GeBelik Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GeBelik Günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2012 Salı

Doğum Hikayemiz

Nisan 03, 2012 79 Comments

23.03.2012 tarihinde (38+4 haftasında) aramıza katılan melek kızımız.

Doğum hikayemiz, hamileliğimin bir çok aşamasında olduğu gibi sürprizli ve yine Helocuğuma has şekilde gerçekleşti. Burada yazdığım üzere, en son doktor görüşmemizde ayın 27 si için randevu verilmiş, istersek o gün doğumu gerçekleştirebileceklerini öğremiştik. Çünkü malesef bebeğimiz hala dik pozisyondaydı ve doktorlar son haftalarda dönmesine ihtimal vermiyorlardı.

Doğum hikayemizi, doğum anı ve doğumdan sonra 5 gece 4,5 gün hastanede kaldığım için hastane günleri şeklinde iki aşamada yazsam iyi olacak. Slovakya'da doğum yapacak olan başka kişiler çıkar mı bilmiyorum ama yaşadıklarım bilgi verecektir. En azından şahsen ben böyle bir bilgiye açtım ve yaşayana kadar başıma neler geleceğini hiç bilmiyordum.

22 Mart Perşembe akşamı o günün dizisi olan Drop Dead Diva'yı izledik. Oldukça keyifliydi ve ben keyif aldıkça kızım da çok hareketlendi. Böyle hareketli olduğu zamanlarda acaba bu gece mi gelecek diye içime bir kuşku düşerdi ve o akşam yine aynı şeyleri düşünmeye başlamıştım.

Günlerdir erken kalktığımız için diziden sonra saat 10 gibi eşim yatalım dedi ve yattık. O tabi hemen daldı, ben ise karnımdaki hareketlerin geçmesi için yatakta oturur vaziyette durup karnımı seviyordum. 15-20 dakka sonra tuvalate kalktım ve oturur oturmaz büyük miktarda su boşaldı. Bir anda ne yapacağımı bilemedim ve eşime seslendim. Öyle panik oldum ki su durmadan geliyordu, ayağa nasıl kalkacaktım, hastaneye gitmemiz gerekiyordu vs.

O ana kadar kızımın hareketleri dışında sancı yada ağrı gibi birşey hiç hissetmedim. Var mıydı da ben anlamadım, yoksa hiç yok muydu bilemiyorum. Eşim hemen doktoru aradı, Dr. Peter eşime telefonda hastaneye gitmemizi, eğer gelen amniyos sıvısı ise onlar gerekeni yapacaklarını değilse geri göndereceklerini söyledi. Ben de içimden diyorum "salak adam bizi cahil sanıyor, o kadar farkı bilemeyecek miyiz". Zaten en son kontrollerdeki soğuk tavırları yüzünden sinir olmuştum ve nedense içimden bir ses onun doğumu yapmayacağını söylüyordu. Tabi o olmazsa kim olacaktı o da ayrı mesele.

Hemen ped takviyeleri yaparak giyindim, çantamıza birkaç şey ekledim ve yola çıktık. Yolda ve arabada, hatta hastaneye vardığımızda su hala geliyordu. Bacaklarımdan süzülmeye başlamışlardı hatta. Yolda annemlere, kayınvalidemlere haber verdik, dua edin bu gece geliyor kızımız diye. En son yazdığım gebelik günlüğü yazılarımda, perşembe yada cuma olacağına dair içimde bir his olduğunu yazmıştım. Yanılmamışım. 

Hiç sancım yoktu, çok heyecanlıydım, ama çok korkuyordum ki, korkumun asıl sebebi doğumdan ziyade, bilinmezliklerdi. Öyle çok bilinmeyen vardı ki benim için. Bazılarını daha sonra telefon edip Dr. Peter'a soracaktık ama o an itibariyle sormaya vakit olmamıştı. Öncelikle su geldiği için elbette kızım iyi mi değil mi merak ediyordum ardından ise diğer sorular beynime doluşuyordu. Doktorlarla anlaşabilecek miyim, eşim yanımda olacak mı, doğum fotoğrafı çekebilecek miyiz, iki tip olan odalardan lüks olanı seçebilecek miyim, onu seçersem eşimin benimle kalabileceğini umuyordum, onlar boş muydu acaba vs vs..

