9 Mart 2020 Pazartesi

Harika Bir Podcast Aplikasyonu: Anchor

Mart 09, 2020 2 Comments
Merhabalar.

Bilmem podcast'lerimi dinleme imkaniniz oldu mu? Bir hevesle basladigim ve ne anlatacagima aniden karar verdigim ilk bolumden sonra, ikinci bolumde, neden podcast yapmayi sectigimi ve nasil yaptigimi paylasmistim. Burada da yazili olarak, o yayinda anlattiklarima kisaca deginmek istiyorum.

4 Ocak tarihli su yazimda, podcast yapmaya bir heves duydugumu ama yapmayacagimi ilan etmistim. Aslinda o yaziya son noktayi koyarken, asla podcast yapmayacagima karar vermistim. Tabi biraz ironik oldu ama benim fikrimi tamamen degistiren sey, yorumlar oldu ve oldukca heyecanlandirdi. Biliyorsunuz yillardir evde iki cocuga annelik yaparken, her anne gibi ister istemez kaba tabirle beyin devrelerim yandi. Kendimi yeniden annelik disi konularda aktive etmek istiyordum ama kitap okumak disinda fazla birsey yaptigim soylenemezdi. Bu acidan belli bir amaca yonelik hedefler koymak ve bunu rutine donusturmeyi zaten dusunuyordum. Tabi bu henuz denemedigim bir yolla olursa benim icin ayrica heyecanli olacakti. Nitekim yorumlarin ardindan acaba bu yol podcast olsa nasil olur diye dusunmeye basladim.

4 Ocak'tan ilk yayinimi yaptigim 13 Subat'a kadar, surekli dusundum ve arastirdim. Yapsam ne konusurum, nasil yaparim, altyapi vs ne gerekir gibi bir suru mesele. Artik konu beni o kadar heyecanlandirmisti ki, uyuyamadigim gecelerde kafamda taslaklar hazirliyordum. Tabi ki bir podcast yapmanin iki ayagi var, biri icerigi digeri de teknigi. Icerige az biraz karar verdim, soyle ki yine meslegime ufaktan geri donus olmasi acisindan 'fizik ve fizikle alakali konularda yapilmis manipulasyonlari irdeleyip, analiz ederek dogru-yanlis, hakli-haksiz tartismasi' gibi konulardan bahsetmeye karar verdim. Ve yine kafamda bir taslak plan hazirladim. Su anda yayinda olan ucuncu bolumden itibaren de bu plani hayata gecirdim. Her hafta bir yayin seklinde ilerlemeyi umuyorum.

Bu tarz konulari yillardir blog yazilari seklinde yazmayi dusundum ancak hic girismemistim. Cunku bazi seyleri yazarak anlatmak, konusarak anlatmaktan daha zor. Yani, benim ortalama yarim saatte anlattigim konuyu yazmaya kalksam sayfalar surer ve bunun okunabilirligi daha azdir. Diger yandan, sahsen youtube seyretmekten hoslanmadigim ve buna zaman ayiramadigim icin bir vlog yerine podcast yapmak, benim icin can simidi gibi bir durum oldu. Evet duzgun diksiyon ve podcastin diger teknik konulari gibi gelistirilmesi gereken seyler de var mutlaka ama, bunlari yapmak bir videoya gore daha kolaydir herhalde. Diger yandan, ben sahsen, dusundurucu seyleri anlatan videolar izlerken, insanlarin mimiklerine gozum kayar ve dikkatim dagilir. Yine de tabi grafiklerin, gorsellerin gosterilmesine ihtiyac duyulan konularda vloglar her zaman daha avantajli. Simdilik podcasti sectim ve boyle devam edecegim. Cunku podcastleri yolda, araba surerken veya utu yaparken bile dinlemek mumkun :))


Konuya karar verdikten sonra gelelim teknik alt yapiya. Bir podcast nasil hazirlanir hic bilgim yoktu ve haril haril arastirmaya basladim. Daha once web tasarimi ile ilgili tecrubelerimden oturu, bilgisayar programlarina, hostinglere vs asinaligim mevcuttu zaten. Podcast hazirlamanin teknik ayaginda da bir kac alt adim bulunuyor.

  1. Konusamayi hazirlayip bir ses dosyasi olusturmak. Sesimizi nasil kaydedecegimiz konusunda, karsimiza yine bazi problemler cikiyor. Google'a sordugumda, bazi donanimlar (su radyocularin mikrofonu gibi bir mikrofon veya gazetecilerin ses kayit cihazlari gibi birsey) almak ve bunlari bilgisayariniza tanitmak gerektigini soyledi. E baska yolu yok mu bu isin, telefonumda ses kaydeden bir aplikasyon var (ses kaydedicisi) bununla yapamaz miyim? diye sorup denemelere basladim. Bir deneme kaydi yaptim ve evet mukemmel kalitede bir ses degil ama gayet de yeterli buldum. Biraz gelistirmeler yapilabilir. Echo olmasin diye genis bir alan secmek, arkaplan gurultusu olmayacak sekilde sessiz bir ortam bulmak veya yaratmak gibi. Ve hatta konusurken nefes alis verislerim mikrofonda cizirdamasin diye agzima ince bir ortu baglamak gibi :)))
  2. Bu ses dosyasini duzenlemek. Diyelim ses kaydettim ve bir ses dosyasi olusturdum, bunu biraz duzenlemek, bazi bolumleri kes bazilarini ekle, arkasina muzik ve ya efekt koy gibi isler icin bir audio editor programina ihityac var. Yine iphone icin telefonda GarageBand aplikasyonu, yine bilgisayarda benzer programlar kullanilabilir. Bir miktar bu programlari kurcaladim ama adam akilli ogrenmek icin epey zamana ihtiyac var.
  3. Bu duzenlenmis ses dosyasini bir platformda (tercihen spotify) yayinlamak. Ses dosyasini hazirladigimda, bunu instagrama fotograf yukler gibi spotify'a yukleyecegimi zannetmistim. Spotify'a girdim ve podcast yukleme kismina geldigimda, benden yayinlayacagim podcastin ses dosyasini degil de onun bulundugu internet adresinin url'sini istedi. O zaman isler bir adim daha uzadi, demek ki once bu ses dosyasini bir yere yuklemem lazim ve oradan paylasim linkini sadece spotify'a vermem lazim.
  4. Ses dosyasi icin bir hosting bulmak. Isin bu kismi biraz can sIkIcI. Blogger eger yazilarimiza video ve resim gibi ses dosyasi yuklememiza izin verseydi cok kolay olacakti ama vermiyor. Dolayisiyla bir "audio hosting" e ihtiyac var. Cesitli yollar var bunun icin, iste kendinize ait bir ozel hostingli web siteniz vardir, oraya atar paylasirsiniz veya Sound Cloud gibi onlarca sadece audio hosting hizmeti veren bir siteden paket satin alirsiniz. Bu sitelerde ucretsiz uyelikler de mevcut fakat cok cazip degil teklifler. Ya aylik sinirli sayida dakika veriyo, ya da sinirsiz ama onceki ayi silerim diyor. Hic biri hosuma gitmedi.
Arastirmalarim gayet umutsuz devam ederken karsima Anchor cikti (ilk defa reklamlar ise yaradi, hani arama sonuclarimiza gore teklifler cikiyor ya karsimiza). Hic yabanci gelmiyor, daha once gormustum ama ne ise yaradigina bakmamisim. Meger tam da aradigim sey icinmis. Muhtesem bir aplikasyon (web sitesi) bayildim.



