29 Mart 2011 Salı

28 Mart 2011 Pazartesi

İşte O An Buan

Mart 28, 2011 5 Comments
Bu karikatürü çok seviyorum, ve tam da benim durumumu özetliyor. Diyor ki sadece sonsuz küçük bir zaman için dr olunur, ondan öncesi doktora öncesi, sonrası da doktora sonrasıdır. Ve bu sonsuz küçük an için aslında yıllar harcanmıstır. :) İşte bu sonsuz küçük zamandayım şu an.

Nihayet, Yay!

25 Mart 2011 Cuma

Yorgun

Mart 25, 2011 0 Comments
Geleli bir ay oldu bugün, ama bana 5 ay gibi geldi.

Eğer yorgun vücudum dayanır, kafam düşünmekten patlamaz, endişelerimden yüreğim çatlamazsa

Pazartesinden sonra tekrar buradayım.

Burada yazdığım şey olacak ogün.

Ve gözden kaçan ama önemli olduğum yazı için bunu okuyun, bloglarımızı ne yapalım?

Bunalımlı anlarımda rahatlamak için ufak ufak yaptığım Bir Yastıkta tasarımı ise burada.www.biryastikta.org

18 Mart 2011 Cuma

17 Mart 2011 Perşembe

Blogumuzu Ne Yapalım

Mart 17, 2011 2 Comments
Not: Bu yazı 3 gün önce yazılmış olup, ancak şimdi yayınlayabiliyorum, o da dns değiştirerek, ısrarla değiştirmedim ama artık dayanamadım.

Evet bugün sabah yazdığım yazıyı tekrar yazmaya çalışacağım. Gerçi bloglar açılacakmış bu sevindirici bir haber ama dilim yandı bir daha olmasın diyenler için faydalı olabilir bu yazı.

Biliyorsunuz bu süreçte, çok yazıldı çok konuşuldu. O mu iyi bu mu derken her kafadan bir ses çıktı. Bloggerın bu sorunu olmasa başka bir şey önermezdim, herkese her cebe uygun olan bir platform ama başka alternatifler söz konusu olduğunda hangisinin iyi olduğu kişiye, kişinin site içeriğine göre değişecektir.

Sayfalarımızın açılmamasının ardından alan adımızı com'a geçirelim sorundan kurtulalım diye düşündük. Ben de aynı şeyi Bir Yastıkta için yaptım. Böylece blogadı.blogspot.com , blogadı.com olacak ve sayfa açılacaktı. Ama avucumuzu yaladık iki kere. En azından ben. Birincisi aldığımız alan adı yönlendirmesinde yine google'ın dns leri kullanıldığı için ve bu sefer ülkemiz geniş bir dns yasağı getirdiği için, işte bunlardan etkilenmeyen dns ler kullanarak yönlendirme yapması gerekiyordu. Bu kısmı network mühendisi olan eşim yaptı ama ne yaptı inanın bilmiyorum, sonrasında açıldı. Bitti mi hayır. Bu sefer de blogun kumanda panelinden yüklediğim yazıların içine ve sidebarlara koyduğum resimler çıkmadı.(Tabi blog tasarımında kullandığınız resimler eğer bloggerdan çağırılıyorsa onlar da) Çünkü bütün bilgisayardan yüklenen resimler http://3.bp.blogspot.com/.......     gibi bir yeni bir adla blogger sunucularına kaydediliyor. Böylece resimlerin içinde blogspot geçtiği için resimler görüntülenmiyor. Ancak resimleri url ile başka bir yerden yüklediyseniz, onlar sorunsuz çıkıyor. Yani yapılacak iş bu sefer de resimleri önce başka bir yere tek tek yüklemek, ardından tekrar yazılarımıza eklemek , böylece görüntülenme sorununu aşmak.

