27 Ekim 2017 Cuma

Işığın Yolu

Ekim 27, 2017 6 Comments


Eşimle birbirimizi iyi tamamlayan bir çiftiz, sadece biz değil bizi tanıyanlar da böyle düşünüyor. Birimiz çılgındır birimiz sakin, birimiz mantıklıdır birimiz duygulu. Böyle bir diğerimizde daha az olan özellikleri birbirimizden tamamlarız. 

Ben tabi ki ilişkimizin duygusal olan tarafıyım, eşim beyindir ama bir karar alacak iken illa ki kalbinden geçen nedir diye sorar, çünkü sezgileri güçlü olan benim ve bana güvenir. 

 Elbette ki yıllar boyunca ilişkimize yatırım yaptık, büyüdük, öğrendik, dönüştük. Fakat yine de bu dönüşme bitmiş değil, hep sürecek. Birbirimize öğretiyoruz, ilişkimizi beslemek için ne yapmalıyız konuşuyoruz ve belki en önemlisi beklentilerimizi paylaşıyoruz.

 Aramızda bir mevzu var ki tam rutine oturmadı, ben birkaç defa ne beklediğimi söyledim o da dinledi ama sonrakilerde unuttu. Yani bir otomatik davranışa henüz dönüşmedi. O mesele de işte bu kitapta geniş yer tutuyor. 

 Eşimle birşey tartıştığımızda genelde ben duygularımın akınına uğrar ve etkilenirim. O kadar yoğun duyguların altında sanki donar kalırım ve onun bana yaptığı açıklamaları duysam dahi anlamlandıramam. Oysa o kendimi iyi hissetmem için ‘mantıklı’ gerekçeleri sayıp döküyordur. Fakat hiç bir işe yaramaz, ben kabuğumdan ancak uzun bir süre sonra çıkarım, bu sefer de onun dediklerini dinlemediğim için umarsız olurum ve şunu çok söyler: eğer bu dediklerimi bir kitapta okumuş olsaydın inanırdın ama ben söyleyince umrunda değil’. Aslında umrumda oluyor, hiç olmaz olur mu? sadece zamanlaması doğru değil. Defalarca söyledim, bu ruh halinde iken söylediğin hiç bir mantıksal mazereti algılayamıyorum, şefkatine ihtiyacım var diye. Bazen de hatırlatmaktan bıkıp söylemiyorum ve hatırlamadığı için daha da kızıyorum. Neyse... 

 İşte bu kitapta Nilüfer Devecigil, bir çok diğer konudan başka buna da değinmiş. Yukarıda bahsettiğim donma halinde çiftlerin birbirini regüle etmesi gerektiğini (meali normal denge durumuna gelmek) ve bu yapılmadan sarfedilecek her türlü sözel çabanın hiç bir anlamı olmayacağını söylüyor. Sadece kişi regüle olduktan sonra normal konuşmalar yapılabilir. Hatta çok tuhaf gelse de, kalp kıran kişi kendisi olsa dahi özür dilemeden önce regülasyon yapması gerektiğini vurguluyor. Bunu da gözlerin içine bakmak, dokunmak, sarılmak, okşamak, sevmek gibi fiziksel hareketlerle yapılabileceğini. Gerçekten kendim yaşadığım için biliyorum, bu yoğun duygusal durumda iken başka hiçbirşey işe yaramıyor. 

 Bu kitabı okumamdan birkaç gün önce yine eşimle benzer bir durum yaşamış ve bu sefer açık açık söylemiştim, benim o anda ihtiyacım olan şey yorumların değil. Sonra kitapta okuyunca rahatladım. Çünkü tecrübe ederek edindiğim bilgi bilimsel bir temele sahipti, ben anormal değildim ve olması gerekeni yapmaya çalışıyordum. Eşime de anlattım, bundan sonra ikimiz de daha dikkatli olacağız. Zira kitapta ayrıca bu regüle etme işinin sırayla yapılması gerektiği, bir taraf sürekli regüle eden olmaması gerektiği de söyleniyor. Düşününce benim bunu eşim için hiç yapmadığımı farkettim. Sebebi eşimin bu durumları yaşamıyor olması gibi gözükse de aslında gerçek olan onun kendini bir şekilde regüle etmeyi başarabiliyor olması. Evet aslında ben de kendi kendime yapabiliyorum ama meseleye göre bu saatler veya günler sürebilir. Bundan sonra ikimiz de birbirimize çok dikkat edeceğiz diye anlaştık. 

 Bu regüle etme meselesi ufak çocuklar için elzemmiş. Çünkü başlarda kendi kendilerine nasıl yapacaklarını bilmiyorlar ve bizim yapmamız gerekiyor. Bu süreçte de öğreniyorlar tabi. Ben kızım aşırı duygusal olduğu için belki de zaten böyle anlarında ona sarılıp sevmekten başka yöntem uygulayamıyordum. Çünkü ağladığında nefesi kesilir, titremeye başlar, kolayca krize girebilir. Bu yüzden onu sürekli dengede tutmaya çalışırım ve bu hale girdiğinde de kucaklayıp okşarım, beraber nefes alıp nefesini düzeltiriz. Oysa çoğumuz (tahammül edemediğimde ben de yapıyorum) bak annecim, o senin arkadaşın, paylaşman lazım, ama böyle yapmalıyız.... lar şeklinde uzun açıklamalarla ciyak ciyak ağlayan çocuğu ikna etmeye çalışıyoruz. Uzmanlar böyle durumlarda aynalama yapın der ama o biraz da denge halindeki durumlarda işe yarar. Dünyadan kopmuş bir çocuk için ten teması dışındaki yöntemler pek faydalı değil. 

 Şimdi düşününce çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde de aslında bunun etkilerine maruz kaldığımızı farkediyorum. Bir arkadaşınız mesela eleştirinize çok içerliyor, birşeyden ötürü yoğun kıskançlık hissediyor, direkt olmasa da bir söz ya da bir imge onun geçmişindeki bir yarayı canlandırıyor... ve o donma haline sokuyor olabilir. Tabi bunu farketmediğimizde o kişinin soğuk, umarsız, bizimle ilgisiz vs olduğunu düşünebiliyoruz. Fakat asıl mesele kişi o duyguda takılıp kalmıştır ve normal hayatına (sohbetine işine gücüne) devam edemiyordur. Bunun düzelmesi için de yardım talep edemiyordur. Ancak dikkat edince bunu farketmek zor değil, duruş değişir, yüz düşer, sohbet biter... vs yani akış birden bire bozulur.

