31 Aralık 2014 Çarşamba

2. Gebelik Günlüğüm 36. Hafta

Aralık 31, 2014 16 Comments

Yılın son gebelik günlüğü yazısı ile karşınızdayım bugün, tabi umarım toplamda yazacağım son rapor olmaz. Oğluş biraz daha beklerse çok sevineceğim :))

Hemen üstteki görseli açıklayayım. Sezeryan için aldığımız tarih bu. Eğer bir sürpriz yapmazsa Nova'nın doğumu 21 ocakta olacak. O gün tam 39. haftanın bittiği gün. Gerçi Helo, onun için aldığımız sezeryan gününden 4 gün önce gelmeyi seçmişti ama sanki Nova o tarihi bekleyecek gibi bir his var içimde. Yine de  oğlak burcu olacağını (21 i kova oluyormuş sonradan farkettim öğrenen anne sağolsun, ama belki de erken gelip oğlak olur kim bilir) en başından beri biliyordum. Due date tarihim 27 ocak olmasına rağmen, kova burcuna geçmeden doğacağını hissetmiştim. Aynı şey kızım için de olmuştu. 23 mart doğumlu kızım da 2 gün erken gelseydi balık olacaktı ama onda da koç olacağından emindim. Şimdi bu durumda anne kız koç burcu, baba oğul oğlak burcu olmuş olacak ve doğum günlerimiz birbirine çok yakın olacak ne güzel ;)

Geçen haftaki yazımda belirttiğim üzre, bebeği döndürme operasyonu konusunda kararsızdım. Ta ki düne kadar. Hep dua ettim ve bekledim iç sesimi. Sonunda dün kendimden gayet emin bir şekilde hayır dedim. Onun seçimine bırakmam gerekiyordu ve bu işlemi düşündükçe içim huzursuz oluyordu. Bu sabah önce nst, ardından usg kontrolleri yapıldı. Üçüncü randevumuz döndürme yapacak dr ileydi. Onunla görüşmeye gittiğimde net bir şekilde istemediğimi, sezeryanı tercih ettiğimi söyledim. O da doğru karar vermişsiniz dedi ve bu tepkiyi vermesine çok şaşırdım doğrusu. Aynı şekilde düşündüğünü bilmeden önce, daha ilk gördüğümde bu doktora kanım kaynamıştı. Nedense önceki doktorda beni rahatsız eden birşey vardı. Bu daha genç biri ve meğer doğumu yaptıracak olan da (tabi planladığımız tarihte olursa) bu olacakmış. Bundan sonra her hafta olacak kontrollerde onunla görüşeceğiz.

Öyle rahatladım ki anlatamam. Bu yüzden gün boyu mutlu ve güler yüzlüydüm. Herhalde her zaman böyle değilim ki kızım gün içinde defalarca anne çok mutlu musun diye sordu. Evet dedim çok mutluyum :)

Oysa bu hafta biraz zor geçmişti. Kocam noel tatili nedeniyle 4 gün, bu gün de hastaneye gideceğiz diye, toplam 5 gün evde olmasına rağmen Helo'cum bir haftadan fazladır hasta. Öksürüyor, burnu akıyor, geceleri hep yanındayım, gündüz sürekli beni istiyor, mızmız... Valla bu hafta nasıl geçti neler yapmıştım hatırlamıyorum bile.

Artık yüzüm, ellerim ayaklarım şişiyor. Aynaya bakınca küçülmüş gözlerimi, şiş dudaklarımı beğenmiyorum. Hala göbek dışında kilom olmamasına rağmen hafiften bacaklarım ve basenlerimde de fark var. Ve en fenası kasıklarım çok ağrıyor, günün bir kısmını penguen yürüyüşüyle geçirmeye başladım. Oysa ilk gebeliğimde hiç olmamıştı. Dün göbeğimi telefondan gören annemin yorumuna göre göbeğim biraz aşağı düşmüş. 

Mide yanmalarım feci durumda. İlk gebeliğimde de çok olmuştu. Bazı hamilelerde hiç olmuyor ya bunun sebebini anladım bugün gelen maillerden. Diyor ki eğer bebek dik posizyondaysa mide yanması hissi daha yoğun yaşanırmış çünkü ağır olan kafa bölümü mideye yakın, daha çok baskı yapıyor. Kafa aşağıda iken daha rahat olurmuş. Sık ve az yemeyi tavsiye ediyorlar ama yanma hissinden yemek bile yiyemiyorum zaten. Kolayını bulsam hiç yemeden duracağım o derece.