Bir grup kişi wordpressten ücretsiz blog alıp, bloglarını oraya taşıdı. Malesef orda da aynı sorun geçerli çünkü taşınan yazıların içinde yer alan resimlerin adları yine aynı. Yani blogspotlu. O zaman taşımamızın hiç bir anlamı kalmıyor. Üstelik wordpress alıştığımızdan farklı bir kumanda paneli (ingilizce) ile bizi zorluyor ve sınırlı sayıda tema içinden birini seçmeniz gerekiyor. Eğer temanızı düzenlemek isterseniz yıllığı 15 dolar olan css upgrade paketi almanız gerekiyor. Bu paketi alıp incelemediğim için kesin birşey diyemeyeceğim ama, internette bolca bulunan o harika bedava wp temalarını yüklemeye izin veriyor mu yoksa sadece css kodlarıyla oynamaya mı izin veriyor emin değilim. Bu paketi kullanan varsa açıklamasını rica ediyoruz. Bunun dışında wordpressde açtığınız blogu özel bir alana almak ve yönlendirmek 17 dolar (bloggerda 10 idi), ekstra kota vs birçok hizmet almak da ekstra ücretler gerektiriyor. Wordpresse geçince eski yazılarımızı aktarmak bir artı ama dediğim gibi eğer resimler kumanda panelinden yüklendiyse yine çıkmayacak. Tabi bu söylediklerim bloggerdan wordpresse geçenler için geçerli, en başından beri wordpresste yazanları kastetmiyorum.

Bir diğer beğendiğim blog ve web sitesi platformu weebly.com  Hatta bayıldım diyebilirim. İster anasayfada blog olacak şekilde, ister web sitesi için bir giriş, blog da başka bir sayfada yer alacak şekilde, kolay kullanımlı (çok kolay, sürükle bırak), güzel temaları olan ve bunları düzenlemeye izin veren, galeriler, flash slaytlar vs ekleyebileceğimiz çok kullanışlı bir platform. Tek eksiği blog aktarmanın henüz olmaması (bunu şahsen mesaj atıp sordum, sıraya alınmış bir çalışma imiş bu). Gerçi aktarsak da aynı yetersizlik onda da olacaktı. Dolayısıyla yazıları tek tek eklemek gerekecek, ama yeni başlayanlar için kullanabilecekleri bir platform. Üstelik sınırsız depolama alanı da mevcut.

Bir Yastıkta için öncelikle araştırma yaptığım için, weebly çok hoşuma gitmesine rağmen onu tercih edemedim.Çünkü 3000 den fazla yazıyı tek tek eklemeye gözüm korktu. Benim aradığım insanlar fazla ayrı kalmasın ama ben zamanla yeniden kendi içinde düzeltmelerimi yapabileyim seçeneğiydi. Bu durumda wordpresse geçmek mecburi tercihimdi ama orda da kotamın yetmeyeceği için ekstra paketler almam gerektiği, ilerde wordpress sunucularının başına da bloggerın başına gelen şeyin gelmesi olasılığı gibi sebeplerle özel hosting alma aşamasına geldim. Sonuçta aşağı yukarı aynı parayı ödeyeceksem, olası kapanmadan soyutlanmak için özel alana geçmek daha doğrudur.

Ancak benim istediğim aldığım hostingde yine blog şeklinde bir sitem olsun, fazla bir değişiklik olmasındı. Anasayfada blog çıksın istersem başka sayfalar ekleyeyim vs. Bu durumda hosting firmalarının içinden, bloglama yazılımlarının yüklenmesine imkan veren hostingleri tercih etmek gerekiyor. Best blogging hosting diye aradığınızda karşınıza çıkan bir numaralı hosting firması Blue Host benim tercihim oldu. Eşim daha önce buradan alan almıştı, ve araştırmalarımız fiyat/performans oranının en iyi olduğu bu firmaya yönlendirdi. Aylık 7 dolar, bir çok özelliğe imkan veriyor, sınırsız depo, iyi bir  veri akış hızı ve 75 dolarlık adsense paketi vs. Teknik açıdan olabilecek en yüksek hizmeti veriyorlar yani. Bir de bu fiyata yeni bir alan adı da dahildi, biryastikta.net almışken biryastikta.org uda almış olduk. com daha önce alındığı için onu alamadık ama zaten benim gönlüm orgdaydı.

Neyse efendim peki nasıl olacak bir hosting içinde blog. Öncelikle blogger kumanda paneli gibi yazı yazmaya düzenlemeye izin veren bir arayüze ihtiyacımız olacak ve önce boş alana bir yazılım yüklemek gerekiyor. Bloglama yazılımları wordpress (yukarıdaki bahsettiğim değil  bu bir program ama aynı işlevi sağlıyor, farkı wordpress sunucularını değil kendi deponu kullanıyorsun), drupal, joomla gibi yazılımlar. Her hosting firması bu yazılımları desteklemiyor. Eğer blog yazılacaksa böyle yazılımlara izin veren bir hosting gerekli.