 Kitapta tabi ki sadece bu mevzu yok. Yakınlarımıza bağlanma şekillerinin bizi nasıl etkilediğinden, ebeveyn olmaya dair bir çok güzel bilgi var. 

Ve yine çok şükür anneliğim konusunda sezgisel olarak edindiğim bilgiler kitapla örtüşüyor. Uzun lafın kısası bu kitap iyi ki okumuşum dediklerimden biri oldu. Kafamdaki taşlar oturdu, sistematik çözümler edindim ve ayrıca okumaktan keyif aldım.

17 Ekim 2017 Salı

Nova'ya Mektuplar 33. Ay

Ekim 17, 2017 3 Comments
Canim oglum

Mektuplarin artik duzeni sasti, fakat hic yoktan iyidir diyerek yazmaya devam edecegim. En son sanirim 3 ay once yazmistim. Dolayisiyla son bir ayda ne yaptigini degil, bu zamana kadar neler yaptigini yazmaya calisacagim.

Uc yasina yaklastigina inanamiyorum. Ne cabuk buyudun. Teyzenlere falan bu tepkimi dile getirince onlar da diyor ki zaten hic oyle bebek olmadi ki, 5 aylikken siralamaya 9 aylikken yurumeye basladi. Bebek dedigin kucakta oturur, yatar, etrafa bakip gulucuk atar falan. Boyle bir bebeklik donemi cok kisa surdu senin. Dolayisiyla uzun zamandir yumurcaksin. Artik dilin de iyice cozuldu, cok fazla cocukca kelimelerin de yok. Bu durumda gayet buyukmussun gibi geliyor.

Artik herseyi soyleyebiliryorsun, cumle kurmalarin, hikaye anlatmalarin, sarki soylemelerin, kelime oyunlarin, sakalarin... Cok hizli gelisti dilin. Ama tabi hala ufak tefek dilinin donmedigi (ya da oyle oldugunu sandigin icin) yanlis telaffuz ettigin seyer var. Tohumlar pidana, pidanlar agaca diye sarkini soylerken hic mi hic bozmuyorum. Ablanin spinnerlari, senin dilinde pinnır; yine spiderman senin icin paydırmen. Oyle tatlisin ki soylerken.

Eylul basinda turkiye tatilinden dondugumuz gunun aksami hemen odanda ufak bir degisiklik yaptim ve o gece seni ayri yatirdim. Odani cok sevdin, o gunden beri ayri yatiyoruz. Ama ablan hic yapmazdi bize seslenir cagirirdi, sen sabaha karsi pitir pitir yanimiza geliyorsun. Ustelik yataktan atlaman gerekiyor. Bir kac gun once nasil olduysa duymamisiz ve sen gelmis yanimiza yatmissin. Sabah bir baktik Eren burada uyuyor :) Cok sasirdik. Simdilik bu gelmelerini o kadar sorun etmiyorum. Elbet gun gelecek kesintisiz uyuyacaksin hatta bizi istemeyeceksin. Zaten ufaktan belirtileri basladi, ben seni uyuturken yanina uzaniyorum meme olayi sebebiyle-hala cozemedigimiz bir bu kaldi, bir deneme yaptik 24 saatin sonunda ben bozdum dayanamadim-. Ne diyordum yaninda iken 90 cm lik yataga yayilamiyorsun haliyle ben kalkar kalkmaz hoop donup yayiliyorsun, keyfine duskunsun yani. Yatagini da bu acidan sevdin, 90x200 normal tek kisilik yatak cunku.



Meme emmen oldukca seyrek hatta sut olmadigini sen de soyluyorsun, fakat duygusal olarak ihtiyac duydugun zamanlar var. O zaman kucagima gelip sacimla oynayip memede huzur buluyorsun. Ozellikle aksam ustu cok yoruldugunda uykun geldiginde oluyor bu, cunku uzun zamandir gunduz uykusu uyumuyorsun ama nasil basariyorsun bilmem 12-13 saat kesintisiz ayaktasin.

Haftada 2 sabah okulun devam ediyor, kasim sonunda 4 sabaha cikacak. Sanirim sorun olmayacak daha cok gitmen cunku artik cok seviyorsun, orada bazi favori arkadaslarin var, ogretmenlerinle de aran iyi cok sukur. Hollandacan iyiye gidiyor. Ne kadar dogru bilemiyorum tabi ama hollandaca sarkilar da soyluyorsun.

Muzik demisken, tam bir muzik duskunu oldun ciktin. Baban sizlere iyi muzikler dinletmeye gayret eder. Arabada hep calariz, artik ablan ile sen belli sarkilari ozel istek yapiyorsunuz ve defalarca calmasini istiyorsunuz. Ayrica evde cd calari kontrol etmeyi ogrendin. Yaz ortasinda buradaki bir magazada asiri indirimler vardi. 3 tane hollandaca cocuk sarkilari cd si almistim, bir tane de evde vardi. Onlar senin oldu tabi ki. Bir donem o cdlerle bile uyudun. Her birinde ortalama 20 sarki var, hangi cd de hangi sarkilar var biliyorsun, istedigini koyup istedigin parcayi aciyorsun. Sonra digerini takiyor baska sarki aciyorsun. Disardan gelir gelmez cd calara kosup hemen bir parca aciyorsun. Bana anne sana sunu calayim mi diye soruyorsun. Boyle tam bir dj halleri yani. Isin ilginc tarafi baban da boyle ve hatta bir donem dj lik yapti gencliginde. Fakat sen elbette ki bu ise cok erken baslamis oldun. Bakalim gidisat ne olacak :)



En cok sevdiklerin; oyuncak arabalar, hergun kek pisirmek (ama yememek), puzzle yapmak, gezmeye gitmek, eski gittigimiz yerde cektigim videolari izleyip yine buraya gidelim demek, bisiklet surmek, arkadasin Damla (ablani kizdirmak icin o benim arkadasim degil kardesim diyor, ablan da itiraz edince inatlasiyorsun), brokoli ( hergun corbasini yiyebilirsin), mumkun oldugunca ince giyinmek (hatta ciplak gezmek) ... Genelde mutlu neseli bir cocuksun, cabuk ogreniyor, cabucak buyuyor hergun bizi sasirtiyorsun. Seni hepimiz cok ama cok seviyoruz.

