Amsterdam'lı Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amsterdam'lı Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2017 Pazartesi

Gunun Ozeti-16 Ekim 2017 pazartesi

Ekim 16, 2017 6 Comments
Cumartesi 19, pazar 22 dereceyi gormemizin ardindan bugun 24 derece ile hollanda havasi bizi oyle mutlu etti ki bugun pek guzel gecti. Eylul basinda turkiyeden donusumuzun ardindan 15 derece birden soguga gelmis, paltolari, cizmeleri coktan cikarmistik. Bu gun ise yeniden tisortleri sandaletler. Hatta cocuklar ciplak ayak dolastilar ya neyse :)

Sabah 6,30 da uyandi Novacim. Dun yaptigimiz piknigin yorgunlugu ile kizim ve oglumla uyumustuk. Gece iyi uyudular denebilir. Sabah erken kalkmalari da gayet makuldu. Zaten kendileri uyanmasalar bile (genelde olmuyor ama) alarmimiz 7 de caliyor.

Bugun oglumun okulu yoktu, kahvalti ve okul hazirligi ardindan oglumla Helo'yu okula biraktik. Bisikletle gittiler ama Novacim biraz yavas ilerledigi icin, giderken onu suruklemek zorunda kaldim. Okuldan sonra markete gitmek istedi, aslinda acil ihtiyacim yoktu ama zaman gecirmek icin hayhay dedim. Demez olaydim, tabi ki hem market poseti hem de bisikleti tasimak zorunda kaldim. Bir daha markete o bisikletle (ablasindan kalan uc tekerlekli nostaljik pembe bir bisiklet) gelmek yok diye anlastik. Gerci yolun yarisinda akil edip posetleri de arkasina koyarak ve bir yandan da onu ittirerek nispeten kolay geldik. 8.20 de ciktigimiz eve 10 da donduk. Eve gelince biraz oyun oynarken ortalik toplamaya giristim. Arada onunla oynayarak salonu ve mutfagi toparlama, yerleri silme isini 12 de zorla bitirdim. Normalde pazartesi sabahlari oyun ablasi geliyor ama bugun gelemedi. Biraz ust kata ciktik, camasir makinesini calistirdik. Bu arada pisen brokoli corbasindan yedik beraber, biraz tablet izledik bu arada. Saat 2 ye dogru Helocugumu almak icin okula gittik. Yine bisikletle ama bu sefer denge bisikletiyle. Iki tekerlekli bu bisikleti biraz daha hizli kullanabiliyor.

14,15 te kizim sinifindan ciktiktan 15.30 a kadar okul bahcesinde oynadilar. Hava da cok guzeldi  zaten doysunlar istedim, gerci kotu olsa da oynuyorlar ya neyse :)) Bahcede genelde en son kalan biz ve amerikali arkadasi oluyor kizimin. Hani su babasi bakan. Kizim kendi arkadasiyla oynuyor, oglum da kiz kardesiyle. Hatta bir sure sonra o da okula baslayinca okul arkadasi olacaklar (zaten simdiden tanisiyorlar tabi ama resmiyet kazanmis kendi arkadasi olmus olacak :)) Bugun bahcede kizimin bisikleti ile arkadasina bisiklet surmeyi ogrettim, o henuz bilmiyordu ve sanirim ozel bir caba da sarfetmediler ogrenmesi icin. Ben egilip pesinden kosarak (bilirsiniz pek yorucu bir istir) defalarca surmesine yardim ettim ve en sonunda 5-10 mt kadar kendisi gidebildi. Bunu goren babasi cok sevindi (ic ses neden on ayak olmuyorsunuz be adam bak iste cocuk hevesli sen yapsan surecekti diye soyleniyor tabi ). Ben boyle ici kaynayan bir anneyim, usenmem. Hatta kucuk kardesini de bindirip gezdirdim ve sonra okuldan cikarken elimi tutup benimle geldi minik hanim Ava. Eve gitmeyecekmis benimle gelecekmis, yerim seni. Oyle tatli bir sari seker ki, bayiliyorum. 'No no wait mine' derken telasla kosturmasi, mimikleri gozumun onunden gitmiyor. Onlar pek mincirmali sevmez ama arada oksayip opuyorum dayanamayip :)


Okuldan sonra biraz uzakta olan buyuk parka gotureyim diye istiyordum daha ufak cocuklari olan arkadasim aradi. Onunkiler uyanmis hadi parka gidelim diye. 15.45 gibi parka geldik 16.50 ye kadar parkta kaldik. Park cok kalabalikti herkes akin etmis. Kostular oynadilar cok eglendiler. Zor ciktik oradan ama saat 17'deki Helonun ritmik jimnastik dersine yetismemiz gerekiyordu. Haydi parktan dogruca jimnastige. Boyle olacagini bildigim icin jimnastik cantasini yanima almistim zaten :)

Kizim jimnastikteyken mekanin cafesinin bahcesinde oturduk, Burasi da cimenlik bir bahce, icinde birkac oyun alani var cocuklar kosturup duruyor. Bizim ufaklar oynarken biz de oturup birer kahve icebildik nihayet. Gunes, sohbet, cocuklarin nesesi hepsi birden cok iyi geldi. Saat 6 da ders bitti eve donduk (tabi ki ders cikisi giyin soyun, eve getir bir yarim saati buluyor) kapida esimle karsilastik.