Hastaneye varınca daha önce Peter'a kontrole gittiğimde alındığım bölüme gittik. O akşamın nöbetçi doktorları ve hemşireleri benimle ilgilenecekti. Eşim ve bizimle hastanede buluşan eşimin arkadaşı yanıma alınmadı, ben tek başıma içeri girmiştim. Suyumun geldiğini söyledik hemen nstye bağladılar. Bebeğin kalp atışları normaldi, bu arada doktor bana sorular sorup formları dolduruyordu. Bu esnada Dr. Peter da arayıp bilgi verdi. Dosyamı buldular, bilgileri doldurmaya başladılar. Nöbetçi doktor ingilizce biliyor çok güzel, akıcı konuşuyordu ama ben nst nin sesinden ve kafam sürekli kzım iyi mi, neler olacak meselelerini düşünmekten sorulara konsantre olamıyordum. O süre nasıl geçti hiç bilmiyorum. Bir de bayan doktor o kadar güzeldi ki, gözlerinin güzelliği sinirimi bozuyordu nedense, gecenin o yarısı makyajlı ve formda gözükmek konusunda çok iyi bu slovaklar.

Nst'den sonra bana beyaz bir gecelik giydirdiler, tansiyonuma baktılar ve vajnal muayne ile suyu kontrol ettiler. Ardından ultrason ile pozisyonunu tekrar kontrol etti doktor ve hala dik olduğunu, sezeryana alınacağımı, anestezi uzmanlarına haber verilip onlar gelir gelmez başlayacaklarını söyledi. Bu sırada bir hemşire de bana sonda taktı. Sonra sondayı elime alıp çıkardığım kıyafetleri kapıya eşime götürdüm, onunla vedalaştık ve doğumhaneye doğru yürüdüm. Şimdi yazınca emin olamadım bak, sonda belki de daha sonra takılmıştı, bir de yeşil ameliyat önlüğü giymiştim sahi, belki de onu giymeden önceydi, neyse...

Doğumhaneye gittim, beni sedyeye yatırdılar. Biri konuştuğum bayan olmak üzere, ameliyatı yapacak iki doktor vardı, diğeri erkekti. Bir tane çok tatlı başka bir kız vardı ve benimle sohbet etmeye başladı, nereli olduğumu, Türkiyeye tatile gittiğini, bebeğin adını vs soruyor, beni rahatlatmaya çalışıyordu. Sonra epidural iğnesini yaparken nasıl durmam gerektiğini anlattı (ameliyat şekli epidural mi tam emin değilim, bahsederken lokal anestezi diye söz ediyorlardı). Bir ara korktuğumu söyledim, normal dedi ama buraya kadar çok cesurmuşum, moral verdi. Sonra sedye üzerinde yan dönüp büküldüm ve iğneyi yaptı o kız. Birbirine yakın birkaç yerden yapıldığını hissettim, çok acımadı ama biraz tedirgindim, bu sırada sürekli dua ediyordum.

Birkaç dakka sonra bacaklarımın ağırlaştığını hissettim, sol bacağımı kaldırmamı söyledi kaldıramıyordum. Ameliyat sırasında hareketleri hissedeceğimi ama acı hissetmeyeceğimi söyledi. Doktorlar çalışmaya başladılar, derimin sağa sola çekildiğini hissediyordum ama hiç acım yoktu. Çok değişik bir his gerçekten.

Bu arada kız benimle hala konuşuyordu ama ben cevap veremiyordum, nedense sesim kısılmıştı, my voice has gone dedim. O da benimle konuşmayı bıraktı doktorlarla konuşmaya başladı, buna sevindim zira sadece dua etmek istiyordum. 15-20 dakka sonra Dila'nın sesini duydum ama çıkar çıkmaz göstermediler, alıp temizlemeye götürdüler. Saate baktım tam tamına 00.40'tı. Yaklaşık iki dakka sonra yanıma getirip bana yüzünü gösterdiler, çok güzeldi, kızım Dilacım dedim, sesimi duyunca ağlaması kesildi. Aynı kız kıyafetlerini giydirmek için bebeği alacaklarını, ardından benim odama götüreceklerini söyledi. Benim dikişlerimin yapılması gerekiyordu.

