expatlife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
expatlife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Nihayet Ehliyet

Mayıs 30, 2018 5 Comments
Uzun uzun yazdığım ehliyet al(ama)ma sürecimin sonuna geldik nihayet. Dün sınava girdim ve geçtim, pheeew. Nasıl rahatladığımı anlatamam.



Fakat tabi ki arkadaşımın da dediği gibi, illa trajikomik bir olay yaşanmadan işlerim hallolmayacaktı. Kaderim midir nedir, son anda yine bir kalp çarpıntısı yaşattı. 

Son iki haftadır yoğunlaştırılmış ders almaya karar vermiştim. Her derste artık tecrübeli olduğum halde hatalar yapmaya devam ediyor, moralim bir gün iniyor bir gün çıkıyordu. Son hafta ardarda üç sabah derslerime çok az uykuyla girdim. Oğlum hastalandı, her gece ateşler içinde kaldı. Tabi ki dersler verimsiz geçti ve üstüne içime tuhaf bir korku düştü. Kaderime küsmüş, yaradana kızmıştım. Neden işlerimi kolaylaştırmıyor, hep ekstra zorluk çıkarıyordu. Gerçekten sınavdan bir önceki güne kadar derin bir çöküntü içindeydim.

Sınavım pazartesi sabahı olacaktı. Pazar sabahı son dersimi yaptım, dersten sonra hava çok güzel olduğu için göl kenarına gittik birkaç aile hep beraber. Orada aklımda hep sınav vardı, ne yaptıysam kendimi bir türlü rahatlatmadım. Çocuklar yüzdü eğlendi, büyükler girmedi. Gitmeye yakın içimi ateş basmış ruhum daralmıştı. Eşime dedim ben bir dalacağım. 

Buz gibi su öyle iyi geldi ki. Tüm sıkıntımı alıp götürdü. Hiç üşümedim, çıkmak bile istemedim. Ama tabi döndük. 

Çocuklar uyuduktan sonra uydu görüntülerinden hep hata yaptığım yolları inceledim. Aklıma koymaya çalıştım bir nebze rahatladım. Fakat o gece neredeyse hiç uyumadım. Heyecandan ziyade, hani kafan çok dolu olur da gözüne hep o görüntüler gelir ya, sürekli beynimde yollar, sürüş sırasındaki konuşmalarımız, püf noktalar vs geliyordu.

Sabah erkenden (hatta çocuklar uyanmamıştı) evden çıktım. Hocam aldı sınav merkezine yola çıktık. Yolda kimliğini aldın mı diye sordu. Evet dedim ama eşim şu mektubu da verdi diye gösterdim. 

Bu mektup bizim süresi dolmuş olan oturma iznimizin yenilendiğini ve gelip almamızı söyleyen mektuptu. Hocam şaşırdı, ne zaman bitiyor tarihi diye sordu. Hemen çıkarıp baktım14 mayıs son günüymüş (o sırada bakana kadar bir fikrim yoktu, yenilenme işlemini biliyorum ama son tarihten emin değildim). Hocam telaşlandı, vay şimdi ne yaparız, süresi biten kimliği kabul etmezler, bunlar çok katılar, önceden söyleseydin bir çare bakardık, başka kişiye oldu yapmadılar sınavı... vs anlattı. Belki mektubu gösterirsek kabul ederler diyorum, mektup cumartesi geldi daha önce gelseydi almaz mıydım. (2,5 ay önce oturum izni yenilenmesi için başvurduk, 8 Mayıs’ta hazır olmuş ama mektup 26 Mayıs cumartesi eve geldi, sınavım 28 Mayıs paxartesi sabahı. Almaya bile zaman yok). Ne yapalım sınavı yapmazlarsa da her işte bir hayır, sağlık olsun dedim ve bıraktım. (Tabi 300 avro sınav ücreti de yanıyor bu durumda 😣)

O andan itibaren nasılsa sınav iptal diye rahatladım. Demek ki allah tarafından böyle istendi. Hocam yine de bir konuşalım dedi, sınav başlamadan 1 saat önce beni sınav yapacak müfettişi bulup söyledi. Adam da çok sert görünümlü bir tip, başta kem küm etti ama kabul etti. Ve benim hoca şok oldu. İlk defa bu oluyor dedi. Tabi benim paçalar tutuştu, sınav olacağım 🤪 Fakat bir yanım diyor ki allahım madem bu mucize oldu, bir de kalırsam çok ayıp olur, nolur geçeyim allahım.

Neyse sınav başladı, önce motoru açıp içinde bazı şeyleri sordu, bu nedir şu nedir vs. Önceki hocamla çalışmıştım ama bu arabanın kaputunu hiç açmamıştık. Allahtan hatırladım bir şekilde işi kotardık. Sonra yola çıkacağız, anahtarı sokuyorum çalışmıyor araba, meğer hocam diğer arabanın anahtarını koymuş yanlışlıkla 😒 Neyse orda bir gülüşme oldu ortam biraz yumuşadı. Sınav sırasında herşeyi kendimden beklemediğim derecede iyi yaptım. Heyecanlıydım, hatta çok kasılmışım da (inince bacaklarım ağrıdı) fakat son ana kadar geçerim diyemiyordum çünkü bunların sağı solu belli olmuyor.

