12 Şubat 2014 Çarşamba

Bahçe İşleri

Şubat 12, 2014 16 Comments
Bir yere giderken hep başka bahçeleri inceliyorum. Öyle güzel öyle bakımlılar ki, umarım bir gün ben de onlara yetişebilirim. Uzun zamandır yağmur, soğuk derken bahçeyle hiç ilgilenmedim. Daha önce yazdığım gibi  bahçe malzemelerimiz eksikti. Eşim sevgililer günü hediyesi ne istersin diye sorunca ben de hemen bahçe aletleri dedim :)

Hollanda'da internet alışverişi çok yaygın, neredeyse tüm alışverişleri online yapıyoruz. Genelde eşim yaptığı için konuya çok hakim değilim ama bankanın verdiği pos makinasi gibi şifre üretici bir cihaz var. Bu cihaz türkiyedekilerden farklıymış çünkü orda da vardı bizim. Telefona falan gerek kalmadan ve hatta sitelere üye olmak zorunda kalmadan alışveriş yapılabiliyor. Herkes online alışveriş yapıyor diyebilirim. Kargo teslim edildiğinde evde kimse yoksa komşuya bırakıyorlar, sana da hangi numaraya teslim edildiğine dair bir kağıt. Durmadan kargocular geliyor sokağa. Özellikle bizim sokakta gündüz saatlerinde bir tek ben evde olduğumdan kargo teslimat müdürüne dönmüş durumdayım. Mesela biraz önce de geldi bir tane :)

tırmık, sert kıllı süpürge, taş aralarındaki otları yolucu bir alet, eldiven

Ne diyordum, bahçe aletlerini de internetten aldık. Yapı markete git, orda zaman harca, üstelik bi dünya otopark parası öde daha pahalıya geliyor. Bir de marketlerde ihtiyaç duymadığın halde görüp dayanamayıp sepete atılanlar oluyor esktra harcama olarak :) Sanırım gün gelecek insanlar alışverişin her türlüsünü internetten yapacak ve boş vakitlerini keyif zamanlarına ayıracaklar. 


Ön bahçemizin üç tarafı yarım metre genişliğinde ekili alandan oluşuyor. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi girişte iki top çalının kırpılıp yuvarlak yapılması lazım. Sol taraftaki sıradaki yapraklar toplanacak (köklerin arasına girince çok zor oluyor ayıklaması) kuru dallar kesilecek ve çiçekler budanacak.  Ön taraf yine aynı şekilde yapraklar temizlenip çiçekler budanacak.


Yukarıdaki resimde görülen sağ sırayı bugün temizledim, üstteki resimde görülen bir çöp kovası sıkıştırılmış halde yaprakla doldu. Allahım ne kadar çok varmış. Toprağı tırmıkladım, yabani otları ayıkladım ve bazı çiçekleri budadım. Çamın hemen önünde bir gül var, onun da budanması lazım.

Yeri gelmişken  söyleyeyim, her kapının önünde biri biraz daha büyük iki çöp kovası var. Büyük olan ev atıkları için ve iki haftada bir alınıyor. Çöp poşeti içinde çöpleri koyuyoruz. Küçük olan organik çöpler için, dallar yapraklar, doğradığımız sebze kabukları vs. Bunlar da haftada bir toplanıyor. Herkes çok sıkı riayet etmiyor galiba ama biz eskiden beri alıştığımız için, cam, plastik, kağıt ve tetrapak çöplerini de ayırıyoruz ve kasaba merkezindeki ilgili yeraltı konteynırlarına atıyoruz.


Biz eve taşındığımızda bu ön bahçe taşları gayet beyazdı. Çok iyi seçilmiyor ama taşların arasında otlar ve yosunlar var.Bir de ekili alanın sınırlarından taşan topraklar oralardaki taşları çamurlamış, kapkara olmuş. Toprak alanın temizlemesi bitince bu taş aralarını temizlemek ve taşları beyazlatmak lazım. Su ve fırça ile yıkarsam olur gibime geliyor bir yolunu bulacağız artık.

Bir de arka bahçe var ki onu da geç olmadan elden geçirmeliyim. Zira ortancalar yaprak vermeye başladı, fazla büyümeden budama işini yapsam iyi olacak. Yapraklı dalları kesmeye kıyamıyorum çünkü.

