19. Yıl
GeCe
Aralık 11, 2017
10 Comments
Bu gün eşimle çıkmaya başladığımız günün yıldönümü, 19 yılı bitirdik. Aslında artık yaşgünlerini, özel yıldönümleri paylaşmaktan hoşlanmıyorum ama bu günü başka bir amaçla yazmak istiyorum.

Oysa dün eşime kızmıştım. Söylediği bir söz (tabi ki onu ina etmek istememişti her zaman olduğu gibi) benim farklı yorumlayıp alınmama sebep oldu. Her ne zaman böyle bir olaya kafamı takıyorsam, sonra konuyu incelediğimde o sözün eskilerden kalma (çoğunlukla çocukluğumdan) bir yarayı kanırttığını farkediyorum. Böyle bir mesele ise genelde aşırı tepki vermiş oluyorum. Üzerinden zaman geçtiğinde bunu farkediyorum ama ilk anda farketmem kolay olmuyor.
Çocukluğumu doya doya yaşadığımı düşünürüm hep. Ailem de harikaydı. Annem babam ilkokul mezunu olsalar da dünya görüşleri geniş insanlardı ve bizi ellerindeki imkanlar dahilinde çok iyi yetiştirdiler. Hatta eşim ilk anne baba olduğumuzda, senin anne baban sana çok iyi ebeveynlik yapmış/yapıyor diye farkına varmamı sağlamıştı. Biz yaşımız ufak da olsa aile içinde saygıyla, fikirlerimiz sorularak, dayak nedir bilmeden büyütüldük. Elbette bizim de çocukken eksikliğini hissettiğimiz şeyler oldu sonuçta hayat dört dörtlük değil fakat bunların çoğunlukla maddi imkansızlıklar sebebiyle yüreğimde yer etmiş yaralar olduğunu görüyorum. Halbuki şimdiki aklımla hiç bir önemi olmayan mevzular bunlar; çocukken sahip olmak isteyip olamadıklarım, evimizi güzel bulmayıp kendimi ezik hissetmem gibi şeyler...
Dün yine böyle bir kırgınlıkla tüm gün eşime küsünce (tabi yatmadan önce konuyu açıklığa kavuşturup barışmıştık), bu sabah kendisine de söyledim. Dün sana kızdığım için bugün seni daha çok seviyorum, bunu daha çok hissediyorum. Çünkü normal günlük sıradan hayatımızda, ona olan sevgimi veya değerini hissedecek anlar fazla olmuyor, doğrusu kimi zaman gün içinde yoğunluktan aklıma bile gelmiyor. Oysa dün küsmüş ama yine de ayrı duramıyor, içim sürekli içimi yiyiyor, barışmak için can attığım halde küskünlüğümü sürdürmek için direniyorken, hayatımda ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu daha iyi idrak ediyordum. Onsuz hiç birşeyin anlamı olmadığını, yanımda o yoksa hayatımın aynı tadı olmadığını...
Dile kolay ömrümün yarısını birlikte geçirdiğim adam, 19 yaşında fakültenin bahçe duvarında otururken önümden geçtiği ve onu ilk gördüğüm gün hala aklımda. Bugün 38 yaşımda ömrümün tam yarısında hep benim yanımdaydı. Zaman ne çabuk geçmiş, sankidaha dün gibi. Hep başka kişiler için duyduğum 20 yıldır beraber, 30 yıldır evli gibi sıfatlara biz de erişmişiz ne acayip. Oysa biz hala fakültedeki aklı bir karış havadaki yüreklerimizdeyiz.
Bugün özel bir kutlama yapmadık, zaten her fırsatta keyifli şeyler yapıyoruz, yine her zaman yapabiliriz ancak bu sefer doğa bize bir sürpriz yaptı. Hollanda’da kar yağdı :) Sadece kar yağışını izlemek bile neşe veriyorken, çocukların karda oynamaları, yol manzaraları epey keyiflendirdi doğrusu. Şimdi gayet huzurlu ve mutluyum.
Oysa dün eşime kızmıştım. Söylediği bir söz (tabi ki onu ina etmek istememişti her zaman olduğu gibi) benim farklı yorumlayıp alınmama sebep oldu. Her ne zaman böyle bir olaya kafamı takıyorsam, sonra konuyu incelediğimde o sözün eskilerden kalma (çoğunlukla çocukluğumdan) bir yarayı kanırttığını farkediyorum. Böyle bir mesele ise genelde aşırı tepki vermiş oluyorum. Üzerinden zaman geçtiğinde bunu farkediyorum ama ilk anda farketmem kolay olmuyor.
Çocukluğumu doya doya yaşadığımı düşünürüm hep. Ailem de harikaydı. Annem babam ilkokul mezunu olsalar da dünya görüşleri geniş insanlardı ve bizi ellerindeki imkanlar dahilinde çok iyi yetiştirdiler. Hatta eşim ilk anne baba olduğumuzda, senin anne baban sana çok iyi ebeveynlik yapmış/yapıyor diye farkına varmamı sağlamıştı. Biz yaşımız ufak da olsa aile içinde saygıyla, fikirlerimiz sorularak, dayak nedir bilmeden büyütüldük. Elbette bizim de çocukken eksikliğini hissettiğimiz şeyler oldu sonuçta hayat dört dörtlük değil fakat bunların çoğunlukla maddi imkansızlıklar sebebiyle yüreğimde yer etmiş yaralar olduğunu görüyorum. Halbuki şimdiki aklımla hiç bir önemi olmayan mevzular bunlar; çocukken sahip olmak isteyip olamadıklarım, evimizi güzel bulmayıp kendimi ezik hissetmem gibi şeyler...
Dün yine böyle bir kırgınlıkla tüm gün eşime küsünce (tabi yatmadan önce konuyu açıklığa kavuşturup barışmıştık), bu sabah kendisine de söyledim. Dün sana kızdığım için bugün seni daha çok seviyorum, bunu daha çok hissediyorum. Çünkü normal günlük sıradan hayatımızda, ona olan sevgimi veya değerini hissedecek anlar fazla olmuyor, doğrusu kimi zaman gün içinde yoğunluktan aklıma bile gelmiyor. Oysa dün küsmüş ama yine de ayrı duramıyor, içim sürekli içimi yiyiyor, barışmak için can attığım halde küskünlüğümü sürdürmek için direniyorken, hayatımda ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu daha iyi idrak ediyordum. Onsuz hiç birşeyin anlamı olmadığını, yanımda o yoksa hayatımın aynı tadı olmadığını...
Dile kolay ömrümün yarısını birlikte geçirdiğim adam, 19 yaşında fakültenin bahçe duvarında otururken önümden geçtiği ve onu ilk gördüğüm gün hala aklımda. Bugün 38 yaşımda ömrümün tam yarısında hep benim yanımdaydı. Zaman ne çabuk geçmiş, sankidaha dün gibi. Hep başka kişiler için duyduğum 20 yıldır beraber, 30 yıldır evli gibi sıfatlara biz de erişmişiz ne acayip. Oysa biz hala fakültedeki aklı bir karış havadaki yüreklerimizdeyiz.
