Helodunya büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Helodunya büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2014 Cumartesi

Rüzgar Gibi

Nisan 12, 2014 5 Comments
Geçti, Pazar günü dönüyoruz.

Bu tatilde fazla fotoğraf çekememişim ama çok gezdik. Neredeyse her gün dışarıdaydık. Ancak ne yazık ki hastalıksız atlatamadık.


Önce simit özlemimizi giderdik tabi ki. 


Sonra aniden minicik bir doğum günü kutlaması. Oysa bu tatilin aylar öncesinden planlanma amacı, ilk yaş gününde aşırıya kaçmadan yapmak zorunda kaldığımız doğum gününün acısını çıkarmaktı bu yaş gününde. Fakat kısmet olmayınca olmuyor, öncekinden kat be kat sade bir kutlama oldu. Babannesinin ziyarete geleceğini öğrenir öğrenmez hemen bir pasta alıp onun da dahil olması için küçük bir kutlama yaptık o kadar. Sonrasında yeniden yapabilirdim belki ama hiç canım istemedi.


Bu süreçte ben de bir yaş atladım. Pierre Loti'de minik bir kutlama selfie'si 😋


Tatilde kuzenleriyle bol bol oynadı Helo'cum. Büyük ablamın küçük kızıyla oyun oynarken.


En çok da küçük ablamın küçük oğlu ile kudurdu, mevcut extreme sporlarına yenilerini ekledi sayesinde 😄

Ansiklopediden öğrendiği astronot olma şansını yakalayınca nasıl sevindi nasıl. Tüm gece eniştesinin kaskıyla dolaştı.


Her istanbul ziyaretimde görmek istediğim blog arkadaşlarım oluyor ancak çoğu ile henüz buluşamadık. Çalışanların sadece hafta sonu olduğundan ve benim de yeteri kadar çok hafta sonum olmadığından fırsat oluşmadı. Ancak Burcu ile hafta içi görüşebildik ve Nil ile arkadaşlıkları iyice ilerledi kızımın.


Annesiyle çocukluk arkadaşı olduğum tatlı Ela ile de bol bol oynadılar. 


Tabi en çok kuzeni Egehan ile. Yemek yemeye bile vakit bulamadıklarından çoğunlukla atıştırmayla geçti ne yazık ki.


Bir Vialand'da Avrupa yakasında


Bir göztepe parkında Anadolu yakasında, gezdik durduk.

Bu hafta başından itibaren yoğun burun akıntısı ve hırıltılı öksürük başlayınca, o sırada Anadolu yakasında olmamızın da fırsatıyla ismini çok duyduğum Dr.Mehmet Çetiner'i ziyaret ettik. Anjin olmuş, antibiyotik içerikli ilaç verdi ve bundan sonraki gelişlerimizde ziyaret edeceğimiz doktorumuz oldu kendisi.

Aslında daha Helo daha dünyada yokken yıllar önce kocamla çıktığımız karadeniz turunda tanışmıştık o ve ailesiyle. Nitekim bizi de hatırladı o da. Kızımın genel durumu hakkında kafamda sorular vardı, onları konuştum ve şu dişleri de sordum. Pek anormal bulmadı kendisi.


Daha tamamen iyileşmedi ama gezmeye devam ettik. Eski çalıştığım üniversitedeki hocamı görmeye gittik ve 


Helo'cum beni yalancı çıkarırcasına uslu ve uyumluydu o gün. Geldiğinden beri oturup yemediği kadar yemek yedi ve masadan hiç kalkmadı!


Arada ananesine de eşlik etti :) Ama ananesinin ŞAPKA'sından takmak istemedi 😋


Ve her geçen gün büyüyen saçları gibi, heybemizi güzel anılarla doldurup büyüttük, sırtımıza yükleyip onların tatlı ağırlığıyla yeniden yollara düşeceğiz...


Ve sonra yine geleceğiz...