Tüm işler bitince bahçenin son halini de paylaşırım. Bana bol enerji dileyin anacım :)

11 Şubat 2014 Salı

Oyun Dolu Günler

Şubat 11, 2014 8 Comments

Son zamanlarda hep sadece belli konu altında, daha çok bilgi veren yazılar yazdığımı, başka blogları okuyunca farkediyorum. Şöyle içimden geldiği gibi yazayım, konularda daldan dala atlayayım istedim :)

Sabahları 7-8 arasında (en geç 8) uyanan kızım uzun zamandır gece hiç uyanmadan uyuyor çok şükür. Eğer yatmadan önce karnı iyice doymamışsa, gecenin bir ortasında süt istiyor, sonra yine dalıyor. Artık hem gündüz hem gece uykularına geçişi kendisi yapıyor. Tabi bu sürede mutlaka yanında biz de uzanıyoruz. Herkes kendi yatağında uyku aşamasında bekliyor :) Artık şarkı ninni pışpış vs istemiyor ve ağzımı açtığımda hayıy isteyeyo diyo hanfendi.

Türkiyeden geldiğimizden beri hayvan aşkı yeniden depreşti. Bir kova dolusu plastik oyuncak hayvanımız var. Her gece bunları yatağının içine döküyoruz. Filin dişleri, kaplanın pençeleri iğne gibi batacak diye, bir kaç sefer o uyuduktan sonra alacak olduk. Aman aman gecenin bir yarısı eksikliklerini her nasılsa anlıyor ve hayvanları için ağlıyor, biz de apar topar yeniden koyuyoruz. Artık akıllandık katiyen almıyoruz. Bu günlerde biraz seyrelttik sayısını. Mesela şu an uyuyor beşiğinde, onunla birlikte kendi kadar büyük yumuşak bir timsah, bir oyuncak bebek ve onun biberonu, ufak bir çanta deniz hayvanları yanında uyku arkadaşı.


Uyandığında acıkmış olur ve genelde kalkar kalkmaz süt ister, bu durumda kahvatı için iki saat beklememiz gerekiyor. Kahvaltı öğünümüz felaket, çoğunlukla geçiştirilme şeklinde ne yazık ki. Uyanır uyanmaz oyun telaşı başlıyor ayrıca. Bu ara her an her yerde oyun oynuyoruz. Oyunu bırakıp giyinmiyor, dışarı çıkacaksak binbir zahmet, sofraya bile oturmak istemiyor bırakıp. O kadar çok farklı oyun oynuyoruz ki bazılarını o uyduruyor. Geçenlerde hayvanlarını diziyordu, aa dedim bu hayvanlar kaka yapmış temizleyelim. Ben hayali kakadan bahsediyordum ama gitti siyah oyun hamurunu getirdi. Hepsinin altına ufak hamur parçaları koydu, süpürdük topladık kamyona doldurduk kakaları :) bir ara da hamurdan bant yapıp hayvanların yaralarına yapıştırıyorduk :)


Yukarıdaki fotoğrafı instagrama koymuştum. Kaskını takıp itfaiye oluyor ve evde koşup duruyor. Yüksekte kalmış hayvanları kurtarıyoruz. Evet bu ara her oyunumuz hayvanlarla. Gerçi son üç gündür beybi ile de oynuyoruz. Beybiyi çok kıskanıyor, o yatağını kapacak, yemeğini yiyecek diye yarıştırıyoruz iyi oluyor :)

Geçenlerde pepee seyrederken hoptek bölümünde yandan yandan diye bir şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı kendi kendine söyleyip yandan yandan diyor ve oynuyor. Kendine bir oyuncaktan itek yapmış onu sallayıp duruyor. Biraz büyük geldiği için pek giydirmediğim bir eteğini çıkardım, bayıldı. İtek de itek istiyor artık. Bu tip davranışların kesinlikle içsel birşey olduğunu düşünüyorum, görüp de örnek aldığı kimse yok. Yalnız hafta sonu jimnastikte bir kızın prensesli çantası vardı, kızın peşinde dolandı durdu, zor ayırdık. O kız mı dedi bilmem pinsıs demeye başladı. Evdeki scooterında da prenses resmi var, oyuncak bebeğine "beybi baat pinsıs" diyor :) 

Kitaplarla arası iyi, kütüphaneden alıyoruz hala. Orda da kitaplarını kendi seçmeye başladı. Evde henüz kullanmadığı odasını yavaş yavaş hazırlıyoruz. Odada halı yoktu, bir halı ve kitaplık namına bişey aldık, yerleştirdik (ikinci fotoğraf). Bu değişikliklerden sonra odada daha çok vakit geçiriyoruz. Havalar biraz daha ısınınca ayrı yatma aşamasına geçeriz belki.