Bu sıralar araları yakın olan kardeşlerin psikolojisi hakkında okuyorum. İlk karşılaşma, anne babanın tutumu gibi şeyler. Elbet kızımda bir alışma süreci olacaktır ama umarım psikolojisi fazla etkilenmeden atlatabiliriz. Ne tuhaf ilk bebekte araştırmalar bebek bakımına dair olurken, şimdiki çocuk psikolojisi oluyor :)

Ha sahi nasıl da unutuyordum. Bu güne kadar Nova'nın yüzünü net olarak görebilmiş değildim, sadece bir kere profilden görmüştüm o kadar. Bu gün rica ettim mümkünse göreyim diye ve gördümmm! Nasıl tatlıydı nasıl ve elini emiyordu cork cork diye. Gözleri de açıktı gayet net yüz hatlarını seçebildim :) Öyle mutlu oldum ki görünce, rabbim ne büyüksün.

Mutlu seneleeeer...

30 Aralık 2014 Salı

İzleyiciler Gadgeti Nerde

Aralık 30, 2014 8 Comments
Kısa bir post yazıp kaçacağım. Normalde yeni bloglar keşfetmeyi ve okumayı çok severim. Beni takip eden kişilerin de en azından blogları var mı diye bakıyorum, bazı kişiler blog yazmıyor google plus kullanıyorsa onları ekliyorum ancak, blogu olduğu halde takip etmem için bloglarında herhangi bir işlev bulunmayan kişiler var.

Google+ çıktıktan sonra bloggerda yerleşim panelinde kolayca bulabildiğimiz izleyiciler gadgetinin yerini google+ gadgeti aldı, ancak izleyiciler gadgeti kalkmış değil. Sanırım özellikle yeni blog yazmaya başlayanlar bu gadgeti bulamıyor veya önemini bilmiyor.

Google+ veya izleyiciler gadgeti eklemek, beni ne kadar az/çok kişi takip ediyormuş diye gösterme amacını değil, ziyaretçilerin sizi kolay okuması amacını taşıyor. Mesela ben bu eklentilerin bulunmadığı blogları takibe alamayınca unutuyorum, sık kullanılanlara eklesem bile bu durumda farklı cihazdan okuduğumda bulamıyorum. Oysa takibe aldığım bir blogu her yerden okuyabiliyor, son güncellenmiş yazıları blog panelimde görüyorum.

Blogunuza bu gadgetleri eklemek için yerleşim bölümüne gelin. Gadget ekle yazan herhangi bir yere tıklayın. Yeni çıkan oencerede aşağıdaki görüntüyü göreceksiniz.

Sol kısma bakarsanız burada temel gadgetler listelenmiş. Google+ bu kategoride, isterseniz ekleyebilirsiniz. İzleyiciler gadgeti ise soldaki temel yazısının hemen altında bulunan diğer gadgetler bölümünde en üstte. Buradan ekleyebilirsiniz.


Bu gadgetlerden biri veya her ikisini birden eklemenizi tavsiye ederim. 

2015 Dilek Listem

Aralık 30, 2014 6 Comments

Önceki senelerde pek yazmadım sanırım, kafamdan geçirdiğim dilekler olsa da. Bu yıl yazmak istiyorum ki yıl sonunda ne kadarını yapabilmişim göreyim. Zira özellikle çocuk sahibi olduktan sonra zaman öyle hızlı geçiyor ki...

Elbette ki ilk sırada sağlık, huzur, mutluluk var. Çocuklarım ve tüm sevdiklerim için... Ancak bu yazıda biraz daha spesifik şeyler yazmak istiyorum.

- ilk hedefim araba kullanmaya başlamak. Bu zamana kadar heves de duymadım ihtiyaç da. Ama artık istiyorum, bir an önce ehliyetimi alıp, en azından yaz geldiğinde çocukları arabaya atıp gezdirebilecek kıvama gelmeliyim. Doğumdan sonra kendimi hazır hisseder hissetmez derslere başlayacağım. Herhangi bir heyecan yada korku duymuyorum, hiç denememiş olsam da yaparım herhalde. Hele burda 70 yaşında kadınları bile araba sürerken görünce.

- ve tabi buna bağlı olarak da bir arabam olsun, çok abartılı birşey olması gerekmez işimi görsün yeter.