Sürüş sırasında iki salaklık yaptım. Birinde yön bulma sorusuydu, adam bana uzaktaki binayı gösterip oraya git demiş ama ben tam anlamadım, binayı geçip giderken, hani oraya gidecektin falan dedi. Ay sorry yola odaklanmıştım kaçırdım dediğinizi falan dedim o da bir yerde durdurup navigasyondan bir adres yazdı. O zaman bu adrese git dedi. He iyi tamam giderim dedim ve gidiyorum, bir yerde sola dönüş var, asıl döneceğim yerden değil bir öncekinden dönmüşüm, sonra alakasız bir yere çıkmışım, ordan geri dönüş yapıp ters yönde epey bir yol aldıktan sonra (ortası çimenlikli çok şeritli bir yoldu) u dönüşüyle ters yöne dönüp doğru çıkışı buldum. Kendime bir sürü ek iş çıkardım ama hepsini akıcı yaptım. Fakat adam bu yanlışımı kafaya takar mıydı emin değildim. Aslında önemli olan yanlış gitmek değil, trafikte gösterdiğin tutum derdi hocam ama daha önceki tecrübelerimde gıcık müfettişleri çok görmüştüm hatırlarsanız.

İkinci aptallık bir sokak üzerinde geri dönüş yapma aşamasında oldu. Yolun başlarında bir sürü uygun yer vardı aslında ama bunlar yukarı doğru hafif eğimli park yerleriydi. Ben de geri geri giderken eğim varsa bazen gazı fazla kaçırdığım oluyor diye, gideyim de bir sokak kesişimi bulayım oradan döneyim dedim. Yokmuş. Üstelik daha da kalabalıkmış. Önümde bir kamyon boşaltma yapıyor, heryer araba bariyer vs dolu, minicik yerden döndüm. Evet başardım ama gereksiz zorlaştırdım. Ama adama da yol aradığımı söyledim neyse ki.

Bunların dışında allah yardım etti, yol üzerinde en fazla hata yapılan iki farklı noktada kolaylık oldu. Birinde çok geniş, çok girişi çıkışı, otobüs tramvay yolları falan olan bir kavşakta, hocamın dediğine göre herkes yanlış yola giriyormuş. O yerde benim önümde bir araba varmış ve ben onu takip edince kusursuz yapmışım ( hiç farkında değilim). 

Bir de daha önce hep tam anlamıyla iyi yapamadığım otoban çıkışı vardı. 100km hızdan 30 a düşüp çıkmak gerekiyor ama bir türlü tam ayarlayamıyordum düşüş hızını (ya geç kalıyordum ya erken) bu sefer yoğun trafik nedeniyle otoban akışı 80 idi ve ben 80 den 30 a çok rahat indim, hiç savrulmadan köşeyi döndük 🙈

Sürüş bitince müfettişin masasına gittik ve ayağa kalkıp elimi sıkıp tebrik etti ama ben hala inanamıyordum. Gözlerim de bu habere pek sulu karşılık verdi durduramadım. Fakat Hollandalıların böyle insani duygusal tavırlardan hoşlandıklarını biliyordum daha önceden, bu yüzden hiç umursamadım doğrusu, saldım gitti.

Ve böylece 1,5 yıllık macera sona erdi. Şimdi kazasız belasız sürüşlere inşallah.

29 Mart 2018 Perşembe

Helodünya 6 yaşında !

Mart 29, 2018 3 Comments


23 Mart Cuma günü ilk göz ağrım, biricik kızım 6 yaşını doldurdu. Zaman su misali akıp gidiyor, bebeklik fotoğraflarına şaşkınlıkla bakıyoruz. İnce ve narin yapısını hala korusa da boyu uzadı, yüzüne daha bir genç kız ifadesi geldi. Bıcır bıcır konuşması, nazı, kaprisleri ise hiç bitmedi :))

Tabi ki bir ay önceden doğumgünü ile ilgili hazırlıklara başladık. Hollanda’da her çocuğun sınıfında ufak bir kutlama oluyor. On gün kadar önceden, öğretmen çocuğun seçtiği kağıtlardan (aşağıdaki fotoda görüldüğü gibi) kocaman bir şapka hazırlıyor. Bu şapka bir nevi taç, gurur kaynağı. Çocuklar günlerce o şapkayla bile dolaşabiliyor :)


Önceki sene sınıfta dağıtılmak üzere, karton kaplara özenle yerleştirilmiş ve şeffaf kağıtlarla bağlanıp süslenmiş meyva salatası hazırlamıştım. En son sınıfta yerlerden rafya ve parça pinçik olmuş paketleri toplarken yoooook dedim, seneye yenmesi kolay birşey olacak. Bir arkadaş da benzer tecrübeyi patlamış  mısır ikram ettiğinde yaşadı. Bir daha asla patlamış mısır gitmeyecek ☺️

Bu sene kendimi fazla yormayacağım dedim ve cupcake yapmaya karar verdim. Çocuklarla güle oynaya yaptık. Çok süslü karton kalıplar almıştım , yağlı kağıt koyup onların içinde pişirmeye karar verdim. İlk seferde 20 tane çıktı (en az 25 lazımdı) hadi bir posta daha yaptık. Ondan da 30 tane çıktı fakat ilk pişenler ile ikinci pişenlerin alakası yok. Bir de bunlar kalıplardan çıkmıyor 😱 çıkarken parçalanıyor, eyvah bunlar yiyemez, her yeri batırır 😖

Ne yapsam ne yapsam, artık akşam olmuş, sabah okula birşey götürmem lazım, en iyisi bunları popkek yapayım dedim. Çok da nefis oldular.



Ertesi sabah okula gittik, şapka takıldı, şarkılar söylendi, parti kızımız tebrikleri kabul etti falan sıra yiyecekleri dağıtmaya geldi. Kızım iki arkadaşıyla servis yapıyor, diğer çocuklar ellerini açtı gözlerini kapadı bekliyor. Çocuklar bu popkekleri sapından tutup arkadaşlarının eline şap diye bıraktı elleri çikolata oldu. Hepsi bir ıyyk oldu ben elimde mendil çocukları silip sapından tutturuyorum. O kadar sap yapmıştım elleri batmasın diye😫

Neyse bir şekilde günü tamamladık fakat evde daha bir sürü cupcake vardı. Onları da ertesi günkü başka bir aktivitede dağıtmak üzere Popkeke çevirdik.