Annen
Amsterdam

16 Ekim 2017 Pazartesi

Gunun Ozeti-16 Ekim 2017 pazartesi

Ekim 16, 2017 6 Comments
Cumartesi 19, pazar 22 dereceyi gormemizin ardindan bugun 24 derece ile hollanda havasi bizi oyle mutlu etti ki bugun pek guzel gecti. Eylul basinda turkiyeden donusumuzun ardindan 15 derece birden soguga gelmis, paltolari, cizmeleri coktan cikarmistik. Bu gun ise yeniden tisortleri sandaletler. Hatta cocuklar ciplak ayak dolastilar ya neyse :)

Sabah 6,30 da uyandi Novacim. Dun yaptigimiz piknigin yorgunlugu ile kizim ve oglumla uyumustuk. Gece iyi uyudular denebilir. Sabah erken kalkmalari da gayet makuldu. Zaten kendileri uyanmasalar bile (genelde olmuyor ama) alarmimiz 7 de caliyor.

Bugun oglumun okulu yoktu, kahvalti ve okul hazirligi ardindan oglumla Helo'yu okula biraktik. Bisikletle gittiler ama Novacim biraz yavas ilerledigi icin, giderken onu suruklemek zorunda kaldim. Okuldan sonra markete gitmek istedi, aslinda acil ihtiyacim yoktu ama zaman gecirmek icin hayhay dedim. Demez olaydim, tabi ki hem market poseti hem de bisikleti tasimak zorunda kaldim. Bir daha markete o bisikletle (ablasindan kalan uc tekerlekli nostaljik pembe bir bisiklet) gelmek yok diye anlastik. Gerci yolun yarisinda akil edip posetleri de arkasina koyarak ve bir yandan da onu ittirerek nispeten kolay geldik. 8.20 de ciktigimiz eve 10 da donduk. Eve gelince biraz oyun oynarken ortalik toplamaya giristim. Arada onunla oynayarak salonu ve mutfagi toparlama, yerleri silme isini 12 de zorla bitirdim. Normalde pazartesi sabahlari oyun ablasi geliyor ama bugun gelemedi. Biraz ust kata ciktik, camasir makinesini calistirdik. Bu arada pisen brokoli corbasindan yedik beraber, biraz tablet izledik bu arada. Saat 2 ye dogru Helocugumu almak icin okula gittik. Yine bisikletle ama bu sefer denge bisikletiyle. Iki tekerlekli bu bisikleti biraz daha hizli kullanabiliyor.

14,15 te kizim sinifindan ciktiktan 15.30 a kadar okul bahcesinde oynadilar. Hava da cok guzeldi  zaten doysunlar istedim, gerci kotu olsa da oynuyorlar ya neyse :)) Bahcede genelde en son kalan biz ve amerikali arkadasi oluyor kizimin. Hani su babasi bakan. Kizim kendi arkadasiyla oynuyor, oglum da kiz kardesiyle. Hatta bir sure sonra o da okula baslayinca okul arkadasi olacaklar (zaten simdiden tanisiyorlar tabi ama resmiyet kazanmis kendi arkadasi olmus olacak :)) Bugun bahcede kizimin bisikleti ile arkadasina bisiklet surmeyi ogrettim, o henuz bilmiyordu ve sanirim ozel bir caba da sarfetmediler ogrenmesi icin. Ben egilip pesinden kosarak (bilirsiniz pek yorucu bir istir) defalarca surmesine yardim ettim ve en sonunda 5-10 mt kadar kendisi gidebildi. Bunu goren babasi cok sevindi (ic ses neden on ayak olmuyorsunuz be adam bak iste cocuk hevesli sen yapsan surecekti diye soyleniyor tabi ). Ben boyle ici kaynayan bir anneyim, usenmem. Hatta kucuk kardesini de bindirip gezdirdim ve sonra okuldan cikarken elimi tutup benimle geldi minik hanim Ava. Eve gitmeyecekmis benimle gelecekmis, yerim seni. Oyle tatli bir sari seker ki, bayiliyorum. 'No no wait mine' derken telasla kosturmasi, mimikleri gozumun onunden gitmiyor. Onlar pek mincirmali sevmez ama arada oksayip opuyorum dayanamayip :)


Okuldan sonra biraz uzakta olan buyuk parka gotureyim diye istiyordum daha ufak cocuklari olan arkadasim aradi. Onunkiler uyanmis hadi parka gidelim diye. 15.45 gibi parka geldik 16.50 ye kadar parkta kaldik. Park cok kalabalikti herkes akin etmis. Kostular oynadilar cok eglendiler. Zor ciktik oradan ama saat 17'deki Helonun ritmik jimnastik dersine yetismemiz gerekiyordu. Haydi parktan dogruca jimnastige. Boyle olacagini bildigim icin jimnastik cantasini yanima almistim zaten :)

Kizim jimnastikteyken mekanin cafesinin bahcesinde oturduk, Burasi da cimenlik bir bahce, icinde birkac oyun alani var cocuklar kosturup duruyor. Bizim ufaklar oynarken biz de oturup birer kahve icebildik nihayet. Gunes, sohbet, cocuklarin nesesi hepsi birden cok iyi geldi. Saat 6 da ders bitti eve donduk (tabi ki ders cikisi giyin soyun, eve getir bir yarim saati buluyor) kapida esimle karsilastik.

Gordugunuz uzere yemek yapmaya firsatim olmadi bugun. Sabah yaptigim corbadan baska hicbirsey yoktu evde. Arkadasim gelip beni almadan bir iki dakika once saat 3,5 ta firina dondurulmus balik gratenlerinden atmis, firini ayarlayip cikmistim. Eve gelip de cocuklar sofraya oturduklarinda, onlar corbalarini yerken bir miktar makarna hasladim (baligi seviyorlar ama bu balik soslu pek hoslarina gitmiyor yine de azicik ondan da yediler), bize de bir salata yaptim, yemek hazir. Artik masada uyuyacak kadar yorgun olduklari icin (oglum artik gunduz uyumuyor zaten) zorla yemeklerini bitirdiler ve Novacim 7,30 da Helocum da 7.45 de uyudu. Ben de biraz dinlenmenin ardindan kalktim blogumu yaziyorum.