- artık fiziğe dönmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Bireysel mi çalışırım yoksa dahil olacağım bir grup bulabilir miyim şimdiden bilmiyorum ama yıl sonunda en az iki makalem basılmış olsun. Bu kendime son ihtarımdır :)

- bu yıl çocuklu olmama rağmen kitap okuma hızım fena değildi. 50 den fazla okudum, haftada bir kitap gibi. Genel de çok seciçi değildim canım o an ne isterse şeklinde ilerledi ama gelecek yıl hem bu sayıyı arttırmak hem de biraz daha dikkatli seçimler yapmak isterim. Gerçi klasiklerin falan çoğunu okudum sayılır. Bilim kurgu uzun zamandır beni cezbetmiyor, kendime yeni tarzlar bulmalıyım belki de.

- tatil hayali hiç bitmiyor ama bu yıl (belki bir sonraki kış aylarına doğru) tropikal bir bölgede bir tatil istiyorum artık. Çok özledim.

- hollandaca konusunda biraz daha çaba sarfetmeliyim ve yıl sonunda en azından orta düzeyde öğrenmiş olmalıyım. 

- düzenli yaptığımda tutkunu olacak kadar sevdiğim sporu, biraz daha ciddiye alayım, hiç bırakmadan yapayım ve bir yılın sonunda olmasa da iki yılın sonunda ellerimin üzerinde amuda kalkacak kıvama geleyim. Bu hareketi yapabilenlere çok imreniyorum ama çok sportif hissettiğim dönemlerde bile yapamazdım, kol kaslarım neyse de bilek kaslarım çok zayıf çünkü :(

- tabi sporun sonucunda daha fit, daha bakımlı olayım, saçlarımdan sıkıldım kendime yeni bir tarz bulayım :)

- amsterdama taşınalı 1,5 yıl oldu ama biraz da benim asosyal tavırlarımdan ötürü pek sosyalleşemedim. Son birkaç aydır atağa geçtim sayılır, gelecek yıl daha sosyal, daha gezmeli tozmalı keyifli geçsin. 

Son olarak yeni yıl ülkemize ve dünyaya barış, bu yazıyı okuyanlara sağlık mutluluk huzur, evlerimize bereket, çocuklarımıza sağlıklı ve güzel bir gelecek getirsin inşallah.

Herkese mutlu seneler....

28 Aralık 2014 Pazar

Haftanın Bilgisi: Iphone Telefonunuz Şarj Olmuyorsa

Aralık 28, 2014 2 Comments

Sebebi kablonuz olabilir. IOS 7 sürümü ve daha sonraki sürümlerde, kablonun lisanslı olup olmadığını anlayan bir işlev bulunuyormuş. Dolayısıyla orjinal olmayan kablo kullanıldığında telefonunuz şarj olmuyor, çünkü kabloyu algılamıyor ve şöyle bir uyarı çıkıyor. 


Pek tabi ki orjinal kablo kullanmak her zaman daha güvenli ama illa ki sahte kabloyu kullanacağım derseniz, bazı ayarlar yapılarak bu sorun çözülebiliyormuş. Burada bu konuda bir bilgi mevcut. http://www.iphoneloc.com/iphone-bu-kablo-veya-aksesuar-onayli-degil/

27 Aralık 2014 Cumartesi

Film Önerisi Starbuck

Aralık 27, 2014 3 Comments

Genelde her akşam bir dizi veya film izliyoruz ama uzun zamandır film için zaman ayıramıyorduk, malum çocuğu uyuttuktan sonra bizim uyumamıza kadar sahip olduğumuz boş zamanın süresi çok değil :) Seyrettiğimiz her filmi yazmıyorum ama son izlediğimiz filmlerden biri olan Starbuck'ı da paylaşmasam olmazdı.

2011 yılında çekilmiş olan Fransız filmi komedi/drama kategorisinde sınıflandırılmış. Yer yer komik olsa da verdiği mesaj çok duygusal. Aile bağlarını,  ebeveyn olmanın duygusal yanları, çocuk sahibi olmanın sorumlulukları gibi konular vurgulanıyor.

Filmin konusu ise hayli ilginç. David Wozniak, Fransa'da yaşayan polonyalı bir ailenin çocuğudur. Aileye ait bir et dağıtım şirketinde kamyonla servis yapan, borçları olan, 42 yaşında serseri bir erkektir. Sevgilisinin hamile kaldığını öğrenir ama baba olmaya hazır değildir. Tam bu sırada yıllar önce yaptığı bir iş yüzünden kendisine dava açıldığı haberi gelir.

