türkiye tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri 3

Eylül 08, 2016 7 Comments
Tatili bitirip dönmemizin üzerinden bir hafta geçti bile ama başladığım seriyi tamamlasam iyi olacak. Toplam 6 hafta kaldık ve bu güne kadar hep ikişer haftanın özetini yazmıştım. Son iki hafta da şöyle geçti.

3. ve 4. haftaları Tekirdağ'da geçirdikten sonra annemleri orada bırakıp İstanbul'a döndük eşim geleceği için. Üç haftadır babalarını görmeyen çocuklar bir sabah uyandıklarında onu evde bulunca çok sevindiler. Antalya'daki tatilimize gidene kadar İstanbul'da birkaç günümüz daha vardı. Bu sürede ailecek gezdik, tatil alışverişi yaptık ve babanneyi ziyaret ettik. Annemler olmadığı için yemek işleri bana düşmüştü ve ne yalan söyleyeyim bir ay mutfağa girmedikten sonra özlemişim. Güzel güzel yemekler pişirdim :)

Sonra önceden ayarladığımız otele gittik. Eşim ve ben gideceğimiz yerlerde çok aşırı lüks veya üstün hizmet arayışında değiliz. Temiz olsun, yenilebilecek yemekleri olsun ve bir diğer olmazsa olmazımız yeşil olsun. Ne yazık ki bir çok otel yüksek binalardan, tam teşekküllü aquaparklardan ağaç çiçek için alan ayırmıyor. Eşim otel seçerken (evet ben hiç aramam hep o bakar) uydu görüntüsüne bakıp ne kadar yeşil olduğunu inceler. 

Gittiğimiz otelden bu açıdan çok memnun kaldık. Aşırı güzel bir bahçesi vardı. İki katlı evler şeklindeydi odalar. Çiçekler ağaçlar bol bol serpiştirilmişti aralarına. Havuz kenarında ağaç gölgesinde oturabiliyordunuz. Hatta havuzun bir kıyısını (şezlongla doldurmaktan vazgeçip) bir sıra çiçekle doldurmuşlardı. Otelden plaja geçiş hattında bile bir sıra kumları doldurup çiçek ve ağaç ekmişler. Benim gibi doğa aşığı için çok hoş ayrıntılardı bunlar. Dolayısıyla çok beğendim. Yemekler, havuz, diğer hizmetler de beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı.

Çocuklar da çok sevdi çok oynadı. Gündüz havuz ve denizde, akşamları oyun parklarında oynayıp durdular. Novadünya bütün gün dışarda olmaya feci alıştı tabi. Hala bu isteği devam ediyor ve neyse ki geldiğimizden beri Hollanda havası orayı aratmıyor, hep dışarılardayız.

Ne kadar güzel olursa olsun otel tatili bence 4-5 günden sonra rutine dönüyor ve sıkıyor. Bana öyle oldu. Eşim 7 gece 8 gün almış tatili, doğrusu son günler geçmek bilmedi. Su aşığı ben doydum demek ki. Tekirdağ'da kaldığım 15 günde toplam yüzdüğüm süre yarım saati geçmemiştir (oğlum bensiz durmuyordu, beraber girdik ama çıkmak istiyordu). Otelde babasında durdu ve sırayla yüzdük. Çocuksuz günlerdeki kadar çok değil elbet ama yine de fena değildi ve ben doydum. Helocum zaten hiç sudan çıkmadı, biz sırayla yüzerken bize eşlik etti.

Otelde bir ilk daha gerçekleştirdik ve ailecek fotoğraf çekildik. Oğlum bundan pek hoşlanmadı ama çok güzel fotoğraflarımız oldu valla. Hiç böyle fotoğrafçıda çekilmiş güzel resimlerimiz yoktu. Eve gelince çerçeveleri doldurdum.



Antalya'dan döndükten sonra İstanbul'da son birkaç günümüz daha vardı. Onlar da  yakınlarımıza doyma buluşmalarıyla, valiz hazırlıklarıyla geçti bitti. Çok şükür kolay bir uçuşla döndük yine yuvamıza. Geldiğimizin hemen ertesi günü okula başladı kızım (normalde hafta başında başlamıştı biz geciktik) ve o günden beri koşturmalar son hızıyla devam ediyor...

Şimdi düşünce, başlarındaki korkuyu saymazsak çoğunlukla güzel bir tatildi. Çocuklar akrabalarına, onların sevgisine doydular. Birçok yeni şey kattılar ve ben de tekrar evimi özleyecek kadar aylardır biriktirdiğim tüm özlemimi giderdim.
Çok şükür.