Önce wordpressi kurdum, ardından eski yazılarımı aktardım (resimlerde hala sorun var) ve sonra sınırsız binlerce temadan istediğimi kurdum (aslında daha bitmedi, kafam allak bullak oldu o kadar şahane şeyler var ki). Bu şekilde wordpress yükendiğinde, tema kurmak değiştirmek vs serbest ücretsiz. Bir yastıkta yazılarında yer alan resimlerin çoğu url ile başka sitelerden geliyordu, ancak bazıları da blogspottan, dolayısıyla resimleri yeniden düzenlemem gerekecek ama öncesinde kullanıma açayım zamanla resimleri, kendi alanımda depolayıp galeriler haline getirmeyi düşünüyorum. Böylece wordpress yada blogger farketmeden hosting alanımın parasını ödediğim sürece sorunsuzca açılabilecek bir site umuyorum.

Son olarak söylenebilecek o ki aslında blogger da olsa başka bir site de olsa hatta özel alan dahi olsa yazılarımız her zaman risk altında. Flickr dan yüklesem o kapanabilir, paralı alan alsan ödemediğinde kapanabilir, üstelik başka yere aktarsam yine bütün resimleri değiştirmem gerekebilir. İnternette olduğumuz sürece herşey kaybolabilir baştan yapmamız gerekebilir. Hadi bilgisayarımızda aylık yazılarımızı resimlerimizi depolayalım, belki wordde yazmak en iyisi diyeceğim ama bilgisayar bozulunca onlar da gidebilir. Yani herşey biraz şans işi. Bütün bu gerçekler ışığında size hangi seçeneğin daha uygun olduğu kişiye kalmış birşey.

15 Mart 2011 Salı

Küfür Etmek İstiyorum

Mart 15, 2011 5 Comments
Biraz önce upuzun bir yazı yazdım, üniversiteden hem kumanda paneline hem de bloglara giriyorum ya dikkat de etmedim. Yayınlaya bastım ki mahkeme kararı çıktı, yazım kayboldu, şimdi girdiğim halde yok. Açılacak mı açılmayacak mı bilmiyorum ama gerçekten sinirlerimiz altüst oldu, psikolojik tazminat davası açmalı. Hepimiz birden bağıralım mağduruz da mağduruz :p

İşin şakasını bir yana bırakırsak, uzun uzun ne yaptım ne yapmalıyız diye anlatmıştım o yazıda, öneriler sunmuştum. Üşenmezsem yine yazarım ama bugünlük internette zaman harcama hakkımı doldurdum.

8 Mart 2011 Salı

İznim var ama hevesim yok !

Mart 08, 2011 5 Comments
Üniversitenin internet çıkış ayarları farklı oluyormuş, bir zamanlar youtube kapalıyken bile giriyorduk, ayrıcalık veriyorlar bize ki çalışıp araştıralım, bilim yarıda kalmasın diye. Artık ne kadarımız bunu yapıyor allah bilir tabi.

Neyse efenim geleli bir haftadan fazla oldu, jet gibi geçti. Ve hayretler içinde gördüm ki, bütün gün odamdayım ama arpa boyu yol gidiyorum, o kadar zaman harcanıyor ki olmadık şeylere, home office çalışırken 2 günde katettiğim ilerlemeyi 1 haftada yapamadım püff.

Tez savunma tarihi belli oldu 28 şubat, (aklı bir karış havada ben şubatı hala bitirememişim 28 mart olacaktı sağol papatyacığım) az kaldı dananaın kuyruğu kopacak, bakalım neler olacak. Ama hala yapmam gereken yığınla şey var, bırr.

Bugün kar yağdı ya, sabah bakıyorum aman aman insanlar sarınmış sarmalanmış, en kışlık botlar giyilmiş, atkılar şallar... Havaya bakıyorum 2 derece, peh soğuk mu ki. Ben hala aynı standart giyimimdeyim. Soğuğa alışmışım gerçekten burası bana sıcak geliyor. -5 den yukarısı soğuk değil artık benim için.