Sonradan nedeninin aslında büyük bir fedakarlık olduğunu anlayacağımız üzere, yıllar önce bir sperm bankasına donör olmuş ve iki yıl içinde verdiği spermlerden 533 tane çocuğun biyolojik babası olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşları 20 civarı olan tüm bu çocukların 142 tanesi Starbuck kod isimli biyolojik babalarını arıyorlar. Birden bire 533 çocuğun babası olduğunu öğrenince David epey şok yaşıyor tabi. Sonrasında ise merakı üstün geliyor ve kendini ifşa etmeden onu arayan çocuklarını sırayla tanımaya, yardım etmeye çalışıyor. Her biriyle yollarını kesiştiriyor ve bir koruyucu melek gibi onların hayatlarında fark yaratıyor. Ve bu süre içinde çocuklarının her birine kıyamayacak kadar seviyor. Ancak avukat olan arkadaşı, bu davayı kazanmakta ısrarcı, çünkü ayrıca kazanacakları para ile mafyaya borcunu ödeyebilir David.

Kararı davaya karşılık vermek değil ama mafya ailesine zarar verince mecbur kalıyor ve kazanıyorlar. Fakat sonra yaptığından pişman olup kimliğini deşifre etmeye karar veriyor ve tüm medyada alay konusu olan "el mastürbator" olma utancını göze alıyor. Bu gerçeği sevgilisi bile kabul etmek istemiyor ama filmin sonu göz yaşartıcı sahnelerle bitiyor. Sevgilisi erken doğum yapmış, diğer çocukları hastane bahçesinde onu bekliyor, bebeğe verilen yüzlerce hediye, hepberaber kucaklaşmalar ve kocaman bir aile.

İzlemeye değer sıcak bir film



26 Aralık 2014 Cuma

Rehavet ve Yavaş Yaşam Arasındaki İnce Çizgi

Aralık 26, 2014 2 Comments
Son günlerin moda felsefesi yavaş yaşa keyif al yaklaşımına ben de can-ı gönülden katılıyorum. Aslında katılmanın ötesinde ihtiyaç duyuyorum belki de. Evde veya dışarıda çalışıyor olmanız farketmez, artık hayat çok hızlı akıyor. Yetişmemiz gereken işler, çocuklar, sosyal hayatın bizden beklentileri... derken nefes alıp verdiğimizi bile farketmeyecek hale geliyoruz.

Bu hengame içinde yavaş yaşamayı öğrenmek ve uygulayabilmek büyük çaba gerektiriyor. Aynı anda on şeyi düşünmeye alışmış beynimizi durdurmaya çalışmak, sadece içinde bulunduğumuz düşünceye/olaya odaklanmak kolay değil. Ancak bir süre uğraşıp kontrol etmeyi öğrendiğimizde ise zor değil. Diğer yandan başlangıçta bunu mükemmel yapabiliyor olmak da gerekmez. Mesela gün içinde 5-10 kere birkaç dakikalığına o anın içinde kalıp, bir film seyrediyor gibi dışardan bakmak, ortamdaki tüm sesleri, kokuları ve duyguları hissetmek yeterli. Zamanla alışkanlığa dönüşecektir.

Hayatı yavaş yaşamayı becerebilen insanların, sıkıcı ve monoton olduğunu düşünmek büyük yanılgı olur. Doğrusu yıllar önce okuduğum bir blog yazarının yavaşlamaya yönelik çabalarına karşı o zamanlar böyle yaklaşıyordum. Hala ağırkanlı, mıymıy diye tabir edilen insanlara karşı tahammülüm azdır ama artık onların yavaş yaşamcılar değil rehavetçiler olduğunu biliyorum.

Aslında insanları bu şekilde bir sıfatla ikiye ayırmak istemiyorum ama tanımlayabilmemiz için bu gerekli. Rehavete esir olmuş kişiler ile yavaş yaşamayı seçenler arasında çok fark var.

Rehavet bir çeşit uyuşturucu gibidir. İlk başta bu ağırkanlılık kişinin hoşuna bile gidebilir. Oh ne güzel hiç acele etmek gerekmiyordur, daha az hareket edip daha çok dinleniyordur, o birşeyleri yetiştirme gerekliliğinin insanı strese sokan tedirginliği yoktur. İşte bu aşamaya kadar aslında yavaş hayata geçiş ile rehavet arasında çok fark yok. Ne oluyorsa bu aşamadan sonraki adımda oluyor. Yol çatallanıyor ve bir ucu rehavete diğer ucu ise dengeli yavaşlamaya gidiyor. Rehavetin tuzağına düşersen onun günden güne artmasına, vücudunun miskinleşmesine, zihninin uyuşmasına ve en önemlisi yaşam sevincinin körelmesine imkan veriyorsun demektir.

