20 Temmuz 2018 Cuma

Kalp Terazisi

Bir önceki yazımda demiştim ya hani, iltifatları kabul etmekte çok kötüyüz, bu yüzden abartabildiğin kadar abart ki, kişi biraz daha faydalanmış olsun. İşte bunun aksine bazı sözlerden ise kendi gerçek boyutundan çok daha fazla etkileniriz, onun bize verileninden daha fazlasını alırız. Neler mi bunlar; tabi ki olumsuz sözler, mutsuzluklar, olumsuz eleştiriler...

Şimdi burada biraz düşünelim, bize söylenen bazı şeylerden mutlu, bazı şeylerden mutsuz oluyoruz. Bunların da seviyeleri var, bazıları çok ya da az mutlu ediyor bazıları çok ya da az mutsuz. Biraz daha ileri gideceğim bizi çok mutlu eden kişileri çok seviyoruz, mutsuz edenleri ise hiç sevmiyoruz.

Peki gerçekten bizi mutlu ya da mutsuz eden şey karşımızdaki kişi mi, söylediği söz mü, yoksa o kişinin söylediklerinin bizde yarattığı tesir mi? Mesela birisi size birşey söyledi, nedense size çok dokundu o lafı, sonra sürekli ağladınız, sürekli ağladığınız için sizi böyle üzdüğü için o kişiye çok kızdınız. Hiç kimsenin sizi bu kadar üzmeye hakkı olamazdı. Sonra o kişi aynı lafları başkasına söyledi, fakat onun bam teline tesir etmedi o laf, normal bir tepki verdi. Ve o kişinin gözünde sizin düşman bellediğiniz kişi sıradan bir insan olarak kaldı.

Duygularımızı belirleyen şey, insanların bize söyledikleri değil, bizim onlardan ne derece etkilendiğimizdir. Yani kalbimizin terazisi belirliyor neyi ne kadar alacağımızı. Üzgünüm ama çok fazla etkilenen kişiler terazisinin standartlarını tek tek elden geçirmemiş, gayet akışına bırakmış kişiler oluyor ve böylece terazi de kendiliğinden keyfi bir ayara geliyor. Bu durumda terazinin ayarlarını yeniden tek tek yapmak gerekiyor. Olmayacak şey değil ama zaman alabilir, her karşılaştığımız durumda bu beni neden bu şekilde etkiledi/nasıl etkilemeliydi diye düşünmek ve önceliklerin belirlenmesi gerekebilir.

Kendimi bildiğim için kendimi örnek vereceğim; bu yüzden duygusuz veya soğukkanlı olarak görülsem de kalbimin kriterleri önceden belirlidir. Çok yakınım olmayan kişilerin yargılarından etkilenmem, kolayca boşveririm çünkü benim hakkımdaki yargıları sınırlıdır bu da gerçekçi değildir. O eleştiri beni değil beni gördüğü andaki davranışımın onun algıladığı versiyonunu temsil ediyor. Yakından tanıyanların yargıları beni üzebilir, çünkü onların görüşlerine değer veririm ancak bu durumda da açık açık duygularımı, neden böyle dediğini vs konuşurum. Yapılması gereken birşey varsa yaparım. Mutluluğuma gelince yine onun terazisi içimdedir, zaten içten gelen bir mutluluğum vardır (sağlıklı oluşumuz, çocuklarım ve sahip olduklarımın varlığı benim mutluluğumdur), gün içinde ortaya çıkan ani sevinçler de mutluluğumu arttırır.

Tabi burada mutluluk ve mutsuzluk şeklinde özetlesem de her türlü duygu için sözkonusu bu kalp terazisi. Aslında kapı farkındalık konusuna çıkıyor fakat ben bu yazıda sadece insanların bizi üzmesinin veya mutlu etmesinin yüzde yüz o insanın elinde olmadığını, bilakis kontrolün bizim elimizde olduğunu vurgulamak istedim. O zaman durum şu hale geliyor. Başkasını suçluyoruz ama asıl kendimizi bu kadar üzen yine kendimiziz. Fakat kendi kendimizi mutlu etmekte üzmek kadar başarılı değiliz.