Tuvalet alışkanlığı konusunda o hazır olmadan birşey yapmayı düşünmüyorum. Evde lazımlık ve klozet aparatı var ama klozete pek oturmuyor. Lazımlığa iki kere üstüste (akşam ve sabah) çişini yaptı ve görünce "başaydı" diye nida attı. Ben de üstüste olunca heveslendim ama sonra herşey yine eskiye döndü, bir dalga imşş demek ki . Bir kere de kakasını yaptı çok sevindi ama sonra denk gelmedi. Böyle böyle farkı anlayıp alışacak sanırım.

Gündüz uykularını saat 3 civarı yapıyor ve 2-3 saat uyuyor. Sabah sekizden üçe kadar epey yorucu oluyor ama neyse ki akşam da çok geç değil yatışı. Genelde 9.30 da uyumuş oluyor. Uyanık olduğu her an oyun, anneyle babayla hiç durmadan oyun. Öyle çok kuduruyoruz ki anlatamam. Bu arada ev işleri yalap şalap oluyor, yemek pişirme ucu ucuna yetişiyor. Şimdi mesela uyurken yemeği koyacağım ardından bilgisayara oturup çalışacağım.

Akşam uykusundan sonra eşimle bir dizi seyrediyoruz, sonra o uyuyor ben yine çalışmaya. Uzun zamandır 3den erken uyumuyorum. 3-7.30 saatleri arası dört buçuk saat uykuyla duruyorum ama yetiyor genelde. Sadece üç günde bir biraz daha uzun uyumam lazım :)

O kadar çalışıyorum ama bu ara işler öyle aksi ki, durmadan sorun çıkıyor, çabuk ilerlemiyor, olmadık engeller çıkıyor ve çok zamanımı yiyiyor. Artık şu Merkür rotasından çıksa da düzelse, sıkıldım vallahi.

İşte bizde durumlar böyle. Siz daha daha nasılsınız ? :)


10 Şubat 2014 Pazartesi

Luggage Scooter

Şubat 10, 2014 4 Comments
Uzun zaman oldu bir uçuşum sırasında scooter şeklinde bir valize sahip bir adam görmüştüm. Adamın tipi scooter için çok uygunsuz görünüyordu fakat doğrusu pek de özendim. Sık seyahat ettiğimiz için özellikle kızım için ne hoş olurdu diye düşünüyorum. Kocaman havaalanlarında hız kazanmak için bire bir.


Bu scooter kabin bagajı boyutunda bir valize entegre halde. Ayakla basılan yer yukarı kaldırılınca sıradan valiz haline geliyor. Fotoğraftaki model Samsonite Micro modeliymiş ve fiyatı hiç de ucuz değil. Ancak google da luggage scooter diye aratınca, farklı fiyat ve markalarda modeller çıkıyor. Zamanla daha farklı alternatifler çıkacağına eminim. Bazı görsellerde normal scooterların ön kısmına bir çeşit çanta bağlandığını gördüm. Kabine sıradan bir scooter sokma izni olur mu, kabin bagajına sığacak ebatta bir scooter bulunur mu ya da sığar mı bilmiyorum. Fakat fikir gerçekten çok hoş.

Belki ilgilenenler olabilir.

Blogunuza Özel Alan Almak & Godaddy'de Alan Adı Yönlendirmesi

Şubat 10, 2014 3 Comments
Sonu blogspot.com.tr ile biten blog adınızı size özel bir alan adına yönlendirmeniz mümkün. Bunun için blogger kumanda panelinizde bir dizi yönlendirme bulacaksınız. Dolayısıyla bir uzman yardımı olmadan kolayca isim satın alıp yönlendirme yapabilirsiniz.

Blogunuzun kumanda panelinden Ayarlar ----> Temel bölümüne gelin burada özel etki alanı ekle kaydettir bölümü göreceksiniz.


Özel alan adı ekle kısmına tıkladığınızda aşağı doğru açılarak alan adını yazmanız için bir bölme çıkacak. Buraya alan adını yazmadan önce yönlendireceğiniz adı satın almış olmanız gerekiyor.

 Satın alma işleminden sonra yukarıya www.alanadiniz.com gibi bir adresi yazıp kaydedeceksiniz. Eksik dosya barındırma sistemi ise hayır olarak seçili kalsın. www  ile başlayan adreslerde böyle olması gerektiğiniz söylüyor yardım dosyası.

Bu işlemden önce alan adı almanız gerektiğini söylemiştik. Yukarıdaki resimde görülen ayar talimatlarına tıklarsanız aşağıya bir kısmını görsel olarak aldığım şu yazı çıkıyor.