Soyle ki yukarida madde madde yazdigim ve benim icin gunlerimi alan arastirmalarin sonucunda vardigim bilgileri tek basina, cok kisa surede ve kolayca yapabilen bir aplikasyon. Kendi icinde ses kaydedicisi var, sesi kaydediyorsun. Istersen kes yapistir islemlerini yine ayni aplikasyonda, kaydettigin dosyayi edit et diyerek yapabiliyorsun, ustelik arkaplan sesi eklemek istersen epey buyuk bir arsivden sarkilar seciyorsun, boylelikle olusturdugun ses dosyasini senin icin sakliyor (hosting hizmeti veriyor-instagram gibi dusunun. instagram resim dosya ve videolari, bu da ses dosyalarini biriktiriyor). Yetmedi yayinla dediginde senin icin Spotify' da dahil tam 6 platformda senin icin hesap acacagim ve otomatik yayinlayacagim diyor, ve bir de bunlari tamamen BEDAVA yapiyor. Inanilmaz. 

Aplikasyonu indirir indirmez heyecanima dayanamayip denedigim ilk kayit, su an birinci bolum olarak yayinda olan podcasttir. Elbette kusurlari var ama gelistiriyorum ve gelistirmeye devam edecegim.

Diger yandan bu aplikasyonu sadece podcast yapmak icin degil, ses kayit etmek icin de onerecegim. Yani paylasmak zorunda degilsiniz. Hesap acarsiniz, kisisel notlarinizi, cocuklariniza anlatmak istediklerinizi, veya sevgilinize yapacaginiz ilan-i asklari her seyi kaydedebilirsiniz. Telefondaki ses kaydedicisi de var evet ama sahsen benim kisisel kayitlarim her telefon degistirdigimde uzayin engin derinliklerinde kaybolup gidiyor. Internette bir yerlerde sakli kalmasi her zaman ulasimi daha kolay kilacak.

Oyle cok sevdim ki siddetle tavsiye ediyorum.

3 Mart 2020 Salı

Mart Kötü Başladı

Mart 03, 2020 7 Comments
Hem kendi ev gündemimizde, hem Hollanda hem Türkiye gündeminde üzüntü, sıkıntı, gerginlik dolu bir şekilde girdik Mart ayına. Öyle karmaşık durumdayım ki, artık düşünmekten beynim uyuşmuş, çok acımaktan kalbim yorulmuş, panikten kafayı yemiş durumdayım.

Geçen pazar günü (23 şubat) bir haftasını istanbulda geçirdiğimiz sömestr tatilinden döndük. Tatil güzeldi ama yorucuydu, özellikle daha gitmeden başlayan corona nedeniyle endişelerim vardı. Havalanında (yeni istanbul havaalanını kullandık), fazla kalabalıklara maruz kalmamaya uğraştık. Bir de her yere dezenfektan koymuşlar hoşuma gitti. Fakat geldikten bir gün sonra birden bire bademciklerim feci şekilde şişince, hastalığın yarattığı karabasanlar “acaba corona mı oldum” diye kurmama ve paniklememe neden oldu. Değilmişim. Oğlum da haftalardır muzdarip olduğu burun akıntısının ardından kulak iltihabı olunca onun hastalık serüveni de epey yıpratıcı idi. Neyse ki nispeten iyileştik, ufaktan düzenimizi yoluna koyduk.

Fakat geçen hafta şehit haberlerinden bir gün önce Hollanda’ya virüsün girdiği haberi (şu an sayı 20 ye ulaştı), ardından şehit haberi, ardından mülteci çocukların içler acısı halleri resmen altüst etti. Ecel gelince, nerede olurlarsa olsunlar, ölüm o gencecik askerlerimizi alıp götürecekti belki ama ailelerinin acısını tahmin edemiyorum. Allah sabır versin hepsine.

Corona’ya gelirsek, ilk bir iki gün çok panik olduğum doğrudur. Şimdi paniğim biraz kabullenmeye (olursa olacak yapacak birşey yok) ve enerjim, hırslı bir şekilde beslenme, temizlik, fazla sosyalleşmemeye çalışmak gibi yollara evrildi. Her çeşit sebzeden oluşan yemekler, iyi meyve tüketimi, işte diğer prebiyotikler vs kafayı bozdum. Eller kıyafetler her gün alınan duşlar, bitmek bilmeyen çamaşırlar.

Ne yazık ki Corona medyada anlatıldığı kadar önemsiz gelmiyor bana. Sanırım burada yalnız yaşadığımız için. Diyorum ki madem grip gibi basit ise neden bu kadar alarmda tüm dünya? Gripte bunların hiç biri olmuyor. Diğer yandan griple aynı değil kesinlikle. Grip üst solunum yollarını etkilerken, bu virüs alt solunum yollarını etkiliyor ve zatürreye dönüştürüyormuş. Hastalık belki atlatılabilir bir hastalık ama (ölüm oranı nispeten az) fakat sayılar bence çok yanıltıcı. Şu an son dakika sayıları veren bir siteden bakıyorum:
Dünya genelinde vaka sayısı (tabi ki kayda alınan): 91.333
Ölüm oranı: 3120
İyileşen:48276
Aktif vaka (sürecin içinde): 39937 (32839 orta derece, 7098 durumu ciddi)
Bitmiş vaka : 51396 (48276 iyileşmiş, 3120 ölüm)

Rakamlara bakıldığında şu ana kadar gerçekleşen ölümlerin sayısı az olsa da, sürecin içinde olan sayılar dikkat çekici. Ayrıca süreç çok uzun sürüyor ki beni asıl korkutan bu.