Hiç bir fark yok aslında. Ve bu gücümüzü doğru kullanabilsek hayat çok daha kolay olacak.

7 yorum:

  1. merhaba:)Ben de modu hemen düşen tiplerdenim ve evet olumsuz geri dönüşlerden çok etkileniyorum.Aslında karşımdakinin bir önemi olduğundan değil.Söyleneni haketmediğimden sanırım.İnsanlarda empati yeteneği yok malesef.Mesela,ben birşey yapıyorsam zaten elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.Karşıdaki bu çabayı göremeyip eleştiri yapıyorsa da gerçekten kırılıyorum.Diğer taraftan; bazı insanlar hiçbirşeye bir emek vermeyip, habire kendi reklamlarını yaparak bütün övgüleri toplayabiliyorlar...İş hayatında da bu böyle, özel hayatlarımızda da...Kötümser bir yaklaşım olacak ama bu dünya kötülerin dünyası galiba..(tanıştırayım ben de acılarım çocuğu:))tabi şu da var;birşeyi iyi veya kötü diye etiketlemek de bizim insiyatifimizde...O zaman herkes doğru bildiğini yapıp dışarıya fazla kulak asmamalı sanırım...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok güzel özetlemişsiniz. Ablam da böyle biri ve ona hep şunu söylerim, neden kendine bu kadar az değer biçiyorsun. Kendi kendimize acı çektirmek durumu düzeltmediği gibi kendimizi de yıpratıyor. Böyle bir durumda kalınca yapılacak iş kolay, açık açık sakince böyle böyle dedin ama aslında bu böyle deyip yüzüne söylemek. Hiç bir kötü kişi bununla kolay kolay yüzleşemez

      Sil
  2. Ne güzel benzetme yapmışsın. Bazen o terazi olumsuzlukla öyle doluyor ki ayarı şaşıyor demeni de çok beğendim, ayar şaşınca seçici algı tüm olumsuzlukları seçip sanki teraziyi iyice dibe çekmeye koşullanıyor. Ayarı bozuk teraziyle aslında karşındaki insanın sözlerini de olumsuz anlıyor, gereksiz yere alınganlıklar yapmaya başlıyorsun..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet malesef öyle, yine kendimde de yaşıyorum bunu. Bazen sistem çöküyor resmen, o zaman herşey üstüne üstüne geliyormuş gibi oluyor. Böyle zamanlarda eşimle konuşmak bana iyi geliyor o benim terazimin ayarını iyi bilir, bana teker teker hatırlatır standartlarımı.

      Sil
  3. "Çok yakınım olmayan kişilerin yargılarından etkilenmem, kolayca boş veririm çünkü benim hakkımdaki yargıları sınırlıdır bu da gerçekçi değildir. O eleştiri beni değil beni gördüğü andaki davranışımın onun algıladığı versiyonunu temsil ediyor. Yakından tanıyanların yargıları beni üzebilir, çünkü onların görüşlerine değer veririm ancak bu durumda da açık açık duygularımı, neden böyle dediğini vs konuşurum. Yapılması gereken bir şey varsa yaparım."

    Nasıl da 12'den vurmuşsun. Beni de sadece en yakınımdakilerin sözleri, düşünceleri üzebilir. Gerisi boş.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslında onları da takmamak gerek belki ama sosyal insan oluşumuz gereği sanırım sınırlarımızı o kadar kesin çizmek insanı yalnızlaştıracağı için o aşamaya geçmek istemiyoruz galiba.

      Sil
  4. Güzel tespitler. Uzun soluklu bloglara rastlamak ayrıca güzel.

    YanıtlayınSil