Gordugunuz uzere yemek yapmaya firsatim olmadi bugun. Sabah yaptigim corbadan baska hicbirsey yoktu evde. Arkadasim gelip beni almadan bir iki dakika once saat 3,5 ta firina dondurulmus balik gratenlerinden atmis, firini ayarlayip cikmistim. Eve gelip de cocuklar sofraya oturduklarinda, onlar corbalarini yerken bir miktar makarna hasladim (baligi seviyorlar ama bu balik soslu pek hoslarina gitmiyor yine de azicik ondan da yediler), bize de bir salata yaptim, yemek hazir. Artik masada uyuyacak kadar yorgun olduklari icin (oglum artik gunduz uyumuyor zaten) zorla yemeklerini bitirdiler ve Novacim 7,30 da Helocum da 7.45 de uyudu. Ben de biraz dinlenmenin ardindan kalktim blogumu yaziyorum.

Cocuklarla cogu gunlerim bu yogunlukta geciyor ve nasil aksam oluyor anlamiyorum bile ama bu tempomuzu sevmedigimi soyleyemem. Dahasi hepimiz bu rutine alistik, oglum kalkar kalkmaz bugun neler yapacagiz diye soruyor. Bugun gibi hic boslugumun olmadigi gunlerde dahi, bir kahve icimlik, bir sohbetlik zamanlar sunuyor evren bana ve ben de tabi ki sukredip duruyorum.

23 Ekim 2016 Pazar

Çibörek Partisi

Ekim 23, 2016 14 Comments
İki hafta önce evimizde çibörek partisi yaptık arkadaşlarımızla. Uzun zamandır kafamdaydı, fakat bir türlü organize olamıyordum. Bir arkadaşımın kayınvalidesi buradayken onun bahanesiyle, gitmeden onun şerefine yapalım istedim. Malesef kendisi başka bir programı olduğu için katılamadı ama toplanmamıza vesile oldu.

Arkadaşımın kayınvalidesi Hollanda'lı ama Türkiye'de yaşıyor. Kocası Türk ve evlendikten sonra bir süre Hollanda'da yaşamışlar, sonra Türkiye'ye taşınmışlar, son 40 yıldır Türkiye'deymiş. Kocası ölmüş olmasına rağmen dönmeyi düşünmemiş. Şimdi Mersin'de yaşıyor ve sıcağına herşeyine fazlasıyla alışmış. Arada burada yaşayan oğlu, gelini, torununu ve kardeşlerini görmeye geliyor.

Bir kaç kere ortak buluşmalarda rastlaşmıştık. Çok güzel Türkçe konuşuyor çok sevimli bir kadındı. Ben de gitmeden bizim burda kurduğumuz arkadaş ortamımızı görsün, hep beraber keyifli vakit geçirelim istedim. Ne yazık ki kardeşine gidecekmiş o gün. Hollandalıların akraba ilişkileri çok mesafeli diyor arkadaşım. Türkiye'den gelmiş kardeşine bile programları ne zaman boşsa (gelir gelmez değil, bir ay sonraya falan) randevu veriyorlarmış. Oysa biz tüm programları iptal eder koşa koşa gideriz değil mi? Neyse işte onun da böyle bir randevusu olunca bize gelemedi, ama çiböreklerden ona da gönderdim tabi ki.

Böyle etkinliklerde hep beraber olduğumuz 10 kadar aileyiz. Ben de hepsini çağırdım tabi ki. Çoğunun iki çocuğu olduğunu düşününce epey bir nüfus ediyor tabi :) Kayınvalidesinden bahsettiğim arkadaşım daha önce bize gelmemişti ve çağırdığım kişileri duyunca biraz panik oldu. Nasıl yapacaksın iki çocukla, sığar mıyız, kendini yorma, zahmet etme falan filan. Yok dedim herşey kafamda planlandı, siz gelin çok güzel olacak. Sadece size biraz iş yaptırabilirim. Seve seve dediler.

Akşamdan böreğin hamurunu hazırladım. Normalde bize yaptığımda bekletmeden pişiriyorum. Herhalde olur dedim ve bol una bulayarak tepsiye dizdim ve buzdolabına koydum 100 adet hamuru.