Sanırım bir yarım saat daha dikiş için orada kaldım, aklım sürekli bebekteydi, acaba Cem görmüş müydü, hala ağlıyor muydu, iyi miydi vs.

Ameliyat bitince beni bir yatağa aldılar ve odaya götürdüler. Bu andan itibaren kendimi su içinde yüzüyor gibi hissediyordum. Bilmem öyle miydi ama derimi sanki şişirmişler, içine su doldurmuşlar ben de suyun içindeymişim gibi sallanıyordum. Odaya giderken yolda Cem ile arkadaşını gördüm koridorda. O ana kadar eşim hala bebeği görmemişti. Bu arada birkaç şey konuştuk ama tam hatırlamıyorum. Sonra beni bir odaya koydular, üç kişilik yatak vardı ama benden başka kimse yoktu. Bir de bebeğin doğum kartını verdiler bana, kilosu 2680gr ve 49 cm boyunda olduğu yazıyordu. Çok şaşırdım çünkü 38. hafta kontrolümüzde yaklaşık 3kg demişti Janka. Yanlış mı ölçmüştü, neden böyleydi..

Bu odada ne kadar kaldım bilmiyorum. Sürekli üşüyordum, ameliyatı yapan bayan doktor yanıma geldi, durumumu sordu. Üşüyorum dedim, normal olduğunu söyledi. Ameliyatın nasıl olduğunu rapor verdi. Herşey ve bebek normalmiş, iyi gitmiş yalnız bebek kordona dolanmış 4 kez. Ancak hiç bir sorun yokmuş tüm fonksiyonları normalmiş.

Gittikten sonra, zihnimden düşünceler gitmiyordu, belki de dolandığı için dönememişti bebeğim, ama ultrasonda görünmez miydi, neden hiç bir şey demediler. Biliyorum ki sıvı içinde iken kordon dolansa da riski yok, susuz kaldığında ve doğum sırasında risk olabiliyor. Allahtan iyi ki evden hemen çıkmışız. Ya evde sıvının tamamı boşalsaydı ve susuz kalsaydı. Erken gittiğimiz için orada iken hala suyu vardı, ameliyata girene kadar akmaya devam etmişti. 

Doğum konusunda hep hayırlısını ve bebeğin sağlığı için hangisi iyi ise onun için dua etmiştim. Çok şükür dualarım kabul olmuştu, kilosu da çok düşük değildi nasılsa. Yalnız hem Peter'a hem Janka'ya öfke duyoyordum. Fakat sonradan düşününce dolanmış olduğunu önceden söyleseler bile, onu döndürmek için ne yapabilirdik ki, belki de bilmem durumunda çok daha gergin zamanlar geçirebilirdim. Diğer yandan bu dolanmanın ne zaman olduğunu da bilmiyorum. Belki doğumdan hemen önceki aşırı kıpırdanmalarında olmuş bile olabilirdi.

Böyle düşüne düşüne, kah uyuyup kah uyanarak ne kadar zaman geçti bilmiyorum.Sürekli bebeği getirmelerini bekliyordum. Bebeğin odada olacağını zannetmiştim ama değilmiş ve o kadar merak ediyordum ki nasıl olduğunu, görmeden içim rahat edemeyecekti.

Sanıyorum saat 5 civarı ağlama sesleri duydum. Daha sonradan 5 gün kaldığımda tecrübe edeceğim gibi, bir çeşit bebek arabasıyla bebekleri dağıtıyorlardı. Kızımı yanıma getirdiler, biraz emsin diye yardım ettiler ama sürekli uyuyordu (ağlayan o değil diğer bebeklermiş) Hemşire " it's ok, she is so fresh now, maybe later" dedi. Yanıma bıraktı. Bir saat yanımda, kolarımda yatarken onu seyrettim, kokladım. Dila, Diiiilaaa, kızım, hoşgeldin dünyamıza, güzel kızım benim, canıııım, çok güzelmiş benim kızım, meleğimmmm...

Ancak ne ameliyathanede onu ilk gördüğüm zaman, ne de o sabah yanıma getirdikleri zaman, ne de hastanede kaldığım yaklaşık 5 gün boyunca hiç ağlayamadım. Ta ki babamız bizi hastaneden alıp evimize geldikten sonraya kadar. Üçümüz birbirimize sarılıp doya doya ağlayıp şükrettik.