Blog erişim engelinden beri, bir sürü mailler aldım napalım diye, araştırıyorum okuyorum. Ama nedense hiç biri blogger gibi değil. Gönlüm razı gelmiyor başka platformlara, açılacak biliyorum, eminim ama ne zaman. Özellikle bir yastıktayı taşımamaya gayret ediyordum, blog olup da iyi bloglar da var olsun diyeydi çabalarım, şimdi biryastıkta.net e geçtim ama bazı resimler görseller, blospot uzantılı diye çıkmıyor. Adın geçti ama yüklenecek resimlerde de blogspot olmamalı, o da ayrı dert.

Velhasıl hem işlerden, hem blog engelinden iyice keyfim kaçtı benim de, zaten kocamı da özledim, hıh!

1 Mart 2011 Salı

Kapandı mı Kapanmadı mı ? Bloglarınızı Yedekleyin

Mart 01, 2011 8 Comments
Evet bir kaç gündür Tr'deyim, bloguma çok fazla giremedim iş güç sebebiyle ama şu an girebiliyorum ve dün de girmiştim. Yasak haberlerini okudum yine sinir oldum ama bir süre sonra düzeleceğini düşünüyorum. Artık biz de her türlü ihtimale karşı emeğimizin boşa gitmemesi için bloglarımızın yedeklerini almalıyız.

Peki blogumuzu nasıl yedekleyeceğiz?

Blogger kumanda penelinden ayarlar kısmına geldiğinizde en üstte yer alan BLOGU İÇE AKTAR / BLOGU DIŞA AKTAR / SİL  kısmını bulun. Blogu dışa aktar diyerek dosyayı kaydedin. Bu dosyanın boyutunun blogunuzun içeriğine göre değişeceğini hatırlatayım ama çok da küçük değil. Mb mertebesinde olabilir, bu durumda eğer yüklenmiş dosya çok ufak ise, yeniden denemenizi öneririm, tamamı yüklenmemiş olabilir.

Kaydedilen dosya bir xml dosyası olup, onu tıkladığınızda bir döküman gibi blog yazılarınızı veya resimlerinizi göremeyeceksiniz. Ancak başka bir bloga ( wordpress, başka blogger hesabı, typad gibi  platformlarda) blogu içe aktar dediğinizde bu dosyayı yükleyerek, tüm yazılarınızın tekrar görünmesini sağlayabilirsiniz.

24 Şubat 2011 Perşembe

Kaktüs Suyu

Şubat 24, 2011 9 Comments

Mutfak çok karışık çıkmış resimde ama neyse, efendim bu kaktüs suyu. Yeni şeylere meraklı bir çift olarak aldık denedik, memnun kaldık. İçinde elma (jablko) ve sanırım lime (limetka) gibi diğer meyveler de katmışlar ki sanırım biraz yumuşatmak için. En çok farkedilen şey, oldukça yaygın olarak parfümlerde kullanılan bir kokuyu içeriyor olması. Ama işin ilginci kokuyu kokladığınızda değil tattığınızda alıyorsunuz. Parfüm içmek gibi değişik bir his verdi bize ancak hoştu bana kalırsa. Kesinlikle hiç bir meyve suyuna benzemiyor.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Başsız

Şubat 21, 2011 14 Comments
Başlığı düşündüm düşündüm ama hiç bir şey uyduramadım, o da başsız oldu. Daha önce depresif hallerimde daha da üretken olduğumu söylemiştim dimi, geçen haftaki temalar ondan çıktı.

Çok karmakarışığım yine. Bu hafta sonu dönüyorum Istanbul'a. Ardından tez savunmasının ikinci raundu olacak. Son üç gündür sabahtan akşama aralıksız tezimle meşgulüm. Hep derler tez asla bitmez diye, son dakkada aklıma yeni ilhamlar gelip durmadan ilave yapıyorum, nerede kessem karmaşası bir yandan, bir yandan da tezden sonrası. Ha kocamdan en az iki ay ayrı kalacağımı (belki de daha uzun ama iki ayı kesin gibi) bilmek de cabası.