Okuldaki mini kutlamadan sonra asıl parti pazar günü oldu. Yine haftalar öncesinden ne yapsak da güzel birşey yapsak araştırmalarına başlamıştık. Hollanda’da çocuk aktivitelerinin yayınlandığı bir Web sitesi var, orada doğumgünleri için mekan önerileri. Bir gün kızımla oturup hepsini tek tek incelemiştik. İşte o zaman bir dans atölyesinde dans partisine karar verdik.

Bir kaç dans stüdyosu araştırması ardından biriyle zaman ve fiyat konusunda anlaştık. İki saat boyunca çocuklara kareografi öğretecekler, arada molalarda pasta ve başka aktiviteler yapabilecekler en sonunda çocuklar öğrendiğini anne babalara gösteri şeklinde sunacak. Fikir güzel, iki saat az gibi görünüyor ama genelde hep böyle oluyor burada, harika deyip rezervasyon yaptık.




Çocuklar katılacak, anne babalar bekleyebilir bekleme salonunda ama fazla ikramda bulunmayacağım, kahve kurabiye yeter dedim ve hazırlığımı ona göre yaptım. Çocuklara çubuğa dizdiğim peynir salatalık salam gibi şeyler, kraker, domates, kurabiye, ekmek, meyve suyu ve pasta ikram edecektim. Stüdyodan da renkli şekerler ve cipsler ilave edildi, gayet yeterli oldu.



Hazırlıklarda hep kızım yardım etti, çubukları ve pasta süslemesini de o yaptı...




İlk fotoğrafta görülen pastayı ben yaptım, çok beğenildi. Böyle bebek koyup süslemek, bu güne kadar yaptığım pastalar içinde en kolayıydı doğrusu. Bu pastadan sonra sen bunu ile dönüştür diye çok öneri aldım ama yok ben şimdilik böyle iyiyim.

Genelde her doğumgününde doğumgünü çocuğu arkadaşlarına bir hediye veriyor ya, bu sefer aklıma değişik bir fikir geldi. Onların kendi tasarlayacakları şapkaları hediye etmek. Her renkten şapkalar aldım, bir de çeşit çeşit kendinden yapışkanlı parlak süsler. Molalardan birinde çocuklar şapkalarını seçip süslediler ve en son gösteride hepsi onları taktı. Çok güzeldi ve oldukça kokoş 😍 Hatta onlarca partiye tanıklık etmiş olan stüdyo sahipleri şapka fikrine bayıldılar. Hiç görmemişler daha önce 😉




Ta taaaa, şapkaları bitmiş gösteriye hazır fıstıklar. Çoğu pembeyi seçti tabi ki 😜



Dans gösterisinin YouTube videosu burada, biraz karanlık olduğu için pek seçilmiyor ama fikir verecektir. https://youtu.be/2bJfkhU61F0

Partiden tüm çocuklar epey mutlu ayrıldı, hatta ayrılmak istemediler. Böylece bir parti dönemini de başarıyla atlattık.



Nice yaşlara canımın içi, gözlerinin ışığı hiç solmasın.

Bir sonraki yazılarda ise yoğun günlerimizin diğer sebepleri yer alacak 😘

12 Mart 2018 Pazartesi

Amsterdam’da Ehliyet Almak 3

Mart 12, 2018 1 Comments
Diğer yazıları okurken içinize fenalıklar basmadıysa yılan hikayesine devam edeyim. Umuyorum ki bu yazıda konuyu toparlayacağım. Ben daha hikayenin sonuna varamadım ama az çok durumu anladım, bundan sonrakiler için enteresan gelen birşey olacağını sanmıyorum.

En son yola çıktığım hocadan hariç iki hoca ile deneme dersi yapıp memnun kalmadığımdan bahsetmiştim. O kadar yılgındım ki başka birini deneyecek halim yoktu. Ve hatta bu işi tümden bırakmayı bile düşündüm. Eşim uzun bir ara ver sonra denersin dedi ama teori sınavının geçerlilik süresi 1,5 yıl olduğundan, uzun aranın ardından bu işi tamamen rafa kaldırmam daha olası görünüyordu benim için. Tekrar kim uğraşacak o kadar şeyi boşver.

Aradan birkaç gün zaman geçince insanın düşünceleri değişiyor. Benim de ilk dellenme hallerim geçince oturup düşündüm. İlk hocam o kadar da kötü değilmiş aslında, sonuçta adam beni sıfırdan bu hale getirdi. Sonra artıları eksileriyle oturup yazdım. Ne yapmadım, ne yapmalı? Tekrar aynı adam ile devam etmeye ama haftada bir ders almak yerine sınavın olduğu son hafta, ard arda her sabah ders almaya karar verdim. Sınav tarihini şubat ayında yine bir cumartesi sabahı bulduk. Son hafta pazt-Perş her sabah sürdüm (cuma oğlum okula gitmiyor diye evdeydin) sınavdan önce de biraz sürdüm ve öyle girdim. Gerçekten bu sık ders almaların farkı çok oldu benim için. Araba hakimiyeti konusunda epey ilerledim. Sürekli trafikte olunca her gün denediğim ve unutmamam şeyleri sonrasında not ettim, hergün onları çalıştım, gayet verimli bir haftaydı.

