29, 2018 3 Comments


23 Mart Cuma günü ilk göz ağrım, biricik kızım 6 yaşını doldurdu. Zaman su misali akıp gidiyor, bebeklik fotoğraflarına şaşkınlıkla bakıyoruz. İnce ve narin yapısını hala korusa da boyu uzadı, yüzüne daha bir genç kız ifadesi geldi. Bıcır bıcır konuşması, nazı, kaprisleri ise hiç bitmedi :))

Tabi ki bir ay önceden doğumgünü ile ilgili hazırlıklara başladık. Hollanda’da her çocuğun sınıfında ufak bir kutlama oluyor. On gün kadar önceden, öğretmen çocuğun seçtiği kağıtlardan (aşağıdaki fotoda görüldüğü gibi) kocaman bir şapka hazırlıyor. Bu şapka bir nevi taç, gurur kaynağı. Çocuklar günlerce o şapkayla bile dolaşabiliyor :)


Önceki sene sınıfta dağıtılmak üzere, karton kaplara özenle yerleştirilmiş ve şeffaf kağıtlarla bağlanıp süslenmiş meyva salatası hazırlamıştım. En son sınıfta yerlerden rafya ve parça pinçik olmuş paketleri toplarken yoooook dedim, seneye yenmesi kolay birşey olacak. Bir arkadaş da benzer tecrübeyi patlamış  mısır ikram ettiğinde yaşadı. Bir daha asla patlamış mısır gitmeyecek ☺️

Bu sene kendimi fazla yormayacağım dedim ve cupcake yapmaya karar verdim. Çocuklarla güle oynaya yaptık. Çok süslü karton kalıplar almıştım , yağlı kağıt koyup onların içinde pişirmeye karar verdim. İlk seferde 20 tane çıktı (en az 25 lazımdı) hadi bir posta daha yaptık. Ondan da 30 tane çıktı fakat ilk pişenler ile ikinci pişenlerin alakası yok. Bir de bunlar kalıplardan çıkmıyor 😱 çıkarken parçalanıyor, eyvah bunlar yiyemez, her yeri batırır 😖

Ne yapsam ne yapsam, artık akşam olmuş, sabah okula birşey götürmem lazım, en iyisi bunları popkek yapayım dedim. Çok da nefis oldular.



Ertesi sabah okula gittik, şapka takıldı, şarkılar söylendi, parti kızımız tebrikleri kabul etti falan sıra yiyecekleri dağıtmaya geldi. Kızım iki arkadaşıyla servis yapıyor, diğer çocuklar ellerini açtı gözlerini kapadı bekliyor. Çocuklar bu popkekleri sapından tutup arkadaşlarının eline şap diye bıraktı elleri çikolata oldu. Hepsi bir ıyyk oldu ben elimde mendil çocukları silip sapından tutturuyorum. O kadar sap yapmıştım elleri batmasın diye😫

Neyse bir şekilde günü tamamladık fakat evde daha bir sürü cupcake vardı. Onları da ertesi günkü başka bir aktivitede dağıtmak üzere Popkeke çevirdik.

Okuldaki mini kutlamadan sonra asıl parti pazar günü oldu. Yine haftalar öncesinden ne yapsak da güzel birşey yapsak araştırmalarına başlamıştık. Hollanda’da çocuk aktivitelerinin yayınlandığı bir Web sitesi var, orada doğumgünleri için mekan önerileri. Bir gün kızımla oturup hepsini tek tek incelemiştik. İşte o zaman bir dans atölyesinde dans partisine karar verdik.

Bir kaç dans stüdyosu araştırması ardından biriyle zaman ve fiyat konusunda anlaştık. İki saat boyunca çocuklara kareografi öğretecekler, arada molalarda pasta ve başka aktiviteler yapabilecekler en sonunda çocuklar öğrendiğini anne babalara gösteri şeklinde sunacak. Fikir güzel, iki saat az gibi görünüyor ama genelde hep böyle oluyor burada, harika deyip rezervasyon yaptık.




Çocuklar katılacak, anne babalar bekleyebilir bekleme salonunda ama fazla ikramda bulunmayacağım, kahve kurabiye yeter dedim ve hazırlığımı ona göre yaptım. Çocuklara çubuğa dizdiğim peynir salatalık salam gibi şeyler, kraker, domates, kurabiye, ekmek, meyve suyu ve pasta ikram edecektim. Stüdyodan da renkli şekerler ve cipsler ilave edildi, gayet yeterli oldu.



Hazırlıklarda hep kızım yardım etti, çubukları ve pasta süslemesini de o yaptı...




İlk fotoğrafta görülen pastayı ben yaptım, çok beğenildi. Böyle bebek koyup süslemek, bu güne kadar yaptığım pastalar içinde en kolayıydı doğrusu. Bu pastadan sonra sen bunu ile dönüştür diye çok öneri aldım ama yok ben şimdilik böyle iyiyim.

Genelde her doğumgününde doğumgünü çocuğu arkadaşlarına bir hediye veriyor ya, bu sefer aklıma değişik bir fikir geldi. Onların kendi tasarlayacakları şapkaları hediye etmek. Her renkten şapkalar aldım, bir de çeşit çeşit kendinden yapışkanlı parlak süsler. Molalardan birinde çocuklar şapkalarını seçip süslediler ve en son gösteride hepsi onları taktı. Çok güzeldi ve oldukça kokoş 😍 Hatta onlarca partiye tanıklık etmiş olan stüdyo sahipleri şapka fikrine bayıldılar. Hiç görmemişler daha önce 😉




Ta taaaa, şapkaları bitmiş gösteriye hazır fıstıklar. Çoğu pembeyi seçti tabi ki 😜



Dans gösterisinin YouTube videosu burada, biraz karanlık olduğu için pek seçilmiyor ama fikir verecektir. https://youtu.be/2bJfkhU61F0

Partiden tüm çocuklar epey mutlu ayrıldı, hatta ayrılmak istemediler. Böylece bir parti dönemini de başarıyla atlattık.



Nice yaşlara canımın içi, gözlerinin ışığı hiç solmasın.

Bir sonraki yazılarda ise yoğun günlerimizin diğer sebepleri yer alacak 😘