11 Şubat 2014 Salı

Oyun Dolu Günler

Şubat 11, 2014 9 Comments

Son zamanlarda hep sadece belli konu altında, daha çok bilgi veren yazılar yazdığımı, başka blogları okuyunca farkediyorum. Şöyle içimden geldiği gibi yazayım, konularda daldan dala atlayayım istedim :)

Sabahları 7-8 arasında (en geç 8) uyanan kızım uzun zamandır gece hiç uyanmadan uyuyor çok şükür. Eğer yatmadan önce karnı iyice doymamışsa, gecenin bir ortasında süt istiyor, sonra yine dalıyor. Artık hem gündüz hem gece uykularına geçişi kendisi yapıyor. Tabi bu sürede mutlaka yanında biz de uzanıyoruz. Herkes kendi yatağında uyku aşamasında bekliyor :) Artık şarkı ninni pışpış vs istemiyor ve ağzımı açtığımda hayıy isteyeyo diyo hanfendi.

Türkiyeden geldiğimizden beri hayvan aşkı yeniden depreşti. Bir kova dolusu plastik oyuncak hayvanımız var. Her gece bunları yatağının içine döküyoruz. Filin dişleri, kaplanın pençeleri iğne gibi batacak diye, bir kaç sefer o uyuduktan sonra alacak olduk. Aman aman gecenin bir yarısı eksikliklerini her nasılsa anlıyor ve hayvanları için ağlıyor, biz de apar topar yeniden koyuyoruz. Artık akıllandık katiyen almıyoruz. Bu günlerde biraz seyrelttik sayısını. Mesela şu an uyuyor beşiğinde, onunla birlikte kendi kadar büyük yumuşak bir timsah, bir oyuncak bebek ve onun biberonu, ufak bir çanta deniz hayvanları yanında uyku arkadaşı.


Uyandığında acıkmış olur ve genelde kalkar kalkmaz süt ister, bu durumda kahvatı için iki saat beklememiz gerekiyor. Kahvaltı öğünümüz felaket, çoğunlukla geçiştirilme şeklinde ne yazık ki. Uyanır uyanmaz oyun telaşı başlıyor ayrıca. Bu ara her an her yerde oyun oynuyoruz. Oyunu bırakıp giyinmiyor, dışarı çıkacaksak binbir zahmet, sofraya bile oturmak istemiyor bırakıp. O kadar çok farklı oyun oynuyoruz ki bazılarını o uyduruyor. Geçenlerde hayvanlarını diziyordu, aa dedim bu hayvanlar kaka yapmış temizleyelim. Ben hayali kakadan bahsediyordum ama gitti siyah oyun hamurunu getirdi. Hepsinin altına ufak hamur parçaları koydu, süpürdük topladık kamyona doldurduk kakaları :) bir ara da hamurdan bant yapıp hayvanların yaralarına yapıştırıyorduk :)


Yukarıdaki fotoğrafı instagrama koymuştum. Kaskını takıp itfaiye oluyor ve evde koşup duruyor. Yüksekte kalmış hayvanları kurtarıyoruz. Evet bu ara her oyunumuz hayvanlarla. Gerçi son üç gündür beybi ile de oynuyoruz. Beybiyi çok kıskanıyor, o yatağını kapacak, yemeğini yiyecek diye yarıştırıyoruz iyi oluyor :)

Geçenlerde pepee seyrederken hoptek bölümünde yandan yandan diye bir şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı kendi kendine söyleyip yandan yandan diyor ve oynuyor. Kendine bir oyuncaktan itek yapmış onu sallayıp duruyor. Biraz büyük geldiği için pek giydirmediğim bir eteğini çıkardım, bayıldı. İtek de itek istiyor artık. Bu tip davranışların kesinlikle içsel birşey olduğunu düşünüyorum, görüp de örnek aldığı kimse yok. Yalnız hafta sonu jimnastikte bir kızın prensesli çantası vardı, kızın peşinde dolandı durdu, zor ayırdık. O kız mı dedi bilmem pinsıs demeye başladı. Evdeki scooterında da prenses resmi var, oyuncak bebeğine "beybi baat pinsıs" diyor :) 

Kitaplarla arası iyi, kütüphaneden alıyoruz hala. Orda da kitaplarını kendi seçmeye başladı. Evde henüz kullanmadığı odasını yavaş yavaş hazırlıyoruz. Odada halı yoktu, bir halı ve kitaplık namına bişey aldık, yerleştirdik (ikinci fotoğraf). Bu değişikliklerden sonra odada daha çok vakit geçiriyoruz. Havalar biraz daha ısınınca ayrı yatma aşamasına geçeriz belki.