Hastane Günlerimiz Yazısı burada

21 Mart 2012 Çarşamba

27 Mart ♥

Mart 21, 2012 20 Comments
olacak Helo'nun doğum tarihi, tabi eğer kendisi yeter artık çıkacağım demezse daha önce.

Hangi gün olacağı önemli değil ama eğer bu tarihte olursa çok hoş bir sürpriz olacak bana. Daha önce yazılarımda belirttiğim, aynı burçtan olup birbirimizi kolayca anladığımızdan bahsettiğim ve hatta Helo'nun isim teyzesi olan arkadaşım Aytül'ümün doğum günü o gün. 

Şimdi heyecanla beklemedeyiz.

Dün doktora bazı sorularımı sorma şansı buldum. Burada her bebeğin doğumdan sonra hastanede mutlaka 96 saat (4 gün) tutulduğunu söyledi. Eğer sarılık vs olursa süre uzuyormuş. Ben üç gün için hastane çantası derken  dört günlük hazırlamam gerekirmiş meğerse. Şimdi biraz daha ilaveler yapsam iyi olur.

Not:
Güzel dileklerinize motive edici yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Ben de hamile arkadaşlarımı çok merak ettiğim için, bizi merak edenler olursa diye, acil olsun yada olmasın tüm gelişmeleri cep telefonundan twittera yazıp bildirmeyi umuyorum. Twitter hesabınız olsa da olmasa da, blogun hemen yanında görülen "Follow me on Twitter" kısmına tıkladığınızda benim gönderdiğim yazı ve resimler çıkacaktır.

19 Mart 2012 Pazartesi

38. Hafta, Belki de Sonuncu Rapor Bu?

Mart 19, 2012 47 Comments
Geçen çarşamba günü Janka'nın muaynehanesinde beklerken
Bir hafta daha bitti ve sona yaklaştık sanıyorum artık. Geçen hafta çarşamba günü Dr. Janka ile son randevumuz vardı. Bu gidişimde Helo'nun yüzünü hiç görmediğim için, biraz da olsa görmeyi umuyordum, ya da en azından bilgisayarında kayıtlı görselleri almayı. Ama yoğunluğundan hızlı bir muayne oldu ve dosyaları da alamadık. (eşim sonra alırım dedi) Göremedim yani kızımı. Hala neye benziyor hiç bilmiyorum ve bu hafta en çok bunu merak eder oldum.

Bu kontrolde (37+2 de) kilosunun 2988gr olduğunu ve hala dönmediğini öğrendik. Malesef bundan sonra dönmez dedi doktor ve kendi ilk doğumunun da böyle olduğunu söyleyip beni teselli etti. (İkinci doğumu ise normalmiş galiba tam anlamadım). Neyse bu yüzden sezeryan olması kesinleşti gibi. Zaten kontrolden sonraki günlerde de Helo'da döndüğüne dair bir işaret yok, hala aynı yerde tekmeler ve hareketler hissediyorum.

Janka sezeryan öncesi buna vücudumun hazır olup olmadığını gösteren testler yaptırmamızı istedi. Bu sebeple ertesi gün bir polikliniğe gidip EKG çektirip kan örneği verdim. Kan testi oldukça geniş bir tarama (3 farklı açıdan değerlendirildi ve 3 tüp kan verdim) ve herhalde bazı ilaçlara alerjim olup olmadığına da bakıldı kan değerlerimin yanı sıra. Tam bilmiyorum ama sonuç kağıdında ameliyata engel olabilecek bir şey bulunmadığı yazıyor.

Kan verdiğimde gördüm ki, kanım resmen siyaha yakın bir renk almış. Oysa önceleri gayet kırmızıydı. Herhalde demir haplarının etkisi olsa gerek. Zaten vücudum da kırmızı duruyor dışardan çok kanım var herhalde :)

Doğum konusunda hep hayırlısı neyse o olsun diye dua ediyordum ve buraya da yazıyordum. Fakat kendimi doğum yaparken düşündüğümde gözümde hep normal doğum canlanıyordu. Anladım ki aslında buraya yazarken bir yandan da kendimi ikna etmeye çalışıyorum aslında. İçimde öyle olamayacağı için hala bir burukluk hissediyorum ama kısmet böyleymiş ne yapalım. Bu hafta içinde acaba sezeryanda amnios sıvısı nereden çıkıyor diye merak edince, birkaç video izledim ve normal doğuma göre daha korkunç buldum nedense. Keşke seyretmeseymişim, ah şu merak.