Tahran’da yaşayan ve şu anda 40 günlük ev karantinasında bulunan bir türk, göçmen anneler grubunda aslında corona geçirdiğini ve iyileştiğini sonradan farkettiğini paylaştı. Onu yaklaşık bir ay süründürmüş ve çocukları ise kısa sürede iyileşmiş. Yanında annesi babası varmış onlar bakmış (bu arada onlar da döndümü türkiyeye hiç bilmiyorum), ama bizim başımıza gelirse ne olur nasıl olur düşünceleri huzurumu bozuyor. Biz hastanede yatsak çocuklar nolur, evde kalsak bize kim bakar gibi. Nitekim burda pozitif çıkanlar (belki daha başlangıç olduğu için) hastanede karantinada tutuluyor. Sayı artınca ki muhtemelen artacak müthiş hızla artıyor, hastaneler yeter mi, herkes evde kendi başının çaresine bakar mı hiç bilmiyorum. Yani süreç oldukça korkutucu görünüyor.

Yaz gelince virüs bitecek söylentileri de bana tuhaf geliyor. Haritaya bakınca zaten sıcak olan bir sürü ülke (ekvatoral şeride bakın) virüsün etkisi altında. E oralar zaten sıcak, virüs neden var o halde?

Hollanda’da dün Nike merkez binası bir çalışanın pozitif çıkması nedeniyle geçici olarak kapatıldı. İş yerleri mümkün olduğunca evden çalışmaya yönlendirmeye başladı. Vakalar okullara sıçrarsa (ki bu sabah bir okulda çıktığı haberi geldi) yayılım hızla artacak ve sanırım okullar da kapanabilir (almanyada kapanmış). Okulda öğretmenler çocuklara anlatıyor, el yıkamaya, hapşururken ağız kapamaya vs salık veriyor, herkes ciddiye alıyor süreci. Burada bulunduğum sürece ilk defa tüm marketlerin sabun reyonlarının talan edildiğini gördüm, dezenfektanlar tükendi, insanlar mecbur kalmadıkça evden çıkmıyor. Daha bir kaç günde bile hayatın biraz değiştiğini farkediyoruz, ilerleyen zamanlarda bizi değişik şeyler bekliyor.

Kızım doğumgününe davetliydi, nerede olacak güvenli mi endişesi, oğlumu arkadaşının partisine göndersek mi göndermesek mi, kızımın kendi doğumgünü yaklaşıyor yapsak mı yapmasak mı, arkadaşlarımı özledim ama yok dışarı çıkmayalım şimdi, yana yakıla bir işim olsun istiyordum ama şimdi bir süre daha evde kalsam iyi olur gibi konularla düşüncelerimiz hep değişti. Diğer yandan ülkeler arası seyahat yasağı nedeniyle, 60 kadar uçuş firmasının kapanma riski, şirketlerin ekonomilerindeki dalgalanmalar vs derken dünya genelinde bazı dengeler çok değişebilir gibi görünüyor.

Eşimin iş yeri de evden çalışmayı destekleyen firmalardan biri, o yüzden evde kalması mümkün ama her yerde risk var tabi, bakalım nasıl başedeceğiz.

Türkiye’de şu an vaka tespit edilmedi ama geçen hafta irandan gelen uçaktakiler ve hatta bazı haberler geliyor sınırlarda, karantinaya alınanlar var. Umarım bir şekilde virüs dışarıya kaçmaz ama zaten hasta olan kişilerin olduğuna ve bunun gizlendiğine dair haberler de geldi. Umarım yayılmaz ama kendimizden başka ayrıca orası için de korkuyorum, özellikle istanbul çok kalabalık, müthiş hızlı yayılır olursa.

Velhasıl karmakarışık bir haldeyim, rabbim sonumuzu hayır etsin.

13 Şubat 2020 Perşembe

Geceden Kalbe

Şubat 13, 2020 5 Comments
Uzun bir aradan sonra merhaba.

Epey yoğun geçen bir dönemin ardından, nihayet podcast kayıt etmek ve paylaşmak adına tüm sorularımın cevaplarını araştırıp, çözüp yayınlayabildim. Oldukça minimal araç gereçle hazırladığım sohbeti paylaşmaktan büyük heyecan duyuyorum. İşte karşınızda yeni kanalım.


Aşağıdaki linklerden dinlenebilir. 

Anchor: GecedenKalbe

Spotify : GecedenKalbe 

Breaker: GecedenKalbe

Google Podcasts: GecedenKalbe

PocketCasts : GecedenKalbe

Radio Public: GecedenKalbe


Sevgiler

22 Ocak 2020 Çarşamba

Ritmik Jimnastik’te Durumlar

Ocak 22, 2020 8 Comments
Hayatımızın büyük bir bölümünü işgal ettiği halde, kızımın sporundan çok fazla bahsetmemişim blogumda. Şimdi yazı arşivime bakınca ilk olarak Eylül 2016’da başladığından bahsetmiş, geçen yıl katıldığı turnuvalara da kısaca değinmişim.

Bu eylül itibariyle ritmik jimnastikte 4., profesyonel olarak yarışma grubunda ise 2. Senesine başlamış bulunuyor (toplamda 3,5 yıl oldu diyebiliriz). Geçen yıl yarışma grubunda idi ama minikler kategorisinde olduğu için haftalık antreman saatleri nispeten azdı, bu yıl ise haftada toplam 6 saat düzenli olarak, bazı özel durumlarda da ekstra 4-5 saat çalışmalar yapıyor. Hepsinde gık demeden, güle oynaya, hevesle gidip geliyor. Bundan sonra özel bir engel oluşmadığı sürece hayatında ritmik jimnastik hep yer alacak gibi görünüyor.

Bu yazıda, şu zamana kadar bu sporun kızımda yarattığı etkilerinden bahsetmek istiyorum.

- öncelikle tabi ki bedensel faydaları müthiş, oldukça zorlayıcı hareketler yapıyorlar. Vücut esnekliği büyük oranda arttı, vücut dengesi oldukça iyi. Vücut hatları bir jimnastikçi hatlarına dönüşmeye başladı.

- yarışmalarda henüz bireysel performans sergilediği için takım senkronizasyonu konusuna daha girmedi ancak, performans müziği ile hareketlerinin senkronizasyonuna dikkat etmesi gerekiyor. Tabi ki yaptığı tüm dansın hareketlerini aklında tutması gerektiğinden bahsetmiyorum bile. Geçen yıl ilk başlarda haraketleri arada unuttuğu oluyordu ama defalarca çalışa çalışa alışmıştı. Bu yıl yeni bir gösterisi var ve daha ilk anlarda çabucak öğrendi.

- en çok sevdiğim faydalarından biri, beraber çalıştığı yaşı büyük jimnastikçi ablaların rol modelliği oldu. Gerçekten çok düzgün çocuklar ve onların çalışma azimlerini görmek kızımı da motive ediyor. Düşünüyorum da başka bir takım sporunu yapsaydı bu kadar yaş farkı olan çocuklar bir arada olmayacaktı. (Tam bilmiyorum ama 18 yaşına kadar her yaştan çocuk var). Kimileri defterini kalemini alıyor, defalarca deniyor, notlar alıyor, kareografisini hazırlıyor vs.