Tuvalet alışkanlığı konusunda o hazır olmadan birşey yapmayı düşünmüyorum. Evde lazımlık ve klozet aparatı var ama klozete pek oturmuyor. Lazımlığa iki kere üstüste (akşam ve sabah) çişini yaptı ve görünce "başaydı" diye nida attı. Ben de üstüste olunca heveslendim ama sonra herşey yine eskiye döndü, bir dalga imşş demek ki . Bir kere de kakasını yaptı çok sevindi ama sonra denk gelmedi. Böyle böyle farkı anlayıp alışacak sanırım.

Gündüz uykularını saat 3 civarı yapıyor ve 2-3 saat uyuyor. Sabah sekizden üçe kadar epey yorucu oluyor ama neyse ki akşam da çok geç değil yatışı. Genelde 9.30 da uyumuş oluyor. Uyanık olduğu her an oyun, anneyle babayla hiç durmadan oyun. Öyle çok kuduruyoruz ki anlatamam. Bu arada ev işleri yalap şalap oluyor, yemek pişirme ucu ucuna yetişiyor. Şimdi mesela uyurken yemeği koyacağım ardından bilgisayara oturup çalışacağım.

Akşam uykusundan sonra eşimle bir dizi seyrediyoruz, sonra o uyuyor ben yine çalışmaya. Uzun zamandır 3den erken uyumuyorum. 3-7.30 saatleri arası dört buçuk saat uykuyla duruyorum ama yetiyor genelde. Sadece üç günde bir biraz daha uzun uyumam lazım :)

O kadar çalışıyorum ama bu ara işler öyle aksi ki, durmadan sorun çıkıyor, çabuk ilerlemiyor, olmadık engeller çıkıyor ve çok zamanımı yiyiyor. Artık şu Merkür rotasından çıksa da düzelse, sıkıldım vallahi.

İşte bizde durumlar böyle. Siz daha daha nasılsınız ? :)


7 Şubat 2014 Cuma

Helo İle Diyalog #2

Şubat 07, 2014 10 Comments
* Üzerindeki kirlenmiş kıyafetleri değiştiriyoruz, sıra çoraplara geliyor.
-anne hayıy isteyiyom
-ama kirlenmiş tatlım bak
-anne başta çobap geti 
-!!!

Normalde 4-5 kelimelik cümleleri duraksayarak söyler tane tane. İlk defa hiç duraksamadan bizler gibi söyledi ve hayret hep çoraplarını çıkarmak isterken bu sefer giymek istedi :)

* Babasıyla tahta kaşıkları topa vurarak hokey oynarlarken ben mutfağı toparlıyordum. Boynunu aşırı şekilde omzuna doğru bükmüş yanıma geldi
-anne diya üzüydü (üzüldü)
- aaa kıyamam bebeğime ne oldu gel bakayım
- baba kaşık (kaşığı) aldı. 

Sözde babası kaşıkları almış da oynatmamış. Halbuki kendi bırakmış oyunu :) İlk defa duygularını ifade ettiği bir konuşma oldu bu (yemeği, yada bişeyleri beğenmesini falan saymıyorum) ve hatta ilk defa böyle açıkça yalancıktan duygu sömürüsü yaptı :/

* Muza ilk konuştuğundan beri nana diye hitap eder. Bugün markette banana diyerek istedi ve aldık. Bir kaç saat sonra evde yemek istediğinde
- anne muz banana ver
- (ikisini birden söyledi önce şaşırdım tabi) al bakalım (soyarken ortadan ikiye kırıldı ve bir parçasını yemeye başladı, sonra bana döndü ve benim elimdeki diğer yarıyla kıyaslayarak)
- anne baaat muz küçüldü
- !! :)

Bu günlerde edilgen kelimeler kullanmaya başladı, "muz küçük" değil küçüldü dedi ve gün içinde de eliyle ezdiği bir şey için ezildi demişti.