Sınav günü gelince bu sefer hocamın da gelmesi konusunda ısrarcıydım. Examinator (bu arada Türkçesi tabi ki müfettiş, Başak yazana kadar unutmuşum) bir erkekti, şakacı, neşeli biriydi. Sınav iyi başladı. Yolda hocamla sohbet edip gülüyorlardı. Arada da bana ingilizce komut veriyordu. Tek tereddütüm yola dikkat ederken, onlar da aralıksız konuştuğu için söylediklerini bana mı söylüyor yoksa arkadaki hocama mı diye anlamakta tereddüt edişim oldu. Çünkü bazen unutup Hollandaca da konuşuyorlardı benimle 😒

Bu sınavdan da kaldım malesef. Bu güne kadar çok iyi yaptığım paralel park etmeyi yaparken, akan trafikteki araçlara yol verdim, geri viteste ayağım zaten frende, tam geri gidip yerime gireceğim, gerizekalı bir araç tam dibime gelmiş ve durmuş. Ayağım zaten frende görüp basmam an meselesi bile değildi fakat müfettiş bey benden önce bastı. O basınca “ahanda kaldın gece” 😡 Ya bi sn izin ver di mi, yok. Benzer bir fren vakası başka bir yerde daha oldu ve yine ben zaten duruyor halden harekete geçecektim, azıcık burnumu ilerletmiştim daha iyi göreyim diye. Ama yok olduğum yerden görmeliymişim. Yani bu iki hata da aslında o kadar eften püften hata ki bu sınav sonucunda hep duyduğum şu fikre şiddetle inandım. Bu müfettişlerin belli bir kotası oluyormuş (sanırım haftalık) ve o kotadan fazla insanı geçirdiklerinde, amirleri soruyormuş neden, rüşvet mi alıyorsun yoksa diye? Hatta böyle olup görevden uzaklaştırılmalar varmış. Şimdi ben genelde cts girdiğimde muhtemelen kotası dolmuş adamların ne etsek de bunu bıraksak şeklindeki aşırı incelemelerine maruz kalıyorum ve geçemiyorum. Hatta yine önceki yazıda bahsettiğim arkadaşım da bu süreçte 4. sınavına girdi ve kaldı. Söylediğine göre sınav 30 dakika olmasına rağmen tam 50 dakika boyunca müfettiş onu tekrar tekrar zorlamış ve sudan bir sebepten bırakmış. Resmen hatamı bulana kadar uğraştı diyor. İtiraz edip karşı çıkmış ama yapılacak bir şey yok. Üstelik o da son sınav öncesi hocamızı değiştirmiş ve Hollandalı bir hoca bulmuştu. Ben itiraz ederken bu Hollandalı hoca hiç ses çıkarmadı dedi 😖

Bunca acı tecrübeden sonra ne yapmaya karar verdim onu yazayım. 

-Artık battı balık yan gider diyerek, ne kadar daha ders sınav vs gerekirse alacağız mecbur. Bu iş elbet olacak.

-Evime eşit uzaklıkta başka yerler olmasına rağmen, sırf en başta bulduğum hoca oraya bağlı diye, sınavlara hep Amsterdam CBR (sınav merkezi)’nde girmiştim. Oysa bu merkezden her şehirde var. Mesela Rotterdam’da yaşayıp orada ehliyet alan komşum, orası daha kolay ben şimdi Amsterdam’da araba sürmeye çok korkuyorum diyor. Bu yüzden evime aynı uzaklıktaki Haarlem şehrine bakmaya karar verdik. Ve web sitesindeki istatistiklere bakınca, başvuran aday sayısının yarı yarıya daha az, başarı oranlarının çok daha yüksek olduğunu, yorumlarda sınavın yapıldığı alanın trafiğinin daha kolay olduğunu falan okuduk.

- Sonra Haarlem’de hizmet veren okulları araştırdık. Çok sayıda öğrenciyi sınava sokup ilk sınavda başarı oranının yüzde 80 lerde olduğu bir okul bulduk. (Amsterdam’da bu kadar yüksek olan yoktu ve benim hocamın yüzde otuzlarda idi). Üstelik bu okul da Türk çıkmasın mı? Ben şok 😱 Eşim sonradan hatırladı, ilk başlarda bazı Hollandalı arkadaşları bile bu okulu tavsiye etmiş.

-Bu okuldan hoca ile iki kez sürdüm deneme amaçlı. Hocanın yaklaşımı ve daha önce hiç duymadığım (hatta eşime de anlattım o da usta sürücü olmasına rağmen bilmiyormuş) püf noktaları anlattı bana. O kadar kafasında çözmüş ki adam bu işi hayran kaldım.

-şimdi bu adamla o bana tamam sınava gir diyene kadar biraz daha ders yapacağım. Görülüyor ki bazı şeyleri yanlış öğrenmiş ve gereksiz kasmışım. Umarım sonuçları iyi olur.

Üç yazının sonunda tavsiyelerime gelecek olursak.