- onca seyirci ve kalabalık bir jurinin karşısına çıkıp, hiç heyecanlanmadan performansını icra edip vakur bir şekilde sahneden ayrılabiliyor.

- bu güne kadar katıldığı her yarışmada bir madalya aldı ama ilk defa geçen hafta olan yarışmada kıl payı üçüncülüğü kaçırıp dördüncü oldu. Üzüldün mü kızım diyorum, hayır diyor çünkü hatasını biliyor. Bir yerde gereğinden fazla oyalandı ve son selam hareketini yapamadan müzik bitti. Sadece iki saniye gecikti aslında ama diyeceğim o ki hatasının farkında.

- başka çocuklarda nasıl bilemem ama potansiyeli onda bir kibire yol açmış değil. Yaşıtı bir arkadaşı var aynı grupta, daha az puan almıştı. Neden diye sordum, onun yapamadığı bazı hareketlerin olduğunu söylüyor ama kayıtsızlıkla. Yapamıyor ama ilerde yapar nasılsa tarzında. O yapamıyor, ben çok iyi yapıyorum gibi bir yaklaşımı hiç olmadı.

- kesinlikle bir zerafet kattı. Duruşu her daim dik, yürüyüşü, el kol hareketleri oldukça zarif. Hele performansı sırasındaki hareketlerine hayranım. Bu sahnede salınan kuğu gibi kız benim kızım mı diye inanamıyorum.

Her zaman söylediğim gibi, kızımın bu spora başlaması da devam etmesi de büyük şanstı. Şans eseri okuldan haberim oldu, şans eseri derslere üç yıl boyunca evimizin dibindeki bir yere gitti. Şimdi geriye bakınca, sanki bu fırsat özellikle gelip onu bulmuş gibime geliyor. Bundan sonra hayat onu nerelere götürür bilemem ama böyle sevdiği bir sporla meşgul olma şansı olduğu için çok mutluyum. Çok şükür.

Not: genelde ig hesabımda, yarışma günlerinde story’den paylaşımlar yapıyorum. Merak ederseniz oradan takip edebilirsiniz.

15 Ocak 2020 Çarşamba

Novadunya 5 Yaşında

Ocak 15, 2020 5 Comments

Önceden çocuklarıma aylık mektuplar yazan ben, yıllık mektupları bile yazamaz oldum. Öyle bir yoğunluk ki anlatmaya bile mecalim yok desem anlarsınız. 

Dün oğlumun doğum günüydü. Kocaman çocuk oldu ama son çocuklar annenin gözünde hep ufak kalıyormuş ya hani, hala benim bebeğim gibi geliyor oğlum da, hiç büyümesin istiyorum. Diğer yandan nihayet o heyecanlabeklediğim döneme girdi çocuklarımın ikisi de. Merak etme dönemleri başladı, sohbetler ediyoruz, kültürel geziler yapıyoruz, tecrübe sahibi olduğum konularda bilgi alışverişi yapıyoruz ve en önemlisi günden güne gösterdikleri bilişsel gelişimlere tanık olmak çok güzel. 

Bu yıl ilk defa dört gün önce annemle yeğenimin bize gelmiş olmasından ötürü, doğum gününü daha bir coşkuyla kutladık. Annem ilk defa evime geldi, yıllardır hep istiyordum ama kısmet olmamıştı. Şimdi hem oğlumun okuldaki partisine, hem dün akşam yaptığımız aile partisine katıldı; iki hafta sonraki özel partiye de katılacak. Kızımın bazı etkinliklerini görecek, çok iyi denk geldi🙏🏼

5 yaşında Novacım, oldukça hareketli, zeki, kart oyunlarını seven, piştide her daim hepimizi yenen, bu ara Ben10 sevdalısı, süper güçler, süper karakterlerle hayali oyunlar kuran, azıcık dövüşlü oyunlara meraklı (gerçsk dövüş değil), okulunu, arkadaşlarını çok seven ve gitmek için sabırsızlanan, yeniliklere karşı hala çok açık değil temkinli yaklaşan ama geçiş konusunu günden güne daha kolay başaran; matematiği çok seven (canı sıkıldıkça anne bana çarpma sor der), bir çok harfi tanıyıp, bir sözcüğün hangi harfle başlayıp bittiğini söyleyebilen, türkçeyi çok iyi konuşan, hollandaca artık kendini rahat ifade edebilen, ablasıyla bazen kedi köpek bazen yapışık ikiz hallerinde; anneye hala çok düşkün; gezmeyi seven; ihtiyaçları giderildiğinde (sevgi-ilgi, beslenme, fiziksel hareket, içe dönük dinlenme) uyumlu ve mutlu bir çocuk. 

Nice yaşlara bebeğim. Seni çok ama çok seviyorum. 
Annen
Amsterdam

4 Ocak 2020 Cumartesi

Ne Anlatayım?

Ocak 04, 2020 16 Comments
Son zamanlarda bir miktar podcast dinledim. Çok hoşuma giden sohbetler oldu ve ardından acaba ben de bir podcast yayını yapsam dinleyen olur mu, ne anlatsam diye kafamda düşünceler geçmeye başladı. Fakat bazı sorunlarım var.

Bir kere en büyük problemim neden bahsetsem konusu. Bu tip konuşmalarda sıklıka yer alan konu insanlar. Başka insanların tavırları, yaşamları üzerinden düşünceler en sık rastlanan sohbet konusu. Tabi bu konular ayrıca bolca genelleme içerir. Benim başka insanlar hakkında konuşma üzerine beceriksizliğimin kökeninde yıllardır her zaman bundan kaçmış olmam yatıyor. Herkesin hayatı kendine, öyle mecbur kalmış öyle yapmış, belki onun yerinde ben olsam ben de öyle yapacaktım, bana ne kim ne yaptıysa yapmış şeklindeki yaklaşımlarımdan ötürü dedikoducuların yüz karasıyım. Ne yazık ki benimle böyle ağız tadıyla başkaları hakkında konuşmak söz konusu değil.

Başkalarından konuşmayıp en iyi bildiğim kendim çocuklarım ve kocam hakkında konuşayım desem, o zaman da kim bizi ne yapsın düşünceleri beni durduruyor. Doğru ya, ben başkalarını merak etmiyorsam bizi kim neden merak etsin? Benim düşüncelerim neden değerli olsun?