Yas:22 ay 2 haftalık 


6 Şubat 2014 Perşembe

Su Çiçeğiymiş

Şubat 06, 2014 19 Comments


Geçtiğimiz hafta sonuna doğru kızım ateşlendi ve burnu akmaya başladı yeniden. Yine bir diş dalgası olduğunu düşündüm ama bir kaç gün sonra kızarıklıkları farkettim. Ağız kenarlarında ve civarında kızarık sivilce gibi şeyler vardı ve ateşin etkisi olarak bir çeşit uçuk olduğunu zannetmiştim. Diğer yerlerde görünce (özellikle makat civarındakiler) gözümü epey korkuttu. Ortası delik (muhtemelen patlamış) sivilcemsi spotlar yara gibi gözüktü ve pişiklerden oldukça farklıydı. Sonra kolunda bir kaç yerde, dizinde bacağının arkasında falan toplam (20-30 arası) spot saydım. Bir akşam ablamla yazışırken sakın su çiçeği olmasın dedi ve internette araştırınca o olduğu kanısına vardım. Yukarıda resmini koyduğum, baby center'ın sitesindeki görselli açıklama bire bir bizimkilere uyuyordu. Görünen spotlar da aynı şekilde idi.

Su çiçeği olduğunu anlayana kadar çoğu geçmişti ama dizindeki 4-5 spot daha geç ortaya çıktığından onları bilinçli olarak takip etmiş oldum. Önce kızardı sonra su topladı ve patladı. Bu sürede kızım hep acıdığını söyledi. Evdeki kaşıntı-alerji kremlerinden sürdüm ve bu gün iyice sönmüş durumdalar. Doktora da gitmedim, çoğu geçmişti çünkü.

Çok şükür hafif şekilde geçirmiş oldu ama düşünmeden edemiyorum. Şöyle ki;  Ablam virüs kaptıktan 20 gün sonra belirtilerin çıktığını söyledi ve buna göre virüsü İstanbul'dan almış olmalı. 1,5 yaş civarında su çiçeği aşısı olmuştu (normalde takvimde öyle mi bilmiyorum bizim biraz karıştı ülke değişimleri sebebiyle) ve muhtemelen bu yüzden hafif geçirdi. Ancak hollandada su çiçeği aşısı yapılmıyor (biz tr de yaptırdık) ve kızım bir çok kez oyun grubuna gitti. Acaba burdaki aşısız çocuklara da bulaştı mı? Umarım bulaşmamıştır.

Böylece çocukken geçirilen bu tip hastalıkların ilkini atlatmış olduk. Dün arkadaşımla dişlerden, yememelerinden dertleşirken, su çiçeğini duyunca "eyvah daha o hastalıklar var bir de di mi?" dedi :)

Varmış. Unutmuştuk hatırladık :)



4 Şubat 2014 Salı

Kimi Yerde Hüzün Kimi Yerde Neşe

Şubat 04, 2014 9 Comments
Bu sabah uzun zamandır uyumadığım kadar çok uyumuş halde uyanınca biraz keyifsiz uyandım. Nedense bana fazla uyku yaramıyor, altı saatten fazla yatar halde kaldığımda her yerim ağrımaya başlıyor ve miskinleştiriyor. Sosyal medyadaki Ali İhsan haberlerine bir ah çekip ne yazık ki hiç duraksamadan benden ilgi bekleyen kızımla meşgul olmaya başladım.

Üç gündür yine keyifsizdi, burun akıntısı, ateş ve ateşten olduğunu sandığım ama bu gün başka yerlerde de gördüğüm kızarıklıklar sonucu başka bir şey olduğunu tahmin ettiğim bir hastalık. Çok yoğun değil ama su çiçeği olabileceği kanısına vardık ablamla, aşı olduğundan belki de hafif geçiriyordu. 

Öğlen sadece 5 dakika uyuma numarası yapıp öğle uykusundan kaçtı ve tam 12 saat hiç uyumadan durup, 11 saatlik rekorunu kırdı. Üstelik bu gün biraz yalnız kalmaya ve dua etmeye öyle ihtiyacım vardı ki... Öğle saatlerinde çok uzun zamandır kanserle mücadele eden halamın vefat haberini aldım. Belki acıları dindi belki daha mutlu ama ölüm haberi ne olursa olsun insanı düşündürüyor, içine döndürüyor. Bir yandan içim acırken bir yandan kızımın neşesine ortak olmaya çalıştım ama artık ne kadar başarabildim bilmiyorum. Belki anladı ve bu yüzden normalden biraz daha uzun süre kendi başına oynadı. 

Oysa bu gün, hafta sonu jimnastik grubunu bitirdiğimiz için aldığı madalyayı, hiç beklemediğimiz için o an yaşadığım şaşkınlığı ve gururu yazacaktım. 

Neyse. Böyle işte...