Cocuklarla cogu gunlerim bu yogunlukta geciyor ve nasil aksam oluyor anlamiyorum bile ama bu tempomuzu sevmedigimi soyleyemem. Dahasi hepimiz bu rutine alistik, oglum kalkar kalkmaz bugun neler yapacagiz diye soruyor. Bugun gibi hic boslugumun olmadigi gunlerde dahi, bir kahve icimlik, bir sohbetlik zamanlar sunuyor evren bana ve ben de tabi ki sukredip duruyorum.

11 Ekim 2017 Çarşamba

Hollanda'da Yabanci Cocuk Olmak 1

Ekim 11, 2017 8 Comments
Bu siralar yurtdisina goc epey artti galiba, Hollanda'da durmadan yeni gelmis ailelerle tanisiyoruz ve bana da ozelden sorular geliyor. Yakinda tasinacagiz napalim diye? Cocuklu ailelerin en buyuk problemi okul ve cocugum dil bilmiyor ne yapacak endisesi? Endiselenmekte haklilar elbette ama gercekten cocuklar cok hizli ogreniyor ve Hollanda gonul rahatligiyla soyleyebilirim ki cocuklara cok fazla deger veriyor. Asla magdur olmasina izin vermez.

Bizim hikayemizi biliyorsunuz, kizim 15 aylik iken tasindik, 2 tasina kadar bireysel olarak katildigimiz aktivitelerle dili duymasini sagladik, 2 yasinda oyun okuluna basladi fakat ilk basladiginda haftada 1 sabah gidiyordu, araya yaz tatili girdi, sonra haftada 2 sabah falan oldu derken 2,5 yasina geldiginde cok da ilerlememisti. 2,5 yasinda babysitter ile anlastik. O donemde hamile oldugumdan haftada 3 gun 3 saat geldi ve kizim 3 ayda konusmaya basladi. Simdi 5,5 yasinda ve ilkokulun 2. sinifinda (burada 4 yasinda basliyorlar okula) Hollandaca'si diger cocuklar kadar iyi ve hatta kisisel cabalari sayesinde ingilizceyi anliyor ve konusabiliyor :))

Su anda 33 aylik olan oglum burada dogdu, dogdugu andan itibaren babysitter ve ablasindan hollandaca duydu. Tam hatirlayamiyorum su an ama iki yasindan daha once babysitter ile birebir oynamaya basladi. Simdi hollandaca anliyor ve temel seviyede konusabiliyor.

Genel olarak expat cocuklarinin 4 yasina gelene kadar hollandacayi ogrenmesi gerektigini dusunuyoruz biz anneler. Cunku 4 yasinda okula basladiginda daha yogun bir sosyal hayata girecek ve dil bilip bilmemesinin onun psikolojisine etkisi olacak. Tabi buraya ilk geldiklerinde 4 yasini gecmis olanlar da oluyor ama dikkatli bir calismayla birkac ayda sokuyorlar dili.

Bizim gibi burada dogan cocuklari genelde krese gonderip dil ogrenmesini umuyor aileler. Biz kres olayina girmedik, sebebi ise cok pahali olmasi.

Krese gore degisiyor elbette ama haftanin 5 gunu 1200-1500 eu para istiyor kresler (maaslarin 2000-4000 arasi olabilecegini, ev kirasi ve diger yasam masraflarini da dusununce daha iyi kiyaslanabilir bu miktar). Eger hem anne hem baba calisiyor ise devlet yardim ediyor ve bu paranin %40 civarini geri oduyor. Bu yuzden bircok annebaba haftada sadece birkac gun gonderiyor. Kresler 3 ayliktan 4 yasina kadar cocuklari barindiriyor. Bizim durumumuzda ben calismadigim icin yardim alamayacaktik ve cok pahali olacakti. Babysitter ile anlasip kizima haftada 3 gun geldiginde saati 7,5 eu dan geliyordu ilk basladiginda. Simdi 10 veriyorum biraz zam yaptik ama oglum icin toplamda haftada 50 ayda 200 odemis oluyoruz.

Elbette kres ile kiyaslandiginda daha farkli, kres cocuga butun gun bakiyor yani anne butun gun ozgur ancak dil acisindan baktiginizda kreste cocukla butun gun birebir ilgilenilmiyor. genelde cocuklar kendi kendine takiliyorlar, belki gunde bir iki saat onunla konusuluyor en fazla. oysa babysitter sadece onunla konusuyor ve oynuyor, sayilari, renkleri ogretiyor, kitaplar okuyor, hatta ben su konu bu konu diye yonlendiriyorum ve dolayisiyla daha egitici seklinde geciyor. Hangi yolu sececekleri tabi ki ailenin sartlarina gore degisecektir. ben bu yolu sectim ve her iki cocugumda da memnun kaldim.

diger yandan babysitter hic cagirmayip olayi akisina birakmak da mumkun. Babysitter parasi da az degil ama bunu gelecege yatirim olarak gorduk biz. eger hic bir ozel yontem sunulmayacaksa her cocugun 2(veya 2,5 yasinda -bolgeye gore degisiyor) okul oncesi denilen oyun okullarina baslama hakki oluyor. Bunlar yine ucretli ancak cok cuzi. Yine bolgeye gore degismekle birlikte saatlik ucretini bu gune kadar en fazla 5eu duydum, bizimki 1 eu gibi ve bircok yerde de ucretsiz. Burada maksimum 3 saat olmak uzere (sabah veya ogleden sonra) 1-4 gun gitmeye hak kazaniyorlar. Bazilarinda expat cocuklarina dil ogretmek icin ozel ogretmenler de oluyor. biz kizimda bu hizmeti aldik oglumda da kasim ayindan itibaren alacagiz. Bu okullar cocugun her yonden gelisimini detayli olarak takip ediyor ve ilk okula baslarken detayli bir raporu okula gonderiyor. Dil gelisimini de takip edip gerekirse yardimci oluyor.