Evet bence rehavetçiler ile yavaş yaşamcılar arasındaki en belirgin fark bu yaşam sevinci. Rehavet çökmüş insanlara "üzerine ölü toprağı serilmiş sanki" tabiri de boşuna değil. Böyle insanlar rehavetinin altında günden güne ezilirler, yeni şeyler yapmak istemezler, değil başkaları için emek vermek kendi elzem ihtiyaçları için bile (misal yemek hazırlamak, bir sorumluluğu tamamlamak) harekete geçmeye üşenirler. Oysa yavaş hayatı seçenler hayatı tüm algılarıyla daha çok özümsemek için durmazlar, yeni şeylere açık olurlar ve gözlerindeki ışıltılar günden güne artar.

Bazen ne yazık ki üstüste gelen sıkıntılar, gündemdeki üzücü olaylar, insanı umutsuzluğa sürükleyip rehavete sokabiliyor. O ince sınırı geçip de rehavet canavarının kollarına düşmemek kaydıyla insanın böyle hissetmesinde bir sorun yok. Hepimiz insanız, iniş çıkışlar yaşarız, duyguların içinde savrulur, bu sebeple aptalca davranışlara düşebiliriz. Bunların hiç biri dert değil ancak her yeri geldiğinde söylediğim gibi: insan akıllı bir varlıktır. Bizi duygularımızın, egolarımızın esiri olmaktan alıkoyacak, hatalarımızdan ders çıkarıp yola devam etmemizi sağlayacak bir aklımız var ve bu her insana bahşedilmiş bir lütuftur. Kimi zaman ipler yüzde yüz elimizde olmayabilir ama çoğu konuda hayatımızı nasıl yönlendireceğimiz, günümüzü rehavetle mi öldürüp yoksa tüm anların ayırdına varıp tam bir verim içinde mi geçireceğimiz bizim elimizde.

Yeni yılın üzerimize çöreklenen tüm rehaveti silip süpürmesi dileğiyle (tabi ki yeni yılın böyle birşeyi yapması mümkün değil, farkındalığımız artsın ve biz onun esiri olmayacak kadar uyanık olabilelim) 

24 Aralık 2014 Çarşamba

2. Gebelik Günlüğüm 35. Hafta

Aralık 24, 2014 11 Comments
Ruh halimin gelgitlerle dolu olduğu bu haftayı bitirdiğime çok seviniyorum ama sanırım ki bundan sonraki haftalarda bu gelgitler devam edecek. Zaman az kalınca özellikle doğumun nasıl olacağı, Helo ile ilişkimiz, yapılacak şeylerin yetişip yetişmeyeceği gibi birçok şeyi yaşayana kadar kafamda kurup duracağımı, kah kendimi durdurmaya çalışıp kah dualar ederek karman çorman olacağımı adım gibi biliyorum. Bana huzur dileyin olur mu?

Bu haftaya dair anlatılacak çok şey oldu. Önce yemek mevzusundan bahsedeyim. Buraya yazdığım bir yazıyla derin dondurucu yemekleri konusunda tavsiye istemiştim. Öyle çok bilmediğim fikir edindim ki hepsini not aldım, cuma günü ve hafta sonu market alışverişleri ile malzemeleri tedarik ettik ve haftasonundan beri harıl harıl çalışıyorum. Hepsini yapabilmem mümkün olmayacak, malum ayrı bir derin dondurucum olmadığından yerim kısıtlı. Ben de en elzem olanlara öncelik vereceğim. Şu ana kadar kabak ve biber dolmaları, kuru köfte ve ekşili köfte için top köfteler, içiyle birlikte karnıyarıklar, haşlanmış fasulye ve nohut koydum. Daha yapacaklarım var listemde.

Onun dışında tüm ütüler yıkamalar bitti. Zaten bitmişti diyeceksiniz ama sürekli birşeyler aldık ve ben onları da yıkadım :) bir de oto koltuğu, puset anakucağı gibi şeylerin kılıfları da yıkandı. Ördüğüm battaniye bu arada biraz sekteye uğramıştı ona da hız verdim son parçanın dörtte biri bitti, bir haftaya bitiririm herhalde.

Gelelim asıl mühim mevzulara. Cuma ve cumartesi günü randevular vardı. Cuma günü doktor randevusunda doğum şekli konusunu netleştirecektik ama netleştirmek bir yana daha karışık bir kafa ile döndüm. Doktor tercihimi sordu sezeryan dedim, nedenini sorunca da çünkü dönmedi dedim ve iyi halt ettim :) 

İstanbuldaki doktorum sezeryan sonrası vajinal doğum (ssvd) konusunda, sakın maceraya gireyim deme sezeryanı seç demesine rağmen ben en başından beri ssvd ve sezeryana eşit mesafedeyim. Araştırdım ve korkmuyorum, daha ağrılı olan vajinal doğum da olsa, sezeryan da olsa, benim için ( acı anlamında düşünürsek) hiç farketmiyor. Canım tatlı değildir, acısa da ağrısa da elbet bitecek ve geçecek, üstelik her iki seçenekte de bir miktar acı illa ki var.

