film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2014 Cumartesi

Film Önerisi Starbuck

Aralık 27, 2014 3 Comments

Genelde her akşam bir dizi veya film izliyoruz ama uzun zamandır film için zaman ayıramıyorduk, malum çocuğu uyuttuktan sonra bizim uyumamıza kadar sahip olduğumuz boş zamanın süresi çok değil :) Seyrettiğimiz her filmi yazmıyorum ama son izlediğimiz filmlerden biri olan Starbuck'ı da paylaşmasam olmazdı.

2011 yılında çekilmiş olan Fransız filmi komedi/drama kategorisinde sınıflandırılmış. Yer yer komik olsa da verdiği mesaj çok duygusal. Aile bağlarını,  ebeveyn olmanın duygusal yanları, çocuk sahibi olmanın sorumlulukları gibi konular vurgulanıyor.

Filmin konusu ise hayli ilginç. David Wozniak, Fransa'da yaşayan polonyalı bir ailenin çocuğudur. Aileye ait bir et dağıtım şirketinde kamyonla servis yapan, borçları olan, 42 yaşında serseri bir erkektir. Sevgilisinin hamile kaldığını öğrenir ama baba olmaya hazır değildir. Tam bu sırada yıllar önce yaptığı bir iş yüzünden kendisine dava açıldığı haberi gelir.

Sonradan nedeninin aslında büyük bir fedakarlık olduğunu anlayacağımız üzere, yıllar önce bir sperm bankasına donör olmuş ve iki yıl içinde verdiği spermlerden 533 tane çocuğun biyolojik babası olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşları 20 civarı olan tüm bu çocukların 142 tanesi Starbuck kod isimli biyolojik babalarını arıyorlar. Birden bire 533 çocuğun babası olduğunu öğrenince David epey şok yaşıyor tabi. Sonrasında ise merakı üstün geliyor ve kendini ifşa etmeden onu arayan çocuklarını sırayla tanımaya, yardım etmeye çalışıyor. Her biriyle yollarını kesiştiriyor ve bir koruyucu melek gibi onların hayatlarında fark yaratıyor. Ve bu süre içinde çocuklarının her birine kıyamayacak kadar seviyor. Ancak avukat olan arkadaşı, bu davayı kazanmakta ısrarcı, çünkü ayrıca kazanacakları para ile mafyaya borcunu ödeyebilir David.

Kararı davaya karşılık vermek değil ama mafya ailesine zarar verince mecbur kalıyor ve kazanıyorlar. Fakat sonra yaptığından pişman olup kimliğini deşifre etmeye karar veriyor ve tüm medyada alay konusu olan "el mastürbator" olma utancını göze alıyor. Bu gerçeği sevgilisi bile kabul etmek istemiyor ama filmin sonu göz yaşartıcı sahnelerle bitiyor. Sevgilisi erken doğum yapmış, diğer çocukları hastane bahçesinde onu bekliyor, bebeğe verilen yüzlerce hediye, hepberaber kucaklaşmalar ve kocaman bir aile.

İzlemeye değer sıcak bir film



20 Aralık 2009 Pazar

Burada Bir Süre Peçete Halkası Göreceksiniz

Aralık 20, 2009 30 Comments


Malesef öyle. Geçen hafta yapmaya başladıklarımı bitirdim ve ilk seri fotoğraflar burada. Bugün bir yere gideceğim, oraya hediye olarak götürmek üzere yapmıştım.



Hazır plastik halkalara kurdelaları sardım ve üzerine simli ipten ördüğüm motiflerden oluşturduğum süslemeyi koydum.



Genelde ben daha sade süslemeleri seviyorum ancak, yemek takımlarının çoğunun altın yada gümüş işlemeli olmasından dolayı böyle yapmayı tercih ettim.



12 kişilik şık bir takım oldu.



Halkaları koymak için basit bir paket tasarlayıp yaptım, yine aynı kağıttan.



Bence bu haliyle daha sevimli oldu.



Siz de yeniyıl hediyelerinize böyle paketler hazırlayabilirsiniz.

Cuma akşamı ayrıca Avatar filmine gittik, filmin görselliği muhteşemdi ama görselliğin gölgesinde kalabilecek bir mesajı var aslında. Hem mesajıyla hem de kurgusuyla muhteşemdi. Aslında bir çok mekan hayal ettiğim yerlere benziyordu. Kesinlikle tavsiye edilir.

6 Aralık 2009 Pazar

Julie & Julia

Aralık 06, 2009 24 Comments


Dün akşam eşimin getirdiği harika bir filmi izledik beraber. Hala etkisi altındayım, o kadar güzel ki. Bu yıl içinde yayınlanmış ama bizim sinemalarda oynadı mı oynamadı mı hiç bilmiyorum. İyi ki de seyretmişim diyeceğim filmlerden biri. Genelde burada okuduğum kitapların ve izlediğim filmlerin tamamını yazmıyorum, sadece aşırı beğendiklerimi ki bu onlardan biri.




Nasıl güzel, nasıl sıcacık bir film anlatamam. Üstelik blog dünyasına bağımlı olan bizler için çok uygun. Çünkü tamamen bizi anlatıyor.

Film iki farklı yılda geçiyor. Birinde üst resimde görülen 1950 lerde Fransa'da yaşayan Julia Child,'ın diğeri nde ise 2002 de Julie&Julia isimli bir blog açıp 365 günden 524 tarif yayınlamayı hedef alan Julia Powell'ın gerçek hikayesini anlatıyor.