Şuan ne zaman sezeryan olacağım belli değil. Yarın Peter ile randevumuz var ve muhtemelen hangi gün olacağı konuşulacak. Umarım hadi şimdi hemen demez, daha birkaç güne ihtiyacım var sanki. Belki yarından sonra 3-4 gün geçince olabilir, içimde öyle bir his var. Tarih belli olduğunda buraya da yazarım zaten.

Geçen hafta Janka ile randevudan dönerken eşimle dışarıda öğle yemeği yedik. Burada bir Türk kebapçı var, kebap deyince ise tavuk döner anlaşılıyor burda sadece. Orada bir de mercimek çorbası satıyorlar ki, kırmızı mercimek burada bulunmayan birşey. Neyse sordum nerden alıyorsun mercimeği falan diye, almanya tarafından getirtiyormuş ama burda satan bir yer varmış. Sahibi suriyeli imiş ve bulgur mercimek, çeşitli peynirler falan bizim yörelere ait şeyler satıyormuş. Ben bulgur arıyordum aslında, İstanbuldan getiriyordum gidiş gelişlerde bitmişti. Bulgur da süt yapan ürünlerden ya hani o yüzden.

Cuma günü dükkanı aramaya çıktık eşimin iş çıkışında. Dükkanı bulduk ama sahibini bulamadık henüz alamadık yani. Ama aynı caddede bir tatlıcıda baklava satıldığını duymuş eşim daha önce. Meğer sahibi Makedonyalıymış ve türkçe de biliyormuş. Neyse ordan baklava ve pasta aldık. Hamileliğimin başından beri yediğim en tatlı şey, sütlü tatlılar, birkaç parça çikolata yada meyve oldu. Ne pasta ne hamur işi tatlılar yedim, canım da istememişti zaten. O akşam bir baklava bir dilim pasta yedim (baklava biraz değişik, kalın hamurlu ve kare şeklindeydi ama tadı tam baklavaydı). Bu aralar canım tatlı istiyor nedense, herhalde enerjiye ihtiyacım olacak yakında. O kadar tatlı şey yediğim için olmalı, Helo o akşam resmen kudurdu. Nasıl hareket ediyor nasıl yamultuyor, tamam dedim bu akşam hastaneye gidicez biz herhalde. Sonra durdu ve uyumuşum o gece. Sabah düşündüm, anası bu kızı beslemedi hiç galiba. Belki de dönmeye müsait olduğu zamanlarda böyle yeseydim dönerdi kim bilir. O akşam da belki dönmeye çalıştı ama dönemedi yavrucum :(

Kontrollü yiyişim kilo almaktan kaçınmak değil, canım istemiyor ve hele son zamanlardaki mide yanmalarımı çekmemek için hiç yemeden bile durabilirim. Tabiki yemem gerektiği için yiyorum da pek keyif almıyorum. Malesef hala yanmalar devam ediyor ve karbonatlı su içince geçiyor ama sık sık da içmek istemiyorum.

Bu haftanın en dikkat çekici farklılığı ise ayaklarımdaki şişlikler. Daha önce de ellerim ayaklarım ve yüzümde bir miktar şişlik vardı (resimde de görülüyor zaten) ama diğer yerlerdeki şişmeler aynı kalırken ayaklarımdaki şişkinlik bariz bir şekilde arttı. Plastik eldiveni hava ile şişirince parmaklar dik dik olur ya, aynen öyle oldu çok komik duruyor. Sanki sünger üstünde yürüyormuş gibi hissediyorum ve eklem yerlerinden oynatınca ağrıyor. Fakat hala aynı ayakkabılarımı giyiyorum, numarası büyümedi, sadece bağcıklarını gevşettim.

Vücudumda bu değişiklikler dışında pek bir şikayetim yok, hiç sancım yok, hiç bir ağrım yok. Kasıklarım yatarken ağrıyor ama çok fazla etkileyecek şekilde değil. Ayakta iken çok iyi hissediyorum ama o zaman da ayaklar şişiyor işte, uzanınca iniyor biraz.