Beni asıl düşündüren ve kararımı vermemde etkin olan kızım. Kayınvalidemin doğum zamanı bir süreliğine (15 gün için) gelme durumu var ama ancak sadece doğum planlı gelişirse kızım için endişelenmeden durabilirim. Misal doğum tarihi bellidir, ondan iki gün önce biletini alırız, gözüm arkada kalmaz amaa... Aksi olursa işler fena. Vajinal doğumda hastanede olma süresi daha uzun olabilir (ilk vajinal doğum olacağına göre 24 saate kadar yolu var). Bu durumda kızım asla o kadar uzun süre hastanede duramaz, babasıyla evde kalsın desem ben tek başıma doğuramam. Belki doğum sonrası hastanede kalma süresi daha kısa olacak ama öncesi beni düşündürüyor. Burada herşey yolunda ise vajinal doğumdan sonra birkaç saat durup çıkıyormuşsun hastaneden. Her iki durumda da eve özel hemşire geliyor çünkü bir hafta boyunca.

Sezeryanda ise ameliyat süresi 2-3 saat diyelim. O sırada kızım babasıyla durur hastanede, sonra eve gidebilirler arada gelebilirler. Ameliyattan sonra uzun süre kalmam gerekse bile (ortalama iki günmüş) ben yalnız kalabilirim, sonuçta slovakyada iken de beş gün tek başımaydım hastanede. Gerçi onlardan ayrı durmak yine zor aklım hep kızımda olur ama sık sık telefon edebilirim.

Tabi bunların içinde en şahane olasılık da, mesela doğum evde başlamış ama ben anlamamışımdır, bi gidiyoruz açıklık 7-8cm olmuş hemen doğuruyormuşum ve hemen çıkıyormuşum hastaneden. O zaman tadından yenmez :) Ancak tabi ki bunun için bebeğin önceden pozisyon almış olması gerekiyor ki işte zurnanın dırt dediği yere geldik.

Bizim Nova oğlan dönmedi, dönmüyor. Doktor da dedi ki biz onu elle dışardan müdahale ile döndürebiliriz. External cephalic diye bir yöntem var, hollandada çok yaygın uygulanır, yüzde elli başarı şansı var, deneyebiliriz. Ama ama hiç ummadığım yerden geldi bu soru, ne diyeceğimi bilemedim. Riskleri var mı diye sordum, bebek tüm işlem boyunca gözetimde oluyormuş (kalp atışları vs) dolayısıyla birşey olmuyormuş, olma durumu varsa zaten yapılmıyormuş vs. Sonra eve gelince videolar izledim ve araştırdım, çok zor bir iş gibi görünmüyor, fakat hala karar verebilmiş değilim. Yine de 31 aralık gününe bu işlem için (yaptırmama seçeneğim de var) randevu aldık, o gün, önce nst ardından bu işlem ardından yine dr ile görüşüp doğum konusunda son kararımı bildireceğim. O zaman 36. hafta bitmiş olacak ve bu işlemin yapılması için son şansmış, daha sonraki haftalarda yapılmıyormuş.

Dr ile konuşurken biraz fazla alıngan davranmışım sonradan eşimin söylediğine göre. Eşim diyor ki, o sana, her ihtimal ve yöntem konusunda bilgi vermek zorundaydı, sen hemen etkileniyorsun ve kararlarının ardında durmuyorsun, yanlış anlaşılmasın diye ben de müdahale edemedim dedi. Evet öyle etkilendim ki ilk tansiyon ölçümüm yüksek çıktı, ateş bastı , kendimi suçlu hissettim falan. Halbuki çocuğum dönmemişse benim suçum ne, ah bu hormonlar. Normalde kendinden emin biriyim böyle pısırık yaptı beni. Tabi bunda hep gidişatı bebeğin seçmesini arzu etmemin de etkisi var, o durum belirsiz olunca haliyle ben de kararsız kalıyorum.