1-) Öncelikle sınava nerede gireceğiniz kısmına eğilin derim, yakın olması her zaman iyi sonuçlar doğurmayabilir.
2-) O bölgeden birkaç farklı sürüş okuluyla deneme dersi yapın, seviyeniz hakkındaki değerlendirmeleri karşılaştırın.
3-) Farklı hocaların öğretme yöntemlerini, onlardan aldığımız elektriği vs karşılaştırıp size en uygun olanını bulun. Başta belki bunun için bir bütçe gidecek ama toplamda çok ama çok farkedecek.
4-)Derslerin sıklığı hakkında şöyle bir öneride bulunabilirim. Eğer benim gibi sıfırdan başlıyorsanız, ilk dersleri haftada bir yapmakta fayda var. Çünkü yeni öğrenilen şeylerin beyinde oturması zaman alıyor. Fakat çoğu yeni şey öğrenilip bittikten sonra, sınava hazırlık kısmına geldiğinizde biraz daha sıklaştırabilirsiniz. Bu pratiklik sağlayacak.
5-) Teori sınavına kendiniz çalışın ama kendi çalıştığınıza güvenip sınava girmeyin. Tek günlük hızlı teori kursları oluyor. Çok da pahalı değil. O kursu alıp sınava öyle gitmek çok farkediyor. Yoksa birkaç defa tekrarlama derken aynı para zaten harcanıyor olan morale oluyor.
6-) Pratik sınavlarında hocanızın yanında olup olmaması konusunu düşünün, hangisi sizin için daha iyi olacak?
7-) Ve en önemlisi, bunun uzun vadeli bir süreç olduğunu baştan kabul edin. Defalarca sınava girmek gayet olağan ve kendimizi strese sokup hasta etmeye hiç gerek yok(muş).

Sevgiler
The end 😃


4 Mart 2018 Pazar

Amsterdam’da Ehliyet Almak 2

Mart 04, 2018 8 Comments
Bir önceki yazımdan devam edeyim.

İlk sürüş sınavından kalınca (ki ağustos başındaydı) araya giren yaz tatili sonrasında bulabildiğimiz en erken sınav tarihi ekim ayındaydı. Bu kadar uzun ara verince, arabaya dair becerileri unutuyor insan. Pedallar, direksiyon herşey farklı geliyor. E tabi kullanmayınca trafik kuralları da unutuluyor. Bu yüzden sınav öncesi yine birkaç ders alıp hatırlamak gerekiyor.

Ehliyet olmadan araba sürüp kendi arabamızla falan pratik yapmak sözkonusu değil ne yazık ki. Eşimin arabası normal vites olduğu için (bense otomatik öğrendim) onu hiç kullanmadım. Zaten yakalandığında cezası çok büyük diye yapmazdım da. Böyle haftada bir başkasının arabasını kullanınca, uzun bir süre her dersin ilk yarım saati arabaya alışmakla geçiyordu. Şimdilerde farklı arabalar konusunda daha rahatım ama hocam dizel motorlu araba gibi olduğum esprisini yapardı. Kullandıkça açılıyormuşum 🙄

İkinci sınav geldi çattı ve tabi acayip gerginim. Bir yandan herkes geçmemi bekliyor diye sürekli geçmem lazım diyorum kendime; diğer yandan ise, bu sınavlarda kendi kontrolün dışında gelişen öngörülemeyen olasılıkların olumsuz etkisi olabileceğini, bu işin sadece şans işi olduğunu düşünüyor, şansım yaver gitsin diye dualar ediyorum. İlk sınav hafta içi öğleden önce idi ( sınavı seçerken her saatte olan sınavlardan trafik açısından daha kolay saatleri seçmeye çalışıyoruz) şimdiki öğleden sonra 14.45’te. Harika bir zaman diyorum kendime, iş trafiği yoktur, examinator öğle yemeğini yemiş sakinleşmiştir falan. Sınav merkezine gidince şansımın yine yaver gitmediğini anlayacaktım çünkü yine bir kadın examinator yazıyor adımın karşısında. 

Kadınla tanışma, ön konuşma ardından arabaya gidiyoruz. Benimle gelecek sandığım hocam yine beni son anda ekiyor. Kalakalıyorum. Anahtarım düşmedi, sürüş iyi başladı, hiç hatam yok gayet güzel gittim ve saat 3 civarı, mahalle içi sürüşü için beni bir okulun sokağına doğru yönlendirdi. Bir anda kendimi çift taraflı parkedilmiş araba dolu, sürekli araba ve bisikletin geçtiği, çocukların okuldan çıkıp yürüdüğü sokaklarda buldum. Kadın bu sokakta arabayı geri döndürmemi istedi. Yandaki bir sokağa geri geri girip dönmeye karar verdim ama o sokağa girmek için çok uzun süre bekledim. Belki on araba/bisiklet geçti yanımdan. Geri vitesteyim (otomatik araba olunca ayağını frenden çektiğimde kayıyor) tam azıcık gidicem bir araç gelmiş duruyorum, tam deneyeceğim yaya çıkmış vs derken zor da olsa dönüş yapmayı başardım. Yani dönüşü iyi yaptım aslında, uzun sürdü ama başardım. Fakat burda başarmak yetmiyormuş, sonucunda bana söylediği trafiği çok fazla meşgul etmiş olduğum. Muhtemelen orda dönmeye itiraz edip başka yerde yapmayı teklif etmem gerekirdi. Ama ben o zaman bunu illa ki yapılması gereken bir söz olarak algılamıştım. Evet bu sınavdan da kaldım, ayrıca başka hata olarak söylenen şey de şuydu. O okulun civarındaki iki tarafı full park edilmiş araç dolu dar sokakta giderken (zaten 15-20km ile gidiyorum) karşımdan bir araba gelince, sağ taraftaki park eden arabalara çok yaklaşmışım. Aynaları değecekmiş neredeyse (ki hiç değmedi). Sürdüğüm arabayı haftada bir kullandığımdan genişliğini kafamda oturtmakta zorlanıyordum. Bazı yerlerden geçerken girer mi, değer mi endişesi yaşadığım doğru. Bu yüzden karşıdan araba gelince sanki ona çarpacakmışım gibi geliyor ve mümkün olduğunca kenara gidiyordum. Hayır geçemeyeceğimi düşündüğüm zaman durup diğerinin geçmesini bekleyecekmişim. Tamam şimdi artık öyle yapıyorum.