4 yas cocuklar icin donum noktasi. Artik buyuk okula gidecekler ve anne babalarin 4 yasina kadar odedikleri tum paralar birdenbire duracak :)) Bunu esimin arkadasi demisti. Aslinda calisan anne babalar icin yine okul sonrasi kresler ayni derecede masrafli. Bircok okulun yaninda bso denilen afterschool merkezleri var. Bizdeki etut merkezi gibi dusunun ama odev yapmiyorlar :)) Cocuklari okuldan aliyor, anne veya baba isten gelip onu alana kadar gozetiyor. Bunlar da yine kresler kadar pahali, oysa artik daha az saaat bakiyorlar, saat 2,5 (veya 3) ten aksama kadar. Fakat hollandali anne babalarin calisma saatlerini esnetme haklari var. Bir cok kisi 4 gun calisiyor veya bazi gunler erken cikiyor, sonucta anne ve baba cocugu paslasarak sadece 2-3 gun afterschoola gonderiyorlar. Tabi burda anane babanneleri olanlar varsa onlar da alabiliyor cocuklari, bazi aileler baska yakin ailelerle anlasip paylasabiliyor cocuklari (birgun sen al bak birgun ben gibi) veya bir yardimci tutup okuldan cocuklari alip evde bakabiliyor. Dolayisiyla cok secenek mumkun.

Devam edecek....

10 Ekim 2017 Salı

Hollanda Usulu Dip Soslar

Ekim 10, 2017 2 Comments
Hollandali'lar ogle yemeklerinde sicak yemek yerine sandvic yerlermis. ilk basta elbette ki yadirgadik, ustelik sicak yemek yemeye alismis esim icin tam bir problem bu. Yemegini evden goturuyor orasi ayri ama bazen icinde ogle yemegi olan toplantilardan geldiginde, bugun yine ac kaldim diye isyan ediyor.

Onlara gore de bizim tam tesekkulu yemek yememiz tuhaf geliyor. Ama bir de isin su tarafi var, biz de kahvaltilarini sicak yiyen uzak dogululari yadirgiyoruz. Hepimizin kulturu aliskanliklari farkli iste.

Ben ise sandvici cok severim, hergun yesem bikmam ama zaman gectikce goruyorum ki, Hollandalilarin sandvic anlayisi oyle cok da sagliksiz degil. Evet belki sadece peynir ekmek yiyen de vardir ancak, marketlerin sandvic ile ilgili urunlerin oldugu reyonlarda cesit cesit dipsoslar var. Bunlarin basinda humus, tavuklu sos, balikli sos, patatesli sos, rus salatasi gibi minik kaselerde satilan, raf omru 1-2 gun olan, taze mezeler bunlar. Genelde bu mezelerden alip suruyorlar ve bir dilim peynir, salam veya fume balik gibi seyler ekliyorlar. Bir meze duskunu olarak hepsini ilgiyle inceliyorum (hepsini alip denemedim ama bazilarinda uygun olmayan seyler olabiliyor) ve evde yapmaya calisiyorum. Aslinda mantigi kapinca kendi kendimize de uydurmak mumkun. Ekmege surebilmek icin bulamac kivaminda olmali ve birbirine yakisan tatlar katilmali. Asagida cok sevdigim tarif sitesinden sectigim ornekler var. Sadece cesitlilik icin fikir vermesi acisindan ekliyorum, fotograflarina bakinca bile ufkum genisliyor. Aaa bak bu malzeme hic aklima gelmemisti diye. Buradan bu sitedeki tum soslara ve tariflerine erisebilirsiniz. Hollandaca ama translate ile cevrilebilir.

kecipeynirli patlican dipsosu

mascarpone peynirli salatalik dipsosu

somon baligi dipsosu

yogurtlu avokado dipsosu

domates ve kapari soslu fava 

narli ve cevizli biber sosu

enginar, roka ve beyaz (feta) peynirli dipsos

humus

turp sosu

ispanak ve enginarli sos

salatalik sosu

peynirli ispanak sosu

susamli patlican sosu

cevizli patlican sosu

zeytinli dipsos

bezelye ve keci peynirli dipsos
Web sitesinde daha o kadar cok cesit var ki, aslinda dusununce neredeyse her sebzeyi boyle sos haline getirebiliriz. Bu sekilde hem yemeklerin yanina hem de sandviclerin icine konuldugunda, tek basina hic yenilmeyen sebzeler bile tuketilmis olur.

Simdi sadece fotograflara bile bakinca o kadar canim istedi ki simdi hemen bir sos yapacagim. Sizin de boyle favori soslariniz varsa duymayi cok isterim.

sevgiler.

1 Ekim 2017 Pazar

Yazayim ama ne?

Ekim 01, 2017 18 Comments
Son yazimin uzerinden 13 gun gecti. Hergun gun icinde sunu yazayim bunu yazayim diye kafama not ediyor, aksam olup da yazmak icin bos zamana kavustugumda ise kalakaliyorum. Gunlerimin kosturmacasindan sonra kafam sanki kazan olmus veya cok onemli gordugum meseleler siradanlasmis oluyor. Bir yanimi kemiren "aman canim millet senin hayatini ne yapsin" dusuncesi, diger yandan gelen "ama bak Helo'ya yazmistin, Nova icin hic kayit tutmuyorsun" seslerine karisiyor. Diger yandan okudugum bazi blog yazilarinda hayran oldugum edebi nitelikler benim yazilarimda ol(a)madigindan -bence duzenli ve istikrarli yazsam olur, cunku calistikca gelisiyor bu beceri- kendimi degersiz hissetmeme neden oluyor. Oysa benim blogumu ilk acma amacim yararlilikti. Isimde de normal hayatimda da benim icin cok hassas bir mevzu bu, etkilesimde bulundugum insanlara maksimum olcude yararli olmak. Eski yazilarimda nispeten tatmin oluyordum bunu yaptigima dair, simdikilerde ise bilemiyorum. Ne diyecektim, edebi olmaktan cok yararlilik icin bu blogu actigimi kendime daha sik hatirlatmaliyim.