Burada alan adını satın alabileceğiniz firmalar listelenmiş. Elbette ki bu listede yer almayan diğer yerli veya yabancı hosting firmalarından satın alabilirsiniz. Genelde insanlar neden bilmem Godaddy'den alıyorlar ve şablon işlerinde hep bu firma karşıma çıkıyor :) Satın alma işleminden sonra hosting panelinizin içinden blogger için bir ayar yapmanız gerekiyor. Bu ayar aşağıda açıklanmış. Ancak okla gösterdiğim yerde bir hata var. Koskaca yardım dosyasında bu hatanın olması ve kimsenin farketmemesi tuhaf. Aynı yardım dosyasının ingilizce ve flemenkçe halleri doğru.

İkinci ve üçüncü IP değerlerinde üçüncü hanede 36 yazılmış. Biri 34 olacak. Zaten dördüne de bakarsanız 32,34,36,38 diye gitmesi gerektiği anlaşılıyor.


Godaddy'den alınmış bir alan adı için, bu ayarı yapabilmek için; Godaddy kumanda paneline giriş yapıp DNS ayarlarını bulmak lazım. Son günlerde yaptığım tasarımlarda bu bölümü ara tara bulamıyorum. Başka sitelerden yardım yazıları okuyorum yok olmuyor, oralarda görüntülenen panel ile benim gördüğümün alakası yok.

Bu tip yazılar google da pek çok var ama zamanla güncelliklerini yitiriyorlar. İşte şimdi olduğu gibi Godaddy bu DNS panelini kaldırmış ve yerine çok pratik bir araç geliştirmiş. Ancak bu aracı bulana kadar anam ağladı diyebilirim. En sonunda kendi yardım yazılarının içinde buldum. Bu yazının içinde this tool yazan yere tıklarsanız çıkacak olan pencerede yönendirmeyi yapabiliyorsunuz.

Godady hesabınıza girin ve aracı kullanın. Burada blogunuzu seçeceksiniz ve ok diyeceksiniz bu kadar. Blogunuzun dns yönlendirmesi yukarıdaki rakamları girmenize gerek kalmadan otomatik yapılıyor.

Tabi bu aşamadan sonra blogunuzun kumanda panelinde alan adınızı yazıp kaydedeceksiniz (2. görsel) ve beklemeye başlayacaksınız. 24 saate kadar yönlendirme sürebilir ama genelde daha kısa sürüyor. Ara sıra tarayıcınıza yeni alan adınızı yazıp bekleyin. Blogunuz çıktığı vakit tamamdır.

Hadi geçmiş olsun :)

GUNCELLEME:

Yukarıda anlattığım her işlemi yaptınız ama hala hata veriyorsa endişelenmeyin. Yakın zamanda blogger yeni bir ek iş çıkardı başımıza :) Elbette ki bir bildiği vardır ama ufak bir ayar daha yapmanız gerekecek.

Hata mesajında CNAME ayrlarının yapılması gerektiğini ve iki ayrı cname adresi veriliyor. Önceden

   www         ghs.google.com

şeklinde giriş yapılması yeterliydi. Fakat şimdi bunun altına ikinci bir cname verisi daha girilmesi isteniyor ki bu veri her blog için farklı bir adres.Yani hata mesajında sizden

 www         ghs.google.com
çeşitli_sayı_ve_rakamlar        sayılar_rakamlar.googlehosted.com

şeklinde iki veriyi eklemenizi talep edecek. Yazının yukarısında yazdığım Godaddy'de otomatik olarak tanımlanmış olan araç, ghs.google.com adresini otomatik olarak ekliyor ama bu size özel adresi ekleyemiyor pek tabi ki, bunun da elle girilmesi gerekiyor.

Bunu yapmak için Godaddy hesabınıza girin, domain adresinizi görün ve Launch kısmına basın.


Aşağıdaki sayfayı göreceksiniz. Burada pembe çerçeve içine aldığım DNS Zone File kısmına tıklayın.


Burada tüm dns verileriniz gözükecek. Size özel ikinci cname kaydını girmek için edit kısmına basın.


Sayfa aşağıdaki görünüme gelecek ve quick add butonu çıkacak. Bu butona tıklayarak, blogunuzda size verilen host adı ve adresini sırayla kopyalayıp yapıştırın.


Kaydedip çıkın ve blogger ayarlarınızda hata mesajı vermiş olan sayfayı yenileyin. Hata mesajınız kalkacak ve alan adı yönlendirmesi yapılmış olacaktır.