Bu sınavda öncekinde bahsettiğim examinatorün frene basması veya direksiyonu tutması gibi bir olay hiç olmadı. Yakın gittiğimde eliyle dikkat anlamında işaret etti sadece ve ben masasına geri dönene kadar kalacağımı düşünmemiştim. Şimdi çok rahat yazıyorum ama o zaman çok üzülmüş ve çok kızmıştım.


Bu sınavdan da kalınca, bu sefer hocam tatile gitti geldi derken bir sonraki sınav tarihini aralıkta bulduk. Hatta öyle tesadüf ki, aynı hocadan ders aldığımız başka bir arkadaşım aynı gün, o da üçüncü kez sürüş sınavına girecekti. Benim sabah onun öğleden sonra, hem de cumartesi günü, trafik olmaz inşallah geçeriz. Ve şansımıza (sonradan öğreniyoruz) ikimize de aynı erkek examinator. Yuppi değil mi, fakat ikimiz de yine kaldık. Üstelik bu adam bizim hocayı seven bir adammış. Tam sınava giderken hocam geleyim mi gelmeyeyim mi diye sordu ben de farketmez dedim artık hem kendimden eminim hem de ilk sınavda bile yalnız kalmışım şimdi her prosedürü bilyorum ne farkeder diye umursamadım. Yine gelmedi. 

Bu seferki sürüş sırasında son ana kadar kalacağım şüphesini uyandıran hiçbirşey olmadı. Adam hiç uyarı yapmadı, hiç müdahale etmedi. Hatta şimdi kendime gülüyorum, sınav bitip de adamın ofisine nasıl da kendimden emin yürümüştüm geçtim zannedip. Peh. Bana hata olarak söylediği bakışlarımı düzgün yapmadığım ve ilerdeki trafik bilgisini almakta geciktiğim (normalde 20 sn önceden geçeceğin yolların bilgisini kafanda işlemen gerekirmiş). Ben bunu tabi ki yapmaya çalışıyorum ama söylediğine göre eksikmiş, bazı şeyleri görmüyormuşum. İşte bu sınavda keşke hoca arabada olsaydı da tanık olsaydı, adam gerçekten doğru mu söylüyor diye merak ettim. 

Aslında bakışlarımın hepsini yaptım, adım gibi eminim hiç atlamadım, çünkü çok çalışmıştım unutmamak için. Fakat sonradan farkettim ki, ben onların istediği belli bir ritimden daha hızlı şekilde bakıyordum. Ki bu da boş baktığım algısını doğuruyordu. “İç ayna-sağ ayna- sağ omuz” yazısını normal hızda okurken başınızı da bu hızda hareket ettirmeniz gerekiyor. Sadece gözlerle değil boyun da dönmeli (bunu bekliyorlar) ve ben hızlıca bakarken sanki dış aynalara bakmıyormuşum gibi oluyordu. Şimdi bu bakışları onların istediği ritimde yapmaya alıştım, evde ve sokakta, aklıma gelen her yerde bu ritimde durmadan kafamı oynatırken kimbilir nasıl görünüyordum 😬

Üçüncü sınavdan sonra hem arkadaşım hem de ben bu işin artık farklı bir boyutu da olabileceğini hissetmeye başladık. Acaba bizim hoca Türk olduğu için bir ayrımcılığa maruz mu kalıyorduk, veya hocamız orda sevilmeyen biri miydi? Çünkü o da son iki sınavında hakkının yendiğini düşünüyordu ki forumlarda şu hatayı yaptım ama yine de geçtim diyenleri okumuştum.

Bu sınavdan sonra biraz daha detaylı araştırma yaptık. CBR ( sınavı yapan ehliyet veren merkez) web sitesinde, her bölge için hizmet veren okulların listeleri ve başarı oranları vardı. Bir okuldan giren adayların ilk sınavda geçme oranı, daha sonraki sınavlarda geçme oranı, sınava soktuğu aday sayısı gibi ( sınavlara sürücü adayı bireysel başvuramıyor, okul onun için başvuruyor). Gördük ki bizim hocanın başarısı öyle çok da yüksek değilmiş. Bu işe ilk başladığımızda bunların hiç birini bilmiyorduk ve bulabildiğimiz otomatik vitesli tek Türk hoca oydu 😢 En yüksek oranlara sahip iki okuldan deneme dersi talep ettik. Eğer anlaşırsak değiştirecektim.

İlk deneme dersimde okulun bana verdiği hoca Arap asıllı çıktı. Buluşmamız tam fiyaskoydu. Park ettiği aracı bulamıyorum diye konum bilgisi istedim, gönderemedi. 20 dakika dön dolaş adamı aradım. Sürüşüm sonunda deneyimli olduğumu experienced paketi ile sınava sokabileceğini söyledi. Adamla ingilizce konuşmuştuk fakat yol boyunca o kadar çok telefonla oynadı ki sinirimi bozdu. Asla onunla çalışmak istemedim.

İkinci okuldan bana gönderilen ise bir Türk hoca çıktı 😮. Allah allah demek başka da bulunuyormuş. Deneme dersinin sonunda bana çok zayıf olduğumu söyledi, “ben olsam seni asla sınava sokmazdım. 20 derslik paket al seni mükemmel hazırlayayım tek girişte geçersin, bak bu da benim özel kartım” deyip bağlı olduğu okuldan hariç şahsi kartını verdi. Hem üzüldüm hem kızdım. Belki doğruydu söyledikleri ama bir nevi müşteri kapma arzusundaymış gibi geldi ve araba da çok külüstürdü istemedim. 

Ve bir süre ne yapacağımı bilemez halde bekledim.

Devamı gelecek.