Julia Child, eşinin Fransa'daki Amerikan Elçiliğinde görev yapmak üzere tayin edilmesiyle Paris'e yerleşirler. Julia, normal kadınlara göre biraz irice, bana göre hareketleri oldukça sevimli bir kadın. Eşiyle 40 yaşında evlenmiş ve yemek yemeğe bayılıyor, tam bir gurme. Fransız mutfağına hayran kalıyor ve boş duran Fransız kadınlarının aksine birşeyler yapmak istiyor. Şapka ve briç kurslarının kendini tatmin etmediğini anlayınca tamamı erkeklerden oluşan bir yemek kursuna katılıyor, azmi ile onları geçiyor ve 8 yıl uğraşarak bir kitap yazıyor. Ancak kitap öyle kapsamlı ki, hiç bir yayın evi böyle bir ansiklopediyi yayımlamayı kabul etmiyor. Uzun yılların ardından Amerikaya döndüklerinde, bir yayın evi tarifleri deneyip ne kadar şahane olduklarını anlayınca, kitabı basıyorlar. Daha sonra ise anladığımız kadarıyla tv de yemek programları sunuyor, efsane oluyor,  kendi adına müzesi bile oluyor mutfağının sergilendiği.

Ancak hızlı tüketen toplum olarak 2000 li yıllarda kimse onun farkında değil. 2002 yılında 30 yaşına basacak olan Julia Powell, sıradan bir memur olarak hayatını sürdürmektedir. Arkadaşlarının kariyer ve zenginlikte ilerlemesi onu  üzüyor. Bunlardan biri olan arkadaşının, ilişkilerini yazdığı blogu kıskanarak, ben neler yazsam diye düşünüyor. Eşiyle konuşurken bu proje ortaya çıkıyor, çünkü kendisi bir Julia Child hayranı. O ilk baskı harika ansiklopedik kitabı annesinden almış ve evlendiğinden beri o yemekleri denemekle meşgul. Daha sonra biraz da, bir işi sürdürebilmedeki cesaretsizliğini kırmak adına, bu projeye girişiyor. Kitapta yer alan 524 tarifi 365 günde bitrmeye karar veriyor. O yıllarda yazdğı blog hala mevcut ve bu adreste. Filmde gösterilen blog da tamamen bununla aynı idi. Yanda yer alan takvimde her bir yazıya ulaşmak mümkün. Yalnız o yıllarda resim ekleme pek güncel değil sanırım, zaten blogspotun arayüzü de çok farklıydı filmde.

2 ay boyunca tek bir yorum bile alamıyor, sonra ilk yorumu kendisini hiç desteklemeyen annesinden alıyor. Daha sonra yavaş yavaş okumaya başlıyorlar ve yorum aldıkça morali düzeliyor. Tabi bir yandan da hem memuriyet, hem de akşam yemek yapıp yayınlayacağım derdi, eşiyle ilişkilerine yansıyor. Talep edildikçe hepimizde görülen ben merkezcilik oluşmaya başlıyor ve dengeyi kurması biraz zaman alıyor. Sonrasında Julia Child'ın kitabının basımını yapan editörden ropörtaj için teklif alıyor ama yağmur dolayısıyla gelemeyince hayalleri yıkılıyor. Yılın sonlarına yaklaştıkça sitesi hitler arasında yer almış, ve NY Times da bir ropörtajı çıkmıştır, ardından bu projeji kitaba yada şova dönüştürmek için teklifler alıyor. Kitabı burada.

Fakat en sonunda o sırada 92 yaşında olan Julia Child'ın kendisi hakkında olumsuz düşündüğünü öğrenince yıkılıyor, çünkü Julia Powell için bir kahraman hayali bir arkadaştır o. Üstelik onun gibi giyiniyor, onun gibi hareket ediyor ve onun gibi konuşuyor. Her sohbetinde ondan bahsediyor, resmen ona tapıyor.

Filmi izlerken içiniz bir hoş oluyor, siz de öyle hissediyorsunuz.

Diğer yandan bu film ayrıca hep söylediğim gibi istikrarlı bir blog yazarlığının farklı getirileri olacağının da göstergesi.

Şiddetle tavsiye ediyorum.

Hatta böyle kapalı bir havada, battaniye altında seyredilecek müthiş bir film.

19 Ekim 2008 Pazar

Wall-e

Ekim 19, 2008 4 Comments

Bu filmi Ramazan bayramından önce seyretmiştik Ce ile sinemada. Çok güzeldi, mutlaka herkes seyretmeli. Hem dünyamızı korumak için ciddi bir ders veriyor, hem de sevginin değerini hatırlamamızı sağlıyor. Karşılık alamasan da sevginin gücünün ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

Ancak filmin 5 yaş altı çocuklar için uygun olmadığını düşünüyorum. Daha çok ilk öğretim öğrencileri için bence. Dünyanın neden çöp haline geldiği, bitkinin neden bu kadar önemli olduğu, insanların neden tombul olduğu gibi sorular sorabilirler. Filmdeki dersi kavrayamayabilirler. Zaten film sırasında bir çok küçük çocuk sorular sorup duruyorlardı ve yerinde oturamadıklarına bakılırsa, çok da beğenmemişlerdi.


Filmin sonunda Wall-e'nin, Eva'nın giden hafızasını geri getirmek için çabaları sonucunda, Eva'nın onu hatırlaması sahnesi gerçekten çok güzeldi, ikimiz de ağladık. Bunun dışında gerçekten çok tatlı bir robot Wall-e, sadece çocuklara değil, tüm büyüklere tavsiye ederim.