11 Ağustos 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri-2

Ağustos 11, 2016 6 Comments
Bir mekan/düzen değişikliği yaşandığında üç aşamalı bir etkisi oluyor bende. Birincisi, "oh yeni yer, içim açıldı, gönlüm ferahladı" dönemi. İkincisi "yeter bu kadar, ben evimi & düzenimi özledim" dönemi ve son olarak da "buna da alıştık, yeni düzen kurduk, insan herşeye alışıyor" dönemi.

Gelişimizin üzerinden yaklaşık bir ay geçtiği ve eşim olmadığı için ikinci dönemin etkisini çok yoğun olarak hissettim. Evet etrafta yardımcı olacak çok kişi oluyor ama, çocuklar genelde beni tercih ettiklerinden veya diğer kişilere babaları kadar alışkın olmadıklarından, eşimin varlığının getirdiği faydanın, bu toplamdan daha fazla olduğunu yaşayıp idrak ettim. Yokluğunda eksikliğini çok hissettim, daha çok yoruldum ve ne yazık ki kendime fazla vakit ayıramadım. Genelde erken yatan çocuklarım, biraz daha geç yatmaya başladılar. Evet tatil sonuçta, geç yatsınlar farketmez ama benim tek dinlenme fırsatım, onlar uyuduktan sonra olduğu için, bu durum bana pek de iyi gelmiyor. 

Fakat son birkaç gündür üçüncü aşamadayım ve hayret ediyorum. Bu yeni düzene bile alıştık, bir şekilde idare ediyorum ve zor gelen durumlar artık zor gelmiyor. İnsanoğlu ne kadar değişken. Bazen düşünürüm; hani şu dizilerde bolca konu edilen, uygarlığın sonu gelse de, insanlar teknoloji olmadan ilkçağ şartlarında yaşasa, acaba hayatta kalabilir miyiz diye? Evet sanırım o şartlara da uyum sağlardık.

Fotoğraflar sırayla :
üst: yolda duran hurda traktörle oynarken / oğlumun öğle uykusunda kahve keyfim ve mavi çizgili çarşaflar
Orta: bahçedeki incir ağacı hergün 10-15 kg incir veriyor / çocuklar üst kattaki bahçeye bakan yan pencereyi keşfetmiş
Alt: teyzemlerin köpeği paşa bize kahvaltıya geldi / bahçedeki ağaçta çocuklar. Alçak duruyor ama gerçekte insan boyundan yüksekteler

Bir önceki yazımda tatilimizin ikinci kısmını Tekirdağ'da geçirdiğimizden bahsetmiştim. Annemin büyüdüğü eski bir köy evinde kalıyoruz. Eli yüzü düzgün bir ev ama pek de lüks sayılmaz. Çocukların bu farklılıkları tecrübe etmesini istiyordum. Gerçi ufaklık hatırlamaz belki ama kızımın belleğinde yer etsin. Su şişelerine doldurduğumuz güneşte ısınmış sularla, ağaçların altında, bahçede duş alınabileceğini, kalabalık sofralarda, bahçede ne yemek varsa kapış kapış yenileceğini, her sabah toplanan incirlerle kahvaltı edilebileceğini, hergün bahçenin süpürülüp yıkanması gerektiğini, bahçenin bir köşesinde duran kuşların suyunun dökülmeyeceğini....

Meyve ağaçlarını, sebze bahçesindeki sebzeleri, bahçeden toplanıp haşlanan mısırları, her gün suladığımız çiçekleri, günde on kere koşa koşa bakkala gitmeyi, denizde yengeç aramayı, limanda kıyıdaki kayıklara binmeyi, köy düğünündeki küçük kızların prenses kıyafetleriyle oyun havalarında dans edişlerini, her gün çekirdek yemeyi, dedenin gittiği balıktan getireceği balıkları heyecanla beklemeyi, ayıklanırken izlemeyi, denizde grup halinde şakalaşarak yüzmeyi, kuzenlerle günde yüz kez kavga edip barışmayı ama illa ki her sabah özlem gidermek için sarılıp öpmeyi...

Ben çocukluğumda aynı evde benzerlerini çok yaşayıp çok keyifli anılar biriktirdiğim için, çocuklarım da yaşasın, onların da bir "köy"ü olsun istiyordum hep. Sanırım oldu...

Ne yazık ki bu haftasonu köy hayatını sonlandırıp tatilin üçüncü aşamasına geçeceğiz. Kızımın buradan ayrılması pek kolay olmayacak ama kim bilir belki başka yaz tatillerinde yine geliriz?