Buraya bahar geldi nihayet, hava çok güzeldi bu hafta. Cumartesi günü göl kenarına pikniğe gittik kocacımla. Yanımıza termosta çay ve kurabiye aldık, bir saat kadar D vitamini alıp döndük. Kızımız doğunca yeniden gelmenin hayallerini kurduk.

Pazar günü de evi temizledik biraz daha. Sürekli temizleniyor tabi de batıyor elbet. Son günlerde bir iş varsa aklımda hemen yapmak gereği hissediyorum, sonrası olmayabilir çünkü. Bir de uzman tv den yenidoğan bebek bakımı ile ilgili videolar seyrettik kocacımla. Ben az çok aşinayım ama bazı püf noktalar da öğrendim iyi oldu. Videoları seyrederken ben de eşimi seyretmeyi çok seviyorum, yüzü öyle yumuşuyor ki. Zaten bu hamileliğim süresince yeniden aşık oldum ona, hele son zamanlarda öyle yoğun hissediyorum ki. İkimiz de değiştik biliyorum, onun bu yeni duygularla bezenmiş hali bana çok romantik geliyor :)

Doğumdan sonra eşim yanımda olması için izin alacaktı ama evden çalışıp çalışamayacağını sormasını istemiştim ben, çünkü işi evden çalışmaya müsait ve izinleri yansın istemiyordum. Normalde böyle bir uygulama hiç olmuyormuş ama eşime iki hafta kadar evden çalışması için izin verdiler, çok sevindik. Kızım kısmetini kendi yaratıyor galiba :)

Şu an ev pırıl pırıl, Helo'nun herşeyi hazır, biz merakla bekliyoruz  onu, hava çok güzel, güneş parlıyor ve kızımın bir bahar çiçeği gibi evimize açması için gün sayıyoruz.

15 Mart 2012 Perşembe

Şu Köşe Yaz Köşesi, Bu Köşe Kız Köşesi

Mart 15, 2012 53 Comments
Burdaki evimizde ekstra odamız olmadığını, bebeğimiz için yatak odasının bir köşesini ayırdığımızı biliyorsunuz.  Resimlere bakınca gözüme çok renkli ve uyumsuz gibi gözüktü bir an ama çok da umursamıyorum. Hamileliğin başlarında insan bebeği için en güzel en şahane şeyleri hazırlamak istiyor, geceleri kafamda süsleme fikirleri dolaşıyordu. Fakat nedense bu son aylarda, aldığım üzücü bebek haberlerinin de etkisiyle tüm hazırlıklar önemini yitirdi. Şimdilerde bebek hayırlısıyla sağlıcakla doğsun diğer şeylerin önemi yok düşüncesindeyim. Bu sebeple, aslında daha da başka ilaveler düşünürken, bunları yapmak için hevesim kalmadı.

Duvarlara raflar ve alt değiştirme ünitesi de alacaktım ama vazgeçtim. Zaten bu evde ne kadar kalacağımız da belli değil. Ben de çeşitli basit ilavelerle ihtiyaçlarımızı gidermeye çalıştım. Yukardaki dolabın yanlarına yapışkanlı askılardan astım. Buraya bebeğin havlusu, tülbenti gibi sürekli el altında bulunması gereken şeyleri asarım.


Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi kalpli minik bir paspas aldık. Dolabın diğer yanına ise, ikea kutularından raf yaptım. Bunun için yine iki yapışkanlı askı taktım, kutunun etrafına gergin şekilde bağladığım kurdeleler ile astım kutuyu. Böyle kutulardan daha var, belki bir kat daha yaparım ilerde. Bezlerini falan koymak için yeterli oldu.


Beşik setini, beşikle birlikte almıştık aynı mağazadan. Mağazada örnek olarak sergilenen setteki cibinlik, tül değil komple kumaştı. Cibinliği asmak için metal aparatlar satılıyordu ayrıca, adam onu da ister misiniz diye sordu, ben istemedim. Çünkü komple kumaş olduğu için çok kapalı ve karanlık duruyordu, kullanmayacaktım.

Eve gelince bir baktık ki, bizimki kumaş değil tülmüş. Daha güzeldi tabi. Asma aparatını almadığımız için biz de başka çözüm bulduk (sonradan alabilirdik tabi ama bence ederine göre çok pahalıydı), bir vileda sopasını bu iş için kullandım. Tabi sopa da kalpli falan çok şeker.