8 Şubat 2014 Cumartesi

Sevgi Dolu Bir Mim

Şubat 08, 2014 5 Comments
O kadar uzun zamandır mim yazmadım ki şimdi mimlenince canım yeniden istedi. Normalde mimlerin insanları yazmaya teşvik etmesi için türetildiğini düşünüyorum, ben zaten sık yazdığım için gerek de görmüyordum. 

Ama bu mimin konusu ilgimi çekti. Daha doğrusu aslında karşı cinsle aramızdaki sevgiyi konu almasına rağmen, anne olduktan sonra sevginin başka türlerini de gördüğüm için, soruları cevaplarken içimde yeniden tanımlanmış olan sevgiyi yazmak, yazarken farketmek istedim.


1- Sevgililer günü sizin için önemli mi?
Hayır değil, sadece sevgililer günü için değil doğum günleri hariç diğer özel günler için de böyle hissediyorum.

2- İyi sevgili tanımı sizce nasıl olur?
İyi sevgili koşulsuz sevmeyi başarabilen kişidir. Sevgisi hiç bir şeyden etkilenmez, hep içinde taşır.

3- Eşiniz ya da sevgiliniz bu günü unutsa ya da önemsemese tepkiniz ne olurdu?
Ben unuturum ama o unutmaz ;) Unutsa önemsemezdim.

4- Sevgililer gününde size ne hediye alınsın istersiniz?
Eşim ihtiyaç duyduğum şeyleri alma konusunda çok becerikli ama hiç bir şey olmasa da sevgisini göstermesi yeterli olur ki bunu her fırsatta yapmaya çalışır.

5- Sevgilinize ne hediye alacağınıza karar verdiniz mi?
Genelde ben de ihtiyaç listesinden birşeyler alıyorum ve özenli bir sofra hazırlamaya çalışıyorum.

6- Sevgiler gününü nerede nasıl kutlamak isterdiniz?
 
Bu yıl kutlayabileceğimizi pek sanmıyorum ama her halde evde oluruz :)

7- Evli kişiler de sevgililer gününü kutlamalı mı?
 
Sevgilier gününe önem vermediğimi ifade ettim ama bu kutlama yapılmaması anlamına gelmiyor. O gün olur başka herhangi bir gün veya günler olur farketmez, kutlamalar ilişkilerde yer almalı. Evlendikten sonra da önce de. 

8- 70 yaşında bir çiftin sevgililer gününü kutlamak için sizin de olduğunuz bir mekana gelmiş görseniz ne düşünürsünüz?
 
Onların aşkını görme şansını yakaladığım için memnun olurdum.

Sevgili kedili eve (
http://kedilievintarzi.blogspot.nl) mim için teşekkür ediyorum.

7 Şubat 2014 Cuma

Helo İle Diyalog #2

Şubat 07, 2014 10 Comments
* Üzerindeki kirlenmiş kıyafetleri değiştiriyoruz, sıra çoraplara geliyor.
-anne hayıy isteyiyom
-ama kirlenmiş tatlım bak
-anne başta çobap geti 
-!!!

Normalde 4-5 kelimelik cümleleri duraksayarak söyler tane tane. İlk defa hiç duraksamadan bizler gibi söyledi ve hayret hep çoraplarını çıkarmak isterken bu sefer giymek istedi :)

* Babasıyla tahta kaşıkları topa vurarak hokey oynarlarken ben mutfağı toparlıyordum. Boynunu aşırı şekilde omzuna doğru bükmüş yanıma geldi
-anne diya üzüydü (üzüldü)
- aaa kıyamam bebeğime ne oldu gel bakayım
- baba kaşık (kaşığı) aldı. 

Sözde babası kaşıkları almış da oynatmamış. Halbuki kendi bırakmış oyunu :) İlk defa duygularını ifade ettiği bir konuşma oldu bu (yemeği, yada bişeyleri beğenmesini falan saymıyorum) ve hatta ilk defa böyle açıkça yalancıktan duygu sömürüsü yaptı :/

* Muza ilk konuştuğundan beri nana diye hitap eder. Bugün markette banana diyerek istedi ve aldık. Bir kaç saat sonra evde yemek istediğinde
- anne muz banana ver
- (ikisini birden söyledi önce şaşırdım tabi) al bakalım (soyarken ortadan ikiye kırıldı ve bir parçasını yemeye başladı, sonra bana döndü ve benim elimdeki diğer yarıyla kıyaslayarak)
- anne baaat muz küçüldü
- !! :)

Bu günlerde edilgen kelimeler kullanmaya başladı, "muz küçük" değil küçüldü dedi ve gün içinde de eliyle ezdiği bir şey için ezildi demişti.