Tez savunmasının nasıl geçeceğinden hiç mi hiç endişe duymuyorum, elimden geleni yapacağım artık bir süre sonra o kadar düşünmekten, sıkılmaktan bıkıp ne olursa olsun diyor insan, sağlığından hayatından önemli değil hiç birşey. İyi geçmemesi için bir neden yok da, olur da her hangi bir arıza olur, herşey boşa gider, eyvallah o da kabulüm, kendimi ölürcesine üzmeme değmez hiç birşey. Elbet bir çare bulunur her zaman.

Beni asıl endişelendiren, yedi küsür yılımı geçirdiğim ortama dönme korkusu. Buraya gelince değiştim ben, ha şimdi böyle diyorum belki oraya gidince bir ay sonra yine alışırım ama alışmayacağım. Kendime söz verdim. Unutup miskinleşmeyeceğim, hayallerimi ertelemeyeceğim. Çalışma tempomu düşürmeyip, aksine yükselteceğim. Buraya yazıyorum ki daima hatırlayayım. İnsanın avrupaya gelince gözü açılırmış, benim de açıldı. Bu açılma öyle kendini beğenmişlik değil, farkı görmek sanırım. İstanbul'da en çok beni oyalayan şeylerden birinin, kişisel meseleler olduğunu anladım buraya gelince. Üniversitedeki hiyerarşi, o ne der bu ne düşünür sıkıntıları, en ufak bir hareketinin bile onaylanmasını beklemek, nobel ödülü almadığın sürece kimseden takdir görmemek, başkası şunu bunu yapmış, kimisi şuraya gitmiş, bu yaklaşım yakışık almaz, en iyisi böyle yapmak vs. İnanır mısınız tek korkum bu karmaşaya yeniden girecek olmak. Burada kimse böyle şeyler yapmıyor. Öğrenci hocasına adıyla hitap ediyor (fakat bizim üniversitede çok yakın ilişkileri olan öğrenci-hoca kadar cıvık değil), ama saygısız değil. Benim bir mesaj atmak için bile acaba nasıl yazsam, acaba sormam uygun mu diye düşündüğüm konularda gayet rahatlar, tek dertleri işleri. Burdaki hocayla mesajlarımı bile o kadar resmi dille yazıyorum ki adam şaşırıyor, çünkü diğer öğrencileri öyle değil.

Dönüp dolaşıp yine aynı mevzuya geldik, diğer mevzu kadro meselesi hala devam ediyor. yakın zamanda biyoloji bölümünden iki asistanın kadrosu düşmüş, aynısı benim de başıma gelebilir. Bunu öğrendiğim zaman bütün gün ağladım, sonra eşimle konuştuk, şimdi iyiyim elbet. Aynı anda çok şeyi düşününce olayları birbirine karıştırıyor beynim. Benim istediğimin ne olduğunu anlamam yardımcı oluyor Ce, asıl istediğinin ne olduğunu anlayınca ise, diğer ayrıntılara o kadar üzülmüyor insan. Bu kadroyu gerçekten istiyor muyum, istiyorsam niye istiyorum, kadro olmazsa herşey bitecek mi?

Hayır bitmeyecek, kadrom devam etsin veya etmesin, fiziği asla bırakmayacağım. Hayal kurmakta herkes serbesttir, benim de hayalim daha büyük şeyler. Son günlerde şu şarkı duygularımı çok iyi yansıtıyor. Ve içinde geçen bir sözü de kendime tekrarlayıp duruyorum

‎" They say that we're dreaming too big
I say this town's too small "

(onlar diyorlar ki, çok büyük hayaller kuruyorsun
bense diyorum ki bu şehir çok ufak)

Ve her söylediğimde içime büyük bir enerji doluyor, eğer hayatımda bir şeyler değişecekse bunu göğülsemeye hazırım. İnanıyorum ki bir sonraki basamak alçakta değil yüksekte olacak.

Sonradan ilave, biraz önce okuduğum Cafe Pepela'nın mailini gördükten sonra durumum o kadar absürd geldi ki gözüme, ama yine de silmek istemiyorum çünkü kendime hatırlatma oluyor blogumdaki yazılar ilerde. Eşimin de amcası Libya'da (Trablusgarp) yaşıyor ve eşi Libyalı. Biz de ondan haber almıştık ama bugün Trablusgarp'da karışmış diyor Pepela, Allah yardımcıları olsun hepsinin. Dualarım onlarla