Dolabın üstünde oyuncaklarımız, gelen olursa vereceğimiz bebek şekerlerimiz, saat (dereceli olmasını tercih ettim), kozmetiklerimiz, gece lambamız duruyor. İlk etapta en acil ihtiyaçlarımız bitti gibi. Bir tek kızımız eksik inşallah o da yakında aramıza katılacak.


Beyaz ve ferah odalar benim de çok hoşuma gidiyor. Kızımın buradaki ilk yaşam alanı, böyle rengarenk cıvıl cıvıl oldu. Bakalım ilerde başka mekanlarda nasıl olacak. Helo doğduktan sonra onun tercihlerini, eğilimlerini de dikkate alarak, daha çok sayıda alışveriş yapma imkanımızın olacağını söylüyor eşim. Zaten artık ömür boyu artık ona çalışacağız herhalde :)

Buraya kadar yazdıklarımı sanki memnun ve mutlu değilmişim gibi yazmışım. Bazı açılardan düşündüğüm gibi olmasa da elimden geldiğince sevimlilik katmaya çalıştım, çok da seviyorum köşemizi. Bunlara sahip olduğumuz için binlerce şükür, hiç bir şeye sahip olamayan bebekler, özense de imkanı olamayan anneler var. Zaten en önemli ihtiyaç bir bebek için annesinin koynu, anne için de bebeğinin kokusu, geri kalan her şey ayrıntı.

12 Mart 2012 Pazartesi

37. Hafta, Kızım Seni Çok Özledim

Mart 12, 2012 12 Comments
Aslında hala neye benzediğini bilmiyorum, hiç bir ultrason görüntüsü yok malesef yüz hatlarını gösteren. Fakat nasıl oluyor da ben sürekli seni düşlüyor, kucağımıza almak için sabırsızlanıyorum şaşırıyorum. Hem sadece ben mi, baban da aynı şekilde. Bu hafta hiç olmadığı kadar seni düşler, konuşur olduk. Zaman geçsin istiyoruz artık.

Tabi işlerim hala bitmedi, bitirmeyi de istiyorum ama bir yandan da nasıl desem Helo'dan başka dünya umrumda değil hislerine bürünüyorum. Duygularım tavan yapmış durumda. Tabi bu halde iken melankolik hallere düşmem de an meselesi oluyor. Öyle ki geçen hafta bir iki gün kafaya takıp kendimi üzecek şeyler bulmakta hiç zorlanmadım. Neyse ki şimdi iyiyim.

Geçen Pazar gittiğimiz gibi bu pazar da Dr. Peter'a gittik. Yine NST, ulrtason, vajinal kontrol yapıldı. Bizim bıdık hala dönmedi, dönecek mi bilmiyorum :/ Çünkü artık doğum kanalına girmeye başlamış ama açılma yokmuş henüz. Zaten bu hafta kasıklarımda sürekli bir ağrı var, özellikle yattığımda daha çok hissediyorum, ayaktayken pek değil. Bu ağrı aşağı doğru inmesinden kaynaklanıyormuş. Böyle aşağı indiği için dönmeye yeri, imkanı olur mu bilmiyorum. Bir sonraki randevuyu ayın 20'sine verdi. Dr. Janka ile de bir ay önceden belirlenmiş randevumuz 14'ünde olacak. Bakalım Janka neler diyecek.

Artık dışardan elimle kafasını poposunu ayırt edebiliyorum. Bazen öyle geriniyor ki içimdeki deriler yırtılacak gibime geliyor. Bazen de Helo yapmadığı halde aynı ona benzer gerginlik hissediyorum. Herhalde bunlar rahim kasılmaları olmalı, ama daha önce yaşadığım Braxton Hicks tecrübeme hiç benzemiyor. Onun kadar acılı değil ve hissi daha farklı.

Artık zaman azaldığı için bu hafta her gece tetikteydim, sanki doğum işareti her an başlayacak diye. Halbuki neden geceleri o hisse kapılıyorum ilginç, sonuçta gündüz de olabilir. Herhalde böyle şeyler hep gece olur diye zihnimde yer etmiş. Eğer hala dönmezse sezeryan olacak ama burdaki doktorların son ana kadar bekleyeceklerini, sezeryanı en son çare olarak düşüneceklerini biliyorum. Çünkü bahsederken öyle bir izlenim veriyorlar ve söylerken daha farklı bir ifadeye bürünüyorlar, hani sanki seni telkin etmeye çalışır gibi.