Yas:22 ay 2 haftalık 


6 Şubat 2014 Perşembe

Su Çiçeğiymiş

Şubat 06, 2014 19 Comments


Geçtiğimiz hafta sonuna doğru kızım ateşlendi ve burnu akmaya başladı yeniden. Yine bir diş dalgası olduğunu düşündüm ama bir kaç gün sonra kızarıklıkları farkettim. Ağız kenarlarında ve civarında kızarık sivilce gibi şeyler vardı ve ateşin etkisi olarak bir çeşit uçuk olduğunu zannetmiştim. Diğer yerlerde görünce (özellikle makat civarındakiler) gözümü epey korkuttu. Ortası delik (muhtemelen patlamış) sivilcemsi spotlar yara gibi gözüktü ve pişiklerden oldukça farklıydı. Sonra kolunda bir kaç yerde, dizinde bacağının arkasında falan toplam (20-30 arası) spot saydım. Bir akşam ablamla yazışırken sakın su çiçeği olmasın dedi ve internette araştırınca o olduğu kanısına vardım. Yukarıda resmini koyduğum, baby center'ın sitesindeki görselli açıklama bire bir bizimkilere uyuyordu. Görünen spotlar da aynı şekilde idi.

Su çiçeği olduğunu anlayana kadar çoğu geçmişti ama dizindeki 4-5 spot daha geç ortaya çıktığından onları bilinçli olarak takip etmiş oldum. Önce kızardı sonra su topladı ve patladı. Bu sürede kızım hep acıdığını söyledi. Evdeki kaşıntı-alerji kremlerinden sürdüm ve bu gün iyice sönmüş durumdalar. Doktora da gitmedim, çoğu geçmişti çünkü.

Çok şükür hafif şekilde geçirmiş oldu ama düşünmeden edemiyorum. Şöyle ki;  Ablam virüs kaptıktan 20 gün sonra belirtilerin çıktığını söyledi ve buna göre virüsü İstanbul'dan almış olmalı. 1,5 yaş civarında su çiçeği aşısı olmuştu (normalde takvimde öyle mi bilmiyorum bizim biraz karıştı ülke değişimleri sebebiyle) ve muhtemelen bu yüzden hafif geçirdi. Ancak hollandada su çiçeği aşısı yapılmıyor (biz tr de yaptırdık) ve kızım bir çok kez oyun grubuna gitti. Acaba burdaki aşısız çocuklara da bulaştı mı? Umarım bulaşmamıştır.

Böylece çocukken geçirilen bu tip hastalıkların ilkini atlatmış olduk. Dün arkadaşımla dişlerden, yememelerinden dertleşirken, su çiçeğini duyunca "eyvah daha o hastalıklar var bir de di mi?" dedi :)

Varmış. Unutmuştuk hatırladık :)



5 Şubat 2014 Çarşamba

Bence En Zor Dönemi Annelerimiz Yaşadı

Şubat 05, 2014 9 Comments
Çocuk büyürken dertleri de büyür, anne olunca sen de anlarsın gibi sözleri tüm anneler duymuştur herhalde. İkisine de inanıyorum, gün geçtikçe doğruluğuna şahit oluyorum. Çocuğun dertlerinin o büyüdükçe büyümesi meselesini kabullendim artık. Annelik bir çeşit dönüşüm, hoş hayatın kendisi öyle ya. Geniş açıdan bakınca durmadan karşımıza çıkan sınavlar, aşılan/aşılamayan seviyeler, kafa toslamalar, inmeler-çıkmalar böyle geçecek hayat. Daima bir öğrenme, yeniliklere adapte olma, sorunlara çözüm bulmaya çalışma çocuklu hayatta daha yoğun kabul, bunu da hızlandırılmış kurs gibi görüyorum artık ve zihnimin arkaplanında "hadi gelin üstüme korkmuyorum" şarkısı eşliğinde yaşamaya çalışıyorum(z).

Herkesin bir dayanma çubuğu vardır içinde, başı sıkışınca yaslandığı. Ben sık sık kendimi annemin şartları ile kıyaslarken ve o olsa ne yapardı diye düşünürken buluyorum. Ve hissediyorum ki onların zamanına göre daha kolay bizim zamanlarımız.

Hepimizin annesinin söylediği gibi, bezleri elde yıkama, evdeki makinalardan yoksunluk değil sadece. Çocuk ve anne arasındaki bilişsel fark büyüktü o dönemde. Çocuklar her zaman bir önceki nesilden daha üstün donanıma sahip oluyorlar ama ülkemizin genelini düşününce annelerimizin çağı bir geçişti.