Benim için en büyük korku bebeğin kordona dolanmış olması, ki Helo'nun dönmemesinin sebebinin bu olduğu anlaşılmıştı doğumda. Tam 4 kez dolanmıştı ve belki de doğum normal olsaydı çok zorlanacaktık. Bunda da öyle ise diye korkuyordum ancak ertesi günkü usg kontrolünde (doktorla değil bu sefer uzman ile görüştük) buna özellikle bakmasını istedim. Çok şükür bebeğim dolanık değilmiş ve o da bu işlemden bahsetti. O gece araştırmalarım sonucunda öğrendiğim bilgileri de sordum. Bu işlem için ayrıca suyun miktarı ve rahmin yapısı da uygun olmalıymış. Uzman benim için bu değerlerde de sorun olmadığını, uygulamaya müsait bir yapım olduğunu söyledi.

Aynı kontrolde ayrıca diğer ölçümleri de (boy kilo baş vs) yapıldı Nova'nın ve hepsi haftasına uyan normal ölçülerde imiş. Hatta 38+4 de normale göre az kiloda doğan (2680gr) kızıma göre daha iyi bir kiloda. Elbette ki ultrasonda hatalar olabiliyor ama özellikle bu hamileliğimde, ilk hamileliğimdeki gibi özenli bir beslenme programına uyamadığım için yeteri kadar besleyemedim mi acaba diye korkuyordum zaman zaman. Neyse ki herşey yolundaymış çok şükür.

Şimdi aradan birkaç gün geçtikten sonra, external cephalic için kararım netleşmiş değil hala. Biraz daha oluruna bırakmak ve iç sesimi dinlemek istiyorum. Eşim sezeryanı seç desede aklımdan diğer seçeneği de tam atamıyorum, acaba böyle olmasında ilahi bir yönlendirme mi var yoksa şeytanın dürtmesi mi bilemiyorum tabi :))

Bir de bebek dönsün diye bazı hareketler alternatif yöntemler falan da varmış. Kızımda denemiştim biraz olmamıştı tabi. Şimdi ise external cephalicte yüzde elli ihtimal var ya, acaba denesem de olup olmayacağına göre karar versem, yoksa hiç denemesem de onun tercihini beklesem (olursa olur olmazsa olmaz) diye düşünüyorum. 

Bu yazıyı dün yazmıştım, gün geçtikçe ve insan sıkıntılar üzerine birkaç uyku ekleyince olaya biraz daha dışardan ve sakin bakabiliyor. Bu yüzden bugün moralim iyi, sıkıntılı değilim, hala kararsızım ama sadece bekliyor ve hayırlısını diliyorum. Üstelik bugün öğleden sonra başlamak üzere pazartesiye kadar eşim evde olacak. Oh çok mesudum biraz keyif ve eğlenceli birşeyler yapabiliriz 4 gün boyunca :))

Sevgiler



23 Aralık 2014 Salı

33. Ay Mektubu Bir Gün Öyle Bir Gün Böyle

Aralık 23, 2014 9 Comments
Güzel gözlüm,

Biliyorum ki bu yaşadıklarımızı hatırlamayacağız ikimiz de ileride. Bazen keşke hepsi kaydedilse diyorum bazen de kaydedilmese. O anı yaşarken içinde kalabilmek, doyasıya yaşamak önemli çünkü. Bu günlerde ise tam da böyle yaşıyorum seninle günlerimi. Plansız, amaçsız, biraz bulanık kafa ile kendimi hayatın akışına bırakmış durumdayım. Tüm sevinçlerini, üzüntülerini, öfkelerini ve oyunlarını seninle birlikte dibine kadar yaşıyorum. Kontrol etmeye çalışmadan, seni yönlendirmeden. Bunun bir sebebi de her an yorgun olmam ve hamileliğin getirdiği hormonal etkiler.

Böyle olunca bu ay beni resmen kölen haline getirdiğini, tüm rutinlerimizin bozulduğunu, hayırlarımı asla kabul etmediğini, olmadık huylar edindiğini ve beni gerçekten çok zorladığın zamanların olduğunu itiraf etmeliyim. Fakat biliyorum ki bunlar da geçecek, sen hayatımızdaki değişimlere karşı bu tepkileri veriyorsun ve ben sadece çok fazla müdahale etmeden yanında olmaya çalışıyorum. Diğer taraftan bu değişken ruh hallerine karşı nasıl davranacağımı da kestiremiyorum. Belki de bunlar 2 yaşın falancası, 3 yaşın filancası olabilir belki de tamamen hamilelik ve bebek konusundaki tepkilerdir, ayırdına varamıyorum. Hoş varsam da ne olacak önemli olan sebep değil çözüm bulabilmek.