Cok guzel bir pazar ogleden sonrasinda, sessiz evimde bilgisayardan yaziyorum bu postu. Ogleden sonra bir arkadasimla tursuluk malzeme almaya gidecegiz diye cocuklari babasi devraldi. Planimiz iptal olunca da sessiz bir ev bana kalmis oldu. Her zaman yapamadigim bazi isler yapacagim ama blog yazmayi onceye aldim, ne de olsa bu da her zaman yapamadigim bir is :)

Lafi geveledigimin farkindayim, ne yazsam bilemiyorum suan. Son zamanlarda yasadiklarimdan itibaren dusundugum cok konu var. Bunlardan biri kotu insan-iyi insan olmak uzerine. Bazen oyle haberler duyuyoruz ki (ozellikle isin icinde cocuklar varsa) insan nasil bu kadar kotu kalpli olabilir diye aklim almiyor. Hemen suclamaya geciyoruz, iste polis gorevini yapmiyor, adalet adil davranmiyor, bu kotu insanlar da gitgide aziyor... gibi. Halbuki hepsi duzgun calissa insanlik iyiye gidecek, dunya tamamen iyi insanlardan olusan bir yere donusecek gibi bir algi doguyor. Buna ne kadar uzulsem de inanmiyorum cunku goz onune almamiz gereken bir husus var, insanin yaratilisi geregi, icimizde seytan var. Yani biz hem "yin" iceriyoruz hem "yang"; hem seytan hem melek. Insanligin var olusundan beri iyi insanlar da oldu kotuler de, dolayisiyla bu catismalardan dogan kiyimlar da. Fakat diger yandan bakinca da nispeten daha ilimli yasayan bunlari asmis gibi gorunen toplumlar da var. Elbette o toplumdaki insanlarin varligindaki seytani taraf tamamen yok olmamistir, bazi insanlar sadece bastirmis, bazilari tamamen silmis olabilir. Fakat bir sekilde toplum bazinda yogunlugu azalmistir. 

Bunun sebepleri neler olabilir. Elbette kisisel inanclar (dini inanislar vs) insani iyiye yonlendirmeye calisiyor ama su anki dunyada bunu saglayan en onemli guc hukuk. Insan hoslansin veya hoslanmasin toplumdaki diger insanlarin haklarina mudahale edemez. O toplulukta yasayacaksa ona itaat etmeli, yoksa gidip dag basinda pekala yasayabilir, gitsin yasasin. Ulkemizde ise ne yazik ki artmis gibi gorunen bu kotuculugun baslica nedeni bu. Nasilsa bir diger kotu hic bir ceza almiyor, nasilsa bazi kotuler his birsey olmamis gibi hayatlarina devam ediyor. Nasilsa iyi, sessiz, kendi halinde insanlarin kani emiliyor... 

Bir digeri ise refah seviyesi. Insanlar yasam sartlari iyilestiginde, hem maddi hem manevi tatmine ulastiginda, icsel bir huzura ulasir, haliyle baska insanlara daha az bulasir. Elbette elindekiyle yetinmeyen insanlar hep olacaktir. Fakat ayni aslanin agzindan ekmeyi kapmaya calisan on kisi varsa, haliyle o on kisi birbirine dusman olacaktir. Iste ulkemin bir diger problemi, her alanda bir rekabet ortaminin olmasi. Is hayatinda, saglik/egitim gibi tum sosyal hizmetlerde toplum geneline yayilamayan esitsizlik. Bu kolay bir is degil elbette ama minumum hizmeti herkese ulastirmak onemli.

Bu soylediklerimi bir yonetici duysa soyle der, "biz sunu yaptik begenmediler, bunu yaptik daha cok istediler, vatandas asla tatmin olmaz, hicbir zaman memnun olmaz." Dogrudur cunku toplumun bir diger eksikligi de empati, insaniyet bilinci ve egitim. Bugun surus dersi hocam soyle dedi; Turkiye haber kanalinda gordum, birisi buldugu 2000-3000 tl gibi bir parayi sahibine ulastirmis diye, bangir bangir haber yapiyorlar. Oysa bu dogal olan sey olmaliydi, sasirilan, vurgu yapilma ihtiyaci olan sey degil. Iste bu oz degerlerimize donmemize ihtiyacimiz var. Bu nasil olacak, ornek olarak, egiterek ve hatta bence en onemlisi insanlara dusunmeyi ogreterek. Bir dusun bakalim bu yaptigin dogru mu, sana yapilsa hosuna gider mi? iste bunun gibi oz sorgulamayi unuttuk. Yoksa bazi temel konulardaki dogrular tum dunyada aynidir.

Icimizdeki seytana sahip olmak bizim zor sartlar altinda hayatta kalmamiza yardimci olacagi icin kacilmasi gereken bir durum degil. Onu da kabul edecegiz ama baska bir ozelligimiz daha var, akil. Akla sahip bir varlik olarak, aklimizi seytanin emrine sunmayacagiz. Iste her insan icindeki seytani aklinin kolesi yapabilirse, o zaman dunya cennete donusebilir.


17 Eylül 2017 Pazar

Çıtır Anne

Eylül 17, 2017 13 Comments
Geçenlerde Kahve Hanım'cım bir yazısında bahsetmişti. 34 yaşın ikinci çocuk için geç olduğunu düşünenler varmış. Ben dedim 36 yaşında ikinci çocuğu doğurdum ama ilkinden daha çıtır anneydim :) Tabi bu biraz mecazi oldu, kendimi hiç çıtır bulmuyorum ama anlatmak istediğim daha enerjik, daha formda ve zinde hissetmemdi.

İlk hamileliğim günün çoğunu oturarak geçirdiğim 9 yıllık iş hayatının sonrasında geldi. İşe gitmiyordum, ev işlerimi yapıyor, dışarda dolaşıyor o zamanki düşünceme göre gayet aktif bir hamilelik geçiriyordum. Hatta doğuma birkaç gün kala camları bile silmiştim (sonradan ikincide de aynı olay oldu nedense). Fazla kilo almadım ama zaten baştan biraz fazlam vardı. Fakat işimin olmadığı her zaman yatabiliyor, internette uzun uzun araştırma yapıyor yani yan gelip yatıyordum (sonradan ikinciyle kıyaslayınca tabi). İlk anneliği 33 yaşında tattım. Yirmili yaşlarda iken 30lu yaşlar çok yaşlı gelirdi ama gerçekten hiç de öyle hissetmiyordum.

Sonra tabi bebekli hayat....

Az uyku, bütün gün aktif oyun, hizmet, gezme. Bebek taşıma, hoplatma sebebiyle gelişen kaslar, çocuk için sağlıklı yemekler pişirmekle gelen sağlıklı yaşam ve en önemlilerinden biri çocuğun eve getirdiği mutluluktan doğan bir yaşam enerjisi... Sonuçta anne olduktan iki yıl sonra eskisinden daha sağlıklı, hareketli ve formdaydım.