Sonracıma, işte popüler konular var mesela her daim her koşulda satan. Nedir bunlar yemek, güzellik, zayıflama, annelik üzerine sohbetler. Biraz daha ileri gidersem politika, futbol, filmler, diziler, kitaplar, seyahat... Bu konulardan birinde kulvara çıkmak şimdiki zamanda oldukça kolay olmasına karşın insanlar bunlardan ya zaten bıktı, bıkmadıysa da hali hazırda sevdiği takip ettiği kişileri buldu. Gerçekten yıllardır çok profesyonel şekilde bu alanlarda sosyal medya üzerinde ilerlemiş insanlar var.  

Sonra aklıma bir konu geldi, aslında zaman zaman farklı zamanlarda aklıma geliyor bu. Daha doğrusu birilerini dinlediğimde, okuduğumda vs farkediyorum. Dün dinlediğim podcastte birisi, bir konuda düşüncelerini ifade ederken, anlatmaya çalıştığı şeyin özünü aslında kendisinin de anlamadığını farkettim. Bazı şeyler okumuş araştırmış, biraz da üstüne düşünmüş ancak (bence tabi) tam oturmamış. Oturmadığı için düşüncesini ifade ederken ard arda sıraladığı iki cümle birbirleriyle tutarlı değil. Bir de böyle durumlarda bolca yapılan laf kalabalığı yaparak konunun özünü unutturma yöntemini kullanıyor. Aslında bunu yapan kişi de yaptığının farkında değil çünkü asıl mesele, zaten kendi de konuyu çok iyi anlamadığı için bir sürü şey söyleyerek, daldan dala atlayarak anlatmaya çalışıyor ve bu hareket yardımcı olmayı bırak aslında olayı daha da karmaşıklaştırıyor, özden uzaklaştırıyor.

Kendimle ilgili farkında olduğum ve en gurur duyduğum beceri budur. Konuları, olayları çözümleme ve sonra da konuyu basitleştirip anlamayı kolaylaştırma becerisi. Bu tabi ki fiziğin bana getirisi. En karmaşık fizik problemlerini, tüm formülleri göz ardı ederek kafanda canlandırıp olay döngüsünü çözebiliyorsan, o problemi anlamışsın demektir. Bunu her konuya uygular ve kullanırım. Çok da faydasını görürüm.

Kimi zaman çok ünlü ağızlardan çıkan öyle tutarsız söylevler duyuyorum ki resmen bıyık altından gülüyorum. Üstelik o ağızları ağzı açık dinleyen bir sürü başka insan oluyor. Fakat iyi bildiğim başka bir şey varsa o da; bu insanlara düşüncelerindeki tutarsızlığı söylemenin kolay olmadığıdır. Çünkü bunu kabul edecek veya anlamaya hazır insan bulmak çok zor, zaten böyle bir farkındalığı olsa kendisi baştan farkederdi. Vakti zamanı gelince (ve ya gelirse) hayat ona kendi doğrularını zaten öğretecektir. Sonuçta, en iyi bildiğim konuda da yapacak hiç bir şeyim yok ve bu becerimi kendimden başka kimsede kullanmam zor. Dolayısıyla bir podcast yapayım ama ben ne anlatayım? 🤷🏻‍♀️









25 Aralık 2019 Çarşamba

2019 Meydan Muhasebesi

Aralık 25, 2019 7 Comments
Bir yıl daha bitmek üzereyken, şöyle bir geriye bakıp bu yılın muhasebesini yapmak istiyorum aklımda kaldığı kadarıyla. 2019’u düşününce aklıma gelen tek gelime zor. Zor bir yıl oldu benim için ve umuyorum bu zorlukları layıkıyla (yani gerekli dersleri alarak ve kendime katması gerekenleri katarak) atlatmışımdır. Önümüzdeki yıldan biraz torpil umuyorum desem yalan olmaz doğrusu.

Aslında ocak ayında oğlumun ilk okula başlamasının ardından, 4 yıl sonra eriştiğim bir miktar daha artan özgürlüğün getireceklerinden ötürü oldukça heyecanlı başlamıştı 2019. İlk bir kaç ay kendime izin verdim, biraz rahatlama, canımın istediğini yapma dönemi olarak. Sonra iş hayatına geri dönmek üzere çalışmalara başlayacaktım. Fakat Nisan 1’ de 40 yaşını doldurunca, hemen beni kollarına alan ve çok zor bırakan 40 yaş depresyonu bana ilk darbeyi vurdu. Bir kaç hafta sonra başlayan ve üç ay boyunca süren kol ağrım ise remen beni damdan düşmüşe çevirdi. O bitti derken temmuz ayında babamın kaybı beni paramparça etti. Bütün bunlar öyle yorucu süreçlerdi ki, sonrasında neşemi yeniden kazanabilmek için ciddi çaba gösterdim fakat ne yazık ki hala zorlanıyorum bu konuda.

Yaz tatilinden döner dönmez iş arama konusuna yoğunlaştım. Bu konuda ayrı bir yazıyazacaktım ama hep taslaklarımda yarım kaldı yazılarım. İş hayatına verdiğim aranın süresi 7,5 yıl oldu bu günlerde. Başlarda bu arayı bilerek isteyerek (çünkü doktora sürecinde iş yerindeki bazı dış faktörlerden çok yıpranmıştım ve biraz dinlenmek istiyordum), sonra çocuklarımı kendim büyütme sevdası yüzünden verdim. Elbette çocukların ihtiyaçları hiç bitmiyor ama günden güne azalıyor. Bir gün gelecek ihtiyaçları hiç kalmadığında kendimi pişmanlıklar içinde bulmak istemiyorum. Diğer yandan şimdi bile sahip olduğum boş vakitlerde bir şey yapmıyor olmak beni çok rahatsız ediyor. Bu konuda çocukları büyümüş ama hala çalışmayan annnelere söz söylemiş olmak istemiyorum. Bu tamamen kişisel tatmin meselesi. Kimi insan mevcut şartlarından ruhsal olarak tatmin oluyordur o zaman sorun yok. Ben ise iflah olmaz bir arayışçıyım. 

Her neyse, iş diyordum. Yıllar öncesinden beri ve hala da içimde bir his var adım gibi bildiğim. Yeniden çalışacağım. Hatta bunu söylediğim kişiler beni megaloman veya hayalperest sanıyorlar biliyorum. Fakat söyleyişim bundan değil. Şimdi bile yeniden işe döneceğimi biliyorum ama zamanını bilmiyorum. Bir gün olacak. İşte eylül ayından beri giriştiğim bu süreçte de zamanın yaklaştığını hissediyorum, artık hakkımda hayırlısı. 