2 Mart 2018 Cuma

Amsterdam’da Ehliyet Almak

Mart 02, 2018 2 Comments
Yazının başığına bakılınca daha çok nasıl yapılır konusunda bilgi veren bir yazı gibi olacak ama bu bilgileri yazının sonuna saklıyorum. Öncesinde kendi sürecimi anlatıp çıkarımlarımla birlikte genel bilgiyi yazacağım.

İstanbul’da doğup büyüdüm ve babam da araba sürmediği için olsa gerek (kendisi daha çok Deniz adamıdır trafiğe tahammüledemez) araba sürme hevesim hiç olmadı. Yapılacak her zaman daha önemli işlerim vardı. Çevremde de ehliyet alıp trafiğe çıkamayan kadınlar olduğu için, ne zaman araba alıp tam zamanlı kullanmaya karar verirsem ehliyetimi o zaman alacağım derdim. Büyük konuşmuşum, nerden bilirdim ki o yerin başka bir ülke olacağını. Her işte bir hayır mutlaka var ama şimdi, ehliyetimi orda alıp burdaki sınav stresini hiç yaşamamayı dilerdim. Zira expat olarak gelenlerin kendi ülkesine ait ehliyetini doğrudan Hollanda ehliyetine çevirme şansı oluyor. Tabi ki trafik kuralları daha yoğun diye (çünkü bisiklet yolları ve başka ülkelerde pek olmayan shark teeth denilen işaretleri var) üzerine tekrar ders almak mümkün. Böyle yapan bir çok kişi tanıyorum. Fakat ehliyetleri olduğu için sınav stresi olmuyor, hazır hissettiklerinde trafiğe çıkıyorlar.

Benim için Türkiye’den ehliyet alma imkanım da kalmamıştı. Çünkü artık orada ikametgahım yok. Diğer yandan Hollanda’da neredeyse 5 yıldır yaşıyoruz ama son 1 yıla kadar böyle bir hevesim yine yoktu. Nerden geldi bu heves keşke hiç gelmez olaymış diyesim var ama napalım bu yola baş koyduk, epey de ilerledik, mecburen sonuçlandıracağız. O kadar anam ağladı çünkü.

Birazdan yazacağım süreci daha anlaşılır kılmak için başlangıç noktamı belirtmekte fayda var. Ben ki hiç direksiyon tutmamış, trafik kurallarını genel kültür ötesinde bilmeyen (şimdi düşünüyorum da belki bildiklerim sadece yüzde on falanmış), arabalara falan ilgisi olmayan bir insandım. Araba sürmeye karar verdiğimde ise 2 ufak çocuklu neredeyse 40 yaşına yaklaşmış bir anne. Anne olunca insanın biraz daha evhamlı olduğunu (trafik kurallarında kaza ve ilk yardım konularını çalışırken baygınlıklar geçiriyordum çünkü kafamda hep iki çocuğumla arabada oluşum canlanıyordu) ve sonraki güne dair belirsizliklerin bu süreci olumsuz yönde baltalayacağını (uykusuz girilen sınavlar, tam önemli tarihlerde çocukların hastalanması gibi) görecektim. Elbette bu kişiden kişiye değişir ama benim yalnız ve yardımsız anneliğimden ötürü, sanki anne olmadan önce alsaymışım daha kolay olacakmış gibi hissettim hep.

İki çocuğu taşıyacağım için trafikte işimi kolaylaştırmak adına otomatik vitesli araç ehliyeti almaya, kuralları kendi dilimde daha iyi öğrenirim diye de bir Türk hoca bulmaya karar verdim. Otomatik vitesli ders veren Türk hoca bulmak zor oldu ilk aradığımız dönemde (sonradan aslında birçok başka hoca olduğunu da malesef çok geç öğrendim ve sürüş dersine başlamadan 2-3 farklı hoca deneyip en iyisini seçmek gerektiğini). Bulduğum hoca ile deneme dersinin ardından 30 saatlik bir paket almaya karar verdik. Bu süreçte teori sınavına girip verecektim. Dersleri genelde 2 saatlik paket halinde haftada bir yaptık. Araya tatiller falan da girdi tabi. Sürüş dersleri türkiyedekinden farklı olarak doğrudan trafiğin içinde yapılıyor ve ilk andan itibaren otobanlar da dahil her yerde sürüyor, her koşulu öğreniyorsunuz. Pratik sınavında öğrencinin 40 yıllık usta sürücü gibi tereddütsüz ve hatasız trafikte olması bekleniyor. Sınavda şu konulara dikkat ediliyor:
- elbette ki araç hakimiyeti. Aracı tanıma, çalıştırma, sürme, sürüş sırasında güvenli mesafelerde tutma, sürüş sırasında hızını doğru ayarlama ( mesela Işık’lara yaklaşırken aniden değil yavaşça fren yapma, tümseklere yaklaşırken hızı azaltma.. vs)
- trafik içindeki tutum. Kurallara uyum, trafik akışına uyum, trafikte duraksamamak veya engel olmamak, güvenliği tehdit etmemek, öncelikler, hız sınırlarına düzgün şekilde itaat...
- trafikte insanın şahsi tutumu. Duygularını kontrol edebilme, hatalarda sakin kalabilme, diğer sürücülere karşı hoşgörü gibi...

Bütün bunlardan sıfır hata ile mükellef olmanız bekleniyor. Hollanda ehliyet verdiği kişinin hiç bir eksiği olmadan tamamen hazır şekilde çıkmasını şart koşuyor. 