Sonra ikinci hamilelik. Birincinin yanına yaklaşamayacağım kadar hareketli geçti. Sabahtan akşama hiç oturmuyordum ve ilk trimesterda dahi gündüz bastıran uyku hallerini geçiştirmem gerekiyordu. (Elbette vücut uyku istiyorsa uyumak lazım ama 2 yaşındaki kızıma göz kulak olacak kimse olmadığından hiç uyuyamadım). 9 ay boyunca yine aktif çocuk bakımının ardından yine benzer kilolarla geçen hamilelik ve sonrası. 

Şimdi 38 yaşında ve iki çocuk annesi olarak anne olmadan hemen önceki halimden daha çıtır anneyim. Neden? Çünkü artık iki çocuğu aynı anda taşıyabilen kol kaslarım var, günde en az 10bin adım yürüyen bacaklarım. İki çocuğun sevgisiyle tavan yapmış oksitoksin hormonum, onlara baktıkça ettiğim şükürlerden evimizi kuşatan huzurum. Evet şu yaşımda, belki de hayatımın en genç olduğum çağındayım.

Kıssadan hisse, herkesin dediği gibi takvim yaşı değil beden yaşı önemlidir ve çocuklu hayat insanı gençleştirir ☺️

13 Eylül 2017 Çarşamba

Etkin Velilik Dönemi

Eylül 13, 2017 5 Comments
Dün instagramda paylaştığım yazıyı biraz daha zenginleştirerek yeniden yazmak istiyorum. Helocum 2. sınıfta olmasına rağmen geçen yıl 'sabah bırak öğlen al, bu arada çocuklarla ve velilerle kaynaş ama okulun görevlerine katılama' şeklinde geçmişti. Çünkü oğlum ufaktı, öğlen uyuyordu, yanımda götürsem durmuyordu, bırakacak kimsem olmuyordu ve tabi ben Hollandaca bilmiyor(d)um. Velilerle ingilizce anlaşıyorum ama çocuklarla birebir iletişimde zayıfım. Bu yüzden doğrudan çocuklarla etkileşmeli görevlerde yer almadım.



Hollanda'da ilkokullar sabah 8-8,30 gibi başlayıp öğleden sonra 2,5-3 e kadar devam ediyor. Farklı okullardan duyduğum kadarıyla öğle yemeği saatinde kimi okullarda çocuklar eve gidiyor, kimisinde öğretmen yemeğini yerken çocukları gözetecek biri tutuluyor (gönüllü birine para toplayıp vs). Bizim okulda ise her öğlen bir veli çocuklara gözetmenlik yapıyor. Kapıda bir liste var, herkes orayı gönlünce dolduruyor hangi gün gelebilirse.

Ben geçen yıl #novadunya nın öğle uykusu sebebiyle ve bir de Hollandaca bilmediğim için hiç katılmadım, bu yıl ilk defa dün şansımı denemek istedim.

Pek de zor geçmedi çünkü zaten çocuklar kuralları iyi biliyor, güzel oynuyorlarmış. Hatta kocaman bahçe içinde görünmez sınırlarla büyüklerin ve küçüklerin bölümlerini ayırmışlar, kimse diğer bölüme geçmiyor. Böylelikle büyüklerin hızlı ve vahşi oyunları ufakları etkilemiyor. Dolayısıyla kendi kendilerine güzel güzel oynuyorlar. Arada ayakkabı bağcığı bağlatan oldu, düşeni kaldırdım vs. Fakat bu iş en çok #novadunya ya yaradı. Dün çok eğlenince bu sabah yeniden istedi ve Allah gönlüne göre verdi. Bugünün görevli annesinin son anda işi çıkınca görevi biz aldık.

Geçen sene de takip ettiğim için biliyorum sınıfın whatsapp grubunda böyle talepler olduğunda herkes kim ne kadar görev almış/almamış saymadan yardıma koşuyor. Okulla ilgili diğer herşeyde böyle. Zira bit kontrolü, oyuncakların yıkanması, sınıfın temizlenmesi gibi bir sürü görev oluyor sene boyunca. İşte bu birliktelik ruhunu çok seviyorum, sonuçta herşey çocuklar için 🙏🏼





12 Eylül 2017 Salı

2017. Yaz

Eylül 12, 2017 0 Comments
Hollanda'ya dönüşümüzün üzerinden 10 gün, okulların açılmasının ardından 1 hafta geçti ve ben hala 2017 yazına dair notlarımı yazamadım. Üstelik bugün itibariyle sabah 11 derecede okula gidip, gün boyu da maksimum 14 dereceyi görünce artık bizim için yaz dönemi bitmiş oldu. Bu akşam yorganlara da geçtik şimdi kış gelebilir :))

Yaz bitip de çocuklar normal rutinlerine dönünce, birden bire farkediliyor ki ne kadar büyümüşler, ne çok şey öğrenmişler, ne kadar olgunlaşmışlar. Bugünlerde hergün hayretle buna tanık oluyorum ve şükrediyorum. Artık evimizde 5,5 yaşında bir genç kız ve 2yaş 8 aylık bir delikanlı var. Ve tabi 90 yasindaki inatlari. Inatcilar bir degil iki olunca evlere senlik oluyor tabi ki:))

Bu yaz bizim icin bir ilk yasandi ve ilk defa ablalarim bize kalmaya geldiler. Aylar suren uzun pasaport-vize macerasindan sonra kizimin okul tatilinin baslamasindan bir hafta once gelip bir ay kadar kaldilar. Iki ablam ikiser cocuklari ve birinin damadi olmak uzere, 7 misafirimiz vardi. Biz de 4 kisi olunca ilk 10 gun 11 kisi bir evde geri kalan zamanda ise ikisi dondugu icin 9 kisi bir evde yasamis olduk. Cocuklar icin essiz bir deneyimdi, benim icin ise keyif. Onlara gore kadar yogun bir program yaptik ki, biraz alismakta zorlandilar :p Istanbul rehavetinden sonra buradaki aktif hayat biraz yorucu geldi, biz de bir gun gezmeli bir gun evde dinlenmeli seklinde ayarlamaya calistik. Bir suru yere gittik ve en ilginclerinden biri, kac yildir amsterdam'da yasiyor olmamiza ragmen hep yaz o tarihte turkiyede olmamiz nedeniyle Amsterdam Gay Pride' a katilmamiz oldu. Gercekten onlar icin de buyuk sansti. Tam o tarihte buradaydilar.