Benim annem çok zekidir gerçekten, okuyabilseydi çok başarılı olacağından tüm öğretmenleri hem fikirmiş ama dedem okul uzak diye göndermemiş. Klasik hikaye işte. İlkokul mezunu annem üçü de üniversite mezunu üç kız yetiştirdi. Kendimden de biliyorum, kendini büyümüş zanneden ergen psikolojileri ile uğraşmak, senden daha bilgili (! gerçekten öyle mi kim bilir) çocuklarına yetebilmek zor. Şimdi düşününce nasıl da dengeyi korumuş şaşıyorum. Şahsen ben kendi mantığımın dışındaki doğruları kolay kolay kabul etmeyen bir çocuktum. Şimdi Helo'nun da benzer davranışlar göstermesi, gelecekte muhtemelen benim gibi olması hayatın bana yaptığı eşek şakası olsa gerek :)

Annelerimizin döneminden önce anneler ve çocuklar aşağı yukarı aynı koşullara sahip oluyorlardı ama annelerimizde değişti. Çoğu anne ve çocuğun arasındaki eğitim farkı büyüdü bu dönemde. Eğitimin artması beraberinde sosyalleşmeyi de getiriyor, eskiden çocuklar anasının dizinin dibinde otururken, bu dönemde daha çok dışarıda oldular, dolayısıyla görgüleri arttı,  istekleri /ailesinden beklentileri değişti ve belki de bu dönemde daha yoğun şekilde çocuklar anne-babalarını beğenmedi, yeri geldi onlardan / evlerinden / cahilliklerinden / şivelerinden utandı.  Mesela annem hep anlatır, bizim sülalede ilk üniversiteli olan ablam pantalonla köye gitmiş ve pantalon giyiyor diye dedem çok kızmış ve söylenmiş. Zamanla diğer torunlarında daha ala giyimler gördü ama tabi ki alışmıştı. Kabak ablamın başına patlamıştı yani. O zamanlarda arada kalan annem oluyordu pek tabi. (Annelerimizin gençliğinde pantalon üstü elbise modası ve ispanyol pantalon vardı ama bir dönem kaybomuştu sanırım, ablamın gençliği de seksenli yıllara rastlar, geniş vatkalar, yüksek bel dar paça pantalonlar :) hepsini hatırlıyorum çok özenirdim ) 

Bizim dönemimizde ise bizler anne olarak alabileceğimiz maksimum eğitimleri almış durumdayız ve çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayabilme uğruna almaya da devam ediyoruz.

Kızıma aman yanlış davranmayım psikolojisi bozulur diye uğraşırken annem nasıl başarmış, tek çocuktan çıldırma noktasına geldiğimde annem nasıl sabretmiş, büyüdüm diye deli deli davranıp eve geç gelmelere başladığımda annem nasıl meraktan ölmemiş, ne cep telefonu var ne bişey nasıl dayanabilmiş. Aklıma geldikçe ve o hallerini anımsayınca aslında içinin nasıl kaynadığını anlıyorum şimdi elbet ama o zamanlar farketmezdim.

Çağımızda, elimizin altında internet her sıkıştığımızda danışıyoruz, birazcık bunalsak dertleşecek birini buluyoruz ve bizden daha akıllı çocuklarımıza yetişmek için didinip duruyoruz ama annelerimiz yapabilecekleri çok sınırlıydı. Yine de o imkansızlıkta bunu başardıklarına göre biz de başarabiliriz diye moral veriyorum kendime. Kolay kolay yılmak yok, hemen sinirlenmek yok, hepsinin yaşanması gerekiyor ve gün gelecek geçip gidecek. Hepsi birer tatlı hatıra olarak anılarımızda yer alacak.

4 Şubat 2014 Salı

Biten Temalar Ocak 2014

Şubat 04, 2014 5 Comments
 Aralık ve Ocak aylarının çoğu tatil nedeniyle kaynayınca, tatile gitmeden önce ve geldikten sonra yaptıklarımla bu dönemi kapattım. Şubat ayı için son sürat çalışmaya devam ediyorum. Temaları yaparken genelde blog sahibinin taleplerine sadık kalıyorum. Görüldüğü üzere artık genelde sade tasarımlar tercih ediliyor. Doğrusu ben de aşırı cicili bicili temalardan sıkıldım, minimalist görünümlere eğilim göstermeye başladım.