Teori sınavını sürüş dersleri devam ederken almayı planlıyordum ama kendim çalıştığım için yetiştiremedim ve dersler bittikten sonra girdim. Bir bakıma faydası oldu tabi, çünkü sürerken de kuralları öğreniyorsun. Fakat bu sürecin uzamasına sebep oldu diye gerilmiştim. Oysa ki gerçekten herkes için ehliyet alma süreci 1 yıl veya daha fazla süren bir olaymış. 

Teori sınavından daha önce burada bahsetmiştim. Bu sınavı öngörülemeyen aksilikler yüzünden üçüncü girişimde geçtim. Sınava ingilizce girmiştim ve bu benim için ekstra yük olmuştu çünkü tüm kavramları bir de ingilizce öğrenmem gerekti. Fakat ne talihsizlik ki çok sonradan öğrendiğime göre bu sınava, bir Türkçe çevirmen ile girmek ve bu çevirmenden ötürü 20-25 sn olan soru cevaplama sürelerinin sınırsız oluşu gibi bir hak varmış. Gerçi yakın zamanda sınav sisteminin değişeceğini ve bu süre sınırının herkes için kalkacağını söylemişti hocam ama şimdiki son durumu bilemiyorum tabi. Yine de olasılıklar içinden herhalde en zorlarını yaşamak gibi bir yazgım olduğunu hep söylüyorum zaten :( Sonraki aşamalarda da bunu hep yaşadım :(

Teori sınavını verdikten sonra hemen pratik sınavına gireyim derseniz giremiyorsunuz. Özellikle Amsterdam için. Çok kalabalık olduğundan sınav tarihi bulmak güç oluyor. Genelde ortalama 1-2 ay sonrasına tarih alınabiliyor. Sınava ders aldığınız arabada giriyorsunuz, merkezden bir examinator önde yanınıza oturuyor, isterseniz hocanız da arkada eşlik ediyor. Benim üç sınavımda hocam girmedi. Girse daha farklı olur muydu bilmiyorum ama examinatorler de çoğunlukla masum değil (buna ayrıca değineceğim). Yani üçüncü bir kişi olması itiraz etme hakkı doğurabilir. Fakat tabi yapabilirseniz. Çünkü ya daha da fazla kafaya takarlarsa? Yarım saat boyunca trafikte olup, tüm farklı hız sınırına sahip yollarda sürüp, araba park etme, geri döndürme, adres takibi gibi işleri de yapıp başlangıç noktasına dönüyorsunuz. Bu süreçte eğer examinator sizin yerinize frene basarsa veya direksiyonu tutarsa anlamı direkt kaldınız demek. Gerçi hiç bunları yaşamayıp gayet de iyi sürdüm zannedip, kaldın dedikleri de oldu ya neyse. Hepsini birer birer anlatacağım şimdi.

1. pratik sınavım öğleden önce idi. Şansıma kadın çıktı (hemcinslerine karşı daha acımasız olduklarını söylüyor hocam da). Çok aşırı heyecanlıydım ama o gün başka acayip şeyler de oldu. Sınav başlamadan önce yaptığımız bir saatlik sürüş dersinde gayet iyiydim. Hatta hocam geçebileceğimi düşünüyordu. Arabadan indik binaya girdik ve hocamın cep telefonu cebinden kayıp paçasından inerken yakaladı. Durup dururken delinmiş. Nasıl olduysa hem de koca telefon geçecek kadar (sonradan bunu o günün alametlerinden biri olarak konuşmuştuk da ondan yazdım). Sonra kadını aldık arabaya gittik ve ben kapıyı açıp anahtarı koltuğun yanındaki bölmeye koyarken anahtar kenardan kaydı gitti. Her yere bakıyoruz yok. Koltuğun altında da hiç bir yerde. 5 dakka arayıp bulamadık ama yine de yola devam ettik. Tabi nasıl stres olduğumu anlatamam. Allahtan araba power düğmesiyle çalışan otomatik bir araba. Sınav başladı, gayet iyi gidiyordum ilk başta. Bir kavşaktan geçeceğim ama geldiğim yol tali yol, ana yolu aşıp karşıdaki bir diğer tali yola gireceğim. Ana yol da dümdüz değil eğri şekilde, yolun ucunu göremiyorsunuz. Bakışlarımı yaptım, yol boş tam yola çıkacağım bir araba bir anda jet gibi çıktı ve ben frene basıp zınk diye durdum. Aslında şimdi düşününce, bu hatamı hoşgörebilirdi diye düşünüyorum çünkü gerçekten görülmeyecek kadar hızlı geldi. Tam zamanında frene bastım kurtardım ama dersler sırasında hocam frene bastığımda azıcık dahi öne doğru kaysak, şimdi sınavdan kaldın derdi. Frenler öyle smooth olmalıymış ki kimse rahatsız olmamalıymış. O ani frenin sonrasında ben çok etkilendim hatta kontrolsüzce ağladım. Sürekli beynim kaldığımı söylüyordu ve sakinleşemiyordu. Kadın kenara çekip dinlenmeme izin verdi ama süreyi harcayacağım için tedirgin oldum ve hazır olmadığım halde iyiyim deyip devam ettim. Fakat konsantrasyonum tamamen bozulmuştu. Sonrasında birkaç hata yaptım ve sınavdan kaldım ama burda en büyük hatam duygularımı kontrol edememek olmuştu. Kadını bıraktıktan sonra arabaya dönüp anahtarı aradık. Ve sürücü koltuğunun altında kapaklı bir bölmenin içinde bulduk. Oraya nasıl girdi hiç fikrimiz yok ve hocam o gün bana 20 yıldır ilk defa telefonum böyle aniden cebimden kaydı ve bir öğrenci anahtarımı kaybetti dedi. Sınavın olduğu günün gecesinde de dolunay vardı :/

Devam edecek...