Hamuru un, tuz, su, biraz sıvıyağ, kabartma tozu (veya tozmaya) ile hazırlıyorum. Annem büyük yufkalar açıp keserek içinden bir sürü börek çıkarır ama benim oklavam yok. Merdaneyle açacağım ve aslında başka işler peşinde olduğumdan böyle minik olması daha kolay olacak. Yumurta büyüklüğünde hazırladım bu yüzden. 100 den biraz fazla  hamur için 2,5 kg un kullandım.

Bir de iç malzemeyi hazırladım tabi, 6-7 soğan, 1,5 kg kıyma (ben kuzu dana karıştırdım), bol maydanoz, tuz, karabiber ile çiğ bir harç hazırlıyorum.

Ertesi gün misafirlerden ilk iki aile önce geldi (biri mevzubahis olan arkadaşım). Masada hamurlar, un ve malzemeler hazır bekliyordu. Nasıl yardım edelim dediler, ben dedim çocuklar yapacak. Nasıl yani, onlar batırır, dağıtmasın falan derken yok dedim merak etmeyin, Helo bile yapıyor, sizinkiler daha büyük çok güzel olacak. Evet onlara söylememiştim ama planım çocukları dahil etmekti :) Üç kız çocuğuna birer merdane ve minik mutfak önlüğü verdim, güle oynaya işe koyuldular. Annelerine dedim siz sadece malzemeyi koyup kapatın. Ben de iki büyük tava hazırladım pişirmek için. Aynı anda 8 çibörek kızartabiliyordum ve yarım saatte 50 çibörek bitmişti bile.

Çocuklar öyle keyif aldılar ki, güle oynaya,  sohbet ede ede gayet güzel hamurlar açtılar. Sonra bir yandan pişenleri yemeye başladık. Çocuklar hem yediler hem çalıştılar, kocaman sürahilerde ayran yapmıştım, bol bol yiyip içtiler.

Baktık biz hızlı gidiyoruz, kalan hamurları pişirmeden beklettik ki diğer gelenler sıcak sıcak yesin. Daha sonra gelen bir arkadaşımızın kızı da yaptı biraz ama çoğunu bitirmiştik zaten, diğer gelenlere pek iş düşmedi.

Davet ettiğim 10 ailenin 7 si katılabildi: 14 yetişkin 10 çocuk vardı ama eve sığdık yine de. Gerçi o haftasonu hava öyle güzeldi ki tüm yaz ilk defa bahçede oturduk (montsuz durabiliyorduk), orada bulunanlar içinde o hafta doğum gümü olan üç arkadaşımıza sürpriz pasta üflettik ve çok eğlendik.


Harika fotoğraflarımız var ama onlardan izin almam gerektiği için koyamıyorum malesef. O gün çocuklar (hamur açma dışında) tüm oyunlarda çok güzel oynadılar, hiç bağrışma, paylaşamama veya kavga yaşanmadı. Giderken özellikle hamur açanlar çok eğlendiklerini harika bir gün geçirdiklerini söylediler.

Herkes aralıksız yemişti ama yine de bir sürü börek arttı, evlerine gönderdim, çocukların bazıları yolda yemişler ve akşam yemeği zahmeti olmadan uykuya gitmişler :)

Tabi ki arkadaşımın kayınvalidesine de göndermiştim. Çok beğenmiş o ayrı ama arkadaşım günü fotoğraflar eşliğinde anlattığında çok şaşırmış. Neden bunca zahmete katlanıyor, sebebi neydi diye sormuş. O da hiç bir sebep yok, sadecd beraber olalım, sohbet edip keyifli vakit geçirelim diye dedikçe hayret etmiş. Gerçekten de toplanmamızın sebebi buydu, evimde misafir ağırlamayı, hep beraber yiyip içmeyi seviyorum.

Tabi evimde yeteri kadar tabak bardağım olmadığı için, kağıt tabak bardaklar kullandım, sofram instagramda gördüğüm o özenli sofraların yanına yaklaşamazdı ama gerçekten çok doğal, herkesin keyif aldığı bir gündü. Şimdi bile düşünürken o günün neşesini içinde hissedebiliyorum. 

Bunca yazıyı niye yazdım, unutmak istemiyorum o ayrı ama formalitelerden sıyrılınca, davetler toplantılar doğal olunca, ne kaç kişi olduğu farkediyor ne de ne kadar yorucu olabileceği. Kesinlikle hiç yorgunluk hissetmiyordum sonrasında ve o günün evime ve içime doldurduğu güzel enerji günlerce sürdü..