Fakat hiç kolay olmadı. Senenin son büyük zorluğu da buydu benim için. İşverenler beni işe alır mı almaz mı kısmına daha gelmeden, kendi kendime ördüğüm duvarları aşmak büyük mücadeleydi. Yıllardır ilmek ilmek ördüğüm bir konfor alanım var. Evim çocuklarım çevrem. Şimdi hiç bilmediğim sularda nasıl yüzeceğim. Resmen içimde bir şeyler beni iple geri çekiyor her attığım kulaçta. Bir apply tuşuna başmak için saatler harcıyorum, gidip gidip geliyorum. Korkudan tir tir titriyorum. Çok istediğim iş fırsatlarına başvurmaktan, çok istemediğim diğerlerinden daha çok korkuyorum. Farkettim ki gençlikte bu alanlar arası geçişler oldukça kayganmış, daha kolay geçiliyormuş. Şimdi resmen içimdeki iç ve dış mihraklar meydan muharebesinde. 

Eşimin yardımıyla bu muharebeyi kolayladım. Hala oluyor tabi ama benim adıma emrivaki yaparak yaptığı başvurular, aniden yaptığım mecbur kaldığım görüşmeler bunu aşmama vesile oldu. Şimdi ona da başvururum, şunu da yaparız, hallederiz kafasındayım. Bir iki saat içinde, cover letter yazmak, özgeçmiş hazırlamak gibi becerilere kavuştum. Biraz linkedin stratejileri edindim, ingilizce iş görüşmesi nasıl yapılır, ne denir nasıl etki bırakılır az buçuk öğrendim. Sanırım asıl etkin arama şimdi başlıyor. Son bir ay içinde cevabını henüz almadığım başvurularım oldu, umarım hayırlı haberler alırım yeni yılda.

Velhasıl 2019, çok ama çok zordun. Fakat ben çok yol aldım. Geçtiğimiz yıl bu zamanlardaki ben ile şimdiki ben arasında dağlar kadar fark var. E tabi yüzümde daha çok kırışıklıklar da var ama olsun varsın. Sağlık olsun, huzur olsun, aşk olsun.

13 Aralık 2019 Cuma

Kocaman Bir Taş

Aralık 13, 2019 7 Comments
Günlerdir yine deli gibi koşturuyorum ve yazamadığım halde aklımdan geçenleri, daha sonra yazmak için not defterime kayıt ediyorum. Fakat anladım ki sıcağı sıcağına yazmazsam, o konu daha sonra bana hiç kayda değer gelmiyor. Belki usta yazar olsaydım, her konudan anında şaheserler yaratabilirdim. Ama o da ben de yok napalım.

Sabah korkunç bir rüyanın etkisiyle uyandım. Yine babamı gördüm, bu sefer bir kalabalığın içinde ölü halde sedyede yatıyor, birazdan mezara götürülecek ama bakıyorum karnı inip şişiyor, nefes alıyormuş. Herkes öldü diyor inanmıyor ve onu çekip alacaklarken bağıra çağıra ağlıyorum, çığlıklar atıyorum. Nasıl görmüyorsunuz ölü değil nefes alıyor, bırakmam, hayır hayııııır.

Uyanıyorum. Çocukların okul telaşından bir saat kendimi ihmal ediyorum ama onları bırakıp eve döner dönmez boşalıyorum. Hollandaca hocama mesaj atıyorum ders yapamayacağım diye. Yatağıma girip doya doya ağlıyorum (hatta şu anda yazarken bile), onun sevdiği zeki müren şarkılarını dinleyip hayalini kurarak. 

Sonra tarihe bakıyorum 13 aralık, tam da ölüm aydönümüymüş. Buraya yazmadığım ama çok güzel olan başka bir rüyayı da ayın 13’ünde görmüştüm. Oysa her iki seferde de aydönümü olduğunu sonradan farkediyorum. 

Öldükten sonra babamın fotoğraflarına pek bakmadım. İhtiyaç duymadım diyebilirim çünkü her mimiğini her duruşunu yüzünün her bir detayını çok iyi hatırlıyorum. Gözlerimi kapattığımda tam karşımda. Çocukluğumun görüntüsüyle, gençliğimin ve son yıllardaki görüntüsüyle. Oturuşu, gülüşü, kafasını yana eğişi, müziğe parmaklarıyla eşlik edişi, gazeteyi tutuşu her şeyi.

Eşim geldi ona sarıldım ve anlattım. Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum, kendime soruyorum özlem mi (hayır baksana hala yanımda özlemedim), suçluluk, pişmanlık mı (içimden hiç bir cevap gelmiyor çok rahat vicdanım), nedir nedir beni bu kadar ağlatan, boğazımı boğarcasına düğümleyen, kalbimi kocaman bir taşa dönüştüren? Cevabını gerçekten bilmiyorum.

Hayalini düşününce yüzüm gülümsüyor, çok sevdiğimi ve sevildiğimi hissediyorum. Belki ben anlam veremiyorum ama gece yanıma gelmiştir en küçük kızının başını okşamıştır. Belki geride bıraktığı havanın ağırlığıdır bana böyle hissettiren. Hem iki ablama da rüyalarında açık açık demiş, ben ölmedim diye. Belki bir üst boyutta, yine buralarda dolanıyordur.

Kendimi toplayıp bu gün son günü olan bir iş başvurusunu yapmam lazım. Kafam kazan gibi. Ama biliyorum ihmal edersem sonra pişman olacağım. Şimdi derin nefesler alıp, babamın dizlerinden kalkacağım ve yeniden yetişkin bir kadın olacağım. Okuldan gelince benim de dizlerime oturmak isteyenlerim olacak çünkü🙏🏼



7 Aralık 2019 Cumartesi

Dag Sinterklaasje

Aralık 07, 2019 6 Comments
Dün itibariyle Hollanda’nın en önemli en büyük dönemini geride bıraktık ve Sinterklaas’a hoşçakal dedik. Şimdi sırada Kerst (Christmas-Noel) var. Fakat bu ülkede Noel, diğer ülkelerdeki gibi coşkulu kutlanmaz. Sinterklaas hepsinden daha önemlidir. Öyle ki benim çocuklarım iki ay kala bir takvim hazırladı ve her gün işaretleyerek kaç gün kaldığını saydılar.

Sinterklaas, aslında çok eskiden Türkiye Antalya’da yaşamış Aziz Nikolas’ı temsil eder ve Noel Baba (Santa Claus)’dan çok daha önce var olduğu hatta ona ilham olduğu söylenir. Fakat her nasıl olduysa, hikaye Türkiye’den İspanya’ya kaymış ve her yıl Kasım aynın ortalarında İspanya Madrid’den buharlı gemisi (stoomboot), beyaz atı (Amerigo) ve siyah renkli yardımcıları siyah piet’ler (zwarte piet) ile yola çıkar ve bir kaç gün sonra törenlerle ülkeye giriş yapar. Bizim kasabamızda da coşkuyla karşıladık kendisini.