Cocuklar tabi ki iyi kotu aliskanliklar edindi, birazcik siveler degisti. Nidalari ooov seklinde olan Novacim cumlelerin sonuna bee getirmeye basladi (bir araya gelince biraz trakya agzina kayiyoruz), oyunda kaybettikleri zaman 'kendimi tebrik ediyorum' demeyi ogrendiler birseye kizdiklarinda 'hani bana dondurma verecektin hani hani' diye cikisir oldular :)) Bir arada altalta ustuste, bol oyunlu bol kavgali guzel gunler gecirdiler.

Biz de turkiye tatilimizi onlarin donuslerine denk getirmeye calistik. Ayni ucakla, cocuklarla beraber dondum, esim bir hafta kadar sonra geldi, o gelince bir haftalik Mugla- Dalyan tatili yaptik, ardindan yine Istanbul, biraz orda ziyaret gezme alisveris derken gunler cabucak gecti. Aslinda gecen sene kaldigimiz 6 haftaya gore 3 hafta oldukca kisaydi ama Helocum doydugunu ve okulunu ozledigini soyledi. Sanirim oncesinde de gorusmus olmanin etkisi vardi. Zaten 3 hafta icinde o kadar cok sey yaptik ki, gunler yogun gectiginde 1 gun insana 1 hafta gibi uzun geliyor.

Velhasil kurkcu dukkanina geri donduk. Ozlemisiz evimizi ve serinligi. O ne sicakti oyle. Sanirim bizim bunyelerimiz buranin iklimine alistigindan fazla sicaklarda duramiyoruz. Elbette orda surekli yasasak daha farkli cozumlerimiz olurdu veya bizim de dengelerimiz degisirdi. Boyle gitgel durumlarda hersey sasiyor.

Tabi akil da sasiyor. O kadar cok sey degismis oluyor ki her gidisimizde sasiyoruz. Cevre, gundem, insanlar, davranislar, fiyatlar... Eskiden 1 tl ye oje alirdik simdi en az 4-5 tl. Diyeceksiniz ki ojeye gelene kadar ne zamlar var ne fiyatlar... Evet hepsinin farkindayim ama oje fiyati bizim tatilimizin gundemine bomba gibi dustu.

Oglum ojelere merak saldi. Aslinda ben pek surmem, ablasi iste biraz heveslenmis birkac cocuk boyu ojeye sahip olmustu. o surerken isterdi ve ben de esirgemezdim cunku henuz hayir erkekler surmez demek icin cok erken ve dogrusu ilerde de der miyim onu da bilmiyorum. Neyse konu bu degil, oglum bir avm de bir mavi oje begendi fiyati da tam 12.99 tl. Almam icin yerlere yatiyor zirliyor agliyor, 5 tl olan baska bir tondakini teklif ediyorum hayir illa o ton olacak ve alacak. Almadim (sonra almadigim icin kafami taslara vurdum ya neyse) o gunu bana zehir etti. Bazen bir anlik oluyor krizleri oyle sandim degilmis. Ve dondukten 1 hafta sonra ayni ojeyi burada kendi buldu ve aldi.  Onune gelen seyi boyuyor, sadece tirnak degil, kagit araba vs...

Iste bu da ojesi uyurken de onunla uyuyor.



Neyse ne anlatacaktim nereye geldim. Evet yogun ve guzel bir yazin ardindan yeni kazanimlarimizla yeni aylara yeni krizlere yeni sendromlara haziriz efendim. Daha sik gorusmek dilegiyle.

5 Eylül 2017 Salı

Yeniden Başlayalım

Eylül 05, 2017 2 Comments
Okul sürecine girmiş çoğu anne baba için yılbaşı okulun açıldığı gündür :) Özellikle hollandada tüm senenin planı okulun başlaması ile birlikte yapıldığı için daha da yoğun hissediyoruz bunu. Okulla birlikte başlayacak okul dışı etkinliklere kayıt (sonra yer kalmıyor), tatil haftalarının planlanması (özellikle çalışan anne babalar için önemli-izinlerini ayarlıyorlar) gibi. Biz de bugün okulların açılmasıyla işte bu havaya girdik.

Helocum bu yıl ikinci sınıfta okuyacak, hala anaokulu kıvamında aşırı yoğun olmayacak ama Türkiye'deki anaokulları gibi de değil. Hollanda'da 4 yaşında ilkokula başlayan çocuk ilk iki yıl bol oyunlu ama temel derslerin konularından çoğunlukla uygulamalı bilgiler öğreniyor, harfleri öğreniyor, yazmaya giriş yapıyor ve tabi ki sosyalleşiyor. Okul adabını, bireysel ve grup çalışmasını, kişisel becerilerini arttırıyor. Üçüncü sınıfa geldiklerinde ise okuma yazmaya ağırlık başlıyor. Okuma yazma öğrenme yaşı Türkiye'deki ile aynı oluyor ama ilk okulun toplam 8 yılını tamamladığında burdaki çocuk 12 yaşında oluyor. Dolayısıyla orada ilköğretim daha uzun.

Nova'cım da geçtiğimiz Şubat ayında başladığı oyun okuluna devam edecek, gün sayısı daha da artacak (henüz mektubu gelmedi bekliyoruz) ve ben bir okuldan bir okula savrulup duracağım :)) Ah tabi etkinlikleri de unutmamak lazım, şu sıralar tüm sezonluk aktiviteleri netleştirme aşamasındayız, Helo geçen sezon olduğu gibi piyano, ritmik jimnastik ve yüzmeye devam edeceği kesinleşti. Belki ara sıra ekstralar olabilir. Oğlum için ise arayışlarımız sürüyor.

Ben de onlardan heveslenerek kafamda planlar yapıp duruyorum, düzenli spor salonu mu olsun, bir dil kursu da şart aslında, e tabi fizik de çalışmak istiyorum, şöyle gönüllü bir iş de yapsam fena olmazdı, ehliyet işini sonlandırmam lazım ki eğer onu halledersem seçeneklerim çoğalacak, bloğa daha sık yazsam, bir hobimi ciddiye alıp ilerletsem... Diyeceksiniz ki hangi ara yapacaksın bunları, gerçekten şu an bile hiç boş vaktim yok ama isteyince oluyor illa ki bir yol bulunuyor.

O zaman sezon başlasın 🎉