Sevgiyle...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Ne Var Ne Yok

Temmuz 08, 2015 14 Comments
Yazmayalı epey oldu yine. Her gün artık kimse yazmıyor, okuyacak blog bulamıyorum diye hayıflanıyorum ama aynısını ben de yaptım :p Ama napıyım mazeretimiz çok büyük, inanmayacaksınız hava öyle bir ısındı ki Amsterdam'da, kırk dereceleri gördük. Haliyle böyle olunca kendimizi sokaklara vurduk :)

Yazları ortalama 20 derece civarı seyrettiği ve bol yağışlı olduğu için, güneşli havalar asla kaçırılmaz burada, hatta çalışanlar izin alır bu günlerde. Biz de telefondan haftalık hava durumunu görünce epey bi heyecanlandık tabi (telf dan önce napıyormuşuz bilmem). Hemen planları yaptık. İlk sıcak günde kafama koydum, çocukları göl kenarına götüreceğim. Kocam çalıştığı için Chantal ile beraber gideriz, otobüse bineriz ne var yani diye plan yaptım, herşey tamam.

Daha önce eşimle arabayla çok gittik de otobüsle ilk defa gideceğiz, inince on dakka kadar yürümemiz gerekiyor. Haritalara baktık, durakları işaretledik. Binbir zahmetle çantaları hazırladım, bebek arabasına yüklendik, Helo'yu bebek arabasına, Nova'yı slinge attık yola çıktık. Evden otobüs durağına kadar da biraz yürümek gerekiyor, kıl payı yakaladık otobüsü, ineceğimiz durakta indik, biraz yürüyüp göle varıcaz inşallah diye giriştik.

Yürüyeceğimiz yol, otoban kenarı. Otobüsten inince, Chantal ile bakındık yayalar için bir yol göremedik (halbuki varmış sonradan anlayacağız), bir patika gördük hadi burdan gidelim dedik, ağaçlıklı mağaçlıklı hem daha serin olur.

İlk başta düzgün başlayan patika sonradan bozulmadı mı, sanki balta girmemiş bir ormana düştük, etrafı göremiyoruz, nereye gittiğimizi bilemiyoruz, bebek arabası ilerleyemiyor, dallar ağaçlar binbir zahmetle taşıyoruz arabayı, dönsek çok geç, az kalmış olmalı, dönmesek daha ne kadar gideceğiz bilmiyoruz, böyle heyecanlı bir yolculuk sonunda, on dakikalık yolu yarım saat yürüyerek (yol kıvrıla kıvrıla uzamış oldu) gölü bulduk nihayet. Sıcaktan pişmiş bir halde, çölde suya kavuşmuş gibi olduk gerçekten. Chantal sanırım onu böyle bir işe sürüklediğim için bana kızdı işk başta. Neyse ki günün geri kalanı güzeldi de, ikimiz de yorgunluğuzu unuttuk.

Bu maceralı yolda kızın terliğinin tekini, oğlanın çorabının tekini kaybetmişiz. Ayol kendimizi bile kaybetmiştik onlar kaybolsa ne yazar. Asıl komedi eşyaları boşaltınca başladı. Genelde her zaman hazır bekleyen çantadaki bez torbası boşalmış ben farkedip de doldurmamışım, oğlanın poposundakinden başka bez yok; kocamın unutmayayım diye sabah tvnin yanına koyduğu çocukların güneş kremini de almamışım; Helo'nun kolluklarını da unutmuşum ohh ne keyif ne keyif (!)

Neyse ki, kader tüm negatifliğine rağmen benim pozitifliğimi yenemedi :p Günümüz harika geçti, çok güzel bi ağaç altında oturduk. Oğlanı biraz çıplak tuttum, bezi idareli kullandım, yetti; kızım kolluklara ihtiyaç duymadı, yüzmek yerine kovayla su taşımak ve kumlarla oynamak istedi; güneş kremi de süremedim napıyım artık. Normalde üç saatliğine eve gelen ve evde sık sık saatine bakan bakıcımız, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 5 saat kaldı bizimle göl kenarında. Oğlum mışıl mışıl uyudu, oynadı, çocukları seyretti, ben az da olsa uzandım ağacı ve gökyüzünü seyrettim (ki en sevdiğim şeydir), çocuklarımın neşesiyle büyülendim, yenilendim, enerjilendim... Hayat çok güzel demiş miydim? 

Daha bir sürü şey yazacaktım ama onlar da sonraya kalsın madem. Zira anlatacağım çok şey var.

See you tomorrow 
P.S. Kızım özellikle öğretmediğim halde ingilizce anlamaya başladı. Onlar chantal ile hollandaca konuşuyor ama ben ingilizce konuşuyorum, meğer o da benim ne dediğimi anlıyormuş. Bugün yarın saat onda gelebilir misin diye sordum Chantal'a, Helo da hayır anne yarın gelmesin biz gezmeye gidelim senle dedi bana. Ben de kızıma baka baka, üstüne basarak see you tomorrow dedim de, sonra Helo da see you tomorrow demek zorunda kaldı. Ordan aklıma geldi şimdi.