Amsterdam’a giriş töreni. Caddeler boyu insan kalabalığı oluyor

Bizim kasaba 2019
Bizim kasaba- mor şapkalı olan Helodunya, zwarte pietten kurabiye alıyor
Sinterklaas ülkeye girdikten sonra doğumgünü olan 5 Aralık’a kadar ülkede kalır.  Bu süreçte çocukların mektuplarını, resimlerini, yazılı veya kes yapıştır şeklinde hazırladıkları hediye listelerini toplar ve büyük gün (5 aralık akşamı) paket akşamı (pakjesavond), çocuklar tarafından sabırsızlıkla beklenir. Çünkü o akşam listelerindeki hediyelere kavuşurlar.

Fakat bu süreç Hollanda’da öyle titizlikle işlenir ki hayran olmamak elde değil. Neredeyse tüm ülke bu oyuna seferber olur. Yaşlı genç herkes çocukların ne kadar önemsediğini bilir ve onlara coşkuyla ortak olurlar. Sinterklaas’ın yola çıkışından itibaren her gün neler olduğunu anlatan özel haberler çıkar tv’de (sinterklaas journal) ve tüm çocuklar heyecanla haberleri takip eder. Bu haberlerde sinterklaas ve pietlerin neler yaptığından, hediyelerin toplanışı, bazen hediyelerin ve atın başına gelen talihsiz olaylar gibi gayet heyecanla beklenen haberlerdir bunlar. Mesela bu yıl, trenden kopan bir kompartıman içinde at ve hediyeler tek başına bilinmeze doğru yol almış, pakjesavond’a son bir gün kala çocuklar hediye alamayacaklarının tedirginliğini yaşamıştı. Neyse ki son anda kurtarıldı 😉 Bu haberler nasıl birşeymiş diye merak ederseniz bir örneği burada https://sinterklaasjournaal.ntr.nl/ Bu haberler okullarda da izlenir ve çocuklar birbiriyle hep bu konularda muhabbet eder. Mesela akşam haberinde heyecanlı bir bilgi öğrenen çocuk, okula gider gitmez arkadaşlarına anlatır, hepsi birden heyecanlanır vs. 

Şehre giriş töreninde, Sinterklaas, önce bir gemiyle bir limana yanaşır, bazen atıyla bazen başka araçlarla şehre giriş yapar, halkı selamlar, tüm çocukların ellerini sıkar, onları dinler, bu arada etrafta dans edip dolaşan zwarte piet’ler çuvallarından özel kurabiyeler (papernoten)  ve şekerler dağıtır, çocuklar yanlarında getirdikleri torbaları doldurur. Bu dönemde her yerde bu kurabiyelerden bulabilirsiniz, hatta dükkanlar bir kase içinde kapı yanında servis ederler. Bu törende çeşitli gösteriler olur, bando takımı, şarkılar, danslar, tam bir şölen. Çocuklar da siyaha boyanmış yüzleri ve  kostümleri ile dolaşır. Hatta bütün ay boyunca okula bile kostümle gidenler olur.



İlerleyen günlerde neredeyse her okula piet’ler gelir, pepernoten dağıtır, çocukların spor derslerine girer şaklabanlıklar yaparlar, hatta çocuklara piet diplomaları verilir, futbolcu piet, yüzücü piet gibi. Resim derslerinde bu konuyla ilgili resimler, craftlar yapılır, kelime oyunlarında bu tema ile ilgili kelimeler öğrenilir gibi. Her yerde ve her an mevzubahis Sinterklaas’tır.

Ebeveynler için en kritik yanı ise, ülkeye girdiği 15-16 kasımdan 5 aralığa kadar her akşam ayakkabılarına havuç bırakıp küçük hediye bekleyen çocuklardır. Pakjesavond’a kadar çocuklar son akşam alacakları nispeten büyük hediyelerden başka, ayakkabı içine sığabilen büyüklükte hediyeleri her akşam beklerler. Bu hediyeler, kalem, sticker, minik bir şeker veya meşhur harf çikolatalar gibi hediyeler olduğu gibi, bazen içi boş şaka hediyeleri, bazen Sinterklaas’tan gelen bir mektup veya çocuğa sorduğu bir bilmece notu gibi ebeveynin yaratıcılığına kalmış herşey olabilir. Bu dönemde yine evler sinterklaas temalı süslerle süslenir. Bizim evde olduğu gibi hatta cama kocaman “ welkom sint en piet” yazılır, sonra da anneler temizlerken yorgunluktan bayılır (bknz:ben).

Benim çocuklarım da her akşam yatmadan önce sinterklaas’a teşekkür eden şarkılarını söyleyip, havuçlarını koydular, bazen ona yaptığı resimleri de ayakkabının yanına bıraktılar. Bir sürü hediye aldılar. Sadece bir gün ikisine ortak gelen ama nispeten pahalı bir oyuncağı bıraktığında, sinterklaas bir de mektup bırakmış. Pahalı bir hediye olduğu için beş gün boyunca küçük hediye gelmeyeceğini belirtmiş :) 

Bu ayakkabı bırakma olayı o kadar yaygın ki, okula da bir gün tek ayakkabı götürüyorlar ve sabah sınıfa girdiklerinde ayakkabıların içinde hediyeler buluyorlar. Fakat şaşkın pietler hediyeleri bırakırken bazen sınıfta bazı şeylerin yerlerini değiştirmiş, sandalyeleri devirmiş olabiliyor veya ayakkabıları saklayıp sınıfa ipuçları bırakıp bilmeceleri çözerek bulmalarını isteyebiliyor. Çok oyuncu bu pietler çoook. 

Yine büyük marketler, kağıttan ayakkabı yapmak üzere kartonlar veriyorkar. Çocuklar bunu boyuyor kesip yapıştırıyor ve markete bırakıyor. Marketten de birer hediye alıyorlar böylece. 

Okula gelen piet’lerden başka yine sinterklaas’da her okulu ziyaret ediyor, yine okul civarına sabahleyin törenle geliyor, sonra sınıfları gezip yine hediyeler dağıtıyor. Sinterklaas’ın bir de kalın bir defteri var, çocuklar hakkında bilgilerin yazılı olduğu, ama bunu ne kadar vurguluyorlar emin değilim.

Yine okullardan başka, alışveriş merkezlerine, oyun alanlarına, çocukların gittikleri spor ve sanat okullarına, işyerlerine ( çalışanların çocukları için), gibi bir çok yere ziyarete geliyor Sinterklaas ve pietler. 