Hamilelik boyunca Helo bizi hiç üzmedi ama artık kendine has bir yöntemi, karakteri olduğunu hissediyorum. Herkes 16. haftalarda cinsiyetini gösterirken bizimki 24'e kadar bekledi, her bebeğin baş aşağı durduğu zamanlar bizimki dik, dik durduğu zamanlar baş aşağı durdu. Ve şimdi de bebeklerin %95 inin baş aşağı olduğu bu zamanlarda bizimki dik duruyor. İnatçılık mı farklılık mı desem ne desem bilmiyorum, böyle aykırı bir uslübu var. Sağlıklı olmasından önemli değil elbette ama bazen bir şeyleri yanlış mı yaptım acaba diyorum kendi kendime. Tabi hala döneceğine dair umudum var :)


Geceleri beraber yatıp beraber uyanıyoruz kızımla. Birkaç saat uyuyoruz, uyanınca tekmeliyor, biraz dolaşıyoruz falan sonra yine uyuyoruz. Bu hafta yatarken özellikle karnımdaki gerilmelerin sebep olduğu acı sağa sola dönmemi, yataktan kalkmamı aşırı zorlaştırmaya başladı. Eskiden de yavaş döndüğümü sanıyordum ama değilmiş, şimdi öyle yavaş ki, kesinlikle videoya almalıyım bu halimi çok komik. Dönüşün ortalarında falan durup dinleniyorum o derece. Yatarken yaşadığım onca zahmete rağmen ayakta iken hiç sıkıntım yok, ne acıyan bir yer oluyor ne de yavaşlama.

Normalde beklenen doğum tarihimiz 2 Nisan, annesinin doğum günü ise 1 Nisan. İkimiz de acaba aynı burç olacak mıyız diye düşünüyorum. Eğer acele ederse Balık burcu da olabilir fakat yukarda yazdığım özellikleri sanki daha çok koç burcuna yakın gibi. Cem burçlara inanmadığı için bu konudan sözetmemden hoşlanmıyor pek ama ben nedense inanıyorum. Mesela aynı burçtan olduğum bir arkadaşım var, düşüncelerimiz karakterimiz öyle benzeşiyor ki, birbirimizi leb demeden anlıyoruz. Helo ile de benzer bir bağ kurmak isterim ama anne-çocuk ilişkisinde bu bağ burçlar aynı olmasa da oluyordur herhalde.

Hazırlıklarımız neredeyse bitti artık. Hafta içi beşiğin nevresimlerini falan da serdim, cibinliğini astım, bir ara resimlerim. Bazen bakıyorum da aslında fazla bir hazırlık yapmamışım, pek birşey almamışım gibime geliyor. Neyse doğduktan sonra beraber alırız kızımla. Önce hayırlısı ile kavuşalım da. Hep kafamda buna öncelik veriyorum, o yeter ki iyi olsun, tüm ihtiyaçlar eksikler sonra giderilir, bunlar önemsiz geliyor artık.

Biraz lohusalık dönemi için hazırlık yapmam lazım. Öncesinde kolay yapılabilen bazı yemekler düşünüp listelemem, gerekirse hazırlayıp dondurucuya koymam lazım. Bir de süt yapan yiyecekler listesi oluşturup, tedarik etmem ve buzdolabına listeyi asmam gerek. Doğum sonrası dönemden çok korkmuyorum ama kendimi de kasmayacağım, akışına bırakırım herhalde. Eşimle beraber umuyorum ki üstesinden gelebileceğiz. Sevdiklerimin dualarının bizimle olduğunu bildiğim için buna inancım artıyor. İnşallah herşey yoluna girecek. Helo'nun aramıza katılacağını öğrendiğimiz günün ertesinde Ramazan başlıyordu ve bu bana manevi bir huzur vermişti. Şimdi ise, doğumdan önceki dönemde annemin, ablamın ve eniştemin umrede olması (dün gittiler) , onların bize göndereceği dualar içimi rahatlatıyor. Allahın izniyle hem doğum hem sonrası iyi geçecek inşallah.