Ananda'nın blogu benim ilk çalışmalarımdan biriydi. Yıllarca kullandı ama artık wordpresse geçip kendi hostingini kullanmaya karar verdi. Şahane fotoğraflarını daha büyük koyacağı beyaz bir sayfa istiyordu ve çok sevdiği cupcakelerin de bolca yer almasını istedi. Yeni blogu bu adreste yayında http://apinchoflove.net/


İnternette Helo ile yakın zamanlarda doğan bir grup sanal çocuğum var. Onların gelişimlerini, neler yaptıklarını da kızım kadar merak ediyor ve takip ediyorum. Bunlardan biri olan bizim küçük budhamız Demir. Annesi ile aylarca yazıştık. Bir türlü nasıl olması gerektiğine karar veremiyorduk. Sade bir tema istediği kesindi ama headerda ne yer almalı, ilüstrasyon mu, fotoğraf mı? Onlarca denemeden sonra birden bire şu anki logoyu esinlendim. Ve annesi de beğendi. Bazen böyle oluyor, tam o anın gelmesi diye birşey var. Benim favori temalarım arasına girdi. Sidebarı da biraz farklı düzenledim. Buradan okuyabilirsiniz


Miss Çilek'i bilir misiniz? Ben blog okumaya ilk başladığım yıllarda okuyordum, sonra kaybetmişim :( Tema için haberleştiğimizde yeniden bulduğuma çok sevindim, şimdi asla unutmam zira tam da bana lazım olan şeyler var bu blogda. Sade bir sayfa tasarladık, biraz daha derli toplu ve ferah görünmesini sağladım. Bu blogu takip etmenizi öneririm yakında önemli çalışmaları ile daha aktif olacak çünkü.


Tatlı Ev adıyla yayın yapan pasta-kurabiye blogu, ürün yelpazesini genişletince, daha fonksiyonel bir temaya ihtiyaç duymuş ve benimle iletişime geçmişti. Çok şık ürünleri ön plana çıkaran çok şık bir tema düzenledik. Bu temanın altyapısı wordpress kaynaklı idi ve ne yazık ki bloggera dönüştürülmüş wordpress temaları feci şekilde hatalar içeriyor. Yeniden düzgün çalışır hale getirirken öyle çok uğraştım ki, bu güne kadar en çok emek verdiğim site olmaya hak kazandı :) Neyse ki sonuç harika oldu ve ben bir çok yeni şey öğrendim sayesinde. Buradan bakabilirsiniz.


Yine ilk göz ağrılarımdan olan Zeytin Ağacı'nın dar olan şablon yapısını genişletip ferah bir hale gelmesini sağladım. Tabi genişletmek sadece kodlardaki sayıları büyütmek anlamına gelmiyor, görseller de etkileniyor. Bir çok görsel yeniden elden geçti ve yeni görünümüne kavuştu.

Bir ay sonra tema yazısında görüşmek üzere..

Kimi Yerde Hüzün Kimi Yerde Neşe

Şubat 04, 2014 9 Comments
Bu sabah uzun zamandır uyumadığım kadar çok uyumuş halde uyanınca biraz keyifsiz uyandım. Nedense bana fazla uyku yaramıyor, altı saatten fazla yatar halde kaldığımda her yerim ağrımaya başlıyor ve miskinleştiriyor. Sosyal medyadaki Ali İhsan haberlerine bir ah çekip ne yazık ki hiç duraksamadan benden ilgi bekleyen kızımla meşgul olmaya başladım.

Üç gündür yine keyifsizdi, burun akıntısı, ateş ve ateşten olduğunu sandığım ama bu gün başka yerlerde de gördüğüm kızarıklıklar sonucu başka bir şey olduğunu tahmin ettiğim bir hastalık. Çok yoğun değil ama su çiçeği olabileceği kanısına vardık ablamla, aşı olduğundan belki de hafif geçiriyordu. 

Öğlen sadece 5 dakika uyuma numarası yapıp öğle uykusundan kaçtı ve tam 12 saat hiç uyumadan durup, 11 saatlik rekorunu kırdı. Üstelik bu gün biraz yalnız kalmaya ve dua etmeye öyle ihtiyacım vardı ki... Öğle saatlerinde çok uzun zamandır kanserle mücadele eden halamın vefat haberini aldım. Belki acıları dindi belki daha mutlu ama ölüm haberi ne olursa olsun insanı düşündürüyor, içine döndürüyor. Bir yandan içim acırken bir yandan kızımın neşesine ortak olmaya çalıştım ama artık ne kadar başarabildim bilmiyorum. Belki anladı ve bu yüzden normalden biraz daha uzun süre kendi başına oynadı. 

Oysa bu gün, hafta sonu jimnastik grubunu bitirdiğimiz için aldığı madalyayı, hiç beklemediğimiz için o an yaşadığım şaşkınlığı ve gururu yazacaktım. 

Neyse. Böyle işte...