Ve nihayet 5 aralık akşamı, çocuklar uyumadan önce piet’ler ev ev dolaşıp, kah kapıyı tıklatıp hediyeleri bırakıp kaçarak, kah bacadan atarak, kah çatı penceresinden tırmanarak genelde çuval içindeki hediyeyi bırakıyor. Bazen çocuklar uyuduktan sonra da gelebiliyorlar, o zaman çocuk hediyesini sabah buluyor. Yine burada bu iş için komşular, arkadaşlar, opalar, omalar seferber oluyor. Hatta gerçekten piet kostümü giymeler, ceplerinden döküldüğü için kapının önüne kurabiyeler fırlatmalar veya ellerindeki siyah is izlerini kapıya bırakmalar gibi çok yaratıcı teslimat fikirleri mümkün. (Zwarte pietler hep çatılarda dolaşıp bacalardan girdikleri için kara ve pisler). 

Bu ulusal oyun çocuklar büyüyüp de olayın gerçekliğini kavradığında yine kardeşlerden saklanarak devam ettirilirmiş. Genelde 8,5-9 yaşlarında çocukların sorgulayıp gerçek olmadığını anladıkları dönemmiş. Kızım (7,5) hala tüm kalbiyle inanıyor ama bazı şüpheleri de olmaya başladı. Belki seneye artık büyü bozulacağı için, onun bu son sinterklaas’ı olabilir diye, eskisinden biraz daha fazla özen gösterdim. Unutulmaz kılmaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur. 

İnsan düşünüyor, neden böyle kocaman bir toplumsal yalan bu kadar titizlikle sürdürülüyor diye ama hollandalılar çocuk yetiştirme işini çözmüş. Hem soğuk ve karanlık kış aylarına renk geliyor, hem çocukların hayal dünyasını çok iyi besliyor. Gerçekten bu büyülü süreci yaşasanız siz de hak verirdiniz. Ben bile öyle seviyorum ki. Eğer hollanda’yı kış aylarında ziyaret etmek istiyorsanız, bu kesinlikle sinterklaas zamanı olmalı. Sanılanın aksine noel dönemi bir Almanya kadar yoğun değildir burada. Bu yüzden christmas market’lerden fazla bir şey beklememenizi tavsiye ederim.

Sinterklaas dönemi çok güzel olmasına güzel de benim için inanılmaz yorucuydu. Her gün için planlar yapmak, hediyeleri ayarlamak, okuldaki bin tane olayı takip etmek (gitmek gelmek katılmak vs), çocukların bitmek bilmeyen beklentileri derken son gün neşemdem göbek atıyorum diye kızım bana küstü. Anne ya neden öyle yapıyorsun, hiç gitmesin Sinterklaas. Heee ooooooldu canım. Dag sinterklaasje dag daaaaag daaaaaaaag. (Güle güle sinterklaas güle güüüle, güle güüüleeeeeee)


3 Aralık 2019 Salı

Demir Bacak

Aralık 03, 2019 6 Comments
Hollanda’da her yerde eleman açığı olduğundan bahsetmiştim. Çocuklarımın devam ettiği yüzme okulu da ben bildim bileli eleman arıyor, daima açıktalar. Hatta bu sebeple oğlumun dersleri pazartesiden başka güne kaydırılmıştı geçen aylarda. Öğretmen yetersizliği nedeniyle pazartesi dersler olmayacakmış. Biz de haftalık programımıza tek uyan gün perşembeyi seçmiştik.

Bir kaç hafta önce derste yeni bir öğretmen vardı. Tek bacağı olmayan demir bacaklı bir adam. Ama direkt oğlumun olduğu grupla değil yan grubun derslerine girmişti. Yine de oğlum görünce bir kaç saniye bakakalmış sonra derse devam etmişti. Çok fazla karşılaşmış olmasa da insanların bazı uzuvlarının eksik olabileceğini daha önce konuşmuştuk.

İki hafta önce ders saatinde gittiğimizde, duş bölümü fazla kalabalık değildi ve biraz işkillendim ama çocuğu gönderip izlemeye koyuldum. Baktım havuzda Nova’dan başka kimse yok ve o adam onunla ilgileniyor. Önceki derslerde gözüne gelen uzamış saçlarını bir tokayla tutturmaya karar vermiş ama bu sefer yine unutmuştum. Hemen geri dönüp tokayı taktım, azıcık o hocayla konuştum ( bu arada orada dolaşan başka bir kadın hoca beni azarlarcasına birşeyler söyledi, anlamadım ama erkek hoca boşver onu sen git diye beni teskin etti. Ben de oğlumun biraz korktuğunu falan söyledim (suya kafadını sokuyor ama bir türlü ayağını yerden koparamıyor, kontrolü kaybedeceğini sanıyor), dedi merak etme, benim kızımda öyleydi ben halledeceğim. Teşekkür ettim çıktım.

Hemen koşup resepsiyona vardım tabi, dedim havuzda kimse yok, biri de birşey söyledi anlamadım ne iş? Meğer asıl öğretmen hasta diye gelmemiş, herkesi aramışlar onlar gelmemiş ya da başka zaman gelecekmiş. Dedim beni kimse aramadı, gerçekten de listesini kontrol etti beni işaretlememiş, benim suçum vs özür diledi. Sonra dersi izledim ve adam oğlumla bire bir ders yaptı, baktım bol bol gaz veriyor, benimki mutlu mesut hoplayıp duruyor. Dersin sonunda yanına gidip teşekkür ettim. Beni aramadıklarını, onların suçu olduğunu söyledim. Adamla hollandaca konuşuyoruz (bu arada ben çat pat konuşmaya başladım a dostlar), giderken bana bir nevi şifre vermek için merhaba diye seslendi. Ya türktü ya arap kökenli bilmiyorum ama hollandalı değil tipinden belli. Böyle aramızda hoş bir elektrik oldu ve en önemlisi oğlum bu hocaya bayıldı.

Geçen hafta bayan öğretmen yine yoktu tüm çocuklara bu ders verdi, benimki sevine sevine girdi ve çıktı anne bu öğretmeni çok seviyorum hep bu gelsin dedi.

Dün ise havuzdan tüm velilere gönderilmiş bir email aldık. Anlaşılan bazı veliler bu tek bacağı olmayan adamdan memnun değilmiş, istememişler galiba, emailde diyor ki işte bu adam yeterli düzeyde bilgi sahibidir, bacağı yok diye ayrımcılık yapmıyoruz, kabul edin yada etmeyin gibi sert bir çıkış. Bravo dedim ve eşime hemen mesaj at oğlumuz çok memnun biz istemiyoruz diye.


Tabi bu birebir ders olayı olmasaydı bu kadar çabuk sever miydi bilmiyorum ama yine severdi muhtemelen, çünkü gerçekten oldukça neşeli ve pozitif davranıyor. Belki de herhangi bir insana göre hayattan daha zevk alarak yaşıyordur.

Şimdi muhtemelen Nova bu hocayla devam edecek ve zaman neyi gösterir bilmiyorum ama oğlumun bu farkındalıkla büyüyor olmasından çok memnunum.