Dün beni öyle çok çileden çıkarmıştın ki sabah uyandığımda hala tir tir titriyordum bu gün de böyle geçeceğinden. Ama aksine bu gün 180 derece terssin, öyle iyi davrandın ki tüm gerginliğim geçti gitti, tüm deli hallerini affettim. Bazen çok korkuyorum evet, özellikle doğum sonrasında ne olacağına dair, fakat sabredeceğiz elbet bir orta yol bulacağız inanıyorum.

Bu ay yeni başladığın bir alışkanlığa değinerek son vereyim mektubuma. Normalde seninle pek cıvık bir ilişkimiz yoktur. Ne kadar istesem de kendini fazla öptürmezsin (tükürük oluyormuş) ve beni de gelip öpmen, sarılman çok nadirdir. Şimdi sana bazı tavırların karşısında kızdığımda sözümü dinlemediğin zaman üzüldüğümde gelip, yanaklarımı şapur şupur öpüyorsun ve şimdi mutlu oldun mu diye soruyorsun. Önceden de mutluydum bir tanem seninle hep mutluyum ama bunu yaşamak da çok güzel itiraf ediyorum.

Seni çok seviyorum bebeğim.

Annen
Amsterdam

21 Aralık 2014 Pazar

Kağıttan Yıldız 'Garland'lar

Aralık 21, 2014 2 Comments

Bir ipe tutturulmuş böyle kağıt süslere ingilizcede garland deniyor. Pinterestte bu şekilde aradığınızda çok sayıda fikir bulabilirsiniz. Türkçeye nasıl çevireceğimi bulamadım, sarkıt desem tam değil, banner desem (ki o da türkçe değil) olmaz, ipe dizilmiş kağıt süsler işte :)

Daha önce bu yazımda ( http://ge-ce.blogspot.nl/2014/12/yapmak-istiyorum.html) Nova'nın oda süslemesinde kağıt yıldızlar kullanmak istediğimi söylemiştim. Hem onlara ön hazırlık olsun diye denemek için, hem de yaklaşan yılbaşı nedeniyle sokağımızda ışıl ışıl süslenmiş evlerden geri kalmayalım diye bu yıldızları yaptım :) Pencereye astıktan sonra minik led lambalarla birlikte çok hoş duruyor ama malesef fotoğrafa bunu yansıtamıyorum. Pencere önü fotoğraflarını çekmenin zorluğunu bilirsiniz.

Yapımı çok basit. Herhangi bir yıldız şekli çizip kesiyorsunuz. Dilediğiniz türde kağıtlar olabilir mesela simli kağıtlar, altın veya gümüş paket kağıtları şahane olur. Ben düz beyaz a4 kağıdı kullandım. Yıldızımın büyüklüğünde katlayıp tek seferde 5-10 tane birden kestim. Sonra bunları iğne iplikle birleştirmek lazım. Aşağıdaki pinterest görsellerinde çoğu dikiş makinesi ile dikilmiş ama şart değil. Ben elde diktim, ve daha seyrek diktim tabi ki.


Pinterestte çok fikir var tabi ki. Buraya özellikle ev dekorunda kullanılanlardan seçtim. İlk bu fotoğrafa vurulmuştum. 


Böyle bir kaç kat yapıp üç boyutlu yapmak mümkün





Güzel bir hafta olsun <3






18 Aralık 2014 Perşembe

Buzluğa Koymak İçin Yemek Fikirleri

Aralık 18, 2014 25 Comments
Buzluk yiyecekleri ile aram pek iyi olmadı bu güne kadar. Tabi ki çevremde yapanlar ve duyduğum şeyler var. Dünkü yazımda yazdığım üzere doğumdan sonra pratik olması için buzluğa yiyecekler hazırlamak istiyorum. Fakat neler koyabilirim aklıma gelmiyor. Sanırım bu yiyecekleri üç kategoriye ayırmak mümkün

1-tamamen pişmiş sadece çıkarıp ısıtılacak yemekler
2- pişmemiş ama bir işlem yapmadan fırına attığında pişecek yemekler (aklıma gelenler lahmacun pide vs)
3- soğanı salçasını falan hazırlamak gereken buzluktan çıkardığını içine atıp pişmesi gereken yemekler.

Öncelikli tercihim elbette bir ve ikinci kategoride olanlar. Allah rızası için bir yorum ile bana fikir verir misiniz? Neler buzluğa koyabilirim/koysam iyi olur? Bu hafta sonu hazırlamaya başlarım ben de.

Sevgiler

p.s o kadar dalginim ki yukaridaki gorsele yanlis yazdigimi bir saat sonra farkettim. Dalgin gebe kafasi icin bir akil olacakti tabi.